Aynı Kan, Farklı Kader...

Baştan aşağı kendi özgün hikayelerinizi yazmak için…
Post Reply
Illyra
Forum Yöneticisi
Posts: 2113
Joined: Tue Jan 25, 2005 10:00 am
Location: Duskwood
Contact:

Aynı Kan, Farklı Kader...

Post by Illyra »

gökyüzü mavi bir safirin parıltısının tonları ile toprak üzerinde dolaşıyor, güneş ortaya çıkmak istemiyor, ışıkları sarı değil gümüşsü bir siliklikle isteksizce büyük ovayı aydınlatıyordu.
bu hikayeyi anlatırken aslında bu ovanın, ileride gözüken vadinin ve ufku lekeyen buz denizinin görüntüsünün çok huzurlu olduğunu, insanın baktıkça şakıyan kuşlar eşliğinde dünyada bir cennet yaşadığını söylemek isterdim. ama bu hikaye böyle değil...
ova kan içinde cesetlerle doluydu. senenin ilk karı gökyüzünden bahar kelebekleri misali düşmeye başladığında ovadaki savaşta sona ermişti. şimdi ise her yer cesetlerle, yaralılarla, acıyla inleyen askerlerle doluydu. kar ölenlerin üzerini sonusuz huzura götürebilmek için sakince örtüyor, sağ kalanlar kaçmak için biribirini çiğniyordu.
o sırada bir asker gözlerini açtı. şansına fazla yaralanmamıştı, bir iki derin kesiği vardı o kadar, ama yüzünün yanına büyük ve çirkin bir kesik almıştı, bu savaşın anısı olarak onu hep taşıyacaktı. ismi cryen olan asker başını iki eli ile tutarak ayağa kalktı. kendine biraz geldiğinde, savaşa kendsiyle gelen iki kardeşini aramaya koyuldu. ama degnen in cesedini bulması pek zaman almamıştı. peki vergil?
nereye bakarsa baksın, kime sorarsa sorsun vergil i bulamamıştı.
böylece cryen de en yakın şehire gidenlerin peşine takıldı.
şehirdeki insanlar korkuyla şehir kapılarını kapatmış hiç kimseyi içeri almıyordu. askerlerin savaştıkları irfitlerin veba saçtığını, savaşta sağ kurtulanların çoğunun bile vebadan öldüğünü ve bu vebanın hemencecik bulaştığını duymuşlardı.
cryen tiksintiyle şehire baktı. kendisi bir paralı askerdi, bu gibi insanlar için savaşmıştı çoğu zaman, ve şimdi ise gözlerinin önünde çizilen manzara sinirlenmesine yol açmıştı. diğer paralı askerler ne yapacaklarını bilemeden kapıların önünde dururken, bir çoğunda veba belirtileri gözükmeye başladı. cryen burada daha fazla bir şey yapamayacağını biliyordu.
bu yüzden gitti....
ilk gün yürüyebildiği kadar uzağa yürüdü, ama gece acıktığını, iğrenç koktuğunu farketti. bir şeyler yapması gerekliydi. güneş tekrar isteksizce ışırken çorak bir yolun kenarına oturmuş, asker pelerinine sarınmış biraz sakil vede çaresiz hissederek birisinin geçmesini bekliyordu.
öğlene doğru sonunda birisi geçmişti. bu yaşlı bir katırın sırtına binmiş yaşlı bir adamdı. cryen yola çıkıp önünde durduğunda katırını dizginlemiş, önünde duran adamı iyi görebilmek için gözlerini kısmıştı
"ne istiyorsun benden?"
"sadece yiyecek bir şeyler beyim"
"benim vebalı askere verecek yiyeceğim yok!"
"param var size para veririm"
"senin paranı istemem"
"sizi korurum"
"bunu nasıl yapacaksın?"
"isterseniz size hiç yaklaşmadan, çevrenizden gideceğiniz yere kadar"
yaşlı adam uzun bir süre düşündü
"teklifin makul gözüküyor, ama yanıma yaklaşmayacaksın"
"hayır yaklaşmayacağım"
böylece yaşlı adam katırından zahmetle indi, eğer torbalarını karıştırdı ve biraz peynirle ekmek çıkartıp bir kayanın üzerine koydu. sonra ihtiyatla uzaklaştı
"o zaman yemeğini ye ve gidelim"
alalacele ekmeği yiyen cryen in aklına o sırada bir şey dank etti. kendisinde vebanın hiç bir emaresi gözükmemişti. veba aklına savaş alanını getirdi, ve savaş alanıda kardeşlerini... degnen ve vergil...
yemeğini bitirdiğinde katırını süren ihtiyarın, çevresinde dolaşmaya etrafını kolaçan etmeye başladı. adamla bir daha konuşmamışlardı. geceleri konaklıyor, gündüzleri yürüyorlardı.
günler ve günler sonra cryen iklimin sıcaklaştığını hissetti. toprak artık daha verimsizdi. bu kendisine çok mantıksız geldi. daha öyle uzun aylar geçmemişti ki kar yağan ovadan ayrılmasından. bu düşünceler içinde günler geçti, hava ısındı ve ayakların altındaki toprak giderek inceldi ardından kuma dönüştü. bir akşam cryen anlamaz bir şekilde kumu avcuna alıp tekrar yere akıtırken, yaşlı adam ona baktı
"niye bu kadar şaşırdın saf oğlan, Lusran a geldik. burası tamamen çöldür"
"Lusran ı daha öncede duymuştum ama daha önceden hiç gelmedim"
"her halinden belli, bundan sonra yolcuuğumuz değişecek, geceleri yürüyeceğiz, gündüzleri ise sakalacak bir gölge, bir vaha arıyacağız, geceleri yolculuk ederken çöl binbir tehlike ile doludur. ama öyle akrep yada kertenlele değil! çöl tazıları, kum yaratıkları bunlar, ateş onları rahatsız eder"
sonraki yolculuklarında gündüzleri dinlendiler ve geceleri ilerlediler. cryen tek elinde meşalesini tek elinde kılıcını taşıyordu.
ve yolculuklarının bitmesin yakın bir gece, gerçekten bir tazı saldırdı. oldukça iri ve iğrenç görünüşü vardı. dudakları olmayan ağızlarından sıra sıra iğrenç dişeri bir kapan misali fırlamış, ellerinden daha büyük olan pençeleri kana susamışçasına sonuna kadar açılmış, önlerine uluyarak fırlamıştı.
cryen için verdiği sözü tutma zamanı gelmişti. adam ona anlaştıkları gibi yemeğini vermişti. ama buraya kadar karşılarına bir sorun çıkmamıştı. cryen bir elinde meşale ve bir elinde kılıcı ile tazıyı kokutmak için saldırdı. tazı ateşten geri çekilirken, keskin ve parlak çelik onlarca kez tazının teninin içinden geçti. en sonunda tazı yere düştüğünce acınası bir şekilde yalvarırcasına pençesini cryen e doğru kaldırdı. sonrada son nefesini verdi.
cryen yaşlı adamın kahkahasını duyarak arkasına döndü. adam kahkaha atarken titremeye başlamıştı. titredikçe bulanıyor, bulandıkça sesi tizleşiyordu. bulanma bittiğinde cryen karşısında narin yüz hatları ile katırın üstünde oturan vergil i gördü
"vergil yaşıyorsun"
ama vergil cevap vermemişti
"seni küçük haylaz nası böyle bir numara yapabildin, nası kendini yaşlandırdın"
vergil yine sustu. sonra yavaşça ellerini birleştirdi ve gözlerini kapatarak mırıldanmaya başladı. sesinin tonunun yükselip alçalmasıyla beraber, meşale ışıklarıda o ritme uyumla dalgalanıyodu. sonunda meşale alevleri inanılmayacak derecede yükseldi, vergilin seside artık bir kükreme halini almıştı. o sırada kararlılıkla elini kaldırdı ve....

(devamı gelecek)
Image
Illyra
Forum Yöneticisi
Posts: 2113
Joined: Tue Jan 25, 2005 10:00 am
Location: Duskwood
Contact:

Post by Illyra »

Elini kaldırdı ve, kumlar inanılmaz bir ses tonuyla kükreyerek girdaplar oluşturarak Cryen in çevresinde dönmeye başladı. Cryen ne olduğunu tam kavrayamamıştı ki, Vergil katırı ile birlikte oratadan kayboldu. Ã?ölün ortasında tamamen tek başına kalan Cryen in meşaleside sönmüştü. Kumlar öyle bir şiddetle esiyordu ki gökyüzünü bile göremiyordu. Ve Cryen kumlara ve rüyalara kendini teslim etti....

Uzaklardan bir yerden bir metal çınlaması sesi kulağına çalındı. Gözleri tamamen kapalıydı ve çok sıcaktı. Yavaş yavaş bilinci yerine gelirken içinde bulunduğu durumu kavradı. Gece baygınlık geçirmişti. şimdi ise çöldeki akababalar onun ölü olduğunu sanıyor, etlerini yemek
için birbirlerine giriyorlardı. Ama Cryen in üstündeki zırhı onların işini zorlaştırmış, yüzüstü yatan savaşçının ısıracak bir yerini bulamamışlardı.

Cryen ayağa kalkarak elleriyle onları korkutup kovaladı. İleriyle baktığında uzanabildiğince kızgın çöl gözlerinin önünde sarı bir halı gibi yere seriliyordu. Burada su bulmadan kesinlikle kısa bir sürede ölürdü, ve bu sefer akbabalar gerçekten cesedini didiklerdi.

Ama bir anda bir şey fark etti. Gölgede duruyordu. Issız çölün ortasında gölgede duruyordu!

Gölge yapan şeyin ne olduğunu anlamak için arkasına yavaşça döndü. Gözleri hayretle sonuna kadar açılmıştı. Hatta en başta bunun bir serap olup olmadığından bile emin olamadı.

Kum taşları üstüste dizilmişti. Yüksek, hatta çok yüksekti. İki büyük sütun dikdörtgen girişli kapının yanını süslüyordu ve bir kadın bir erkek heykeli canlı devler gibi, sütunların yanında edebi bir nöbet tutuyordu. Cryen burasının neresi olduğunu bilmiyordu, fakat bu muazzam yapının içine girmenin, çölde ölmekten çok çok daha iyi olacağını kendine söyleyip duruyordu. Yanağındaki yarayı sıvazladı ve kendine cesaret vermek adına bir dua mırıldandı.

Ardından yavaş adımlarla büyük kapının içine doğru ilk adımını attı. Binanın girişi upuzun sütunlu bir holdü ve bir kısmı açık kapıdan giren günışığı ile aydınlanmıştı. Holün sonu gözükmüyordu. Sağda solda sütunlara dolanmış eski kurumuş sarmaşıklar vardı. Cryen yavaş adımlarla ilerlemeye devam etti.

İlerledikçe yol karardı. Ama Cryen in cebinde sadece çakmaktaşı ve kav vardı, geceki kum fırtınasında meşale kaybolmuştu. Gözleri karanlığa alışana dek bekledi, ardından ilerlemeye devam etti. Sonunda ileride cılız bir ışık görünmüştü ki, bir mekanizmanın "klik" sesiyle yerinden sıçradı. sonra zırhında bir tangırtı duydu. Yere dikkatle baktığında küçük bir okun
yerde yattığını farketti. Bu seferlik çok şanslıydı!

Bastığı yer karosunu dikkatle inceledi ve sadece yerden biraz daha çıkık olduğunu farketti. Duvarların arasındaki deliklere bakmaya çalıştı fakat kumtaşlarının içinde hiç bir şey belli olmuyordu. Bu hafif aydınlıkta yer karloarını bulmak çok zor olsada Creyn pür dikkat bastığı her adımı ihtiyatla atarak, ve yavaş yavaş ışığa yaklaşarak yürüyüşünü devam ettirdi. Ve sonunda tekrar muazzam bir kapıdan geçti.

Burası inanılmaz güzeldi. Altıgen şeklindeki odanın bir girişi (Cryen in girdiği kapı) ve tam karşı tarafında bir çıkışı vardı. Oda yüksekti ve tam ortasında mis gibi tertemiz bir suyla dolu havuz vardı. Havuzun etrafında havuzun suyu ile beslenen bir kaç meyve ağacı, havuzun altı tarafında altı mermer sütunun etrafında, yine suyla beslenip büyümüş sarmaşıklar vardı. Havuzun yanındaki bir kaidenin üzerinde ipek kaplı antik bir divan vardı.

Havuzun tam üst kısmında kalın camlarla kaplı bir kubbe duruyordu ki odanın ışık kaynağı buydu.

Saatlerdir aç ve sussuz olan Cryen in aklından bir anda tüm düşünceler silindi. Hızla zırhını çıkarttı ve kendini havuzun içine atıverdi. Bir yandan hem suyu içiyor, hemde o müthiş serinlik içinde yüzüyordu. Bu yerin burada ne kadar uzun zamandır olduğunu bilmiyordu, ama havuzun dibine daldığında çok küçücük boruların yavaş yavaş havuza su doldurğunu gördü. Demek ki bunca zaman bitkiler böyle beslenmiş, su hiç bitmemişti.

Havuzdan çıkıp pelerininle kurulandı ve kendini ipek divanın üzerine attı. bu sırada bir kaç meyve koparmış, divanın üzerinde uzanırken bu meyveleri ısırmaya başlamıştı.

Son egzotik meyvesini yemişti ki, üzerine dayanılmaz bir rehavet çöktü. Gözleri istesede istemesede kendiliğinden kapanıverdi. Rüyasız bir uykuydu.

Saatler sonra uyandığında üşüyordu, bir yandanda zangır zangır titriyordu. Gözlerini odada
gezdirdiğinde havuzun kurumuş, ağaçların solmuş olduğunu gördü. Mermer sütunlar sanki paslanmış ve kanlanmıştı ve inanılmaz bir şekilde iğrenç kokuyorlardı. Oda karanlıktı, daha doğrusu loştu. Bir anda o sessizlik içinde bir ayaksesi duydu. Zıhına ve kılıcına uzandı
fakat geç kalmıştı. Sıcak bir el omuzunu kavramıştı.......

(Devamı Gelecek)
Image
Illyra
Forum Yöneticisi
Posts: 2113
Joined: Tue Jan 25, 2005 10:00 am
Location: Duskwood
Contact:

Post by Illyra »

Arkasını döndüğünde o karanlığın içinde bir yıldız gibi ışıldayan, hayatında gördüğü en güzel kadını gördü Cryen. Ama sonra karanlığın içinde güzelliği soldu, elleri demir kadar soğudu. İskeletimsi yüzündeki en dikkat çekici nokta uğursuz karanlık taşıyan boş gözleri ve sivri dişleriydi. Cryen çıprındı. Ama kadın omuzunu sıkıca kavramıştı. Dişleri ile boynuna doğru eğildi. Onu ısıracakken.

...Cryen çığlık atarak uyuduğu koltuktan kalktı. Demek ki bir rüyaydı. hızlıca kalkıp zırıhını giydi. İlerideki kapıdan yürüşüne devam etti. Havuzlu oda onu huzursuz etmişti. Yine uzun bir yürüyüşün ardından başka büyük bir kapıya geldi. Bu koridorda tuzak yoktu. Kapılar büyük ve bronz işlemeliydi. ama kilitliydi. Cryen kilitlere büyük kılıcı ile vurdu. Kısa bir ığraştan sonra kapı artık kilitli değildi.

Yeni odadan içeriye adımını attığında gözlerini kırpıştırmak zorunda kaldı çünkü çok parlaktı. İçeride altınlar, altınlar ve altınlar vardı. Bazıları sikke şeklinde, bazıları taç, bazıları asa şeklindeydi ama hepsi som altındı. Aralarında değerli taşların parıltısı oynaşıyordu. Ama Cryen bir savaşçıydı. O kadar altınn yığınlarının arasında dikkatinin odaklandığı tek nokta, altın kakmalı bir zırhtı. Kaidenin yanına koşup zırhı inceledi. Altındaki minicik halkalar, üstündeki ince ama ne olduğunu bilmediği mavimsi bir çelik.. Ve zırhın yanında duran altın-yakut kabzalı hayatında gördüğü en güzel kılıç.. Kendi zrıhını tiksintiyle attı ve bu yeni zırhı altın kalkanı ve mükemmel kılıcı kuşandı.

Kulaklarınla değil ama sanki zihninde bir yerlerde bir "klik" sesi duymuştu. Sanki uzun zamandır olması gerek bir şey, şu anda yerine oturmuştu. Hazine odasının en arkasında üzeri bezle örtülü ayna benzeri bir şey gördü. Bezi çektiği anda ayna sandığı şeyin, mavi büyü enerjisi ile parlayan bir şey olduğunu gördü. Bir çerçevenin içindeydi, aynı bir ayna gibi. Cryen büyü hakkında pek bir şey bilmezdi. Ama bu garip şeyin ne olduğunu keşfetmek için meraktan çatlıyordu. Hem ayrıca taa kapıda düşündüğü gibi, çölü geri dönemezdi. Üstelik üstünde bu kadar harika bir zırh kalkan ve kılıç varken kendini yenilmez hissediyordu. Ne olursa olsun onunla başa çıkabilirdi..

Böylece geçit kapısından adımını attı. Uzun bir sürüklenme ve boşluk hissinin ardından, büyük bir çabayla dışarı tükürüldüğünde iki ayağı üzerine düşmeyi becerdi. Nerede olduğuna dikkatle baktı. Yine o ovadaydı. Uzaklardaki ufku buz denizi lekeliyordu. Bu sefer yine yanında arkadaşları ve kardeşleri vardı. Hepsi müthiş bir güven ve kararlılıkla gelecek saldırıyı karşılamak için elleri silahlarında hazır bekliyordu. Cryen Vergil e ve Degnen e baktı. Bu sırada Tüm yaşadıkları aklından siliniyor, Cryen içinden bir şeylerin kaybolduğunu hissediyor, ama ne olduğunu bir türlü bulamıyordu. Bu sırada kılıcı ile gelen saldıryı en önden karşıladı.

Zırh ve kılıç gerçekten mükemmeldi. Cryen rahatlıkla iblisleri al aşağı ediyor, çoğunu tek bir kılıç hamlesiyle öldürüyordu. Ve bu sefer kısa bir süre içinde savaş sona ermişti. Ama neyin değiştini bilmiyordu. Vergil gülmeye başladı. Kanla yıkanmıştı. Uğursuz kahkahalarla gülyordu. Ta ki Cryen asıl dünyasına, yine o ovaya dönene kadar. Arkdaşlarını katleden kendisiydi. Zırhı üzerinden söküp atmaya çalıştı. Ama mümkün değildi. Kılıç bile eline yapışmıştı. Ã?aresizlikle hayıkırdı. Ta ki....

(devamı gelecek)
Image
Illyra
Forum Yöneticisi
Posts: 2113
Joined: Tue Jan 25, 2005 10:00 am
Location: Duskwood
Contact:

Post by Illyra »

Ta ki o gülümseyişi tekrar görene kadar. Vergil'in gülümseyişi.. Aslında Vergil, Degnen'den bile önce ölmüştü. Onun yerine geçen bu ilbis.. Onu ele geçirmişti. Kendi katliam planlarında kullanmıştı. Cryen bu yaptıklarını nasıl düzeltebilirdi. Aynı kandan gelen kardeşlerin farklı kaderlerini, nasıl kanları gibi aynı yapabilirdi.

Bunun imkansız olduğunu anlamıştı. Ve cehhenneme açılan boyut kapısı onu yutarken, karşı koymak için çabaladı ama başaramadı. Cryen artık iblis in askeriydi. Zamanla içindeki yarayı unutacak, kardeşlerini yaşamını unutacak, katletmek için yaşayacak, yaşamak için katledecekti.

İşte hayat bazen böyle tuhaftır, iyi gözüken kötüdür, kötü gözüken iyidir. Önemli olan baktığının arkasını görebilmektir.

Ve bu acı dolu hikayeye son soktayı koyarken, söyleyeceğim tek şey, Cryen, Vergil, Degnen, hiç biri kötü değildi. Sadece kader farkılaşmış, birini piyon birini ölü birisinide cehhenem yaratığı yapmıştı.

(ve hikayemin sonu budur)
Image
Post Reply

Who is online

Users browsing this forum: No registered users and 0 guests