Yeniden Doğuş:
1. Bölüm "İki farklı yerde..."
1971, Veber Kasabası
Soğuk geçen kış ayının ardından yeniden güneş tüm ihtişamıyla yüzünü göstermişti. Ama kasaba halkının kış mevsiminin yol açtığı zararı kapatması tüm bahar aylarını çalışmakla geçirmelerine yol açmıştı. Tarım alanları soğuktan işlenmez hale gelmiş. Evlerin damları geçen hafta olan şiddetli fırtınanın sebep olduğu yıldırımlar yüzünden aşırı masraf gerektiren tamir ve bakım işini çıkartmıştı bir de. Ã?ocukların çoğu ise hastalıktan okullarına gidememişti. Eğitimleri yarım kalmıştı. Kış ortasında ortaya çıkan salgın ise çoğu yeni doğan bebeğin ölümüne yol açmıştı.
Her şey bunlarla da sınırlı değildi. Her hafta sonu gizemli şekilde on beş, on altı yaşlarında bir kız çocuğu kaybolmaktaydı. Hiç birinden bir daha haber alınamamıştı. Kış mevsiminin getirdiği hava koşulları da aramayı zorlaştırıyordu. Dağlardan inen kurt sürüleri de buna dahildi.
Bahar gelip soğuk havanın getirdiği tüm zararları karşılacağını umdutları güneş her gün artık düzenli bir biçimde gündüz vakitlerini aydınlattığından beri kaybolan yirmi kız çocuğun aranmasına yeniden başlanılmıştı.
Kasabanın en yaşlısı Ruklil'e göre kızların kaybolmasının tek bir sebebi vardı: Her yüz yılda bir olduğu gibi yine kendine gelin seçmeye geldi. Kim diye sorduklarında da cevap veremiyordu. Titremeye başlıyordu kuru ve çatlamış dudakları.
Zaten neredeyse hiç kimse yaşlı adamın dediğiyle ilgilenmiyordu. Eski efsaneler diye geçiştiriyorlardı. Kaybolan kızlarının peşine düşen aileler de hiç kasabanın sorunlarıyla ilgilenmeyen ülkelerinin başındakileri suçluyordu.
Verber, Herferger Ölkesinin Güney Ak Dağlarının doğu ucunda yer alan ulaşılması arabayla aylar alan bir kasabaydı. Arada bir ülkenin başındaki kişilerin başına kasaba aklına geldiğinde helikopter vasıtasıyla yardım paketleri yolluyorlardı. Ama yine de bu yetersizdi. Ã?ğretmen de doktor da çok azdı kasabada. Kimse de orda zaten öğretmenlik veya doktorluk yapmak istemiyordu.
Sadece bu kasabada büyümüş sonra okumak için ülkenin iyi okullarına gitmiş kişiler, meslek sahibi olduklarında buraya çalışmak için gönüllü oluyorlardı.
Bunlardan biri de okulun üç öğretmeninden en genci olan Aiden'dı. Aiden'ın fiziksel özelliklerine bakarak etkilenmemek kasabada evlenme çağına gelmiş hiç bir kız için mümkün değildi. Ama onun gözü kilisenin sahibi Henry'nin kızı Elisa'daydı.
Haftasonu gönüllü olarak arama çalışmalarına katılacaktı. Ama önce Elisa'yla dışarıda bir yürüyüşe çıkacaktı. Aynaya baktı. Alt dudağının altındaki sakalını düzeltti. Saçlarının uzayan kısımlarını makasla kesti. Kasabada alınabilecek en pahalı parfümü sıktı. Her türlü kişisel bakım işini kendisi yapardı. Pek berbere de gittiği yoktu.
Aynı zaman diliminde Elisa da, Aiden'dan biraz daha fazla abartıya kaçacak şekilde süslenmekteydi. Ablasının ona hediye ettiği ruju ilk defa kullanıyordu. Koyu kırmızı rengin kendisine yakıştığını düşünürken aynadaki yansıması ona biraz farklı geldi bir an için. Sanki kırışmış göz kapaklarıyla, yaşlı elleriyle ona bakan başka biri vardı aynada.
Kendine gelmesi pek uzun sürmedi. Babası Henry, kızının hazırladığı kahvaltısını ederken bugün yapacağı şeyleri kafasında tartıyordu. Elisa merdivenlerden hızla inip babasının yanağından öptü:
"Elisa, bugün normalden biraz daha mutlu görünüyorsun. Bu beni mutlu etmiyor değil ama."
Elisa askılıktan yağmurluğunu alırken babasına:
"Fırına koyduğum keki sakın elleme, emi baba? İki saati var çıkması için. Ben bir saate döneceğim zaten. Bugün giyeceğin pantolonunu da ütüledim. Yatağının üstüne koydum. Görüşürüz."
"Elisa!", diye arkasından seslense de Henry, çoktan kapı kapanmıştı.
***
Verber kasabasına fazla uzak olmayan bir kale vardı. Kalenin son sahibi bundan beş yüz sene önce hayata gözlerini yummuştu. şimdi kalenin sahibi başka biriydi. Yüz yıllık uykusundan kalkmıştı. Gözlerindeki buz mavisi renk, kendi kişiliğinin bir yansıması gibiydi. Buz gibi vicdanı vardı. Pelerinini düzeltirken kalenin en geniş balkonuna çıktı. Güneş ne kadar kızgın olursa olsun bu sefer savaşı kendisi kazanacaktı. İlerden gelen hırlama seslerinden beklediği misafirin geldiğini anladı: Bembeyaz kürkü ve acımasız duruşuyla bir kurt adam.
Kurt adam kalenin içine girdikten bir süre sonra değişim geçirdi ve tıknaz bir adama dönüştü. O sırada kalenin sahibi de yanına yaklaşmaktaydı. Güler yüzlü görünmeye çalışarak:
"Dışarıdaki güneşe ardırmadan, gecenin sana ay ışığını sunmasını beklemeden, istediğin vakit korkusuz ve acımasız bir yaratığa dönüşmek nasıl bir duygu?", diye sordu.
Tıknaz adam nefes nefeseydi. Konuşmaya gayret göstererek:
"İlacının bir sorunu var ama."
Kalenin sahibi şaşırmış görünerek: "Neymiş?", diye sordu.
"Beni daha vahşi ve aç birine dönüştürdü."
"Daha iyi ya. Olması gereken bu zaten."
"Ama sen bir vampir değil misin? Kan içmeden, hem de güneşe çıkarak bunca saat nasıl dolaşabiliyorsun?"
Buz mavisi gözleri tıknaz adamı süzerken kalenin sahibi gülümseyerek:
"Belki de bir vampir değilimdir.", dedi ve arkasında sakladığı tabancayı çıkartıp adamı alnından vurdu.
Tıknaz adamın cesedine bakarken: "Biliyorum. Yalancının tekiyim. Ama ne yapabilirim? Sana yapacağım deneyde ihtiyacım olacak."
***
Elisa ve Aiden on beş dakika boyunca pek fazla konuşmadan ormanın içinde dolaştılar. Etraftaki kuş seslerini, sincapların fındık yerken çıkarttıkları sesler ve daha nice huzur getiren sesleri dinlemek onları konuşarak ormanın ahengini bozmak istememelerine neden oluyordu. Sadece gözlerine birbirlerine bakmak, bazen konuşmaktan daha anlamlı oluyordu.
Ormanın yakınındaki göle gittiklerinde artık daha rahat davranabilirlerdi. Elisa göle elini soktu. Buz gibi su birden hoşuna gitti. Ama ayaklarını sokmaya cesaret edemedi.
Aiden birden ayakkabılarını çıkartmaya başladı: "Biraz sersemlemiş gibi hissediyorum. İznin olursa biraz yüzeceğim."
Elisa şaşırmıştı: "Mayonu filan mı getirdin? Deseydin ben de..."
"Hayır. Böyle şeylere gerek yok. O türlü kurallara böyle unutulmuş bir yerde uymanın gereği var mı?"
Pantolununu ve gömleğini çıkartırken ne kadar Aiden rahat davranıyorsa Elisa, onun kıyafetlerini üstün körü çimlere fırlatmasını izlerken birden utandığını farkediyordu. Aiden her sabah koşardı yaklaşık yarım saat bir saat arası bir süre zarfında. Bunun yanında özel okulda okurken yüzme sporuyla ilgilendiğinden vücudunu geliştirmişti.
Aiden buz gibi sulara tereddüt etmeden girdi. Titrediğini ya belli etmiyordu ya da soğuk ona pek etki etmiyordu. Elisa onu sadece izlemekle yetindi. Birden aklına küçüklük anıları geldi. Babasının on yaşındayken oduncu Jebr'in oğluyla tanıştırdığı gün hayatının dönüm noktalarından biriydi. O güne kadar sadece komşusunun oğlu ve en yakın arkadaşı olarak gördüğü Aiden bunu çok kıskanmış, ertesi gün sudan bir sebepten oduncunun oğluyla kavga etmişti. Kavganın sudan sebebi Elisa'nın ne kadar güzel bir kız olduğunu çocuğun en az on defa tekrar etmesiydi.
İki yıl aradan sonra ilk defa Aiden, Elisa'dan hoşlandığını itiraf etmişti. Daha on iki yaşında oldukları içinse aileleri bu olayları aralarında gülerek anlatmaktaydı. On beş yaşına geldiklerinde iş biraz ciddiye binmişti. Elisa'nın babası Henry, ikisini uygunsuz bir vaziyette yakalamıştı. Henry aynı zamanda din adamı olduğu için normalden biraz daha fazla tepki göstermişti. Zaten bir süre sonra da özel bir okuldan Aiden'ın babasına ilginç bir teklif gelmişti. Karlı bir günde gelen bir posta tüm olayların unutulmasını sağlamıştı. Aiden özel okula okumaya gitmişti. Henry ile Aiden'in babası yine eskisi gibi iki iyi arkadaş olmuşlardı.
Elisa'nın sağ omuzuna damlayan iki damla su anılarından uzaklaşmasını sağlamıştı. Aiden gölden çıkmıştı ve Elisa&'yı seyretmekteydi. Gözleri masmaviydi. Elisa'nınkiler de Kahverengiydi. Sade bir güzelliği vardı. Aiden birden sessizliği bozdu: "Seni eski bir dostumla tanıştırmak istiyorum."
"şimdi mi? Peki ya aramaya katılmayacak mısın?"
"Merak etme. Benim için çok önemli biri."
Elisa hiç bir şey anlamamıştı: "Sen iyi misin? Eski bir dostun olsa ben bilirdim herhalde. Birbirimizi doğduğumuzdan beri tanıyoruz."
Aiden birden bocalar gibi olmuştu. Sonra: "Hayır. Bu o kadar da eski değil. Sana belki de hiç bahsetmemişimdir. Haydi gidelim.", dedi ve elini Elisa'ya uzattı.
Elisa, Aiden'in elini tuttuğunda garip bir duyduya kapıldı. Yabancı bir adamın elini tutmuş gibi hissetti.
***
Henry kilisesinin önünü temizlemekteydi. Kiliseye pelerinli biri yaklaşmaktaydı. Henry gözlüğünü içerde unuttuğu için önce çıkartamadı geleni: "Kimsiniz?", diye sordu.
Siyah şapkasını başından çıkarttıktan sonra gelen kişi sevecen bir sesle:
"Benim. Aiden. Bugün Elisa'yla dışarı yürüyüşe çıkacaktık. Ama beklediğim halde gelmedi. Acaba bir sorun mu var? Biliyorsunuz. Arama çalışmasına da katılmam lazım."
Henry süpürgeyi duvara dayadı. Sonra iyice Aiden'a yaklaştı. Aiden'in kahverengi gözlerine baktı. Sade bir yakışıklılığı vardı Aiden'in.
"Dışarı çıkalı bir saati geçti. şimdi ben de merak ettim. Bana çıkmadan önce bir saate kadar gelirim demişti."
***
Kalenin duvarlarında birbirinden değişik tablolar vardı. En ilginci ise bu kalenin bundan önceki sahibinin kızının çizdiği tabloydu. Resimde Gümüş renkli bir kabzası olan sivri ucu yukarıda bir kılıç vardı. Resmin arka planı tamamiyle kan kırmızısı renge boyanmıştı. Kalenin şimdiki sahibi uzun uzun bu resmi inceledi.
"Yıllardır resmin anlamını araştırıp durdum. Artık her şey çözülmek üzere."
Elindeki kadehde koyu kırmızı renkli bir sıvı vardı. Onu tabloya fırlattı. Bir süre sonra tabloya sıçrayan garip sıvı resim tarafından emildi. Adamın gülümsemesi birden söndü: "Daha ne kadar pis kan istiyorsun?&", diye tabloya bağırdı.
***
İyice tedirgin olmuştu Elisa. Aiden'in onu nereye götürmek istediğini merak ediyordu. Ama bir tarafı öğrenmemesinin daha iyi olacağını söylüyordu. Aiden tekrar Elisa'ya baktı o mavi gözleriyle.
Elisa'ya yaklaştı ve ilerde pek seçilemeyen gölgede kalmış yeri gösterdi: "İşte orası bahsettiğim kişinin evi."
Gölgeye yaklaştıkça Elisa oranın bir kulübe olduğunu fark etti. Biri kulubenin önünde odun kesmekteydi baltasıyla. Elisa onu tanıdı.
"Sen!"
şaşkınlığı bir süre geçmedi. Görmeyi umduğu son kişiydi bu. Aiden'in neden bu kadar garip davrandığının şimdi farkına varmıştı.
Baltasını yere bıraktıktan sonra adam onlara yaklaştı. Kömür karası saçları vardı. Elleri saatlerce odun kesmekten kirlenmişti. Ama gülümsemesi hiç silinmiyordu oduncunun.
"Gerçekten yüz defa anlatılıp bu konu yüzünden dayak yemeye deyecek kadar güzel olan bir bayanı görme şerefine erişmemin sebebini öğrenebilir miyim?"
1. Bölümün Sonu
Yeniden Doğuş
2. Bölüm "Oduncu Kuzen"
Jack, Elisa'nın babasının en küçük kardeşi oduncu Jebr'in tek oğluydu. İlk defa Elisa, onla on yaşındayken tanışmıştı. Aiden'ın, Jack'in Elisa'nın kuzeni olduğunu öğrenmesi ancak aralarında çıkan ve sonu Jack'in burnunun kırılmasıyla sonuçlanan kavgadan sonra olmuştu. Yaptığından utansa da Elisa’nın bu olay hoşuna gitmişti. İlk kez bir erkek kendisini kıskandığı için olay çıkartmıştı. Jack, kuzeninin çok güzel olduğunu defalarca gün boyu tekrar edip durmuştu: "Bir peri kızı resmen!"
Jebr ile Henry arası aslında yıllarca kötüydü. Babaları ölünce babasının yaptırdığı kiliseyi yıkmak istemişti Jebr. Bir firma oraya apartmak dikecek, iki daireyi de onlara verecekti. Henry, babasının mirasına sahip çıkınca araları açılmıştı. On beş yıl sonra Henry karısının ölüm haberini aldığında Jebr, kardeşinin yanına acısını paylaşmaya gitti. Daha on yaşında olan Elisa, daha annesinin kaybetmenin getirdiği acıyla boğuşurken bir de iki tane tanımadığı akrabayla karşılaşmıştı.
Aiden ve Jack arasında olan sürtüşmeden bir iki sonra Jebr ve oğlu tekrar evlerine geri dönmüştü. Ama Aiden, yaptığına çok pişmandı ve kendini affettiremeden Jack’in ayrılmasına üzülmüştü. Tabi bunun yanında Elisa’nın kendisine olan ilgisi de hoşuna gidiyordu.
On iki yıl sonra, Mukter Korusunun yakınında eski bir kulübede tüm bu anılar ardı ardına tekrar hatırlandıkça kah üçünün yüzünde gülümsemeler oluşuyordu, kah birbirlerine sarılarak ağlamalarına sebep oluyordu.
"Eski bir dost ha?", dedi Elisa gülümsemesini sürdürerek.
***
Kalenin sahibi kalenin en üst katına çıktı. En üst katı kompile kütüphaneye çevirmişti. Masanın üzerine bıraktığı kalın kitabı eline aldı. Üzerindeki tozları üfleyip kapağını açtı. Aradığı şeyi bulması uzun sürmedi. Sinirliydi. Elleri titriyordu.
"Neden olmuyor? Her şeyi denedim. Kitaba harfiyen uydum. Zamanım azalıyor. Yüz yıllık uykumun bana kazandırdığı güç ve enerji bana yetmemeye başladı."
O anlık öfkeyle kitabı fırlattı. İki eliyle alnını oluşturmaya başladı. Birden etraf sisle dolmaya başladı. Arkasından yaklaşan tehlikeyi farketmesi uzun sürmemişti.
Gölge formunda dolaşan bir büyücüydü arkasından sinsice yaklaşan. Hala gölgeler içindeydi. Soğuk ve gaddar bir ses tonuyla konuşuyordu:
"Hala kitaptaki laneti bozmayı başaramadın mı?"
"Sen de kimsin?"
"Tam yüz yıl oldu, Kelf. Hala unutamıyorsun o gece yaptıklarını."
"Amacın ne?"
"Sence ne olabilir? Bir düşün bakalım."
Buz mavisi gözleri bir anda daha da büyüdü kale sahibinin. Dehşet dolu bir yüzle: "İntikam mı?", diye sordu.
***
On gündür mağaradan çıkamamıştı. Artık açlığa ve susuzluğa dayanamayacaktı. Son bir gayretle ayağa kalkmayı denedi. Pençelerinden destek aldı. Güneşe lanet okurken dönüşümünün tek suçlusunun kim olduğuna adı gibi emindi güçsüz düşen kurt adam. Kahverengi postundaki pislikleri temizlemeye çalıştı. İyice mağaranın dibine çekildi. Hırlamaya benzeyen bir sesle:
"Neden eski halime dönemiyorum gündüz olduğu halde?", diye söylendi.
2. Bölümün Sonu
Jack, Elisa'nın babasının en küçük kardeşi oduncu Jebr'in tek oğluydu. İlk defa Elisa, onla on yaşındayken tanışmıştı. Aiden'ın, Jack'in Elisa'nın kuzeni olduğunu öğrenmesi ancak aralarında çıkan ve sonu Jack'in burnunun kırılmasıyla sonuçlanan kavgadan sonra olmuştu. Yaptığından utansa da Elisa’nın bu olay hoşuna gitmişti. İlk kez bir erkek kendisini kıskandığı için olay çıkartmıştı. Jack, kuzeninin çok güzel olduğunu defalarca gün boyu tekrar edip durmuştu: "Bir peri kızı resmen!"
Jebr ile Henry arası aslında yıllarca kötüydü. Babaları ölünce babasının yaptırdığı kiliseyi yıkmak istemişti Jebr. Bir firma oraya apartmak dikecek, iki daireyi de onlara verecekti. Henry, babasının mirasına sahip çıkınca araları açılmıştı. On beş yıl sonra Henry karısının ölüm haberini aldığında Jebr, kardeşinin yanına acısını paylaşmaya gitti. Daha on yaşında olan Elisa, daha annesinin kaybetmenin getirdiği acıyla boğuşurken bir de iki tane tanımadığı akrabayla karşılaşmıştı.
Aiden ve Jack arasında olan sürtüşmeden bir iki sonra Jebr ve oğlu tekrar evlerine geri dönmüştü. Ama Aiden, yaptığına çok pişmandı ve kendini affettiremeden Jack’in ayrılmasına üzülmüştü. Tabi bunun yanında Elisa’nın kendisine olan ilgisi de hoşuna gidiyordu.
On iki yıl sonra, Mukter Korusunun yakınında eski bir kulübede tüm bu anılar ardı ardına tekrar hatırlandıkça kah üçünün yüzünde gülümsemeler oluşuyordu, kah birbirlerine sarılarak ağlamalarına sebep oluyordu.
"Eski bir dost ha?", dedi Elisa gülümsemesini sürdürerek.
***
Kalenin sahibi kalenin en üst katına çıktı. En üst katı kompile kütüphaneye çevirmişti. Masanın üzerine bıraktığı kalın kitabı eline aldı. Üzerindeki tozları üfleyip kapağını açtı. Aradığı şeyi bulması uzun sürmedi. Sinirliydi. Elleri titriyordu.
"Neden olmuyor? Her şeyi denedim. Kitaba harfiyen uydum. Zamanım azalıyor. Yüz yıllık uykumun bana kazandırdığı güç ve enerji bana yetmemeye başladı."
O anlık öfkeyle kitabı fırlattı. İki eliyle alnını oluşturmaya başladı. Birden etraf sisle dolmaya başladı. Arkasından yaklaşan tehlikeyi farketmesi uzun sürmemişti.
Gölge formunda dolaşan bir büyücüydü arkasından sinsice yaklaşan. Hala gölgeler içindeydi. Soğuk ve gaddar bir ses tonuyla konuşuyordu:
"Hala kitaptaki laneti bozmayı başaramadın mı?"
"Sen de kimsin?"
"Tam yüz yıl oldu, Kelf. Hala unutamıyorsun o gece yaptıklarını."
"Amacın ne?"
"Sence ne olabilir? Bir düşün bakalım."
Buz mavisi gözleri bir anda daha da büyüdü kale sahibinin. Dehşet dolu bir yüzle: "İntikam mı?", diye sordu.
***
On gündür mağaradan çıkamamıştı. Artık açlığa ve susuzluğa dayanamayacaktı. Son bir gayretle ayağa kalkmayı denedi. Pençelerinden destek aldı. Güneşe lanet okurken dönüşümünün tek suçlusunun kim olduğuna adı gibi emindi güçsüz düşen kurt adam. Kahverengi postundaki pislikleri temizlemeye çalıştı. İyice mağaranın dibine çekildi. Hırlamaya benzeyen bir sesle:
"Neden eski halime dönemiyorum gündüz olduğu halde?", diye söylendi.
2. Bölümün Sonu
Who is online
Users browsing this forum: No registered users and 0 guests
