Kuzgunun Sırrı

Post a reply

Confirmation code
Enter the code exactly as it appears. All letters are case insensitive.
Smilies
:D :) :( :o 8O :? 8) :lol: :x :P :oops: :cry: :evil: :twisted: :roll: :wink: :!: :?: :idea: :arrow: :| :mrgreen:

BBCode is ON
[img] is ON
[url] is ON
Smilies are ON

Topic review
   

If you wish to attach one or more files enter the details below.

Maximum filesize per attachment: 256 KiB.

Expand view Topic review: Kuzgunun Sırrı

Kuzgunun Sırrı

by feverbeast » Sat Jun 12, 2004 5:43 am

Güneşin önünü kapayan tek bir bulut bile yoktu; gök yüzü masmaviydi. Altın gibi sarı kumlar her yeri kaplıyor, aldıkları güçle alev alev yanıyorlardı.

Sanki güneşin hâlâ yerinde durup durmadığını merak etmiş gibi, bir çöl kertenkelesi yukarı kaldırdı kafasını; her şey yerindeydi. Bir resimde olsa minik ayaklarının kumda bıraktığı izler çok sevimli gözükürdü. Fakat çölün ortasında olan birinin gözleriyle bakarsak, etrafta sıcaktan başka bir şey olmadığı anlaşılırdı. Ne küçük ayak izleri ne de dört ayaklı patlak gözlü hayvanlar şirin gelirdi insana. O da bu kuralın dışında değildi...

Azimle kavrulan uçsuz bucaksız bir çölde tek başınaydı. Kuraklığı besleyen güneşe lânet etmediği zamanlar, ahşap asasına dayanarak yürüyen yaşlı adam, kumun kendisini yutmaması için çabalıyordu. Kutupların ortasındaki bir bardak sıcak çay gibi açıktı saldırıya. Ter yüzünden yapışmış beyaz saçları ve uzun sakalı birbirine karışmıştı. Yüzünde, vücudunu ele geçiren zehir nedeniyle mor damarlar kabarmıştı. Bilgelik akan gözleri kan kırmızısıydı ve artık yorgunluğu haykırıyorlardı son kalan güçleriyle. Ağzı sıcaktan kurumuş, dudakları birbirine yapışmıştı. Kızıl cüppesini artık taşıyamadığı için omuzları ve sırtı çökmüştü. Yürürken bazen bacakları titriyordu. Çok zayıf ve yaşlı görünüyordu; sanki her an yıkılacakmış gibi. Vücudundan önce ruhunu çürütmüştü sürüngenin lâneti...

Sıcaktan ve susuzluktan ölecek gibi olmadığı bir an ufka baktı. Yer gökle birleşmiş, yolun sonunu ardında saklıyordu. Umudu ve vücudundaki su tükenirken alnındaki teri silip ilerlemeye devam etti...

Güneş! Umudu kurutan Güneş!
İçindeki merhametsiz canavarı,
Ã?ocuksu gülümsemesinin arkasında saklar.
Ay önüne geçtiğinde, bebekler gibi ağlar...

Etrafta kumdan başka oldukça büyük birkaç kaya da vardı. En yakındakinin gölgesinde biraz dinlenmek için ilerlerken, içine bir his doğdu; kötü bir his... Zar zor kafasını kaldırdığında, güneşin alaycı gülümsemesini arada bir bölüp duran akbabaları fark etti. Uzun zamandır onu takip ediyorlardı ama yorgunluktan anlayamamıştı. Gerilerde kalan ama onu soktuğu için bedeninde gerilerde kalmayan yılanın zehri, etkisini çoktan göstermeye başlamıştı bile.

Korkunç bir an öylece bakakaldı. Yukarı sabitlenmiş gözlerle ölmesini bekleyen aç akbabaların uçuşunu izledi sabırla. Kan ve et için hepsinin gözleri alev alevdi. Ã?oğu açlıkla yakın dosttu. Ama arkadan vurmak istedikleri bir dost...

Bir tanesi gözüne ilişti, çok yakındaydı ve alçaktan uçuyordu. Sanki o, açlıkla diğerlerinden biraz daha samimiydi ve arkasından vurmak için biraz acele ediyordu.

"Geber kahrolası!" dedi soğukça ve bir şeyler mırıldandı adam. Eğer orada biri bulunsaydı, gırtlaktan çıkan son hecenin vurgusunu duyduğunda irkilirdi.

Akbaba havada kaskatı kesilip heykel gibi yere düştüğünde çıkan tok ses, yaşlı adamı içine daldığı diyardan geri çağırdı; büyü tamamlanmıştı. Eğer akbaba şanslı gününde olsa bir büyücüye yanaşmazdı; özellikle de bir baş büyücüye. Tam adıyla söylemek gerekirse: Styx şehri Resmi Büyücüler Meclisi, İkinci Klan"ın baş büyücüsüne.

Diğerleri sabırla uçuşmaya devam ettiler. Bir süre sonra iki tanesi sıkılıp, ölen akbabayı kemirmeye koyuldu. Biraz daha leş için birbirleriyle kavga etmeyi de unutmadılar. Ama o et iki akbabayı rahatlıkla doyururdu,
kavganın nedeni büyük ihtimalle açgözlülüktü.

"Düşmeyeceğim!" diye haykırdı öfkeyle ve titreyen bacaklarının sözünü yalanlamasına rağmen ilerlemeye devam etti.

Aniden zamanın geçiyor olduğunu hatırladı; vakit daralıyordu, bir görevi vardı. Umutsuzluk ruhunu sararken sendeledi ve elinden kayan asasıyla birlikte dizlerinin üstüne düştü. Sonra yere yığıldı. Her hareketi fırsat bilen akbabalar gittikçe yaklaşıyordu. Uçmaktan sıkılmış birkaç tanesi daha ölü kuşu kemirmek için yere indi ve anında büyük bir kavga patlak verdi. Tiz ciyaklamalar yüzünden kasveti gizleyen sükûnet bozuldu ama adam hiçbir şeyi fark edememişti; yere düştüğünde burnundan boşalan kanı bile!

Bir süre sonra ayıldı. Asasını alıp ayağa kalktı, ne kadar zaman kaybetmişti bilmiyordu. Bir şey söyleyecekti ama ağzından boşalan kan sözünü kesti. Ã?ksürük nöbeti geldi, bedenini sarstı ve gitti. Suratı ve sakalı kan içinde kalmıştı...

Akbabaları defetmeye çalışıyordu ki, birden kendini garip hissetmeye başladı. Bir süre sonra tükendiğini hissetti ve dizlerinin üstüne düşüp yere yığıldı. Zehir geç de olsa zorlayıcı etkisini göstermişti. Ã?ıngıraklı yılanın yaklaşırken çıkardığı sesi herkes duyabilirdi ama o duymamıştı. Hissizlik etrafını sardı ve bayıldı. Artık orada değildi ve akbabalar da gitmişti.
Hummâlı kâbuslarının getirdiği bulanık hayaletlerle konuşmaya, hayaller görmeye başladı:

Çok yol tepmiş, çok insan tanımıştı. Günlerin lânetlenmeye başladığı, insanların yozlaşmayı asalet olarak gördüğü zamanlarda, diğerlerinden hiçbir farkı olmayan bir şehirdeydi. Kaldığı handa çalışan on bir yaşında bir çocuk vardı. Kapının önünü silmek için diz çökmüştü ama bunun yerine elinde tuttuğu bir parça toprağa bakıyordu. Büyücü çocuğun yanına kadar yürüdü. Ã?ocuk kafasını kaldırdı ve hüzünlü gözlerle yaşlı adama baktı:

"Toprak," dedi, "Gittikçe ufalanıyor ve küçülüyor."
"Tıpkı yaşamlar gibi," dedi büyücü.
"Ufalanmış en küçük parçasında bile daha küçük canlılar yaşıyor. Biz onları elimizde tutuyor ve onlara tepeden bakıyoruz..." onaylaması için büyücüyü bekledi.
"Evet küçüğüm, doğru dedin."
"Eğer onların dünyası bizim gözümüzde küçücük bir noktaysa..." lafını sanki bir sırrı açık etmek istemiyormuş gibi yarım bıraktı.
"Eee?" dedi büyücü, lafın nereye varacağını merak ediyordu.
"Ya biri de""
"Seni işe yaramaz, tembel, geri zekâlı velet! Hemen işinin başına dön! İşe yaramaz köpek! Sana kaytarasın diye mi para veriyorum?" Ã?fke dolu bir ses çocuğun lafını böldü. Babası, daha doğrusu üvey babası her zaman yaptığı gibi onu aşağılama fırsatını kaçırmamıştı. Kim bilir ne büyük zevk alıyordu. Ama eğitim alması gerekirken küçücük bir çocuğu handa çalıştıran bir adamdan daha ne beklenirdi ki?

"Ya biri de elinde bir toprak parçası tutuyorsa ve o toprak parçasında yaşayan küçük canlılar da bizsek?"

Siyah tüylü bir kuş acı dolu sesiyle gaklarken gökyüzünü arşınlıyordu. Ama bunu fark eden sadece çocuk olmuştu.

"Gitsen iyi olacak, ben de işimin başına dönmeliyim." dedi üzgün üzgün.
"Eğer bir gün beni bulmak istersen, burada bulunan kitapçıya bakman yeterli. Zaten koskoca şehirde sadece bir tane var." Gezgin olamayacak kadar yaşlanmıştı ve bir yere yerleşmeye karar vermişti. Kitap satıp insanları bilgilendirmek fena sayılmazdı. Ama bir gün kaderin onu adsız bir çölde tek başına bırakacağını nereden bilebilirdi?
"Peki. Ama artık gitmelisin," dedi çocuk, alelacele kapının önünü silerken.

*** *** *** *** *** *** *** *** *** *** *** *** *** *** *** *** ***

Akbabalar yaklaşırken bilinci yavaşça yerine geldi. Dört bir yandan gelen tiz haykırışlarla gözleri açıldı. Yaşlı adam kendisini bir kum tanesi gibi hissetti. O taneyi oluşturan zerre gibiydi; o zerreyi oluşturan en küçük parçanın yarısının dörtte biri. O kadar küçülmüştü ki, kendini akbabaların yarısı kadar hissediyordu. Sanki onu bir lokmada yutacaklardı. Ve özellikle iki tanesi bunu denemeye hazırdı. Çok yaklaşmışlardı ve ölüp ölmediğini kontrol edeceklerdi. Aslında mönüye yarı canlı birini de alabilirlerdi, sorun olmazdı...

Aniden ufukta beliren siyah bir nokta yüzünden bütün akbabalar hızla dağıldı ve uzaklaşmaya başladı. Sanki bir şeyden kaçıyor gibiydiler; kara bir buluttan... Bunu fark edince adama yaklaşan iki akbaba da uzaklaştı. Siyah nokta büyüdü, büyüdü, büyüdü: Bir kuzgun... Yanına konduğunda yerde hiçbir şey yapamadan yatan adam zorla kafasını çevirip kuzguna baktı. Kuzgun da ona.

Ve sonra, gözleri kapanmadan bir saniye önce, sonsuz bir karanlık çöktü. Ruhunu sardı, ve onu alıp gitti...

Top