Göl Kenarı

Birisi hikayeyi başlatır ve herkes tarafından devam ettirilir.
User avatar
trulias
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 603
Joined: Wed Dec 21, 2005 10:00 am
Contact:

Post by trulias »

prensin aklındaki bir endişede, güneyden uluşehir kırallığının içinden gelebilecek bir orduydu. sonuçta babasının dostluğunu çöpe atmıştı, ve üvey abisinin zorlamasıyla bir ordu onu "hüküm altına almak" için gelebilirdi. ordusunu fazla yıpratmadan bu savaştan çıkarmalıydı. sonuçta uçsuz bucaksız karaelf tünellerinde ordusunu aylarca sürebilecek bir savaşın içine sürüklemek istemiyordu. gerçi yapılabilecek en mantıklı şeyi çoktan yapmıştı: taurenlere bir elçi göndermiş ve elçiyide taurenlerin çok sevdiği ve saygı duyduğu barbar şefi karaoğaç olarak seçmişti. şimdi yapılması gereken bir açık vermeden 750 askerinin hayatını kurtarmaktı. yardımlar kesilince ve karaelflerin kuzey kapılarıda kendi tarafından kuşatılınca taurenler kısa sürede karaelfleri ezerlerdi.
gerçi şimdi bu kadar derinlere dalmanın zamanı değildi, yapılması gereken sıkı bir pazarlık vardı.
konuşmaya karaelf lordu yıldızkılıç başladı: ...
User avatar
opium_dream
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 8
Joined: Tue Aug 08, 2006 10:00 am
Contact:

Post by opium_dream »

hikaye gitmiş ama bır denemek lazım

ve savaş başladı gökyüzünün masmaviliği yerini kapkaranlık kızıl bir şafağa bıraktı.Bu arada okçu ise kulubesine gelen kızı arıyordu karanlık ormanın içinde kaybolan güneşi ararcasına okçu güneşi araya dursun meydan da son derece acımasız bır savaş oluyordu prens sevhet ve güç ugruna amaçsızca acımasızca saldırıyor her iki tarafda ağır kayıplar veriyordu bu arada. Ozan ise türküsünde kaybolan gökkuşağının ardından uyanan karanlığa lanet okurcasına ağıt yakıyordu oyle bir ağıt yakıyorduki savaşta ölenlerin ruhuna işliyordu. Okçu ise kaybolan ışığının ardında sonsuz bır yolculuğa cıkıyodu
User avatar
trulias
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 603
Joined: Wed Dec 21, 2005 10:00 am
Contact:

Post by trulias »

abicim ne yaptın sen ya :D biz bir zamanlar bu başlıkta bir tartışma yapıştık , o yüzden dikkat ettiysen başlık şu anda çölde yaşıyan bir prensin hayatı şeklinde. sen iki kavgalı tarafın yazılarını birbirine karıştırmışsın :D anladığım kadarıyla tüm hikayeyi okumaya üşendin... :wink: her neyse iznile biraz mudehale etmek istiyorum:

-selam sana dostum ve müttefiğim uluşehir kralının oğlu Schrak. görüyorum ki babanın sözüne saygı göstere bilecek kadar bile damarlarında asalet kalmamış. kralını hiçe sayıp...

prens söze daldı. zaten gözünde bir ölüden fazlası olmıyan bu elfi daha fazla konuşturmak hakaret duymaktan öteye gitmiyecekti.
- adalı laflarını kendine sakla yıldız kılıç, konuya gelelim. arkamda bu çölün en güçlü ordusu duruyor. eğer askerlerimi iade edersen senle düşman olmaya devam ederim ama ordumu toplar burdan giderim. şayet geri vermessen bu ordu seni yok etmeye hazırdır.

- maden sabır adındaki erdeme de sahip değilsin Schrak , bende sözlerimi senin zihninin kısalığında tutacağım. ordun burada benle aylarça süreçek bir savaş sürdüremez. baba na ulaklar gönderip ihanetini çoktan bildirdim. yakında bir ordu senin küstah kibirini yok edip gerçek dostlar olan karaelflere yardıma gelecek.

pernsin kafasında bir buhu dolanmaya başladı. bu bir bülöfte olabilirdi gerçekte. ama hemen olmasada öyle veya böyle yaptığı bir isyan sayılabilirdi. bir ordu ona karşı gönderilecekti. şu an için iyi bir habere ihtiyaçı ve belki bir mucizenin dokunuşuna ihtiyaçı vardı. iyice sabırsızlanmaya başlamıştı ve bunun 750 askerin hayatına mal olmasını istemiyordu. artık şef karaağaç ın taurenlerden getireceği haber çok daha büyük önem kazanmıştı...
Post Reply

Who is online

Users browsing this forum: No registered users and 2 guests