The Room, The Book (RP Ekranı)
The Room, The Book (RP Ekranı)
Arap topraklarının en büyük şehrinde, Kahire'de, gece adeta bir kefen gibi şehre çökmüş, dayanılmaz çöl soğuğunu bu topraklar üzerinde hissettiriyordu...
Beechcraft Super King Air B-200 Turboprop jeti dünyanın yedi harikalarından biri olan Mısır piramitlerini aşarak çölün üzerinde alelade bir noktaya kondu.
Kusursuzca yere serilmiş çöl kumları sam yelinin etkisiyle ara ara yer değiştiriyor, tepelikler üzerinde ince kum çizgileri oluşturuyordu. Bu görüntü de doğanın yeryüzünde bıraktığı kusursuz manzaralardan biriydi...
Jetin indiği yerin yakınlarında tek bir kulübe bulunmaktaydı. Ã?ölün ortasında tek bir kulübe. Jet uçağı, kazan oyuğu gibi yerin dibine gömülmüş bu ıssız bölgeye inmişti.
Jetten ilk çıkan Jack oldu. Yol boyunca başını camdan ayırmamış, Mısır'ın güzelliklerini gökten izlemişti. Ama estetiğe karşı herhangi bir duygu beslememişti. Jetin kapısından çıkarken siyah ceketinin ön cebine yerleştirmiş olduğu siyah güneş gözlüğünü çıkardı ve merdivenlerden aşağıya indi. Arkasından bir başkası daha gelmişti. İsmi Juergo’ydu.
Müzayedeye beraber katılacatı ikili. Bunun için kendilerine verilen adres bu ıssız toprakları gösteriyordu. Müzayedede sunulacaklar gözönüne bulundurulduğunda seçkin bir otelin geniş konferans salonunu ummak hata olurdu.
İkili çöl kumlarına inmeden evvel kulübeden çıkıp gelmiş bir arap onlara doğru yaklaştı. Kulübenin hemen kenarında iki tane çift hörgüçlü deve vardı ve bu develeri yanında getiriyordu.
Juergo ve Jack eğilen devenin hörgüçlerine bindiler ve kulübenin bulunduğu noktaya kadar deve sırtında 5-10 dakika kadar devam ettiler. Bu yol yürüyerekte katedilebilirdi tabiiki ama müzayedenin en gözde iki amerikan saygıdeğer işadamını çöl kumlarında yürütmek saygıda kusur olurdu. Develer kulübenin bulunduğu yere kadar devam ettiler.
Üçlü kulübeye girdiklerinde buranın aslında sıradan bir ev olmadığını anladılar. Kulübe aslında yeraltına giriş noktasıydı.
Mısırlı bedevi, amerikan işadamlarını kulübenin altına indirerek yeraltına soktu. Kulübenin altına doğru ince, dolambaçlı bir merdiven devam ediyor ve bu merdiven sonunda geniş bir hole bağlanıyordu.
Jack ve Jurgeon bir heykel gibi giriş kapısının önünde bekleyen iki korumayı geçtiler ve etrafı derinden derine süzmeye başladılar.
Varılan mekan, genişliği 20 metreden 20 metreye uzanan altıgen dev müzayede salonuydu. Duvarların her birinde birer kapı vardı fakat bu kapılar henüz kapalıydı. Geldikleri kapının yukarı kısmında ise dev bir ekran bulunuyordu. Henüz ekran kapalıydı. Yüksek bir platformun üzerine yerleştirilmiş, üstü siyah çarşaflarla örtülmüş bir obje daha duruyordu. Henüz içinde neyin bulunduğu bilinmiyordu.
Jack Jurgeon’a nezaketle ilerideki koltuklardan birini gösterdi ve oturmalarını işaret etti. İkili duvarlara uzak merkezi bir noktada duran iki koltuğa oturdu ve müzayede için başka davetlilerin gelip gelmeyeceğini beklemeye başladılar...
Jack'in içinde garip bir his vardı. Korku, tedirginlik gibi birşey. Ama emin değildi. Jack için olumsuz bir havaydı sadece. Yine de bu garip duygu henüz dışarıdan farkedilememişti. Atletik vücudunun saran siyah takım elbisesi ile oldukça katı bir duruşu vardı ve alnından çenesine kadar uzanan yatak ve dikey yaş çizgileri, açık yeşil gözleri ve koyu kahverengi, omuzlarının aşağısına dökülen saçlarıyla alışılagelmedik bir işadamı profili ve antipatik bir görüntü çiziyordu.
Jack birşeyler söylemek üzere ağzını açtı. Fakat devamını getirmeden her zaman takındığı dik duruşu ve ileri çıkmış çenesi ile etrafı derinden derine süzmeye devam etti...
Beechcraft Super King Air B-200 Turboprop jeti dünyanın yedi harikalarından biri olan Mısır piramitlerini aşarak çölün üzerinde alelade bir noktaya kondu.
Kusursuzca yere serilmiş çöl kumları sam yelinin etkisiyle ara ara yer değiştiriyor, tepelikler üzerinde ince kum çizgileri oluşturuyordu. Bu görüntü de doğanın yeryüzünde bıraktığı kusursuz manzaralardan biriydi...
Jetin indiği yerin yakınlarında tek bir kulübe bulunmaktaydı. Ã?ölün ortasında tek bir kulübe. Jet uçağı, kazan oyuğu gibi yerin dibine gömülmüş bu ıssız bölgeye inmişti.
Jetten ilk çıkan Jack oldu. Yol boyunca başını camdan ayırmamış, Mısır'ın güzelliklerini gökten izlemişti. Ama estetiğe karşı herhangi bir duygu beslememişti. Jetin kapısından çıkarken siyah ceketinin ön cebine yerleştirmiş olduğu siyah güneş gözlüğünü çıkardı ve merdivenlerden aşağıya indi. Arkasından bir başkası daha gelmişti. İsmi Juergo’ydu.
Müzayedeye beraber katılacatı ikili. Bunun için kendilerine verilen adres bu ıssız toprakları gösteriyordu. Müzayedede sunulacaklar gözönüne bulundurulduğunda seçkin bir otelin geniş konferans salonunu ummak hata olurdu.
İkili çöl kumlarına inmeden evvel kulübeden çıkıp gelmiş bir arap onlara doğru yaklaştı. Kulübenin hemen kenarında iki tane çift hörgüçlü deve vardı ve bu develeri yanında getiriyordu.
Juergo ve Jack eğilen devenin hörgüçlerine bindiler ve kulübenin bulunduğu noktaya kadar deve sırtında 5-10 dakika kadar devam ettiler. Bu yol yürüyerekte katedilebilirdi tabiiki ama müzayedenin en gözde iki amerikan saygıdeğer işadamını çöl kumlarında yürütmek saygıda kusur olurdu. Develer kulübenin bulunduğu yere kadar devam ettiler.
Üçlü kulübeye girdiklerinde buranın aslında sıradan bir ev olmadığını anladılar. Kulübe aslında yeraltına giriş noktasıydı.
Mısırlı bedevi, amerikan işadamlarını kulübenin altına indirerek yeraltına soktu. Kulübenin altına doğru ince, dolambaçlı bir merdiven devam ediyor ve bu merdiven sonunda geniş bir hole bağlanıyordu.
Jack ve Jurgeon bir heykel gibi giriş kapısının önünde bekleyen iki korumayı geçtiler ve etrafı derinden derine süzmeye başladılar.
Varılan mekan, genişliği 20 metreden 20 metreye uzanan altıgen dev müzayede salonuydu. Duvarların her birinde birer kapı vardı fakat bu kapılar henüz kapalıydı. Geldikleri kapının yukarı kısmında ise dev bir ekran bulunuyordu. Henüz ekran kapalıydı. Yüksek bir platformun üzerine yerleştirilmiş, üstü siyah çarşaflarla örtülmüş bir obje daha duruyordu. Henüz içinde neyin bulunduğu bilinmiyordu.
Jack Jurgeon’a nezaketle ilerideki koltuklardan birini gösterdi ve oturmalarını işaret etti. İkili duvarlara uzak merkezi bir noktada duran iki koltuğa oturdu ve müzayede için başka davetlilerin gelip gelmeyeceğini beklemeye başladılar...
Jack'in içinde garip bir his vardı. Korku, tedirginlik gibi birşey. Ama emin değildi. Jack için olumsuz bir havaydı sadece. Yine de bu garip duygu henüz dışarıdan farkedilememişti. Atletik vücudunun saran siyah takım elbisesi ile oldukça katı bir duruşu vardı ve alnından çenesine kadar uzanan yatak ve dikey yaş çizgileri, açık yeşil gözleri ve koyu kahverengi, omuzlarının aşağısına dökülen saçlarıyla alışılagelmedik bir işadamı profili ve antipatik bir görüntü çiziyordu.
Jack birşeyler söylemek üzere ağzını açtı. Fakat devamını getirmeden her zaman takındığı dik duruşu ve ileri çıkmış çenesi ile etrafı derinden derine süzmeye devam etti...
Bu kullanıcı siteden ayrılan fakat forum düzeni açısından mesajlarının durması gereken kullanıcılar için ayrılmıÅ?tır. Kullanıcı kesinlikle yoktur. Sorumluluk ve yükümlülü
- buzdaglarininleydisi
- Kullanıcı

- Posts: 204
- Joined: Thu Sep 21, 2006 10:00 am
- Location: Eskişehir
- Contact:
Aki Müzayede için belirtilen yere doğru Özel Jeti ile yola koyulmuştu eline geçen en iyi fırsattı bu elbette kaçıramazdı hatta koruması dahi olmadan bu yola çıkmaktan tedirginde olsa kendine olan güveniyle yola çıkmıştı.
Ufak tefek zayıf ve siyah gözlüklerinin altında sakladığı çekik gözleriyle Jetin penceresinden sonsuz boşluğu izliyordu ve ne olursa olsun bu Müzayededen başarı ile çıkmalıydı halkı için ve başaracaktı bunu neye mal olursa olsun. Kısık gözleri dahada kısılarak dahada yokmuş gibi gözükmelerine sebep olan bir şekilde sırıtıyordu çünkü böyle görevleri hep sevmişti ve hepte sevecekti böyle hileli oyunları ve getirisi özellikle büyük olanları. Her zamna ki gibi siyah uzun düz saçlarını sıkı sıkı tıplayarak at kuyruğu yapmıştı arkada ve erkeksi siyah takımı ile dikkat edilmzese erkek sanılmasıda olağandı zaten.Makyajsız yüz Siyah takım ve gravatı andıran siyah kolyesi onun vaz geçilmezleriydi belki bu dünya üzerinde.
Ufak tefek zayıf ve siyah gözlüklerinin altında sakladığı çekik gözleriyle Jetin penceresinden sonsuz boşluğu izliyordu ve ne olursa olsun bu Müzayededen başarı ile çıkmalıydı halkı için ve başaracaktı bunu neye mal olursa olsun. Kısık gözleri dahada kısılarak dahada yokmuş gibi gözükmelerine sebep olan bir şekilde sırıtıyordu çünkü böyle görevleri hep sevmişti ve hepte sevecekti böyle hileli oyunları ve getirisi özellikle büyük olanları. Her zamna ki gibi siyah uzun düz saçlarını sıkı sıkı tıplayarak at kuyruğu yapmıştı arkada ve erkeksi siyah takımı ile dikkat edilmzese erkek sanılmasıda olağandı zaten.Makyajsız yüz Siyah takım ve gravatı andıran siyah kolyesi onun vaz geçilmezleriydi belki bu dünya üzerinde.
Kalbinin esiri bir bilge
gözlerinin esiri bir kalp
iradenin esiri bir beden
arzularını hapsetmiş iki göz,
ve sevgiden bir haber sözler prensi sana selam...
http://tr2.monstersgame.net/?ac=vid&vid=34051957
http://www.knightf
gözlerinin esiri bir kalp
iradenin esiri bir beden
arzularını hapsetmiş iki göz,
ve sevgiden bir haber sözler prensi sana selam...
http://tr2.monstersgame.net/?ac=vid&vid=34051957
http://www.knightf
-
Mark
- Kullanıcı

- Posts: 2004
- Joined: Thu Aug 31, 2006 10:00 am
- Location: Midkemia, portal/istanbul
- Contact:
Ses hızında hareket eden uçağın içindeki adam, Elindeki bazi belgeleri okuyordu. Gözlüğünün ardından gördüğü, sembollerle karışık belgeler, ona tarihi değeri olan normal birinin anlayamayacağı bilgileri veriyordu.
Krem Takım Elbisesinin içindeki Mark, çayını duyumladı ve aşağıdaki ıssız bucaksız büyük çöle baktı. Karşısındaki masada, açık duran Laptop'da, çölün çoğrafi konumu ve kooridinatlari açık duruyordu. Sessizlik içinde, sarsintiyi bekledi. Ardindan görevlilerin yaklaşmasını omuzları dik, karşıladı.
Krem Takım Elbisesinin içindeki Mark, çayını duyumladı ve aşağıdaki ıssız bucaksız büyük çöle baktı. Karşısındaki masada, açık duran Laptop'da, çölün çoğrafi konumu ve kooridinatlari açık duruyordu. Sessizlik içinde, sarsintiyi bekledi. Ardindan görevlilerin yaklaşmasını omuzları dik, karşıladı.
Büyük yolcu uçağı, yavaş yavaş alçalırken, Dmitri uçağın camından piramitleri görebilmeye başladı. Elli küsür senelik yaşamı boyunca pekçok harikalar görmüştü. Yine de piramitlere bakarken içinde bir huşu duyuyordu.
Kemerleri bağlama uyarısı, Dmitri'nin bildiği dört ayrı dilde anons edildikten bir süre sonra uçak iniş yaptı ve Dmitri yolcularla birlikte uçaktan indi. Havaalanından çıkıp kendisini bekleyen özel jipe bindi ve müzayedenin yapılacağı yere doğru yol almaya başladı.
Kemerleri bağlama uyarısı, Dmitri'nin bildiği dört ayrı dilde anons edildikten bir süre sonra uçak iniş yaptı ve Dmitri yolcularla birlikte uçaktan indi. Havaalanından çıkıp kendisini bekleyen özel jipe bindi ve müzayedenin yapılacağı yere doğru yol almaya başladı.
- buzdaglarininleydisi
- Kullanıcı

- Posts: 204
- Joined: Thu Sep 21, 2006 10:00 am
- Location: Eskişehir
- Contact:
Artık iniş zamanıydı Aki uçağın çoktan inmiş olduğunu daldığı rüyalardan uyanmasını sağlayan zarif hostesten örendiğinde yavaş güçlü adımlarla jetinden indi ve onu bekleyen siyah jipe iki siyah giysili kotumanın arasında yok sayılacak cüssesiyle refakat ederek bindi artık müzayede alanına yolculuk başlamıştı. İşte en önemli olanda buydu bu kadar gizlenen Müzayede alanı neredeydi acaba cebindeki cep telefonunun uydu vericisini çalıştırdı bütün bilgilerin kaydedilmesi gerekirdi onun en zevk aldığı şeydi bu herşey düzenli ve her şey kayıt altında olmalıydı. O yolculuğun tadındaydı cep telefonuda o an itibari ile haritasını çıkarmaya başlamıştı bile.
Kalbinin esiri bir bilge
gözlerinin esiri bir kalp
iradenin esiri bir beden
arzularını hapsetmiş iki göz,
ve sevgiden bir haber sözler prensi sana selam...
http://tr2.monstersgame.net/?ac=vid&vid=34051957
http://www.knightf
gözlerinin esiri bir kalp
iradenin esiri bir beden
arzularını hapsetmiş iki göz,
ve sevgiden bir haber sözler prensi sana selam...
http://tr2.monstersgame.net/?ac=vid&vid=34051957
http://www.knightf
-
Mark
- Kullanıcı

- Posts: 2004
- Joined: Thu Aug 31, 2006 10:00 am
- Location: Midkemia, portal/istanbul
- Contact:
Cilali siyah ayakkabıları, çölün üzerinde Yükselen Güneşin Etkisiyle gelen karşılama heyetini karşıladı. Numaralı gözlüklerini çıkarmıştı, Kollarının altında taşıdığı Laptabin içine sıkıştırdığı birkaç sayfanin, aradan gözükmesi olasi degildi. Bolca bilgi verisini yanında taşımasına ve irtibat kurmasını sağlıyordu, fakat tercihen kitapları seçerdi,bu yüzden birkaç sayfa koyma gereği duymuştu. Siyah saçı arkaya taranmış, şık bir adamdi. Klasik bir İngiliz gibi görünüyordu.
Yine uzun bir yolculuk...
Uzun yolculukları pek sevmezdi. İnsanın midesi için bile pek rahatlatıcı değildi. şikayet etmiyordu yinede. Pek adeti değildi. Eskiden yolculukların da daha zor olduğunu geçirdi aklından. şanslı sayılırdı. yine de yolculuklar vakit kaybı gibi geliyordu. Hele o kadar işin gücün arasında böyle birşeyin peşine düşmek... Ama bu davetiyeyi yoksayamazdı. Doğru olma ihtimali yüzünden yoksayamazdı. Pek şakaya da benzemiyordu zaten. Ama bahsi geçen şeyi görmeden emin olamayacaktı.
Ã?ölün üstünde kareket etmek, boşlukta süzülmek hissi uyandırıyordu çoğu zaman.Kum, boşluk ve hiçlik. Yine de güzeldi. Ama çabuk sıkılınabilecek bir düzellik. Kumdan tepeler olmasa ilerlemediğini bile söyleyebilirdi. Ah.. ve bir de piramitler. Gerçekten muhteşemdiler. Ne kadar sene olmuştu? "3 sene kadar" diye geçirdi aklından.Tarihler öyle söylüyordu. Yine de ona hep daha uzun geliyordu.
"Sanırım yaklaştık Attila Bey." Sesle düşüncelerinden uyandı. Gerçekten de yol bilgisayarının gösterdiği buydu. Ortalıkta birşey gözükmüyordu ki... Gözlerini kısıp biraz daha dikkatli baktığında bunun tamamen doğru olmadığını anladı. Görünen birşey vardı. Bir piramit ya da sfenks değildi. Bir kulubeydi. Ufak bir kulube. Verilen konuma tamamen uyuyordu.
Jip klübeye yakın bir konumda durdu. şöför durduktan sonra derhal arabadan inerek arabanın arka sol kapısını açtı. Aslında kapının onun için açılması çok da hoşuna gitmiyordu. Ama nasıl derlerdi. Bu işin raconu böyleydi. o da her seferinde teşekkür etmeyi adet edinmişti.
"Saol Yusuf"
Yusuf'un sadece bir sürücü olduğunu söylemek doğru olmazdı. Birçok konuda güvenebileceği ender insanlardan biriydi. Hayat daha önceden ona acımasız davranmıştı. şimdi ise onun yanında çalışıyorudu. Aynı işi yapanların alacağı paranın epey bir fazlasıyla. Gerçekten de sadece bir çalışan denemezdi.
Arabanın korumalaı camlarndan sonra dışarsı epeyce parlak gelmişti. Güneş gözlüğü takmaktan çok hoşlanmazdı fakat doktor fazla güneşe maruz kalmasını iyi olmayacağını söylemişti. Bu yüzden beyaz takım elbisesinin cebine yerleştirmiş olduğu gözlüğü bu kez gözüne taktı.Genelde beyaz giyinmeyi seviyordu. Hem yakışıyordu da. Alışkanlığı olduğu üzere cüzdanını ve telefonunu kontrol etti. Bu kez ceketinin cebini deüstten yokladı. gelen kağıt hışırtısı herşeyin yolunda olduğunu gösteriyordu.
Yusuf ise arabanın diğer arka kapısını açmıştı çoktan...
Uzun yolculukları pek sevmezdi. İnsanın midesi için bile pek rahatlatıcı değildi. şikayet etmiyordu yinede. Pek adeti değildi. Eskiden yolculukların da daha zor olduğunu geçirdi aklından. şanslı sayılırdı. yine de yolculuklar vakit kaybı gibi geliyordu. Hele o kadar işin gücün arasında böyle birşeyin peşine düşmek... Ama bu davetiyeyi yoksayamazdı. Doğru olma ihtimali yüzünden yoksayamazdı. Pek şakaya da benzemiyordu zaten. Ama bahsi geçen şeyi görmeden emin olamayacaktı.
Ã?ölün üstünde kareket etmek, boşlukta süzülmek hissi uyandırıyordu çoğu zaman.Kum, boşluk ve hiçlik. Yine de güzeldi. Ama çabuk sıkılınabilecek bir düzellik. Kumdan tepeler olmasa ilerlemediğini bile söyleyebilirdi. Ah.. ve bir de piramitler. Gerçekten muhteşemdiler. Ne kadar sene olmuştu? "3 sene kadar" diye geçirdi aklından.Tarihler öyle söylüyordu. Yine de ona hep daha uzun geliyordu.
"Sanırım yaklaştık Attila Bey." Sesle düşüncelerinden uyandı. Gerçekten de yol bilgisayarının gösterdiği buydu. Ortalıkta birşey gözükmüyordu ki... Gözlerini kısıp biraz daha dikkatli baktığında bunun tamamen doğru olmadığını anladı. Görünen birşey vardı. Bir piramit ya da sfenks değildi. Bir kulubeydi. Ufak bir kulube. Verilen konuma tamamen uyuyordu.
Jip klübeye yakın bir konumda durdu. şöför durduktan sonra derhal arabadan inerek arabanın arka sol kapısını açtı. Aslında kapının onun için açılması çok da hoşuna gitmiyordu. Ama nasıl derlerdi. Bu işin raconu böyleydi. o da her seferinde teşekkür etmeyi adet edinmişti.
"Saol Yusuf"
Yusuf'un sadece bir sürücü olduğunu söylemek doğru olmazdı. Birçok konuda güvenebileceği ender insanlardan biriydi. Hayat daha önceden ona acımasız davranmıştı. şimdi ise onun yanında çalışıyorudu. Aynı işi yapanların alacağı paranın epey bir fazlasıyla. Gerçekten de sadece bir çalışan denemezdi.
Arabanın korumalaı camlarndan sonra dışarsı epeyce parlak gelmişti. Güneş gözlüğü takmaktan çok hoşlanmazdı fakat doktor fazla güneşe maruz kalmasını iyi olmayacağını söylemişti. Bu yüzden beyaz takım elbisesinin cebine yerleştirmiş olduğu gözlüğü bu kez gözüne taktı.Genelde beyaz giyinmeyi seviyordu. Hem yakışıyordu da. Alışkanlığı olduğu üzere cüzdanını ve telefonunu kontrol etti. Bu kez ceketinin cebini deüstten yokladı. gelen kağıt hışırtısı herşeyin yolunda olduğunu gösteriyordu.
Yusuf ise arabanın diğer arka kapısını açmıştı çoktan...
Chaos is the law of nature,
Order is the dream of man.
Order is the dream of man.
Her zaman ilk sıradaydı Mısır'ın İlayda'da yarattığı görkem. Hele o piramitler...Nasıl da büyük bir azim ve sabırla yaratılmıştı..O çağları kafasında şekillendirmeye başladı, kurguyu hazırladı ve kendisini de kurguya dahil etti. İlayda, arabanın camından dışarıya bakıyordu ama gözlerinin önünden tasarladığı kurgu geçiyordu.
Yusuf'un Atilla'ya seslenmesi ile senaryosundan uzaklaştı. Artık camın dışında kum tepeciklerinden başka bir şey yoktu. İlayda, bacak bacak üstüne atmış oturduğu koltukta biraz dikleşti, siyah; çok da mini olmayan kumaş eteğini düzelterek bacağını indirdi, hafifçe gerindi. Ã?antasına uzandı ve içinden makyaj malzemelerini çıkarıp makyajını tazeledi, saçını düzeltti, parfümünü sıkıp, bluzunu düzeltti, güneş gözlüğünü bulunduğu kılıftan çıkarttı. Ardından son kez gerekli evrakları kontrol etti bir eksik var mı diye. Herşey hazırdı, hiçbir eksiklik yoktu.
Yusuf İlayda'nın kapısını açarken, İlayda güneş gözlüğünü taktı. Kapı açılıp arabadan indiğinde gökyüzüne baktı. Güneş parlak ve oldukça yakıcıydı. Kısa bir an için burada yaşayan insanları düşündü..
Arabanın önüne yürüdü ve Atilla'yı bekledi.
Yusuf'un Atilla'ya seslenmesi ile senaryosundan uzaklaştı. Artık camın dışında kum tepeciklerinden başka bir şey yoktu. İlayda, bacak bacak üstüne atmış oturduğu koltukta biraz dikleşti, siyah; çok da mini olmayan kumaş eteğini düzelterek bacağını indirdi, hafifçe gerindi. Ã?antasına uzandı ve içinden makyaj malzemelerini çıkarıp makyajını tazeledi, saçını düzeltti, parfümünü sıkıp, bluzunu düzeltti, güneş gözlüğünü bulunduğu kılıftan çıkarttı. Ardından son kez gerekli evrakları kontrol etti bir eksik var mı diye. Herşey hazırdı, hiçbir eksiklik yoktu.
Yusuf İlayda'nın kapısını açarken, İlayda güneş gözlüğünü taktı. Kapı açılıp arabadan indiğinde gökyüzüne baktı. Güneş parlak ve oldukça yakıcıydı. Kısa bir an için burada yaşayan insanları düşündü..
Arabanın önüne yürüdü ve Atilla'yı bekledi.
Do you know the terror of he falls asleep? To the very tors he is terrified. Because the ground gives way under him, And the dream begins...
- arwenx
- Kullanıcı

- Posts: 24
- Joined: Sat Nov 25, 2006 10:00 am
- Location: eskishehir (istanbul)
- Contact:
Jessica uçağın küçük camından dışarı dalmış göz alabildiğince açık gökyüzüne bakıyordu. Kendi hayatı -geçmişi ve geleceği- o gökyüzüyle ne kadar çelişiyordu...
İnişe geçildiğini bildiren anonsla kendine geldi... Doğruldu ve kemerini taktı. İniş anından kaynaklanan o nahoş hissi hissedebilmek için gözlerini kapattı...
Uçak yolculuğunun en sevdiği anıydı bu iniş anı...
Eşyalarını aldı ve uçaktan indi... Kendisini karşılamaya gelen Jeepi ve Korumalarını gördü. Valizlerini yere bıraktı.. Korumalardan birisi yaklaştı ve valizleri yüklendi. Ardından arabaya yürüdü diğeri kapısını açmıştı. İri ve siyah takımlı adamlardı. Oldukça kuvvetli gözüküyorlardı.
Arabanın kapısında içeri girdi deri kaplamalı koltuklara oturdu ve hareketi bekledi valizler yüklenmişti ve ilerlmeye başladılar ardından.. Firavunların diyarında.. Efsaneler ülkesine gelmişti...
İşte o hayati yolculuğuna nerde olduğunu bilmediği müzayedeye doğru yola çıkarak başlamış oluyordu...
İnişe geçildiğini bildiren anonsla kendine geldi... Doğruldu ve kemerini taktı. İniş anından kaynaklanan o nahoş hissi hissedebilmek için gözlerini kapattı...
Uçak yolculuğunun en sevdiği anıydı bu iniş anı...
Eşyalarını aldı ve uçaktan indi... Kendisini karşılamaya gelen Jeepi ve Korumalarını gördü. Valizlerini yere bıraktı.. Korumalardan birisi yaklaştı ve valizleri yüklendi. Ardından arabaya yürüdü diğeri kapısını açmıştı. İri ve siyah takımlı adamlardı. Oldukça kuvvetli gözüküyorlardı.
Arabanın kapısında içeri girdi deri kaplamalı koltuklara oturdu ve hareketi bekledi valizler yüklenmişti ve ilerlmeye başladılar ardından.. Firavunların diyarında.. Efsaneler ülkesine gelmişti...
İşte o hayati yolculuğuna nerde olduğunu bilmediği müzayedeye doğru yola çıkarak başlamış oluyordu...
<div>ben böyleyimm....</div><br>
Who is online
Users browsing this forum: No registered users and 1 guest
