by Andero » Wed Dec 08, 2004 8:09 am
Ne zaman oldu bilmiyorum. Zira zaman bir şey ifade etmiyor artık.
Beyaz, küçük, tek katlı bir bina" Etrafta beyaz yapraklar uçuşuyor. Binanın önü arabalarla dolu. Her türden arabayla. Bina aslında sadece tek bir odadan oluşuyor. Tek, beyaz duvarlı, geniş bir oda. Odada sıra sıra sandalyeler var. Sandalyelerin ortasında üç dört kişinin rahatça yan yana yürüyebileceği bir boşluk" Kiliselere benziyor ama bir kilise değil. Duvarlarda şamdanlar asılı. şamdanlardaki mumlar, tatlı tatlı yanarak ışıklarını açık kapıdan ve pencerelerden giren güneş ışığının o göz alıcı güzelliğine katıyor. Aslında sadece estetik içinler; ama bu görevlerini bile hakkıyla başarabiliyorlar. Altın işlemeler var şamdanların üzerinde, altından güller" İnsanlar var salonda. Birbirleriyle konuşuyorlar, şakalaşıyorlar, tanışıyorlar. Çok mutlulular bugün. Herkes çok mutlu.
Beyaz bir araba yanaşıyor binanın önündeki yolun karşı tarafta kalan kaldırımına. Etrafta neşe sesleri var. Daha çok araba geliyor beyaz arabayla birlikte. Yolu kapatıyorlar. Zira o yöne gelenlerin hepsi zaten bu binaya geliyor. Bu düğüne". Beyaz arabanın kapısı açılıyor. Arabadan gelin ve damat iniyor. Neşeliler. Hayatları birbirleri, neşeleri kendileri" İnsanlar onları gördükçe mutlu oluyor. Arabanın park ettiği yerin yan tarafında, daha alçakta, merdivenlerle inilebilen bir yerde, ufak bir park var. Parkın ortasında etrafı kırmızı güllerle bezeli küçücük bir havuz, sadece görüntü amaçlı" Gelin, arabadan inince buraya bakıyor. Duvağı taç şeklinde. Yüzü açıkta, sarı saçlarıysa dalga dalga. Ufak bir hüzün geçiyor ela gözlerinden bir anlığına. Sadece ufak bir anlığına" Sonra dönüyor ve damadın koluna giriyor. Yol geniş" Beraberce karşıya yürüyorlar. Üstlerine bembeyaz yapraklar düşüyor. İnsanlar onları takip ediyor. Ã?evrelerindekiler alkışlıyor. Ã?ift, içeri giriyor, onların ardından da dışarıda duran diğerleri; ve kapılar kapanıyor.
O anda, yolun başında bir adam beliriyor. Üstünde siyah deri bir palto var. Paltonun önü açık, adamın dizlerine kadar iniyor. Siyah bir takım elbise giymiş, siyah bir gömlek ve şarap rengi bir kravatla takımını tanımlamış. Ayakkabılarının yeni boyanmış olduğu belli. şimdilik rüzgar yok. Hafif uzun saçları sakince yerinde duruyor. Adam elinde kırmızı bir gül taşıyor. İlerliyor ve çiftin indiği arabaya yaklaşıyor. Elini, gelinin az önce indiği kapının camına koyuyor yavaşça. Eli kısa bir an için camın üzerinde gidip geliyor. Sonra hafifçe iç çekiyor. Başını öne eğiyor. Eli arabanın camında, o şekilde bir süre duruyor. Etrafta hiç ses yok. Nikahın sesleri dışarı ulaşmıyor. Sonra adam, başını doğrultuyor. Elini arabadan çekiyor ve dudaklarına doğru götürüyor. Gözlerini kapatıp elini yavaşça öpüyor. Sonra elini yavaşça dudaklarından uzaklaştırıyor. Gözleri hala kapalı"
Binadan alkış sesleri geliyor. Ölesiye alkışlar" Adam, gözlerini açıyor. Evet, artık bitti. Başını mağrurca kaldırıp derin bir nefes alıyor. Sonra tekrar başını eğip elindeki kırmızı güle bakıyor. Elini kaldırıyor, ve gülü öpüyor yavaşça. Sonra, gülü arabanın üstüne bırakıyor. Bir süre güle bakıyor tekrar. Sonra geldiği yöne dönüyor ve geldiği şekilde uzaklaşmaya başlıyor. Biraz ilerliyor. Sonra rüzgar çıkıyor. Adamın etrafını sarı yapraklar sarıyor. Deri paltosunun etekleri arkasında uçuşurken saçları rüzgarın kuvvetiyle başında geriye yatıyor. Etrafında sarı yapraklar helezonlar çizerken adam, sadece ilerliyor.
Rüzgar, arabanın yanına ulaşıyor. Arabanın üstündeki gül savunmasız, yapayalnız. Rüzgar gülü kaldırıyor ve arabanın üstünden taşıyor. Derken binanın kapısı açılıyor. İçeriden mutlu bir kalabalık çıkıyor. Ã?ift, gurubun ortasında el ele ilerliyor. Mutlular, gözleri parlıyor. Herkes gülüyor. Arabanın yanına geliyorlar. Gelin tekrar parktaki havuza bakıyor. Havuzun içinde, kırmızı bir gül, tek başına yüzüyor. Gelin başını çeviriyor ve arabaya biniyor. Tek bir kırmızı gül yandaki parkın havuzunda yalnız başına yüzerken, o yolda, bir uçta kırgın, siyah deri paltolu adam güz rüzgarlarının savurduğu sarı yaprakların arasında kendi geleceğine korkak adımlarla yürürken, diğer yanda mutlu bir çift ve takipçileri arabalarına binerek uzaklaşıyor.
Adam gülün, kırmızı gülün, geline, tek aşkına ulaştığını asla bilmedi; tıpkı gelinin o gülün kendisi için olduğunu bilmediği gibi"
Ufak bir çocuk yaklaşıyor parktaki havuza. Yanında ufak bir kız var. Erkek çocuk havuza bakıyor ve orada, havuzun kenarında, artık yavaşça çürümeye başlamış, yalnız bir kırmızı gül buluyor. Ã?ocuk kısa koluyla zor da olsa uzanıyor ve gülü alıyor. Sonra gülü, yanındaki kıza veriyor. Kız gülü alırken gülümsüyor ama yüzü kıpkırmızı oluyor.
Yıllar sonra, orada oturan insanlar, her yıl güz mevsiminde, hep aynı gün, siyah giysiler içinde bir adamın geldiğini ve o binanın karşısına kırmızı bir gül bıraktığını söylüyor. Kalbi yaşamdan yoksun, ruhu yapayalnız bir adam" Yıllar geçiyor.
Artık o binanın önüne kırmızı bir gül bırakan kimse yok; ama her güz mevsiminde o yolu hala sarı yapraklar kaplıyor.
Ne zaman oldu bilmiyorum. Zira zaman bir şey ifade etmiyor artık.
Beyaz, küçük, tek katlı bir bina" Etrafta beyaz yapraklar uçuşuyor. Binanın önü arabalarla dolu. Her türden arabayla. Bina aslında sadece tek bir odadan oluşuyor. Tek, beyaz duvarlı, geniş bir oda. Odada sıra sıra sandalyeler var. Sandalyelerin ortasında üç dört kişinin rahatça yan yana yürüyebileceği bir boşluk" Kiliselere benziyor ama bir kilise değil. Duvarlarda şamdanlar asılı. şamdanlardaki mumlar, tatlı tatlı yanarak ışıklarını açık kapıdan ve pencerelerden giren güneş ışığının o göz alıcı güzelliğine katıyor. Aslında sadece estetik içinler; ama bu görevlerini bile hakkıyla başarabiliyorlar. Altın işlemeler var şamdanların üzerinde, altından güller" İnsanlar var salonda. Birbirleriyle konuşuyorlar, şakalaşıyorlar, tanışıyorlar. Çok mutlulular bugün. Herkes çok mutlu.
Beyaz bir araba yanaşıyor binanın önündeki yolun karşı tarafta kalan kaldırımına. Etrafta neşe sesleri var. Daha çok araba geliyor beyaz arabayla birlikte. Yolu kapatıyorlar. Zira o yöne gelenlerin hepsi zaten bu binaya geliyor. Bu düğüne". Beyaz arabanın kapısı açılıyor. Arabadan gelin ve damat iniyor. Neşeliler. Hayatları birbirleri, neşeleri kendileri" İnsanlar onları gördükçe mutlu oluyor. Arabanın park ettiği yerin yan tarafında, daha alçakta, merdivenlerle inilebilen bir yerde, ufak bir park var. Parkın ortasında etrafı kırmızı güllerle bezeli küçücük bir havuz, sadece görüntü amaçlı" Gelin, arabadan inince buraya bakıyor. Duvağı taç şeklinde. Yüzü açıkta, sarı saçlarıysa dalga dalga. Ufak bir hüzün geçiyor ela gözlerinden bir anlığına. Sadece ufak bir anlığına" Sonra dönüyor ve damadın koluna giriyor. Yol geniş" Beraberce karşıya yürüyorlar. Üstlerine bembeyaz yapraklar düşüyor. İnsanlar onları takip ediyor. Ã?evrelerindekiler alkışlıyor. Ã?ift, içeri giriyor, onların ardından da dışarıda duran diğerleri; ve kapılar kapanıyor.
O anda, yolun başında bir adam beliriyor. Üstünde siyah deri bir palto var. Paltonun önü açık, adamın dizlerine kadar iniyor. Siyah bir takım elbise giymiş, siyah bir gömlek ve şarap rengi bir kravatla takımını tanımlamış. Ayakkabılarının yeni boyanmış olduğu belli. şimdilik rüzgar yok. Hafif uzun saçları sakince yerinde duruyor. Adam elinde kırmızı bir gül taşıyor. İlerliyor ve çiftin indiği arabaya yaklaşıyor. Elini, gelinin az önce indiği kapının camına koyuyor yavaşça. Eli kısa bir an için camın üzerinde gidip geliyor. Sonra hafifçe iç çekiyor. Başını öne eğiyor. Eli arabanın camında, o şekilde bir süre duruyor. Etrafta hiç ses yok. Nikahın sesleri dışarı ulaşmıyor. Sonra adam, başını doğrultuyor. Elini arabadan çekiyor ve dudaklarına doğru götürüyor. Gözlerini kapatıp elini yavaşça öpüyor. Sonra elini yavaşça dudaklarından uzaklaştırıyor. Gözleri hala kapalı"
Binadan alkış sesleri geliyor. Ölesiye alkışlar" Adam, gözlerini açıyor. Evet, artık bitti. Başını mağrurca kaldırıp derin bir nefes alıyor. Sonra tekrar başını eğip elindeki kırmızı güle bakıyor. Elini kaldırıyor, ve gülü öpüyor yavaşça. Sonra, gülü arabanın üstüne bırakıyor. Bir süre güle bakıyor tekrar. Sonra geldiği yöne dönüyor ve geldiği şekilde uzaklaşmaya başlıyor. Biraz ilerliyor. Sonra rüzgar çıkıyor. Adamın etrafını sarı yapraklar sarıyor. Deri paltosunun etekleri arkasında uçuşurken saçları rüzgarın kuvvetiyle başında geriye yatıyor. Etrafında sarı yapraklar helezonlar çizerken adam, sadece ilerliyor.
Rüzgar, arabanın yanına ulaşıyor. Arabanın üstündeki gül savunmasız, yapayalnız. Rüzgar gülü kaldırıyor ve arabanın üstünden taşıyor. Derken binanın kapısı açılıyor. İçeriden mutlu bir kalabalık çıkıyor. Ã?ift, gurubun ortasında el ele ilerliyor. Mutlular, gözleri parlıyor. Herkes gülüyor. Arabanın yanına geliyorlar. Gelin tekrar parktaki havuza bakıyor. Havuzun içinde, kırmızı bir gül, tek başına yüzüyor. Gelin başını çeviriyor ve arabaya biniyor. Tek bir kırmızı gül yandaki parkın havuzunda yalnız başına yüzerken, o yolda, bir uçta kırgın, siyah deri paltolu adam güz rüzgarlarının savurduğu sarı yaprakların arasında kendi geleceğine korkak adımlarla yürürken, diğer yanda mutlu bir çift ve takipçileri arabalarına binerek uzaklaşıyor.
Adam gülün, kırmızı gülün, geline, tek aşkına ulaştığını asla bilmedi; tıpkı gelinin o gülün kendisi için olduğunu bilmediği gibi"
Ufak bir çocuk yaklaşıyor parktaki havuza. Yanında ufak bir kız var. Erkek çocuk havuza bakıyor ve orada, havuzun kenarında, artık yavaşça çürümeye başlamış, yalnız bir kırmızı gül buluyor. Ã?ocuk kısa koluyla zor da olsa uzanıyor ve gülü alıyor. Sonra gülü, yanındaki kıza veriyor. Kız gülü alırken gülümsüyor ama yüzü kıpkırmızı oluyor.
Yıllar sonra, orada oturan insanlar, her yıl güz mevsiminde, hep aynı gün, siyah giysiler içinde bir adamın geldiğini ve o binanın karşısına kırmızı bir gül bıraktığını söylüyor. Kalbi yaşamdan yoksun, ruhu yapayalnız bir adam" Yıllar geçiyor.
Artık o binanın önüne kırmızı bir gül bırakan kimse yok; ama her güz mevsiminde o yolu hala sarı yapraklar kaplıyor.