by Tangrel » Tue Jul 29, 2003 11:03 pm
-Prelüde-
Bölüm I
Karanlık Gecenin Sürpriz Misafirleri
Güneşdoğumu Celene dolunay, Luna yeniay, 612
Natirius gözlerini kaparken o lanetli geceyi getirdi gözlerinin önüne. O gece hayatını değiştirmişti. Üzerinden tam on dokuz yıl geçmişti. Kafilelerde, koruyuculuk yaptığı zamanlardı. Daha yirmi sekiz yaşındaydı. Hayatının en iyi zamanları sayılırdı. Çok iyi kılıç kullanır, saldırıyı havayı koklayarak anlardı. O zamana kadar rakipleri kılıcının önünde bir bir diz çökmüşlerdi. Girdiği bütün dövüşlerde bir tek yara bile almamıştı.
Natirius, hafızasında anıları canlanırken irkildi. İlacın etkilerinden biri de buydu. İç organlarının yandığını hissediyordu. Anılar bütün benliğini kapladı ve kendini rüyalara teslim etti. Karanlık bir geceydi. Gökte ne ay ne de yıldız vardı. Hava hafif esiyordu. Yerler akşam yağmış olan yağmur yüzünden ıslaktı. Bir aydır yolculuk yapan kafilenin yolculuğu bitmek üzereydi. şehrin koruyucu sınırlarına varmaya sadece bir iki gün kalmıştı.
Kafile zengin dört tane tüccardan, onların ailelerinden, onların kölelerinden, on altı araba dolusu satılacak yükten oluşuyordu. Son beş gündür de onlara bir de soylu bir aile eşlik ediyordu. Bu soylu aile de tüccarlardan birinin arabasında gidiyorlardı.
Kervan, yağmur bastırınca buldukları ilk açıklığa kamp yapmışlardı. Ortada arabalar, etrafına çadırlar şeklinde kurulmuştu kamp. Kampı koruyan yirmi altı tane kılıçlı muhafız vardı. O zamanlar kaptandı, Natirius.. Natirius, o gece bir şeyler olacağını biliyordu ama ne zaman nasıl kestiremiyordu. Hava sanki doğal değildi.
Saldırı başladığında ortama sessizlik hakimdi. Natirius saldırı yapacak gurubu bu kadar az kişi olarak beklemiyordu. Belki de gafil avlanmasının sebebi buydu. Hava bir anda aydınlandı ve yağmur yeniden başladı. şimşekler etrafı aydınlatırken gökten çamur şeklinde altı tane kütle yere düştü ve etrafa yayıldı. Korumalar onlara baka kaldı. Hepsi bir birinden habersiz altı adam, kütleleri incelemek için yaklaştı. Biri iyice karanlığa yaklaşırken onun içinden çıkan eli fark etti. Ama çok geçti. El, onu bir anda kolundan yakaladı ve kendine çekti. Öamurdan çıkmakta olan ikinci bir el ve kılıç göründü. Kılıç hızla boynuna girdi ve orda yan döndü. Diğerlerinin ölümleri de bundan daha basit olmadı. Öamurlardan hızla zırhlar içinde simsiyah giyinmiş altı şövalye belirdi. Ellerinde iki elle kavradıkları tam ve ayrımlık kılıçla. Giden korumalardan ancak biri kılıcını çekecek zamanı buldu. Düşmanına korku dolu atarak kılıcını savurdu. Kılıç düşmanının sol koluna girdi. Karşısındaki şövalye hiç böyle bir şey beklemiyormuş olmalı ki bir adım geri çekildi. Bu korumaya kılıcını çekip bir saldırı daha yapmak için şans tanıdı. Koruma saldırı yapmak yerine kılıcını bırakıp geri doğru kaçmaya çalıştı. Arkasındakilerden biri elini kemerine takılı olan kırbaca götürdü. Sol eliyle kavradığı kırbacı o saniye çekti ve savurdu. Koruma daha ikinci adımında boğazından yakalanmıştı. Kırbacın açtığı yaradan hızla içeri zehir dolmaya başlamıştı bile. Ölüm hızla zavallı korkmuş korumanın üstüne çöktü.
Geriye kalanlar şaşkınlıklarını üstlerinden atmaları uzun sürmedi. Arkadaşlarının ölümüne sebep olan korkuyu onlarda paylaşıyorlardı. Kaptanlarının bağırması onları kendilerine getirmişti. Bir çok saldırı da olduğu gibi savunma pozisyonu aldılar. Natirius düşmanı tanıyordu. Bunlara karşı düzenli bir savunma işe yaramazdı. Bunlar "Karanlığın Gözyaşlarıydılar". Buraya özel bir şey için gelmiş olmalıydılar. Bu savaşçılar Hextor"un seçkin Blackguard"larından oluşurlardı. Sadece çok özel durumlarda ortaya çıkarlar ve görevlerini yerine getirmek için öldürür yada ölürlerdi. Onlarla karşılaşan çok az kişi hayattaydı.
Yirmi bir muhafız V şeklini aldı. Arka ortada okçular vardı. Altı okçu aynı anda yaylarını gerdi ve okları fırlattı. Blackguardlar okları rahat bir şekilde kılıçlarıyla kestiler. O kadar kolay olmayacaktı hiçbir şey. Altısı birden hızla kılıçlarını çekmiş gruba saldırdı. Daha ilk saldırıda beş koruma yere serilmişti. Diğer korumalar hemen Blackguardların etraflarını çevirdiler. Karanlıkların savaşçıları çok rahattılar. Her yönden gelen saldırılara karşı koyuyorlardı. Kılıçlarını çok iyi savuruyorlardı. Açılan yaralar geniş ve ölümcüldüler. Natirius karşısındakinin kılıcı kullanış tarzından eğitimini almadan önce barbar olduğunu anlamıştı. Bunu, saldırırken attığı çığlıktan anlamak mümkündü. Etrafındaki bütün saldırıları dev kılıcını havada çevirerek geri püskürtüyordu. Natirius, bu savunma sistemini delmenin tek yolu bir iki adam feda etmek olduğunu biliyordu. Hızla, " şimdi" dedi ve bir adım ileri atıp geri çekildi. Yanındaki iki kişi kendiyle birlikte ileri atıldı. Ama, onlar kendisi kadar hızlı bir şekilde geri çekilememişlerdi. Dev kılıç sağındakinin boğazını doğradı. Zaman artık Natirius için çok yavaş akıyordu. Yüzüne doğru akan kanların görüşünü bozmasına izin vermeden bacaklarını biraz kırdı ve hızla ileri atıldı. Kendisi hareketine başladığında kılıç tam önünden geçmiş solundaki arkadaşının ilk önce kalkanını, sonra da kaburgalarını parçalamış ve dışarı çıkmıştı. Kılıç hızla Blackguard"ın arkasından geri yükselmiş ve Natirius"a doğru geliyordu. Kılıç beklediğinden daha az yavaşlamıştı. Natirius o an sanki durdu. Zırhtaki o dar açıklığa kılıcı bir sokabilsem diye geçirdi içinden.
Gözlerini açtığında üstü başı kan olmuş bir şekilde boğazını yarıp yere yıktığı Blackguard"a bakıyordu. Hemen diğerlerini kontrol etti. Blackguardlar"dan biri daha yere yıkılmıştı. Yanı başında kendisiyle birlikte beş cesetle. Onun ölümünün sebebi, göğsündeki ve kafasındaki ondan fazla oktu. Biri de çok geri de yıkılmıştı. Bu daha en başta kolu yaralanandı. Geriye üç tane savaşan Blackguard kalmıştı. Bunlardan biri iyice yaralanmış etrafındaki biri yaralı iki koruma ile savaşıyordu. Bir Blackguard etrafındaki korumaları yere sermiş koşarak çadırlara doğru ilerliyordu. Diğer Blackguard etrafındakiler bitince okçu yarı-elflerin üstüne atılmıştı. Yarı-elflerden birinin, Lurilyre, kolu yarılmış kısa kılıcı ile kendini korumaya çalışıyordu. Sağ kolundaki toka şeklindeki koruma parçalanmış, sağ kolu kan içinde kalmıştı. Neyse ki solaktı. Diğer yarı-elf, Hilmridrel, çok iyi bir kılıç dövüşçüsüydü. Oktaki becerisinin aynısını kılıçta da gösteriyordu. Karşısındaki canavarın kılıcından sıyrılıp hemen karşı saldırıya geçiyor aynı hızla da geri çekiliyordu. Kardeşin yaralanması moralini bozmuş gibiydi. Blackguard bir ara boşluktan yararlanıp bir elini Lurilyre"in göğsüne bir elini koyup "Hextor"un Ateşi içini ısıtsın" dedi. Lurilyre"in yüzü bir anda kasıldı, sonra geriye doğru uçtu. Bu açıktan yararlanan Hilmridrel Blackguard"ın yanına kaydı. Kalkanın yokluğundan yararlanıp Sol kolunu yardı. Yara Blackguard"ın çift el kılıç kullanmasını bayağı zorlaştıracak seviyedeydi.
Natirius arkadaşlarına yardım etmek için koşmaya başladı. Blackguard"ı arkasından yakaladı. Kılıcı karanlıkların muhafızının sırtında derin bir yara açtı. Yana doğru baktıklarında Lurilyre yerde kan kusuyordu. Hilm"in morali sıfır olmuştu. Hextor uşağı bayağı dayanıklıydı. Bu iki yara onu hiç yavaşlatmamışçasına bir harekette bulundu. Bu hız bu zırhın içinde nasıl olabilir dedi içinden Natirius. Adam hızla geriye döndü, bir adım geriye atı. Savunma pozisyonu aldı. Bu pozisyonda beklenmeyecek çeviklikle ve beceri ile kılıcı Natirius"un koluna indirdi. Natirius son anda darbeyi küçük kalkanı ile kesti. Büyülü kalkan ortadan ikiye ayrıldı. Uzun kılıç koluna girdi. Natirius yanındaki yarım-elfin büyülü sözcükler söylediğini duydu. Blackguard elindeki kılıcı Hilm"e çevirdi . Hilm büyüsünü bozmadan tamamladı. Öevik bir hareketle kılıçtan sıyrıldı. Ellerini kara muhafızın göğsüne bastırdı. "Kardeşimin kahrı içine dolsun ve her hareketinde onun kahrı ile yaşa." Blackguard ne olduğunu anlamıştı. "Kahretsin" dedi ve bir adım geri attı. Kılıcı hızla yarı-elfe savurdu ama kılıç mantıksız bir şekilde savruldu. Natirius boşluğu değerlendirmek için yaralı koluyla şövalyenin üstüne çullandı. Kara muhafız ne kadar kalkanı ile kesmeye çalıştıysa da yemiş olduğu lanet sanki vücudundaki bütün gücü çekmişti. Ayakları birkaç saniyeliğine yerden kesilmişti muhafızın.
Tam bu anda arkada savaşmakta olan yaralı muhafız etrafını temizlemişti. Hilm"in üstüne atılmıştı. Hilm onu neyse ki fark etmiş ve hemen önüne kalkan büyüsü çekmeyi başarmıştı. Yaralı kara muhafız önündeki görülmeyen bir duvarda takıldı. Kılıcı duvarı geçti ama saldırının bütün hızı kırılmıştı. Hilm rahatça kaçtı.
Natirius ile kara muhafız yere yıkıldılar. Kara muhafızın elinden kalkanı düşmüştü. Natirius üstte kara muhafız altta bir birlerine bakıyorlardı. Saldırıda Natirius"un da elinden kılıç uçmuştu. Natirius bütün gücüyle üstüne bastırdı. Sol eli belindeki hançeri buldu. Blackguard sinsi bir gülücük attı. Zırhlı eldivenin ucunda karanlıkta bir şey parladı. Natirius bunu nasıl düşünememişti. Seri bir hareketle kendini topladı. Kolunu muhafızın soluna bastırdı. Muhafız yarasına basılan acıyla sağ elini hızla Natirius"un gırtlağına savurdu. Başını hızla geriye doğru çekerken dizlerinin üstüne kalktı. Bıçağın keskin tarafı yüzünde hiç geçmeyecek bir yara açmıştı. Lanetin yarattığı etkiyle bıçak boğazı ıskalamıştı. Yaratılan boşluktan yararlanan Natirius elindeki bıçağı Hextor"un uşağının miğferinin açıklığından gırtlağına soktu. Bir çığlık koptu gecenin karanlığında. Öığlık nefret taşıyordu ilk önce. Sonra korkuya dönüştü. Sonunda bir duygu taşıyorsa da hırıltılar yüzünden anlaşılmıyordu. Natirius"un altındaki beden cansız bir şekilde kaldı. Öığlıkla birlikte Natirius etrafında olan biteni daha iyi algılamaya başladı. Uzaklarda kadın erkek sesleri duyuluyordu. Bir anda ilerlerde bir patlama olduğunu duydu. Önündeki iki çadır yıkılmıştı. Yanıyorlardı. Arkasındaki savaşta Hilm yaralıydı ama avantajı eline geçirmişti. Bu iki yarım-elfe böyle bir muharebede güvenirdi. Önündeki zavallı Lurilyre cansız bir şekilde yerde yatıyordu.
Hızla ayağa kalktı. Asıl Blackguard, çadırlara dalmış, oradakileri katlediyordu. Hızla doğruldu ve yanan çadır tentesinin üstünden zıpladı. Yaralı kolundan akan kanlar avucunun içini dolduruyordu. Bir anda aklına silahsız olduğu geldi. Daha kötüsü karşısındaki dövüşçünün büyüleri vardı. Tam ona doğru koşarken üzerine doğru koşan iki insan fark etti. Bunlar, korumakla görevli oldukları tüccardan biri ve onun yarı çıplak güzel kölelerinden biriydi. Arkalarından birinin mırıldanmaları geliyordu. Bu daha çok büyü sözcüklerine benziyordu. Deminki patlama geldi aklına. Gerisine doğru zıpladı ve yere yüzüstü kapaklandı Natirius. Birden etrafındaki havanın çekildiğini hissetti. Bir an nefes alamadı. Etraf ısındı. Sert bir şey uçarak kendine çarptı. Gözlerini açıp bakmaya korkuyordu. Eti zırhının altında kavruldu. Gözlerini açtığına üstündeki yanmış bir kadın cesedi idi. Diğer tüccarda ölü sol yanındaydı. Kalkacak gücü nasıl buldu bilmiyordu. Uzanıp yanındaki kılıcı aldı. Anlaşılan tüccar can havliyle kendini korumak için bir kılıç almıştı. Kafasını kaldırdı ve rakibini gördü. Dokuz çadırlık kamp o an için çok sessiz geldi.
Dokuz çadırdan beşi yıkılmış ve yanmıştı. Küçük meydan ceset doluydu. Savunmayı çok kısa sürede yaran Blackguard kamp sakinlerini hazırlıksız yakalamış daha kaçamadan avlamıştı. Ortadaki tüccar çadırlarından birinin çadır bezi yırtılmış orda cansız bir beden sarkıyordu. Havada yanık et kokusu hakimdi. Kara muhafız sonradan eklenen soyluların çadırının önünde duruyordu. Önünde ayaklarının altında genç bir adam cesedi vardı. Gencin elinde de parlayan bir topuz vardı.
Blackguard sözlerini bitirmeden ona doğru koşmaya başladı, Natirius. Hızla geldi ve çarptı. Ama bu diğeri gibi hazırlıksız ve güçsüz değildi. Büyü sözcükleri kesildi. Bir iki adım geri attı. Kıvrak bir şekil bütün ağırlığını sola geçirdi. Natirius"un ağzından bir küfür savruldu. Kara muhafızın olduğu yerde dönmesi ile çadırın içine savruldu. Dışarıda bir parlamayla üç tane ışık parçası Blackguard"a geldi. Acıyla Blackguard içeri bir adım attı. Elindeki kılıç bir anda alevlendi. Hızla arkasını döndü ve ağzından Natirius"un anlamadığı kelimeler döküldü ve o anda gerisine doğru bir büyü gönderdi. Natirius eline kılıcını aldı. Ayağa kalktı. Karşısındaki Blackguard"ı ateşten bir kalkan çevrelemişti. Blackguard"ın yaraları ağırdı. Dışarıda Blackguard"ın baktığı tarafta Hilm kılıcına bir büyü okumuş Blackguard"a bakıyordu. Öfkeyle Hilm ileri atıldı. Blackguard kılıcını havaya kaldırdı. Hilm üstüne koşarken havayı kılıcıyla sağ üstten sol aşağı doğru yardı. "Kahrol iyinin bozuk tohumu" diye bir lanet geldi muhafızdan. Hilmridrel, zavallı kadim dost, kılıcı yere düşerek geriye doğru uçtu. Kara kılıç kaburgasının sağ üstünden aşağı doğru parçalamıştı. Ayrıca elleri ve kollarında da yanıklar vardı. Yerde kıvranıyordu. Ölmesi fazla sürmezdi.
Natirius geri adım attı. Bir şeye çarpıncaya kadar geriledi. Kara muhafız arkasını dönmemişti. Natirius elindeki kılıcı havaya kaldırdı. Blackguard arkasını döndü. Boynunda aşağı kanlar akıyordu. Zırhının her tarafı kan olmuştu. Natirius, hızla saldırdı. Saldırısı başarılı olmuştu. Kılıç, Blackguard"ın silahı tutan eline girdi. Ama yapmış olduğu seri atak savunmasında boşluklar ortaya çıkarmıştı. Yüzüne hızlı bir yumruk indi. Natirius geriye doğru uçtu. Ayakları yerden kesilmişti. Demin eğip durduğu şeye şimdi kafasını çarpıp kalmıştı. Blackguard bir kahkaha patlattı. İnsanın içini buz kestiren bir kahkahaydı bu.
Blackguard, yavaş yavaş Natirius"un yanına geldi. Elindeki, kalkanı bir köşeye attı. Natirius elindeki silahın kabzasını sıktı. Elleri ve kolları demin yapmış olduğu saldırı sırasında yanmıştı. Kafası da kanıyordu çarpma sonucu. Kan sol gözüne giriyordu. Tepesindeki yaratık kılıcı iki eliyle tutmuş havaya kaldırmıştı. Hızlı bir ölüm olacağa benziyordu.
Tam o anda bir mucize gerçekleşti. Öadırın içi mavi bir ışık tarafından kaplandı. Bir bebek ağlaması duyuluyordu çadırda. Bu Natirius"un çarptığı şeyi açıklıyordu. Bir beşik. Olan bu olay Natirius"a gereken tek şeydi. Bir fırsat. Blackguard şaşırmıştı. Kılıç havadaydı. Gözleri çenesine doğru yükselen kılıcın keskin ucunu çok geç yakalamıştı. Sıcak kan bir anda Natirius"un yüzüne boşaldı. O anda birden üstünde dehşet bir sıcaklık hissetti. Ellerini silahın kabzasından çekti. Ama boşuna bir uğraştı ve yanmayı engelleyemedi ve acıyla ayakları boşaldı. Kara muhafızı çevreleyen ateşten kalkan işini görmüştü. İkisi birden yere yıkıldı.
Orada Natirius ne kadar baygın yattı bilmiyordu. Kalktığında daha sabah olmamıştı. Yaraları nasıl olmuşsa kanamıyor gibiydi. Geri olduğu yere yıkıldı ve uyumaya başladı.
[size=150][i][b]-Prelüde-[/b][/i][/size]
[color=red][i][b]Bölüm I [/b][/i][/color]
[b]Karanlık Gecenin Sürpriz Misafirleri[/b]
Güneşdoğumu Celene dolunay, Luna yeniay, 612
Natirius gözlerini kaparken o lanetli geceyi getirdi gözlerinin önüne. O gece hayatını değiştirmişti. Üzerinden tam on dokuz yıl geçmişti. Kafilelerde, koruyuculuk yaptığı zamanlardı. Daha yirmi sekiz yaşındaydı. Hayatının en iyi zamanları sayılırdı. Çok iyi kılıç kullanır, saldırıyı havayı koklayarak anlardı. O zamana kadar rakipleri kılıcının önünde bir bir diz çökmüşlerdi. Girdiği bütün dövüşlerde bir tek yara bile almamıştı.
Natirius, hafızasında anıları canlanırken irkildi. İlacın etkilerinden biri de buydu. İç organlarının yandığını hissediyordu. Anılar bütün benliğini kapladı ve kendini rüyalara teslim etti. Karanlık bir geceydi. Gökte ne ay ne de yıldız vardı. Hava hafif esiyordu. Yerler akşam yağmış olan yağmur yüzünden ıslaktı. Bir aydır yolculuk yapan kafilenin yolculuğu bitmek üzereydi. şehrin koruyucu sınırlarına varmaya sadece bir iki gün kalmıştı.
Kafile zengin dört tane tüccardan, onların ailelerinden, onların kölelerinden, on altı araba dolusu satılacak yükten oluşuyordu. Son beş gündür de onlara bir de soylu bir aile eşlik ediyordu. Bu soylu aile de tüccarlardan birinin arabasında gidiyorlardı.
Kervan, yağmur bastırınca buldukları ilk açıklığa kamp yapmışlardı. Ortada arabalar, etrafına çadırlar şeklinde kurulmuştu kamp. Kampı koruyan yirmi altı tane kılıçlı muhafız vardı. O zamanlar kaptandı, Natirius.. Natirius, o gece bir şeyler olacağını biliyordu ama ne zaman nasıl kestiremiyordu. Hava sanki doğal değildi.
Saldırı başladığında ortama sessizlik hakimdi. Natirius saldırı yapacak gurubu bu kadar az kişi olarak beklemiyordu. Belki de gafil avlanmasının sebebi buydu. Hava bir anda aydınlandı ve yağmur yeniden başladı. şimşekler etrafı aydınlatırken gökten çamur şeklinde altı tane kütle yere düştü ve etrafa yayıldı. Korumalar onlara baka kaldı. Hepsi bir birinden habersiz altı adam, kütleleri incelemek için yaklaştı. Biri iyice karanlığa yaklaşırken onun içinden çıkan eli fark etti. Ama çok geçti. El, onu bir anda kolundan yakaladı ve kendine çekti. Öamurdan çıkmakta olan ikinci bir el ve kılıç göründü. Kılıç hızla boynuna girdi ve orda yan döndü. Diğerlerinin ölümleri de bundan daha basit olmadı. Öamurlardan hızla zırhlar içinde simsiyah giyinmiş altı şövalye belirdi. Ellerinde iki elle kavradıkları tam ve ayrımlık kılıçla. Giden korumalardan ancak biri kılıcını çekecek zamanı buldu. Düşmanına korku dolu atarak kılıcını savurdu. Kılıç düşmanının sol koluna girdi. Karşısındaki şövalye hiç böyle bir şey beklemiyormuş olmalı ki bir adım geri çekildi. Bu korumaya kılıcını çekip bir saldırı daha yapmak için şans tanıdı. Koruma saldırı yapmak yerine kılıcını bırakıp geri doğru kaçmaya çalıştı. Arkasındakilerden biri elini kemerine takılı olan kırbaca götürdü. Sol eliyle kavradığı kırbacı o saniye çekti ve savurdu. Koruma daha ikinci adımında boğazından yakalanmıştı. Kırbacın açtığı yaradan hızla içeri zehir dolmaya başlamıştı bile. Ölüm hızla zavallı korkmuş korumanın üstüne çöktü.
Geriye kalanlar şaşkınlıklarını üstlerinden atmaları uzun sürmedi. Arkadaşlarının ölümüne sebep olan korkuyu onlarda paylaşıyorlardı. Kaptanlarının bağırması onları kendilerine getirmişti. Bir çok saldırı da olduğu gibi savunma pozisyonu aldılar. Natirius düşmanı tanıyordu. Bunlara karşı düzenli bir savunma işe yaramazdı. Bunlar "Karanlığın Gözyaşlarıydılar". Buraya özel bir şey için gelmiş olmalıydılar. Bu savaşçılar Hextor"un seçkin Blackguard"larından oluşurlardı. Sadece çok özel durumlarda ortaya çıkarlar ve görevlerini yerine getirmek için öldürür yada ölürlerdi. Onlarla karşılaşan çok az kişi hayattaydı.
Yirmi bir muhafız V şeklini aldı. Arka ortada okçular vardı. Altı okçu aynı anda yaylarını gerdi ve okları fırlattı. Blackguardlar okları rahat bir şekilde kılıçlarıyla kestiler. O kadar kolay olmayacaktı hiçbir şey. Altısı birden hızla kılıçlarını çekmiş gruba saldırdı. Daha ilk saldırıda beş koruma yere serilmişti. Diğer korumalar hemen Blackguardların etraflarını çevirdiler. Karanlıkların savaşçıları çok rahattılar. Her yönden gelen saldırılara karşı koyuyorlardı. Kılıçlarını çok iyi savuruyorlardı. Açılan yaralar geniş ve ölümcüldüler. Natirius karşısındakinin kılıcı kullanış tarzından eğitimini almadan önce barbar olduğunu anlamıştı. Bunu, saldırırken attığı çığlıktan anlamak mümkündü. Etrafındaki bütün saldırıları dev kılıcını havada çevirerek geri püskürtüyordu. Natirius, bu savunma sistemini delmenin tek yolu bir iki adam feda etmek olduğunu biliyordu. Hızla, " şimdi" dedi ve bir adım ileri atıp geri çekildi. Yanındaki iki kişi kendiyle birlikte ileri atıldı. Ama, onlar kendisi kadar hızlı bir şekilde geri çekilememişlerdi. Dev kılıç sağındakinin boğazını doğradı. Zaman artık Natirius için çok yavaş akıyordu. Yüzüne doğru akan kanların görüşünü bozmasına izin vermeden bacaklarını biraz kırdı ve hızla ileri atıldı. Kendisi hareketine başladığında kılıç tam önünden geçmiş solundaki arkadaşının ilk önce kalkanını, sonra da kaburgalarını parçalamış ve dışarı çıkmıştı. Kılıç hızla Blackguard"ın arkasından geri yükselmiş ve Natirius"a doğru geliyordu. Kılıç beklediğinden daha az yavaşlamıştı. Natirius o an sanki durdu. Zırhtaki o dar açıklığa kılıcı bir sokabilsem diye geçirdi içinden.
Gözlerini açtığında üstü başı kan olmuş bir şekilde boğazını yarıp yere yıktığı Blackguard"a bakıyordu. Hemen diğerlerini kontrol etti. Blackguardlar"dan biri daha yere yıkılmıştı. Yanı başında kendisiyle birlikte beş cesetle. Onun ölümünün sebebi, göğsündeki ve kafasındaki ondan fazla oktu. Biri de çok geri de yıkılmıştı. Bu daha en başta kolu yaralanandı. Geriye üç tane savaşan Blackguard kalmıştı. Bunlardan biri iyice yaralanmış etrafındaki biri yaralı iki koruma ile savaşıyordu. Bir Blackguard etrafındaki korumaları yere sermiş koşarak çadırlara doğru ilerliyordu. Diğer Blackguard etrafındakiler bitince okçu yarı-elflerin üstüne atılmıştı. Yarı-elflerden birinin, Lurilyre, kolu yarılmış kısa kılıcı ile kendini korumaya çalışıyordu. Sağ kolundaki toka şeklindeki koruma parçalanmış, sağ kolu kan içinde kalmıştı. Neyse ki solaktı. Diğer yarı-elf, Hilmridrel, çok iyi bir kılıç dövüşçüsüydü. Oktaki becerisinin aynısını kılıçta da gösteriyordu. Karşısındaki canavarın kılıcından sıyrılıp hemen karşı saldırıya geçiyor aynı hızla da geri çekiliyordu. Kardeşin yaralanması moralini bozmuş gibiydi. Blackguard bir ara boşluktan yararlanıp bir elini Lurilyre"in göğsüne bir elini koyup "Hextor"un Ateşi içini ısıtsın" dedi. Lurilyre"in yüzü bir anda kasıldı, sonra geriye doğru uçtu. Bu açıktan yararlanan Hilmridrel Blackguard"ın yanına kaydı. Kalkanın yokluğundan yararlanıp Sol kolunu yardı. Yara Blackguard"ın çift el kılıç kullanmasını bayağı zorlaştıracak seviyedeydi.
Natirius arkadaşlarına yardım etmek için koşmaya başladı. Blackguard"ı arkasından yakaladı. Kılıcı karanlıkların muhafızının sırtında derin bir yara açtı. Yana doğru baktıklarında Lurilyre yerde kan kusuyordu. Hilm"in morali sıfır olmuştu. Hextor uşağı bayağı dayanıklıydı. Bu iki yara onu hiç yavaşlatmamışçasına bir harekette bulundu. Bu hız bu zırhın içinde nasıl olabilir dedi içinden Natirius. Adam hızla geriye döndü, bir adım geriye atı. Savunma pozisyonu aldı. Bu pozisyonda beklenmeyecek çeviklikle ve beceri ile kılıcı Natirius"un koluna indirdi. Natirius son anda darbeyi küçük kalkanı ile kesti. Büyülü kalkan ortadan ikiye ayrıldı. Uzun kılıç koluna girdi. Natirius yanındaki yarım-elfin büyülü sözcükler söylediğini duydu. Blackguard elindeki kılıcı Hilm"e çevirdi . Hilm büyüsünü bozmadan tamamladı. Öevik bir hareketle kılıçtan sıyrıldı. Ellerini kara muhafızın göğsüne bastırdı. "Kardeşimin kahrı içine dolsun ve her hareketinde onun kahrı ile yaşa." Blackguard ne olduğunu anlamıştı. "Kahretsin" dedi ve bir adım geri attı. Kılıcı hızla yarı-elfe savurdu ama kılıç mantıksız bir şekilde savruldu. Natirius boşluğu değerlendirmek için yaralı koluyla şövalyenin üstüne çullandı. Kara muhafız ne kadar kalkanı ile kesmeye çalıştıysa da yemiş olduğu lanet sanki vücudundaki bütün gücü çekmişti. Ayakları birkaç saniyeliğine yerden kesilmişti muhafızın.
Tam bu anda arkada savaşmakta olan yaralı muhafız etrafını temizlemişti. Hilm"in üstüne atılmıştı. Hilm onu neyse ki fark etmiş ve hemen önüne kalkan büyüsü çekmeyi başarmıştı. Yaralı kara muhafız önündeki görülmeyen bir duvarda takıldı. Kılıcı duvarı geçti ama saldırının bütün hızı kırılmıştı. Hilm rahatça kaçtı.
Natirius ile kara muhafız yere yıkıldılar. Kara muhafızın elinden kalkanı düşmüştü. Natirius üstte kara muhafız altta bir birlerine bakıyorlardı. Saldırıda Natirius"un da elinden kılıç uçmuştu. Natirius bütün gücüyle üstüne bastırdı. Sol eli belindeki hançeri buldu. Blackguard sinsi bir gülücük attı. Zırhlı eldivenin ucunda karanlıkta bir şey parladı. Natirius bunu nasıl düşünememişti. Seri bir hareketle kendini topladı. Kolunu muhafızın soluna bastırdı. Muhafız yarasına basılan acıyla sağ elini hızla Natirius"un gırtlağına savurdu. Başını hızla geriye doğru çekerken dizlerinin üstüne kalktı. Bıçağın keskin tarafı yüzünde hiç geçmeyecek bir yara açmıştı. Lanetin yarattığı etkiyle bıçak boğazı ıskalamıştı. Yaratılan boşluktan yararlanan Natirius elindeki bıçağı Hextor"un uşağının miğferinin açıklığından gırtlağına soktu. Bir çığlık koptu gecenin karanlığında. Öığlık nefret taşıyordu ilk önce. Sonra korkuya dönüştü. Sonunda bir duygu taşıyorsa da hırıltılar yüzünden anlaşılmıyordu. Natirius"un altındaki beden cansız bir şekilde kaldı. Öığlıkla birlikte Natirius etrafında olan biteni daha iyi algılamaya başladı. Uzaklarda kadın erkek sesleri duyuluyordu. Bir anda ilerlerde bir patlama olduğunu duydu. Önündeki iki çadır yıkılmıştı. Yanıyorlardı. Arkasındaki savaşta Hilm yaralıydı ama avantajı eline geçirmişti. Bu iki yarım-elfe böyle bir muharebede güvenirdi. Önündeki zavallı Lurilyre cansız bir şekilde yerde yatıyordu.
Hızla ayağa kalktı. Asıl Blackguard, çadırlara dalmış, oradakileri katlediyordu. Hızla doğruldu ve yanan çadır tentesinin üstünden zıpladı. Yaralı kolundan akan kanlar avucunun içini dolduruyordu. Bir anda aklına silahsız olduğu geldi. Daha kötüsü karşısındaki dövüşçünün büyüleri vardı. Tam ona doğru koşarken üzerine doğru koşan iki insan fark etti. Bunlar, korumakla görevli oldukları tüccardan biri ve onun yarı çıplak güzel kölelerinden biriydi. Arkalarından birinin mırıldanmaları geliyordu. Bu daha çok büyü sözcüklerine benziyordu. Deminki patlama geldi aklına. Gerisine doğru zıpladı ve yere yüzüstü kapaklandı Natirius. Birden etrafındaki havanın çekildiğini hissetti. Bir an nefes alamadı. Etraf ısındı. Sert bir şey uçarak kendine çarptı. Gözlerini açıp bakmaya korkuyordu. Eti zırhının altında kavruldu. Gözlerini açtığına üstündeki yanmış bir kadın cesedi idi. Diğer tüccarda ölü sol yanındaydı. Kalkacak gücü nasıl buldu bilmiyordu. Uzanıp yanındaki kılıcı aldı. Anlaşılan tüccar can havliyle kendini korumak için bir kılıç almıştı. Kafasını kaldırdı ve rakibini gördü. Dokuz çadırlık kamp o an için çok sessiz geldi.
Dokuz çadırdan beşi yıkılmış ve yanmıştı. Küçük meydan ceset doluydu. Savunmayı çok kısa sürede yaran Blackguard kamp sakinlerini hazırlıksız yakalamış daha kaçamadan avlamıştı. Ortadaki tüccar çadırlarından birinin çadır bezi yırtılmış orda cansız bir beden sarkıyordu. Havada yanık et kokusu hakimdi. Kara muhafız sonradan eklenen soyluların çadırının önünde duruyordu. Önünde ayaklarının altında genç bir adam cesedi vardı. Gencin elinde de parlayan bir topuz vardı.
Blackguard sözlerini bitirmeden ona doğru koşmaya başladı, Natirius. Hızla geldi ve çarptı. Ama bu diğeri gibi hazırlıksız ve güçsüz değildi. Büyü sözcükleri kesildi. Bir iki adım geri attı. Kıvrak bir şekil bütün ağırlığını sola geçirdi. Natirius"un ağzından bir küfür savruldu. Kara muhafızın olduğu yerde dönmesi ile çadırın içine savruldu. Dışarıda bir parlamayla üç tane ışık parçası Blackguard"a geldi. Acıyla Blackguard içeri bir adım attı. Elindeki kılıç bir anda alevlendi. Hızla arkasını döndü ve ağzından Natirius"un anlamadığı kelimeler döküldü ve o anda gerisine doğru bir büyü gönderdi. Natirius eline kılıcını aldı. Ayağa kalktı. Karşısındaki Blackguard"ı ateşten bir kalkan çevrelemişti. Blackguard"ın yaraları ağırdı. Dışarıda Blackguard"ın baktığı tarafta Hilm kılıcına bir büyü okumuş Blackguard"a bakıyordu. Öfkeyle Hilm ileri atıldı. Blackguard kılıcını havaya kaldırdı. Hilm üstüne koşarken havayı kılıcıyla sağ üstten sol aşağı doğru yardı. "Kahrol iyinin bozuk tohumu" diye bir lanet geldi muhafızdan. Hilmridrel, zavallı kadim dost, kılıcı yere düşerek geriye doğru uçtu. Kara kılıç kaburgasının sağ üstünden aşağı doğru parçalamıştı. Ayrıca elleri ve kollarında da yanıklar vardı. Yerde kıvranıyordu. Ölmesi fazla sürmezdi.
Natirius geri adım attı. Bir şeye çarpıncaya kadar geriledi. Kara muhafız arkasını dönmemişti. Natirius elindeki kılıcı havaya kaldırdı. Blackguard arkasını döndü. Boynunda aşağı kanlar akıyordu. Zırhının her tarafı kan olmuştu. Natirius, hızla saldırdı. Saldırısı başarılı olmuştu. Kılıç, Blackguard"ın silahı tutan eline girdi. Ama yapmış olduğu seri atak savunmasında boşluklar ortaya çıkarmıştı. Yüzüne hızlı bir yumruk indi. Natirius geriye doğru uçtu. Ayakları yerden kesilmişti. Demin eğip durduğu şeye şimdi kafasını çarpıp kalmıştı. Blackguard bir kahkaha patlattı. İnsanın içini buz kestiren bir kahkahaydı bu.
Blackguard, yavaş yavaş Natirius"un yanına geldi. Elindeki, kalkanı bir köşeye attı. Natirius elindeki silahın kabzasını sıktı. Elleri ve kolları demin yapmış olduğu saldırı sırasında yanmıştı. Kafası da kanıyordu çarpma sonucu. Kan sol gözüne giriyordu. Tepesindeki yaratık kılıcı iki eliyle tutmuş havaya kaldırmıştı. Hızlı bir ölüm olacağa benziyordu.
Tam o anda bir mucize gerçekleşti. Öadırın içi mavi bir ışık tarafından kaplandı. Bir bebek ağlaması duyuluyordu çadırda. Bu Natirius"un çarptığı şeyi açıklıyordu. Bir beşik. Olan bu olay Natirius"a gereken tek şeydi. Bir fırsat. Blackguard şaşırmıştı. Kılıç havadaydı. Gözleri çenesine doğru yükselen kılıcın keskin ucunu çok geç yakalamıştı. Sıcak kan bir anda Natirius"un yüzüne boşaldı. O anda birden üstünde dehşet bir sıcaklık hissetti. Ellerini silahın kabzasından çekti. Ama boşuna bir uğraştı ve yanmayı engelleyemedi ve acıyla ayakları boşaldı. Kara muhafızı çevreleyen ateşten kalkan işini görmüştü. İkisi birden yere yıkıldı.
Orada Natirius ne kadar baygın yattı bilmiyordu. Kalktığında daha sabah olmamıştı. Yaraları nasıl olmuşsa kanamıyor gibiydi. Geri olduğu yere yıkıldı ve uyumaya başladı.