Hava epey kötüleşti geri dönelim artık! diye seslenmişti John onun ardından... Ama havanın durumuyla şu an için hiç ilgilenmiyordu Iron. - Mızmızlarmayı bırak John ! biraz erkek olmayı denesene. John Irondan 3 yaş daha büyük olmasına rağmen bir bebekmiş gibi davranırdı. Iron bu durumdan çoğu zaman şikayetci olmazdı nede olsa büyüklük taslamak onunda işine geliyordu, ama diğer çocukların Johnla dalga geçmesi ve onun bu duruma izin vermesine kızıyordu. Güçsüzlerin yaşayamadığı zamanlar hüküm sürüyordu, 6 aydır kış hiç durmadan devam ederken civarda yaşayan insan ve hayvanlar için yaşama savaşıda 3 ay önce başlamış oldu...
John ve Iron ormana kurdukları kapanları kontrol etmeye geldiklerinde etrafın yine boş olduğunu görmüşlerdi. Bu durum Iron'u iyice öfkelendiriyordu. Biraz sus John! Anneme ne diyeceğiz şimdi bunu hiç düşündün mü? Söz verdik unutma! Iron bir şekilde eve elinde yiyecekle dönmeye kararlıydı, üstelik annesi çok zayıf düşmüştü yeterince beslenemediğinden hastalanmış ve yatağa düşmüştü. Babası geri dönene kadar evdekilere en iyi şekilde bakmak onun sorumluluğundaydı. Bu işi John halledemeyecek kadar kafasızdı . Böyle düşündüğü için kendisine lanet etti nede olsa John'a borçluydu. Yıllar önce John onu kurtarmak için o gri kurtla dövüşmeseydi böylesine büyük bir hasara uğramayacaktı kafası ve evdekilere bakma yükü John'un omuzlarında olacaktı. Bu düşünceler içerisinde arkasından onunla konuşan abisi John'a baktı
- Hey John benimle bir oyun oynamak istermisin?
- Nasıl bir oyun bu? Hem ben çok üşüdüm geri dönelim artık Iron bak havada kötüleşiyor...
- Merak etme oyunun sonunda evde annem bize sıcak bir corba ve kızarmış bir et hazırlayacak. şimdi oyun oynamak istiyormusun, yoksa sensizmi oynayayım.
Saat epey ilerlemiş olmalıydı ormanın derinliklerine doğru ilerledikçe John daha çok mızmızlanıyor ve sorun çıkarıyordu. Ã?abalarının boşa olduğunu anladığında John'un bir süredir hiç ses çıkarmadığını farketmişti.
- Hey John! Nerdesin? Hiç komik değil çık ortaya John... John!
Fırtınaya yakalanacaklardı ve John ortalıkta yoktu, geldiği yolu geri giderken abisinin başına bir şey gelmemesini için ümit ve dua ediyordu John'dan hiç iz yoktu üstelik fırtına epey şiddetlenmişti.
-John nerdesin? John.....
Havanın soğukluğu bile yanaklarından süzülen sıcak göz yaşlarını dindirmiyordu. Pes etmeyerek aramaya devam etti , Fırtınadan önünü bile göremiyordu büyük ihtimalle John gibi oda kaybolmuştu ama abisini bulmalıydı . Bir karartı gördüğünü sandığında artık yürüyecek halde değildi, ya donarak ölecek yada bir kurt tarafından öldürülecekti... Dizleri üzerine çöktü üşüyordu biraz uyusa belki eski gücü yerine gelebilirdi evet evet gözlerini yavaşca kapadı artık eskisi kadar üşümediğini farketti. Bu iyi gelmişti yavaşca uykunun onu esir almasına izin verdi. Merak etme abi seni bulacağım biraz uyuduktan sonra...
Beyaz ötü ormanın üzerinde alabildiğine uzanıyordu, uzaklardan duyulan kurdun uluma sesi yeni bir gecenin başladığını haver veriyordu.
*********************** Yeni bir dost ************************
Burnuna kızarmış et kokusu geliyordu, buda gördüğü o rüyalardan biri olmalıydı. Hatta abisi John'un kahkahalarla dolu sesi kulaklarına geldiğinde bunun bir rüya olduğuna emin olmuştu, evet evet buda o gördüğü rüyalardan biriydi.
"Ah John nerdesin?" Ama bu bir rüya ise nasıl oluyorda biri ayak parmaklarını gırıklıyordu üstelik ıslak bir şeyle. Gülümsemesi kahkahaya dönüştüğünde gözlerini açtı.
Aaaaaaaaah...! Uzak dur benden! Defol git , sana söylüyorum git!
KIRILAN MÖHÖR
KIRILAN MÖHÖR
Last edited by esen on Sat Mar 25, 2006 12:57 am, edited 1 time in total.
-
FrontsideAir
- Gölge Ustası
- Posts: 1245
- Joined: Tue Aug 03, 2004 10:00 am
- Location: İstanbul (İzmir)
- Contact:
Iron gözlerini açabildiğinde ayağını gıdıklayan ıslak şeyin karlar kadar beyaz bir köpeğin dili olduğunu gördü meşale ışığı altında.
"Aaaaaaaaah...! Uzak dur benden! Defol git , sana söylüyorum git!"
Bilinci yerine gelmeye başladıkça bulunduğu yerin sıcak, rüzgârsız ve loş olduğunu fark etti. Kulağına kardeşinin ve tanımadığı bir sesin kahkahaları, burnuna ise pişmekte olan iştah açıcı bir et kokusu geliyordu. Üzerinde kalın bir yorgan vardı ve vücudu sıcağın etkisiyle gitgide çözülüyordu. Bacaklarını tekrar hareket ettirebilmeye başlayınca köpeğe iyi ayarlanamaış bir tekme attı ama yine de etkili oldu çünkü köpek uzaklaşmıştı.
Başını yana çevirdi ve bulunduğu mekanı süzdü. Kardeşi kürklü bir adamla şöminenin karşısında oturmuş, gülerek konuşuyordu. Yutkunarak kurumuş boğazını nemlendirdi ve "John, neredeyim ben?" diye sordu bitkince.
******
John, kardeşine döndü. Onun için çok endişelenmişti. Bir kulübe görüp kardeşinden ayrıldıktan sonra onu kulübenin sahibi ile karların içinde bulduğunda keşke onu bırakmasaydım demişti. Ama eğer ona bir kulübe gördüğünü söylese ya hayal gördüğünü söylerdi ya da daha önemli işleri olduğunu ve adamın onlara yardım etmek için hiç sebebi olmadığını. Ama etmişti. Iron'u kulübesine kadar taşımıştı...
"Aaaaaaaaah...! Uzak dur benden! Defol git , sana söylüyorum git!"
Bilinci yerine gelmeye başladıkça bulunduğu yerin sıcak, rüzgârsız ve loş olduğunu fark etti. Kulağına kardeşinin ve tanımadığı bir sesin kahkahaları, burnuna ise pişmekte olan iştah açıcı bir et kokusu geliyordu. Üzerinde kalın bir yorgan vardı ve vücudu sıcağın etkisiyle gitgide çözülüyordu. Bacaklarını tekrar hareket ettirebilmeye başlayınca köpeğe iyi ayarlanamaış bir tekme attı ama yine de etkili oldu çünkü köpek uzaklaşmıştı.
Başını yana çevirdi ve bulunduğu mekanı süzdü. Kardeşi kürklü bir adamla şöminenin karşısında oturmuş, gülerek konuşuyordu. Yutkunarak kurumuş boğazını nemlendirdi ve "John, neredeyim ben?" diye sordu bitkince.
******
John, kardeşine döndü. Onun için çok endişelenmişti. Bir kulübe görüp kardeşinden ayrıldıktan sonra onu kulübenin sahibi ile karların içinde bulduğunda keşke onu bırakmasaydım demişti. Ama eğer ona bir kulübe gördüğünü söylese ya hayal gördüğünü söylerdi ya da daha önemli işleri olduğunu ve adamın onlara yardım etmek için hiç sebebi olmadığını. Ama etmişti. Iron'u kulübesine kadar taşımıştı...
Last edited by FrontsideAir on Tue Feb 28, 2006 4:36 am, edited 1 time in total.
Code: Select all
Kör sabahın beşinde,
Sessiz gölge peşinde;
Her soylunun leşinde,
Hançeri saplı Erober'in.
Geçmişin sayfalarına gömülü kullanıcı..Iron John'un cevap vermesini beklerken bakışlarını kürkler içerisindeki iri yapılı adama çevirdi. " Merak etme Iron güvendeyiz artık! Hem biraz daha yaklaş, burası daha sıcak acıkmadın mı? Burda tam ağzına layık kızarmış et var." Iron John'un sözlerini dinliyordu ama hiç tepki göstermedi. Biraz önce tekmelediği köpeğin onun yanından geçerek John'un elini yaladığını gördüğünde öfkenin onu esir aldığını farketti. Neye kızdığını bilmiyordu ama bu görüntü onun sinirini bozuyordu.
-" Sen ne halt ettiğini sanıyorsun John! Hiç tanımadığın bir adama güvenip beni yalnız bıraktın. Senin için ne kadar çok endişelendim kafasız? " Abisi John'a haksızlık ettiğini biliyordu, bunu bilmesi ise onu daha da çok öfkelendiriyordu.
-" Yeter! Biraz sakinleş ve şuraya otur, yoksa ben oturtmak zorunda kalacağım..." şimdiye kadar hiç konuşmayan yabancının sözleri onu biraz ürkütmüştü. John bile korkmuş gözüküyordu, istemeden de olsa sessiz kalmayı denedi...
- Ne bekliyoruz Gümüşdiş Bir an önce saldıralım.
- Sakin ol Gripençe biraz daha bekleyeceğiz, mutlaka dışarı çıkacaklar. Yaşlı Tom sonsuza kadar evinde kalmayacaktır. Üstelik kapanlarına bakmaya mecbur. Fırsatını bulduğumuzda o iki çocuğu ona götüreceğiz. Ve unutmayın ikisinede hiç bir şey olmamalı. Duydunuz mu beni?
Gümüşdiş Kurtların ona verdiği sözden pek emin değildi , buldukları ilk fırsatta o iki çocuğu parçalayıp yemenin planlarını şimdiden yaptıklarına emindi. Özellikle uzun süren kıştan ötürü avlayacak hayvan bulamıyorlardı sürü içinde bile gerginlik vardı. Kendini kaybeden genç kurtlar köylere girip insanları parçalamaya başlamıştı. Gümüşdiş bu işin onlar'n yan'na kalmayacağını söylese de kurt sürüleri artık kendi başına hareket ediyordu.
- Gümüşdiş bu gelen Hızlıayak! Neden burdasın Hızlıayak?
-Bazı aksilikler oldu Gümüşdiş, küçük olan çocuğu elimizden kaçırdık avcı onu bizden önce aldı.
-Ne !Sizi aptallar neden izin verdiniz?
-Yapabileceıimiz bir şey yoktu, üstelik biliyorsun bizi duyuyor.
Bu mazeretini bana anlatmaş İkinci kezdir elinden kaçırıyordu bu çocuğu ilkinde onu koruyan abisi vardı ve kardeşini korumak için iyi dövüşmüştü. Gümüşdiş kolay kolay pes etmezdi ve bu sefer çocuğu koruyan avcıda olsa çocuğu alacaktı.
- İşte yaşlı Tom evinden çıkıyor, Hazırlanın ! evin etrafna dağılın ve saldırın...
Kurtlar kulübenin dört bir tarafından saldırıyordu, evin içinden gelen sesleri bu f?rt?nada kimseler duymazdı. Gümü?di? evin içine girdiğinde gördüğü manzara miğde bulandıracak kadar iğrençti. Evin içi tamamen mahvolmuştu, parçalanmış eşyalar etrafa saçılmıştı. Havadaki kan kokusu sıcak ve iştah kabartıyor olsada Gümüşdiş. yerde yatan iki coçuğu omuzlarına alarak kulübeden dışarı çıktı. Kurtlar'ın parçalamaya devam ettikleri kadından geriye pek bir şey kalmamıştı...
Geriye bir tek o küçük oğlan kalmıştı, onu almak ise şimdiki kadar kolay olmayacaktı ve bunu bilen Gümüşdiş şimdiden ne yapması gerektiğini düşünüyordu.
Karnı çok açtı ve yabancının ona uzattığı kızarmış eti geri çevirmeden yemeye koyuldu. Etten kopardığı her parçada biraz daha yemek için acele ediyordu.
- Sakin ol ufaklık elinden almayacağım ve burada sana yetecek kadar et var. Iron yabancıya cevap vermeden daha yavaş hareketlerle yemeye devam etti . John'un da keyfi yerine gelmişti karşısında oturan adama bir şeyler anlatmaya devam etti...
-" Sen ne halt ettiğini sanıyorsun John! Hiç tanımadığın bir adama güvenip beni yalnız bıraktın. Senin için ne kadar çok endişelendim kafasız? " Abisi John'a haksızlık ettiğini biliyordu, bunu bilmesi ise onu daha da çok öfkelendiriyordu.
-" Yeter! Biraz sakinleş ve şuraya otur, yoksa ben oturtmak zorunda kalacağım..." şimdiye kadar hiç konuşmayan yabancının sözleri onu biraz ürkütmüştü. John bile korkmuş gözüküyordu, istemeden de olsa sessiz kalmayı denedi...
- Ne bekliyoruz Gümüşdiş Bir an önce saldıralım.
- Sakin ol Gripençe biraz daha bekleyeceğiz, mutlaka dışarı çıkacaklar. Yaşlı Tom sonsuza kadar evinde kalmayacaktır. Üstelik kapanlarına bakmaya mecbur. Fırsatını bulduğumuzda o iki çocuğu ona götüreceğiz. Ve unutmayın ikisinede hiç bir şey olmamalı. Duydunuz mu beni?
Gümüşdiş Kurtların ona verdiği sözden pek emin değildi , buldukları ilk fırsatta o iki çocuğu parçalayıp yemenin planlarını şimdiden yaptıklarına emindi. Özellikle uzun süren kıştan ötürü avlayacak hayvan bulamıyorlardı sürü içinde bile gerginlik vardı. Kendini kaybeden genç kurtlar köylere girip insanları parçalamaya başlamıştı. Gümüşdiş bu işin onlar'n yan'na kalmayacağını söylese de kurt sürüleri artık kendi başına hareket ediyordu.
- Gümüşdiş bu gelen Hızlıayak! Neden burdasın Hızlıayak?
-Bazı aksilikler oldu Gümüşdiş, küçük olan çocuğu elimizden kaçırdık avcı onu bizden önce aldı.
-Ne !Sizi aptallar neden izin verdiniz?
-Yapabileceıimiz bir şey yoktu, üstelik biliyorsun bizi duyuyor.
Bu mazeretini bana anlatmaş İkinci kezdir elinden kaçırıyordu bu çocuğu ilkinde onu koruyan abisi vardı ve kardeşini korumak için iyi dövüşmüştü. Gümüşdiş kolay kolay pes etmezdi ve bu sefer çocuğu koruyan avcıda olsa çocuğu alacaktı.
- İşte yaşlı Tom evinden çıkıyor, Hazırlanın ! evin etrafna dağılın ve saldırın...
Kurtlar kulübenin dört bir tarafından saldırıyordu, evin içinden gelen sesleri bu f?rt?nada kimseler duymazdı. Gümü?di? evin içine girdiğinde gördüğü manzara miğde bulandıracak kadar iğrençti. Evin içi tamamen mahvolmuştu, parçalanmış eşyalar etrafa saçılmıştı. Havadaki kan kokusu sıcak ve iştah kabartıyor olsada Gümüşdiş. yerde yatan iki coçuğu omuzlarına alarak kulübeden dışarı çıktı. Kurtlar'ın parçalamaya devam ettikleri kadından geriye pek bir şey kalmamıştı...
Geriye bir tek o küçük oğlan kalmıştı, onu almak ise şimdiki kadar kolay olmayacaktı ve bunu bilen Gümüşdiş şimdiden ne yapması gerektiğini düşünüyordu.
Karnı çok açtı ve yabancının ona uzattığı kızarmış eti geri çevirmeden yemeye koyuldu. Etten kopardığı her parçada biraz daha yemek için acele ediyordu.
- Sakin ol ufaklık elinden almayacağım ve burada sana yetecek kadar et var. Iron yabancıya cevap vermeden daha yavaş hareketlerle yemeye devam etti . John'un da keyfi yerine gelmişti karşısında oturan adama bir şeyler anlatmaya devam etti...
Last edited by esen on Sat Mar 25, 2006 1:10 am, edited 2 times in total.
-
FrontsideAir
- Gölge Ustası
- Posts: 1245
- Joined: Tue Aug 03, 2004 10:00 am
- Location: İstanbul (İzmir)
- Contact:
Eti yedikçe sakinleşmeye başlıyordu ama zihni açıldıkça daha fazla komplo teorisi üretiyordu.
Bu adam kimdi? John adamla nasıl tanışmıştı? Adam onlara neden yardım etmişti?
Bu ve bunun gibi bir sürü soru aklında dönüp duruyordu ama yemeğini bitirene kadar hiçbir şey sormayacaktı. Adam sert birine benziyordu ve yanlış bir sorusunda elindeki etten olabilirdi -ki bu o an almak isteyeceği bir risk değildi.
Adamın da John'un da sustuğu bir an boşluktan faydalanarak;
"Bana neler olduğunu anlatacak mısın, John?", dedi.
Bir an durakladı. "Seni bulduğumuzda-"
"En baştan." diye kesti sözünü.
John gözlerini kısarak nereden başlayacağını düşündü. Kafasını toparlayınca kısaca anlattı:
"Sen önden ilerlerken ben ormanın içinde bir karaltı gördüğümü sandım ve ona bakmak için durdum. Bunun bir kulübe olduğunu anladığımda sen çoktan uzaklaşmıştın, arkandan bağırdım, ama duymadın. Bana kızacağını biliyordum, bu yüzden bir şeyler bulmadan yanına dönmeyecektim. Kulübeye girdim ve bu baydan -tanıştırayım, bu kardeşim John, bu bay da Avcı..."
"Evet, Avcı. Böyle derler bana." dedi adam kısaca.
John düşünceli bir tavırla kafasını kaşıyarak kaldığı yerden devam etti: "Bay Avcı'dan yardım istedim seni bulmama yardım etmesi için. Seni bulduğumuzda donmak üzereydin. Benim taşıyamayacağım kadar ağır olduğun için seni Bay Avcı taşıdı buraya kadar..."
John devam ediyordu ama dinlemiyordu Iron. Sadece dikkatinin küçük bir kısmını vermişti. Büyük kısmı ise Avcı'nın bu davranışının altında art niyet aramak ve etini yemekteydi...
Bu adam kimdi? John adamla nasıl tanışmıştı? Adam onlara neden yardım etmişti?
Bu ve bunun gibi bir sürü soru aklında dönüp duruyordu ama yemeğini bitirene kadar hiçbir şey sormayacaktı. Adam sert birine benziyordu ve yanlış bir sorusunda elindeki etten olabilirdi -ki bu o an almak isteyeceği bir risk değildi.
Adamın da John'un da sustuğu bir an boşluktan faydalanarak;
"Bana neler olduğunu anlatacak mısın, John?", dedi.
Bir an durakladı. "Seni bulduğumuzda-"
"En baştan." diye kesti sözünü.
John gözlerini kısarak nereden başlayacağını düşündü. Kafasını toparlayınca kısaca anlattı:
"Sen önden ilerlerken ben ormanın içinde bir karaltı gördüğümü sandım ve ona bakmak için durdum. Bunun bir kulübe olduğunu anladığımda sen çoktan uzaklaşmıştın, arkandan bağırdım, ama duymadın. Bana kızacağını biliyordum, bu yüzden bir şeyler bulmadan yanına dönmeyecektim. Kulübeye girdim ve bu baydan -tanıştırayım, bu kardeşim John, bu bay da Avcı..."
"Evet, Avcı. Böyle derler bana." dedi adam kısaca.
John düşünceli bir tavırla kafasını kaşıyarak kaldığı yerden devam etti: "Bay Avcı'dan yardım istedim seni bulmama yardım etmesi için. Seni bulduğumuzda donmak üzereydin. Benim taşıyamayacağım kadar ağır olduğun için seni Bay Avcı taşıdı buraya kadar..."
John devam ediyordu ama dinlemiyordu Iron. Sadece dikkatinin küçük bir kısmını vermişti. Büyük kısmı ise Avcı'nın bu davranışının altında art niyet aramak ve etini yemekteydi...
Code: Select all
Kör sabahın beşinde,
Sessiz gölge peşinde;
Her soylunun leşinde,
Hançeri saplı Erober'in.
Geçmişin sayfalarına gömülü kullanıcı..Avcının bakışlarında bir şeyler vardı ama bunun ne olduğunu bilmiyordu. Bir süre hiç konuşmadan önündeki tüm etleri silip süpürdü. Karnı doymuş ve iyice ısınmıştı ama eninde sonunda burdan gitmeleri gerekecekti. Annesi çok merak etmiş olmalıydı, üstelik eve eli boş dönmek zorunda olduğu için kendisine ve buna sebep olduğu için John'a kızıyordu.
- John hazırlan eve dönmemiz gerekiyor, evden ayrılalı epey zaman geçti annem bizi merak etmiştir.
- Ama Iron dışarda kar fırtınası var fırtına dindikten sonra eve dönsek olmazmı?
Hem avcı bize yolu gösterebilir.
John haklıydı ama bunun için bekleyemezdi -
Haklısın ama annemizin merak içinde daha çok hastalanmasını istemezsin değil mi?
Kardeşler konuşurken avcı onları dikkatle dinlemişti ve bildiği bir şey varsa o da iki çocuğun gitmesine asla izin veremeyeceğiydi...
- John hazırlan eve dönmemiz gerekiyor, evden ayrılalı epey zaman geçti annem bizi merak etmiştir.
- Ama Iron dışarda kar fırtınası var fırtına dindikten sonra eve dönsek olmazmı?
Hem avcı bize yolu gösterebilir.
John haklıydı ama bunun için bekleyemezdi -
Haklısın ama annemizin merak içinde daha çok hastalanmasını istemezsin değil mi?
Kardeşler konuşurken avcı onları dikkatle dinlemişti ve bildiği bir şey varsa o da iki çocuğun gitmesine asla izin veremeyeceğiydi...
Bu fırtınada gitmenize izin vermeye niyetim yok çocuklar! şimdi ikinizde sakin olun ve yerlerinizde oturmaya devam edin. İki çocuğun yüz ifadesinden bu sözleri duymayı beklemedikleri açıkca belli oluyordu. Onları bağlamak zorunda kalsa bile bir yere göndermeyecekti. Iron denen çocuk hiç br şeyin farkında olmadan kendince kontrolü elinde tutmaya çalııyordu, böyle bir kar fırtınasında ormanda olmak yeterince tehlikeli olacağını biliyor olması gerekirdi. İtirazlara yer bırakmayacak şekilde konuşmasına devam etti.
- şmdi kar fırtınası dinene kadar kimse bu kulübeden dışarı çıkmayacak, aksini düşünen varsa onu burda tutmak için el ve ayaklarını bağlamaya hazırım. Söylediklerinin ciddi olduğunu belirtmek için kapının yanında asılı duran ipe bakmayıda ihmal etmemişti.
Iron avcının söylediği her şeyi yapacağını bir şekilde biliyordu. Ama bu kulübede kaldığı süre boyunca annesine kimsenin yardım etmeyeceğini de biliyordu. Üstelik çok merak etmiş olmalıydı ama bu endişelerini avcıya söylemenin bir yararı olmazdı olsa bile tanımadığı birisine bu tür duygularını belli etmezdi. John bakışlarını Iron'a cevirmiş ne yapacağını yada ne söyleyeceğini bekliyordu gibiydi. Iron avcının haklı olduğunu bilmesine rağmen denemeden pes etmeyecekti.
- Bizi merak etmişlerdir ve kabul... sözleri devam ederken avcı kapının yanında asıl duran ipi almaya gitmiş ve hiç duraksamadan asılı ipi eline almıştı...
- şmdi kar fırtınası dinene kadar kimse bu kulübeden dışarı çıkmayacak, aksini düşünen varsa onu burda tutmak için el ve ayaklarını bağlamaya hazırım. Söylediklerinin ciddi olduğunu belirtmek için kapının yanında asılı duran ipe bakmayıda ihmal etmemişti.
Iron avcının söylediği her şeyi yapacağını bir şekilde biliyordu. Ama bu kulübede kaldığı süre boyunca annesine kimsenin yardım etmeyeceğini de biliyordu. Üstelik çok merak etmiş olmalıydı ama bu endişelerini avcıya söylemenin bir yararı olmazdı olsa bile tanımadığı birisine bu tür duygularını belli etmezdi. John bakışlarını Iron'a cevirmiş ne yapacağını yada ne söyleyeceğini bekliyordu gibiydi. Iron avcının haklı olduğunu bilmesine rağmen denemeden pes etmeyecekti.
- Bizi merak etmişlerdir ve kabul... sözleri devam ederken avcı kapının yanında asıl duran ipi almaya gitmiş ve hiç duraksamadan asılı ipi eline almıştı...
Who is online
Users browsing this forum: No registered users and 2 guests
