Ozanın Yüzleşmesi

Post a reply

Confirmation code
Enter the code exactly as it appears. All letters are case insensitive.
Smilies
:D :) :( :o 8O :? 8) :lol: :x :P :oops: :cry: :evil: :twisted: :roll: :wink: :!: :?: :idea: :arrow: :| :mrgreen:

BBCode is ON
[img] is ON
[url] is ON
Smilies are ON

Topic review
   

If you wish to attach one or more files enter the details below.

Maximum filesize per attachment: 256 KiB.

Expand view Topic review: Ozanın Yüzleşmesi

by Palisdan » Mon Jun 14, 2004 8:20 pm

Toplanma bittikten kısa bir süre sonra arkadaşlarıyla vedalaşıp yeni maceralar için yola koyuldular. Ufak peri Makere"in omzundaki yerini beğenmişti, o yüzden o da onlarla gitti.
"Evet tatlım" dedi Courley kasabanın dışındaki bir yolda yürürlerken, "Benimle evlenip evlenmeyeceğine karar verdin mi?"
Makere bir süre düşündü, "Sanırsam hayır""
Courley ani bir hareketle ona baktı ama parlayan mavi gözlerini görünce yumuşakça vurdu, "Oh, sen""
"Ne?" Makere gülümsedi ve kendini korudu.
"Seni" Aptal, kendini beğenmiş"" Makere onu öpünce devamını getiremedi ve sessizleşti.
"Seninle evleneceğim." dudaklarının arasından söyledi.

Son

by Palisdan » Mon Jun 14, 2004 8:19 pm

Bir hafta kadar sonra taht odasında bir toplanma vardı. Kral Derk tahtta oturuyordu, artık tüm krallıkta geri geldiği biliniyordu. Korumalar onu yeniden gördüklerine oldukça mutlu olmuşlardı. İmparator Zen zamanında tutulanlar bile, kimse ayrılmadı. Kral Derk"in saçı ve sakalı da kesilince en az on yaş daha genç gösteriyordu. İki yanında prensesler oturuyordu. Nicone birkaç gün sonra tamamen kendine gelmişti ama İmparator Zen"in büyüsünün altında olanların hiçbirini hatırlamıyordu.
Courley, Makere ve Randon orda kralın takdirini almak üzere bulunuyorlardı. Başka insanlar da vardı, kale korumaları, kraliyet ailesinin dostları. Kral onlara baktı.
"Hepinize teşekkür ediyorum." dedi, "Çok cesurdunuz ve minnetimin bir ifadesi olarak hepiniz yaptıklarınız karşısında az da olsa belli bir miktar para alacaksınız. Ve seni burada tutmak istiyorum Makere, saray ozanı olarak. Bunu sen de ister misin?"
Makere başını salladı, "Özülerek söylüyorum hayır lordum. Ben bir gezginim. Bir yerde uzun süre kalamam. Gezmeyi seviyorum. Eğer kusuruma bakmazsanız hayır diyeceğim."
Kral gülümsedi, "Neredeyse kabul edeceğini düşünmeye başlamıştım. Fakat gelip bizi ziyaret edeceksin değil mi?"
"Tabi ki lordum!" Makere sırıttı.
"Wizam"dan Leydi Courley" kral devam etti, "Ailen öldükten ve sen kaybolduktan sonra Zen köşkünüzü kendisine aldı. Onu kullanmamış olsa da. şimdi yeniden senin."
"Size teşekkür ediyorum lordum" dedi Courley ve eğilerek selam verdi. Üstünde müthiş duran kırmızı bir elbise giymişti, en azından Makere müthiş olduğunu düşünüyordu. Her ne kadar deri pantolonunu da sevse de, "Kasabaya gittiğim zaman onu kullanacağım. Makere"le gidip gezmeyi planlıyor olsam da."
"Ben de öyle tahmin etmiştim." diye sessizce konuştu kral yüzünde bir sırıtma ifadesiyle, "Güzel.. Tabi senin de kalede bizi ziyaret ettiğini görmekten oldukça hoşnut olacağız."
"Teşekkürler lordum." Courley gülümsedi ve bir daha reveransla eğildi.
"Benimle mi geliyorsun?" Makere ona fısıldadı.
"Evet" geriye gülümsedi, "Fakat yalnızca benimle evlenirsen."
"Bunun üstünde düşüneceğim." Makere sırıttı ve karnına hafif bir yumruk yedi.
"Randon Tria" kral gülümsedi, "En azından sen benim en güvenilir şövalyem olacak mısın? Yoksa sen de mi reddedeceksin?"
Randon da gülümsedi, "Sizin şövalyeniz olmaktan onur duyarım lordum."
"Ah, müthiş!" kralın ağzı kulaklarına vardı, "Sonunda isteklerimi kabul eden birisi."
"Liz de burada kalacak." dedi Prenses Leyrie ve gülümsedi, "Siz ikinizin burada olması çok güzel olacak."
"Evet" diye kabul etti Randon, "Özellikle de bu sabah karım olmayı kabul ettiği için."
"Etti mi?" Leyrie mutlu gözüküyordu, "Bu müthiş!"
Liz"in Yosh"un hançerinden aldığı yarası iyileşmişti, fakat hala yataktan çıkamayacak kadar güçsüzdü, bu nedenle taht odasındaki toplanmaya katılamamıştı.
"Hepinize yeniden teşekkürler dostlarım, bana ve aileme yaptığınız her şey için."

Devam edecek"

by Palisdan » Mon Jun 14, 2004 8:18 pm

Saray soytarısı Tysen taht odasına girdi, yanında İmparator Zen ile Nicone"u evlendirmesi söylenmiş olan rahip vardı. Evlenecek olan çift rahibin önüne yürüdü ve İmparator Zen korumalara gitmelerini emretti. Yalnız Tysen, Yosh ve üç tane daha koruma kaldı. Rahip konuşmaya başladığında Courley fırsatı gördü. Daha kimse gözünü kırpamadan bıçağını çekip oda boyunca koştu. İmparator Zen"in üstüne atladı ve ikisi de yere düştü.
Randon üç korumaya kılıcıyla saldırdı. Tysen sadece olan bitene bakmakla yetindi. Liz de aynısını yaptı. Sonra Yosh"un hançer elinde Randon"a arkasından yaklaştığını gördü. Liz çığlık atıp Randon"u korumak üzere koştu. Yosh ani öfkesi ile küfretti. Liz"i itmeye çalıştı ama kız yerinde kalmakta ısrarcıydı. Yosh kollarını sertçe kavradı ve kızı uzağa fırlattı, Liz de yere düştü. Ã?abucak ayağa kalktı ve Yosh"un Randon"a savurduğu hançeri yemek için tam zamanında araya girdi. Hançer karnına gömüldü ve yoğun acıyla kızın nefesi kesildi.
Randon bunu gördü ve yüksek sesle bağırdı, hızlıca son korumayı da öldürdü ve solgun, beyaz bir yüzle yerde yatan Liz"e bakan Yosh"a döndü. Yosh Randon"u fark etti ve aniden Leyrie"yi yakalayıp kanlı hançeri boğazına dayadı.
"Bana dokunursan o da ölür." dedi.
Ama şövalye dinlemedi. Dizleri üstüne çöktü ve Liz"in yaşamsız bedenini kollarına aldı. Gözyaşları yanaklarından süzülüyordu.
İmparator Zen Courley"i fırlattı ve o da duvara toslayıp yere yığıldı. Ayağa kalkıp kıza baktı ve Randon ile Liz"e son olarak Leyrie"ye, Yosh"un hala tuttuğu her ne kadar hançeri boğazından çekmiş olsa da. "Senden nefret ediyorum!" diye bağırdı Leyrie İmparator Zen"e.
"Ne kadar dokunaklı." diye sessizce konuştu, "Görünüşe göre sen, Yosh ve Randon benim tek şahitlerim olacaksınız. Gel Nicone."
Yeniden rahibin önünde durdular ve rahip konuşmaya başladığında Leyrie onlara bakıyordu.
"Nicone." diye çıktı ağlamaklı sesi gözyaşları yanaklarından akarken, "Yapma bunu! Onu sevmiyorsun!" Ama kardeşi söylenenleri pek de duyuyor gibi gözükmüyordu.
Rahip seremoniye devam etti ve sonunda "Bu çiftin evlenmesine itirazı olan var mı?" dedi. Leyrie bir şey diyemedi, Yosh hançeri gene boğazına dayamıştı.
"Benim var." dedi ansızın karanlık talepkar bir ses.
Herkes kapıya döndü ve orda beyaz sakal ve saçlı yaşlı bir adam vardı. Arkasında Leyrie"nin Makere olarak tanıdığı sarışın adam duruyordu. Fakat zihni o an için onu pek umursamıyordu. Hatta Courley"in ağzının yattığı yerden sessizce "Makere" ismini telaffuz etmesini bile önemsemedi.
"Baba." Leyrie fısıldarken gözlerine yaşlar dolmuştu.
İmparator Zen de Leyrie"nin gördüğünü görmüştü ve seslice küfretti, "Hala yaşıyor musun? şimdiye kadar çoktan açlıktan ölmüş olman lazımdı. Ve dokuz cehennem adına nasıl o kafesten çıktın?"
"Görünüşe göre bu genç adamın udu onu zayıflattı." dedi Kral Derk.
"Nasıl oldu da açlıktan ölmedin peki?"
"Ufak bir peri kurtardı beni. Bana yiyecek verdi. Ormandan meyveler, kökler""
Makere"in omzundaki ufak şey cıvıldadı ve gururla kabardı. Makere onu biraz okşadı, sonra da susturdu.
"İyi" Neyse o zaman şimdi öleceksin." diye tısladı İmparator Zen ve hiçlikten var ettiği bir ateş topunu fırlattı.
Kral Derk eliyle bir hareket yaptı ve ateş topu duvara gitti. "Daha iyisini yapamıyor musun?" diye sordu.
İmparator Zen öfkeliydi. Makere iki büyücünün yolundan uzaklaşmanın en mantıklısı olacağına karar verdi ve odanın diğer ucundaki Courley"nin yanına gitti. İki büyücü ışıklar, şimşek ve ateşler saçarak savaşırken Courley"in önünde diz çöktü.
"Tatlım?" diye fısıldadı endişeli bir sesle, "Yaşıyor musun?"
"Evet aptal, tabi ki yaşıyorum." dedi Courley ve ela gözlerini açıp ona baktı.
Makere ona gülümsedi, "İyi. şimdi ne yapıyoruz?"
"En iyisinin olmasını umuyoruz." dedi Courley ve odanın diğer tarafında savaşan iki adama baktı, "Onu nerde buldun? Ve niye geri döndün?" Yeniden Makere"e baktı.
"Dönmesem seni yeniden göremeyebileceğimden korktum""
Courley"in bakışı yumuşadı ve ona gülümsedi, "Gerçekten mi?"
"Gerçekten. Orman kedisi bana zindanlara inen bir delik gösterdi, Kral Derk"i bulduğum yer orasıydı. Peri dilimiz konusunda pek iyi değil, ismini "Ral" sanmış."
"Kral"" Courley mırıldandı ve periye baktı, "Çok şirin."
Peri yeniden cıvıldadı.
"Sonra Kral Derk"e udumla bir şarkı çaldım ve garip bir şekilde bu onu serbest bıraktı." dedi Makere.
Courley başını salladı, "Kafesi açmaya uğraşırken birisinin aklına gelecek son şey olduğunu düşündüğünden olabilir."
İmparator Zen ve Kral Derk"e baktılar. İkisi de yoruluyordu.
"Liz ve Randon nerede?" diye sordu Makere aniden.
Courley odanın köşesini işaret etti ve Makere onları gördü, "Oh hayır." diye fısıldadı.
"Ã?nceden hiç bu kadar güçlü değildin." dedi Kral Derk İmparator Zen"e. Çok az egzersiz ve az yiyecekle geçen yıllardan sonra yaşlı kral zayıftı ve bol bol terlemekteydi.
"şimdi buna sahibim." dedi İmparator Zen ve tüniğini açtı. Orda göğsünde büyülü kolye sallanıyordu, "şimdi, öl!"
Büyük mavi bir ateş topu fırlattı ve Kral Derk onunla başa çıkmak için fazla zayıftı, yüksek bir hızla duvara çarptı ve kendinden geçmiş şekilde yere yığıldı. Diğerlerine baktı. Leyrie ve Yosh"a baktı. Sonra rahibe döndü, "Hadi bizi evlendir."
Nikah yeniden başladı. Courley ayağa kalktı ve oda boyunca koşup hançer elinde sırtına atladı. O sırada Randon da Liz"in vücudunu bırakmış sessizce Yosh"a ilerlemekteydi.
"Liz"i öldürdün." diye tısladı ve adamın boğazını kesti. Yosh"un gırtlağından lıkırtı sesleri çıktı, Leyrie elinden kurtuldu ve biraz ilerde onlara bakmak için durdu. Yosh yere düştü ve ufak bir kan nehri zemin boyunca ilerledi.
Randon Lizin vücudu yanına geri döndü ve Leyrie de zorlukla soluk almakta olan babasının yanına koştu.
İmparator Zen ve Courley yerde boğuşuyorlardı. Sonunda Zen üste çıktı ve hançeri düşürene kadar Courley"in elini yere vurdu, bu sırada Courley kırılan parmaklarının acısıyla çığlık attı. İmparator Zen sırıttı ve kendi hançerini çıkardı.
"Eveeet" şimdi sen de yüzünde kendine ait bir yara izi ister misin?" diye sordu soğuk bir sesle.
Courley ağlıyordu, "Senden nefret ediyorum." Burnunu çekti, "Ailemi öldürdün" Onlar müthişti, ölmeyi hak etmiyorlardı!"
"Belki de etmiyorlardı." İmparator Zen itiraf etti, "Ama sen ediyorsun""
Elini son ölümcül vuruş için kaldırdı fakat aniden gözleri şaşkınlıkla açıldı ve hareketsizleşti. Sonra yere çuval gibi düştü ve Courley sırtına saplanmış olan hançeri gördü. Ã?abucak gövdeyi üstünden kaldırdı ve eline korkan gözlerle bakan Makere"i gördü. Yanına koştu ve yakınında tuttu.
"Teşekkürler." diye fısıldadı.
"Bunu" bunu yapabileceğimi bilmiyordum. Dart atmada her zaman iyi olmuşumdur ama sanmazdım ki"Sanmazdım ki birine hançer atabilirim""
"Gene de teşekkürler." diye fısıldadı Courley ve onu öptü, "Hayatımı kurtardın."
Makere omuz silkti, "Başka bir şey yapabilir miydim ki?"
"Evet. Bir tavuk gibi bekleyebilirdin."
İmparator Zen"in cesedi yanına gidip çevirdiler, sonra Makere büyülü kolyeyi aldı, "Bunu asıl hak sahibi olan kişiye vermeliyiz." dedi ve Courley başıyla onayladı.
Courley rahibe baktı, "Artık gidebilirsin." dedi ve rahip de başıyla onaylayıp gidebildiği kadar hızlı gitti. Prenses Nicone hareketsiz bir şekilde duruyordu, sanki orda değilmiş gibiydi. Vücudu ordaydı ama ruhu değil.
"Onun ne sorunu var?" diye sordu Makere.
"Hiçbir fikrim yok. Liz onun bir büyü altında olduğunu söylemişti. şimdi büyüyü yapmış olan İmparator Zen öldüğüne göre sanki ruhu da yanında götürmüş gibi duruyor." dedi Courley.
Babasının yanında duran Leyrie"ye doğru gittiler. Kral şimdi kendindeydi, her ne kadar zayıf olsa da. Makere"a baktı, "Tekrar teşekkürler ozan. Bugün çok iyilik yaptın."
"Bir şey değil." dedi Makere, "Görünüşe göre bazı hayatları kaybettik ama."
"Hiç kimse İmparator Zen"in ölümü için yas tutmaz." dedi Leyrie.
"Hayır." Courley kabul etti, "Fakat kızkardeşin iyi değil ve Liz öldü. Onun dışında sadece birkaç koruma ve Yosh."
Sessizleşti ve hepsi uzun süredir unuttukları birisini hatırladı. Tysen, saray soytarısı. O nerdeydi? Sonra bir öksürük sesi duydular ve kafalarını yukarı kaldırdılar. Orda, tavandaki büyük bir avizede Tysen oturuyordu.
"Ordan aşağı in." dedi Leyrie ve o da aşağı atladı.
"Ben" şimdi beni öldürecek misiniz?" dedi ve onlara korkmuş gözlerle baktı.
"Hayır." dedi Kral Derk, "Hala saray soytarısı olabilirsin."
Tysen rahatlamış şekilde gülümsedi ve mutluluktan sıçradı, "Oh teşekkürler efendim, teşekkürler!"
Makere kolyeyi Kral Derk"e verdi, "Bu sizin." dedi.
"Teşekkürler." dedi Kral Derk ve gülümsedi. Sonra giydi ve diğerlerinin gözüne eskisi kadar yorgun değilmiş gibi geldi, hatta eskisi kadar yaşlı bile değildi sanki. Ayağa kalkıp Prenses Nicone"a doğru yürüdü. Diğerleri onu takip etti.
En büyük kızına hüzünlü gözlerle baktı, sonra elini yüzü önünden geçirdi ve kız göz kırpıştırdı. Gözlerini bir daha kırpıştırdı. Birden güç duyulur bir fısıltıyla "Baba?" dedi.
Kral gülümsedi, "Kızım!". Kucaklaştılar. Nicone güçsüz düşmüştü, kral da Tysen"i kendi zamanından beridir kalede olan birkaç koruma bulması ve Nicone"un güvenle yatağına gittiğinden emin olması için yolladı.
"Eski zamandan beridir olan korumalara hayatta ve yeniden yönetimde olduğum haberini yaydıracağım. Hoşlanmayan gidebilir." dedi Kral Derk.
Sonra hepsi Liz"in cansız bedenini tutan Randon"un yanına gittiler. Hala ağlıyordu. Geldiklerinde onlara gözyaşı dolu gözler ve ıslak yanaklarla baktı, "Onu seviyorum." diye fısıldadı, "Fakat çok geç olmadan bunu fark edemedim...şimdi ölü. Ve ona söyleyemiyorum."
"Hala kan akıyor." dedi Courley sessizce, "Kan akıyorsa kalbi de atıyor demektir."
Kral Derk eğildi ve Liz"in yarasına dokundu. Kanama durdu. "Çok zayıf." dedi, "Fakat canlı. Onu bir odaya götürün ve bir şifacının da baktığından emin olun."
Randon"un gözleri umutla ışıldadı, "Hayatta mı?"
"Evet evlat öyle" Kral Derk başıyla da onayladı, "Ama geceyi kurtaracak kadar dahi gücü olduğundan emin değilim. Bekleyip görmek zorundayız."

Devam edecek"

by Palisdan » Mon Jun 14, 2004 8:15 pm

Ormanda Makere doğru yapıp yapmadığından emin olamıyordu. Belki de diğerleriyle gitmeliydi. Hem Courley"i de özlemişti. Belki onu bir daha hiç göremeyecekti. Belki ölecekti! Bu düşünce onun içinde bir yerleri acıttı, özellikle bunu engellemek için hiçbir şey yapmadığını düşününce.
"Sence diğerleri ile gitmeli miydim?" diye sordu orman kedisinin yanında yürüyen Hayley"e.
"Bu senin seçimin." dedi basitçe buçukluk.
"Tamam ama sen ne düşünüyorsun?"
"Bence onlarla gitmeliydin."
"Evet." dedi kedi, "O kısssı ssseviyorssssun, niye bırakassssın?"
Makere omuz silkti, "Yapılacak en iyi şey olduğunu düşündüm. Bana ihtiyacı yok."
"Birisinsin yardıma çok açıdan ihtiyacı varrrrdır. Ssssadece dövüşte değil. Belki de o dövüşmeyen birissssine ihtiyaç duyuyordur. Eğer dövüşen birisssiyle beraber olssssaydı başka hiçbir şey yapmassslardı."
Makere bunun üstünde düşündü. Kedinin haklı olduğu bir nokta vardı. Her ne kadar bunu farklı bir yoldan ifade etmiş olsa da. "Hayley!" dedi, "Beni kaleye geri götür!"
Buçukluk iç çekti, "Biliyordum."
Kaleye geri yürümeye başladılar, "Tanrım, yüzmekten nefret ederim." Makere mırıldandı.
"İçeri başka bir yol daha varrr." dedi orman kedisi.
"Var mı? Nerde?"
"Sssssindanlara giden bir delik var. Ordan inebilirsssin."
"Neden daha önce söylemedin?" diye sordu Makere biraz rahatsız bir şekilde.
"Hiç kimssse sssormadı." dedi büyük yaratık yüzünde sırıtmaya benzer bir ifadeyle.
Bir süre sonra yeniden kaledeydiler. Orman kedisi deliğin olduğu yeri Makere"e gösterdi ve Makere Hayley ve kediyle vedalaştı. Hayley ona gümüş bir hançer verdi. Sonra Makere zindanlara indi. Karanlık bir koridordaydı, her iki yanda kilitli kapılar vardı. Doğru yolda gittiğini umarak koridor boyu yürümeye başladı. İİerde koridor bir başkasıyla kesişti ve önünde seçmek için üç yol belirdi. Sağ tarafı seçti. Sonra bir kesişmeye daha denk geldi, bu sefer dümdüz ileri gitmeyi seçti. Yavaş yavaş kalenin zindanlarının bir labirenti andıran pek çok yönü olduğunu fark etmeye başladı.
Zindanlarda kendisine on yıllarca gibi gelen yürümenin sonunda ansızın bir ses duydu. Sanki duvara vuran birisinin sesi gibi. Ses yönünde yürümeye başladı. Orman kedisinin Liz"e bahsettiği esiri duymuştu ve yapabilirse zavallı adamı kurtaracaktı. İsmi "Ral" mıyd yoksa kedi başka bir şey mi demişti?
Kısa bir süre sonra diğerlerinden daha fazla kullanıldığı belli olan bir kapının önüne geldi. Açmayı denedi ama kilitli olduğunu gördü. "İçerde birisi var mı?" diye fısıldadı.
"Evet." dedi bir ses, "Sen kimsin?"
"Makere. Bir ozanım."
"Bir ozan?" adam şaşırmış gibiydi, "Bir ozanın zindanlarda ne işi var?"
"Kaleye çıkmaya gidiyorum, birkaç arkadaşı görmeye."
"Oh."
"Ordan çıkmak ister misin?" diye sordu Makere.
"Bu konuda bahse girebilirsin!"
"Kapı kilitli ama. Ve bende anahtar yok" Ve hatta kilidi açmak için kullanabileceğim ufak bir şey bile yok."
"Bir parça tel işini görür mü?"
"Evet, çok iyi olur."
"Bir dakika bekle o zaman ve Mitzi senin için getirir."
"Tamam""
"Bir süre bekledikten sonra ufak pembe kanatlı bir şeyin ağzında bir telle kendisine doğru uçtuğunu gördü.
"Mitzi?" diye sordu ve ufak şey başıyla onayladı, "Sen bir peri misin?"
Ufak şey başıyla yeniden onayladı, omzuna oturdu ve ona teli verdi. Makere kilitle uğraşmaya başladı. Bir klik sesi duyuldu ve kapı açıldı. Makere içeri bir adım attı ve üstünde uyumak için konmuş sade bir tahta sıra ile dekore edilmiş ufak bir oda buldu. Sırada uzun beyaz saç ve sakallı yaşlıca bir adam oturuyordu. Yeşil gözleri Makere"e merakla bakıyordu.
"Selamlar, Makere." deyip gülümsedi.
"Selamlar lordum." dedi Makere ve geri gülümsedi.
"Maalesef, beni yalnızca yarı yarıya serbest bırakabildin." dedi yaşlı adam, "Bir büyü kafesindeyim, göremesen de, ama yaklaşırsan ona çarparsın."
Makere de denedi ve kendini görünmez bir duvarla savaşırken buldu, "Anlıyorum. Bunu nasıl kaldırabiliriz?"
"Kim bilir?" adam iç çekti ve Makere"e sıcak bir bakış attı, "Fakat lütfen bana bir şarkı çalın. En son güzel bir şeyler duyalı çok uzun zaman geçti."
"Tabi." Makere gülümsedi ve udunu çıkardı.

Devam edecek"

by Palisdan » Mon Jun 14, 2004 8:14 pm

Courley zeminde çevresine bakındı. Boştu ve tek ışık birkaç mumdan geliyordu. Odaya birkaç sıcak kaynak dökülüyordu. Doğal bir mağaraydı, kale üstüne sonradan kurulmuştu. Az sayıdaki soğuk kaynaklardan birinden gelmişlerdi, muhtemelen de nerdeyse hiç kullanılmayan bir tanesinden, diğerlerine kıyasla biraz fazla kenarda köşede kalıyordu.
Sonra peşinden soğuk kaynaktan birisi daha geldi. Bu Liz"di. Elbisesi şimdi sırılsıklamdı ve üstünde ikinci bir deri gibi duruyordu.
"Seksi." Courley sırıttı ve Liz de bir an için sırıttı.
"Birisi var mı?" diye sordu.
"Yok. Sadece biz."
Randon da Liz"in ardı sıra geldi. En fazla giysi giyen de oydu; tünik, pantolon, bot.
"Yalnızız." dedi Courley sormaya fırsat bırakmadan.
Randon çevresine bakındı ama sonra gözleri Liz"in elbisesinde takılı kaldı. Liz sudan çıkıp Courley"in arkasına geçti, onun tüniği önünde ölü bir karga gibi duruyordu. Bir süre sonra gözlerini ayırmayı başardı ve kaynaktan dışarı çıktı.
"Ã?yleyse" Gidelim mi?" diye sordu Courley ve mağara boyunca kaleye çıkan aydınlatılmış merdivenlere doğru yürümeye başladılar.
Merdivenden çıktıklarında kendilerini uzun bir koridorda buldular. Hiç kimse yoktu, onlar da koridor boyunca yürümeye başladılar.
"Taht odası nerde?" Randon"un fısıltısı duyuldu.
"Bu koridorun sonunda." Liz cevapladı.
"Siz de bu işin fazla kolay olduğunu düşünmüyor musunuz?" kısa bir süre sonra Courley sordu.
"Niye?"
"İmparator Zen geleceğimizi biliyordu, fakat koridorlarda hiç koruma yok." dedi Courley.
"Muhtemelen yatak odasındadır." dedi Liz, "Sonuçta gecenin bir yarısındayız."
"Evet. Fakat gene de"" dedi Courley, "Bu kadar boş olmamalıydı! Hala fazla kolay olduğunu düşünüyorum."
"Son derece haklı." dedi ansızın karanlık bir ses ve koridordaki tüm kapılar açıldı ve her birinin içlerinde birkaç koruma vardı. İmparator Zen taht odasından çıktı ve onlara baktı, "Ziyaret etmeniz ne kadar güzel." dedi ve onlara gülümsedi.
"Hiç dert değil." Courley mırıldandı.
"Ah, Courley." dedi İmparator Zen karanlık gözlerini üstünden ayırmadan, "Beni yeniden ziyaret etmeni bekliyordum. En son seferi hatırlatan yara izine hala sahibim."
"Boğazını kaçırdım." dedi Courley ve omuz silkti, "Bana bir şans verirsen yeniden deneyebilirim. Ve bu sefer kaçırmam."
"Ne kadar memnuniyet verici"" diye sessizce söylendi ve bir korumaya döndü, "Onları taht odasına götürün."
"Tamam Sahip!"
Kısa bir vakit sonra korumalarla sarılmış bir şekilde taht odasında duruyorlardı. Korumaların bazıları dinlenmeye veya devriyelerine dönmüşlerdi. İmparator Zen onlara bakarak tahtta oturuyordu, "Birkaç dakika içinde istediğim herkes burada olmuş olur." dedi.
Gerçekten de söz konusu dakikalar bitmeden Yosh iki prensesle gelmişti. Nicone sakin duruyordu, ne de olsa olacaklardan haberdardı. Hatta güzel beyaz bir giysi bile giyiyordu. Leyrie beyaz bir gecelik içindeydi ve uzun saçları omzundan taranmamış şekilde sallanıyordu. Esirleri görünce Liz"e baktı.
"Liz!" diye bağırıp ona koştu, ikisi de birbirini kucakladı.
İmparator Zen siyah gözleriyle onlara bakıyordu, "Ne kadar şirin." dedi.
Leyrie ona ters bir bakış attı, "Birisinin öyle olması iyi, sence de öyle değil mi?"
İmparator Zen onu yok saydı ve Nicone"a gülümsedi.
"Gel buraya canım." dedi ve prenses de öyle yaptı. Leyrie onlara dik dik bakmaktan fazlasını yapmadı.
"Onu tamamen elinde tutuyor." dedi Liz"e, "Ve neden olduğunu anlamıyorum."
Liz"in yüzünde bir süre konsantrasyon belirdi, sonra iç çekti, "Bir büyü altında. O nedenle. O kendisi değil."
Leyrie endişeli yeşil gözlerle baktı, "Kırabilir miyiz?"
"Maalesef hayır. İmparator Zen"in gücü benimkinden çok fazla."
"Siz ne planlar fısıldaşıyorsunuz orda?" İmparator Zen onlara aniden sordu kendine güven dolu gülümsemesiyle.
"Boşver." Leyrie mırıldandı.
"Eveeet" şimdi ne yapmayı planlıyorsun?" dedi Courley.
İmparator Zen gülümsedi ve çıplak bacaklarıyla ıslak tüniğine baktı, "Güzel"" dedi sözcükleri uzatarak, "Sanırım sizi öldüreceğim""
"Oh, yihuu."
"Eminim seni ölürken görmenin güzel bir yolunu bulabilirim canım." dedi İmparator Zen karanlık parlayan gözlerle, "Uzun bir süre alan çok acı verici bir ölüm. Belki de her seferinde ufak bir parçanı kestiririm?"
"Müthiş. Fakat yalnızca ben de sana aynısını yapabilirsem."
"Belki başka bir hayatta. Fakat önce evlenmek istiyorum."
Ufak grupta şaşkınlık nidaları yükseldi, "Yapamazsın!" diye bağırdı Leyrie, "Eğer Nicone"un kendi iradesi olsaydı hayır derdi!"
"Fakat kendi iradesi yok, değil mi?" İmparator Zen gülümsedi, "Ve bu benim için iyi, çünkü bu bana taht üzerinde mutlak hak veriyor."
"Sende zaten ondan olduğunu sanıyordum." dedi Courley.
"Hmm" Hiçbir zaman kesin bilemezsin, değil mi?" İmparator Zen kendi kendine mırıldanır gibiydi ve yüzünden bir acı geçti fakat onlara baktığında kayboldu, "Sizler benim şahitlerim olacaksınız. Yosh, rahip nerde?" sesi sinirliydi.
"Hmm" Yolda Sahip." dedi Yosh, "Gecenin bir yarısındayız ve hazırlanması biraz zaman alıyor."
"Gecenin bir yarısında olduğumuzu biliyorum!" İmparator Zen"in sesinden insanın kanını donduran bir nefret akıyordu.
"Bu gece biraz huysuzuz ha." Courley sırıttı.

Devam edecek...

by Palisdan » Mon Jun 14, 2004 8:06 pm

Courley zeminde çevresine bakındı. Boştu ve tek ışık birkaç mumdan geliyordu. Odaya birkaç sıcak kaynak dökülüyordu. Doğal bir mağaraydı, kale üstüne sonradan kurulmuştu. Az sayıdaki soğuk kaynaklardan birinden gelmişlerdi, muhtemelen de nerdeyse hiç kullanılmayan bir tanesinden, diğerlerine kıyasla biraz fazla kenarda köşede kalıyordu.
Sonra peşinden soğuk kaynaktan birisi daha geldi. Bu Liz"di. Elbisesi şimdi sırılsıklamdı ve üstünde ikinci bir deri gibi duruyordu.
"Seksi." Courley sırıttı ve Liz de bir an için sırıttı.
"Birisi var mı?" diye sordu.
"Yok. Sadece biz."
Randon da Liz"in ardı sıra geldi. En fazla giysi giyen de oydu; tünik, pantolon, bot.
"Yalnızız." dedi Courley sormaya fırsat bırakmadan.
Randon çevresine bakındı ama sonra gözleri Liz"in elbisesinde takılı kaldı. Liz sudan çıkıp Courley"in arkasına geçti, onun tüniği önünde ölü bir karga gibi duruyordu. Bir süre sonra gözlerini ayırmayı başardı ve kaynaktan dışarı çıktı.
"Ã?yleyse" Gidelim mi?" diye sordu Courley ve mağara boyunca kaleye çıkan aydınlatılmış merdivenlere doğru yürümeye başladılar.
Merdivenden çıktıklarında kendilerini uzun bir koridorda buldular. Hiç kimse yoktu, onlar da koridor boyunca yürümeye başladılar.
"Taht odası nerde?" Randon"un fısıltısı duyuldu.
"Bu koridorun sonunda." Liz cevapladı.
"Siz de bu işin fazla kolay olduğunu düşünmüyor musunuz?" kısa bir süre sonra Courley sordu.
"Niye?"
"İmparator Zen geleceğimizi biliyordu, fakat koridorlarda hiç koruma yok." dedi Courley.
"Muhtemelen yatak odasındadır." dedi Liz, "Sonuçta gecenin bir yarısındayız."
"Evet. Fakat gene de"" dedi Courley, "Bu kadar boş olmamalıydı! Hala fazla kolay olduğunu düşünüyorum."
"Son derece haklı." dedi ansızın karanlık bir ses ve koridordaki tüm kapılar açıldı ve her birinin içlerinde birkaç koruma vardı. İmparator Zen taht odasından çıktı ve onlara baktı, "Ziyaret etmeniz ne kadar güzel." dedi ve onlara gülümsedi.
"Hiç dert değil." Courley mırıldandı.
"Ah, Courley." dedi İmparator Zen karanlık gözlerini üstünden ayırmadan, "Beni yeniden ziyaret etmeni bekliyordum. En son seferi hatırlatan yara izine hala sahibim."
"Boğazını kaçırdım." dedi Courley ve omuz silkti, "Bana bir şans verirsen yeniden deneyebilirim. Ve bu sefer kaçırmam."
"Ne kadar memnuniyet verici"" diye sessizce söylendi ve bir korumaya döndü, "Onları taht odasına götürün."
"Tamam Sahip!"
Kısa bir vakit sonra korumalarla sarılmış bir şekilde taht odasında duruyorlardı. Korumaların bazıları dinlenmeye veya devriyelerine dönmüşlerdi. İmparator Zen onlara bakarak tahtta oturuyordu, "Birkaç dakika içinde istediğim herkes burada olmuş olur." dedi.
Gerçekten de söz konusu dakikalar bitmeden Yosh iki prensesle gelmişti. Nicone sakin duruyordu, ne de olsa olacaklardan haberdardı. Hatta güzel beyaz bir giysi bile giyiyordu. Leyrie beyaz bir gecelik içindeydi ve uzun saçları omzundan taranmamış şekilde sallanıyordu. Esirleri görünce Liz"e baktı.
"Liz!" diye bağırıp ona koştu, ikisi de birbirini kucakladı.
İmparator Zen siyah gözleriyle onlara bakıyordu, "Ne kadar şirin." dedi.
Leyrie ona ters bir bakış attı, "Birisinin öyle olması iyi, sence de öyle değil mi?"
İmparator Zen onu yok saydı ve Nicone"a gülümsedi.
"Gel buraya canım." dedi ve prenses de öyle yaptı. Leyrie onlara dik dik bakmaktan fazlasını yapmadı.
"Onu tamamen elinde tutuyor." dedi Liz"e, "Ve neden olduğunu anlamıyorum."
Liz"in yüzünde bir süre konsantrasyon belirdi, sonra iç çekti, "Bir büyü altında. O nedenle. O kendisi değil."
Leyrie endişeli yeşil gözlerle baktı, "Kırabilir miyiz?"
"Maalesef hayır. İmparator Zen"in gücü benimkinden çok fazla."
"Siz ne planlar fısıldaşıyorsunuz orda?" İmparator Zen onlara aniden sordu kendine güven dolu gülümsemesiyle.
"Boşver." Leyrie mırıldandı.
"Eveeet" şimdi ne yapmayı planlıyorsun?" dedi Courley.
İmparator Zen gülümsedi ve çıplak bacaklarıyla ıslak tüniğine baktı, "Güzel"" dedi sözcükleri uzatarak, "Sanırım sizi öldüreceğim""
"Oh, yihuu."
"Eminim seni ölürken görmenin güzel bir yolunu bulabilirim canım." dedi İmparator Zen karanlık parlayan gözlerle, "Uzun bir süre alan çok acı verici bir ölüm. Belki de her seferinde ufak bir parçanı kestiririm?"
"Müthiş. Fakat yalnızca ben de sana aynısını yapabilirsem."
"Belki başka bir hayatta. Fakat önce evlenmek istiyorum."
Ufak grupta şaşkınlık nidaları yükseldi, "Yapamazsın!" diye bağırdı Leyrie, "Eğer Nicone"un kendi iradesi olsaydı hayır derdi!"
"Fakat kendi iradesi yok, değil mi?" İmparator Zen gülümsedi, "Ve bu benim için iyi, çünkü bu bana taht üzerinde mutlak hak veriyor."
"Sende zaten ondan olduğunu sanıyordum." dedi Courley.
"Hmm" Hiçbir zaman kesin bilemezsin, değil mi?" İmparator Zen kendi kendine mırıldanır gibiydi ve yüzünden bir acı geçti fakat onlara baktığında kayboldu, "Sizler benim şahitlerim olacaksınız. Yosh, rahip nerde?" sesi sinirliydi.
"Hmm" Yolda Sahip." dedi Yosh, "Gecenin bir yarısındayız ve hazırlanması biraz zaman alıyor."
"Gecenin bir yarısında olduğumuzu biliyorum!" İmparator Zen"in sesinden insanın kanını donduran bir nefret akıyordu.
"Bu gece biraz huysuzuz ha." Courley sırıttı.

Devam edecek...

by Palisdan » Mon Jun 14, 2004 8:04 pm

Günbatımında ormanın sonuna varmışlardı, muazzam büyüklükteki kale önlerinde yükseliyordu. Uzunca bir süre hepsi sessiz şekilde sadece kaleye bakarak durdular, bu yolculuklarının sonuna vardıkları anlamına geliyordu. Kalenin arkasına fon oluşturan gökyüzünün rengi o günbatımına özgü kırmızılıktı ve bu kalenin gözlerine büyük siyah bir dev olarak gözükmesini sağlıyordu.
"Nasıl içeri gireceğiz?" Randon sordu.
"Bir geçit var"" dedi Hayley, "Fakat o yoldan gitmek biraz zor."
"Nerde?" diye atladı Courley.
"şu ilerdeki pınarda." diye cevabını verdi Hayley, "Bir iki metre aşağı yüzmeniz gerekecek, orda bir delik göreceksiniz. Ordan içeri yüzün ve ılık kaplıcaların olduğu zeminden dışarı çıkarsınız."
"Anlıyorum"" Courley buçukluğa baktı, "Ve başka bir yol yok mu?"
"Bildiğim yok. Ama en azından orda askerler olmaz. Geceye kadar beklerseniz banyo yapan bir başkası da olmaz hatta."
"Haklı." diye araya girdi Randon, "Yüzme bilmeyen?"
Hiç kimse bir şey söylemedi. "Galiba herkes yüzebiliyor o zaman." Randon mırıldandı, "Ã?yleyse birkaç saat bekleyelim ve sonra kaleye gireriz."
Hepsi ormanın kenarında oturdu. Yakalanma korkusuyla ateş yakmadılar. Sonunda Makere bir süredir söylemeyi düşündüğü şeyi söylemeye karar verdi.
"Sizinle kaleye gelmeyeceğim." dedi.
"Courley ona dik dik baktı, "Niye gelmiyorsun?" Ses tonu suçlayıcıydı.
"Yani" Pek yardımım olmaz. Dövüş benim alanım değil. Orda hepiniz bensiz daha iyi olursunuz." açıklamasını yaptıktan sonra Hayley"e döndü, "Beni köye geri götürebilir misin?"
Buçukluk omuz silkti, "Tabi."
Courley Makere"e öfkeli bir bakış attı, sonra ayağa kalktı, onu tüniğinden sıkıca yakaladıktan sonra diğerlerinin görüşünden uzağa sürükledi.
"Ne?" diye sordu tüniğini bıraktığında.
"Sen bir tavuksun Makere!" Courley azarlıyordu, "Bizimle beraber gelmemenin tek sebebi bu."
"Ve tüm hayatım boyunca bir tavuk olduğumdan dövüşmek hakkında hiçbir şey bilmem!" Makere azarlamasına cevap verdi, "Sadece ayağınızın altında dolaşacağım veya öldürüleceğim. Eğer oraya gidecek kadar aptalsanız aynen size de olacağı gibi!"
"Hiç insanlık için iyi bir şey yapmak istediğin olmuyor mu?"
"Hayır!"
"İyi" O zaman git! Sadece git! Bizi ölüme terket!"
"Oraya gitmek zorunda değilsiniz." dedi Makere, şimdi daha sessiz.
"Zorundayım." dedi Courley ve ona baktı, "Aksi halde bana rahat olmayacak. Ailemi öldüren kişinin cezasız kaldığını görerek""
Sessizlik içinde birbirlerine bir süre baktılar. Sonra Makere öne eğildi ve dudaklarını onunkine dokunmaya bıraktı. Courley tamamıyla hareketsiz durdu, nefes bile almadı.
"Bunu yaptığıma göre o kadar da tavuk değilmişim." öpücük bittiğinde Makere gülümsedi.
Courley ela gözleri ile ona baktı, "Olman mı gerekiyordu?"
"Hançerini düşünüyordum da."
"Oh. O sadece Kells ve İmparator Zen gibiler için." dedi Courley.
Makere ona baktı, "Bu hayatımdan korkmadan seni yeniden öpebileceğim anlamına mı geliyor?"
Courley gülümsedi, "Her zaman deneyebilirsin tavuk."
Makere onu yeniden öptü. Courley kollarını onun boynuna doladı. Sonra aniden ondan uzaklaştı ve Makere oturup onları izleyen orman kedisini gördü.
"Tek olan insssanları hiçbir ssssaman anlamadı." dedi kedi büyük kafasını sallayarak.
"Bizimle beraber kaleye gelecek misin?" diye sordu Courley Makere"e.
Makere onun yalvaran gözleriyle karşılacak gücü bulamadı, o da yere ayaklarına baktı, "Hayır." dedi sessizce.
"Senden nefret ediyorum!" dedi Courley sinirle ve diğerlerinin yanına gitti.
Makere hala kendisine bakıyor olan kediye baktı.
"Tek olan insssanları kesssssinlikle hiçbir ssssaman anlamadı." dedi yeniden.
"İyi" Ben de hiçbir zaman kızları anlamadım." diye cevap verdi Makere yaratığa.
Kedi kendisine nerdeyse sırıtmış gibi geldi. Makere diğerlerinin yanına döndü. Saat geçti ve kaleye girmek için hazırlanmaktaydılar. Courley üstünü çıkartıyordu. Pantolonu ve yüksek çizmelerini çıkardı. Hançer şimdi beline takılıydı. Liz önceden içinde bulunduğu giysiler içindeydi, sadece ayakkabılarını çıkarmıştı.
"O elbiseler içinde yüzmek senin için zor olur." diye uyardı Courley.
"Biliyorum." dedi Liz, "Fakat sade bir tünik içinde gezmeye utanıyorum. Sanırsam idare ederim."
Courley sırıttı, "İyi." sonra zırhı ve her şeyiyle aynen duran Randon"a baktı, "O şeyi çıkarmazsan paslanacaksın." dedi.
"Ve batarsın." diye ilave etti Liz.
Randon iç çekti ve zincir zırhı çıkardı. Kılıcı tuttu ama.
"Gidelim mi?" diye önerdi Courley ve hepsi onayladı.
Hayley onları pınara kadar götürdü ve suyun içini gösterdi.
"İşte geçit orda. İyi şanslar."
Liz ve Randon Makere"le vedalaştılar ve iyilikler dilediler ve bir gün yeniden karşılaşmayı umduklarını söylediler. Courley biraz uzakta durdu ve ona bakmayı reddetti. Orman kedisi Hayley"in yanında eğlenirmiş gibi bir havayla onları gözlemliyordu.
Suya önce Courley daldı. Aşağıya doğru yüzüşünü ve kale duvarına doğru kayboluşunu gördüler. Liz onun peşinden gitti, Randon sonuncuydu. Makere ve Hayley kısa bir süre beklediler, sonra köye doğru orman içinden yollanmaya başladılar. Orman kedisi onları takip etti.
"Tek olan inssssanları hiçbir sssaman anlamadı." Makere kedi kendine söylenirken duydu.

Devam edecek"

by Palisdan » Mon Jun 14, 2004 8:03 pm

Günbatımında ormanın sonuna varmışlardı, muazzam büyüklükteki kale önlerinde yükseliyordu. Uzunca bir süre hepsi sessiz şekilde sadece kaleye bakarak durdular, bu yolculuklarının sonuna vardıkları anlamına geliyordu. Kalenin arkasına fon oluşturan gökyüzünün rengi o günbatımına özgü kırmızılıktı ve bu kalenin gözlerine büyük siyah bir dev olarak gözükmesini sağlıyordu.
"Nasıl içeri gireceğiz?" Randon sordu.
"Bir geçit var"" dedi Hayley, "Fakat o yoldan gitmek biraz zor."
"Nerde?" diye atladı Courley.
"şu ilerdeki pınarda." diye cevabını verdi Hayley, "Bir iki metre aşağı yüzmeniz gerekecek, orda bir delik göreceksiniz. Ordan içeri yüzün ve ılık kaplıcaların olduğu zeminden dışarı çıkarsınız."
"Anlıyorum"" Courley buçukluğa baktı, "Ve başka bir yol yok mu?"
"Bildiğim yok. Ama en azından orda askerler olmaz. Geceye kadar beklerseniz banyo yapan bir başkası da olmaz hatta."
"Haklı." diye araya girdi Randon, "Yüzme bilmeyen?"
Hiç kimse bir şey söylemedi. "Galiba herkes yüzebiliyor o zaman." Randon mırıldandı, "Ã?yleyse birkaç saat bekleyelim ve sonra kaleye gireriz."
Hepsi ormanın kenarında oturdu. Yakalanma korkusuyla ateş yakmadılar. Sonunda Makere bir süredir söylemeyi düşündüğü şeyi söylemeye karar verdi.
"Sizinle kaleye gelmeyeceğim." dedi.
"Courley ona dik dik baktı, "Niye gelmiyorsun?" Ses tonu suçlayıcıydı.
"Yani" Pek yardımım olmaz. Dövüş benim alanım değil. Orda hepiniz bensiz daha iyi olursunuz." açıklamasını yaptıktan sonra Hayley"e döndü, "Beni köye geri götürebilir misin?"
Buçukluk omuz silkti, "Tabi."
Courley Makere"e öfkeli bir bakış attı, sonra ayağa kalktı, onu tüniğinden sıkıca yakaladıktan sonra diğerlerinin görüşünden uzağa sürükledi.
"Ne?" diye sordu tüniğini bıraktığında.
"Sen bir tavuksun Makere!" Courley azarlıyordu, "Bizimle beraber gelmemenin tek sebebi bu."
"Ve tüm hayatım boyunca bir tavuk olduğumdan dövüşmek hakkında hiçbir şey bilmem!" Makere azarlamasına cevap verdi, "Sadece ayağınızın altında dolaşacağım veya öldürüleceğim. Eğer oraya gidecek kadar aptalsanız aynen size de olacağı gibi!"
"Hiç insanlık için iyi bir şey yapmak istediğin olmuyor mu?"
"Hayır!"
"İyi" O zaman git! Sadece git! Bizi ölüme terket!"
"Oraya gitmek zorunda değilsiniz." dedi Makere, şimdi daha sessiz.
"Zorundayım." dedi Courley ve ona baktı, "Aksi halde bana rahat olmayacak. Ailemi öldüren kişinin cezasız kaldığını görerek""
Sessizlik içinde birbirlerine bir süre baktılar. Sonra Makere öne eğildi ve dudaklarını onunkine dokunmaya bıraktı. Courley tamamıyla hareketsiz durdu, nefes bile almadı.
"Bunu yaptığıma göre o kadar da tavuk değilmişim." öpücük bittiğinde Makere gülümsedi.
Courley ela gözleri ile ona baktı, "Olman mı gerekiyordu?"
"Hançerini düşünüyordum da."
"Oh. O sadece Kells ve İmparator Zen gibiler için." dedi Courley.
Makere ona baktı, "Bu hayatımdan korkmadan seni yeniden öpebileceğim anlamına mı geliyor?"
Courley gülümsedi, "Her zaman deneyebilirsin tavuk."
Makere onu yeniden öptü. Courley kollarını onun boynuna doladı. Sonra aniden ondan uzaklaştı ve Makere oturup onları izleyen orman kedisini gördü.
"Tek olan insssanları hiçbir ssssaman anlamadı." dedi kedi büyük kafasını sallayarak.
"Bizimle beraber kaleye gelecek misin?" diye sordu Courley Makere"e.
Makere onun yalvaran gözleriyle karşılacak gücü bulamadı, o da yere ayaklarına baktı, "Hayır." dedi sessizce.
"Senden nefret ediyorum!" dedi Courley sinirle ve diğerlerinin yanına gitti.
Makere hala kendisine bakıyor olan kediye baktı.
"Tek olan insssanları kesssssinlikle hiçbir ssssaman anlamadı." dedi yeniden.
"İyi" Ben de hiçbir zaman kızları anlamadım." diye cevap verdi Makere yaratığa.
Kedi kendisine nerdeyse sırıtmış gibi geldi. Makere diğerlerinin yanına döndü. Saat geçti ve kaleye girmek için hazırlanmaktaydılar. Courley üstünü çıkartıyordu. Pantolonu ve yüksek çizmelerini çıkardı. Hançer şimdi beline takılıydı. Liz önceden içinde bulunduğu giysiler içindeydi, sadece ayakkabılarını çıkarmıştı.
"O elbiseler içinde yüzmek senin için zor olur." diye uyardı Courley.
"Biliyorum." dedi Liz, "Fakat sade bir tünik içinde gezmeye utanıyorum. Sanırsam idare ederim."
Courley sırıttı, "İyi." sonra zırhı ve her şeyiyle aynen duran Randon"a baktı, "O şeyi çıkarmazsan paslanacaksın." dedi.
"Ve batarsın." diye ilave etti Liz.
Randon iç çekti ve zincir zırhı çıkardı. Kılıcı tuttu ama.
"Gidelim mi?" diye önerdi Courley ve hepsi onayladı.
Hayley onları pınara kadar götürdü ve suyun içini gösterdi.
"İşte geçit orda. İyi şanslar."
Liz ve Randon Makere"le vedalaştılar ve iyilikler dilediler ve bir gün yeniden karşılaşmayı umduklarını söylediler. Courley biraz uzakta durdu ve ona bakmayı reddetti. Orman kedisi Hayley"in yanında eğlenirmiş gibi bir havayla onları gözlemliyordu.
Suya önce Courley daldı. Aşağıya doğru yüzüşünü ve kale duvarına doğru kayboluşunu gördüler. Liz onun peşinden gitti, Randon sonuncuydu. Makere ve Hayley kısa bir süre beklediler, sonra köye doğru orman içinden yollanmaya başladılar. Orman kedisi onları takip etti.
"Tek olan inssssanları hiçbir sssaman anlamadı." Makere kedi kendine söylenirken duydu.

Devam edecek"

by Palisdan » Fri Jun 11, 2004 7:08 pm

Sonraki gün Hayley"le buluştular. Buçukluk orda bekleyip düşmanca bakışlar atıyordu.
"Onun fikrini nasıl değiştirmeyi başardın?" Frank Courley"e sordu.
"Kadın yöntemleri amca. Kadın yöntemleri." Courley sırıttı.
"şantaj." Hayley söylendi.
"Her neyse." Courley gülümsedi.
Amcasına veda etti ve hep beraber ormana gittiler. Atlarının yanında yürüdüler çünkü Hayley"in atı yoktu. Fakat aynı zamanda kalenin arkasındaki orman çok sıktı ve ata binmek sorun çıkartabilirdi. Hayley yol boyunca kendi kendine söyleniyordu ve pek mutlu olduğu söylenemezdi.
"Bizi ormanın ortasında yalnız bırakmayı düşünme bile." dedi Courley, "Seni bulurum ve o zaman hiç de neşeli olmam."
"Çok uzun zamanınızı alır." dedi Hayley.
"Evet. Ama bulurum. Ve ne kadar uzun sürerse o kadar sinirli olurum."
"Sizi bırakmayacağım." Hayley mırıldanıyordu, "İsterdim ama yapmayacağım."
"İyi" dedi Courley ve gülümsedi.
"Courley ile ilk karşılaşmanızdan bahsetsene." Makere bir süre sonra buçukluktan rica etti.
"Birkaç sene önceydi." buçukluk hafif dalgın gibiydi, "Yaralıydı ve ona yardım ettim. Ve şimdi de karşılığında aldığıma bak!"
Makere gülümsedi ve Courley"e yaramaz bir bakış attı, "Anlıyorum. Senin çabana karşı hiç minnettarlığını göstermedi mi?"
"Hem de hiç!"
"Hayley" Kapa çeneni!" Courley mırıldandı, "Ve sen de iyi Makere olmak için burnunu biraz fazla başkalarının işine sokuyorsun."
"Biliyorum. Büyüleyiciyim değil mi?" Makere sırıttı.
Courley iç çekip kabullendi, "Bir çıngıraklı yılan kadar."
"Ben de seni seviyorum tatlım."
"Beni tatlım diye çağırmayı kes!"
"Tamam şekerim."
"Beni hiçbir şey diye çağırma!" Courley çıkıştı.
"Tamam o zaman. Hiç eğlenceli değilsin."
"Biliyorum."
Günün ilerleyen saatlerinde bir mola verdiler ve bir şeyler yediler. Courley"in amcası onlara biraz elma ve kızarmış tavuk vermişti.
"Kaleye varmak daha ne kadar sürer?" Randon Hayley"e sordu.
"Günbatımı gibi orda oluruz."
Liz diğerlerine baktı, "Sanırsam yalnız değiliz""
"Ne demek istiyorsun?" diye sordu Randon.
"Orda bir yerlerde bir şey var""
"Ne olabilir ki?" Randon"un sesi meraklıydı.
"Hayley!" dedi Courley, "Ormanda neler yaşar?"
Buçukluk biraz düşündü, "Birkaç elf, doğal olarak. Bir çift peri, her ne kadar son derece ender olsalar da" Başka"bir ejderha vardı ama öldü. Onun dışında bilmiyorum."
"Burası senin ormanın, bilmelisin! Courley"in sesi azarlayıcıydı.
"Sinirin eskisinden bile daha berbat." buçukluk homurdandı, "Tabi ki hayvanlarımız da var. Kurbağalar, tavşanlar, böcekler, kuşlar" O tip şeyler" Fakat hepsi bu. Biraz geyik. Ne dememi istiyorsun? Kana susamış bir orman kedimizin olduğunu mu? İyi" Yok!"
"şimdi var"" dedi Makere, ilerideki uzun dişli ve sivri kulaklı büyük altın rengi kediye bakarken, ilerideki ağaçların arasında duruyordu, ilgili bir şekilde onları izliyordu.
Hayley döndü ve devasa hayvanı gördü, kendisinden oldukça daha büyüktü. "Kutsal"" diye bir fısıltı çıktı ağzından ve ağaca atlayıp tırmanabildiği kadar tırmandı.
"O da tahmini senin kadar tavuk." dedi Courley Makere"e ve kalktı.
Randon da ayağa kalktı. Liz Makere"in arkasında oturuyor ve büyük gri gözlü yaratığa bakıyordu, "Hayatımda böyle büyük bir hayvan görmemiştim." dedi.
"Niye saldırmıyor?" Courley sabırsızca konuşuyordu.
"Belki de dost canlısı bir hayvandır?" dedi Randon, az önce söylediğine inanmamış olmasına rağmen.
Orman kedisi olduğu yere oturdu ve patilerinden birisini yalamaya başladı, gözlerinden birisi hala onların üzerindeydi. "Tek olan arkadaşınısss." dedi bir süre sonra tıslayan bir sesle.
"O"" Makere kedinin az önce konuştuğuna inanamıyordu.
"Evet, tek olan konuşabilir." kedi tıslamalı konuşmasına devam ediyordu, "Ssssisss kimssssinisss? Burada ne yapıyorsssssunusss?"
"Biz"" Courley hayvana bakakalmıştı, "Biz kaleye gidiyoruz."
"Ah"" kedi mırladı, "Tek olan inssssanların ilgi alanlarını pek umursssamıyor. Önemsssisssler."
Ne"ne kadardır ormanda yaşıyorsun?" diye sordu Hayley, ağaçtan aşağı indiğinde.
"Birkaç senedir veya daha fazla. Kafanı maşrapaların içinde o kadar fasssla tutmasssan farkına varırdın."
Buçukluk kızardı, "Güzel"" dedi, "Devam etmeliyiz."
Eşyalarını toplayıp yürümeye başladılar. Orman kedisi onları takip etti. Liz en arkada yürüyen kişiydi ve kedi onun yanında yürüyordu, yani kedi ile atı arasındaydı.
"Adın ne?" diye sordu Liz.
"Sssstarlin" diye mırladı, "Ssssindanlardaki sssavallı adamı sssserbesssst bırakmaya mı geldinisssss?"
"Zindandaki adam?" Liz"in kafası karıştı, "Zindanları artık kullanmıyorlar.
"İyi" Gene de orda bir adam varrr" Ufak bir peri ssssöyledi. Ona yarrrdım etmişşş. Birasss yiyecek falan vermişşş."
"Ufak peri onun kim olduğunu biliyor mu?"
"Hayır" Fakat bir büyü kafessssinde yaşıyor adam."
"Bir"bir büyü kafesi mi?" Liz kekeledi. Kalbinin dilediğini ummaya cesaret edemiyordu.
"Evet" Tek olan öyle ssssöyledi, değil mi?"
Liz başıyla onayladı. Onun Kral Derk olmasını istiyordu ama bunu ummaya cüret edemiyordu. Böyle bir şeyin olması ihtimali çok azdı, yok desen yeriydi. Her ne kadar onun ölümüne dair İmparator Zen"in sözlerinden başka bir kanıtları olmasa da. Hiç kimse kralın naşını görmemişti."
"İsmi yok muymuş?"
Orman kedisi bir süre düşündü. "Tek olan perinin onun ismini "Ral" dediğini sanıyor."
Liz hayal kırıklığını saklamaya çalıştı. Ã?yleyse Kral Derk değildi.

Devam edecek"

by Palisdan » Mon Jun 07, 2004 8:36 pm

Birkaç gün sonra kaleden sadece birkaç gün uzaklıktaki ufak bir köye geldiler. Courley onları oranın hanına götürdü, o kadar zaman ormanda uyuduktan sonra hepsi de gerçek bir yatağa hasretti. Hanın ismi Altın Elma idi ve Grang adında bir sahibi vardı. Her açıdan büyük bir adamdı. Uzun kaslı görüntüsüyle bir öküzü andırıyordu. Saçları kahverengiydi aynen kürkü andıran uzun sakalı gibi.
Onun yanına geldiklerinde dost canlısı gözükmeyen kahverengi gözleriyle onları süzdü, "Ne istiyorsunuz?"
"Bir çift oda istiyoruz." diye açıkladı Randon, "Her biri iki kişilik olsun lütfen."
"Hım!" han sahibi homurdanarak elindeki ufak kitaba baktı, "Bir tane tek çift yataklı ve bir tane de çift tek yataklı odam var."
"Bu işimizi görür." Randon başıyla onayladı.
"Kavga istemiyorum." dedi büyük han sahibi odaların anahtarlarına bakarken, "Ve odaları dağıtırsanız gitmeden önce toplarsınız."
"Bunun için hizmetçilerinizin olduğunu sanıyordum." yorumunda bulundu Makere ve cevabı sinirli bir bakış oldu.
"Saat ondan sonra ud çalmak veya şarkı söylemek yok." adam ekledi ve onlara iki anahtar verdi. Sonra kendini saklamaya çalışan Courley"i görünce gözleri genişledi.
"Courley?" adam inanamaz bir sesle sordu.
"Evet." diye mırıldandı, "Nasılsın Grang amca?"
"Amca?" Makere şaşırmıştı.
"O benim amcam Grang." diye izah etti Courley, "Annem tarafından. Babam bir han sahibinin kızıyla evliydi."
"Uzun süre geçti Courley, beni daha sık ziyarete gelmelisin." Grang şikayetini dile getirdi.
"Biliyorum. Özür dilerim."
"Ve ne halt yemeye erkek gibi giyindin?"
"Ben" Rahatlar. Ve daha hızlı koşabiliyorsun."
Han sahibi başını salladı, "Seni anlamak imkansız."
"Hayley"i civarda gördün mü şu sıralar?" Courley konuyu değiştirdi.
"O lanet buçukluğu mu? şükürler olsun, hayır."
"Nerde olabileceğine dair bir fikrin var mı?"
"Güzel kadınların ve biranın olduğu bir yer, veya orman, öyledir sanırsam. Onu niye istiyorsun? Biliyorum hayatını kurtardı, ama her zaman iyi bir kadın zevkine sahipti ve muhtemelen bunu yapmış olmasının tek sebebi de budur."
"Biliyorum fakat gene de yardımına ihtiyacım var."
"İyi"" Grang omuz silkti, "Sanırım Yoles"ten gidip ona bakmasını isteyebilirim" Ama bana borçlu kalırsın."
"Tabi, Grang amca!" dedi Courley büyük bir gülümsemeyle, yüzündeki tüm gamzeleri gözüküyordu.
Makere neden bilmiyordu ama kızı o gamzelerden öpmek istiyordu. Aynı saniyede fikri kafasından sildi. Onun hakkında böyle şeyler düşünmemeliydi, büyük hançerli ölümcül kız hakkında!
"Beraber seyahat ettiğin bu insanlar kimler?" Grang sorarken gözleri Makere ve diğer ikisini dikilmişti. Onlardan pek hoşlanmışa benzemiyordu."
"O Randon, bir şövalye. Liz, bir büyücü. Ve Makere, nefret ettiğim saçma bir ozan." dedi Courley, "Hadi odalarımıza gidelim, sonra bir şeyler yiyebiliriz."
Courley ve Liz bir odayı paylaştılar ve Makere diğer odayı Randon"la paylaştı. Odalarına yerleştikten sonra bir şeyler yemek istediler. Han sahibi Grang onlara geldiğinde yemeğe başlayalı bir süre olmuştu.
"Yoles Hayley"i buldu." Courley"e seslendi, "Ama arkadaşın sana yardım etmek istemiyor."
"O nerde?" Courley sorarken Hayley"in yardım etmek istememesinden bir nebze olsun endişeleniyormuş gibi değildi.
" "Maşrapa" barında, sokağın hemen karşısında."
"Yemeğimi bitirdiğim zaman da orda olacak mı?"
"Gece yarısından önce hiç ayrılmaz."
"Güzel."
Akşam yemeğinden sonra Courley ayağa kalktı ve diğer üçüne baktı. "Barda bir tek yuvarlamak isteyen var mı?
"Ben varım." Makere teklife atladı. Planlarını merak ediyordu. Kesin bir şeyler peşindeydi.
"Hayır. Ben yorgunum." Liz esnedi, "Direk yatağa gitmeyi düşünüyorum."
"Ben de." dedi Randon.
"Tamam o zaman Makere, geliyor musun?" Yürümeye başladı ve Makere hızlıca kalanlara iyi geceler dileyip onu takip etti.
Sokağın karşısına geçip bara girdiler. Kimin Hayley olduğunu seçmek hiç zor değildi. Büyük sivri kulaklı ve ateş kırmızısı her tarafa saçılan saça ve sakala sahip şişko kısa bir herifti. Makere buçukluğun bir metreyi geçkin olduğuna dair iyi bir tahminde bulundu. Courley barda buçukluğun yanına oturdu, Makere de onun yanına.
"Bana bir bira ver, Lloyd." Courley seslendi ve Makere civarda daha kaç kişiyi tanıdığını merak etmeye başladı, "Arkadaşıma da bir tane."
Barmen ona baktı ve gülümsedi. "Courley! Seni görmek ne hoş!" dedi ve biralarını doldurdu.
"Seni de görmek güzel, Lloyd." Courley gülümsedi ve bira kupalarını aldı.
"Nasılsın?" barmen sordu.
Courley ve barmen bir süre sohbet ettiler ama Makere pek dinlemedi. Courley"e bakmakla meşguldu. O fark etmeden bunu yapabildiği zamanlar pek sık olmuyordu. Gerçekten güzeldi, gözlerini o ela gözlere bakmaktan alıkoyamıyordu. Loş bar ışığında çok etkileyici duruyorlardı.
"Seni buralara ne attı bu arada?" barmen öylesine sordu.
"Kraliyet Kalesine gidiyorum." Courley cevapladı.
Makere Courley"in diğer tarafındaki buçukluğa bir bakış attı. Oturduklarından beri çok gergindi, nerdeyse terliyordu. Zaman zaman Courley"e kaçamak bakışlar atıyordu. Tam o sırada Makere fark etti. Courley"in ayağı yavaşça, yavaşça buçukluğun taburesini sarıyordu. Sonra aniden ayağının hızlı bir hareketiyle tabureyi düşürdü ve buçukluk şaşkınlıktan bir çığlık attı ve bulabildiği ilk şeye tutundu. Bu Courley"in koluydu ve böylece ikisi de yere yuvarlandı. Buçukluk çığlık atan Courley"in üstüne düştü.
"Tecavüz! Tecavüz! Biri bana yardım etsin!"
Bardaki nerdeyse her adam kızın yardımına gitti, buçukluğu kavrayıp üstünden çektiler. Courley ayağa kalktı berbat sinirli gözüküyordu ve gözleri yaşlarla dolmuştu.
"Bana... Bana tecavüz etmeye çalıştı." titrek bir sesle konuştu, buçukluğu tutan ve ona sinirle bakan adamlara, "Birdenbire beni yere attı" Ve üstüme kendisi atladı""
"Yalan söylüyor!" buçukluk bağırdı.
Makere buçukluk için nerdeyse üzüldü. Hem de Courley"in gerçekten sinirli olup olmadığından emin olmadığı halde" şüphe de duyuyordu"Courley"in gizlemeye çalıştığı bir gülümsemenin ucunu gördüğünde şüpheleri doğrulandı.
"O kadar korkunçtu ki!" kız hıçkıra hıçkıra ağlarken buçukluğu tutan adamlar ona bakıyordu.
"Ne yapmamızı istersin?" dedi birisi, "Bir güzel benzetelim mi?"
Courley buçukluğa gözyaşları yanaklarından süzülür şekilde baktı, "Bilmiyorum"" dedi, "Belki" Belki hak ediyordur? Zavallı kızlara sık sık saldırır mı?"
"Beni şaşırtmazdı!" diye hararetle atladı birisi.
"Tamam tamam! Sana yardım edeceğim!" diye Courley"e bağırdı buçukluk
Kız gülümsedi, "Bana yardım edecekmiş. Bunu duyuyor musunuz, beyler?"
Bardaki adamlar başlarıyla onayladılar.
"Sözünü tutmasını sağlar mısınız?" diye dudak bükerek sordu.
Hepsi yeniden onayladı.
"Bana yarın ormanda rehberlik edecek." dedi Courley, "Belki bu bana yaptığına karşılık bir ödeşme yoludur""
"Birisinin sizi takip edip ormanda kötü bir şey yapmayı denemeyeceğinden emin olmasını ister misin?" diye bir adam sordu.
"Hayır" Gerek yok." Courley yüzüne sevimli bir gülümseme takındı.
"Benimle beraber gelen birkaç arkadaşım var. Gene de sağolun."
"Bir şey değil bayan""
"Güzel" Yarın görüşürüz Hayley." dedi ve sinirli buçukluğa gülümseyip bardan çıktı.
Makere peşinden gitti. "Çok kötüsün bunu biliyor musun?"
Geriye cevap olarak masum ela gözlerle bir bakış aldı, "Ben mi? Fakat Meki canım" Ben dünyanın en cici kızıyım."
"Hah! Mümkün değil!" Makere güldü, "Nasıl oldu da aktris olmadın?"
"Hiç fırsatım olmadı." Courley sırıttı.

Devam edecek"

by Palisdan » Wed May 26, 2004 8:06 pm

Bir süre sonra güneş tepedeydi ve güneş ışınları ormanın üzerinden yayılıp at sürmekte oldukları patika boyunca uzanıyordu. Hepsi İmparator Zen"in adamları tarafından saldırıldıktan sonra az veya çok sinirliydi. Görünüşte az sinirli olan Courley"di. Fakat Makere herhangi bir şeyin bu kızı sinirlendirebileceğinden şüphe duydu. Aslında bir şekilde kendisinin yapabileceğini tahmin ediyordu ama aynı şekilde olmazdı, o yüzden onu saymadı.
"Bu demektir ki İmparator Zen bizim yolda olduğumuzu biliyor." dedi Randon.
"Nasıl bilebilir anlamıyorum." Makere"in yüz ifadesi kafasının karıştığını gösteriyordu.
"Hiç cam küreyi duydunuz mu?" diye sordu Liz.
Hepsi kafalarını sağa sola salladılar.
"O kralın ailesinin kolyeyle aynı zamanda aldığı bir şeydir. Büyük cam bir küredir, sana krallıkta ne oluyorsa gösterebilir. Yalnızca ne görmek istediğini düşünürsün, o da gösterir."
"Müthiş." Makere heyecanlanmış gibiydi, "Nerde bunlardan bir tane alabilirim?"
"Alamazsın. O dünyada eşi benzeri olmayan bir eserdir."
"Ah."
"Neyse." dedi Liz parmağıyla ileriyi göstererek, "Bu yoldan kaleye arka taraftan varacağız, ormandan. İçeri girmesi biraz zor olacak ama."
"İmparator Zen muhtemelen giremeyeceğimizden emin olmak için duvarlara daha çok adam yerleştirecektir." Randon"un sesi dışarıya heyecanını vurmuyordu.
"Yardım isteyebileceğimizi düşündüğüm birisini tanıyorum." Courley düşünceli bir edayla konuşuyordu.
"Kim?"
"Rahatsız edici bir buçukluk, fakat kalenin arkasındaki ormanlarda yaşıyor." biraz tereddüt etti ama sözünün devamını getirdi, "Kaleye giden gizli bir tünel bile biliyor olabilir."
"Onunla nasıl tanıştın?" Makere merakla bakıyordu.
"Ah..Boşver."
"Hayır" Söyle bana!" Makere ısrar etti.
"Bacağımı kırdığım zaman bana yardım etti." dedi Courley bir mırıldanmayla.
Makere dayanamayıp güldü ve karşılığında Courley"in ünlü sinirli bakışlarından aldı.
"Özür dilerim." Makere sakinleşmeye çalışıyordu, "Bu sadece""çabaları daha fazla gülmeyle sonuçlandı, "Çok komik bir düşünce."
"Senden nefret ediyorum."Courley adeta tıslıyordu.
Makere sırıttı. "Kendi kendini tekrarlıyorsun tatlım. Karşılaştığımızdan beri o cümleyi sayamayacağım kadar çok duydum."
"Bu sadece çok yoğun bir duygu olduğu için."
"Aşk gibi desene." Makere gülümsüyordu.
"Evet. Ama nefret aşk değildir."
"Biliyorum. Ama çok yakın."
"Tam zıttı!" Courley"in sesinde itiraz vardı.
"Zıtlar aslında aynı şeyin iki yüzüdür." dedi Makere kendinden emin bir biçimde.
"Senden nefret ediyorum""

Devam edecek"

by Palisdan » Mon May 24, 2004 8:14 pm

Kalede İmparator Zen hiddetliydi. Tüm başarısızlığı küreden seyretmişti. Onunla beraber seyreden Leyrie de sırıtmasını gizleyememişti. Bu da onu daha da hiddetlendiriyordu.
"Birkaç gün içerisinde burda olurlar." dedi Leyrie.
"Biliyorum!" geri çıkıştı, "İçeri girmeyi beceremeyecekler ama. Tüm girişleri kapatıp duvarlara daha çok adam koyacağım."
"Son seferinde Courley nasıl içeri sızmıştı?" Leyrie sordu.
"Bir maskeli baloda."
Aniden kapı açıldı ve Leyrie"nin kızkardeşi içeri girdi. Güzel bir kadındı, çok uzun değildi, bukleli bakır kırmızı saçları ve yeşil gözleri vardı. Leyrie de aynı gözlere ve buklelere sahipti ancak onun saç rengi koyu kahverengiydi.
"Zen" dedi Nicone bakarken, "Neden yemeğe uğramadın?"
"Eee"Özgünüm, Nicone. Unutmuş olmalıyım. Beni affedebilecek misin?"
Nicone gülümsedi, "Belki""
"Yeniden masaya dön, birazdan geleceğim." dedi İmparator Zen. Nicone başını salladı ve gitti.
"Ona ne yaptın?" kızkardeşi kapıyı kapattıktan sonra Leyrie şikayet etti, "Nerdeyse sana tapıyormuş gibi gözüküyor!"
"Evet canım, öyle." dedi İmparator Zen yüzünde kötücül bir sırıtışla.
"Niye? Senin tapılacak bir yanın yok ki."
"O öyle düşünüyor gibi duruyor."
"Tüm kalbimle umuyorum ki onlar kalenin içine gitsinler ve seni öldürsünler."
"Boş bir şeyi umuyorsun canım. şimdi izin verirsen leydimle yemeğe gideceğim."
"Tabi. Yemeğin tadını çıkar. Umarım zehirlidir."
"Çok şirinsin." İmparator Zen gülümsedi ve odadan dışarı yürüdü.
Leyrie iç çekti ve o ayrılınca cam kürenin içlerine doğru bakmaya başladı. Neye bakacağını bilmiyordu ama kürenin ona görmek istediği şeyi göstereceğini biliyordu. Kısa bir anlık tereddütten sonra Liz"e bakmaya karar verdi. Düşünce aklında geçtikten bir an sonra cam kürenin içindeki sis kayboldu ve şimdi arkadaşını bir atın üstünde diğerleri çevresindeyken görebiliyordu. Leyrie taht odasında uzun bir süre kaldı, sadece eski dostuna bakarak. Kaleye varmayı başarmasını ve İmparator Zen"in onu öldürmemesini umarak.

Devam edecek...

by Palisdan » Mon May 24, 2004 8:13 pm

Kalede İmparator Zen hiddetliydi. Tüm başarısızlığı küreden seyretmişti. Onunla beraber seyreden Leyrie de sırıtmasını gizleyememişti. Bu da onu daha da hiddetlendiriyordu.
"Birkaç gün içerisinde burda olurlar." dedi Leyrie.
"Biliyorum!" geri çıkıştı, "İçeri girmeyi beceremeyecekler ama. Tüm girişleri kapatıp duvarlara daha çok adam koyacağım."
"Son seferinde Courley nasıl içeri sızmıştı?" Leyrie sordu.
"Bir maskeli baloda."
Aniden kapı açıldı ve Leyrie"nin kızkardeşi içeri girdi. Güzel bir kadındı, çok uzun değildi, bukleli bakır kırmızı saçları ve yeşil gözleri vardı. Leyrie de aynı gözlere ve buklelere sahipti ancak onun saç rengi koyu kahverengiydi.
"Zen" dedi Nicone bakarken, "Neden yemeğe uğramadın?"
"Eee"Özgünüm, Nicone. Unutmuş olmalıyım. Beni affedebilecek misin?"
Nicone gülümsedi, "Belki""
"Yeniden masaya dön, birazdan geleceğim." dedi İmparator Zen. Nicone başını salladı ve gitti.
"Ona ne yaptın?" kızkardeşi kapıyı kapattıktan sonra Leyrie şikayet etti, "Nerdeyse sana tapıyormuş gibi gözüküyor!"
"Evet canım, öyle." dedi İmparator Zen yüzünde kötücül bir sırıtışla.
"Niye? Senin tapılacak bir yanın yok ki."
"O öyle düşünüyor gibi duruyor."
"Tüm kalbimle umuyorum ki onlar kalenin içine gitsinler ve seni öldürsünler."
"Boş bir şeyi umuyorsun canım. şimdi izin verirsen leydimle yemeğe gideceğim."
"Tabi. Yemeğin tadını çıkar. Umarım zehirlidir."
"Çok şirinsin." İmparator Zen gülümsedi ve odadan dışarı yürüdü.
Leyrie iç çekti ve o ayrılınca cam kürenin içlerine doğru bakmaya başladı. Neye bakacağını bilmiyordu ama kürenin ona görmek istediği şeyi göstereceğini biliyordu. Kısa bir anlık tereddütten sonra Liz"e bakmaya karar verdi. Düşünce aklında geçtikten bir an sonra cam kürenin içindeki sis kayboldu ve şimdi arkadaşını bir atın üstünde diğerleri çevresindeyken görebiliyordu. Leyrie taht odasında uzun bir süre kaldı, sadece eski dostuna bakarak. Kaleye varmayı başarmasını ve İmparator Zen"in onu öldürmemesini umarak.

Devam edecek...

by Palisdan » Fri May 14, 2004 12:23 am

Bir çığlık hepsini uykusundan kaldırdı. şafak yeni sökmekteydi ve havada hala grilik vardı. Makere, Randon ve Liz birbirlerine baktılar, daha az veya daha çok kafaları karışmıştı.
"Courley gitmiş." Liz aniden farkına vardı ve ayağa fırladı.
Başka bir çığlık geldi ve Randon da fırladı. "Ona yardım etmeliyiz.". Hızlıca büyük kılıcını çekti ve Liz arkasında koşmaya başladı. Kısa mesafe sonra ormanın içinde bir açıklık ve ortasında Courley"i siyah giymiş adamlar tarafından sarılmış buldular.
"İmparator Zen"in adamları." Liz fısıldadı.
Randon anladığını belirtti ve açıklığa doğru kılıcını yukarıda tutarak ilerledi. Courley"e doğru yolunu dövüşerek açmaya başladı. Liz ona baktı, öleceğinden korkuyordu. Veya Courley"in öleceğinden. Etrafına baktı. Makere nerdeydi? Açıklığa geldiklerinde birisi mi yakalamıştı onu? Liz"in bu konu üstünde düşünecek pek vakti olmadı, kılıcını çekmiş bir adam üstüne geliyordu.
Liz başıyla işaret etti, "O kılıcı uzağa bir yere bırakmalısın." tavsiyesini verdi.
"Hı? Niye?"
"Ã?ünkü sıcak." dedi ona ve birkaç büyü sözü ve eşliğinde ufak bir hareket yaptı.
Adam kılıcı ansızın düşürdü, yakıcı derecede sıcaktı. Kadına döndü, "Seni cadı!"
"Ben cadı değilim. Büyücüyüm. Arada büyük fark var."
Adam üstüne atladı, fakat o kenara kaçtı ve adam hızını alamayıp yere düştü.
"Uyu." deyip büyüyü yaptı ve adam uyuyakaldı, "Büyücü olmayı seviyorum." sırıttı ve dövüşe geri döndü.
Randon tam ortadaydı ve orda İmparatorun adamlarıyla çarpışıyordu. Liz yardıma ihtiyaçları olup olmadığını merak etti. Fakat epey iyi gidiyorlardı, bulundukları zor durumu düşünürsek. Sadece ikisine karşı belki beş adam kadar vardı. Tam o sıra birisi elini Liz"in omzuna koydu ve Liz hızlıca arakadasını döndü, kendini Yosh"un gözlerinin içine bakarken buldu. İmparator Zen"in sadık uşaklarındandı. Kralın ölümünden sonra Leyrie"yi ziyarete geldiğinde bir sefer onu görmüştü.
"Selamlar leydim." gülümsedi, "Zatınız nasıllar?"
"Neden bu nezaket ve kibarlık?" Liz sordu, "Biz dövüşüyoruz sanıyordum."
"Ã?yle de. Fakat birbirimize karşı kaba olmamız gerektiği anlamına gelmez, gerekir mi?"
"Neden burdasın?"
"İmparator Zen siz dördünüzün sorun yarattığınızı veya yaratacağınızı düşünüyor. Siz Kraliyet Kalesine kadar varmadan önce durdurulmanızın daha iyi olacağı kanısında."
"Ne kadar ince bir davranış." Liz mırıldandı.
"Ã?yleyse" Eğer kusuruma bakmazsanız sizi öldürmek zorundayım." dedi Yosh ve bir hançer çıkardı.
Liz çığlık attı ve uzağa fırladı, "Kusuruna bakarım! Bırak beni!"
Yosh onu takip etti, "Özgünüm leydim ama Sahibin emri böyle. Açıkçası ben sizin gibi güzel bir kızın ziyan olacağını düşünüyorum. Randon"un neden sizi reddetmeyi sürdürdüğünü anlamıyorum."
Liz durdu ve bakakaldı, "Bi"biliyor musun?"
"İmparator Zen söyledi bana. O her şeyi bilir."
"Büyülü küresi var, kolye de tabi, bu tip şeyleri bilmesine şaşmamak gerek. Eğer bende de olsaydı onun kadar ben de bilirdim."
"Hayır, siz onun kadar güçlü değilsiniz."
Liz hançeri diğer adamın kılıcı gibi yakıcı bir sıcaklığa çıkarmayı denedi ama Yosh ona güldü, "Büyün bana karşı işlemez kadın! İmparator Zen bana ona karşı koruma verdi.". Yaklaştı ve Liz bir daha çığlık attı. Ansızın birisi Yosh"un kafasına vurdu ve bayılttı. Liz bir an Yosh"un arkasında duran Randon"a bakakaldı, sonra ağlayarak kendini onun kollarına attı.
"Öleceğimi sandım!" hıçkıra hıçkıra ağlıyordu.
"Her şey yolunda. Sakinleş." dedi Randon ve uzun saçlarını okşadı, "Adamları öldürdük, hala canlı olan sadece Yosh kaldı. Courley Kells denen o herifi öldürdü."
Courley birkaç metre ötede duruyor, onlara bakıyordu. Randon"un yüzünde Liz"e kalmaya çalıştığı kadar ilgisiz kalamadığını fark etti. Bu onun gülümsemesini sağladı. Randon"un bir gün direnmeyi bırakmasını umdu. O zaman mutlu olmasına izni olduğunu görecekti, karısı ölmüş olsa bile. Tam o anda fark etti. Makere ortalıkta yoktu. Ã?evreye bakındı ama açıklıkta yerde yatan cesetlerden hiçbiri ona ait değildi. Uyudukları yere doğru koşmaya başladı.
Oraya vardığında Makere"i bir ağacın tepesinde otururken buldu. Yukarı doğru eğleniyormuş gibi bir havayla baktı, "Yukarıda ne yapıyorsun?"
"Saklanıyorum." dedi Makere ve aşağıya atladı.
"Ne için? Adamlar açıklığın ordaydılar."
"Buraya yürüyebilirlerdi."
"Sen bir korkaksın, Makere."
"Biliyorum. Ama yaşıyorum. Dövüşte hiç iyi değilim. Hiç kılıç tuttuğum olmadı. Bir dövüşe girseydim anında öldürülürdüm. Bunun ne yararı olurdu?"
"En azından bu kadar korkak bilinmezdin, Makere."
"Ã?yle mi biliniyorum?"
"Hiç fikrim yok. Senin hakkında konuşan kimseye rastlamadım zaten."
Randon ve Liz yürüyerek geldiler, "Bence hemen buradan ayrılmalıyız." dedi Randon, "Yosh kendine gelmeden evvel."
"Güzel bir noktaya değindin." dedi Makere.
"Niye Yosh"u öldürmüyoruz?" diye sordu Courley.
"Birisinin İmparator Zen"e gidip görevin başarısızlıkla sonuçlandığını söylemesini istemiyor musun?" Randon sırıttı.
"Vaw! Beni böyle korkutma!" Courley bağırdı.
"Ne?" Randon sordu.
"Sırıttın. Bu nerdeyse gülümsemeyle aynı şey."
Randon omuz silkti. Eşyalarını toplayıp uzaklaştılar.

Devam edecek...

by Palisdan » Thu May 13, 2004 6:37 pm

Gece olmuştu ve küçük grup ufak bir kamp ateşinin etrafında oturuyordu. Kraliyet Kalesinden birkaç gün uzaktaydılar ve hepsi oldukça gergindi. Makere ve Courley normalden bile daha fazla tartışıyorlardı ve Randon önceden olduğuna kıyasla sessizleşmişti.
"Çok güzel değil mi?" Makere aniden sordu.
"Ne?" Courley soruyla karşılık verdi.
"Gökyüzü. Yıldızlar."
Courley başını kaldırıp gökyüzüne baktı, sonra omuz silkti, "Herhalde öyledir."
"Bence güzel." dedi Liz.
"Artık hiçbir şey güzel değil." dedi Randon sessizce.
"Bu yanlış." dedi Courley, "Karın öldü biliyorum ve gerçekten üzgünüm. Ama bu dünyanın sonu geldi demek değil."
"Bana öyle."
"Yeniden aşkı bulabilirsin."
"İstemiyorum."
Randon dışındaki herkes bu lafı söylemesi üzerine Liz"in üzgün bakışının farkına vardı. Sonra aniden Courley donmuş şekilde durdu. Makere ona şaşkın bir bakış attı ve neyin yanlış olduğunu soracaktı ki dudaklarının üstüne parmağını sessiz olmasını işaret etmek için koymasıyla durdu. Hepsi dikkatlice çevreyi dinledi ama sadece yapraklar arasında uğuldayan rüzgarın sesini duydular.
"Oralarda bir yerde birisi var." Courley fısıldadı bir süre sonra.
"Ben bir şey duymuyorum." Liz konuştu.
"Ben de." dedi Makere ve Courley"e baktı.
Courley onlara parladı, "Sessiz olun! Ateşi söndürün!"
"Mümkün değil!" Makere itiraz etti, "Sırf sen her yerde Kells görüyorsun diye olmaz."
Courley tısladı, "Her yerde Kells görmüyorum!"
"Hayır mı? O zaman ormanda bizimle beraber kim var?"
"Nasıl bilebilirim? Sadece birisi olduğunu duyabiliyorum. Tanrım, rahatsız edicisiniz!"
"Muhtemelen duyduğun sadece ormandaki hayvanlardır." dedi Makere.
"Zincir zırh giyerler mi?" Courley yüzünde inanmaz bir bakışla sordu.
"Birisi bunu asla bilemez." sırıtarak karşılık verdi.
"Senden nefret ediyorum."
"Ã?yle diyorsun."
"Siz ikiniz sessiz olabilir misiniz?" diye sordu Randon, "Eğer orda bir yerde adamlar varsa bu kadar ses çıkarmamalıyız."
"Haklı." Liz katıldı.
"Ta en baştan beri açıklamaya çalıştığım da buydu." Courley geri çıkıştı, "Ateşi söndür Randon."
şövalye öyle yaptı. Kısa süre sonra karanlık etraflarını sardı.
Gözleri zamanla karanlığa alıştı ve birbirlerini karanlık gölgeler olarak görebilmeye başladılar.
"şimdi ne?" diye sordu Makere.
"şimdi bekliyoruz."
Beklediler. Ve beklediler. Ve biraz daha beklediler. Nihayet Randon ateşi yeniden yaktı. Herkes Courley"e baktı.
"Tamam yanılmış olabilirim." homurdandı Courley.
"Belki de duy""
"Hiç söylemeye zahmet etme. Hala bir şeyler duyduğuma eminim."
Konu üstünde daha da konuşmadılar. Bir süre sonra uyumaya karar verdiler.

Devam edecek...

Top