Not: Okumakta olduğunuz yazının amacı sitemizin saray kadrosunu tanıtmaya yöneliktir. Neden böyle bir şey burada çünkü bazıları yeşil renkli olan herkesi moderatör sanıyor ama sadece çok az tahmininizden de az kişi var sarayda. Fazlasıyla geyik ve güldürmeye yönelik, biraz işleriyle de ilgili ipucuları barındıran espriler var bir de komik bir anket koydum. Saray üyelerini gözetliyoruz o zaman...
Biri Sarayı Gözetliyor
Okura Not: Bozuk bir ses kaydı olduğundan sözler tam olarak kime ait olduğu bilinmediğinden sadece yazılı bir metin haline topluca getirilmiştir, dahası aralarda bir sürü yerde bozukluk olduğundan sahne atlamaları olması normaldir.
Evvvet, sayın seyirciler. Birkaç aydır gizlice yürüttüğümüz kazma çalışmaları sonucunda tünelimiz bizi saraya ulaştırdı, çaktırmadan herkesin merak ettiği o gizli sarayın içine girmiş bulunuyoruz. şimdi ses bariyerlerine yakalanmamak adına sesimizi kısıyoruz, sonra hareket algılayıcı sistemlere yakalanmamak içinse kuş tüylerini ayaklarımızın tabanlarına yapıştırıyoruz ve fazlalıklarımızdan arınıp tamamen çıplak bir biçimde dolaşıyoruz, bitmedi kameralara karşı da hazırlıklıyız nasıl mı kendinden soslu çörek otlu cipslerimiz sayesinde sese duyarlı kameraların saraya salıverdiğimiz fareleri takip etmesi sağlayacağız.
Hoppala, sen de kimsin ya? Buraya dilencileri aldıklarını bilmiyordum. He he. Kardeş, ben de para filan yok, boşuna uğraşma ama cips verebilirim istersen. Neyse buradaysan bari bize yöndaş olsa, yani rehberlik et, bize Ocakbaşı şövalyesi Walter'ın Odası nerededir sen onu de bir hele.
şimdi, şu ileride duran şömineyi gördün mü?
Evet, duvarlarına tavşan kulakları asılmış hatta?
Onlar tek cümle yazmayı bile becerememiş edebiyata hakaret etmekten cezalarını bu şekilde ödeyen insanların ibret olsun diye asılmış kulakları, neyse önünde duran masayı ve üstündeki kitap yığınını gördün mü?
Yöndaş kardeş, anladık iyisin hoşsun ama gereksiz konuşursun şimdi de bana ne diye görmem de ısrar edersin o kitap yığınını?
O kitap yığını bu zamana kadar Ocakbaşı Hikayeleri ve Kulaktan Kulağa bölümlerinde sergilenen tüm öyküler ve şiirleri içeriyor.
Hım, cidden saray kurulduğundan beri insanlar nice öyküler paylaşmışlar, nice şiirler döktürmüşler. Peki şu kulakların haricinde duvara altın kaplamalı çerçevelerle asılanlar ne oluyor?
Onlar eski zamanlardan beri yapılan yarışmalarda kazanan öyküler, hiç biri unutulmadı ve unutulmayacak.
Ama peki bu boş çerçeveler de neyin nesi?
Onları Walter yakın zamanda astı, her birine her ay özenle yeni bir öykü konulacak.
Aman Tanrım, seyirci dostlarım bir at sesi duyuyorum yoksa evet evet Ocakbaşı şövalyesi Walter geliyor. O gelmeden sessizlik yeminlerimizi hatırlatıp buradan kaçıyoruz, yöndaş oğul sen de benimle gel.
.....
Evet bu oda biraz paslanmış gibi, pelerinler yerlere atıverirmiş. İşte lambayı da bulduk ve açıyoruz. Amanin, bu lamba değilmiş, birdenbire odanın sol duvarı harekete geçti ve gizli bir oda açıldı. Gizli odanın duvarlarında kocaman bir harita ve notlar asılı. Yeni diyar diyor burada. Burası Ciddi Görünmez Sacokhan'ın odası değil midir? Bu harita, yer isimleri filan cidden çok ilginç şeyler dönüyor sarayda...
.....
Ve sevgili dostlar beklenmedik bir şekilde şimdi kendimizi bir mahkeme salonunda bulduk. Ebedi Prenses Illyra Hanım meşgul anlaşılan, hizmetkarları Vampir Edward ve Kral Arthur yanından bir an olsun ayrılmıyorlar. Bakalım kürsüsüne geçmiş yine bu sefer kime edebiyata ettiği hakaretleri yediriyor. Dinlemedeyiz...
Sen Raistlin ve tayfası, yıllarca bu kadar okuru sömürdünüz. Aynı olayları yok başka bir karakterin bakış açısından diye döndürüp dolaştırıp tekrardan okurlara kakaladınız. Torununuzun yeğenleri bile dünyayı kurtardı, tanrılardan çıkartma albümü bile çıkarttınız. Diyarınızı tüm dünyaya maskara ettiniz. Utanmaz, arlanmaz, namussuz olduğunuz yetmezmiş gibi bir de bunca yılın ardından bütçenizi kısıp hiç bir halta benzemeyen ucuz bir çizgi filmle hayranlarınızın karşısına çıktınız. Bitmek bilmeyen romanlarınızın yanında bir de uyduruk filmlerinizle halkı oyalayıp duruyorsunuz. Ebedi Kürsünün kararı açık ve nettir. Tüm dünyadan kitaplarınızın toplanmasına ve ardından çifte telliler eşliğinde hepinizin kitaplarınızla beraber rosto haline gelene kadar yakılmanıza karar verilmiştir. Evet, Edward sıradaki gelsin. Neeey, sırada sen mi varsın? Hadi ya, hala o kızı mı tercih ediyorsun? Aaa demek öyle, edebi kürsünün kararı açık ve nettir. Yapılan araştırmalar sonucunda vampirlerin güneş ışığı altında derileri üzerinde hiç bir şekilde pigment maddelerinin gümüş haline gelmesini sağlayacak olan kimyasal tepkimelerin oluşmadığı açık bir şekilde ortaya çıkartılmıştır, bunların hepsinin ucuz bir makyaj hilesi olduğu ve halkı daha doğrusu ergenlik sivilcelerinden sızan yağlara aldırış ettirmeksizin kendisini bir vampirin kollarına atmaya niyetli seksi kızlarımızı kandırmaya yönelik...
Neyse sevgili seyirciler, Ebedi Prenses Illyra Hanım'ın anlaşılan susmaya niyeti yok. O mahkemesine devam ededursun biz de Aykırı Prens'in hayal makineleri dükkanına doğru yola çıkıyoruz.
....
Rise and Shine, Mr. Freeman. Rise and Shine. Bu makine bizi Half Life alemine sürüklüyor. Peki bu makine.... Victory or Death. Call of Duty alemiymiş. Neyse bu makineleri tek tek denemeye kalksak elbet Dragon Age olanını bulurduk da şimdi aman zaten gizlice geldik, bir de Morrigan ve Leliana yengelerinizle Archdemon ile savaşırken (yani romantizm anlayışım bu benim ne var yane) Alenthas tarafından yakalanırsak alemin maskarası oluruz.
......
Hım maalesef Serbest Ozan Firble'yi göremedik, vahşi batıda gününü gün etmediğine de eminiz ama keşke arada bir buralara da geli geli verse. Neyse yöndaş kardeş, şu taht odasına da bir sızalım da sonra yollu yolunda gerek...
......
Bomboş bir yer burası arkadaş, kilit mi vurdunuz buraya? Yöndaş bana kralı bul, onunla konuşmam gereken şeyyyy... Hasssss...........
İlüzyon büyüsü bozuldu sayın seyiciler, potların en yücesini kafamda kırdığım yetmedi, tavayı da alıp kafama vuru vuru verdim. Affedin, kralım sizi dilenci gibi.... ama siz de ne diye ilüzyon filan ne oluyor öyle... Bacaklarınıza yapışsam beni belki affeder misiniz, adminatörüm, Eflam...
Sus, Kedi... Kedi kedi kedi.. kulakları çizmeli... Burada ne arıyorsun. Rapordan kaçıp denize düştün, tutunacak bir yılan bile bulamadın. Sonra yine tünel kazıyorsun, yetmiyor sarayı fareyle dolduruyorsun. Us biraz usss. Biraz başına akıl doldur...
Lütfen kaydı durdurun beni daha fazla rezil, kepaze etmeyin...
Hayır, hayır kedi. Ekmek fırından çıkıp üstüne çörek otları dökülene kadar burada kalacaksın, önümde eğilmeden namusun ve şerefinle kulaklarını dik açıyla açıp dinleyeceksin beni. Geyik yapmayacaksın artık, ciddi konuları alay konusu yapmayacaksın. Kes, yapıştır yapmayacak, efendi efendi klavyenin tuşlarına basacaksın. Fareyi yormayacaksın sürekli.
Ama Efla...
Çok yordun beni gene, sunum yaparken bile bu kadar dudaklarım kurumuyor. Bir de düşün dudaklarımı kullanmadığım halde dudaklarımı kurutmayı başarıyorsun, neden acaba?
Yeteeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeer, buradaaaaaaaaaaaaaaan aslaaaaaaaaaaaa geçemeeeeeeeeezsin!!!! edasıyla kaçar ben......
Not: Okumakta olduğunuz yazının amacı sitemizin saray kadrosunu tanıtmaya yöneliktir. Neden böyle bir şey burada çünkü bazıları yeşil renkli olan herkesi moderatör sanıyor ama sadece çok az tahmininizden de az kişi var sarayda. Fazlasıyla geyik ve güldürmeye yönelik, biraz işleriyle de ilgili ipucuları barındıran espriler var bir de komik bir anket koydum. Saray üyelerini gözetliyoruz o zaman... :)
[b]Biri Sarayı Gözetliyor[/b]
Okura Not: Bozuk bir ses kaydı olduğundan sözler tam olarak kime ait olduğu bilinmediğinden sadece yazılı bir metin haline topluca getirilmiştir, dahası aralarda bir sürü yerde bozukluk olduğundan sahne atlamaları olması normaldir.
Evvvet, sayın seyirciler. Birkaç aydır gizlice yürüttüğümüz kazma çalışmaları sonucunda tünelimiz bizi saraya ulaştırdı, çaktırmadan herkesin merak ettiği o gizli sarayın içine girmiş bulunuyoruz. şimdi ses bariyerlerine yakalanmamak adına sesimizi kısıyoruz, sonra hareket algılayıcı sistemlere yakalanmamak içinse kuş tüylerini ayaklarımızın tabanlarına yapıştırıyoruz ve fazlalıklarımızdan arınıp tamamen çıplak bir biçimde dolaşıyoruz, bitmedi kameralara karşı da hazırlıklıyız nasıl mı kendinden soslu çörek otlu cipslerimiz sayesinde sese duyarlı kameraların saraya salıverdiğimiz fareleri takip etmesi sağlayacağız.
Hoppala, sen de kimsin ya? Buraya dilencileri aldıklarını bilmiyordum. He he. Kardeş, ben de para filan yok, boşuna uğraşma ama cips verebilirim istersen. Neyse buradaysan bari bize yöndaş olsa, yani rehberlik et, bize Ocakbaşı şövalyesi Walter'ın Odası nerededir sen onu de bir hele.
şimdi, şu ileride duran şömineyi gördün mü?
Evet, duvarlarına tavşan kulakları asılmış hatta?
Onlar tek cümle yazmayı bile becerememiş edebiyata hakaret etmekten cezalarını bu şekilde ödeyen insanların ibret olsun diye asılmış kulakları, neyse önünde duran masayı ve üstündeki kitap yığınını gördün mü?
Yöndaş kardeş, anladık iyisin hoşsun ama gereksiz konuşursun şimdi de bana ne diye görmem de ısrar edersin o kitap yığınını?
O kitap yığını bu zamana kadar Ocakbaşı Hikayeleri ve Kulaktan Kulağa bölümlerinde sergilenen tüm öyküler ve şiirleri içeriyor.
Hım, cidden saray kurulduğundan beri insanlar nice öyküler paylaşmışlar, nice şiirler döktürmüşler. Peki şu kulakların haricinde duvara altın kaplamalı çerçevelerle asılanlar ne oluyor?
Onlar eski zamanlardan beri yapılan yarışmalarda kazanan öyküler, hiç biri unutulmadı ve unutulmayacak.
Ama peki bu boş çerçeveler de neyin nesi?
Onları Walter yakın zamanda astı, her birine her ay özenle yeni bir öykü konulacak.
Aman Tanrım, seyirci dostlarım bir at sesi duyuyorum yoksa evet evet Ocakbaşı şövalyesi Walter geliyor. O gelmeden sessizlik yeminlerimizi hatırlatıp buradan kaçıyoruz, yöndaş oğul sen de benimle gel.
.....
Evet bu oda biraz paslanmış gibi, pelerinler yerlere atıverirmiş. İşte lambayı da bulduk ve açıyoruz. Amanin, bu lamba değilmiş, birdenbire odanın sol duvarı harekete geçti ve gizli bir oda açıldı. Gizli odanın duvarlarında kocaman bir harita ve notlar asılı. Yeni diyar diyor burada. Burası Ciddi Görünmez Sacokhan'ın odası değil midir? Bu harita, yer isimleri filan cidden çok ilginç şeyler dönüyor sarayda...
.....
Ve sevgili dostlar beklenmedik bir şekilde şimdi kendimizi bir mahkeme salonunda bulduk. Ebedi Prenses Illyra Hanım meşgul anlaşılan, hizmetkarları Vampir Edward ve Kral Arthur yanından bir an olsun ayrılmıyorlar. Bakalım kürsüsüne geçmiş yine bu sefer kime edebiyata ettiği hakaretleri yediriyor. Dinlemedeyiz...
Sen Raistlin ve tayfası, yıllarca bu kadar okuru sömürdünüz. Aynı olayları yok başka bir karakterin bakış açısından diye döndürüp dolaştırıp tekrardan okurlara kakaladınız. Torununuzun yeğenleri bile dünyayı kurtardı, tanrılardan çıkartma albümü bile çıkarttınız. Diyarınızı tüm dünyaya maskara ettiniz. Utanmaz, arlanmaz, namussuz olduğunuz yetmezmiş gibi bir de bunca yılın ardından bütçenizi kısıp hiç bir halta benzemeyen ucuz bir çizgi filmle hayranlarınızın karşısına çıktınız. Bitmek bilmeyen romanlarınızın yanında bir de uyduruk filmlerinizle halkı oyalayıp duruyorsunuz. Ebedi Kürsünün kararı açık ve nettir. Tüm dünyadan kitaplarınızın toplanmasına ve ardından çifte telliler eşliğinde hepinizin kitaplarınızla beraber rosto haline gelene kadar yakılmanıza karar verilmiştir. Evet, Edward sıradaki gelsin. Neeey, sırada sen mi varsın? Hadi ya, hala o kızı mı tercih ediyorsun? Aaa demek öyle, edebi kürsünün kararı açık ve nettir. Yapılan araştırmalar sonucunda vampirlerin güneş ışığı altında derileri üzerinde hiç bir şekilde pigment maddelerinin gümüş haline gelmesini sağlayacak olan kimyasal tepkimelerin oluşmadığı açık bir şekilde ortaya çıkartılmıştır, bunların hepsinin ucuz bir makyaj hilesi olduğu ve halkı daha doğrusu ergenlik sivilcelerinden sızan yağlara aldırış ettirmeksizin kendisini bir vampirin kollarına atmaya niyetli seksi kızlarımızı kandırmaya yönelik...
Neyse sevgili seyirciler, Ebedi Prenses Illyra Hanım'ın anlaşılan susmaya niyeti yok. O mahkemesine devam ededursun biz de Aykırı Prens'in hayal makineleri dükkanına doğru yola çıkıyoruz.
....
Rise and Shine, Mr. Freeman. Rise and Shine. Bu makine bizi Half Life alemine sürüklüyor. Peki bu makine.... Victory or Death. Call of Duty alemiymiş. Neyse bu makineleri tek tek denemeye kalksak elbet Dragon Age olanını bulurduk da şimdi aman zaten gizlice geldik, bir de Morrigan ve Leliana yengelerinizle Archdemon ile savaşırken (yani romantizm anlayışım bu benim ne var yane) Alenthas tarafından yakalanırsak alemin maskarası oluruz.
......
Hım maalesef Serbest Ozan Firble'yi göremedik, vahşi batıda gününü gün etmediğine de eminiz ama keşke arada bir buralara da geli geli verse. Neyse yöndaş kardeş, şu taht odasına da bir sızalım da sonra yollu yolunda gerek...
......
Bomboş bir yer burası arkadaş, kilit mi vurdunuz buraya? Yöndaş bana kralı bul, onunla konuşmam gereken şeyyyy... Hasssss...........
İlüzyon büyüsü bozuldu sayın seyiciler, potların en yücesini kafamda kırdığım yetmedi, tavayı da alıp kafama vuru vuru verdim. Affedin, kralım sizi dilenci gibi.... ama siz de ne diye ilüzyon filan ne oluyor öyle... Bacaklarınıza yapışsam beni belki affeder misiniz, adminatörüm, Eflam...
Sus, Kedi... Kedi kedi kedi.. kulakları çizmeli... Burada ne arıyorsun. Rapordan kaçıp denize düştün, tutunacak bir yılan bile bulamadın. Sonra yine tünel kazıyorsun, yetmiyor sarayı fareyle dolduruyorsun. Us biraz usss. Biraz başına akıl doldur...
Lütfen kaydı durdurun beni daha fazla rezil, kepaze etmeyin...
Hayır, hayır kedi. Ekmek fırından çıkıp üstüne çörek otları dökülene kadar burada kalacaksın, önümde eğilmeden namusun ve şerefinle kulaklarını dik açıyla açıp dinleyeceksin beni. Geyik yapmayacaksın artık, ciddi konuları alay konusu yapmayacaksın. Kes, yapıştır yapmayacak, efendi efendi klavyenin tuşlarına basacaksın. Fareyi yormayacaksın sürekli.
Ama Efla...
Çok yordun beni gene, sunum yaparken bile bu kadar dudaklarım kurumuyor. Bir de düşün dudaklarımı kullanmadığım halde dudaklarımı kurutmayı başarıyorsun, neden acaba?
Yeteeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeer, buradaaaaaaaaaaaaaaan aslaaaaaaaaaaaa geçemeeeeeeeeezsin!!!! edasıyla kaçar ben......