Valdor Vallendor, Karanlığa Uzanan Bir Hayat

Birisi hikayeyi başlatır ve herkes tarafından devam ettirilir.
Post Reply
dragonlancer
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 68
Joined: Thu Feb 02, 2006 10:00 am
Contact:

Valdor Vallendor, Karanlığa Uzanan Bir Hayat

Post by dragonlancer »

Yağmurlu bir geceydi. şimşekler, karanlığı ara sıra deliyor, gök gürültüleri kulakları zorluyordu. Herkes evinde oturmuş, camdan yağmuru izlerken, bir adam sokakta dolaşıyordu. Adı Valdor Vallendor olan bu adam, çalıştığı handan atılmıştı. Zaten azar azar aldığı maaşını artık hiç alamayacaktı. Çalıştığı sıralar handa kalıyordu. şimdi kalacak bir yeri de kalmamıştı.
"Ne yapacağım ben" diye haykırdı Valdor. Gür sesi, kaba görünüşüyle bir uyum oluşturuyordu. Siyah dağınık saçları, yara dolu yüzünün üstünde öylesine sallanıyordu. Açık renk gözleri başka hiçbir insanda yoktu. Neredeyse altın sarısı denebilecek göz bebekleriyle etrafa bakarken ışık saçıyordu.
Giysileri yer yer yırtılmıştı. Geniş göğsünün kasları, ince gömleğinin içinden fırlamıştı. Düğmesiz gömleği ve tek paçası beş santim yırtılmış pantolonu üzerine dar geliyordu. Soğuğu azaltmadan içine geçirebilme gibi gereksiz bir özelliği olan eski ayakkabıları yere sürtünürken adam da kendini yürümek için zorluyor, kendini ileri atıyordu.
O ilerlerken bir kapı hızla açıldı. Valdor, gözlerini o tarafa kaydırdı. Kırılırcasına açılan kapının eşiğinde, kibar görünümlü bir adam vardı. şövalyelerinkine benzeyen ince bıyıkları ve düzgünce kesilmiş saçları vardı. Mavi gözleri sokağı tarıyor, biri var mı diye bakıyordu.
Birden kibarca "yabancı" dedi. "Galiba evsizsin. Neden Yurtsuzlar Hanı"na gelmiyorsun? Fiyatlarımız uygundur."
Valdor, bir şey diyemeden kendini geniş bir hanın içinde buldu. Dört tarafına yerleştirilen pencerelerden yağmur izleniyordu. Sıcak şömine ortamı rahatlatıyordu. Büyük bir barın arkasında kibar bir hancı duruyordu. Adam, onu içeriye alan adama benziyordu. Valdor kardeş olmalılar, diye düşündü.
Barın biraz yakınında cilalı bir merdiven yukarıya doğru çıkıyordu. Bu arada aşağıdan bir adam indi ve merdiven gıcırdadı. Adam, şöminenin yanındaki masaya oturdu.
Barın başındaki adam, Valdor"u yanına çağırdı ve "merhaba yabancı" dedi. "Yurtsuzlar Hanı"na hoş geldin. Burası evi olmayanlara ev sağlayan bir handır. Yukarıda yaklaşık atmış tane odamız vardır ve bunların otuza yakını doludur. Diğerlerinden birini sana verebilirim. Tabi sadece beş gümüşe."
Valdor, beş gümüşün uygun fiyat mı olduğunu düşündü ve buraya nasıl geldiğini kavramaya çalıştı. Ama yapamadı. Buraya birden gelmişti ve çıkması da ayıp olurdu. Ne kadar kaba görünse de, çok terbiyeli biriydi.
Cebinden beş gümüş çıkarmaya çalıştı. Ã?nce bir gümüş çıktı. Sonra bir tane daha. Ve beş bakır. Bir de bir altın vardı. Adam, altını etrafındakilere göster- memeye çalışarak cebine soktu ve, "iki buçuk gümüşüm var" dedi.
"Çok güzel" dedi hancı. "Bugün başlayan bir uygulamamız var. Parası olmayandan parça parça al."
Valdor paraları barın üstünden adama uzattı. O da ona üzerinde 38 yazan bir anahtarı verdi.
Valdor, aşağı oturmaya zahmet etmeden yukarı çıktı ve odasını buldu. Upuzun bir koridorun ortasına yakın bir yerdeydi odası. İçeri girdi ve etrafına baktı.
Bir yatak, bir gaz lambası ve bir dolaptan oluşuyordu odanın eşyaları.
punctualazrael
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 24
Joined: Thu Jan 19, 2006 10:00 am
Location: Hymn Court
Contact:

Post by punctualazrael »

"Rosy seni sefil ucube! Ã?abuk gel buraya! Bu sefer seni kimse elimden alamaz! Mutfağı yakmanın bedelini ödeyeceksin" bu sesler hizmietliler binasının koridorlarında yankılanırken Rosy bir dolaba saklanmış elinde çıkını ve yüzünde muzur bir gülümseme ile saklanıyordu. Pelerini sırtında, yol kıyafetleri -en azından bunların yol için uygun olduğunu umuyordu, o hiç kasabadan daha uzağa gitmemişti ki- üzerindeydi. Etraf sessizleşene kadar bir kaç saat geçtiğini düşüdnü. Baykuşların sesi, ahşabı delerek kulağına geldiğine göre gece olmuştu. Usulca saklandığı yerden çıktı. Gecenin taze nefesini içine çekmek için hemen pencereye doğru yöneldi. Odasına saklandığı evin dadılarından Nina horuldayarak uyuyordu. Nina'nın uykusunun oldukça ağır olduğunu bilen Rosy rahat hareketlerle pencereyi açarak gecenin ürpertici soğuğuna doğru süzüldü...

Yarı koşup yarı yürüyerek ama hiç uyumadan geçirdiği gecenin ardından nehri takip ederek geldiği yön onu oduncuların bir kaç küçük kulubesinden ibaret olan Siberth kasabasına getirdi. Burası bir hanı bile olmayan ufak bir köy idi. Gün henüz ağırmamıştı. Bir iki saat kestirmek için bulduğu bir samanlığa sığındı. Bir kaç keçi ve domuzun yanına, samanların üzerine uzandı. O kadar yorgundu ki hemen uyuyuverdi.

Gözlerini tekrar açtığında erkenden yola koyulan oduncuların kasabalarında günün erken başladığını da anladı. Büyüdüğü konakta gün geç başlardı. Evin efendisi ve hanımı 9'dan önce kalkmaz ve başbelası çocuklar 10'a dek uyurdu.

Kendini ilk büyücülük denemesini yaptığı tavan arasından gözlediği konaktaki masalsı parti ve baloları düşlerken buldu ve kalkma vaktinin çoktan geldiğini anladı. Hızla topralanarak köyün ortasındaki büyük çamur meydana doğru yürüdü. Amacı kendini hedeflediği yere götürecek olan bir araç, belki bir posta arabası bulmaktı.
Uçarken düşler uzaklarda
Hisseder misin soğuğunu
O puslu yarınların?
dragonlancer
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 68
Joined: Thu Feb 02, 2006 10:00 am
Contact:

Post by dragonlancer »

Valdor, gözlerini açtı. Hafif aralık perdesinden içeriye sızan güneş, odayı yeterince aydınlatmıyordu.Adam yatakta dikildi, gerindi ve ayağa kalkıp gözlerini ovuşturdu.
Başta nerde olduğunu anlayamadı ama zihni yerine oturunca "bu her sabah biraz zaman alırdı Valdor için" dün geceyi aklına getirdi.
Hana geldiğinde günün yorgunluğu onu bitirmişti. Ve o da gece gelir gelmez bir öküz gibi uyumuştu. şimdi uyandığında açlığını hissetti. Ve en azından acıktığında yemek yiyebileceği bir yeri olduğuna şükretti.
Aşağı indi ve barın yanına gelip kahvaltılık bir şeyler istedi. şöminenin en uzağındaki masaya oturdu. Sıcağı hiç sevmemişti. Hayatında sadece bir kez üşüdüğünü hatırlıyordu, o da dün geceydi. şimdi ise kendine gelmişti ve terlemeye niyetli değildi.
Az sonra hanın çalışanlarından genç bir kız ona servis yaptı. Bir yumurta, yanında tarçınlı elma çayı ve hafif küflü ekmek vardı. Ekmeğin hafif küflü olması bir lüks sayılabilirdi. şu anda hangi kasabada olduğunu tam olarak bilmiyordu ama tahminleri Ahostan"ın kuzey kasabalarından birinde olduğunu söylüyordu. Ahostan gibi bir ülkede de hangi kasabada olursa olsun büyük bir açlık ve sefalet hüküm sürüyordu.
Hanından atıldığından beri iki gün olmuştu. Bu o zamandan beri bir çatı altında geçirdiği ilk gündü ki bu da aynı hafif küflü ekmek gibi zamanın sefaleti içinde büyük bir lükstü.
Bu fakirlik hayatı içerisinde insanlar isyanlar çıkarmaya yeni yeni başlamıştı. Ahostan Kralı Büyük Dewwan, bu isyanları bastırmak için yerinden bile kalkmıyordu. Ordusuna da bu konuda tek bir emir vermemişti, çünkü insanlar o kadar güçsüzdü ki çıkardıkları isyanlar ancak kralın çevresindeki zengin ve soylu kesimin eğlenmesine yarıyordu.
Büyücülük, aileler ne kadar istemese de son zamanın gözdesiydi. Gençler, ailelerinden gizlice büyü denemeleri yapıyordu. Ã?oğu ne kadar başarısız olsa da arada tabi ki bazılarının ta içinde oluyordu yetenek. Ya da usta büyücülerin dediği gibi, sanat.
dragonlancer
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 68
Joined: Thu Feb 02, 2006 10:00 am
Contact:

Post by dragonlancer »

Ceshina gerinerek uyandı ve etrafına bakındı. Bugün onsuz ikinci günüm, diye düşündü. O gideli, beni yalnız bırakalı ikinci günüm.
Alışırım, neyse, dedi kendi kendine. Valdor kimmiş, hıh, sanki benim çok umurumdaydı. Başka birini bulduğumda onu unuturum gider.
Ama ya başka birini bulamazsam. Ya da bulmazsam. Hah, sanki bundan önce sözümde durdum da şimdi yeminime bağlı kalacağım. Hah, diye güldü tekrar.
Valdor gitmeden önce ona bir yemin ettirmişti. Ben nereye gidersem gideyim, nerede olursam olayım sen beni unutma, sadece benim olarak kal diye. O da o anın heyecanıyla yemin etmişti. Farkında olmadan dökülmüştü sözler belki de ağzından. "Bir daha büyü gücümü kullanamayacağım üzerine yemin ederim ki, seni terk etmeyeceğim, nerede olursan ol."
şimdi düşündükçe yine gülüyordu. Onu unutsa ve yine de büyü gücünü kullansa, kim ona ne yapabilirdi ki. Onu kim duymuştu o anda.
Kalkıp sıradan bir gün daha geçirmek için banyoya geçti.
dragonlancer
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 68
Joined: Thu Feb 02, 2006 10:00 am
Contact:

Post by dragonlancer »

Valdor, handan çıktı ve temiz havayı -son zamanlarda ne kadar temiz olabilirse- içine çekti. Kahvaltıdan sonra dolaşma alışkanlığını kaybetmemişti. Yine handan çıktı ve yürümeye başladı.
Gökyüzüne baktı. Gözlerini alan güneşe. şimdi büyük ihtimalle o da güneşe bakıyordu.
Yeminini tuttuysa tabi.
Bağlılık, sadakat yeminini.
***
O, yani Ceshina ise farklı birşey yapıyordu o an. Güneşe Valdor'la aynı anda bakmak gibi saçma bir düşüncesi yoktu. O şu an gitmesi gereken yere yetişmeliydi.
Hızlı adımlarla yolu aştı ve taş yapıya girdi. İçeride insanlar onu bekliyordu. Bazıları "oh, nihayet" gibi mırıldanmalar çıkardılar.
Bu, onun ve dostlarının toplantısıydı. Onun gibi birinin ne kadar dostu olursa tabi.
Burası, onların mekanıydı. Yılan'ın İnsanları'nın. O pis tarikatın.
Uzun saçlı yaşlı bir adam konuştu. "Merhaba sevgili dostlarım. Herkes burda olduğuna göre başlayabiliriz."
Bir nefes aldı ve "merhaba ey dostlar Yalan Tarikatı'na" dedi. "Sıradan toplantılarımızdan biri daha başlıyor."
punctualazrael
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 24
Joined: Thu Jan 19, 2006 10:00 am
Location: Hymn Court
Contact:

Post by punctualazrael »

Rosy sonunda Ahostan'ın kuzeyindeki en büyük kasaba olan Mayren'e ulaştığında, yola çıkalı 14 gece olmuştu. 14 gece yıldızlar altında uyumuş, 14 gün doğuşunu pelerinine sarılıp titreyerek geçirmişti.

şimdi varmak istediği Büyük Büyücülerin Beyaz Işığı büyücüler kulesine 3 günlük mesafedeydi. Sonunda 14 gündür çektiği sefaletin ve 18 yılını geçirdiği konakta yediği dayakların karşılığını alacaktı. şans onunlaydı. Biliyordu.

Mayren'de kendine kalacak bir han bulması zor olmayacaktı. Büyük bir kasabaydı ve her keseye uygun hanlar vardı. En kötü görünene doğru yürüdü.
Uçarken düşler uzaklarda
Hisseder misin soğuğunu
O puslu yarınların?
Post Reply

Who is online

Users browsing this forum: No registered users and 1 guest