"Kasabadaki tüm nüfuzlu insanlar Axon'u sever. Adam tüccar ama aynı zamanda kaçakçı diye duymuştum. Yoksa o kadar parayı nereden bulacaksın? Axon hakkında sakın yetkili birine bu şekilde konuşma yoksa hapsi boylarsın, hatta asılırsın! Onun adamları her yerde, her yerde!"
John’ un bir gözü yan taraftaki masaya doğru kaydı: şömine tarafındaki masada oturan esrarengiz kişi ehemmiyetle onları dinliyordu. John ve Remy bir süre sonra bunu fark ettiler. Bu Axon’ un bir adamı olabilirdi açıkçası. Ya da bir ispiyoncu.. Bu tür adamlar birkaç gümüş için bile her şeyi yaparlardı. Fakat adamın, dediklerini duyduklarını bilemezlerdi. Hiçbir tepki vermeden sadece tedirgin bir şekilde birbirlerine bakmak ile yetinebildiler…
* * * * * * * * *
Karavanlar Thorgoriath istikametinde düzenli bir şekilde ilerliyorlardı. Axon’ un bu en büyük kaçakçılık işi kusursuzca işliyordu. Eğer bu işi başarırlarsa (ki, başarmamaları olanaksız gibiydi) eline sayamayacağı kadar altın ve platin geçecekti. Açıkgöz cüce parmakları şimdiden altın ve platinin o soğuk dokunuşları için adeta kaşınıyordu.
Bu büyük iş için aylar önceden planlar ve hesaplamalar yapmıştı. İş yeterince basit idi; Karavanlar Thorgoriath sınırlarına vardığında daha önceden ayartılmış muhafızlar geçişine izin verecekti ve iş başarı ile sağlanacaktı.
Fakat bu iş ayarlaması Axon’ a pahallıya patlamıştı. Elinde tek kalan şey, arena geliri idi. Ama kazanacağı paranın hayalini kurunca bunu unutuyordu ve ne kadar tatlı bir düş olduğundan şüphe duymuyordu.
Tak. Tak.. Tak…
Karavanlar engebeli yollardan giderken tekerleklerin çıkardığı gıcırtılı ses sükûneti bozan yegâne şey idi. Thorgoriath’ a yaklaşık 3 saatlik bir yol kalmıştı ve hiçbir sorun yoktu.
En azından şimdiye kadar..
"Nhahaha!"
Bir at kişnemesi ve ani bir gelişim.. En öndeki karavan ani bir panik ile önüne çıkan atlıya çarpmamak için arabayı sağa doğru kaydırttı.
"Lanet olası serseri!" diye tısladı içindeki adam mırıldanarak.
2. sıradaki araba bu yol değişikliğine son anda ayak uydurmayı başardı.
şövalye ilk olarak öndeki arabanın arka tekerleğine kılıcı ile sert bir darbe indirerek kırdı. Karavan, sürüklenerek birkaç metre ilerledikten sonra durdu, arkadakiler ona çarparak zincirlendi. Ardından birkaç metre öteden 25 kadar şövalye daha geliyordu. Karavan koruyucuları ne olduğuna bakmak için dışarı çıktılar. Ã?nlerine çıkmaya cüret eden kişi de kimdi böyle? Fakat tahmin ettikleri gibi değildi.
Zırhındaki desenler.. Adamın mağrur ve soylu duruşu..
Bu bir Thorgoriath şövalyesi idi…
Karavan güvenliği hazırlıksız yakalanmışlardı. Ve bu onların sonu olacak gibiydi. Yine de arbedeye katılmak için arabadan inerek ilerlediler. şövalyeler büyük bir hızla üstlerinden geçti ve karavanları parçaladılar.
Fakat bunlar olurken en sondaki araba sürücüsü fırsattan yararlanarak atı arabaya bağlayan ipi kopartarak gerisin geri hızla uzaklaştı…
şövalye, yaralı kervan sürücüsünü yakasına yapışarak yerden kaldırdı.
"Konuş," dedi otoriter ve emreder bir ses ile...
* * * * * * * * *
Axon, o gün tersinden kalkmıştı. Akşam eline geçeceği paraların şerefine birkaç şişe cüce birası devirmişti. Bu nedenle başı ağrıyordu. Kapının onu yerinden kaldırabilecek kadar sert çalınması ile homurdanarak doğrulmaya çalıştı ve elleri ile zonklayan başını tuttu. Yüzlerce goblin dans ederek etrafında dönerken, ellerindeki küçük çekiçlerle kafasına darbeler indirerek onunla alay ediyordu sanki. şevkle gelen kölelerin eline geçeceği paraların haberini vermelerini düşünerek, aksak adımlarla kapıya doğru yürümeye çalıştı. Kapıyı açtı ve arena muhafızlarından biri ile yüz yüze geldi.
"Ne var?" dedi sertçe sinirli cüce eli kapıda.
"E.. Efendim. Karavanlar basılmış…" dedi kekeleyerek tedirgin bir sesle.
Muhafızın sesi, durgun bir suda aniden yüzüne çarpan bir dalga gibi cüceyi afallattı. Gözleri fal taşı gibi açıldı, yorgunluğunun ve sarhoşluğunun simgesi olan kanlanmış gözü hayretle büyüdü. Ağzı açık bir şekilde donakalmıştı adeta. Tüm işi, tüm parası mahvolmuştu!
Muhafız aynı tedirgin-kekeleyen ses tonu ile devam etti.
"Bunu, bu sabah gelen karavan sürücüsü dedi. Kaçmayı başarmış.."
"Salaklar!" diye böğürdü Axon sinirle.
Hemen odanın sağ köşesinde bulunan sandığa ulaştı ve onu yere çarptıra çarptıra peşinden sürükleterek ilerletti. Muhafız bu arada onu izliyordu. Cüce onu bir yana ittirerek yolunu açtı ve koridoru geçerek sol bölmeden ilerlemeye başladı..
Birkaç dakika bu şekilde ilerledi. Sonunda meşale ışığı ile aydınlanan sıkı duvarlar ortasından bulunan kaba fakat sağlam bir kapının kilidini titrek ellerindeki bir düzine anahtarı kapının açılması için denemeye çalışarak açmayı denedi.
Koridordan ayak sesleri geliyordu. Tıngırdayan zırhlar ve aceleci ayak sesleri. Cüce tedirgince umut arayışları içinde idi. Ona yaklaşan ayak sesleri cücenin öfkesini, aynı zamanda da korkusunu gittikçe yükseltiyordu. Sonunda kapıyı açmayı başardı. Kapıyı arkasından kapattı ve kilitledi. Acele ile içeri girdi. Burası arena dövüşleri için hazırlanmış atların bulunduğu bir ahırdı. Dört-beş kadar at burada besleniyordu. Yeterince sağlıklı ve güçlü görünüyorlardı. Axon, ahırın dışarıya açılan kapısını açtı ve en iyisinden bir atı alarak aynı zamanda ortaya sayılamayacak kadar küfür ederek kaçtı..
O günden sonra cüceyi ne gören, ne duyan oldu. Dışarıyı kollayan şövalyeler hemen atlarına binip peşinden gittiler. Bazıları yakalandığını ve Thorgoriath’ da bir hapishanede tutuklu olduğunu söylüyorlardı. Fakat bunlar söylenti olmaktan ileri geçememişti. Halk bu olaya olumlu-olumsuz sevinç duyuyordu. Axon’ un baskısından kurtulmuşlardı. Arena ise kapatılmıştı...
* * * * * * * * *
Batmakta olan güneş arena kolezyumundan bakılınca hoş bir mehtap görüntüsü oluşturuyordu. Taştan yapılmış bina pek eski gözükmüyordu ama kimse binanın ilk bakışta ne amaç ile yapılmış olabileceğini bilmiyordu. Dövüşlerin ve kayıtların yapıldığı günler taş kuleler üzerindeki bayraklar dalgalanır, stadyum üzerindeki dev meşale yanardı. Duvarları gri-renksiz bir şekildeydi.
Arena epey bir süredir boş ve mühürlü idi. Ama o gün arena nasıl olduysa mühürü açılmıştı. Ã?evredekiler ise bunun nasıl mümkün olduğunu öğrenmek merakı ile içeride bulunuyorlardı. Arena sahasında yaklaşık 30 kişi vardı ve ortalarında sağlam yapılı, iri ve etkileyici bir görünüme sahip bir adam duruyordu. Üzerinde zincir bir zırh vardı ve iri yapısı ile o kadar kişinin arasından bile net görünür şekildeydi. Koca ellerini göğsünde birleştirmiş, bağdaş kurmuştu.
Etrafta bir takım fısıldanma ve mırıltılar dolaşıyordu..
"Adam, arenanın kendisine ait olduğunu söylüyor." Dedi birisi.
"Elinde bir takım belgeler varmış. Mühürün açılma sebebi de bu olmalı." Dedi bir diğeri.
5 çapulcu bu söylentilere kulak misafiri oluyordu. Bir süre söylentilere kulak verdikten sonra ortadaki adama doğru ilerlediler..
"Ne yaptığını sanıyorsun?!" dedi öndeki sertçe, elini kemerindeki şövalye kılıcına götürerek.
"Benim olanı almaya.." dedi adam sakin bir şekilde istifini bozmayarak. Bir kaşını hafif kaldırdı, gözü adamın kemerindeki kılıca kaydı. Bu resmen bir tehdit idi.
Ã?apulcu adamın bu küstah hareketine daha fazla dayanamadı.
"Arenanın tek bir sahibi var. O da sen değilsin!"
Dedikten sonra öndeki silahını çekerek adama doğru bir mesafeye kadar yaklaştı. Adam iri yapılı ve sağlam duruşlu idi fakat silahı yok gibi gözüküyordu. Tehdit amacı ile kılıcını birkaç santim ötesine havada salladı.
"Eğer hemen buradan kaybolmazsan, bir dahaki sefere daha yakınından geçer."
Kalabalık ister istemez bu olayı fark etmişti. Mırıldanmalar ve fısıltılar şimdi kesilmişti ve yerini bir sükûnet havasına bırakmıştı.
Fakat adam buna karşın hiçbir tepki vermemişti. Doğrusu bu çapulcuyu oldukça şaşırtmıştı.
Barbar o ana kadar hiç bir şey olmamış gibi elleri ile göğsünde bağdaş kurmuş duruyordu. Bir anda, koca ellerini yumruk haline dönüşerek kasıldı.. Kasları hafif gerilmeler ile sertleşti ve barbarın olağan gücü gözler önüne serildi.
Ã?apulcu tedirgin bir şekilde ne yapacağını bilemeden yanındaki arkadaşlarına baktı. Arkadaşları da destek olarak silahlarını çekerek bir adım öne çıkarak kendilerini gösterdiler. Her ne kadar güçlü olsa da beş silahlı kişiyle başa çıkamazdı.
Barbar soğuk bir eda ve ağırbaşlılıkla onları izledi. Suratında çarpık bir ifade oluştu. Ve ani bir hareketle yumruğu havaya kalktı ve öndeki adama çarptı ve barbarın etkileyici gücü ispatlanmış oldu..
Kalabalık bu saldırı karşısında etkilenmiş ve hayret etmişlerdi. Adam ise bir çığlık ile neredeyse bir metre geriye uçtu. Koca yumruk tüm suratını kaplayacak biçimde idi. Ve barbarın o müthiş gücünün verdiği o acı.. Katlanılamaz bir şeydi. Diğerleri saldırmak için öne atılacaktı ki, gelen ıslık sesleri ile oldukları yerde durdular.
4 tane muhafız gelerek kalabalığı dağıttılar. Yaban adamına gelince.. Ona kimse bir şey söylemeden gitmişti. Bir muhafız ona sadece bakmakla yetinmiş ve ortamdakileri dağıtma işine devam etmişti. Birazdan arena sahasının ortasında yalnız başına kalmıştı...
* * * * * * * * *
Birkaç gün sonra, Arena’ da bir değişiklik yaşanmıştı. Arenanın dev meşalesi yakılmıştı. Bayraklar ise tıpkı eski günlerdeki gibi, kuzey rüzgârlarının etkisinde havada dalgalar çiziyordu. Etraftakiler meşaleyi göstererek fısıldanıyorlardı. Bir-iki grup Arena yakınlarında toplanmış konuşuyorlardı. Arena kapısının sol yanındaki kayıt başvuruları için ayrılmış yer açılmıştı. Bunun tek bir anlamı vardı; Arena yeniden açılmıştı. Oluşan yeni muhafız birliği, tutuklu kölelerin ilk günden gelen iniltileri bunu yeterince belli ediyordu açıkçası.
Ve başvurular için şimdiden bir kuyruk oluşmuştu...