by Willow » Thu Aug 19, 2004 12:32 am
Lord Blackthorne yorgun bir sesle "Bizde tam ayrılıyorduk British. Ahh ihtiyacın olursa Delucia kalesine gel. Seni ağırlamaktan mutluluk duyarız. Tabi kurtulabilirsen." dedi ve adamlar koşturarak kalenin zıt yönüne doğru kayboldular. British kalbinin üst kısmından oku çıkardı. Ağır bir yaraydı. Kılıç seslerini duyan büyücüler çok uzakta olmayan kulelerinden koşturarak bölgeye intikal ettiler. British bir atın üzerine oturtuldu. Büyücüler Lorda basit birkaç sağlık büyüsü yaptılar. şehirin dışında bir göreve gitmiş olaran clerice haber verildi. British kalesine götürülmedi. Uyandığında gözlerini kısarak tavana baktı. Bir kara küre birde beyaz küre figürü vardı. İkisinin ortasındada gri bir sembol vardı. Büyücü kulesinde olmalıydı. British çağdaşlıktan yana olduğu için şehirindeki kulede hem clericlere hem necromancerlara yer veriyordu. Aynı zamanda büyücüler için ayrı bir kule vardı. Deriden zırhıyla bir büyücü yavaşça lordun yanına yaklaştı. Ağzından içeri tadını birşeye benzetemediği birşey döktü. Arkasını dönüp odadan çıktı. Bu sırada Sarah öldürdüğü trollün yorgunluğunu atmak için en yakındaki şehir olan Britain'e doğru gidiyordu. Britain şövalyeleri toplanıyordu. British'in en yakın arkadaşı olan ve hatta kardeşi olduğuna dair söylentiler olan Lord Dupre o kadar sinirliydiki şövalyeleri dört saat içinde toplamaya çalıştı. şehirin heryerinden gelen şövalyeler silahlandıktan ve bineklendikten sonra büyü yardımı alma gereği duymadan saldırıya geçme kararı verildi. Ordu güneye önce Trinsic'e uğrayacak ve Lord Flir'i uyaracak oradanda Delucia kalesine saldırıya geçecekti. Ordu hızla Trinsic'e uğradı ve Delucia'ya yola çıktı. Bu sırada British'in durumu ciddileşiyordu. Sarah'da Britain tavernasında odasına çekilmiş uyuyordu. Ordu hızla Delucia kapılarına dayandı. Fakat Blackthorne orda değildi. Blackthornun ordusunun çoktan Minoc'a yola çıktığının haberini alan Dupre yıkıldı
Lord Blackthorne yorgun bir sesle "Bizde tam ayrılıyorduk British. Ahh ihtiyacın olursa Delucia kalesine gel. Seni ağırlamaktan mutluluk duyarız. Tabi kurtulabilirsen." dedi ve adamlar koşturarak kalenin zıt yönüne doğru kayboldular. British kalbinin üst kısmından oku çıkardı. Ağır bir yaraydı. Kılıç seslerini duyan büyücüler çok uzakta olmayan kulelerinden koşturarak bölgeye intikal ettiler. British bir atın üzerine oturtuldu. Büyücüler Lorda basit birkaç sağlık büyüsü yaptılar. şehirin dışında bir göreve gitmiş olaran clerice haber verildi. British kalesine götürülmedi. Uyandığında gözlerini kısarak tavana baktı. Bir kara küre birde beyaz küre figürü vardı. İkisinin ortasındada gri bir sembol vardı. Büyücü kulesinde olmalıydı. British çağdaşlıktan yana olduğu için şehirindeki kulede hem clericlere hem necromancerlara yer veriyordu. Aynı zamanda büyücüler için ayrı bir kule vardı. Deriden zırhıyla bir büyücü yavaşça lordun yanına yaklaştı. Ağzından içeri tadını birşeye benzetemediği birşey döktü. Arkasını dönüp odadan çıktı. Bu sırada Sarah öldürdüğü trollün yorgunluğunu atmak için en yakındaki şehir olan Britain'e doğru gidiyordu. Britain şövalyeleri toplanıyordu. British'in en yakın arkadaşı olan ve hatta kardeşi olduğuna dair söylentiler olan Lord Dupre o kadar sinirliydiki şövalyeleri dört saat içinde toplamaya çalıştı. şehirin heryerinden gelen şövalyeler silahlandıktan ve bineklendikten sonra büyü yardımı alma gereği duymadan saldırıya geçme kararı verildi. Ordu güneye önce Trinsic'e uğrayacak ve Lord Flir'i uyaracak oradanda Delucia kalesine saldırıya geçecekti. Ordu hızla Trinsic'e uğradı ve Delucia'ya yola çıktı. Bu sırada British'in durumu ciddileşiyordu. Sarah'da Britain tavernasında odasına çekilmiş uyuyordu. Ordu hızla Delucia kapılarına dayandı. Fakat Blackthorne orda değildi. Blackthornun ordusunun çoktan Minoc'a yola çıktığının haberini alan Dupre yıkıldı