by Hükümlü » Thu Apr 22, 2004 7:53 am
İşte böylece biter bir zavallının hikayesi. Ne yapacağını bilmeyen bir zavallı. Nereye gideceği belli olmayan, ne düşündüğünü bilmeyen bir zavallı. Her şey hayatta tek istediği şey olan aşk yüzünden başına gelmişti. şimdi ise boş eve bakıyordu. Kösele ayakkabının parke üzerinde çıkardığı boş yankı tüylerini ürpertiyordu. Artık bu evde hiçbir şey bulamazdı. Bir şey kalmamıştı ki zaten hatırlayacak. Amaç da buydu zaten hatırlamamak. Salona geldiğinde ise gördüğü şey onu şaşkına çevirmişti. Bir rüzgar çanı. Beyaz midye kabuklarından yapılmış narin bir çan. Kapının eşiğinde sessiz sedasız kendi halinde salınıyordu. Bakışlarını kaldırdı çana baktı. Yıllar önce onu aldığını zamanı hatırladı. Ev birden canlanmıştı sanki. Mobilyalar gelmişti. Bir halı yerde. Beyaz ütülenmiş perdeler kornişlere asılmıştı. Etrafına baktı. Artık yavaş yavaş insanlar da toplanmaya başlamıştı. Gözleri şaşkınlıkla açıldı zavallının. Gözbebekleri büyüdü. Bir rüzgar çanı mıydı ona her şeyi hatırlatan? Bütün o güzel olan lanetli günleri hatırlatan? Artık her yer insanların gülüşmeleri neşeli kahkahaları ile dolmaya başlamıştı...zavallı ağlamaya başladı. Ellerini yumruk yapıp gözlerine bastırdı. Bir rüzgar çanı. Küçük narin bir çan sadece yılları geri getirmişti ona. Elleri acımaya başlamıştı. Ellerini çekti. Herkes ordaydı. Herkes. Eksik olan yoktu. Bütün hayatı orda gözündeydi ve tabii ki o da ordaydı. Bütün gerçekliği ile. Son bir defa dokunmak için neler vermezdi. Ne verebilirdi? Artık canı kalmıştı elinde. O kadar. Onun ne değeri vardı peki? Gözlerini yumdu tekrar, yumruklarını sıktı. Rüzgar çanı son bir haykırışla yere düştü. Yere düşerken narin beyaz kabukları paramparça oldu, ipleri dolandı. Zavallı gözlerini açtığında yine boş oda karşısındaydı. Sağ eli ise acı bir yara ile sızlamaya başladı. Yere bir iki damla kan düştü.. Ã?ana baktı. Parçalanmış yerde duruyordu. Arkasını döndü ve yine boş yankılar bırakarak evden ayrıldı. Kapıyı çekti. Artık bitmişti. Güneşe baktıktan sonra elleri ceplerinde yol koyuldu. Bilinmez bir yere, ne yapacağını bilemeden. Geriye kalan tek şey iki damla kandı.
İşte böylece biter bir zavallının hikayesi. Ne yapacağını bilmeyen bir zavallı. Nereye gideceği belli olmayan, ne düşündüğünü bilmeyen bir zavallı. Her şey hayatta tek istediği şey olan aşk yüzünden başına gelmişti. şimdi ise boş eve bakıyordu. Kösele ayakkabının parke üzerinde çıkardığı boş yankı tüylerini ürpertiyordu. Artık bu evde hiçbir şey bulamazdı. Bir şey kalmamıştı ki zaten hatırlayacak. Amaç da buydu zaten hatırlamamak. Salona geldiğinde ise gördüğü şey onu şaşkına çevirmişti. Bir rüzgar çanı. Beyaz midye kabuklarından yapılmış narin bir çan. Kapının eşiğinde sessiz sedasız kendi halinde salınıyordu. Bakışlarını kaldırdı çana baktı. Yıllar önce onu aldığını zamanı hatırladı. Ev birden canlanmıştı sanki. Mobilyalar gelmişti. Bir halı yerde. Beyaz ütülenmiş perdeler kornişlere asılmıştı. Etrafına baktı. Artık yavaş yavaş insanlar da toplanmaya başlamıştı. Gözleri şaşkınlıkla açıldı zavallının. Gözbebekleri büyüdü. Bir rüzgar çanı mıydı ona her şeyi hatırlatan? Bütün o güzel olan lanetli günleri hatırlatan? Artık her yer insanların gülüşmeleri neşeli kahkahaları ile dolmaya başlamıştı...zavallı ağlamaya başladı. Ellerini yumruk yapıp gözlerine bastırdı. Bir rüzgar çanı. Küçük narin bir çan sadece yılları geri getirmişti ona. Elleri acımaya başlamıştı. Ellerini çekti. Herkes ordaydı. Herkes. Eksik olan yoktu. Bütün hayatı orda gözündeydi ve tabii ki o da ordaydı. Bütün gerçekliği ile. Son bir defa dokunmak için neler vermezdi. Ne verebilirdi? Artık canı kalmıştı elinde. O kadar. Onun ne değeri vardı peki? Gözlerini yumdu tekrar, yumruklarını sıktı. Rüzgar çanı son bir haykırışla yere düştü. Yere düşerken narin beyaz kabukları paramparça oldu, ipleri dolandı. Zavallı gözlerini açtığında yine boş oda karşısındaydı. Sağ eli ise acı bir yara ile sızlamaya başladı. Yere bir iki damla kan düştü.. Ã?ana baktı. Parçalanmış yerde duruyordu. Arkasını döndü ve yine boş yankılar bırakarak evden ayrıldı. Kapıyı çekti. Artık bitmişti. Güneşe baktıktan sonra elleri ceplerinde yol koyuldu. Bilinmez bir yere, ne yapacağını bilemeden. Geriye kalan tek şey iki damla kandı.