Gölge Katil

Post a reply

Confirmation code
Enter the code exactly as it appears. All letters are case insensitive.
Smilies
:D :) :( :o 8O :? 8) :lol: :x :P :oops: :cry: :evil: :twisted: :roll: :wink: :!: :?: :idea: :arrow: :| :mrgreen:

BBCode is ON
[img] is ON
[url] is ON
Smilies are ON

Topic review
   

If you wish to attach one or more files enter the details below.

Maximum filesize per attachment: 256 KiB.

Expand view Topic review: Gölge Katil

by haplo25 » Fri Sep 08, 2006 2:37 am

Abi bunu okumak yürek ve cesaret ister :D

Gölge Katil

by UndeadBlackDragon » Tue May 23, 2006 11:23 pm

Etraf sessiz ve oldukça karanlıktı. Adam hızlı ama sessiz ilerliyordu. İşini iyi bilenlerdendi ve şimdiye kadar asla başarısız olmadı, olmayacaktı da. Sura hızlıca tırmandı. Taştan yapıldıkları için araları girik çıkık doluydu. Bu surdan sonra birde kale suru vardı. Ona da tırmandıktan sonra işini çabucak bitirecek ve kimse çok sevdikleri lordlarını kimin öldürdüğünü bilemeyecekti. Surdan atlayarak indi. Artık çok dikkatli olması gerekiyordu. Her yerde muhafızlar vardı ve en ufak ses hemen şüphelerini çekecekti. Sonunda kale suruna vardı ve tırmanmaya başladı.
Bacağında bir acı hissetti. Bağırmamak için kendini zor tutuyordu. Bacağına baktı ve bir okun saplanmış olduğunu gördü. Kendini devam etmeye zorladı ama gittikçe yoruluyordu. Bacağından akan kanlar gücünü de götürüyordu. Kendini zorlamadı başı dönmeye başlamıştı. Yavaş yavaş yere inmeye çalıştı ama gittikçe güçsüzleşiyor ve taşlara tutunmakta zorlanıyordu. Ayağının kaydığını hissetti. Aşağı düşerken kalan gücüyle bir çığlık atmayı başarabildi ve bilinçsiz bir şekilde yere düştü.

Gözlerini bembeyaz bir odada açtı. Gözlerinin ışığa alışmasını bekledi ve etrafına bakındı. Büyükçe bir odadaydı. Ã?evresinde birçok yatak, çeşitli malzemeler ve şifalı otlarla dolu dolaplar vardı. Karşısındaki tezgahta çeşitli simya aletleri ve fokurdayan iksirler vardı. Yalnız değildi. Beş yatak ötesinde çok güzel bir kız yatıyordu. Bedenine sarılı ipek çarşaf vücut hatlarının güzelliğini ortaya çıkarıyordu. Nefes alamadan kızı izledi.
“Benim kızım. Çok güzel değil mi?”
Hemen başını çevirdi. Uzun boylu, yapılı bir adam tüm haşmetiyle karşısında duruyordu. Zırhı görkemini arttırıyordu. Belinden uzun bir kılıç kabzası uzanıyordu. Kılıcın sapı çeşitli mücevherlerle süslüydü. Ona doğru bakan ve çok ender görülen alev kırmızısı gözler bilgelik ve zeka doluydu. Yer yer beyazlamış uzun saçları omuzlarına dökülüyordu. Ona doğru bakan adam Melagres lordu Regor’du.
“Günaydın evlat. Adın ne bakalım.”
“Adım Argas efendim.”
“Pekala Argas. Zırhından anladığım kadarıyla sen bir Gölgeadam’sın.”
“Evet.” dedi Argas.
“Bacağında bir okla surun dibinde askerler buldu seni. Kan kaybediyordun. şanslısın eğer adamlarım seni bulamasalardı kan kaybından ölecektin.”
“şimdi ise bir tutsağım. Ölümden de beter.”
“Eğer benimle anlaşmaya varırsan özgür bir adam olursun Argas.”
“Efendim öncelikle bana saplanan oku görebilirmiyim.”
Lord Regor bir an düşündü, sonra “Pekala. Görmende bir sakınca yok.”
Biraz sonra Regor elinde kırık bir okla geri göndü. “Al bakalım”
Tam Argas’ın şüphelendiği gibiydi. Ok bir karaelf okuydu. Lonca ona ihanet etmişti. Peki ama neden? “Anlaşma ne?”diye sordu.
“Oldukça basit. Sen bana Gölgeadamların başında kimin olduğunu ve loncanın gizli yerlerini göstereceksin işimiz bittiğinde ise artık özgür bir adam olacaksın.”
Argas’ın artık kaybedecek bir şeyi yoktu. Lonca ona ihanet etmişti. Bunu onlara Regor aracılığı ile ödetecekti. ”Kabul” dedi.
Regor’un yüzüne bir gülümseme yayıldı.
İçeri beyaz cüppeli bir adam girdi. Üstünde çeşitli iksirlerin bulunduğu masaya ilerledi ve masada kaynamakta olan iksirlerden birinin tadına baktı. Bir onay iniltisi çıkararak iksiri bir tür şişeye koydu. İleride yatmakta olan kıza doğru ilerledi. Regor’un gözleri adamı takip ediyordu. Adam iksirin bir kısmını bir tasa geri kalanını ise bir kupaya doldurdu. Ã?ekmeceden bir bez çıkararak tasa batırdı ve kupayı alarak yavaşça kıza içirdi. Bezi tastan geri alarak kızın alnına koydu. Hafif bir iç geçirerek arkasını döndü.
“Lordum burada olduğunuzu fark edemedim.”dedi adam.
“Ziyanı yok Arthur. Durumu nasıl?”
“İyileşiyor Lordum ama yorgun. Birkaç gün daha dinlenmesi gerekiyor.”
“Onun nesi var?” dedi Argas konuşmaya cesaret ederek.
Lord Regor elindeki oku göstererek “Elindeki okun benzeri bir ok kızımı yaraladı.
Ok öldürmemişti ama zehirliydi. Bir haftadır yatıyor. Sadece Arthur’un verdiği iksirlerle besleniyor. Ama durumu günden güne iyiye gidiyor. Buda bize güç veriyor.”
Kızdan bir inilti duyulmasıyla Arthur kıza doğru hareketlendi. Regor’da Arthurun yanına yöneldi.


Argas tiz bir çan sesiyle uyandı. Her taraftan çığlıklar, bağrışlar, feryatlar ve naralar geliyordu. Metalin metale çarpma sesi kulaklarda yankılanıyordu. Muhafızlardan biri hızla kapıyı açtı. Yanında ki muhafızın elinde kendi zırhı ve silahları vardı.
“Ã?abuk giy bunları.” Muhafızın gözünden endişe okunuyordu.
Argas giyinirken “Neler oluyor?” diye sordu.
“Kara elfler. Kaleye saldırıyorlar.”
Argas giyinmesini bitirdiğinde muhafız ona bir asker pelerini uzattı.
Argas’ın soran gözlerine karşılık muhafız, “Saldıranların arasında gölgeadamlarda var. Zırhlarınız aynı. Karıştırılmaman için.”
Argas tek kelime etmeden pelerini giydi ve muhafızlarla birlikte dışarıdaki karmaşanın içine girdi.
Lord Regor yanındaki altı muhafız ile birlikte kara elflerle çarpışıyordu. Karşısındakinin hamlesini savurup kılıcı karnına sapladı.Kara elf devrilirken etrafına göz attı. Kalenin içinde çok düzensiz bir çarpışma vardı ve kara elfler iyi savaşçılardı. Adamlarını bir araya getiremez ise yenilebilirlerdi. Etrafında yaklaşık on tane kara elf vardı ve köşeye sıkışmıştı.Burdan adamlarını komuta etmesi çok zordu. Karmaşanın arasında gözleri Argas’ı seçti. Yanındaki iki muhafız ile üç kara elfe karşı savaşıyordu.
“Argas adamları toparla” diye bağırdı.
Argas sesin geldiği yöne baktı. Yayını çıkararak Regor’un çevresindeki elflerden birini indirdi. Sonra emrine uyarak bağırmaya başladı. “Toparlanın. Bana doğru gelin.” Saldırı çok ani olmuştu ve hazırlıksız yakalanmışlardı. Bazı askerler zırhlarını giymeye bile fırsat bulamamıştı. Askerler Argas’ın sözünü dikkate alarak ona doğru toplanmaya başladılar. Argas şaşırmıştı. “Lord Regor’a doğru diye bağırdı.” Bu sırada eski loncasından olan birini yere indirdi.
Askerler düzen almaya başlayınca elfler erimeye başladı. Paniğe kapılarak gerilemeye başladılar. Regor’un sesi boru gibi öttü. “Saldırın. Acımayın, tek birini sağ koymayın.”
Askerler hızla saldırıya geçti. Elfer önce birinci sonrada ikinci surdan dışarıya atıldı ve kaçarak ormanın karanlığına karıştılar. Ve etrafa bir sükunet çöktü.
Regor birkaç askere talimatlarını bildiriyordu. “Yaralılara bakın, surun onarılmaya başlanması için işçiler çağırın, cesetleri toplayıp yakın. Ormanı araştırmaları için izciler yollayın.”
Argas yavaşça Regor’a yaklaştı.
“Az kişilerdi ama gafil avladılar. Korkaklar.” dedi Regor.
“Bana neden güvendin.”dedi Argas. “Kaçıp onlara katılabilirdim veya seni arkandan vurabilirdim.”
Regor gülümsedi. Bu soruyu bekliyordu. “Sana ihanet eden bir loncaya dönecek değildin heralde.” Argas’ın şaşkın bakışlarını görünce gülümsemesi yayıldı. “Eh seni vuran okun bir kara elf oku olduğunu anlayacak kadar zekam var Argas.”
Argas kendini mahcup hissetti. “şimdi ne olacak?”diye sordu.
Regor kapıdan çıkan bir grup adamı izliyordu. “Ã?nce izcilerin getireceği haberleri bekleyeceğiz”

Regor izciler ormanda kaybolana kadar onları izledi. Yorgun bir iç çekişten sonra Argas’a dönerek,
“Biraz dinlensek iyi olur, yorucu bir gece oldu.”
Argas başını sallamakla yetindi. Gerçektende yorulmuştu. Kaleye doğru yürümeye başladı. Odasına çıktığında kendini pencere yanındaki yatağa bıraktı. Pencereden suru onarmaya çalışan işçiler gözüküyordu. Heyecanlı bir kargaşa vardı. Surun arkasından bir duman bulutu yükseliyordu. Dumanın yakılan cesetlere ait olduğunu tahmin etti Argas. Uyku yavaş yavaş onu ele geçirdi.
Uykusundan tezahürat sesleri ile uyandı. Pencereden dışarı baktığında işçilerin koca bir taş bloğu surdaki yerine yerleştirmeye çalıştıklarını gördü. Lord Regor onları izliyor, tezahürata eşlik ediyordu. Daha sonra yanındaki muhafıza dönerek bir şeyler söyledi ve zırhını çıkarmaya başladı. İşçilerin arasına geçince halktan büyükçe bir tezahürat koptu. İyice gaza gelen işçiler bağırış çağırışlar arasında taşı surdaki yerine oturttu.
Argas artık Lord Regor’un halkı tarafından niye bu kadar sevildiğini anlıyordu. Burnu kalkık bir züppe değil, halkının mutluluğunu isteyen gerçek bir hükümdardı. Halkının her türlü sorunun dinliyor, halkının arasında dolaşıyor, festivallerde ve hanlarda halkı ile bira içiyor, şarkı söylüyor, kağıt oynuyor, onlarla sohbet ediyor. Yeni doğan bir bebeğin sevincini, ölmüş bir insanın yakınlarının üzüntüsü paylaşıyordu. Regor gerçekten halkı için yaşıyordu. Halk ise onu çok seviyordu.
Argas’da gittikçe ona daha derin bir saygı ve sevgi duyuyordu. Sevgi diye düşündü ve gülümsedi. Sevgi ona ne kadarda yabancı bir kelimeydi. Kaleye geleli bir ay olmuştu. Bir haftasını revirde geçirmişti. Kendisine iyi bakılmıştı. Bir hafta sonunda ayağa kalkabilecek durumu geldiğinde Regor kalede gezmesine izin verdi. Peşine muhafız takılmamıştı ama Argas her dakika izlendiği hissine kapılmıştı. Dışarıda gezerken herkes ondan gözlerini kaçırıyor bakmamaya çalışıyordu. Argas ise düşünüyordu, sadece düşünüyordu ve geçmişine lanet okuyordu. Karaelflerin ailesini katledip onu aldığı o güne lanet okuyordu. Düşüncelerini dağıttı. Mutfakta bir şeyler yemek için kapıya yöneldi.
Argas koridorlarda yürürken ilk defa muhafızların ondan bakışlarını kaçırmadığını hatta ona bakarak gülümsediğini gördü. Mutfaktaki hizmetliler onu güler yüzle karşıladı. İlk defa zorunluluktan değil de istedikleri için ona hizmet ettikleri izlenimine kapıldı Argas. Bu onun alışık olduğu bir şey değildi. İçinin minnettarlıkla dolduğunu hissetti.
Kalenin avlusunda yürümeye çıktığında Regor’un komutan Selamor ile hararetle bir şeyler tartıştığını gördü. Salemor orta yaşlı bir adamdı. Uzun, yer yer beyazlamış kahverengi şaçları omuzlarına dökülüyordu. Yüzünde yıllarca verdiği savaşların hatırası olan bir kesik vardı. Yeşil gözleri etrafta her ayrıntıyı inceliyordu. Uzun boylu ve kaslı yapısı kolayca alt edilemeyeceğinin göstergesiydi. Ayrıca yıllarca savaşmanın verdiği tecrübe ve taktik zekası onu gerçek bir komutan yapıyordu.
Selamor’un gözleri Argas’a takıldığında yüzüne bir sırıtış yayıldı.
“Dün gecenin kahramanı da buradaymış.” dedi Argas’a gelmesini işaret ederek.
“Kahraman mı? Benimle dalga geçmeyin.”
“Dalga mı?” Regor’un sesi ciddi çıkmıştı. “Dün gece sen olmasaydın çok ciddi kayıplar verebilirdik”
Regor’un konuşması bir gözcünün bağırması ile birlikte yarıda kesildi.
“Lordum, bakmalısınız.”
Regor hızla merdivenleri koşarak yukarı çıktı. Argas ile Selamor’da onu izledi.
Yolda beş atlı hızla kaleye doğru ilerliyordu. Atlılardan birinin elinde bir flama dalgalanıyordu. Gümüş bir ağacın arkasında çaprazlanmış iki ok ve ağacın iki yanında şahlanmış birer at.
Regor kahkaha ile karışık kapıyı açın diye bağırdı. Argas Selamor’a baktığında aynı rahatlama ifadesini gördü. Kapılar büyük bir gıcırtıyla açılırken Regor merdivenlerden aşağı iniyordu.
Melagres kalesinin boş avlusunu şimdi beş atlı dolduruyordu. Dördü kahverengi atlara, diğeri ise dördünün ortasında beyaz bir ata biniyordu. Ata eğersiz binmeleri Argas’ın dikkatini çekti. Beş altınında yüzlerini cüppelerinin başlıkları örtüyordu. Kahverengi ata binenlerin üçü yay taşıyordu, diğeri ise flamayı taşıyordu ancak sıtında bir yay duruyordu. Beyaz ata binenin ise elinde bir asa vardı.
“Hoş geldin Ellengador ormanı’nın Leydisi” diye bağırdı Regor.
“Görüyorum ki konukseverliğinden hiçbir şey kaybetmemişsin Lord Regor” diye karşılık verdi yumuşak bir kadın sesi. Beş atlıda aynı anda başlıklarını kaldırdılar. Beyaz ata binen başlığını kaldırdığında, Argas o güne kadar gördüğü en güzel kadına bakmakta olduğunu fark etti. Düz siyah saçları beline kadar dökülüyordu. Biçimli suratı, mavi gözleri, dolgun dudakları ile tam bir güzellik abidesiydi. Ucuna doğru sivrilen kulakları elf olduğunun belirtisiydi.
“Hiçbir zamanda kaybetmeyecek Leydi Eleanor. Melagres kalesine hoş geldiniz.”
Eleanor hafif bir gülümseme ile atından indi. Diğer elflerde atlarından indiler. Eleanor’dan gelen hafif bir ıslık atların dört nala ormanın içinde kaybolmasına sebep oldu. Kapılar atların gidişi ile birlikte gene büyük bir gıcırdama ile kapandı.
“Bütün karaelflerin kapıların açıldığını öğrenip kaleye doluşmalarını istemiyorsanız şu lanet kapıları yağlayın.” diye muhafızlara doğru bağırdı Regor. Muhafızlar hafif bir gülümseme ile başlarına sallamakla yetindiler ancak Argas bir muhafızın koşarak yağ bulmak için uzaklaştığını gördü.
“şu kara günlerde sana pek iyi haberler getirmedim Regor.” dedi Eleanor. Sesindeki ciddiyet Regor’u düşüncelere gömdü.

Top