by Palisdan » Mon Jun 14, 2004 8:18 pm
Saray soytarısı Tysen taht odasına girdi, yanında İmparator Zen ile Nicone"u evlendirmesi söylenmiş olan rahip vardı. Evlenecek olan çift rahibin önüne yürüdü ve İmparator Zen korumalara gitmelerini emretti. Yalnız Tysen, Yosh ve üç tane daha koruma kaldı. Rahip konuşmaya başladığında Courley fırsatı gördü. Daha kimse gözünü kırpamadan bıçağını çekip oda boyunca koştu. İmparator Zen"in üstüne atladı ve ikisi de yere düştü.
Randon üç korumaya kılıcıyla saldırdı. Tysen sadece olan bitene bakmakla yetindi. Liz de aynısını yaptı. Sonra Yosh"un hançer elinde Randon"a arkasından yaklaştığını gördü. Liz çığlık atıp Randon"u korumak üzere koştu. Yosh ani öfkesi ile küfretti. Liz"i itmeye çalıştı ama kız yerinde kalmakta ısrarcıydı. Yosh kollarını sertçe kavradı ve kızı uzağa fırlattı, Liz de yere düştü. Ã?abucak ayağa kalktı ve Yosh"un Randon"a savurduğu hançeri yemek için tam zamanında araya girdi. Hançer karnına gömüldü ve yoğun acıyla kızın nefesi kesildi.
Randon bunu gördü ve yüksek sesle bağırdı, hızlıca son korumayı da öldürdü ve solgun, beyaz bir yüzle yerde yatan Liz"e bakan Yosh"a döndü. Yosh Randon"u fark etti ve aniden Leyrie"yi yakalayıp kanlı hançeri boğazına dayadı.
"Bana dokunursan o da ölür." dedi.
Ama şövalye dinlemedi. Dizleri üstüne çöktü ve Liz"in yaşamsız bedenini kollarına aldı. Gözyaşları yanaklarından süzülüyordu.
İmparator Zen Courley"i fırlattı ve o da duvara toslayıp yere yığıldı. Ayağa kalkıp kıza baktı ve Randon ile Liz"e son olarak Leyrie"ye, Yosh"un hala tuttuğu her ne kadar hançeri boğazından çekmiş olsa da. "Senden nefret ediyorum!" diye bağırdı Leyrie İmparator Zen"e.
"Ne kadar dokunaklı." diye sessizce konuştu, "Görünüşe göre sen, Yosh ve Randon benim tek şahitlerim olacaksınız. Gel Nicone."
Yeniden rahibin önünde durdular ve rahip konuşmaya başladığında Leyrie onlara bakıyordu.
"Nicone." diye çıktı ağlamaklı sesi gözyaşları yanaklarından akarken, "Yapma bunu! Onu sevmiyorsun!" Ama kardeşi söylenenleri pek de duyuyor gibi gözükmüyordu.
Rahip seremoniye devam etti ve sonunda "Bu çiftin evlenmesine itirazı olan var mı?" dedi. Leyrie bir şey diyemedi, Yosh hançeri gene boğazına dayamıştı.
"Benim var." dedi ansızın karanlık talepkar bir ses.
Herkes kapıya döndü ve orda beyaz sakal ve saçlı yaşlı bir adam vardı. Arkasında Leyrie"nin Makere olarak tanıdığı sarışın adam duruyordu. Fakat zihni o an için onu pek umursamıyordu. Hatta Courley"in ağzının yattığı yerden sessizce "Makere" ismini telaffuz etmesini bile önemsemedi.
"Baba." Leyrie fısıldarken gözlerine yaşlar dolmuştu.
İmparator Zen de Leyrie"nin gördüğünü görmüştü ve seslice küfretti, "Hala yaşıyor musun? şimdiye kadar çoktan açlıktan ölmüş olman lazımdı. Ve dokuz cehennem adına nasıl o kafesten çıktın?"
"Görünüşe göre bu genç adamın udu onu zayıflattı." dedi Kral Derk.
"Nasıl oldu da açlıktan ölmedin peki?"
"Ufak bir peri kurtardı beni. Bana yiyecek verdi. Ormandan meyveler, kökler""
Makere"in omzundaki ufak şey cıvıldadı ve gururla kabardı. Makere onu biraz okşadı, sonra da susturdu.
"İyi" Neyse o zaman şimdi öleceksin." diye tısladı İmparator Zen ve hiçlikten var ettiği bir ateş topunu fırlattı.
Kral Derk eliyle bir hareket yaptı ve ateş topu duvara gitti. "Daha iyisini yapamıyor musun?" diye sordu.
İmparator Zen öfkeliydi. Makere iki büyücünün yolundan uzaklaşmanın en mantıklısı olacağına karar verdi ve odanın diğer ucundaki Courley"nin yanına gitti. İki büyücü ışıklar, şimşek ve ateşler saçarak savaşırken Courley"in önünde diz çöktü.
"Tatlım?" diye fısıldadı endişeli bir sesle, "Yaşıyor musun?"
"Evet aptal, tabi ki yaşıyorum." dedi Courley ve ela gözlerini açıp ona baktı.
Makere ona gülümsedi, "İyi. şimdi ne yapıyoruz?"
"En iyisinin olmasını umuyoruz." dedi Courley ve odanın diğer tarafında savaşan iki adama baktı, "Onu nerde buldun? Ve niye geri döndün?" Yeniden Makere"e baktı.
"Dönmesem seni yeniden göremeyebileceğimden korktum""
Courley"in bakışı yumuşadı ve ona gülümsedi, "Gerçekten mi?"
"Gerçekten. Orman kedisi bana zindanlara inen bir delik gösterdi, Kral Derk"i bulduğum yer orasıydı. Peri dilimiz konusunda pek iyi değil, ismini "Ral" sanmış."
"Kral"" Courley mırıldandı ve periye baktı, "Çok şirin."
Peri yeniden cıvıldadı.
"Sonra Kral Derk"e udumla bir şarkı çaldım ve garip bir şekilde bu onu serbest bıraktı." dedi Makere.
Courley başını salladı, "Kafesi açmaya uğraşırken birisinin aklına gelecek son şey olduğunu düşündüğünden olabilir."
İmparator Zen ve Kral Derk"e baktılar. İkisi de yoruluyordu.
"Liz ve Randon nerede?" diye sordu Makere aniden.
Courley odanın köşesini işaret etti ve Makere onları gördü, "Oh hayır." diye fısıldadı.
"Ã?nceden hiç bu kadar güçlü değildin." dedi Kral Derk İmparator Zen"e. Çok az egzersiz ve az yiyecekle geçen yıllardan sonra yaşlı kral zayıftı ve bol bol terlemekteydi.
"şimdi buna sahibim." dedi İmparator Zen ve tüniğini açtı. Orda göğsünde büyülü kolye sallanıyordu, "şimdi, öl!"
Büyük mavi bir ateş topu fırlattı ve Kral Derk onunla başa çıkmak için fazla zayıftı, yüksek bir hızla duvara çarptı ve kendinden geçmiş şekilde yere yığıldı. Diğerlerine baktı. Leyrie ve Yosh"a baktı. Sonra rahibe döndü, "Hadi bizi evlendir."
Nikah yeniden başladı. Courley ayağa kalktı ve oda boyunca koşup hançer elinde sırtına atladı. O sırada Randon da Liz"in vücudunu bırakmış sessizce Yosh"a ilerlemekteydi.
"Liz"i öldürdün." diye tısladı ve adamın boğazını kesti. Yosh"un gırtlağından lıkırtı sesleri çıktı, Leyrie elinden kurtuldu ve biraz ilerde onlara bakmak için durdu. Yosh yere düştü ve ufak bir kan nehri zemin boyunca ilerledi.
Randon Lizin vücudu yanına geri döndü ve Leyrie de zorlukla soluk almakta olan babasının yanına koştu.
İmparator Zen ve Courley yerde boğuşuyorlardı. Sonunda Zen üste çıktı ve hançeri düşürene kadar Courley"in elini yere vurdu, bu sırada Courley kırılan parmaklarının acısıyla çığlık attı. İmparator Zen sırıttı ve kendi hançerini çıkardı.
"Eveeet" şimdi sen de yüzünde kendine ait bir yara izi ister misin?" diye sordu soğuk bir sesle.
Courley ağlıyordu, "Senden nefret ediyorum." Burnunu çekti, "Ailemi öldürdün" Onlar müthişti, ölmeyi hak etmiyorlardı!"
"Belki de etmiyorlardı." İmparator Zen itiraf etti, "Ama sen ediyorsun""
Elini son ölümcül vuruş için kaldırdı fakat aniden gözleri şaşkınlıkla açıldı ve hareketsizleşti. Sonra yere çuval gibi düştü ve Courley sırtına saplanmış olan hançeri gördü. Ã?abucak gövdeyi üstünden kaldırdı ve eline korkan gözlerle bakan Makere"i gördü. Yanına koştu ve yakınında tuttu.
"Teşekkürler." diye fısıldadı.
"Bunu" bunu yapabileceğimi bilmiyordum. Dart atmada her zaman iyi olmuşumdur ama sanmazdım ki"Sanmazdım ki birine hançer atabilirim""
"Gene de teşekkürler." diye fısıldadı Courley ve onu öptü, "Hayatımı kurtardın."
Makere omuz silkti, "Başka bir şey yapabilir miydim ki?"
"Evet. Bir tavuk gibi bekleyebilirdin."
İmparator Zen"in cesedi yanına gidip çevirdiler, sonra Makere büyülü kolyeyi aldı, "Bunu asıl hak sahibi olan kişiye vermeliyiz." dedi ve Courley başıyla onayladı.
Courley rahibe baktı, "Artık gidebilirsin." dedi ve rahip de başıyla onaylayıp gidebildiği kadar hızlı gitti. Prenses Nicone hareketsiz bir şekilde duruyordu, sanki orda değilmiş gibiydi. Vücudu ordaydı ama ruhu değil.
"Onun ne sorunu var?" diye sordu Makere.
"Hiçbir fikrim yok. Liz onun bir büyü altında olduğunu söylemişti. şimdi büyüyü yapmış olan İmparator Zen öldüğüne göre sanki ruhu da yanında götürmüş gibi duruyor." dedi Courley.
Babasının yanında duran Leyrie"ye doğru gittiler. Kral şimdi kendindeydi, her ne kadar zayıf olsa da. Makere"a baktı, "Tekrar teşekkürler ozan. Bugün çok iyilik yaptın."
"Bir şey değil." dedi Makere, "Görünüşe göre bazı hayatları kaybettik ama."
"Hiç kimse İmparator Zen"in ölümü için yas tutmaz." dedi Leyrie.
"Hayır." Courley kabul etti, "Fakat kızkardeşin iyi değil ve Liz öldü. Onun dışında sadece birkaç koruma ve Yosh."
Sessizleşti ve hepsi uzun süredir unuttukları birisini hatırladı. Tysen, saray soytarısı. O nerdeydi? Sonra bir öksürük sesi duydular ve kafalarını yukarı kaldırdılar. Orda, tavandaki büyük bir avizede Tysen oturuyordu.
"Ordan aşağı in." dedi Leyrie ve o da aşağı atladı.
"Ben" şimdi beni öldürecek misiniz?" dedi ve onlara korkmuş gözlerle baktı.
"Hayır." dedi Kral Derk, "Hala saray soytarısı olabilirsin."
Tysen rahatlamış şekilde gülümsedi ve mutluluktan sıçradı, "Oh teşekkürler efendim, teşekkürler!"
Makere kolyeyi Kral Derk"e verdi, "Bu sizin." dedi.
"Teşekkürler." dedi Kral Derk ve gülümsedi. Sonra giydi ve diğerlerinin gözüne eskisi kadar yorgun değilmiş gibi geldi, hatta eskisi kadar yaşlı bile değildi sanki. Ayağa kalkıp Prenses Nicone"a doğru yürüdü. Diğerleri onu takip etti.
En büyük kızına hüzünlü gözlerle baktı, sonra elini yüzü önünden geçirdi ve kız göz kırpıştırdı. Gözlerini bir daha kırpıştırdı. Birden güç duyulur bir fısıltıyla "Baba?" dedi.
Kral gülümsedi, "Kızım!". Kucaklaştılar. Nicone güçsüz düşmüştü, kral da Tysen"i kendi zamanından beridir kalede olan birkaç koruma bulması ve Nicone"un güvenle yatağına gittiğinden emin olması için yolladı.
"Eski zamandan beridir olan korumalara hayatta ve yeniden yönetimde olduğum haberini yaydıracağım. Hoşlanmayan gidebilir." dedi Kral Derk.
Sonra hepsi Liz"in cansız bedenini tutan Randon"un yanına gittiler. Hala ağlıyordu. Geldiklerinde onlara gözyaşı dolu gözler ve ıslak yanaklarla baktı, "Onu seviyorum." diye fısıldadı, "Fakat çok geç olmadan bunu fark edemedim...şimdi ölü. Ve ona söyleyemiyorum."
"Hala kan akıyor." dedi Courley sessizce, "Kan akıyorsa kalbi de atıyor demektir."
Kral Derk eğildi ve Liz"in yarasına dokundu. Kanama durdu. "Çok zayıf." dedi, "Fakat canlı. Onu bir odaya götürün ve bir şifacının da baktığından emin olun."
Randon"un gözleri umutla ışıldadı, "Hayatta mı?"
"Evet evlat öyle" Kral Derk başıyla da onayladı, "Ama geceyi kurtaracak kadar dahi gücü olduğundan emin değilim. Bekleyip görmek zorundayız."
Devam edecek"
Saray soytarısı Tysen taht odasına girdi, yanında İmparator Zen ile Nicone"u evlendirmesi söylenmiş olan rahip vardı. Evlenecek olan çift rahibin önüne yürüdü ve İmparator Zen korumalara gitmelerini emretti. Yalnız Tysen, Yosh ve üç tane daha koruma kaldı. Rahip konuşmaya başladığında Courley fırsatı gördü. Daha kimse gözünü kırpamadan bıçağını çekip oda boyunca koştu. İmparator Zen"in üstüne atladı ve ikisi de yere düştü.
Randon üç korumaya kılıcıyla saldırdı. Tysen sadece olan bitene bakmakla yetindi. Liz de aynısını yaptı. Sonra Yosh"un hançer elinde Randon"a arkasından yaklaştığını gördü. Liz çığlık atıp Randon"u korumak üzere koştu. Yosh ani öfkesi ile küfretti. Liz"i itmeye çalıştı ama kız yerinde kalmakta ısrarcıydı. Yosh kollarını sertçe kavradı ve kızı uzağa fırlattı, Liz de yere düştü. Ã?abucak ayağa kalktı ve Yosh"un Randon"a savurduğu hançeri yemek için tam zamanında araya girdi. Hançer karnına gömüldü ve yoğun acıyla kızın nefesi kesildi.
Randon bunu gördü ve yüksek sesle bağırdı, hızlıca son korumayı da öldürdü ve solgun, beyaz bir yüzle yerde yatan Liz"e bakan Yosh"a döndü. Yosh Randon"u fark etti ve aniden Leyrie"yi yakalayıp kanlı hançeri boğazına dayadı.
"Bana dokunursan o da ölür." dedi.
Ama şövalye dinlemedi. Dizleri üstüne çöktü ve Liz"in yaşamsız bedenini kollarına aldı. Gözyaşları yanaklarından süzülüyordu.
İmparator Zen Courley"i fırlattı ve o da duvara toslayıp yere yığıldı. Ayağa kalkıp kıza baktı ve Randon ile Liz"e son olarak Leyrie"ye, Yosh"un hala tuttuğu her ne kadar hançeri boğazından çekmiş olsa da. "Senden nefret ediyorum!" diye bağırdı Leyrie İmparator Zen"e.
"Ne kadar dokunaklı." diye sessizce konuştu, "Görünüşe göre sen, Yosh ve Randon benim tek şahitlerim olacaksınız. Gel Nicone."
Yeniden rahibin önünde durdular ve rahip konuşmaya başladığında Leyrie onlara bakıyordu.
"Nicone." diye çıktı ağlamaklı sesi gözyaşları yanaklarından akarken, "Yapma bunu! Onu sevmiyorsun!" Ama kardeşi söylenenleri pek de duyuyor gibi gözükmüyordu.
Rahip seremoniye devam etti ve sonunda "Bu çiftin evlenmesine itirazı olan var mı?" dedi. Leyrie bir şey diyemedi, Yosh hançeri gene boğazına dayamıştı.
"Benim var." dedi ansızın karanlık talepkar bir ses.
Herkes kapıya döndü ve orda beyaz sakal ve saçlı yaşlı bir adam vardı. Arkasında Leyrie"nin Makere olarak tanıdığı sarışın adam duruyordu. Fakat zihni o an için onu pek umursamıyordu. Hatta Courley"in ağzının yattığı yerden sessizce "Makere" ismini telaffuz etmesini bile önemsemedi.
"Baba." Leyrie fısıldarken gözlerine yaşlar dolmuştu.
İmparator Zen de Leyrie"nin gördüğünü görmüştü ve seslice küfretti, "Hala yaşıyor musun? şimdiye kadar çoktan açlıktan ölmüş olman lazımdı. Ve dokuz cehennem adına nasıl o kafesten çıktın?"
"Görünüşe göre bu genç adamın udu onu zayıflattı." dedi Kral Derk.
"Nasıl oldu da açlıktan ölmedin peki?"
"Ufak bir peri kurtardı beni. Bana yiyecek verdi. Ormandan meyveler, kökler""
Makere"in omzundaki ufak şey cıvıldadı ve gururla kabardı. Makere onu biraz okşadı, sonra da susturdu.
"İyi" Neyse o zaman şimdi öleceksin." diye tısladı İmparator Zen ve hiçlikten var ettiği bir ateş topunu fırlattı.
Kral Derk eliyle bir hareket yaptı ve ateş topu duvara gitti. "Daha iyisini yapamıyor musun?" diye sordu.
İmparator Zen öfkeliydi. Makere iki büyücünün yolundan uzaklaşmanın en mantıklısı olacağına karar verdi ve odanın diğer ucundaki Courley"nin yanına gitti. İki büyücü ışıklar, şimşek ve ateşler saçarak savaşırken Courley"in önünde diz çöktü.
"Tatlım?" diye fısıldadı endişeli bir sesle, "Yaşıyor musun?"
"Evet aptal, tabi ki yaşıyorum." dedi Courley ve ela gözlerini açıp ona baktı.
Makere ona gülümsedi, "İyi. şimdi ne yapıyoruz?"
"En iyisinin olmasını umuyoruz." dedi Courley ve odanın diğer tarafında savaşan iki adama baktı, "Onu nerde buldun? Ve niye geri döndün?" Yeniden Makere"e baktı.
"Dönmesem seni yeniden göremeyebileceğimden korktum""
Courley"in bakışı yumuşadı ve ona gülümsedi, "Gerçekten mi?"
"Gerçekten. Orman kedisi bana zindanlara inen bir delik gösterdi, Kral Derk"i bulduğum yer orasıydı. Peri dilimiz konusunda pek iyi değil, ismini "Ral" sanmış."
"Kral"" Courley mırıldandı ve periye baktı, "Çok şirin."
Peri yeniden cıvıldadı.
"Sonra Kral Derk"e udumla bir şarkı çaldım ve garip bir şekilde bu onu serbest bıraktı." dedi Makere.
Courley başını salladı, "Kafesi açmaya uğraşırken birisinin aklına gelecek son şey olduğunu düşündüğünden olabilir."
İmparator Zen ve Kral Derk"e baktılar. İkisi de yoruluyordu.
"Liz ve Randon nerede?" diye sordu Makere aniden.
Courley odanın köşesini işaret etti ve Makere onları gördü, "Oh hayır." diye fısıldadı.
"Ã?nceden hiç bu kadar güçlü değildin." dedi Kral Derk İmparator Zen"e. Çok az egzersiz ve az yiyecekle geçen yıllardan sonra yaşlı kral zayıftı ve bol bol terlemekteydi.
"şimdi buna sahibim." dedi İmparator Zen ve tüniğini açtı. Orda göğsünde büyülü kolye sallanıyordu, "şimdi, öl!"
Büyük mavi bir ateş topu fırlattı ve Kral Derk onunla başa çıkmak için fazla zayıftı, yüksek bir hızla duvara çarptı ve kendinden geçmiş şekilde yere yığıldı. Diğerlerine baktı. Leyrie ve Yosh"a baktı. Sonra rahibe döndü, "Hadi bizi evlendir."
Nikah yeniden başladı. Courley ayağa kalktı ve oda boyunca koşup hançer elinde sırtına atladı. O sırada Randon da Liz"in vücudunu bırakmış sessizce Yosh"a ilerlemekteydi.
"Liz"i öldürdün." diye tısladı ve adamın boğazını kesti. Yosh"un gırtlağından lıkırtı sesleri çıktı, Leyrie elinden kurtuldu ve biraz ilerde onlara bakmak için durdu. Yosh yere düştü ve ufak bir kan nehri zemin boyunca ilerledi.
Randon Lizin vücudu yanına geri döndü ve Leyrie de zorlukla soluk almakta olan babasının yanına koştu.
İmparator Zen ve Courley yerde boğuşuyorlardı. Sonunda Zen üste çıktı ve hançeri düşürene kadar Courley"in elini yere vurdu, bu sırada Courley kırılan parmaklarının acısıyla çığlık attı. İmparator Zen sırıttı ve kendi hançerini çıkardı.
"Eveeet" şimdi sen de yüzünde kendine ait bir yara izi ister misin?" diye sordu soğuk bir sesle.
Courley ağlıyordu, "Senden nefret ediyorum." Burnunu çekti, "Ailemi öldürdün" Onlar müthişti, ölmeyi hak etmiyorlardı!"
"Belki de etmiyorlardı." İmparator Zen itiraf etti, "Ama sen ediyorsun""
Elini son ölümcül vuruş için kaldırdı fakat aniden gözleri şaşkınlıkla açıldı ve hareketsizleşti. Sonra yere çuval gibi düştü ve Courley sırtına saplanmış olan hançeri gördü. Ã?abucak gövdeyi üstünden kaldırdı ve eline korkan gözlerle bakan Makere"i gördü. Yanına koştu ve yakınında tuttu.
"Teşekkürler." diye fısıldadı.
"Bunu" bunu yapabileceğimi bilmiyordum. Dart atmada her zaman iyi olmuşumdur ama sanmazdım ki"Sanmazdım ki birine hançer atabilirim""
"Gene de teşekkürler." diye fısıldadı Courley ve onu öptü, "Hayatımı kurtardın."
Makere omuz silkti, "Başka bir şey yapabilir miydim ki?"
"Evet. Bir tavuk gibi bekleyebilirdin."
İmparator Zen"in cesedi yanına gidip çevirdiler, sonra Makere büyülü kolyeyi aldı, "Bunu asıl hak sahibi olan kişiye vermeliyiz." dedi ve Courley başıyla onayladı.
Courley rahibe baktı, "Artık gidebilirsin." dedi ve rahip de başıyla onaylayıp gidebildiği kadar hızlı gitti. Prenses Nicone hareketsiz bir şekilde duruyordu, sanki orda değilmiş gibiydi. Vücudu ordaydı ama ruhu değil.
"Onun ne sorunu var?" diye sordu Makere.
"Hiçbir fikrim yok. Liz onun bir büyü altında olduğunu söylemişti. şimdi büyüyü yapmış olan İmparator Zen öldüğüne göre sanki ruhu da yanında götürmüş gibi duruyor." dedi Courley.
Babasının yanında duran Leyrie"ye doğru gittiler. Kral şimdi kendindeydi, her ne kadar zayıf olsa da. Makere"a baktı, "Tekrar teşekkürler ozan. Bugün çok iyilik yaptın."
"Bir şey değil." dedi Makere, "Görünüşe göre bazı hayatları kaybettik ama."
"Hiç kimse İmparator Zen"in ölümü için yas tutmaz." dedi Leyrie.
"Hayır." Courley kabul etti, "Fakat kızkardeşin iyi değil ve Liz öldü. Onun dışında sadece birkaç koruma ve Yosh."
Sessizleşti ve hepsi uzun süredir unuttukları birisini hatırladı. Tysen, saray soytarısı. O nerdeydi? Sonra bir öksürük sesi duydular ve kafalarını yukarı kaldırdılar. Orda, tavandaki büyük bir avizede Tysen oturuyordu.
"Ordan aşağı in." dedi Leyrie ve o da aşağı atladı.
"Ben" şimdi beni öldürecek misiniz?" dedi ve onlara korkmuş gözlerle baktı.
"Hayır." dedi Kral Derk, "Hala saray soytarısı olabilirsin."
Tysen rahatlamış şekilde gülümsedi ve mutluluktan sıçradı, "Oh teşekkürler efendim, teşekkürler!"
Makere kolyeyi Kral Derk"e verdi, "Bu sizin." dedi.
"Teşekkürler." dedi Kral Derk ve gülümsedi. Sonra giydi ve diğerlerinin gözüne eskisi kadar yorgun değilmiş gibi geldi, hatta eskisi kadar yaşlı bile değildi sanki. Ayağa kalkıp Prenses Nicone"a doğru yürüdü. Diğerleri onu takip etti.
En büyük kızına hüzünlü gözlerle baktı, sonra elini yüzü önünden geçirdi ve kız göz kırpıştırdı. Gözlerini bir daha kırpıştırdı. Birden güç duyulur bir fısıltıyla "Baba?" dedi.
Kral gülümsedi, "Kızım!". Kucaklaştılar. Nicone güçsüz düşmüştü, kral da Tysen"i kendi zamanından beridir kalede olan birkaç koruma bulması ve Nicone"un güvenle yatağına gittiğinden emin olması için yolladı.
"Eski zamandan beridir olan korumalara hayatta ve yeniden yönetimde olduğum haberini yaydıracağım. Hoşlanmayan gidebilir." dedi Kral Derk.
Sonra hepsi Liz"in cansız bedenini tutan Randon"un yanına gittiler. Hala ağlıyordu. Geldiklerinde onlara gözyaşı dolu gözler ve ıslak yanaklarla baktı, "Onu seviyorum." diye fısıldadı, "Fakat çok geç olmadan bunu fark edemedim...şimdi ölü. Ve ona söyleyemiyorum."
"Hala kan akıyor." dedi Courley sessizce, "Kan akıyorsa kalbi de atıyor demektir."
Kral Derk eğildi ve Liz"in yarasına dokundu. Kanama durdu. "Çok zayıf." dedi, "Fakat canlı. Onu bir odaya götürün ve bir şifacının da baktığından emin olun."
Randon"un gözleri umutla ışıldadı, "Hayatta mı?"
"Evet evlat öyle" Kral Derk başıyla da onayladı, "Ama geceyi kurtaracak kadar dahi gücü olduğundan emin değilim. Bekleyip görmek zorundayız."
Devam edecek"