Aredhel İle Maglor un Karşılaşması

Baştan aşağı kendi özgün hikayelerinizi yazmak için…
Post Reply
Ferilien
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 66
Joined: Sat May 29, 2004 10:00 am
Contact:

Aredhel İle Maglor un Karşılaşması

Post by Ferilien »

AREDHEL İLE MAGLORUN KARşILAşMASI

Arkasından gelen hayali seslere kulak asmadan yürümeye devam etti.Kapıyı kapattı.Başı dönmeye başlamıştı.Anlam veremediği her şeyi şimdi anlıyordu ve ağır gelmişti…
Yeni kararlar almanın zamanı gelmişti.Gökyüzüne baktı, bulutluydu belli ki yağmur yağacaktı.Nereye gideceğini bilmeden,yanına gerekli birkaç şeyden başka eşya almamıştı.Ona gerekli olan şeylerse başkalarının hayatı boyunca sahip olmayı isteyip de olamayacağı şeylerdi.Ölü de olsalar ailesinin itibarı hala ayaktaydı ve hatırı sayılır bir mirasın tek varisiydi.O ise babasından, annesinden,abisinden ve ablasından kendisine yolculuğunda yardımı dokunacak parçaları almıştı.İlki o küçükken babasına da onun babasından kalan hafif kılıcıydı.O kadar göz alıcıydı ki aklına her gelişinde eli kılıcının kabzasına giderdi ve sonra gözleri üzerindeki rünün gün ışığını yakaladığını görürdü.Svelon un hikayesini babasından ilk dinlediğinde o yeşil elf gözleri zümrüt gibi parlamıştı.Svelon çok eski bir kılıçtı o kadar eskiydi ki o zamanlar cücelerle elfler anlaşabiliyorlardı. Kılıcı da bir cüce oğluna vermek için yaptırmıştı.Ama oğluna verecekken kılıcın güzelliğine dayanamayıp öz oğlundan saklamıştı.Kılıcı heyecanla bekleyen oğluna sıradan başka bir kılıcı vermişti ve sakladığı kılıcı bulan yeğeni Svelon la oğlunu öldürdüğünde yeğeninin gözlerine bakıp bir lanet savurdu.
-O kılıcı artık hiçbir cüce kullanamayacak.Olur da bir cüce Svelon u eline alırsa benim gazabım onu her yerde takip edecek ve bulduğunda oğlumun kanına karşılık kan almadıkça durmayacak.Dedikten sonra oğlunun ölüsüne bakıp
-Ruhun rahat edecek oğlum, baban açgözlülüğünü ödeyecek…Kanıyla..Deyip hançerini boğazına sapladı.
Babası Amras bu öyküyü anlatırken Aredhel’e:
-Bu kılıç bizim elimize ailemizin kurucusu elinde Svelon’u tutan bir cüceyle savaşırken geçti.Cüce savaştığı sırada aniden durup elini hançerine atmış ve boğazına saplamış.İşte kızım öyküsü bu.Hadi bir eline al.Aredhel eline aldığında kılıcın göründüğü kadar ağır olmadığını fark etmişti.Babası gülümseyip:
-Hafif değil mi?Üstelik Svelon kendi sahibini seçer ve 3 kardeşten seni seçtiğini ründeki parlaklıktan anlıyorum.Aredhel zamanı geldiğinde Svelon’u sen alacaksın.Demişti.Sesi hala Aredhel’in sivri kulaklarındaydı.
Yanına aldığı diğer şeylerse abisi Rùmil in yaprak şeklinde sapı olan hançeri,annesi Inwé nin büyüyle işlediği pelerini,ablası Laviniél in soğuk parmağından alırken gözünden düşen tek damla yaşla ıslanan ve mavi mor renkte parlayan yüzükle şimdi almak için gittiği huysuz gri atı Fleal.Gördüğü kadarıyla Fleal ilk defa sakindi sözünü dinleyecek gibi görünüyordu.Ne zaman binmek istese Fleal kaçardı ta ki annesi Inwé artık sahibinin Aredhel olduğunu Fleal’e söyleyene kadar. İşte o zaman rahatça binmeye başladı.Ama huysuzluğu bu kadar değildi.Binmeye her kalkıştığında önce topuklarını hafifçe yere vurur sanki binemezsin derdi sonra başka çaresinin olmadığını anlayınca başını öne eğerdi.Ama bugün Fleal ona kendisi yaklaştı.Aredhel içinden annemi hissediyor dedi pelerinini hatırlayarak.
Fleal in kulağına eğilip “Merak etme onlar her zaman bizim yanımızda olacak” derken gözünden akan yaşla Fleal’in artık tamamen onun olduğunu atın başını yanağında hissedince anladı.Eyerlemek için ahıra doğru götürdü.Fleal üzengisi, eyeri ve savaş için hazırlanmış zırhıyla aslında sıradan bir at olmaktan çok uzaktı.Ama bu kez eyersiz gezemeyecek kadar uzun bir yolculuğa çıkacaktı ama zırhını da almayacaktı.Eyerlediği Fleal’i üzengisinden tutarak tekrar dışarı çıkardı ve sırtına bindi.
Yine yollara düşmüştü.Aldığı haber doğru çıkmıştı.Geç kalmıştı ve ailesini son kez ölü olarak görmüştü.İçindeki acı o kadar büyüktü ki artık tanrılara isyan noktasına gelmişti.Tırısta gidiyordu ama Fleal’e fısıldayınca dörtnala gitmeye başlamıştı.Yoldan ayrılmış ormanın içinde atını sürüyordu ama farkında bile değildi.Yağmur yağıyordu ve durmaksızın ilerleyen Aredhel’e yetişmeye çalışıyordu.Onun aklındaysa saatlerdir aynı şey vardı..
-Bende orada olmalı ve ölmeliydim.Kalan ben olmamalıydım.Onları öldürenin ne olduğunu ya da kim olduğunu bile bilmeyecek kadar aptal,intikam yemini edip kime karşı bile olduğunu bilmeyen bir ahmağım.Ne abim kadar güçlü ne ablam kadar güzel ne de anne ve babam kadar zekiyim.Kalmamı gerektirecek bir meziyetim yok benim.Nihayet tekrar yavaşlamıştı atı.Farkında olmadan Fleal’i uçuruma yönlendirdiğini fark etti.At altında kıpırdanıp durmasa daha da devam edeceklerdi.
Bir an uçurumdan atlamanın ne kadar güzel olacağını düşündü.Kaybedecek bir şeyi yoktu.Arkasından ağlayacak birisi yoktu.Hava kararmıştı ve düşüncelere daldığı sırada beklediği yağmurun yağdığını ve geçen zamanı fark etmemişti bile.Atından indi sırt çantasını eyere bağladı.Uçurumun kenarına gelip durdu.Arkasına baktı atının ay ışığında parlayan gözlerini gördü.Gökyüzüne baktı yıldızları izledi bir süre.Esen rüzgar beyaz tenini okşuyordu.Pelerininin kapşonu açılmıştı.Uzun koyu kahverengi saçları ay ışığının minik parıltılarını yakalayarak uçuşuyordu.Gözlerinden aşağıya aralıksız damlalar iniyordu.Keskin gözleri ailesini görüyordu sadece ve kulakları da onların sesiyle dolup taşmıştı.Aklı ve kalbi onların anısıyla doluydu.İşte bu yüzden Fleal in birisinin varlığını belli eden hareketlerini fark etmiyordu.Onu gören kişi ise sadece durmuş uçuşan uzun saçları ve hafifçe öne eğilmiş başıyla gördüğü elf kızının büyüsüne kapılan biriydi.Bir süre sonra Fleal’de hareket etmeyi kesmişti.Aredhel ise hala düşüncelere dalmış bir şekilde öylece duruyordu.Atından inen adam bir an korkuya kapıldı. Neden orada duruyor diye geçirdi içinden.Aniden yaklaşması korkunç bir sonuç verebilirdi.Kız kendini aşağıya bırakabilir ya da ona saldırabilirdi.Ama öylece durmaması gerektiğini de biliyordu ters bir şeyler vardı.Atını yanındaki ağaca bağladı.Kılıcını atının eyerine astı.İçinden bir ses kızın tehlikeli olmadığını söylüyordu.Ama hançerinin yinede pelerinin altında olduğundan emin oldu.Adımlarını yavaşça atarken bastığı zeminin ıslak olması onu daha da sessiz kılıyordu.Ama yarı elf gözleri karşısında duran elf kızının şu an hiçbir şeyi duyamayacak durumda olduğunu gösteriyordu ya da belki öyle değildi bilmiyordu.Yaklaşırken acaba nasıl konuşmalıyım diye düşünüp o kısacık zamana bir sürü konuşma provası sıkıştırıyordu.Adımları ondan bağımsız gibiydi.Birden kızın yavaşça kıpırdadığını fark etti,tek elini havaya kaldırmıştı ve narin elinde mavi mor parlayan bir şey vardı.Durdu ama o durmak istemiyordu.Arkası dönük duran elfin büyüsüyle bağlandığını anlamıştı ve ona dönen narin vücutta dikkatini çeken ilk şey rüzgarın savurduğu saçları arasından görünen duru bir yüzdeki sırılsıklam bir çift zümrüt yeşili gözdü…
Aredhel uçurumun kenarında ailesini düşünürken parmağındaki yüzükten yayılan bir titremeyle kendine geldi.Rüzgar hassas kulaklarına arkasından yavaşça yaklaşan kişinin ıslak toprakta attığı adımlarının sesini ve bir erkek olduğunu anlatan nefes alışverişini taşıdı.Acele etmeden tek elini havaya kaldırıp yüzüğün büyüsünü serbest bıraktı ve arkasındaki adamın şaşırmasına fırsat vermeden ona döndü ve gözlerini onunkilere dikerek konuştu:
-Arkamdan yaklaşan herkese karşı önyargılıyımdır.Ya aptal bir hırsızsın ya da eceline susamış bir yarı elften başka bir şey değilsin gözümde.Bunları söylerken adamın ikisi olmadığını da anladı ve baktığı gözlerde bir kötülük göremedi.Adam hareket ettirebildiği tek yeri olan dudaklarını açarak:
-İkisi de değilim leydim.Amacım da size zarar vermek değil.Derken dudaklarının da donduğunu anladı lafı yarım kalmıştı.
-Ã?yleyse adını ve benden ne istediğini hemen söyle.Ve tekrar adamın dudaklarını serbest bıraktı.
-Adım Maglor dur.Sizden sağlığınız dışında bir şey istemiyorum.Derken kızardığını hissetti Maglor gözlerini kaçırırdı eğer büyüyle zorla elf kızına bakıyor olmasalardı.
-Zarar vermeyeceğime yemin ederim leydim, der demez vücudu gevşedi.Aredhel Maglor un gözlerindeki ışıltıyı ve utancı yakalamıştı.Aynı zamanda çok yorgundu ve başı dönüyordu.Bir sakınca görmedi serbest bırakmakta.Bu beyaz tenli yaprak yeşili gözlü adamdan böyle üzgün bir anında nasıl hoşlanabileceğini bir türlü anlayamıyordu onun ailesinin yasını tutması gereken bir zamandı ama bu çekime karşı koyacak iradeye sahip değildi.Maglor’un yardımına daha doğrusu yalnız kalmamaya o kadar ihtiyacı vardı ki..İkisinin saçları da rüzgarda uçuşuyordu.Gözlerindeki tek fark ise Aredhel’inkilerin ıslak oluşuydu.Maglor aralarında birkaç adım kalana kadar yaklaştı.
-Leydim siz bana adınızı bahşedecek misiniz?diye sorduğu sırada adının Aredhel olduğunu söyleyen yüzdeki gözler gökteki yıldızlar gibi birden sönüp kapandı ve yere düşerken Maglor’un güçlü kollarının onu kavradığını fark etmedi.
Maglor kollarında duranın sevebileceği tek kişi olduğunu anladı ve onu asla bırakmayacağını ikisini de saran rüzgara fısıldadı.Aredhel’e baktı yüzünü örten saçlarını eliyle itti.Yorgun ve üzgün bir bedeni kucaklayıp yavaşça yere bıraktı.Sonra bir ağacın altına gidip pelerinini yere serdi ve Aredhel’i tekrar kucaklayıp ağacın altına yavaşça yatırdı.Hemen gidip kendi atını bağladığı ağaçtan daha yakına getirdi.Eyerde asılı duran çantasından hoş kokulu bir bitkiyle küçük bir kap çıkardı.Aredhel’in yanına gelip yerden aldığı bir taşla bitkiyi kabın içinde ezmeye başladı.Ezildikçe etrafa hafif ve güzel bir koku yayıldı.Maglor kolcu olmasının şu zamana kadar pek çok faydasını görmüştü ama şimdi bambaşkaydı hayatının kadınını karşısına çıkaran aldığı görevdi.Birliğinin en iyi adamını gönderebilirdi ama tanrılar buna fırsat vermedi demek ki sebebi buymuş diye düşündü Maglor.Adamını bir başka birliğe haber göndermesi gerektiği ve başka kimseye güvenemeyeceği için ulak olarak başka bir göreve göndermek zorunda kalmıştı.Tanrıların çok gizemli yolları var dedi ve gülümsedi.Elindeki kaba parmaklarını daldırıp ezilmiş bitkiyi Aredhel’in bileklerine ve alnına sürdü.Bu bitkiyi hep çok sevmişti.Mallorn ağacının nadide yapraklarıydı ve her ormanda yetişmezdi.Kokusu yorgunluk alıp az da olsa hastalara direnç verirdi.Kalkıp Fleal in eyerinden bir battaniye aldı ve yavaşça Aredhel’in üzerini örttü.Hava soğuk değildi.Güzel bir ilkbahar gecesiydi.Her ihtimale karşı alışkanlığı olduğu üzere hançerini ve diğer eşyalarını yerlerindeler mi diye kontrol etti ve Aredhel’in yanına gelip oturdu.şimdi onun uyanmasını bekleyecekti.Oturduğu yerden etrafı dinlemeye ve sevdiğinin yüzünü izlemeye koyuldu.Aklındaki tek şey onu bu şekilde ömür boyu izleyebileceğiydi..
Gizli krallığın habersiz varisi kolcu Maglor’la öldürülen Helyanwé ailesinin kalan son üyesi Aredhel’in ilk karşılaşması işte böyle gerçekleşti.
<strong><br></strong>
Ao
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 392
Joined: Wed Dec 13, 2006 10:00 am
Location: Mersin-Eskiþehir-Ýstanbul
Contact:

Post by Ao »

Güzel hikaye olmuş eline sağlık :king:
<div>I am the Alpha and the Omega, the first and the last, the beginning and the end, the A and the Z, the one who is, the one who was, and the one who is coming, the Almighty, the Ruler of All.</div><br>
Aredheliquas
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 1039
Joined: Sat Apr 23, 2005 10:00 am
Location: Ankara
Contact:

Post by Aredheliquas »

Hemm. bak dün dikkatimi cekmmeiş bu yazı şimdi okudum güzelmiş.
ellerine sağlık :clap:
<div>Duvarlar renkli olsada, karanlıkta ne görebilirsinki?... Bir köre rengi, nasıl anlatabilirsinki?</div><br>
Post Reply

Who is online

Users browsing this forum: No registered users and 2 guests