Panın Flüdü Yeniden ( RP Ekranı )
Grup Giyomun peşinde... Ufak çocuğun müziği eşliğinde ritimli ayak hareketleri ile ilerliyordu. Adam şehir girişine yaklaştığında Bağırmaya başlamıştı bile..
İnsanlar onları görüyor peşlerine takılıyorlardı. Dairesel alana geldiklerinde insanlar açılmış gösteri için alan bırakmışlardı.. Adam öyle bir anlatıyordu ki sanki yıllardır beraber gösteri yapan bir grupmuş gibi tanımlıyordu oysaki kimse onların 10 dakka önce şehir girişinde tanıştıklarını bir araya geldiklerini bilmiyordu..
Bu şans yada kader yada böyle birşey olmalı idi ama sonuçta beraber idiler...
Etraftaki askerler özellikle dikkatini çekmişti adamın. Pek sevmezdi şehir korumalarını arası pekte iyi olmazdı genelde... Ardından sırtındaki çocuğun aşağıya inmesine yardımcı oldu..
Adam novele döndü.. "Evlat.. şimdi hafif bir müzik gir.. Ardından hızlanman gereken yeri zaten anlarsın " dedi... Ve göz kırptı çocuğa gülümsedi...
Eğildiği yerden hafifçe doğrulmaya başladı.. Savaşçı kadına bir göz attı... Hazır gözüküyordu... Baltasını eline aldı... Sallamaya başladı...
"SİZLER.." dedi halka dönerek... "Dorleon'un Halkı..." yüksek bir ses tonu ile başlamıştı..
Baltasını Havada Savurdu ve Yere önüne Sapladı...
Halk bi anda "Hooooooooo" olmuştu... devasa bir balta idi ve gökte uçuşuyordu..
Tek elini uzattı .. Kadını Gösterdi ilk önce...
"Yitik Dağların...
Kayıp Ovaların..
Sonsuz yolların...
Yeşin Ormanların..
Dünyanın diğer bir ötesinden beri süregelen şimdide Dorleona yolu düşen
Bir Aşk Hikayesini dinlemek istermisiniz " dedi...
Ã?n sırada olan çocukların ağızları açık kalmıştı bu dev adamın karşısında..
"Evettt" diye bir ses gelmişti arkalardan.. Bir iki kişi tek tük alkışlamıştı ama herkes bakıyordu kilitlenmişlerdi...
"Kayıp diyar kızını aradım Günlerce... Gecelerce Aylarca Yıllarca.. Diyarımın kayıp kızını..
Adı gecelerime Bulanan uykularımda rahat bırakmayan.. Yorgunsan aramaktan değildir.. Yalanlar savaşlar yordu beni..."....
Duraksadı...
"BULDUM".... dedi sertçe kadını gösteriyordu...
"Kaderimdi belki red edildim... Onun için başkalarıyla savaştım ise onlada savaşmaya karar verdim " dedi...
Kadına Yürmeye başladı.. Kadının önüne geldiğinde Diz çöktü Ellerini kalbine götürdü..
Sanki söküp almıştı içinden bişeyleri.. Ardından avuçlarına bir öpücük kondurdu ve kadına uzattı ellerini...
İnsanlar onları görüyor peşlerine takılıyorlardı. Dairesel alana geldiklerinde insanlar açılmış gösteri için alan bırakmışlardı.. Adam öyle bir anlatıyordu ki sanki yıllardır beraber gösteri yapan bir grupmuş gibi tanımlıyordu oysaki kimse onların 10 dakka önce şehir girişinde tanıştıklarını bir araya geldiklerini bilmiyordu..
Bu şans yada kader yada böyle birşey olmalı idi ama sonuçta beraber idiler...
Etraftaki askerler özellikle dikkatini çekmişti adamın. Pek sevmezdi şehir korumalarını arası pekte iyi olmazdı genelde... Ardından sırtındaki çocuğun aşağıya inmesine yardımcı oldu..
Adam novele döndü.. "Evlat.. şimdi hafif bir müzik gir.. Ardından hızlanman gereken yeri zaten anlarsın " dedi... Ve göz kırptı çocuğa gülümsedi...
Eğildiği yerden hafifçe doğrulmaya başladı.. Savaşçı kadına bir göz attı... Hazır gözüküyordu... Baltasını eline aldı... Sallamaya başladı...
"SİZLER.." dedi halka dönerek... "Dorleon'un Halkı..." yüksek bir ses tonu ile başlamıştı..
Baltasını Havada Savurdu ve Yere önüne Sapladı...
Halk bi anda "Hooooooooo" olmuştu... devasa bir balta idi ve gökte uçuşuyordu..
Tek elini uzattı .. Kadını Gösterdi ilk önce...
"Yitik Dağların...
Kayıp Ovaların..
Sonsuz yolların...
Yeşin Ormanların..
Dünyanın diğer bir ötesinden beri süregelen şimdide Dorleona yolu düşen
Bir Aşk Hikayesini dinlemek istermisiniz " dedi...
Ã?n sırada olan çocukların ağızları açık kalmıştı bu dev adamın karşısında..
"Evettt" diye bir ses gelmişti arkalardan.. Bir iki kişi tek tük alkışlamıştı ama herkes bakıyordu kilitlenmişlerdi...
"Kayıp diyar kızını aradım Günlerce... Gecelerce Aylarca Yıllarca.. Diyarımın kayıp kızını..
Adı gecelerime Bulanan uykularımda rahat bırakmayan.. Yorgunsan aramaktan değildir.. Yalanlar savaşlar yordu beni..."....
Duraksadı...
"BULDUM".... dedi sertçe kadını gösteriyordu...
"Kaderimdi belki red edildim... Onun için başkalarıyla savaştım ise onlada savaşmaya karar verdim " dedi...
Kadına Yürmeye başladı.. Kadının önüne geldiğinde Diz çöktü Ellerini kalbine götürdü..
Sanki söküp almıştı içinden bişeyleri.. Ardından avuçlarına bir öpücük kondurdu ve kadına uzattı ellerini...
Diğerleri acı çektirirse
ben kan kustururum...
Onlar korkutursa ben dehşete düşürürüm.
Ve sizden yada başkasından alınması
gereken bir intikam varsa BEN alırım.
ben kan kustururum...
Onlar korkutursa ben dehşete düşürürüm.
Ve sizden yada başkasından alınması
gereken bir intikam varsa BEN alırım.
Novel hiç bu kadar neşelendiğini hatırlamıyordu. İnsanlar, onun çaldığı heryerde onu ilgiyle dinlemişlerdi ama burada bambaşka bir hava vardı. İçindeki coşku, bugün herzamankinden çok daha güzel çalabileceğini hissettiriyordu Novel'e.
Trevor, kendisine birşeyler söyledikten sonra doğrulup etraflarına toplanan kalabalığa seslenerek konuşmaya başlamıştı. Baltasını sallamaya başlamasıyla bütün gözler Trevor'a odaklanmıştı.
Tam o anda Trevor'un baltasının havayı yararak yere doğru inişini gördü. İçini ürperten bir sarsıntıyla balta yere saplanırken kamışını dudaklarına götürdü. Toplanan kalabalıktan yükselen hayret çığlıkların ortalama tınısıyla bir dem sesi vermeye başladı. İnsanlar, kendi sesleri azaldıkça Novel'in kamışının yükselen sesini duymaya başlamışlardı.
Trevor'un diyarının kayıp kızını anlattığı sırada dinleyenler aynı zamanda, Novel'in kamışından çıkan ve içlerini burkan tiz bir melodi duyuyorlardı.
Trevor, kendisine birşeyler söyledikten sonra doğrulup etraflarına toplanan kalabalığa seslenerek konuşmaya başlamıştı. Baltasını sallamaya başlamasıyla bütün gözler Trevor'a odaklanmıştı.
Novel "Tam zamanıdır" diye düşünerek müziğindeki etkileyiciliği artırmasına yardımcı olan büyüsünün sözlerini mırıltı halinde tekrar etmeye başladı. Kimsenin dikkati kendisi üzerinde değilken, kamışını tutar vaziyette yumruk yaptığı sağ elini sol göğsüne, tam kalbinin olduğu yere bastırdı ve gözlerini hafifçe kısarak büyünün sözlerini tamamladı.SİZLER... Dorleon'un Halkı...
Tam o anda Trevor'un baltasının havayı yararak yere doğru inişini gördü. İçini ürperten bir sarsıntıyla balta yere saplanırken kamışını dudaklarına götürdü. Toplanan kalabalıktan yükselen hayret çığlıkların ortalama tınısıyla bir dem sesi vermeye başladı. İnsanlar, kendi sesleri azaldıkça Novel'in kamışının yükselen sesini duymaya başlamışlardı.
hüzünle neşe arasında seyreden, sert vurgulardan uzak hafif bir melodiyle eşlik etti bu sözlere.Yitik Dağların...
Kayıp Ovaların..
Sonsuz yolların...
Yeşin Ormanların
Trevor'un sözlerinin sonuna doğru, bir neşeli nağmenin peşine hafif bir heyecan duygusu oluşturan nağmelere geçiş yaptı.Dünyanın diğer bir ötesinden beri süregelen şimdide Dorleona yolu düşen
Bir Aşk Hikayesini dinlemek istermisiniz
Trevor'un diyarının kayıp kızını anlattığı sırada dinleyenler aynı zamanda, Novel'in kamışından çıkan ve içlerini burkan tiz bir melodi duyuyorlardı.
Trevorun vurgusuyla birlikte, tiz melodi en tiz notadan hızlı bir biçimde en kalın notaya kadar yarım seslerle inerek kromatik bir gam dizilişiyle kulaklara bir vızıltı etkisi bıraktı. Hemen peşinden yine, hüzünlü bir melodinin notaları çıkmaya başladı kamıştan, hüzün gittikçe yerini tatlı bir melodinin nağmelerine bırakıyordu Trevor ellerini kadına uzatırken.BULDUM
- buzdaglarininleydisi
- Kullanıcı

- Posts: 204
- Joined: Thu Sep 21, 2006 10:00 am
- Location: Eskişehir
- Contact:
Baktı müzk başlamıştı adam hamlesini yapmıştı şimdi kavgayı başlatmalıydı ve sahne;findor wrote: Eğildiği yerden hafifçe doğrulmaya başladı.. Savaşçı kadına bir göz attı... Hazır gözüküyordu... Baltasını eline aldı... Sallamaya başladı...
"SİZLER.." dedi halka dönerek... "Dorleon'un Halkı..." yüksek bir ses tonu ile başlamıştı..
Baltasını Havada Savurdu ve Yere önüne Sapladı...
Halk bi anda "Hooooooooo" olmuştu... devasa bir balta idi ve gökte uçuşuyordu..
Tek elini uzattı .. Kadını Gösterdi ilk önce...
"Yitik Dağların...
Kayıp Ovaların..
Sonsuz yolların...
Yeşin Ormanların..
Dünyanın diğer bir ötesinden beri süregelen şimdide Dorleona yolu düşen
Bir Aşk Hikayesini dinlemek istermisiniz " dedi...
Ã?n sırada olan çocukların ağızları açık kalmıştı bu dev adamın karşısında..
"Evettt" diye bir ses gelmişti arkalardan.. Bir iki kişi tek tük alkışlamıştı ama herkes bakıyordu kilitlenmişlerdi...
"Kayıp diyar kızını aradım Günlerce... Gecelerce Aylarca Yıllarca.. Diyarımın kayıp kızını..
Adı gecelerime Bulanan uykularımda rahat bırakmayan.. Yorgunsan aramaktan değildir.. Yalanlar savaşlar yordu beni..."....
Duraksadı...
"BULDUM".... dedi sertçe kadını gösteriyordu...
"Kaderimdi belki red edildim... Onun için başkalarıyla savaştım ise onlada savaşmaya karar verdim " dedi...
Kadına Yürmeye başladı.. Kadının önüne geldiğinde Diz çöktü Ellerini kalbine götürdü..
Sanki söküp almıştı içinden bişeyleri.. Ardından avuçlarına bir öpücük kondurdu ve kadına uzattı ellerini...
"Benki hiç bir zamn kay bolmadım benliğimde böylesine savaşçı kimliğiyle kişiliğini yoketmiş aşktan bir haber savaşcı, senki zavallı, senki kaybedeceksin bulduğunu sandığı bu anı.
Uzattığın ellerin kaç zavallının canını aldı kaç kirli ölüme şahitlik etti ne olduğu belirsiz bu elelrin elime değdiğini istemem elbet."
diye bağırıyordu bir yandanda çevresindekilerin takdirini arar gözlerle bekliyordu.
" Evet şimdi göreceğiz savaşdad korkakmısın yoksa kişilik bozukluklarınlamı süsleyeceksin bu dövüşü, sevdiğini söyleyip onu arenaya davetetmeyi kaç adam yaparki başka türlü düşüniyi."
Kılıcını çekmeden önce adamın ellerine doğru isabetli bir tekme salladı ve ardından kılıcı elinde duruyordu artık adamın önünde dim dik ve asil bir duruşla.
"Kahramanlar gördüm
Uzak diyarlarda yaşayan
Sevdiğinin tek bir göz yaşına
Ã?mrünü adayan
Zavallılar gördüm
Yitik ve ulaşılmaz bir aşk için
Yaşayan ve nefes alan
Ve zorbalar gördüm sevgi sözcüğünü küfür gibi kullanan
şimdi kanıtlayacaksın canınla yada
Kalbinle vereceksin cevabı savaşçı ....seçimsadece sana ait...bu eller ya cellatın olur ya gül bahçesinin narin çiçekleri.."
Kalbinin esiri bir bilge
gözlerinin esiri bir kalp
iradenin esiri bir beden
arzularını hapsetmiş iki göz,
ve sevgiden bir haber sözler prensi sana selam...
http://tr2.monstersgame.net/?ac=vid&vid=34051957
http://www.knightf
gözlerinin esiri bir kalp
iradenin esiri bir beden
arzularını hapsetmiş iki göz,
ve sevgiden bir haber sözler prensi sana selam...
http://tr2.monstersgame.net/?ac=vid&vid=34051957
http://www.knightf
Kutsemen'in konuşmaya başlamasıyla Novel, çalmakta olduğu tatlı ezgideki bazı notaları ara ara sertçe vurgulamaya ve biraz da aşağı ya da yukarı deforme etmeye başladı. Ã?yle ki dinleyenler, çatırdamaya başlayan bir kalenin surlarını görür gibi oldular. Kutsemen, sözlerine devam ettikçe Novel'in kamışından çıkan acı notaların sayısı da artmaya başladı.
Kutsemen'in meydan okuyan sözleriyle birlikte, uzun aralıklarla kuvvetlice vurulan bir davul hissi verecek şekilde, ağır seyreden ama düzenli aralıklarla tek bir bas tondaki notayı kuvvetlice duyuran bir ezgiye geçti. Sanki bu bas notalar, yaklaşan savaşın ayak sesleriydiler.
Bas notaların şiddeti arttıkça arttı, tempo yükseldikçe yükseldi...
Kutsemen'in son kelimesiyle, kamıştan çıkan tatlı melodi yerini tamamen sert vurgulu ve yıkımı hissettiren bir ezgiye dönüşmüştü.senki zavallı, senki kaybedeceksin bulduğunu sandığı bu anı
Novel içine saplanan büyük bir acı hissetti. Anayurdundan koparıldığı o kara gün geldi gözlerinin önüne. Zırhlı savaşçıların savurduğu kılıç, balta, gürz ve her türlü öldürücü silahın darbeleri altında can veren yurttaşlarını hatırladı. İşte o anda gözünden sızan bir damla yaşa engel olamadı. Bu sırada Novel'in ezgisini dinleyenler Novel'in elindeki kamışın ağlıyor olduğu hissine kapıldılar.Uzattığın ellerin kaç zavallının canını aldı kaç kirli ölüme şahitlik etti
Kutsemen'in meydan okuyan sözleriyle birlikte, uzun aralıklarla kuvvetlice vurulan bir davul hissi verecek şekilde, ağır seyreden ama düzenli aralıklarla tek bir bas tondaki notayı kuvvetlice duyuran bir ezgiye geçti. Sanki bu bas notalar, yaklaşan savaşın ayak sesleriydiler.
Bas notaların şiddeti arttıkça arttı, tempo yükseldikçe yükseldi...
Edmond *Tamam* diyerek adamla birlikte cenazeyi kaldırdı.İçinden bu kadar kendi halkına düşkün bir millet neden acaba bu cenazeye gelmiyor diye düşündü.Ya bu halk tahmin ettiğinden daha kötüydü.Ya da bu kadın tahmin ettiği kadar iyi birisi değildi.Ee, madem öyle yanına gelen bu adam kimdi.Kimsenin sevmediği bu kadını niye o seviyordu.Offf, ona ne?Buraya geldiğinden beri kaç kişinin hayatına karışacağını bilmiyordu.Ancak umrunda da değildi.Karışırdı çünkü haklıydı.Ardından merakını yenik düşüp *Siz kefen sahibinin - rahmetlinin- nesi oluyorsunuz?* diye sordu.
I always knew I was a star And now, the rest of the world seems to agree with me.
The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.
I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.
-Freddie Mercury
The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.
I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.
-Freddie Mercury
Tamam o zaman. Diye geçirdi içinden. Görünüşe göre şov başlamak için kimseyi beklemiyordu. Daha fazla da bekletmek olmazdı. Biyerden dahil olmak gerek diye düşünüyordu Müziğe eşlik etmek iyi bir başlangıç olurdu.
Nerdedi şu lir. Lanet çantanın içinde bulmak zor olmasa da dağınık biri için her zaman kola değildi. Hep baktığı en son yerde oluyordu aradığı şeyler de... Ama bir dakika zaten bundan doğal birşey olamazdı. Zaten insan bulduğunda arama eylemine son verirdi böylece bulduğu tabi ki son baktığı olcaktı. Asıl gariplik son baktığı olmamasında olurdu...
Hayır.. şimdi felsefenin sırası değildi bazen bu şekilde saatlerce dalıp gidebilirdi bir an için gösteri olduğunu bile unutmuştu sonra ancak toparlanabildi.
Lirini en sonunda eline alabilmişti. şimdilik güzel bir akorla eşlik etmek uygundu. Belki birkaç kelime laf da ederdi biraz sonra...
Nerdedi şu lir. Lanet çantanın içinde bulmak zor olmasa da dağınık biri için her zaman kola değildi. Hep baktığı en son yerde oluyordu aradığı şeyler de... Ama bir dakika zaten bundan doğal birşey olamazdı. Zaten insan bulduğunda arama eylemine son verirdi böylece bulduğu tabi ki son baktığı olcaktı. Asıl gariplik son baktığı olmamasında olurdu...
Hayır.. şimdi felsefenin sırası değildi bazen bu şekilde saatlerce dalıp gidebilirdi bir an için gösteri olduğunu bile unutmuştu sonra ancak toparlanabildi.
Lirini en sonunda eline alabilmişti. şimdilik güzel bir akorla eşlik etmek uygundu. Belki birkaç kelime laf da ederdi biraz sonra...
Chaos is the law of nature,
Order is the dream of man.
Order is the dream of man.
RP DIşI: Artemis bir süre giremeyeceğini belirttiğinden diğer RPleri öne alıyorum. Dorleon un tadını çıkarın arkadaşlar DM tavsiyesi. : )
RP: Gösteri devam ederken grubu izleyen kalabalık giderek artıyordu. Baltanın sallanışı insanları hayran bırakmıştı. Üzerindeki ters çevrilmiş V ye benzeyen armasından üst rütbeli olduğu anlaşılacak bir asker de göstericinin silahını kullanma kabiliyetini görünce izleyenlere katıldı.
Kadın sözlerini söylerken birisi çok güzel kadın diye mırıldandı. Lirin ve flüdün sesinini dikkatle dinleyenlerden biri muhteşem bir müzik diye fikrini belirtti yandaki rahibeye.
Muhtemelen rahibelerden birisi altından yapılmış ince işlenmiş bir öküz heykelciğini ortaya konulmuş örtüye attı. Demirci adam üzeri deri ile kaplanmış yere konulurken çıkardığı sesten demir olduğu anlaşılan bir matarayı örtüye koydu. Bir tüccar demirden yapılmış ince işlenmiş bir bıçağı örtüye koydu. Çok daha fazlasının geleceği belli gibiydi. Ancak gösterinin en heyecanlı noktasında adam kadının sözlerini duydutan hemen sonra gürültü ile yere düştü. Kontrolsüz şekilde savrulan baltayı Giyom tuttu. Baltanın hızına dayanamayarak yere düştü. Ama baltayı da durdurmayı başardı.
Ayağa kalktı Giyom. Yüzü dehşet içindeydi yine de bir şeyler söylemek gerekiyordu. BUGÃ?NKÃ? GÃ?STERİ BU KADARDI DOSTLAR. YARIN SİZLERİİİ ASIIIL BÃ?YÃ?Ã?Ã?K GÃ?Ã?STERİİYEEE BEKLEERİZ.
İnsanlar adamın gerçekten düşüp düşmediğine bir an karar veremediler. Giyom onların kendilerine inanmalarını beklemedi. Rahiplerden birine... Bayım dedi bi konuda yardım eder misiniz? Adam gelince de Arkadaşımın bir rahatsızlığı vardı. Onu tapınağa taşısak sanırım iyi olacak. Rahip bir an duyduğu hayret gözlerine yansıyarak baktı. Sonra tamam dedi. Adamı Giyomla yüklendiler. Grup arkadaşlarına dönerek Arkadaşlar sanırım tapınağa gitmemiz gerekli dedi. Beraberce onları izleyenlerin soru soran bakışlarına katlanarak tapınağa ilerlediler.
Tapınağın beyazla kahverengi arasındaki düz merdivenlerinden çıktılar. Açık odalardan birine rahibin de yardımıyla girdiler. Rahip adamı yere koyduktan sonra ona bir göz attı.
Ben sanırım diğer rahipleri getireceğim dedi.
RP: Gösteri devam ederken grubu izleyen kalabalık giderek artıyordu. Baltanın sallanışı insanları hayran bırakmıştı. Üzerindeki ters çevrilmiş V ye benzeyen armasından üst rütbeli olduğu anlaşılacak bir asker de göstericinin silahını kullanma kabiliyetini görünce izleyenlere katıldı.
Kadın sözlerini söylerken birisi çok güzel kadın diye mırıldandı. Lirin ve flüdün sesinini dikkatle dinleyenlerden biri muhteşem bir müzik diye fikrini belirtti yandaki rahibeye.
Muhtemelen rahibelerden birisi altından yapılmış ince işlenmiş bir öküz heykelciğini ortaya konulmuş örtüye attı. Demirci adam üzeri deri ile kaplanmış yere konulurken çıkardığı sesten demir olduğu anlaşılan bir matarayı örtüye koydu. Bir tüccar demirden yapılmış ince işlenmiş bir bıçağı örtüye koydu. Çok daha fazlasının geleceği belli gibiydi. Ancak gösterinin en heyecanlı noktasında adam kadının sözlerini duydutan hemen sonra gürültü ile yere düştü. Kontrolsüz şekilde savrulan baltayı Giyom tuttu. Baltanın hızına dayanamayarak yere düştü. Ama baltayı da durdurmayı başardı.
Ayağa kalktı Giyom. Yüzü dehşet içindeydi yine de bir şeyler söylemek gerekiyordu. BUGÃ?NKÃ? GÃ?STERİ BU KADARDI DOSTLAR. YARIN SİZLERİİİ ASIIIL BÃ?YÃ?Ã?Ã?K GÃ?Ã?STERİİYEEE BEKLEERİZ.
İnsanlar adamın gerçekten düşüp düşmediğine bir an karar veremediler. Giyom onların kendilerine inanmalarını beklemedi. Rahiplerden birine... Bayım dedi bi konuda yardım eder misiniz? Adam gelince de Arkadaşımın bir rahatsızlığı vardı. Onu tapınağa taşısak sanırım iyi olacak. Rahip bir an duyduğu hayret gözlerine yansıyarak baktı. Sonra tamam dedi. Adamı Giyomla yüklendiler. Grup arkadaşlarına dönerek Arkadaşlar sanırım tapınağa gitmemiz gerekli dedi. Beraberce onları izleyenlerin soru soran bakışlarına katlanarak tapınağa ilerlediler.
Tapınağın beyazla kahverengi arasındaki düz merdivenlerinden çıktılar. Açık odalardan birine rahibin de yardımıyla girdiler. Rahip adamı yere koyduktan sonra ona bir göz attı.
Ben sanırım diğer rahipleri getireceğim dedi.
HARBE GİDEN
Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
Hiçbir şeyi dedi adam. Bu kadın kimsesizdi. Burada toplananların hiçbiri onun yakını değil dedi adam. Yine de her insan cenazesinde en azından birkaç kişinin bulunmasını hak eder değil mi? Diye dordu.
Konuşma bitince grup cenazeyi kaldırarak dar sokaklardan ilerlediler. İnsanlar cenazeyle neredeyse hiç ilgilenmiyor gibiydiler.
Bir süre sonra demircilerin atölyelerinin bulunduğu demirciler mahallesine girildi. İnsanlar yavaş yavaş çalışmalarını bitiriyorlardı. Arada yolda karşılarına çıkan insanlar belki cenazenin yarattığı tuhaf ürküntü hissi ile geriye çekiliyorlardı.
Cenazeyi taşıyanlar ilerlediler.
Bir süre sonra iki metrelik surları ile Nekropolisin sınırları görüldü. Grup büyükçe kapıdan içeriye üzerinde garip resimler bazen de tanrıların armaları bulunan mezar taşları ile birkaç büyük tepenin olduğu alana girdiler.
Bir iki dakika mezar taşlarının arasından geçip cenazenin gömüleceği çukurun yanına geldiler.
Yere koyabilirsiniz dedi cübbeli bir adam öne çıkıp indirebilirsiniz dedi. Grup tabutu indirdikten sonra adam tabutun üzerine eğildi. Muhtemelen seremonik hareketler yapıp Edmond un duyamadığı sözler fısıldadı. Sonra herkesin duyabileceği bir sesle Hades Ölkesi Yolunda Yolun açık olsun dedi.
Sonra gruba indirebilirsiniz dedi. Tabuta ipler bağlandı. Ve ceset yavaşça aşağıya indirildi.
Tabut tabana oturduktan sonra ipler bırakıldı. Adamlardan biri ağıtt dedi. Edmond Anadoluda birisi öldüğünde ağıt yakılmasının adet olduğunu biliyordu. Bir kadın ölürse erkekler ağıt yakardı. Kimsesiz bir dokumacı bir kadındı. Yine de onu uğurlarken ağıtlı uğurlamamız daha doğru olur gibi. İçimizden ağıt yakabilecek olan var mı?
RP Dışı: Kabul edebilir ya da reddebilirsin Edmond ama kabul etmenin hiçbir zararı yok... : )
Konuşma bitince grup cenazeyi kaldırarak dar sokaklardan ilerlediler. İnsanlar cenazeyle neredeyse hiç ilgilenmiyor gibiydiler.
Bir süre sonra demircilerin atölyelerinin bulunduğu demirciler mahallesine girildi. İnsanlar yavaş yavaş çalışmalarını bitiriyorlardı. Arada yolda karşılarına çıkan insanlar belki cenazenin yarattığı tuhaf ürküntü hissi ile geriye çekiliyorlardı.
Cenazeyi taşıyanlar ilerlediler.
Bir süre sonra iki metrelik surları ile Nekropolisin sınırları görüldü. Grup büyükçe kapıdan içeriye üzerinde garip resimler bazen de tanrıların armaları bulunan mezar taşları ile birkaç büyük tepenin olduğu alana girdiler.
Bir iki dakika mezar taşlarının arasından geçip cenazenin gömüleceği çukurun yanına geldiler.
Yere koyabilirsiniz dedi cübbeli bir adam öne çıkıp indirebilirsiniz dedi. Grup tabutu indirdikten sonra adam tabutun üzerine eğildi. Muhtemelen seremonik hareketler yapıp Edmond un duyamadığı sözler fısıldadı. Sonra herkesin duyabileceği bir sesle Hades Ölkesi Yolunda Yolun açık olsun dedi.
Sonra gruba indirebilirsiniz dedi. Tabuta ipler bağlandı. Ve ceset yavaşça aşağıya indirildi.
Tabut tabana oturduktan sonra ipler bırakıldı. Adamlardan biri ağıtt dedi. Edmond Anadoluda birisi öldüğünde ağıt yakılmasının adet olduğunu biliyordu. Bir kadın ölürse erkekler ağıt yakardı. Kimsesiz bir dokumacı bir kadındı. Yine de onu uğurlarken ağıtlı uğurlamamız daha doğru olur gibi. İçimizden ağıt yakabilecek olan var mı?
RP Dışı: Kabul edebilir ya da reddebilirsin Edmond ama kabul etmenin hiçbir zararı yok... : )
HARBE GİDEN
Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
GÃ?MMMM!
Yüreği ağzına gelmişti Novel'in. Korkuyla, çalmakta olduğu notayı istediğinden çok çok daha kuvvetli üflemişti. Ã?yle ki kamıştan çıkan ses cırlayarak kötü bir his bırakmıştı duyanlarda. Konsantrasyonu dağılan Novel ne olup bittiğini anlamak için baktığında yerde yatan Trevor'u gördü.
"Dev devrildi." diye mırıldandı hayretle.
Rahip ve mavi cübbeli gösteri organizatörleri Trevor'u taşırken kendilerine de onları takip etmelerini söylemişlerdi. Söylemeseler de Novel muhtemelen peşlerinden gidecekti zaten. Yolda, az evvel keşfettiği kelime uyumuyle yeni denemeler mırıldanıyordu. "Devrik dev... Dev deviren..."
Geldikleri yer bir tapınağa benziyordu dışarıdan. Merdivenlerden çıkarken Novel ilk kez bir tapınağa girmenin heyecanını hissetti. Burası galiba tanrılardan birinin eviydi. "Aynı insan evleri gibi..." diye düşündü. "Ama biraz büyük." diye de bir değerlendirme yaptı kendi kendine. Büyücü sahibinin evi de büyüktü ama bu kadar değil.
Trevor odalardan birine yatırıldığında Novel de kapıda durdu. Trevor ifadesiz yatmaktaydı. Trevor'u getiren rahip, diğer rahipleri çağırmak için odadan çıkınca Novel de rahibin peşine düştü. Birkaç adım sonra her nasılsa rahibi kaybedivermişti. "Olsun, zaten tapınağı gezmem için rahibe ihtiyacım yok ki." diye mırıldandı şeytanca gülerken.
Ne tarafa gideceğine karar vermek için etrafına bakındı.
Yüreği ağzına gelmişti Novel'in. Korkuyla, çalmakta olduğu notayı istediğinden çok çok daha kuvvetli üflemişti. Ã?yle ki kamıştan çıkan ses cırlayarak kötü bir his bırakmıştı duyanlarda. Konsantrasyonu dağılan Novel ne olup bittiğini anlamak için baktığında yerde yatan Trevor'u gördü.
"Dev devrildi." diye mırıldandı hayretle.
Rahip ve mavi cübbeli gösteri organizatörleri Trevor'u taşırken kendilerine de onları takip etmelerini söylemişlerdi. Söylemeseler de Novel muhtemelen peşlerinden gidecekti zaten. Yolda, az evvel keşfettiği kelime uyumuyle yeni denemeler mırıldanıyordu. "Devrik dev... Dev deviren..."
Geldikleri yer bir tapınağa benziyordu dışarıdan. Merdivenlerden çıkarken Novel ilk kez bir tapınağa girmenin heyecanını hissetti. Burası galiba tanrılardan birinin eviydi. "Aynı insan evleri gibi..." diye düşündü. "Ama biraz büyük." diye de bir değerlendirme yaptı kendi kendine. Büyücü sahibinin evi de büyüktü ama bu kadar değil.
Trevor odalardan birine yatırıldığında Novel de kapıda durdu. Trevor ifadesiz yatmaktaydı. Trevor'u getiren rahip, diğer rahipleri çağırmak için odadan çıkınca Novel de rahibin peşine düştü. Birkaç adım sonra her nasılsa rahibi kaybedivermişti. "Olsun, zaten tapınağı gezmem için rahibe ihtiyacım yok ki." diye mırıldandı şeytanca gülerken.
Ne tarafa gideceğine karar vermek için etrafına bakındı.
- buzdaglarininleydisi
- Kullanıcı

- Posts: 204
- Joined: Thu Sep 21, 2006 10:00 am
- Location: Eskişehir
- Contact:
Kutsemen anlam verememişti olanlara adama rol icabı hafif bir tekmeyle sadece ellerine dokunmuştu bunun sebebi kendi olamzdı bu kadar kötü rol yapıyorda olmazdı adam insanlar devgibi adamın bir tekmeyle ineceğine asla inanmazlardı daha sonra oyunun ertelendiğini duydu ve rahibi gördü halen tepkisiz şaşkın gözlerle olan biteni dinlemekteydi ve izlemekteydi. Adamı taşıdıklarını farkedince sesizce onları izlemişti tapınağa kadar şimdi dış odada sessiz ve şaşkın biçimde sonucu bekliyordu ve kapı açıldı sanırım kötü giden bişeyler vardı rahip odadan çıktı ve diğer rahiplerle odaya geri döndü. şaşkındı ve yapacak hiç bir şeyi yoktu..küfretti kaderine büyük yarıştan önce böyle bir talihsizlik olmamalıydı.
Kalbinin esiri bir bilge
gözlerinin esiri bir kalp
iradenin esiri bir beden
arzularını hapsetmiş iki göz,
ve sevgiden bir haber sözler prensi sana selam...
http://tr2.monstersgame.net/?ac=vid&vid=34051957
http://www.knightf
gözlerinin esiri bir kalp
iradenin esiri bir beden
arzularını hapsetmiş iki göz,
ve sevgiden bir haber sözler prensi sana selam...
http://tr2.monstersgame.net/?ac=vid&vid=34051957
http://www.knightf
Dev gibi adamın düşmesi dev gibi bi etki yaratmıştı. şaşkınlıktan az daha liri elinden düşürüyordu. Tanrılar adına neler oluyordu acaba? Tabi belki gösterinin parçasıydı. Gösteri planlı değildi ama silahını havada sallayıp duran birisinden beklenmeyecek bi davranış da değildi hani. Yine de müziğin sesi kesilmişti. Hayır hayır... gösteri olamazdı bu.
Bu yere gelir gelmez hemen birşeylere karışmıştı. TEk istediği şu çağrıya cevap vermekti. Gösteri yapmak falan değil. İnsani görevi olarak şimdi şu kocaman herife yardım etmeliydi. Adı neydi adamın. Söylemişti ona ya.. Yine unutmuştu bak. Ahşu isimler konusunda neden böyle sıkıntı yaşıyordu. T.. li bişeydi sanki. Treber, tremolo... Yok yok öyle değildi. Ama önemi de yok gibiydi.
Bu kocaman adamı tapınağa taşımak gerekecekti deme. Eh pek de kolay olmayacaktı. Sebebi ise basitti. Kocamandı işte.
Ellerinden geleni yaptılar ve nihayet tapınağa ulaştılar. Rahip diğer rahipleri getireceğini söylemişti.
"Eh iyi olur sanki" diye mırıldandı elinde olmadan. Bir an önce getirse iyi olacaktı. Adamın durmuna bir anlam veremiyordu. Bir an önce durumu öğrenip gerekeni yapmak istiyordu. Burda beklemek çok da eğlenceli değildi.
Bu yere gelir gelmez hemen birşeylere karışmıştı. TEk istediği şu çağrıya cevap vermekti. Gösteri yapmak falan değil. İnsani görevi olarak şimdi şu kocaman herife yardım etmeliydi. Adı neydi adamın. Söylemişti ona ya.. Yine unutmuştu bak. Ahşu isimler konusunda neden böyle sıkıntı yaşıyordu. T.. li bişeydi sanki. Treber, tremolo... Yok yok öyle değildi. Ama önemi de yok gibiydi.
Bu kocaman adamı tapınağa taşımak gerekecekti deme. Eh pek de kolay olmayacaktı. Sebebi ise basitti. Kocamandı işte.
Ellerinden geleni yaptılar ve nihayet tapınağa ulaştılar. Rahip diğer rahipleri getireceğini söylemişti.
"Eh iyi olur sanki" diye mırıldandı elinde olmadan. Bir an önce getirse iyi olacaktı. Adamın durmuna bir anlam veremiyordu. Bir an önce durumu öğrenip gerekeni yapmak istiyordu. Burda beklemek çok da eğlenceli değildi.
Chaos is the law of nature,
Order is the dream of man.
Order is the dream of man.
Edmond yapılan şeylere sinirlenmişti.Sonuçta ki len bir insandı.İster fakir olsun ister Kral, ister iyi biri olsun ister eşkiya.Yani en azından sevenide mi yoktu bu fukara'nın.
Edmond *Ben* diye atıldı.
*Günler geçer ardarda
Can biter daima
Ölüm ayrılık değil aslında
Bir büyük buluşma
Vakit ne yapsan yap geçiyor
Ölüm dediğin durdurulamaz gidiyor
Acılar belki artıp belki diniyor
Bitecek elbet acılar da mutlulukta bitecek!
Sakın ben zenginim diye güvenme
Gelmez saadetin sen ölünce
En iyisi iyilik yapmaya bak sen
Hayatın senin de bitecek merak etme
Tekrarlar tarih eskisini tekrarlar
Ölenler ilki doğanlar ilki tekrarlar
Öldüren kişi öncesini tekrarlar
Geriye fukaralar kalır yanlız ve tek!
Hayatın anlamı bu işte
İki şeyden ibaret hayat
Bu iki şeyi bilmessen yoksun sen zaten
Ã?LÃ?M VE YAşAM
Hayat dediğin herkes için olmalı
Bazı insanlar gerçekten yaşarken
Açlıktan ölen fukara olmamalı
Bunu söyler Edmond ama yaşıyor mu ona sormalı?
Günler dizilmiş bir sıraya
Hepsi geçiyor ardarda
Tekrarlar ortaya çıkıyor burada
Hayat bunlardan ibaret belkide*
Edmond son sözleri söylerken bayağı çoşmuştu.Bu kadar yeter dedi kendi kendine.Ardından dizleri üzerine çöküp fukara için dua etti
Edmond *Ben* diye atıldı.
*Günler geçer ardarda
Can biter daima
Ölüm ayrılık değil aslında
Bir büyük buluşma
Vakit ne yapsan yap geçiyor
Ölüm dediğin durdurulamaz gidiyor
Acılar belki artıp belki diniyor
Bitecek elbet acılar da mutlulukta bitecek!
Sakın ben zenginim diye güvenme
Gelmez saadetin sen ölünce
En iyisi iyilik yapmaya bak sen
Hayatın senin de bitecek merak etme
Tekrarlar tarih eskisini tekrarlar
Ölenler ilki doğanlar ilki tekrarlar
Öldüren kişi öncesini tekrarlar
Geriye fukaralar kalır yanlız ve tek!
Hayatın anlamı bu işte
İki şeyden ibaret hayat
Bu iki şeyi bilmessen yoksun sen zaten
Ã?LÃ?M VE YAşAM
Hayat dediğin herkes için olmalı
Bazı insanlar gerçekten yaşarken
Açlıktan ölen fukara olmamalı
Bunu söyler Edmond ama yaşıyor mu ona sormalı?
Günler dizilmiş bir sıraya
Hepsi geçiyor ardarda
Tekrarlar ortaya çıkıyor burada
Hayat bunlardan ibaret belkide*
Edmond son sözleri söylerken bayağı çoşmuştu.Bu kadar yeter dedi kendi kendine.Ardından dizleri üzerine çöküp fukara için dua etti
I always knew I was a star And now, the rest of the world seems to agree with me.
The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.
I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.
-Freddie Mercury
The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.
I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.
-Freddie Mercury
Batı neredeyse gün boyunca flüdünü çalmayı sürdürdü. Neredeyse gün boyunca onu izleyen çömlekçi kız orada durdu. Yalnız güneş iyice aşağıya inmeye başladığında. Muhtemelen bedeli çok yüksek olan çıplak kadın figürleri ile süslü bir çömleği adamın önüne bıraktı. Sonra da telaşlı adımlarla yürüyüp dar sokaklarda kayboldu.
Ã?ocuksa hava kararıncaya kadar adamı izlemeye devam etti. Güneşten gelen ışığın yarattığı aydınlığın tamamen yok olduğunda ise ağır ağır yerinden doğruldu. Batının oturduğu evin hemen yanındaki sokağa doğru ilerledi. Tam Batının önündeyken ayağı bir şeye takıldı. Ve sendeledi Batının omzuna tutundu. Yeniden ayağa kalktığında Batının devrildiğini gördü.
Yardım ediiiin bir adam bayıldı diye bağırdı. Muhtemelen arka sokaklardan gelen mahalledeki çömlekçilerden birisinin müşterisi koşup geldi. Devrilmiş adama bir süre baktı. Bu adamı tanıyorum dedi. Aynı köydeniz.
Bir şeyi var mıdır? Diye sordu çocuk. Yok dedi ara sıra sarhoş olur. şimdi de öyle her halde. Onu hana götürürüm. Sağolun dedi çocuk Adam önemli değil dedi.Ã?nce yerde duran muhtemelen adama ait çömleği aldı. Ve adamı kaldırıp kendisine yaslayarak zar zor yol almaya başladı.
------------------------------------------------------------------------------
Novel tapınağın rahibi izlerken tapınağın sadece rahiplere ayrılmış bölümüne girdi. Dolaşırken uzunca bir süre zaten günün onca işi arasında fark edilmedi. Ancak güneş batmaya başladığında Novel de tam dinlenmek üzere mermer çıkıntılardan birisinin üzerine oturmuşken cübbeleri başlarını tamamen örtmüş bir rahip çocuğun omzuna dokunup Sen kimsin oğlum diye sordu. Novel bir anda bilincini kaybedip düştü. Mermere çarpmadan onu tutan rahip çocuk uyumuş dedi. Onun yanındaki başka bir rahip de onu içeri götüreyim diye yardım teklif etti. Belki de onu tanıyan birisi vardır.
------------------------------------------------------------------------------
Rahiplerin gelmesi bir saat kadar sürmüştü. Adama bakıp dikkatle incelediler. Sonra onları getiren rahiplere dönüp durumu anlattılar ve çıktılar. Rahiplerden biri Kutsemenle Solaron ve dönüp çok hasta dedi rahip. Uzun süre burada kalması gerekebilir. Belki de bunun için geldi. Sonra rahiplerden birisi Kutsemenle Solaronun omzuna dokunarak üzülmeyin dedi. Durumları düzelecektir. Kutsemenle Solaron hemen sonra bilinçlerini yitirdiler. Rahip ikisini tutarak düşmelerini engelledi. Yavaşça yatırdı. Uyumuşlar sanırım dedi. Giyom a baktı. O çoktan uzanmıştı. Sanırım üçü için de büyük şok oldu dedi öbür rahip bir süre burada kalsınlar.
Güneş battıktan hemen sonra garip bir kuşun ötüş sesi duyuldu. Hemen sonra Giyom uyandı. İkiliye baktı. Sonra odaya göz gezdirdi. Odada bir rahip nöbetçi olarak kalmıştı. Ona bakıp sanırım gitmemiz gerek dedi. Rahip nasıl döneceksiniz diye sorunca bilmiyorum dedi. Sonra sendeleyerek ayağa kalktı. İkiliye baktı. Yatan deve göz gezdirdi. Yavaşça dışarı göz gezdirdi. Birden Al dedi Al sensin değil mi? Adam Giyoma dönüp Vay Giyom buradasın diye ona doğru koştu. Sonra içeride yatan üç kişiyi gördü. Hastalar mı dedi. Deve doğru bakıp hasta dedi. Burada kalacak. Ama üçümüz dönsek daha iyi. Adam bir süre deve baktı. Umarım iyileşir dedi. Sonra ilerleyip Solaronla Kutsemenin yanına geldi. İkisini sarstı. Ancak ne Solaron ne Kutsemen uyanmadılar. Giyoma baktı. Giyom Uyanmıyorlar Al. Çok şey yaşadılar dedi. Al de önemli değil dedi. Köyden birkaç arkadaş daha var onları da getireyim. Beraber taşırız dedi.
Dışarı çıktı. On on beş saniye sonra üç kişi ile döndü. Yeni gelen üçlü Giyoma bakıp merhaba Giyom dediler. Giyom biraz da düşünceli bir sesle merhaba dedi. Bir tanesi durup Giyomun torbasını üzerindekilere bakmadan yavaşça kapattı bağladı ve omzuna aldı. Sonra beş kişi Kutsemeni üç Solaronu iki kişi tutarak tapınağın odasından çıkardılar. Tapınaktan çıkmadan önce rahibin getirdiği Noveli gördüler. Flütçü çocuk dedi Giyom nasıl unuttum. Sağolun dedi rahibe. Rahip de tapınağın iç odalarında bulduk dedi. Bir daha buralara girmemesini öğütleyin. Giyom başını eğip peki dedi. Kadını tutan adamlardan biri kadını bırakıp Noveli aldı. Beşli ve onların taşıdığı üç kişi Nekropolis hanına yöneldi.
-----------------------------------------------------------
Mefisto gün boyunca odada yatmıştı. Güneşin batıp ışıkları tapınak duvarlarında kaybolduktan hemen sonra onun yanındaki kadınlar iyileşmiş gibiydi. Bir tanesi Mefistonun yanına geldi. Eğildi… Elini omzuna koyarak Nasılsın kardeş iyi değil gibisin dedi. Mefisto kadının elini omzuna koyması ile bilincini yitirdi. Ã?bür kadın Bu bizim köyden değil mi dedi. Kadın Mefisto ya tekrar bu defa daha fazla dikkatle baktı. Evet dedi hayret içinde Bu adam bizim köyden. Rahibe döndü. Ya dedi bu adam bizim köyümüzdendi. Onu da götürüversek olur mu ki? Rahip bir an kararsız kaldı. Bir düşünceyi kafasında tartıyor gibi elini çenesine koyup başını eğdi. Sonra tamam dedi. Götürebilirsiniz. Sanırım iyi sadece biraz dinlenmesi gerekiyor. Kadınlar adamı omuzlayarak zorlukla da olsa kaldırdılar ve tapınaktan çıkardılar. Tapınaktan çıktıktan sonra Nekropolis Hanına doğru yöneldiler. Belki de biraz dinlenmek istiyorlardı.
-------------------------------------------------------------------------
Edmond un sözlerini mezardaki herkes kendinden geçerek dinledi. Türkü bittiğinde rahip ona hayretle bakarak sanırım bundan güzel sözlerle uğurlanamazdı bu kadın dedi. Bir süre grup ne yapmaları gerektiğini bile düşünemeden sözleri ve kadını düşündü. Neden sonra adamlardan birisi kadının üzerini kapatmalıyız dedi. El birliği ile kadının üzerini toprakla örttüklerinde güneş batmıştı. Edmondu en baştan gruba çağıran adam Hepimizin başı sağ olsun dedi üzüntülü bir ses tonuyla. Adamlarda başlarını salladılar ve hepsi gideceği yöne dağılmaya başladılar. Adam elini Edmondun omzuna attı. Kardeş sana çok sağol dedi. Torbasından bir şapka çıkardı. Bu şapka kadının ördüğü en güzel şeydi sanırım dedi. Ã?ıkardığı şapka parıldayan renkleri ve en ufak noktasına kadar incelikle örülmüş her birinde çiftçi tüccar savaşçının bulunduğu desenleri ile çok ince çalışılmış bir şapkaydı. Bedelinin çok yüksek olacağı açıktı. Adam Kadının bunu verecek kimsesi yok sanırım bunu sen hak ettin dedi. Sonra istersen benim evime gelebilirsin diyerek elini bir daha Edmond un omzuna attı. Elinin omzuna deymesi ile Edmond bilincini kaybetti. İkili konuşurken mezarlıkta kimse kalmamıştı. Adam şapkayı bir elinde tutarak Edmondu taşımaya başladı. İkili Nekropolisin ormanların hemen aşağısındaki kuzey bölümüne yöneldiler.
----------------------------------------------------------------------
Solaron Novel ve Kutesemeni taşıyan grup Mefistoyu taşıyan kadınlarla Necropolis girişinin biraz gerisinde karşılaştı. Nekropolis hanının pencereleri ilerde karanlıkta parıldıyordu. Güneş batalı kırk beş dakika kadar olmuşken artık kimse karanlık Agora meydanında değildi. Grup hana yönelmek yerine Nekropolise doğru ilerledi. İki metre sur ile canlıların dünyasından ayrılan ölüler şehrinin kapılarından birinden içeriye girdi. Daha sonra Nekropolisin ormanın hemen aşağısındaki kuzey bölümüne ilerlemeye başladı.
------------------------------------------------------------------------
Batıyı taşıyan adam Ã?ömlekçiler mahallesinden kuzeye doğru ilerledi. Batıyı taşıyan adam yüzünün kendisine doğru olmasına ve onları izleyenlerin Batının yüzünü görememesine dikkat ediyordu. Yolda onlara rastlayanlar muhtemelen sarhoş bir adamı bir arkadaşının evine götürdüğünü düşünüyorlardı. İkili Dokuma Mahallesini de geçip Demirciler Mahallesine girdi. Sonra da Necropolise doğru yöneldi. Onları izleyenler Necropolis hanına gideceklerini tahmin edebilirdi. Ancak ikili demirciler mahallesinden çıkıp ıssız agorada ilerlemeye başladıktan hemen sonra Nekropolisin hemen yukarısından Ölüler şehrine girdiler. Sonra da Nekropolisin ormanla kesişen kuzey bölümüne yöneldiler.
-------------------------------------------------------------------
Birbirinden ayrı üç grup önceden bahsedilen yere geldiklerin de güneşin batışının üzerinden bir buçuk saatten fazla zaman geçmişti. Bahsedilen noktada başları örtülü başka insanlar vardı. Onların da yardımı ile Kutsemen Novel Solaron Mefisto Edmond ve Batı yukarıya Nekropolisin hemen yukarısındaki tepelere taşındı. Hemen sonra onları getiren adamlar da yukarı çıktılar.
------------------------------------------------------------------------
Ertesi sabah Kutsemen Solaron Novel Mefisto Edmond ve Batı bir evin salonu boyutunda bir yere sahip bir klubede uyanacaklardı. Duvarlar bir çocuğun rast gele çizdiğine bezer renklerle kaplı idi. Renkler düzensizce sanki hiçbir şey düşünülmeden boyanmış gibiydi. Yine de çok dikkatli bir gözle bakıldığında keçi tavşan köpek gibi figürler göze çarpıyordu. Klubenin içinde tavandan sarkan iki masa ve her masanın etrafında tavandan sarkan dört sandalye vardı. Ama bir süre bunları inceledikten sonra bu sandalyelere oturulup masada yemek yenebileceği ya da çalışılabileceği anlaşılabilirdi. Odada bir de yerde bir de yere yatırılmış bir dolap vardı.
Tuhaf yaprağa benzeyen bir şeyden yapılmış kapı kaplıydı. Yine yaprağa benzeyen ama normal pencereler gibi açıp kapamak için yine bir dalı andıran kulpları olan pencereler de kapalıydı. Ancak hem kapı hem pencereler odadaki her şeyin görünmesini sağlayacak kadar ışık sızdırıyorlardı. Ama dışarıda sadece arada bir geçen gölgeler görünüyordu.
RP Dışı: Dolapta daha önce bahsettiğim malzemeleriniz tadarsanız tatlı olacağını anlayacağınız tuhaf bir meyve ile altı bardak ile kırmızı renkli tuhaf yine eğer tadarsanız çok tatlı olacağını anlayacağınız bir içecek var. Dışarısı hakkında genel bilgiyi bilgilendirme başlığında vereceğim. İki günü uyanmak kendinize gelmek ve tanışmak için size veriyorum. Özgürce RP yapın arkadaşlar… Bu zamanı değerlendirin doya sıya… Sonra da bakarız işte… Yeteri kadar planım var sizin için. : )
Ã?ocuksa hava kararıncaya kadar adamı izlemeye devam etti. Güneşten gelen ışığın yarattığı aydınlığın tamamen yok olduğunda ise ağır ağır yerinden doğruldu. Batının oturduğu evin hemen yanındaki sokağa doğru ilerledi. Tam Batının önündeyken ayağı bir şeye takıldı. Ve sendeledi Batının omzuna tutundu. Yeniden ayağa kalktığında Batının devrildiğini gördü.
Yardım ediiiin bir adam bayıldı diye bağırdı. Muhtemelen arka sokaklardan gelen mahalledeki çömlekçilerden birisinin müşterisi koşup geldi. Devrilmiş adama bir süre baktı. Bu adamı tanıyorum dedi. Aynı köydeniz.
Bir şeyi var mıdır? Diye sordu çocuk. Yok dedi ara sıra sarhoş olur. şimdi de öyle her halde. Onu hana götürürüm. Sağolun dedi çocuk Adam önemli değil dedi.Ã?nce yerde duran muhtemelen adama ait çömleği aldı. Ve adamı kaldırıp kendisine yaslayarak zar zor yol almaya başladı.
------------------------------------------------------------------------------
Novel tapınağın rahibi izlerken tapınağın sadece rahiplere ayrılmış bölümüne girdi. Dolaşırken uzunca bir süre zaten günün onca işi arasında fark edilmedi. Ancak güneş batmaya başladığında Novel de tam dinlenmek üzere mermer çıkıntılardan birisinin üzerine oturmuşken cübbeleri başlarını tamamen örtmüş bir rahip çocuğun omzuna dokunup Sen kimsin oğlum diye sordu. Novel bir anda bilincini kaybedip düştü. Mermere çarpmadan onu tutan rahip çocuk uyumuş dedi. Onun yanındaki başka bir rahip de onu içeri götüreyim diye yardım teklif etti. Belki de onu tanıyan birisi vardır.
------------------------------------------------------------------------------
Rahiplerin gelmesi bir saat kadar sürmüştü. Adama bakıp dikkatle incelediler. Sonra onları getiren rahiplere dönüp durumu anlattılar ve çıktılar. Rahiplerden biri Kutsemenle Solaron ve dönüp çok hasta dedi rahip. Uzun süre burada kalması gerekebilir. Belki de bunun için geldi. Sonra rahiplerden birisi Kutsemenle Solaronun omzuna dokunarak üzülmeyin dedi. Durumları düzelecektir. Kutsemenle Solaron hemen sonra bilinçlerini yitirdiler. Rahip ikisini tutarak düşmelerini engelledi. Yavaşça yatırdı. Uyumuşlar sanırım dedi. Giyom a baktı. O çoktan uzanmıştı. Sanırım üçü için de büyük şok oldu dedi öbür rahip bir süre burada kalsınlar.
Güneş battıktan hemen sonra garip bir kuşun ötüş sesi duyuldu. Hemen sonra Giyom uyandı. İkiliye baktı. Sonra odaya göz gezdirdi. Odada bir rahip nöbetçi olarak kalmıştı. Ona bakıp sanırım gitmemiz gerek dedi. Rahip nasıl döneceksiniz diye sorunca bilmiyorum dedi. Sonra sendeleyerek ayağa kalktı. İkiliye baktı. Yatan deve göz gezdirdi. Yavaşça dışarı göz gezdirdi. Birden Al dedi Al sensin değil mi? Adam Giyoma dönüp Vay Giyom buradasın diye ona doğru koştu. Sonra içeride yatan üç kişiyi gördü. Hastalar mı dedi. Deve doğru bakıp hasta dedi. Burada kalacak. Ama üçümüz dönsek daha iyi. Adam bir süre deve baktı. Umarım iyileşir dedi. Sonra ilerleyip Solaronla Kutsemenin yanına geldi. İkisini sarstı. Ancak ne Solaron ne Kutsemen uyanmadılar. Giyoma baktı. Giyom Uyanmıyorlar Al. Çok şey yaşadılar dedi. Al de önemli değil dedi. Köyden birkaç arkadaş daha var onları da getireyim. Beraber taşırız dedi.
Dışarı çıktı. On on beş saniye sonra üç kişi ile döndü. Yeni gelen üçlü Giyoma bakıp merhaba Giyom dediler. Giyom biraz da düşünceli bir sesle merhaba dedi. Bir tanesi durup Giyomun torbasını üzerindekilere bakmadan yavaşça kapattı bağladı ve omzuna aldı. Sonra beş kişi Kutsemeni üç Solaronu iki kişi tutarak tapınağın odasından çıkardılar. Tapınaktan çıkmadan önce rahibin getirdiği Noveli gördüler. Flütçü çocuk dedi Giyom nasıl unuttum. Sağolun dedi rahibe. Rahip de tapınağın iç odalarında bulduk dedi. Bir daha buralara girmemesini öğütleyin. Giyom başını eğip peki dedi. Kadını tutan adamlardan biri kadını bırakıp Noveli aldı. Beşli ve onların taşıdığı üç kişi Nekropolis hanına yöneldi.
-----------------------------------------------------------
Mefisto gün boyunca odada yatmıştı. Güneşin batıp ışıkları tapınak duvarlarında kaybolduktan hemen sonra onun yanındaki kadınlar iyileşmiş gibiydi. Bir tanesi Mefistonun yanına geldi. Eğildi… Elini omzuna koyarak Nasılsın kardeş iyi değil gibisin dedi. Mefisto kadının elini omzuna koyması ile bilincini yitirdi. Ã?bür kadın Bu bizim köyden değil mi dedi. Kadın Mefisto ya tekrar bu defa daha fazla dikkatle baktı. Evet dedi hayret içinde Bu adam bizim köyden. Rahibe döndü. Ya dedi bu adam bizim köyümüzdendi. Onu da götürüversek olur mu ki? Rahip bir an kararsız kaldı. Bir düşünceyi kafasında tartıyor gibi elini çenesine koyup başını eğdi. Sonra tamam dedi. Götürebilirsiniz. Sanırım iyi sadece biraz dinlenmesi gerekiyor. Kadınlar adamı omuzlayarak zorlukla da olsa kaldırdılar ve tapınaktan çıkardılar. Tapınaktan çıktıktan sonra Nekropolis Hanına doğru yöneldiler. Belki de biraz dinlenmek istiyorlardı.
-------------------------------------------------------------------------
Edmond un sözlerini mezardaki herkes kendinden geçerek dinledi. Türkü bittiğinde rahip ona hayretle bakarak sanırım bundan güzel sözlerle uğurlanamazdı bu kadın dedi. Bir süre grup ne yapmaları gerektiğini bile düşünemeden sözleri ve kadını düşündü. Neden sonra adamlardan birisi kadının üzerini kapatmalıyız dedi. El birliği ile kadının üzerini toprakla örttüklerinde güneş batmıştı. Edmondu en baştan gruba çağıran adam Hepimizin başı sağ olsun dedi üzüntülü bir ses tonuyla. Adamlarda başlarını salladılar ve hepsi gideceği yöne dağılmaya başladılar. Adam elini Edmondun omzuna attı. Kardeş sana çok sağol dedi. Torbasından bir şapka çıkardı. Bu şapka kadının ördüğü en güzel şeydi sanırım dedi. Ã?ıkardığı şapka parıldayan renkleri ve en ufak noktasına kadar incelikle örülmüş her birinde çiftçi tüccar savaşçının bulunduğu desenleri ile çok ince çalışılmış bir şapkaydı. Bedelinin çok yüksek olacağı açıktı. Adam Kadının bunu verecek kimsesi yok sanırım bunu sen hak ettin dedi. Sonra istersen benim evime gelebilirsin diyerek elini bir daha Edmond un omzuna attı. Elinin omzuna deymesi ile Edmond bilincini kaybetti. İkili konuşurken mezarlıkta kimse kalmamıştı. Adam şapkayı bir elinde tutarak Edmondu taşımaya başladı. İkili Nekropolisin ormanların hemen aşağısındaki kuzey bölümüne yöneldiler.
----------------------------------------------------------------------
Solaron Novel ve Kutesemeni taşıyan grup Mefistoyu taşıyan kadınlarla Necropolis girişinin biraz gerisinde karşılaştı. Nekropolis hanının pencereleri ilerde karanlıkta parıldıyordu. Güneş batalı kırk beş dakika kadar olmuşken artık kimse karanlık Agora meydanında değildi. Grup hana yönelmek yerine Nekropolise doğru ilerledi. İki metre sur ile canlıların dünyasından ayrılan ölüler şehrinin kapılarından birinden içeriye girdi. Daha sonra Nekropolisin ormanın hemen aşağısındaki kuzey bölümüne ilerlemeye başladı.
------------------------------------------------------------------------
Batıyı taşıyan adam Ã?ömlekçiler mahallesinden kuzeye doğru ilerledi. Batıyı taşıyan adam yüzünün kendisine doğru olmasına ve onları izleyenlerin Batının yüzünü görememesine dikkat ediyordu. Yolda onlara rastlayanlar muhtemelen sarhoş bir adamı bir arkadaşının evine götürdüğünü düşünüyorlardı. İkili Dokuma Mahallesini de geçip Demirciler Mahallesine girdi. Sonra da Necropolise doğru yöneldi. Onları izleyenler Necropolis hanına gideceklerini tahmin edebilirdi. Ancak ikili demirciler mahallesinden çıkıp ıssız agorada ilerlemeye başladıktan hemen sonra Nekropolisin hemen yukarısından Ölüler şehrine girdiler. Sonra da Nekropolisin ormanla kesişen kuzey bölümüne yöneldiler.
-------------------------------------------------------------------
Birbirinden ayrı üç grup önceden bahsedilen yere geldiklerin de güneşin batışının üzerinden bir buçuk saatten fazla zaman geçmişti. Bahsedilen noktada başları örtülü başka insanlar vardı. Onların da yardımı ile Kutsemen Novel Solaron Mefisto Edmond ve Batı yukarıya Nekropolisin hemen yukarısındaki tepelere taşındı. Hemen sonra onları getiren adamlar da yukarı çıktılar.
------------------------------------------------------------------------
Ertesi sabah Kutsemen Solaron Novel Mefisto Edmond ve Batı bir evin salonu boyutunda bir yere sahip bir klubede uyanacaklardı. Duvarlar bir çocuğun rast gele çizdiğine bezer renklerle kaplı idi. Renkler düzensizce sanki hiçbir şey düşünülmeden boyanmış gibiydi. Yine de çok dikkatli bir gözle bakıldığında keçi tavşan köpek gibi figürler göze çarpıyordu. Klubenin içinde tavandan sarkan iki masa ve her masanın etrafında tavandan sarkan dört sandalye vardı. Ama bir süre bunları inceledikten sonra bu sandalyelere oturulup masada yemek yenebileceği ya da çalışılabileceği anlaşılabilirdi. Odada bir de yerde bir de yere yatırılmış bir dolap vardı.
Tuhaf yaprağa benzeyen bir şeyden yapılmış kapı kaplıydı. Yine yaprağa benzeyen ama normal pencereler gibi açıp kapamak için yine bir dalı andıran kulpları olan pencereler de kapalıydı. Ancak hem kapı hem pencereler odadaki her şeyin görünmesini sağlayacak kadar ışık sızdırıyorlardı. Ama dışarıda sadece arada bir geçen gölgeler görünüyordu.
RP Dışı: Dolapta daha önce bahsettiğim malzemeleriniz tadarsanız tatlı olacağını anlayacağınız tuhaf bir meyve ile altı bardak ile kırmızı renkli tuhaf yine eğer tadarsanız çok tatlı olacağını anlayacağınız bir içecek var. Dışarısı hakkında genel bilgiyi bilgilendirme başlığında vereceğim. İki günü uyanmak kendinize gelmek ve tanışmak için size veriyorum. Özgürce RP yapın arkadaşlar… Bu zamanı değerlendirin doya sıya… Sonra da bakarız işte… Yeteri kadar planım var sizin için. : )
HARBE GİDEN
Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
Novel gözlerini açtı ve hızla doğruldu. İlk gözüne takılan şey yerde yatan insanlar oldu. Geminin, kürek çekenlerin karga tulumba yatması için ayrılmış bölümünde miydi? Evinden kaçırıp onu da bu gemiye, bu kaba insanların arasına tıkmışlardı. "Hayır hayır, burası o pis yer olamaz" diye düşündü. Tamam, biraz sersermlemiş vaziyetteydi ama midesini sürekli bulandıran o sallantıyı hissetmiyordu. Günün büyük bölümünü kürek çekerek geçiren ve bedenleri su yüzü görmeyen kürekçilerden yayılan ve burnunun direklerini kıran ağır ter kokusu da yoktu.
Duvarları farketmesiyle henüz uyanamamış bilinci bambaşka bir yere ve zamana kaydı. "Büyücünün evi!" diye haykırdı. Ama bu imkansızdı. Büyücü ölmemiş miydi? Yoksa geri gelip gelip kendisini tekrar mı köle yapmıştı?
Bilincinin yavaş yavaş uyanmasıyla son yaşadıklarını da hatırlamaya başladı. Devin hasta vaziyette odada yatışı, tanrının evi, rahip... ve omzuna dokunuşu. Sonrası?... Hiç! Zihnini ne kadar zorlasa da sonrasında koca bir hiçlikten başka birşey bulamadı Novel.
şimdi neredeydi ve nasıl gelmişti buraya? Yerde ytanlara dikkatlice baktı. İçlerinden ikisini tanıdı hemen. Birlikte gösteri yapmışlardı, evet... bunlar onlardı. Ne demişti kadın ismine? "Hah! Kutsemen." diye dökülüverdi bir anda ağzından. Diğeri de, kendisi kamışını üflerken ona liriyle eşlik eden kişiydi. Ama diğerleri... onları tanımıyordu.
Artık tamamen uyandığını anladı Novel. İlk uyanma anında, bilincinin bedeninden birkaç saniye daha geç uyanmasıyla aklından geçen şeyleri düşündü tekrar. Kaçırıldığı gemi, büyücünün evi... Kurtulamamıştı hala kötü anılarından. Artık tamamen özgürdü ve bir daha asla o kölelik günlerine geri dönmeyecekti. Ama anıları onu rahat bırakmıyordu bir türlü.
Duvarlar! Ah evet duvarlar ilginçti. Tekrar dikkatini duvarlara verdi. "Muhteşem!" diye geçirdi içinden. Gözleri açılmış, yüzüne de neşeli bir hayret ifadesi belirmişti. Anlamsızmış gibi görünen renk curcunası içinde gizli hayvan figürlerini hemen farkedivermişti. Ona tanıdık gelmişti çünkü bu stil. Kendisi de kamışıyla doğaçlama birşeyler üflerken tam olarak bunu yapardı. Dinleyenler cıvıl cıvıl bir ses cümbüşü duyarlardı ama bazıları bu cümbüş arasında, birbirine geçmiş gizli temaları farkederdi.
Birden içinde bulunduğu odayı farketti. Masalar, sandalyeler, dolap... Bunları hiç bu konumda görmemişti. Dolap dediğin dik durmalıydı. Niye yerde yatıyordu ki bu dolap? "Sen de mi uyuyorsun?" diye bir soru yöneltti dolaba. Sadece bir an sorusunun cevabının gelmesini bekledikten sonra bakışlarını havada asılı masalara ve sandalyelere çevirdi. Eliyle kafasını kaşıdı. Bir açıklaması olması gerekmiyordu. böyleydi işte.
Pencere ve kapılar da çok hoştu. Kalkıp ışık sızdıran pencerelerden birinin yanına gitti. Dışarıda birileri vardı galiba. Pencereyi açmak için elini pencerenin tuhaf kulbuna götürdü ve kendisine doğru çekti.
Duvarları farketmesiyle henüz uyanamamış bilinci bambaşka bir yere ve zamana kaydı. "Büyücünün evi!" diye haykırdı. Ama bu imkansızdı. Büyücü ölmemiş miydi? Yoksa geri gelip gelip kendisini tekrar mı köle yapmıştı?
Bilincinin yavaş yavaş uyanmasıyla son yaşadıklarını da hatırlamaya başladı. Devin hasta vaziyette odada yatışı, tanrının evi, rahip... ve omzuna dokunuşu. Sonrası?... Hiç! Zihnini ne kadar zorlasa da sonrasında koca bir hiçlikten başka birşey bulamadı Novel.
şimdi neredeydi ve nasıl gelmişti buraya? Yerde ytanlara dikkatlice baktı. İçlerinden ikisini tanıdı hemen. Birlikte gösteri yapmışlardı, evet... bunlar onlardı. Ne demişti kadın ismine? "Hah! Kutsemen." diye dökülüverdi bir anda ağzından. Diğeri de, kendisi kamışını üflerken ona liriyle eşlik eden kişiydi. Ama diğerleri... onları tanımıyordu.
Artık tamamen uyandığını anladı Novel. İlk uyanma anında, bilincinin bedeninden birkaç saniye daha geç uyanmasıyla aklından geçen şeyleri düşündü tekrar. Kaçırıldığı gemi, büyücünün evi... Kurtulamamıştı hala kötü anılarından. Artık tamamen özgürdü ve bir daha asla o kölelik günlerine geri dönmeyecekti. Ama anıları onu rahat bırakmıyordu bir türlü.
Duvarlar! Ah evet duvarlar ilginçti. Tekrar dikkatini duvarlara verdi. "Muhteşem!" diye geçirdi içinden. Gözleri açılmış, yüzüne de neşeli bir hayret ifadesi belirmişti. Anlamsızmış gibi görünen renk curcunası içinde gizli hayvan figürlerini hemen farkedivermişti. Ona tanıdık gelmişti çünkü bu stil. Kendisi de kamışıyla doğaçlama birşeyler üflerken tam olarak bunu yapardı. Dinleyenler cıvıl cıvıl bir ses cümbüşü duyarlardı ama bazıları bu cümbüş arasında, birbirine geçmiş gizli temaları farkederdi.
Birden içinde bulunduğu odayı farketti. Masalar, sandalyeler, dolap... Bunları hiç bu konumda görmemişti. Dolap dediğin dik durmalıydı. Niye yerde yatıyordu ki bu dolap? "Sen de mi uyuyorsun?" diye bir soru yöneltti dolaba. Sadece bir an sorusunun cevabının gelmesini bekledikten sonra bakışlarını havada asılı masalara ve sandalyelere çevirdi. Eliyle kafasını kaşıdı. Bir açıklaması olması gerekmiyordu. böyleydi işte.
Pencere ve kapılar da çok hoştu. Kalkıp ışık sızdıran pencerelerden birinin yanına gitti. Dışarıda birileri vardı galiba. Pencereyi açmak için elini pencerenin tuhaf kulbuna götürdü ve kendisine doğru çekti.
Who is online
Users browsing this forum: No registered users and 2 guests
