Kalanlar *Hikaye*
Kalanlar *Hikaye*
Yaltık köyünde sıradan bir gündü.Sıkıcılık diz boyuydu.Herkes elinde olanla ilgilendiğinden, kimse kimseyle ilgilenmiyordu.Tabii gelen tüccarlarla olan ilişkiler, komşu ilişkisinden çok daha öteydi.Hele hele kadınlar için....
Köye bir haftada alışmak imkansız olsa bile, buna uğraşıyordu genç keşiş. Günün sabahında, ormana gidiyordu.Sapanlarla avlanıyor, akşama anca geliyordu.Akşamda duvarlarda çalışıyordu, eğer henüz hayvan yakalayamamışsa, ormanda ağaçlarda çalışıyordu.Henüz eğitimi tamamlanamamıştı.Sinirden ilk iki-üç gün uyuyamamıştı.Tabii tek sebep sinir de değildi.Yâr'inden ayrı, bir hafta ona ecel gibiydi, kime değil ki?
Her şey tek bir iftira ile bitmişti, ilk önce Manastır'ından kovulmuştu, sonra dışlanmıştı. En sonunda tüm kasaba -hatta sevdiği tarafından bile-, Huor'a düşman kesilmişti.Evinden çıkarken yanı başına ok saplandı ilk önce, ardından evi cayır cayır yakıldı.Sonra da tüm kasaba taşlayarak kovdu onu Serta köyünden.Acı çekmek sorun değildi, alışılırdı.Ama sevdiği kızın attığı taş.Kız göz göre göre, fırlattı, ancak Keşiş kaçmak için en ufak bir hamle dahi yapmadı.İlk önce kafasına çarpan taşı hissetmemişti.Sonra bir sızı koptu, akan kan, omzuna damlayınca fark etti, kafasına geldiğini.Çok kötü bir şekilde ağrıyordu, ama başı değil, gönlü.Ağlıyordu acıdan, aşk acısından.
Fakat unutacaktı mecburen.Serta köyü çok büyüktü Yaltık köyüne göre.Ne Manastır vardı Yaltık da, ne bir kilise.Tamamen bir ticaret köyüydü.Kimse kimseyi sevmezdi.Ã?ünkü herkes rakipti.Tüccarlar için bedenini, ruhunu satanlarla doluydu.
Keşiş'in tek günahı, çok güçlü ve gururlu olmasıydı.Ne niyetle, bir Lord'a meydan okur ki bir insan? Bırak dilediği gibi vursun köylüye. Çok mu iyi oldu şimdi? Madem kavga ediyorsun, bari yenme.
Köye bir haftada alışmak imkansız olsa bile, buna uğraşıyordu genç keşiş. Günün sabahında, ormana gidiyordu.Sapanlarla avlanıyor, akşama anca geliyordu.Akşamda duvarlarda çalışıyordu, eğer henüz hayvan yakalayamamışsa, ormanda ağaçlarda çalışıyordu.Henüz eğitimi tamamlanamamıştı.Sinirden ilk iki-üç gün uyuyamamıştı.Tabii tek sebep sinir de değildi.Yâr'inden ayrı, bir hafta ona ecel gibiydi, kime değil ki?
Her şey tek bir iftira ile bitmişti, ilk önce Manastır'ından kovulmuştu, sonra dışlanmıştı. En sonunda tüm kasaba -hatta sevdiği tarafından bile-, Huor'a düşman kesilmişti.Evinden çıkarken yanı başına ok saplandı ilk önce, ardından evi cayır cayır yakıldı.Sonra da tüm kasaba taşlayarak kovdu onu Serta köyünden.Acı çekmek sorun değildi, alışılırdı.Ama sevdiği kızın attığı taş.Kız göz göre göre, fırlattı, ancak Keşiş kaçmak için en ufak bir hamle dahi yapmadı.İlk önce kafasına çarpan taşı hissetmemişti.Sonra bir sızı koptu, akan kan, omzuna damlayınca fark etti, kafasına geldiğini.Çok kötü bir şekilde ağrıyordu, ama başı değil, gönlü.Ağlıyordu acıdan, aşk acısından.
Fakat unutacaktı mecburen.Serta köyü çok büyüktü Yaltık köyüne göre.Ne Manastır vardı Yaltık da, ne bir kilise.Tamamen bir ticaret köyüydü.Kimse kimseyi sevmezdi.Ã?ünkü herkes rakipti.Tüccarlar için bedenini, ruhunu satanlarla doluydu.
Keşiş'in tek günahı, çok güçlü ve gururlu olmasıydı.Ne niyetle, bir Lord'a meydan okur ki bir insan? Bırak dilediği gibi vursun köylüye. Çok mu iyi oldu şimdi? Madem kavga ediyorsun, bari yenme.
Keşiş Manastır'dayken birkaç şeyin ters gittiğini farketmeye başladı.Lord denilen kişi, - ki adı bile bilinmiyordu-, gitmemesi gereken yerlere uğruyor(!), her akşam bir han'a gizlice giriyordu.Han'a girmemesi için hiçbir sebep olmasa da, neden gizlice girerdi ki bir Lord!Takip etmeye karar verdi bir gün.Sonuçta asayiş onun göreviydi ve eğer ki asayişi düzeltebilirse, belki bir öğrenci olmaktan çıkabilirdi.Bu duygularla coştu ve, yola çıktı.
O dönem yasalarına göre, bir Lord'un en fazla, bir köyü olabilirdi.Birden fazla köyü olanlar kral'a teslim etmek zorundaydı, ve krallarda yeni lordlar gönderirdi.Tabii eskiden böyle kurallar olmamasına rağmen krallık, işi tamamen elinde tutmak istiyordu.Bu nedenle Lord'larla anlaşma yapıp, onları tamamen kendine bağladı.Tabii Lord'lara bol miktarda para vermek zorundaydı böyle bir şey için.Ã?ünkü Lord'lar krallardan güçlüydü.Ancak kral olmak için savaşamazlardı.Ã?ünkü, böyle bir durumda diğer Lord'larla karşı karşıya gelebilirlerdi.Zaten en güçlü olan lord, krala tamamen sadıktı.Oysa diğerleri...
Huor Lord'u takip ederken daha fazla inceleme fırsatı buldu.Zaten ormanı tamamen tanıyordu.Lord biraz daha ilerledikten sonra kasaba göründü.İlk başta orman tarafından gireceğini zannetti Huor, yoksa neden kendisini gizlesin ki?Ancak o an Lord, üstündeki bütün maskeleri çıkardı, ardından etrafını dolaştı kasabanın ve içine önden ihtişamlı bir şekilde girdi.O an Huor'un gözleri parladı.Zafer parıltısı gözünden yüzüne gözyaşı olarak taştı.Kralın kendisine vereceği hediyeyi düşündü.Belki onu Lord olarak atayabilirdi.Bir ihanet, ne demekti.İdam vermezlerdi, ancak Lord'luğu elinden alınırdı.
Ardından son gücüyle koşarak kasabaya geldi ve yatağına yattı.Ertesi sabah kalktığında hemen kasabanın arkasına geçti ve gizlice beklemeye başladı.Lord her gün aynı saatte gelirdi.Lord gelir gelmez, kafasına vurarak bayılttı ve gülümseyerek kasabaya getirdi.Sonra bir tüccara bir mektup verdi ve bunu Kral'a götürmesini söyledi.Tüccar'ların hepsi kral'ın huzuruna gelebilirdi o zamanlar.Bir an tüm kasabalı keşişe doğru ilerlemeye başladı.Keşiş Lord'u yere bıraktığı zaman, kasaba halkı, keşişe çullanarak iple bağladılar.Daha ne olduğunu anlatmadı zavallı, bırakın!Ayıldığında iple bağlı olmasa da, etrafında mızraklı, kılıçlı hatta oklu adamlar bekliyorlardı.Sonra Lord *Öldürün* manasında emir verdi.Yerli halktan bir genç birkadın -ki kendisi içten içe keşişe aşıktı- lordun bacağına atladı bir anda.*Lord'um ne olur öldürmeyin, isterseniz, köle olarak alabilirim* dedi.Ancak Lord tekme atar atmaz, kadın geri fırladı.
Huor'un bir anda gözü döndü.Gözünün önünde, genç bir kıza tekme atılmıştı.Kim atarsa atsın, buna hakkı yoktu.*SEN* dedi.*NEDEN KENDİNE GÃ?RE BİRİSİNE VURMAYI DENEMİYORSUN* dedi.Bunun son anları olduğunu biliyordu.Ancak bir Lord asla düello teklifini reddemezdi.Bu düello mutlaka olacaktı.Ancak yasalara göre keşişte idam edilecekti.Zaten keşiş çok büyük bir ihtimalle yenemezdi.Ã?ünkü Lord yıllarca eğitim almıştı.Oysa Keşiş ilk kez kılıç alacaktı eline.
Ardından Lord askerlerin birinin elinden kılıcı kaptı.Askerlerden biri de, kılıcı Huor'a fırlattı.Tabii refleks eğitimi almış biri için çok kolaydı kapmak.Kılıç eline küçük geliyordu.Yumruk ya da tokat ata ata, eli büyümüştü.Ancak bir kaç denemeden sonra nasıl tutmanın daha kolay olduğunu karar verdi.
Sonra Lord kılıcı olduğu yerden aniden havaya kaldırdı, aynısını keşişte yaptı.Lord kaçmayacağına dair yemin etti, keşişte aynı şekilde.Sonra *BAşLA* diye bağırdı Lord.
Keşiş kılıcı rastgele savuruyordu.Eğer ki silahsız savaşıyor olsalar, tek vuruşta dağıtabilirdi Lord'un beynini.Ancak bir kılıç...
Lord kılıcı ustaca kullanmak yerine kendisini koruyordu.Keşiş ise zamanla yavaşlıyordu.Öldürmek istemese de, öldüremezse kendisi boşu boşuna ölmüş olacaktı.İki tarafta tamamen vakit öldürüyordu.Sonra keşiş saldırmaya karar verdi.Kılıcı son hızıyla yandan savurdu.Lord hazırlıksız yakalansa da, tek hamleyle engelledi, tabii bu Keşiş'in canına mâl olabilirdi.Keşiş, seken kılıcını toparlayana kadar lord çoktan kılıcını yandan savurmuştu.Keşiş hemen geri sekti, ancak göğsünde büyük bir yarık açılmıştı.Herkes nefesini tutmuş izliyordu.Keşişi seven kız köşede ağlıyordu.Huor'un sevdiği kız ise, yalnızca izliyordu.Hiçbir şekilde zevk ya da heyecan duymuyordu.
Keşiş ilk kez böylesine bir acı duyuyordu, daha önce bolca kez kemikleri kırılmıştı, ancak bir yarık...
Tekrar kendisini toparlasa da, kavga boyunca, her kılıç sektiğinde, göğsü titriyordu.Yerler al kana bulanmıştı.Sonra keşiş eğilip yanına atlamak istedi Lord'un, böylece dizlerini parçalayabilecekti.Ancak bu göğüs acısıyla imkansızdı.
Tabii Lord keşişin kıpırdamaktan dahi aciz olduğunu farketmesiyle, saldırılarını artırdı.Fakat Lord kılıcını tam savurmak için kenara çekince, keşiş daha hızlı olması gerektiğini farketti.Yoksa ölebilirdi.Aniden kılıcını alttan kaldırırken, kendisi eğildi.Lord'un kılıcı keşişin üstünden geçerken kılıcını kaldıran Huor, Lord'un kolunu parçaladı.Lord zaten keşişe göre yaklaşık 10 santim uzundu(1 metre 90 santim).Bu yüzden kılıcı Lord'a kadar yetişteremezdi.Lord'un kılıcı sağ elinde fırladıktan sonra Lord ani bir hamleyle sol eline aldı kılıcı.Ancak kullanması neredeyse imkansızdı.Çok feci şekilde ağrıyordu kolu.Huor'un eğilip kılıcı savurması esnasında, göğsündeki yara iki katına çıkmıştı ve etraf kandan geçilmez olmuştu.Zaten mekanı daraltan savaşçılar bile kanlar içinde izliyorlardı savaşı.Lord'un sağ kolunda, dirsek ile bilek arasında kalan bölge sanki iple tutunuyordu.Kılıç yarısına kadar girmişti.Huor ise kıpırdayamıyordu.
Savaşa sebep olan kız ise, ağlaya ağlaya seyrediyordu.Huor eğer ki solak olmasaydı belki asla bu savaşı kazanamayabilirdi.Ã?ünkü artık Lord kendisine göre tamamen boşta kalıyordu.
Ancak Lord sol elini kullanmakta bile ustaydı, hatta sol elinde bile Huor'dan daha iyiydi.Biraz daha zayıf olsaydı, Huor o anda yaşamıyor olacaktı.Son gücüyle bir kez daha kılıcı savurdu Huor'a, Huor'un ters tarafına gelen bu kılıçtan kurtulması hiç kolay olmamıştı.Sola atladı son gücüyle, ve kılıcın menzilinden uzaklaştı.Ardından son gücüyle Lord'un üzerine doğru koştu ve atladı,
Kılıcısol eliyle tutuyordu, ancak gövdesi üzerinden sağa yatırmıştı kılıcı.Lord'un boşluğuna gelmişti ve Keşiş, sağdan sola son gücüyle çekti kılıcı.Ardından Lord'un kafası havada dalgalandı ve düştü.Ancak bu kadar da değildi.Huor olduğu yere yığıldı ve bayıldı.Herkes soluğunu tutmuştu.Huor'u seven genç kız, düşmüş olduğu yerden bakıyordu.Yaklaşık bir 20 saniye kimseden ses çıkmadı.Sessizliği bozan Huor'un sevdiği kız olmuştu.Sinirle çekti gitti.Sonra kasaba halkı sinirle birer birer uzaklaştı.Erler ise Huor'u alıp yarasını pansuman ettiler, Ancak ayıldıktan sonra öldüreceklerdi.
O dönem yasalarına göre, bir Lord'un en fazla, bir köyü olabilirdi.Birden fazla köyü olanlar kral'a teslim etmek zorundaydı, ve krallarda yeni lordlar gönderirdi.Tabii eskiden böyle kurallar olmamasına rağmen krallık, işi tamamen elinde tutmak istiyordu.Bu nedenle Lord'larla anlaşma yapıp, onları tamamen kendine bağladı.Tabii Lord'lara bol miktarda para vermek zorundaydı böyle bir şey için.Ã?ünkü Lord'lar krallardan güçlüydü.Ancak kral olmak için savaşamazlardı.Ã?ünkü, böyle bir durumda diğer Lord'larla karşı karşıya gelebilirlerdi.Zaten en güçlü olan lord, krala tamamen sadıktı.Oysa diğerleri...
Huor Lord'u takip ederken daha fazla inceleme fırsatı buldu.Zaten ormanı tamamen tanıyordu.Lord biraz daha ilerledikten sonra kasaba göründü.İlk başta orman tarafından gireceğini zannetti Huor, yoksa neden kendisini gizlesin ki?Ancak o an Lord, üstündeki bütün maskeleri çıkardı, ardından etrafını dolaştı kasabanın ve içine önden ihtişamlı bir şekilde girdi.O an Huor'un gözleri parladı.Zafer parıltısı gözünden yüzüne gözyaşı olarak taştı.Kralın kendisine vereceği hediyeyi düşündü.Belki onu Lord olarak atayabilirdi.Bir ihanet, ne demekti.İdam vermezlerdi, ancak Lord'luğu elinden alınırdı.
Ardından son gücüyle koşarak kasabaya geldi ve yatağına yattı.Ertesi sabah kalktığında hemen kasabanın arkasına geçti ve gizlice beklemeye başladı.Lord her gün aynı saatte gelirdi.Lord gelir gelmez, kafasına vurarak bayılttı ve gülümseyerek kasabaya getirdi.Sonra bir tüccara bir mektup verdi ve bunu Kral'a götürmesini söyledi.Tüccar'ların hepsi kral'ın huzuruna gelebilirdi o zamanlar.Bir an tüm kasabalı keşişe doğru ilerlemeye başladı.Keşiş Lord'u yere bıraktığı zaman, kasaba halkı, keşişe çullanarak iple bağladılar.Daha ne olduğunu anlatmadı zavallı, bırakın!Ayıldığında iple bağlı olmasa da, etrafında mızraklı, kılıçlı hatta oklu adamlar bekliyorlardı.Sonra Lord *Öldürün* manasında emir verdi.Yerli halktan bir genç birkadın -ki kendisi içten içe keşişe aşıktı- lordun bacağına atladı bir anda.*Lord'um ne olur öldürmeyin, isterseniz, köle olarak alabilirim* dedi.Ancak Lord tekme atar atmaz, kadın geri fırladı.
Huor'un bir anda gözü döndü.Gözünün önünde, genç bir kıza tekme atılmıştı.Kim atarsa atsın, buna hakkı yoktu.*SEN* dedi.*NEDEN KENDİNE GÃ?RE BİRİSİNE VURMAYI DENEMİYORSUN* dedi.Bunun son anları olduğunu biliyordu.Ancak bir Lord asla düello teklifini reddemezdi.Bu düello mutlaka olacaktı.Ancak yasalara göre keşişte idam edilecekti.Zaten keşiş çok büyük bir ihtimalle yenemezdi.Ã?ünkü Lord yıllarca eğitim almıştı.Oysa Keşiş ilk kez kılıç alacaktı eline.
Ardından Lord askerlerin birinin elinden kılıcı kaptı.Askerlerden biri de, kılıcı Huor'a fırlattı.Tabii refleks eğitimi almış biri için çok kolaydı kapmak.Kılıç eline küçük geliyordu.Yumruk ya da tokat ata ata, eli büyümüştü.Ancak bir kaç denemeden sonra nasıl tutmanın daha kolay olduğunu karar verdi.
Sonra Lord kılıcı olduğu yerden aniden havaya kaldırdı, aynısını keşişte yaptı.Lord kaçmayacağına dair yemin etti, keşişte aynı şekilde.Sonra *BAşLA* diye bağırdı Lord.
Keşiş kılıcı rastgele savuruyordu.Eğer ki silahsız savaşıyor olsalar, tek vuruşta dağıtabilirdi Lord'un beynini.Ancak bir kılıç...
Lord kılıcı ustaca kullanmak yerine kendisini koruyordu.Keşiş ise zamanla yavaşlıyordu.Öldürmek istemese de, öldüremezse kendisi boşu boşuna ölmüş olacaktı.İki tarafta tamamen vakit öldürüyordu.Sonra keşiş saldırmaya karar verdi.Kılıcı son hızıyla yandan savurdu.Lord hazırlıksız yakalansa da, tek hamleyle engelledi, tabii bu Keşiş'in canına mâl olabilirdi.Keşiş, seken kılıcını toparlayana kadar lord çoktan kılıcını yandan savurmuştu.Keşiş hemen geri sekti, ancak göğsünde büyük bir yarık açılmıştı.Herkes nefesini tutmuş izliyordu.Keşişi seven kız köşede ağlıyordu.Huor'un sevdiği kız ise, yalnızca izliyordu.Hiçbir şekilde zevk ya da heyecan duymuyordu.
Keşiş ilk kez böylesine bir acı duyuyordu, daha önce bolca kez kemikleri kırılmıştı, ancak bir yarık...
Tekrar kendisini toparlasa da, kavga boyunca, her kılıç sektiğinde, göğsü titriyordu.Yerler al kana bulanmıştı.Sonra keşiş eğilip yanına atlamak istedi Lord'un, böylece dizlerini parçalayabilecekti.Ancak bu göğüs acısıyla imkansızdı.
Tabii Lord keşişin kıpırdamaktan dahi aciz olduğunu farketmesiyle, saldırılarını artırdı.Fakat Lord kılıcını tam savurmak için kenara çekince, keşiş daha hızlı olması gerektiğini farketti.Yoksa ölebilirdi.Aniden kılıcını alttan kaldırırken, kendisi eğildi.Lord'un kılıcı keşişin üstünden geçerken kılıcını kaldıran Huor, Lord'un kolunu parçaladı.Lord zaten keşişe göre yaklaşık 10 santim uzundu(1 metre 90 santim).Bu yüzden kılıcı Lord'a kadar yetişteremezdi.Lord'un kılıcı sağ elinde fırladıktan sonra Lord ani bir hamleyle sol eline aldı kılıcı.Ancak kullanması neredeyse imkansızdı.Çok feci şekilde ağrıyordu kolu.Huor'un eğilip kılıcı savurması esnasında, göğsündeki yara iki katına çıkmıştı ve etraf kandan geçilmez olmuştu.Zaten mekanı daraltan savaşçılar bile kanlar içinde izliyorlardı savaşı.Lord'un sağ kolunda, dirsek ile bilek arasında kalan bölge sanki iple tutunuyordu.Kılıç yarısına kadar girmişti.Huor ise kıpırdayamıyordu.
Savaşa sebep olan kız ise, ağlaya ağlaya seyrediyordu.Huor eğer ki solak olmasaydı belki asla bu savaşı kazanamayabilirdi.Ã?ünkü artık Lord kendisine göre tamamen boşta kalıyordu.
Ancak Lord sol elini kullanmakta bile ustaydı, hatta sol elinde bile Huor'dan daha iyiydi.Biraz daha zayıf olsaydı, Huor o anda yaşamıyor olacaktı.Son gücüyle bir kez daha kılıcı savurdu Huor'a, Huor'un ters tarafına gelen bu kılıçtan kurtulması hiç kolay olmamıştı.Sola atladı son gücüyle, ve kılıcın menzilinden uzaklaştı.Ardından son gücüyle Lord'un üzerine doğru koştu ve atladı,
Kılıcısol eliyle tutuyordu, ancak gövdesi üzerinden sağa yatırmıştı kılıcı.Lord'un boşluğuna gelmişti ve Keşiş, sağdan sola son gücüyle çekti kılıcı.Ardından Lord'un kafası havada dalgalandı ve düştü.Ancak bu kadar da değildi.Huor olduğu yere yığıldı ve bayıldı.Herkes soluğunu tutmuştu.Huor'u seven genç kız, düşmüş olduğu yerden bakıyordu.Yaklaşık bir 20 saniye kimseden ses çıkmadı.Sessizliği bozan Huor'un sevdiği kız olmuştu.Sinirle çekti gitti.Sonra kasaba halkı sinirle birer birer uzaklaştı.Erler ise Huor'u alıp yarasını pansuman ettiler, Ancak ayıldıktan sonra öldüreceklerdi.
şafak vakti, göğsünde dev bir sargı bezi ile uyandı keşiş.Etrafındakiler pis pis sırıtıyorlardı.Hepsi zengin ve güzel görünümlülerdi.Zengindiler.Ancak bunun sebebi, etrafta dönen üçkağıtlardı.Bu üçkağıtları çeviren de ölü Lord'du.Lord'un ölümüyle kendilerine yeni bir Lord atayacaklardı, ve eskiden yaptıkları gibi, Kral'dan bütün bunlardan haberi olmayacaktı.Ölü Lord, hala bir odada bekletiliyordu inançları gereği.
Uyandıktan sonra tek bir kelime bile söylemedi.Hiç ağzını bile açmadı.Yemeğini yedi son kez belki de.Suyun tadını aldı ilk kez.Gözyaşlarına bulanmuş suyu tattı, ölümü tadacağı gibi.Takdir beklediği manastır rahibi, idamı yapacak Cellattı.En acı o sırıtıyordu.Belki de keşiş'e öyle geliyordu.Dürüstlük arzulayan manastır rahibine de bak!Rahip bir şeye çok seviniyordu, Lord'u o ana kadar ilk kez birisi yenmişti.Daha önce çok kez düello yapmıştı Lord.Ancak ilk kez kaybetmişti, ve bu kez ölmüştü.
Başı öne eğik dışarı çıkardılar.Ne elleri bağlıydı ne gözleri.Zaten Huor kaçmazdı, rahip bunu biliyordu.İlerliyorlardı kasabanın sonuna kadar.Kurallar gereği kasaba son bir kez turlanırdı.Her attığı adımda lanet ediyordu koca kasabaya.İlerlerken geçtiği yerler, gözyaşına bulanıyordu.Kimse duymuyordu sesini.Peşinden tüm kasaba geldiği için gözyaşları da farkedilmiyordu.Zaten onunla birlikte bir kişi daha ağlıyordu, ancak ondan hiç kimsenin haberi yoktu, Huor'un bile.
Tur biterken, idam sehbası gözüktü.Yaklaşıldıkça, ayak sesleri hızlanılıyordu.Keşiş ayak hızlarını artırdı.Ancak yanındakiler durdurdular onu.Asla ölümü çabuklaştırmazlardı.Keşişte geçirdiği her saniye, kendisini kurtaran kıza teşekkür, sevdiği kız içinse dua ediyordu.Nereden bilebilirdi ki sevdiği kız, ondan en nefret eden kişiydi.
En sonuna hemen yanına gelinmişti.
Rahip:Son bir arzun var mı?
Keşiş:Hepinize lanet olsun
Rahip:Sen bilirsin
Bu konuşmadan sonra sert bir şekilde keşişin kafası kütüğe konuldu.Manastır son gücüyle baltayı kaldırdı.Keşişin başı aşağıya dönüktü.Göremiyordu rahibi
Rahip:Nasıl bir duygu ne zaman öleceğini bilmemek.Bu baltayı ben istediğim zaman indiririm.Ancak o zamanı bilemezsin.Ne acı.
Keşiş:Ölüm sandığından daha kolay.Benim seni öldüreceğim kadar kolay.
Rahip:Tanrıya benden selam söyle
Keşiş:Onun da sana selamı var
Rahip:Lanet olsun, seni sonsuza dek bekleteceğim.
Biraz vakit geçti.Rahip tüm siniriyle baltayı tutuyordu.Keşiş ise, tüm ciddiyetiyle bekliyordu.Ardından arka kapıdan atlıların sesleri duyuldu.Bir anda herkes kayboldu.Rahibin gözü ise hiçbir şey görmüyordu.4 kişi oradaydı.Keşişin sevdiği kız, keşişi seven kız, rahip ve tabii ki keşiş.Keşişin sevdiği kız, "Hadisene be" diye bağırdı.Keşişi seven kızsa -ki kimse adını bilmezdi-, köşede ağlamaya devam ediyordu.
O sırada bir vızıltı duyuldu.Ardından rahip bir anda yere yığıldı.Keşiş kafasını kaldırdığında, kralın askerlerinden birinin elinde yay olduğunu farketti.Rahip ise kalçasının biraz üzerinden vurulmuştu.Hala yaşıyordu.Keşiş ayağa kalktı, yüzündeki tüm asabiyet duruyordu.Rahibin elinden baltayı aldı ve tüm gücüyle havaya kaldırdı.*TANRININ SANA SELAMI VAR* dedi ve rahibin kafasını gövdesinden ayırdı.
Kralın adamları tekrar asayişi sağladı.Yeni ve dürüst bir Lord gönderdi.Kasabanın bütün işleri bozgundu.Keşiş hiçbir şeyden habersiz sevdiği kıza evlenme teklifi etmeye karar verdi.Kız ise, tokatla karşılık verdi.Keşiş hâlâ hiçbir şeyden habersizdi.Keşişi seven kız ise, günden güne soluyordu.
Birkaç ay sonra, yeni Lord aniden zehirlendi ve öldü.Kasaba eskisine döndü.Bütün işler aynısı gibi oldu.Sonra keşişi koruyan kimse kalmadı.
İlk önce evden çıkarken, kafasının yanına ok saplandı.Birkaç gün sonra ise, evi cayır cayır ateş aldı.En sonunda tüm kasaba keşişi taşlamaya başladı.Ve en sonunda keşiş kaçmak zorunda kaldı.Her şeyini bırakıp yeni köyüne kaçtı.Sonra tekrar kendine bir yaşam kurdu.Yeniden ve çok daha dindar.
Uyandıktan sonra tek bir kelime bile söylemedi.Hiç ağzını bile açmadı.Yemeğini yedi son kez belki de.Suyun tadını aldı ilk kez.Gözyaşlarına bulanmuş suyu tattı, ölümü tadacağı gibi.Takdir beklediği manastır rahibi, idamı yapacak Cellattı.En acı o sırıtıyordu.Belki de keşiş'e öyle geliyordu.Dürüstlük arzulayan manastır rahibine de bak!Rahip bir şeye çok seviniyordu, Lord'u o ana kadar ilk kez birisi yenmişti.Daha önce çok kez düello yapmıştı Lord.Ancak ilk kez kaybetmişti, ve bu kez ölmüştü.
Başı öne eğik dışarı çıkardılar.Ne elleri bağlıydı ne gözleri.Zaten Huor kaçmazdı, rahip bunu biliyordu.İlerliyorlardı kasabanın sonuna kadar.Kurallar gereği kasaba son bir kez turlanırdı.Her attığı adımda lanet ediyordu koca kasabaya.İlerlerken geçtiği yerler, gözyaşına bulanıyordu.Kimse duymuyordu sesini.Peşinden tüm kasaba geldiği için gözyaşları da farkedilmiyordu.Zaten onunla birlikte bir kişi daha ağlıyordu, ancak ondan hiç kimsenin haberi yoktu, Huor'un bile.
Tur biterken, idam sehbası gözüktü.Yaklaşıldıkça, ayak sesleri hızlanılıyordu.Keşiş ayak hızlarını artırdı.Ancak yanındakiler durdurdular onu.Asla ölümü çabuklaştırmazlardı.Keşişte geçirdiği her saniye, kendisini kurtaran kıza teşekkür, sevdiği kız içinse dua ediyordu.Nereden bilebilirdi ki sevdiği kız, ondan en nefret eden kişiydi.
En sonuna hemen yanına gelinmişti.
Rahip:Son bir arzun var mı?
Keşiş:Hepinize lanet olsun
Rahip:Sen bilirsin
Bu konuşmadan sonra sert bir şekilde keşişin kafası kütüğe konuldu.Manastır son gücüyle baltayı kaldırdı.Keşişin başı aşağıya dönüktü.Göremiyordu rahibi
Rahip:Nasıl bir duygu ne zaman öleceğini bilmemek.Bu baltayı ben istediğim zaman indiririm.Ancak o zamanı bilemezsin.Ne acı.
Keşiş:Ölüm sandığından daha kolay.Benim seni öldüreceğim kadar kolay.
Rahip:Tanrıya benden selam söyle
Keşiş:Onun da sana selamı var
Rahip:Lanet olsun, seni sonsuza dek bekleteceğim.
Biraz vakit geçti.Rahip tüm siniriyle baltayı tutuyordu.Keşiş ise, tüm ciddiyetiyle bekliyordu.Ardından arka kapıdan atlıların sesleri duyuldu.Bir anda herkes kayboldu.Rahibin gözü ise hiçbir şey görmüyordu.4 kişi oradaydı.Keşişin sevdiği kız, keşişi seven kız, rahip ve tabii ki keşiş.Keşişin sevdiği kız, "Hadisene be" diye bağırdı.Keşişi seven kızsa -ki kimse adını bilmezdi-, köşede ağlamaya devam ediyordu.
O sırada bir vızıltı duyuldu.Ardından rahip bir anda yere yığıldı.Keşiş kafasını kaldırdığında, kralın askerlerinden birinin elinde yay olduğunu farketti.Rahip ise kalçasının biraz üzerinden vurulmuştu.Hala yaşıyordu.Keşiş ayağa kalktı, yüzündeki tüm asabiyet duruyordu.Rahibin elinden baltayı aldı ve tüm gücüyle havaya kaldırdı.*TANRININ SANA SELAMI VAR* dedi ve rahibin kafasını gövdesinden ayırdı.
Kralın adamları tekrar asayişi sağladı.Yeni ve dürüst bir Lord gönderdi.Kasabanın bütün işleri bozgundu.Keşiş hiçbir şeyden habersiz sevdiği kıza evlenme teklifi etmeye karar verdi.Kız ise, tokatla karşılık verdi.Keşiş hâlâ hiçbir şeyden habersizdi.Keşişi seven kız ise, günden güne soluyordu.
Birkaç ay sonra, yeni Lord aniden zehirlendi ve öldü.Kasaba eskisine döndü.Bütün işler aynısı gibi oldu.Sonra keşişi koruyan kimse kalmadı.
İlk önce evden çıkarken, kafasının yanına ok saplandı.Birkaç gün sonra ise, evi cayır cayır ateş aldı.En sonunda tüm kasaba keşişi taşlamaya başladı.Ve en sonunda keşiş kaçmak zorunda kaldı.Her şeyini bırakıp yeni köyüne kaçtı.Sonra tekrar kendine bir yaşam kurdu.Yeniden ve çok daha dindar.
Huor yine avlanmıştı ve avdan geliyordu.Aklında hep o taş vardı.Kafasına gelişi ve yarışı.Ne acı bir duyguydu.Sonra eve geldi ve kapıyı ayağıyla ittirerek açtı.Kapı hiçbir zaman kapalı olmazdı.Zaten iki yatak, iki de yorgan yastık vardı.Onlara da kimsenin ihtiyacı yoktu.Evin arka bahçesine gitti.Ateş yaktı ve avını uygun şekilde pişirmeye başladı.
Köye geldiğinden beri hiç gülmemişti.Hep başı öne eğikti.Kimseyi tanımazdı.Ondan vergi bile almazlardı.Huor o gün yediği yemeğin artanını, ormana götürüp bırakırdı.Henüz 20 yaşlarında ya vardı ya yoktu.Ama merhameti ve gururu hat safadaydı.
Yemek pişmişti.Hava yeni kararıyordu.Ã?nünde ağaçlar vardı.İleriden sesler geliyordu.Kuş sesleri, doğanın her türlü sesi.Sonra arkasından bir siluetin yaklaştığı hissetti.Sonra siluet yanında durdu.Sonra Keşiş kafasını kaldırarak *Sen de ister misin* diye soracakken bir anda gözleri faltaşı gibi açıldı.
*Sen, o kızsın, benim için ölüme atlayan.*
*Evet, ancak sen benim için ölümü kabul ettin, asıl ben sana teşekkür ederim.*
*Peki neden böyle bir şey yaptın?*
*Ã?ünkü seni seviyorum*
Keşiş sustu hiçbir şey söylemedi.Hafif kızarmıştı.Ancak ilk kez gülümsüyordu.Sevilmek demek böyle bir duyguydu.Tekrar gülümsedi ve yemeği göstererek isteyip istemediğini sordu.Kız kabul etti ve keşişin yanına oturdu.Yaklaşık 18 yaşlarındaydı.Gözlerinden çıkan ışık keşişin kalbini ısıtıyordu.Kız sonra
*Bu arada adım Bruan.*
*Çok özür dilerim kabalık ettim sormayarak.Ben de Huor*
*Hiç problem değil, ayrıca adını biliyorum.*
Yaklaşık yarım saat boyunca oturup konuştular.Keşiş o süre boyunca hiç kafasına gelen taşı düşünmedi.Hep Bruan'ı düşündü.Gözlerini....
Bruan sarı saçlı, koyu kahverengi gözlü güzel bir kızdı.Boyu biraz kısaydı, ama çok alımlı ve kibardı.
Köye geldiğinden beri hiç gülmemişti.Hep başı öne eğikti.Kimseyi tanımazdı.Ondan vergi bile almazlardı.Huor o gün yediği yemeğin artanını, ormana götürüp bırakırdı.Henüz 20 yaşlarında ya vardı ya yoktu.Ama merhameti ve gururu hat safadaydı.
Yemek pişmişti.Hava yeni kararıyordu.Ã?nünde ağaçlar vardı.İleriden sesler geliyordu.Kuş sesleri, doğanın her türlü sesi.Sonra arkasından bir siluetin yaklaştığı hissetti.Sonra siluet yanında durdu.Sonra Keşiş kafasını kaldırarak *Sen de ister misin* diye soracakken bir anda gözleri faltaşı gibi açıldı.
*Sen, o kızsın, benim için ölüme atlayan.*
*Evet, ancak sen benim için ölümü kabul ettin, asıl ben sana teşekkür ederim.*
*Peki neden böyle bir şey yaptın?*
*Ã?ünkü seni seviyorum*
Keşiş sustu hiçbir şey söylemedi.Hafif kızarmıştı.Ancak ilk kez gülümsüyordu.Sevilmek demek böyle bir duyguydu.Tekrar gülümsedi ve yemeği göstererek isteyip istemediğini sordu.Kız kabul etti ve keşişin yanına oturdu.Yaklaşık 18 yaşlarındaydı.Gözlerinden çıkan ışık keşişin kalbini ısıtıyordu.Kız sonra
*Bu arada adım Bruan.*
*Çok özür dilerim kabalık ettim sormayarak.Ben de Huor*
*Hiç problem değil, ayrıca adını biliyorum.*
Yaklaşık yarım saat boyunca oturup konuştular.Keşiş o süre boyunca hiç kafasına gelen taşı düşünmedi.Hep Bruan'ı düşündü.Gözlerini....
Bruan sarı saçlı, koyu kahverengi gözlü güzel bir kızdı.Boyu biraz kısaydı, ama çok alımlı ve kibardı.
I always knew I was a star And now, the rest of the world seems to agree with me.
The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.
I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.
-Freddie Mercury
The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.
I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.
-Freddie Mercury
Yaklaşık bir saat boyunca konuştular.Hep kız konuştu gerçi ama olsun. Huor'u nasıl gizliden gizliye izlediğini anlattı.Huor ise hep kızın gözlerine baktı.Ne güzel gözleri vardı.Ne güzel gülüşü vardı.Gülünce yüzünde güller açıyordu.Suratını asınca dünyalar kararıyordu da gözleri gölgede kalıyordu.Başını öne eğince yağmur yağıyordu da, Huor'un yüzü ıslanıyordu.
Sonra yağmur başladı.İkisi birlikte eve girdiler, zaten yemekte bitmişti.Artan yemekleri birlikte içeri aldılar.Ev de oda yoktu zaten, yalnızca bir barınaktı.Kapalıydı ve su da geçirmiyordu.İki kapısı vardı, biri arka bahçeye çıkıyordu, birisi de kasabaya.İki kapı da daima açık olurdu.İsteyen herkes girebilirdi.Evinde 2 yatak bulundururdu çünkü genelde tüccarları ağırlardı.Yemeklerini paylaşırdı.Hiç aç kalmazdı.Yemekleri hep bereketli olurdu.
Kız ile içeri girdikten sonra, bir müddet daha konuştular.Hava büsbütün kararmıştı ve dışarı da yağmur yağıyordu.Huor sonra yemekleri götürmesi gerektiği aklına geldi.Ancak bu kez sabaha misafiri vardı ve Bruan'a kahvaltı gerekiyordu.Huor kahvaltı yapmazdı, yapsa bile ormanda yapardı.
Sonra uykuları geldi.İkisi de odanın ayrı uçlarına yattılar.Huor tüm gece rüyasında Bruan'ı düşündü.İçten içe aşık olmuştu kıza.Ancak bu kasaba yaşamaya müsait değildi.Başka bir yere gitmeleri gerekiyordu.
Kasabaya sürekli olarak ticaret kervanları gelirdi.Bu kervandakiler dürüst olurdu.Bunlardan birine katılırlarsa, çok güzel yaşarlardı.Zaten sürekli olarak hareket ettikleri için, değişik insanlar olurdu içlerinde.
Sabah kız keşişi uyandırdı.Sonra kız biraz dolaşmak istediğini söyledi.Keşiş gülümseyerek, *Seni seviyorum* dedi.Bruan ise olduğu yerde kalmıştı.Kıpırdayamıyordu.Gülemiyordu bile.Böyle bir mutluluk olamazdı.Sonra gülümsedi.Yavaşça keşişin yanına yaklaştı.Sonra elini tuttu.Keşiş yavaşça dudaklarını kızın dudaklarına yaklaştırdı.......
Keşiş kıza bütün planlarını söylemişti.Bir kervana katılacaklardı.Kız direk kabul etti.Zaten keşişin söyleyeceği her şeyi kabul ederdi.
Keşiş dışarı çıktı ve gelecek herhangi bir kervanı sevgilisiyle beklemeye başladı.Bu tür kervanlar belli bir sayıya ulaşana kadar herkesi kabul ederdi.Tabi beleşe değil.Bir iş yapmaları veya maddi katkıda bulunmaları koşuluyla.Keşiş bir kervanın yaklaştığını farketti.En öndeki at arabasına yaklaşık, *Bir çifte yer var mı beyler?* diye sordu.Sonra içinden giyimi yerinde bir adam çıktı.*Neden olmasın?* dedi.Keşiş gülümseyerek, *Ben sizin için her işi yaparım, yeter ki karımla beni yanınıza alın.* dedi.Adam, *Ben bu kervanın sahibiyim, adım Loren, peki yemek işleriyle uğraşır mısın?* diye sordu.Keşiş gülümseyerek *Yalnızca et yemeklerinden anlarım.* dedi, tüccar kabul etti ve gülümsedi.
*Adın ne?*
*Huor, bir manastır keşişi idim.*
*Hmm, peki şimdi?*
*Manastırda birkaç olay oldu ve atıldım.*
*Ã?yleyse sen bizi koruyabilirsin de.*
*Elbette.Bu arada size karımı takdim etmek istiyorum.Bruan* dedi karısını göstererek.Sonra Bruan tüm asaletiyle geldi ve kervan sahibini selamladı.
*Saygılarımı sunarım Lord'um*
*Bunu sevdim, Lord'um ha?* dedi gülümseyerek Lord.
*Pekala buyrun, 3. arabaya binebilirsiniz.* dedi Lord.
Keşiş ve Bruan, gülümseyerek arabaya bindiler.
Sonra yağmur başladı.İkisi birlikte eve girdiler, zaten yemekte bitmişti.Artan yemekleri birlikte içeri aldılar.Ev de oda yoktu zaten, yalnızca bir barınaktı.Kapalıydı ve su da geçirmiyordu.İki kapısı vardı, biri arka bahçeye çıkıyordu, birisi de kasabaya.İki kapı da daima açık olurdu.İsteyen herkes girebilirdi.Evinde 2 yatak bulundururdu çünkü genelde tüccarları ağırlardı.Yemeklerini paylaşırdı.Hiç aç kalmazdı.Yemekleri hep bereketli olurdu.
Kız ile içeri girdikten sonra, bir müddet daha konuştular.Hava büsbütün kararmıştı ve dışarı da yağmur yağıyordu.Huor sonra yemekleri götürmesi gerektiği aklına geldi.Ancak bu kez sabaha misafiri vardı ve Bruan'a kahvaltı gerekiyordu.Huor kahvaltı yapmazdı, yapsa bile ormanda yapardı.
Sonra uykuları geldi.İkisi de odanın ayrı uçlarına yattılar.Huor tüm gece rüyasında Bruan'ı düşündü.İçten içe aşık olmuştu kıza.Ancak bu kasaba yaşamaya müsait değildi.Başka bir yere gitmeleri gerekiyordu.
Kasabaya sürekli olarak ticaret kervanları gelirdi.Bu kervandakiler dürüst olurdu.Bunlardan birine katılırlarsa, çok güzel yaşarlardı.Zaten sürekli olarak hareket ettikleri için, değişik insanlar olurdu içlerinde.
Sabah kız keşişi uyandırdı.Sonra kız biraz dolaşmak istediğini söyledi.Keşiş gülümseyerek, *Seni seviyorum* dedi.Bruan ise olduğu yerde kalmıştı.Kıpırdayamıyordu.Gülemiyordu bile.Böyle bir mutluluk olamazdı.Sonra gülümsedi.Yavaşça keşişin yanına yaklaştı.Sonra elini tuttu.Keşiş yavaşça dudaklarını kızın dudaklarına yaklaştırdı.......
Keşiş kıza bütün planlarını söylemişti.Bir kervana katılacaklardı.Kız direk kabul etti.Zaten keşişin söyleyeceği her şeyi kabul ederdi.
Keşiş dışarı çıktı ve gelecek herhangi bir kervanı sevgilisiyle beklemeye başladı.Bu tür kervanlar belli bir sayıya ulaşana kadar herkesi kabul ederdi.Tabi beleşe değil.Bir iş yapmaları veya maddi katkıda bulunmaları koşuluyla.Keşiş bir kervanın yaklaştığını farketti.En öndeki at arabasına yaklaşık, *Bir çifte yer var mı beyler?* diye sordu.Sonra içinden giyimi yerinde bir adam çıktı.*Neden olmasın?* dedi.Keşiş gülümseyerek, *Ben sizin için her işi yaparım, yeter ki karımla beni yanınıza alın.* dedi.Adam, *Ben bu kervanın sahibiyim, adım Loren, peki yemek işleriyle uğraşır mısın?* diye sordu.Keşiş gülümseyerek *Yalnızca et yemeklerinden anlarım.* dedi, tüccar kabul etti ve gülümsedi.
*Adın ne?*
*Huor, bir manastır keşişi idim.*
*Hmm, peki şimdi?*
*Manastırda birkaç olay oldu ve atıldım.*
*Ã?yleyse sen bizi koruyabilirsin de.*
*Elbette.Bu arada size karımı takdim etmek istiyorum.Bruan* dedi karısını göstererek.Sonra Bruan tüm asaletiyle geldi ve kervan sahibini selamladı.
*Saygılarımı sunarım Lord'um*
*Bunu sevdim, Lord'um ha?* dedi gülümseyerek Lord.
*Pekala buyrun, 3. arabaya binebilirsiniz.* dedi Lord.
Keşiş ve Bruan, gülümseyerek arabaya bindiler.
I always knew I was a star And now, the rest of the world seems to agree with me.
The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.
I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.
-Freddie Mercury
The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.
I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.
-Freddie Mercury
Huor içeri girer girmez, gülümseyen 5 yüzle karşılaştı.Bir yaşlı çift vardı.Dinçtiler ancak 60 yaşlarında varlardı.Adamda saç kalmamıştı.Kadındakiler ise pamuk gibi beyazdılar.Bir de oğulları vardı Huor ile yaşıt.Gülümseyen birisiydi.Hafif sarı saçları vardı.
Genç çift ise 30 yaşlarındaydı.İkisi de simsiyah saçlara sahipti.Herkes gibi onlarda gülümsüyordu.Huor sonra öne çıktı.
*Ben Huor Tinehtelë, bu da karım Bruan.Sanırım artık aynı arabayı paylaşacağız.Bu arada ben bir keşişim.Eğer herhangi bir konuda problem olursa, size yardım edebilirim.*
Sonra yaşlı adam öne çıkarak,
*Pekala evlat, benim adım Royrat, sanırım kervanda bir savaşçıya ihtiyaç vardı.İyi oldu gelmen.Tabii bu da hayat arkadaşım Tamon*
*Ã?ncelike efendim, hatalısınız, ben bir savaşçı değilim.Bir din adamıyım.Tabi kervanda din adamına ihtiyaç varsa, o zaman iyi oldu.Ayrıca iyi bir aşçı ve bir avcıyım*
*Olsun ne değişir, savaşta koruyabilir misin?*
*Evet.*
*Daha ne?*
*Ancak savaşçı olarak değil din adamı olarak bilinmek istiyorum.Savaşçılığım yüzünden kasabamdan kovuldum.*
*Peki öyle olsun.Bak bu oğlum, Loren.* dedi genci göstererek.Sonra keşişte gülümseyerek başını salladı.
Ardında genç çift söz aldı.
*Evet ben Youre, bu da karım Sorte* dedi.Keşiş yine gülümseyerek karşıladı.Neşeli olacağa benziyordu
Genç çift ise 30 yaşlarındaydı.İkisi de simsiyah saçlara sahipti.Herkes gibi onlarda gülümsüyordu.Huor sonra öne çıktı.
*Ben Huor Tinehtelë, bu da karım Bruan.Sanırım artık aynı arabayı paylaşacağız.Bu arada ben bir keşişim.Eğer herhangi bir konuda problem olursa, size yardım edebilirim.*
Sonra yaşlı adam öne çıkarak,
*Pekala evlat, benim adım Royrat, sanırım kervanda bir savaşçıya ihtiyaç vardı.İyi oldu gelmen.Tabii bu da hayat arkadaşım Tamon*
*Ã?ncelike efendim, hatalısınız, ben bir savaşçı değilim.Bir din adamıyım.Tabi kervanda din adamına ihtiyaç varsa, o zaman iyi oldu.Ayrıca iyi bir aşçı ve bir avcıyım*
*Olsun ne değişir, savaşta koruyabilir misin?*
*Evet.*
*Daha ne?*
*Ancak savaşçı olarak değil din adamı olarak bilinmek istiyorum.Savaşçılığım yüzünden kasabamdan kovuldum.*
*Peki öyle olsun.Bak bu oğlum, Loren.* dedi genci göstererek.Sonra keşişte gülümseyerek başını salladı.
Ardında genç çift söz aldı.
*Evet ben Youre, bu da karım Sorte* dedi.Keşiş yine gülümseyerek karşıladı.Neşeli olacağa benziyordu
I always knew I was a star And now, the rest of the world seems to agree with me.
The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.
I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.
-Freddie Mercury
The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.
I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.
-Freddie Mercury
Yolculuğun ilk günü pek neşeli geçmemişti.Yaşlı adam, hep savaş anılarını anlatıp anlatıp durmuştu.Ne büyük adammış be, tek başına 9 savaşçının kafalarını koltuklarının altlarına yerleştirmiş.Karısı ise, adam bunları anlatırken, renkten renge giriyordu.Adam yalan söylüyor olsa bile, karısının bu kadar solması pek normal değildi gerçi ya!
Gece vakti geldiğinde, çadırlar kuruldu.Herkes hazırlandı, kervanda geçirdikleri ilk gece olacaktı.İlk önce çadırlar kuruldu, ancak hemen yatılmadı.Belki de sabaha kadar muhabbet edildi.Hatta Huor uyumadan önce çadırının aydınladığını bile görmüştü.Muhabbet de ne muhabbetti ama!Ateş başında, mükemmel biralar eşliğinde, şarkılar söyleye söyleye sabahladılar.
O gece pek kötü geçmemişti, hele hele Huor'un beklediğinin çok ötesindeydi.Sabah olduğunda Huor dışarı çıktı ve herkesten önce uyandığını farketti.Sonra eve geri girdi ve karısının alnına bir öpücük kondurdu.Bruan gözlerini gülerek açtı, zaten uyanıktı ve farkındaydı durumun.Ardından tekrar yattı Huor, galiba öğlene kadar uyanan çıkmadı da, öğlene kadar konuştular genç âşıklar, rahatsız edilmeden.
Sonra Lord uyandı.En erken uyandığını zannederek böbürlene böbürlene herkesi uyandırmaya başladı.Fazla böbürlenmeyi seviyor gibi görünüyordu.Herkesi uyandırdıktan sonra göğsünü şişirerek, *Bir gün de benden önce uyanan çıksın, ne miskinsiniz!* diye şikayet etti.Huor daha sonra sorduğunda, aslında herkes daha evvel uyanırmış da, herkes Lord'un kalkmasını beklermiş.
Ardından kervan tekrar hareket aldı ve yine aynı hikayeleri dinlemeye koyuldular.
Gece vakti geldiğinde, çadırlar kuruldu.Herkes hazırlandı, kervanda geçirdikleri ilk gece olacaktı.İlk önce çadırlar kuruldu, ancak hemen yatılmadı.Belki de sabaha kadar muhabbet edildi.Hatta Huor uyumadan önce çadırının aydınladığını bile görmüştü.Muhabbet de ne muhabbetti ama!Ateş başında, mükemmel biralar eşliğinde, şarkılar söyleye söyleye sabahladılar.
O gece pek kötü geçmemişti, hele hele Huor'un beklediğinin çok ötesindeydi.Sabah olduğunda Huor dışarı çıktı ve herkesten önce uyandığını farketti.Sonra eve geri girdi ve karısının alnına bir öpücük kondurdu.Bruan gözlerini gülerek açtı, zaten uyanıktı ve farkındaydı durumun.Ardından tekrar yattı Huor, galiba öğlene kadar uyanan çıkmadı da, öğlene kadar konuştular genç âşıklar, rahatsız edilmeden.
Sonra Lord uyandı.En erken uyandığını zannederek böbürlene böbürlene herkesi uyandırmaya başladı.Fazla böbürlenmeyi seviyor gibi görünüyordu.Herkesi uyandırdıktan sonra göğsünü şişirerek, *Bir gün de benden önce uyanan çıksın, ne miskinsiniz!* diye şikayet etti.Huor daha sonra sorduğunda, aslında herkes daha evvel uyanırmış da, herkes Lord'un kalkmasını beklermiş.
Ardından kervan tekrar hareket aldı ve yine aynı hikayeleri dinlemeye koyuldular.
I always knew I was a star And now, the rest of the world seems to agree with me.
The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.
I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.
-Freddie Mercury
The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.
I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.
-Freddie Mercury
Huor etrafı seyrederek yol alırken araba içinde, hayatında hiç görmediği yerleri görüyordu.Ã?ğlen sıcağında, hava ne de güzeldi.Bu çayılar, bu ağaçlar, ne güzel yerlerdi.Zerre kadar gürültü yoktu güzelim ormanda.Yolun sağ tarafı, tamamen ağaçlıktı ve hiç içerisi görünmüyordu.Ancak sol taraf, sağ tarafa inatmış gibi; dümdüz, uçsuz bucaksız ve yemyeşil bir ovaydı.
Kervan gürültü patırtı içinde ilerlerken, bir ok vızıltısı duyuldu ilk önce, ardından sağ taraflarındaki ağaçlığa yanan bir ok düştü.Bruan gözlerinde oklarınkinden sıcak bir ateş ile:
*Huor, neler oluyor?*
diye bir sordu fakat Huor'un da hiçbir fikri yoktu.Sonra ileriden birisi aşağıya indiği gibi arabanın atını çözdü ve ata bindi.Sonra da atı dörtnala açıklığa sürdü.Sonra bunun Lord olduğunu farkettiler.Ne asil Lord'du o öyle!
Sonra bunu 2., 3., ve sonunda yüzlercesi takip etti.Hiçbirisi kervanı vurmuyordu.Ancak orman gitgide alev alıyordu.Sonra kervandakiler indiler ve yanlarındaki açıklığa doğru koşmaya başladılar.Birinci kervandaki kişiler, arabaların atlarını çözüp kaçmışları çoktan.Diğer kervandakiler ise yayan olarak koşuyorlardı.Huor'un kervanında ise tam bir terslik söz konusuydu.Loren sinirle elindeki okun ucunu sivreltiyordu.Sonra da kervanın en köşesindeki çantadan, yüzlerce ok ve bir yay çıkardı.Yaşlı adam ise, aynı köşeden bir balta çıkardı, fakat bu baltayı kullanması mümkün görünmüyordu.Adam zaten üzerlerine üzerlerine gidemezdi düşmanların, ya da düşmanlarsa!Sonuçta ne olduklarını bile bilmiyorlardı.Diğer çift ise, karıkoca yaylarını germiş bekliyorlardı.
Keşişte ise tam bir panik hakimdi, kesinlikle kaçamazdı, hele hele yaşlı çift bile kaçmazken, gerçi yaşlı kadın kılını bile kıpırdatmadan bir şeyler mırıldanıyordu, ama Huor kadının dua ettiğini düşündü ve üzerinde durmadı.Sonra keşiş karısını kalabalığa katmayı düşündü.
*Bruan, gitmen gerekiyor, ben burada kalırım,*
*Saçmala, Sir Youre, bana da bir yay var mı?*
Sonra Youre, bir yay çıkarıp, gülümseyerek kıza uzattı.Ardından Huor'un gözü bir kez daha yaşlı kadına çarptı.Kadın çok kötü bir şekilde terliyordu.Ama Huor korkudan olduğunu düşünüyordu hâlâ.
Ardından ağaçlığın arkasından yüzlerce ok fırladı ve kaçmakta olan kervan yolcularının üzerine yığıldı.Oradaki herkes ölmüştü.Ardından ok yağmuru kesildi.Sonra yaşlı kadın derin bir nefes aldı, ve tüm kervan dışarı çıktılar.Gördükleri manzara yüzünden Bruan kusuyordu.Yaşlı kadın ise diz çökmüş dua ediyordu.Henüz kimse bir şey anlayabilmiş değildi.48 yolcu oracıkta ölüvermişti.Yanlarındaki orman ise cayır cayır yanıyordu.
Keşiş ise kara kara ağlıyordu.Ya o sırada, Bruan'ı göndermiş olsaydı, ya da kaçmak istemiş olsaydı.Ne güzel cesarete gelmişlerdi.Yoksa oracıkta can vereceklerdi diğerleriyle beraber....
Kervan gürültü patırtı içinde ilerlerken, bir ok vızıltısı duyuldu ilk önce, ardından sağ taraflarındaki ağaçlığa yanan bir ok düştü.Bruan gözlerinde oklarınkinden sıcak bir ateş ile:
*Huor, neler oluyor?*
diye bir sordu fakat Huor'un da hiçbir fikri yoktu.Sonra ileriden birisi aşağıya indiği gibi arabanın atını çözdü ve ata bindi.Sonra da atı dörtnala açıklığa sürdü.Sonra bunun Lord olduğunu farkettiler.Ne asil Lord'du o öyle!
Sonra bunu 2., 3., ve sonunda yüzlercesi takip etti.Hiçbirisi kervanı vurmuyordu.Ancak orman gitgide alev alıyordu.Sonra kervandakiler indiler ve yanlarındaki açıklığa doğru koşmaya başladılar.Birinci kervandaki kişiler, arabaların atlarını çözüp kaçmışları çoktan.Diğer kervandakiler ise yayan olarak koşuyorlardı.Huor'un kervanında ise tam bir terslik söz konusuydu.Loren sinirle elindeki okun ucunu sivreltiyordu.Sonra da kervanın en köşesindeki çantadan, yüzlerce ok ve bir yay çıkardı.Yaşlı adam ise, aynı köşeden bir balta çıkardı, fakat bu baltayı kullanması mümkün görünmüyordu.Adam zaten üzerlerine üzerlerine gidemezdi düşmanların, ya da düşmanlarsa!Sonuçta ne olduklarını bile bilmiyorlardı.Diğer çift ise, karıkoca yaylarını germiş bekliyorlardı.
Keşişte ise tam bir panik hakimdi, kesinlikle kaçamazdı, hele hele yaşlı çift bile kaçmazken, gerçi yaşlı kadın kılını bile kıpırdatmadan bir şeyler mırıldanıyordu, ama Huor kadının dua ettiğini düşündü ve üzerinde durmadı.Sonra keşiş karısını kalabalığa katmayı düşündü.
*Bruan, gitmen gerekiyor, ben burada kalırım,*
*Saçmala, Sir Youre, bana da bir yay var mı?*
Sonra Youre, bir yay çıkarıp, gülümseyerek kıza uzattı.Ardından Huor'un gözü bir kez daha yaşlı kadına çarptı.Kadın çok kötü bir şekilde terliyordu.Ama Huor korkudan olduğunu düşünüyordu hâlâ.
Ardından ağaçlığın arkasından yüzlerce ok fırladı ve kaçmakta olan kervan yolcularının üzerine yığıldı.Oradaki herkes ölmüştü.Ardından ok yağmuru kesildi.Sonra yaşlı kadın derin bir nefes aldı, ve tüm kervan dışarı çıktılar.Gördükleri manzara yüzünden Bruan kusuyordu.Yaşlı kadın ise diz çökmüş dua ediyordu.Henüz kimse bir şey anlayabilmiş değildi.48 yolcu oracıkta ölüvermişti.Yanlarındaki orman ise cayır cayır yanıyordu.
Keşiş ise kara kara ağlıyordu.Ya o sırada, Bruan'ı göndermiş olsaydı, ya da kaçmak istemiş olsaydı.Ne güzel cesarete gelmişlerdi.Yoksa oracıkta can vereceklerdi diğerleriyle beraber....
I always knew I was a star And now, the rest of the world seems to agree with me.
The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.
I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.
-Freddie Mercury
The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.
I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.
-Freddie Mercury
Keşiş ve onun dışındaki altı yolcu yürüye yürüye bir kasabaya gelmişlerdi.Atlarda kervanın "soyluları" tarafından "ödünç alınmıştı".Erkeklerin sırtlarında ağır ağır, yemek ve ihtiyaç çantaları olduğu vardı.Gerçi hiçbir yorgun belirtisi göstermiyorlardı ama o yükü taşımak gururlarına dokunuyordu.Yaşlı kadın gülümseye gülümseye bir şeyler mırıldanmaya ise devam ediyordu.
Bütün bunlar olurken, Bruan sürekli ağlıyordu.Belki sesi çıkmıyordu, ama ağlıyordu işte.Canı acımasa da ağlıyordu.Gözlerinin önünde onlarca kişi ok yağmuru altında ölmüştü.Ormanın arkasından gelen bu yağmur, belki savaşmak istemeseydi kendisini de öldürecekti.Keşiş ise Bruan'ı göndermek istediği için, kızcağızın yüzüne dahi bakamıyordu.Oysa kız zerre kadar darılmamıştı keşişe.O kendisinin hayatını kurtarmaya çalışmıştı.Nereden bilebilirdi ki kız bu yolda ölecek olsun.
Kasabaya vardıklarında, keşiş hayatında ilk kez "huzur"u sezdi.Bu kasabada huzur vardı, mutluluk vardı, neşe vardı.Yalnızca mutlu mutlu oynarken düşen çocuklarda gözyaşı vardı.Keşiş öldürülecekken Bruan'dan akan gözyaşları kimsede yoktu burada.
Keşiş artık silahların önemini kavrıyordu.Ok, yay, mızrak....Bunlar önemli şeylerdi galiba.Artık keşiş olmadığını da düşünüyordu.Eline yay almıştı, adam öldürmek istemişti, böyle keşiş olur muydu hiç?Ancak silah almasının da bir nedeni vardı, ama o bunu düşünmüyordu.Zaten Bruan da dahil olmak üzere, herkes yanında bir yay ve bir kılıç taşıyordu.
Kasabanın içine girdiklerinde sağ taraflarında bir demirci gördüler.Yaşlı adam ilk önce içeri girmek istedi ancak karısı şiddetle karşı çıktı bu olaya.Adamı zabdetmek gerçekten zordu.Her gördüğü silaha yapışıyordu, her durumda savaşmak istiyordu.Böyle cesaret bu kadar yaşlı bir adamda!şaşırmayacak gibi de değil.
Kasabada daha sonra bir han gördüler.Ağır adımlarla içeri girdiler.Bu kadar neşeli bir yerde, bu kadar sakin bir han görmek grubu şaşırtmıştı.Hancı şaşkın şaşkın gruba bakıyordu.Gülümseyerek:
*Sanırım aylardır ilk müşterilerimizsiniz, hoş geldiniz!*
dedi.Grubun adeta üzerine titriyordu.Eh, tek müşteri onlardı, elbette titreyecekti.Sonra yaşlı kadın öne çıkarak:
*Peki neden, işlek bir yere benziyor burası oysa?*
*Hiç öyle değil, maalesef kasabaya aylardır ilk gelen misafirler sizsiniz, sanırım siz de kayboldunuz, yoksa gelmezdiniz?*
Ardından sözü keşiş almak istedi fakat bir çığlık keşişin sözünü kesmişti.
Bütün bunlar olurken, Bruan sürekli ağlıyordu.Belki sesi çıkmıyordu, ama ağlıyordu işte.Canı acımasa da ağlıyordu.Gözlerinin önünde onlarca kişi ok yağmuru altında ölmüştü.Ormanın arkasından gelen bu yağmur, belki savaşmak istemeseydi kendisini de öldürecekti.Keşiş ise Bruan'ı göndermek istediği için, kızcağızın yüzüne dahi bakamıyordu.Oysa kız zerre kadar darılmamıştı keşişe.O kendisinin hayatını kurtarmaya çalışmıştı.Nereden bilebilirdi ki kız bu yolda ölecek olsun.
Kasabaya vardıklarında, keşiş hayatında ilk kez "huzur"u sezdi.Bu kasabada huzur vardı, mutluluk vardı, neşe vardı.Yalnızca mutlu mutlu oynarken düşen çocuklarda gözyaşı vardı.Keşiş öldürülecekken Bruan'dan akan gözyaşları kimsede yoktu burada.
Keşiş artık silahların önemini kavrıyordu.Ok, yay, mızrak....Bunlar önemli şeylerdi galiba.Artık keşiş olmadığını da düşünüyordu.Eline yay almıştı, adam öldürmek istemişti, böyle keşiş olur muydu hiç?Ancak silah almasının da bir nedeni vardı, ama o bunu düşünmüyordu.Zaten Bruan da dahil olmak üzere, herkes yanında bir yay ve bir kılıç taşıyordu.
Kasabanın içine girdiklerinde sağ taraflarında bir demirci gördüler.Yaşlı adam ilk önce içeri girmek istedi ancak karısı şiddetle karşı çıktı bu olaya.Adamı zabdetmek gerçekten zordu.Her gördüğü silaha yapışıyordu, her durumda savaşmak istiyordu.Böyle cesaret bu kadar yaşlı bir adamda!şaşırmayacak gibi de değil.
Kasabada daha sonra bir han gördüler.Ağır adımlarla içeri girdiler.Bu kadar neşeli bir yerde, bu kadar sakin bir han görmek grubu şaşırtmıştı.Hancı şaşkın şaşkın gruba bakıyordu.Gülümseyerek:
*Sanırım aylardır ilk müşterilerimizsiniz, hoş geldiniz!*
dedi.Grubun adeta üzerine titriyordu.Eh, tek müşteri onlardı, elbette titreyecekti.Sonra yaşlı kadın öne çıkarak:
*Peki neden, işlek bir yere benziyor burası oysa?*
*Hiç öyle değil, maalesef kasabaya aylardır ilk gelen misafirler sizsiniz, sanırım siz de kayboldunuz, yoksa gelmezdiniz?*
Ardından sözü keşiş almak istedi fakat bir çığlık keşişin sözünü kesmişti.
I always knew I was a star And now, the rest of the world seems to agree with me.
The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.
I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.
-Freddie Mercury
The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.
I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.
-Freddie Mercury
Keşiş direk sesin kaynağına bakmak istedi, ancak ses dışarıdan gelmişti.Çok acılı bir çığlığa benziyordu.Sese yalnızca grup değil, tüm kasaba şaşırmış görünüyordu.Bir anda handakiler dışarı çıktılar.Ã?ığlık kasabanın öbür ucundan gelmişti.Bir anda bir koşuşturmaca başladı.Ancak kervandakinin aksine herkes çığlığın kaynağına doğru koşmuştu.Neden bilinmez kimsede bir korku belirtisi dahi yoktu.
Ardından olay yerine doğru yavaş adımlarla yürümeye başladılar.Bu insanlar nedense eskisi kadar cesur görünmüyorlardı.Ancak korkuyormuş gibi de değildiler.Huor nedense yaşlı kadına bakma isteği duydu.Baktığında çok rahat bir şekilde gülümsediğini farketti.Kadın her durumda yapması gerekenin aksini yapıyordu sanki.Belki bir gün anlardı Huor.
Keşiş elindeki kılıcı sımsıkı tutuyordu.Sanki sımsıkı tutunca daha keskin oluyordu kılıç!
Sonra zamanla ileriden dumanlar tüttüğünü farkettiler.Simsiyah dumanlar tütüyordu.Grup adımlarını hızlandırmak istedi, ancak bir yorgunluk çökmüştü üzerlerine.Sanki korkmasalar da gitmek istemiyorlardı.Ã?şeniyorlardı.Ama yine de yavaş adımlarla ilerliyorlardı.
Daha sonra kasabanın dışından nal sesleri ve naralar gelmeyi başladı.Ve bir sürü vızıltı geldi.Havaya baktıklarında bir yığın alevli okun, üzerlerine doğru geldiklerini farkettiler.Ardından kasaba halkının toplandığı yer ile, kervan halkının arasına düştü onlarca ok.Ve aradaki bütün evler -ki evlerin çoğu odundan yapılmıştı-, alev aldı.Grup daha fazla ilerliyemiyordu.Ardından bir yığın daha ok boşaldı yaylardan.Grup geri geri kaçmaya başlacakken, ok yağmuru arkalarına düştü.Kaçacak yerleri kalmamıştı.Grup ile aralarında alevler vardı.Geri geri gidemezlerdi, kasabanın yarısı yanıyordu.Sıkışmışlardı ve aralarında tek gülümseyen yaşlı kadındı.
Nal sesleri gitgide yaklaşıp, kasabanın içine girdiğinde çığlıklar birbirine karışmıştı.Kimse bir yere kaçamıyor gibi görünüyordu.Keşiş ile sevgilisi ağlıyordu.Yaşlı adamı karısı zor zaptediyordu.Youre ve Sorte ise, asabi tavırlarından pek taviz vermiyorlardı.Hep asabiydiler.Yaylarını germiş bekliyorlardı.Kimseyi görmüyorlardı.Zaten çığlıklar kesilmişti.
Birkaç dakika geçmişti.Kimsecikler kalmamıştı.Yangın devam ediyordu.Grup yere oturmuştu.Keşiş ve karısı ağlıyordu, Loren elindeki hançeri biliyordu.Yaşlı adam kalkmaya çalışıyor, Tamon ise onu durduruyordu hâlâ.
Sonra yaşlı kadın bir şeyler mırıldanmaya başlamıştı.Ne olduğunu anlayamıyordu Huor.Başka bir dil diye düşünmüştü.Fakat birkaç saniye geçmeden dev bir rüzgâr esmeye başladı.Rüzgar yangınlara öyle bir şekilde esiyordu ki, kesinlikle gruba sıçramıyordu.Ardından da şiddeli bir yağmur başladı.Huor neler olduğunu anlayamadan yangın durdu.Sonra Tamon ilk gördükleri eve girmeyi önerdi.Grup da çaresiz kabul etti.
Ardından olay yerine doğru yavaş adımlarla yürümeye başladılar.Bu insanlar nedense eskisi kadar cesur görünmüyorlardı.Ancak korkuyormuş gibi de değildiler.Huor nedense yaşlı kadına bakma isteği duydu.Baktığında çok rahat bir şekilde gülümsediğini farketti.Kadın her durumda yapması gerekenin aksini yapıyordu sanki.Belki bir gün anlardı Huor.
Keşiş elindeki kılıcı sımsıkı tutuyordu.Sanki sımsıkı tutunca daha keskin oluyordu kılıç!
Sonra zamanla ileriden dumanlar tüttüğünü farkettiler.Simsiyah dumanlar tütüyordu.Grup adımlarını hızlandırmak istedi, ancak bir yorgunluk çökmüştü üzerlerine.Sanki korkmasalar da gitmek istemiyorlardı.Ã?şeniyorlardı.Ama yine de yavaş adımlarla ilerliyorlardı.
Daha sonra kasabanın dışından nal sesleri ve naralar gelmeyi başladı.Ve bir sürü vızıltı geldi.Havaya baktıklarında bir yığın alevli okun, üzerlerine doğru geldiklerini farkettiler.Ardından kasaba halkının toplandığı yer ile, kervan halkının arasına düştü onlarca ok.Ve aradaki bütün evler -ki evlerin çoğu odundan yapılmıştı-, alev aldı.Grup daha fazla ilerliyemiyordu.Ardından bir yığın daha ok boşaldı yaylardan.Grup geri geri kaçmaya başlacakken, ok yağmuru arkalarına düştü.Kaçacak yerleri kalmamıştı.Grup ile aralarında alevler vardı.Geri geri gidemezlerdi, kasabanın yarısı yanıyordu.Sıkışmışlardı ve aralarında tek gülümseyen yaşlı kadındı.
Nal sesleri gitgide yaklaşıp, kasabanın içine girdiğinde çığlıklar birbirine karışmıştı.Kimse bir yere kaçamıyor gibi görünüyordu.Keşiş ile sevgilisi ağlıyordu.Yaşlı adamı karısı zor zaptediyordu.Youre ve Sorte ise, asabi tavırlarından pek taviz vermiyorlardı.Hep asabiydiler.Yaylarını germiş bekliyorlardı.Kimseyi görmüyorlardı.Zaten çığlıklar kesilmişti.
Birkaç dakika geçmişti.Kimsecikler kalmamıştı.Yangın devam ediyordu.Grup yere oturmuştu.Keşiş ve karısı ağlıyordu, Loren elindeki hançeri biliyordu.Yaşlı adam kalkmaya çalışıyor, Tamon ise onu durduruyordu hâlâ.
Sonra yaşlı kadın bir şeyler mırıldanmaya başlamıştı.Ne olduğunu anlayamıyordu Huor.Başka bir dil diye düşünmüştü.Fakat birkaç saniye geçmeden dev bir rüzgâr esmeye başladı.Rüzgar yangınlara öyle bir şekilde esiyordu ki, kesinlikle gruba sıçramıyordu.Ardından da şiddeli bir yağmur başladı.Huor neler olduğunu anlayamadan yangın durdu.Sonra Tamon ilk gördükleri eve girmeyi önerdi.Grup da çaresiz kabul etti.
I always knew I was a star And now, the rest of the world seems to agree with me.
The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.
I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.
-Freddie Mercury
The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.
I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.
-Freddie Mercury
Saatler geçmek bilmiyordu.Herkeste bir hüzün vardı.İki günde 2 katliama tanık olmuşlardı.Huor ise katliamlardan bambaşka bir şeyi düşünüyordu.Tamor'u.Bu kadın kimdi, neyin nesiydi?Huor şimdiye kadar ne zaman kadında bir ilginçlik sezse, aynı ilginçliği doğada da seziyordu.
Yaklaşık 3. saatin sonuna geldiklerinde, dışarısı iyice durulmuş, güneş açmıştı.Dışarı çıktıklarında katliamın sonucunu gördüler.Her yer kan içerisindeydi.Yerdeki çoğu kişinin kafası yoktu.Ya da çoğu kafanın gövdesi yoktu.
Bruan gözyaşları içerisinde dizlerinin üzerine çöktü, başı öne eğik bir şekilde ağlamaya başladı.Hıçkırıklara boğulmuştu.Hayatında ilk kez bu kadar ölü görüyordu.Yüzlerce ceset ki çoğu da çocuk.
Sonra kasabanın öteki tarafından ağlama sesleri duyuldu.Ancak ağlama sesleri bir çocuğa ait gibiydi.Vardıklarında 7-8 yaşlarında küçük bir kız çocuğunun, başı öne eğik bir şekilde hüngür hüngür ağladığını farkettiler.Huor öne çıkarak kıza adını sordu.Kız kafasını kaldırdı korkarak.Ardından birkaç şeye dikkat ettiler.Ã?ncelikle kızın kulakları biraz daha sivri görünüyordu.Gözleri ise keskindi.Konuşmuyordu.Küçük yaşına rağmen, oldukça ağırbaşlı görünüyordu.Sonra Huor kızın cevap vermeyeceğini anlayınca, başına eğildi kızın, hafifçe saçını okşamaya başladı.Siyah saçlı, kara gözlü güzel bir çocuktu.
Sonra Loren elindeki hançerini cebine koyarak küçük kıza dikkatle baktı.Kızda aynı şekilde Loren'e baktı.Loren sonra *Adın ne?* diye yeniden sordu.Küçük kız çocuğu hafifçe gülümseyerek, *Elamon* dedi.Kendisiyle konuşmayan kız çocuğunun, Loren'e gülümsemesine şaşıran Huor ayağa kalkıp dik dik Loren'e baktı.Loren'in de gülümsediğini farketti.Sonra yaşlı Royrat'a baktı.Havaya bakıp bakıp duruyordu.Huor'a göre, adam da yağmur meselesini düşünüyordu.Ancak adam hâlâ savaş istiyordu.Bunu bir tek karısı biliyordu.Youre ve Sorte ise etrafı gözetlemekteydiler.Keşiş ilginç bir gün geçiriyordu.Loren kızla konuşmaya başladı bu esnada.
*Söyle bakalım, neler oldu burada?*
*Bilmiyorum, ilk kez böyle bir olay oluyor bu kasabada.*
*Peki senin ailen de orada mıydı?* dedi katliam bölgesini göstererek.Küçük kız yalnızca gülümsemekle yetindi.
*Pekala Elamon, söyle bakalım, ne yapmayı düşünüyorsun şimdi?*
*Kalacak yerim yok.*
*Bizimle gelmek ister misin?*
*Evet.* Elamon hala gülümsüyordu.Artık 8 kişiydiler.
*Peki sen kaç yaşındasın Elamon?*
*19.* dedi küçük kız.Loren hiçbir şey anlayamamıştı.
*Nasıl 19?* hala şaşkındı Loren.Ardından küçük kız 19 yaşında birisine yakışır bir hareketle elini beline dayadı.
*Basbayağı 19.*
*Peki neden bu kadar küçüksün sen?*
*Ã?ünkü ben bir Elf'im.*
Aralarında Tamon hariç herkes bir şey anlamadan bakıyordu küçüğe.Tamon ise fazla şaşırmamıştı.Huor nedense Tamon'a bakma isteği duydu ve beklediği gibi sonuç aldı.kadın yine tersti herkese.Herkes şaşırıyordu ancak o gülümsüyordu.Loren yine muhabbete devam etti.
*Peki Elf nedir?* ancak sözü kızdan önce Tamon aldı ve cevabı o verdi.
*Ormanlarda yaşayan gizli bir ırk.İnsanlar gibi değillerdir ölümsüzlerdir.Narin ve güzel bir ırk olmasına rağmen, biraz çelimsizdirler.Bilinen kadarıyla, ağaçlarla konuşabilirler.* ardından Huor soru sordu bu kez.
*Peki senin burada ne işin var?*
*Akrabalarımı durdurmaya geldim.*
*Bu katliamları yapanlar Elf'ler mi?*
*Evet, ancak suçlu olanlar sizlersiniz!*
*Nasıl yani?* fakat yine sözü Tamon aldı.
*İnsanlar yüzyıllardır gördükleri her Elf'i büyücü diye öldürdüler.*
*Fakat hani Elf'ler ölümsüzdü?*
*Dışarıdan müdahele edilmedikçe ölümsüzler.* Sonra Huor, küçük kıza dönerek
*Peki nasıl büyücüsünüz siz?*
*Büyücü değiliz ki, yalnızca ölümsüzüz.*
Huor şaşkın şaşkın bakınıyordu.Daha değişik şeyler görecek miyim acaba diye düşünmekten kendini alamıyordu.
Yaklaşık 3. saatin sonuna geldiklerinde, dışarısı iyice durulmuş, güneş açmıştı.Dışarı çıktıklarında katliamın sonucunu gördüler.Her yer kan içerisindeydi.Yerdeki çoğu kişinin kafası yoktu.Ya da çoğu kafanın gövdesi yoktu.
Bruan gözyaşları içerisinde dizlerinin üzerine çöktü, başı öne eğik bir şekilde ağlamaya başladı.Hıçkırıklara boğulmuştu.Hayatında ilk kez bu kadar ölü görüyordu.Yüzlerce ceset ki çoğu da çocuk.
Sonra kasabanın öteki tarafından ağlama sesleri duyuldu.Ancak ağlama sesleri bir çocuğa ait gibiydi.Vardıklarında 7-8 yaşlarında küçük bir kız çocuğunun, başı öne eğik bir şekilde hüngür hüngür ağladığını farkettiler.Huor öne çıkarak kıza adını sordu.Kız kafasını kaldırdı korkarak.Ardından birkaç şeye dikkat ettiler.Ã?ncelikle kızın kulakları biraz daha sivri görünüyordu.Gözleri ise keskindi.Konuşmuyordu.Küçük yaşına rağmen, oldukça ağırbaşlı görünüyordu.Sonra Huor kızın cevap vermeyeceğini anlayınca, başına eğildi kızın, hafifçe saçını okşamaya başladı.Siyah saçlı, kara gözlü güzel bir çocuktu.
Sonra Loren elindeki hançerini cebine koyarak küçük kıza dikkatle baktı.Kızda aynı şekilde Loren'e baktı.Loren sonra *Adın ne?* diye yeniden sordu.Küçük kız çocuğu hafifçe gülümseyerek, *Elamon* dedi.Kendisiyle konuşmayan kız çocuğunun, Loren'e gülümsemesine şaşıran Huor ayağa kalkıp dik dik Loren'e baktı.Loren'in de gülümsediğini farketti.Sonra yaşlı Royrat'a baktı.Havaya bakıp bakıp duruyordu.Huor'a göre, adam da yağmur meselesini düşünüyordu.Ancak adam hâlâ savaş istiyordu.Bunu bir tek karısı biliyordu.Youre ve Sorte ise etrafı gözetlemekteydiler.Keşiş ilginç bir gün geçiriyordu.Loren kızla konuşmaya başladı bu esnada.
*Söyle bakalım, neler oldu burada?*
*Bilmiyorum, ilk kez böyle bir olay oluyor bu kasabada.*
*Peki senin ailen de orada mıydı?* dedi katliam bölgesini göstererek.Küçük kız yalnızca gülümsemekle yetindi.
*Pekala Elamon, söyle bakalım, ne yapmayı düşünüyorsun şimdi?*
*Kalacak yerim yok.*
*Bizimle gelmek ister misin?*
*Evet.* Elamon hala gülümsüyordu.Artık 8 kişiydiler.
*Peki sen kaç yaşındasın Elamon?*
*19.* dedi küçük kız.Loren hiçbir şey anlayamamıştı.
*Nasıl 19?* hala şaşkındı Loren.Ardından küçük kız 19 yaşında birisine yakışır bir hareketle elini beline dayadı.
*Basbayağı 19.*
*Peki neden bu kadar küçüksün sen?*
*Ã?ünkü ben bir Elf'im.*
Aralarında Tamon hariç herkes bir şey anlamadan bakıyordu küçüğe.Tamon ise fazla şaşırmamıştı.Huor nedense Tamon'a bakma isteği duydu ve beklediği gibi sonuç aldı.kadın yine tersti herkese.Herkes şaşırıyordu ancak o gülümsüyordu.Loren yine muhabbete devam etti.
*Peki Elf nedir?* ancak sözü kızdan önce Tamon aldı ve cevabı o verdi.
*Ormanlarda yaşayan gizli bir ırk.İnsanlar gibi değillerdir ölümsüzlerdir.Narin ve güzel bir ırk olmasına rağmen, biraz çelimsizdirler.Bilinen kadarıyla, ağaçlarla konuşabilirler.* ardından Huor soru sordu bu kez.
*Peki senin burada ne işin var?*
*Akrabalarımı durdurmaya geldim.*
*Bu katliamları yapanlar Elf'ler mi?*
*Evet, ancak suçlu olanlar sizlersiniz!*
*Nasıl yani?* fakat yine sözü Tamon aldı.
*İnsanlar yüzyıllardır gördükleri her Elf'i büyücü diye öldürdüler.*
*Fakat hani Elf'ler ölümsüzdü?*
*Dışarıdan müdahele edilmedikçe ölümsüzler.* Sonra Huor, küçük kıza dönerek
*Peki nasıl büyücüsünüz siz?*
*Büyücü değiliz ki, yalnızca ölümsüzüz.*
Huor şaşkın şaşkın bakınıyordu.Daha değişik şeyler görecek miyim acaba diye düşünmekten kendini alamıyordu.
I always knew I was a star And now, the rest of the world seems to agree with me.
The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.
I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.
-Freddie Mercury
The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.
I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.
-Freddie Mercury
Huor grubunda bir kişi daha fazla ilerlerken düşünüyordu.Acaba artık bir keşiş miydi?Eline kılıç alan, yay alıp adam öldürmek isteyen keşiş olur muydu?İçinden bunları düşünmenin zamanı değil diye geçirdi.
Gözleri kız ile Tamon arasında gidip geliyordu.İkisi de birbirinden acayiptiler.En sonunda patlamak üzereyken, dayanamayıp sordu Tamon'a.
*Nasıl oluyor da, senin dua etmenle bütün müsibetlerden kurtuluyoruz?* Tamon gülümseyerek karşılık verdi gence.
*Tanrıya şükürler olsun.*
*Sadece şükrederek nereye kadar?*
*Eğer tanrıya güvenirsen sonsuza kadar!*
*Peki dünyada tanrıya güvenen binlerce insan...(ki bu sırada aklına elfler geldi).... ya da varlık var.Hepsinin neden istediği olmuyor?*
Ancak Tamon cevap vermeden, yalnızca gülümseyerek baktı gence.Genç diğerlerine baktıklarında hiç Tamon'la ilgilenmiyorlarmış gibi görünüyorlardı.
*Onlara ne yaptın?*
*Basit bir büyü.*
*Nasıl?*
*Çok basit.Onlar benimle ilgili hiçbir şeyden şüphe etmezler.*
*Peki neden bu büyüyü bana yapmadın?*
*Ã?ünkü sen beni öldürme ihtiyacı duymadın hiçbir zaman.*
Huor hiçbir şeyden anlamayarak Elamon'a baktı.Ne kadar zarifti.Yanına gitti gülümseyerek.
*Söyle bakalım Elamon, senin ailende bu katliamı yapanlar arasında mı?*
*Hayır, babam Cuthalion, o katliama karşı olanların başında.*
*Peki sen küçük yaşına rağmen burada ne yap....Bir dakika, sen 19 yaşındaydın değil mi?*
*Evet.* dedi gülümseyerek Elamon.
*Peki söyler misin Elamon, neden sizin Elf'ler, bizim insanlarımıza karşı bu kadar vahşiler?*
*Siz insanlar hep meraklı mısınızdır?Peki öyleyse, söyleyeyim.Sizin insanlarınız, bizim elferimizin kasabalarını yağmaladılar.Amaçları cadı olmamız -ki zaten değiliz- değildi.Amaçları hazinelemizdi.Ancak neden yaptınız diye soranlara cadı diye karşılık verdiler.*
*Peki buradaki insanların suçu ne?*
*Gel benimle!*
Elamon keşişin elinden tuttu ve evlerden herhangi birisine soktu.Küllerin arasından içeri girdiklerinde içerinin altınlarla kaplı olduğunu farketti Huor.
*Bunların hepsi sizin mi?*
*Evet!*
Ardından Huor, insanlığından utanarak başını öne eğdi.
*Peki neden bizi öldürmediniz?Elinize 2 fırsat geçmişti!*
*Tamon sizi kurtardı.Biz sizi de öldürecektik!*
*Peki Tamon neden diğerlerini değil de sadece bizi kurtardı?*
*Ã?ünkü siz masumsunuz!*
Huor hafif hafif anladığını hissediyordu.Bu kadın dua ederek kendilerini korumuştu.Yani asıl koruyan tanrıydı, ancak vesile olan Tamon'du.Peki ya büyü meselesi?
*Ya nasıl diğerlerine büyü yaptı?*
*O büyü tanrının dünyadaki ölümlülere bahşettikleri yeteneklerden birisi.Yani aslında herkes yapabilir ancak birkaç koşulla.*
*Peki koşullar nedir?*
*Bunu Tamon'a sorsan daha iyi olur.*
Yolculuk deniz kenarında tatlı bir kasabada son buldu.Ayrıca Huor'un gördüğü en büyük kasabalaydı bu.İçeri girdiler yavaş yavaş.Kasabanın güneyinden girmişleri ve dümdüz kuzeye ilerlemişlerdi.Huor hayatında ilk kez deniz görüyordu.Ve en ileride bir sürü gemi.Her yerde ışıklar vardı.Muazzamdı.
Fakat bir anda kasabanın doğu ve batı tarafından ortalığı inleten naralar yükselmeye başladı.Ancak iki tarafta birbirinin tersi gibi görünüyordu.Ve bir anda havaya alevli oklar yükselmeye başladı.Hava aydınlık bir hal almıştı.Küçük kız sözü aldı.
*Lanet olsun.Elf'ler arasında savaş çıkacak!Babam doğu taraftan geliyor.Bütün Gri Elf'leri toplamış gibi!Beren ve lanet isyancıları ise batıdan geliyor.Ã?ABUK GÃ?NEYE!KAÃ?IN!*
Ancak kimse kıpırdayamıyordu.Ã?ünkü yükselen alevli oklar, şehrin güneyini ve karadan olan tek girişini kapatmıştı.Cayır cayır yanıyordu.Elf'ler arasındaki muazzam savaş, bu kasabayı kana bulayacak gibi görünüyordu.
Gözleri kız ile Tamon arasında gidip geliyordu.İkisi de birbirinden acayiptiler.En sonunda patlamak üzereyken, dayanamayıp sordu Tamon'a.
*Nasıl oluyor da, senin dua etmenle bütün müsibetlerden kurtuluyoruz?* Tamon gülümseyerek karşılık verdi gence.
*Tanrıya şükürler olsun.*
*Sadece şükrederek nereye kadar?*
*Eğer tanrıya güvenirsen sonsuza kadar!*
*Peki dünyada tanrıya güvenen binlerce insan...(ki bu sırada aklına elfler geldi).... ya da varlık var.Hepsinin neden istediği olmuyor?*
Ancak Tamon cevap vermeden, yalnızca gülümseyerek baktı gence.Genç diğerlerine baktıklarında hiç Tamon'la ilgilenmiyorlarmış gibi görünüyorlardı.
*Onlara ne yaptın?*
*Basit bir büyü.*
*Nasıl?*
*Çok basit.Onlar benimle ilgili hiçbir şeyden şüphe etmezler.*
*Peki neden bu büyüyü bana yapmadın?*
*Ã?ünkü sen beni öldürme ihtiyacı duymadın hiçbir zaman.*
Huor hiçbir şeyden anlamayarak Elamon'a baktı.Ne kadar zarifti.Yanına gitti gülümseyerek.
*Söyle bakalım Elamon, senin ailende bu katliamı yapanlar arasında mı?*
*Hayır, babam Cuthalion, o katliama karşı olanların başında.*
*Peki sen küçük yaşına rağmen burada ne yap....Bir dakika, sen 19 yaşındaydın değil mi?*
*Evet.* dedi gülümseyerek Elamon.
*Peki söyler misin Elamon, neden sizin Elf'ler, bizim insanlarımıza karşı bu kadar vahşiler?*
*Siz insanlar hep meraklı mısınızdır?Peki öyleyse, söyleyeyim.Sizin insanlarınız, bizim elferimizin kasabalarını yağmaladılar.Amaçları cadı olmamız -ki zaten değiliz- değildi.Amaçları hazinelemizdi.Ancak neden yaptınız diye soranlara cadı diye karşılık verdiler.*
*Peki buradaki insanların suçu ne?*
*Gel benimle!*
Elamon keşişin elinden tuttu ve evlerden herhangi birisine soktu.Küllerin arasından içeri girdiklerinde içerinin altınlarla kaplı olduğunu farketti Huor.
*Bunların hepsi sizin mi?*
*Evet!*
Ardından Huor, insanlığından utanarak başını öne eğdi.
*Peki neden bizi öldürmediniz?Elinize 2 fırsat geçmişti!*
*Tamon sizi kurtardı.Biz sizi de öldürecektik!*
*Peki Tamon neden diğerlerini değil de sadece bizi kurtardı?*
*Ã?ünkü siz masumsunuz!*
Huor hafif hafif anladığını hissediyordu.Bu kadın dua ederek kendilerini korumuştu.Yani asıl koruyan tanrıydı, ancak vesile olan Tamon'du.Peki ya büyü meselesi?
*Ya nasıl diğerlerine büyü yaptı?*
*O büyü tanrının dünyadaki ölümlülere bahşettikleri yeteneklerden birisi.Yani aslında herkes yapabilir ancak birkaç koşulla.*
*Peki koşullar nedir?*
*Bunu Tamon'a sorsan daha iyi olur.*
Yolculuk deniz kenarında tatlı bir kasabada son buldu.Ayrıca Huor'un gördüğü en büyük kasabalaydı bu.İçeri girdiler yavaş yavaş.Kasabanın güneyinden girmişleri ve dümdüz kuzeye ilerlemişlerdi.Huor hayatında ilk kez deniz görüyordu.Ve en ileride bir sürü gemi.Her yerde ışıklar vardı.Muazzamdı.
Fakat bir anda kasabanın doğu ve batı tarafından ortalığı inleten naralar yükselmeye başladı.Ancak iki tarafta birbirinin tersi gibi görünüyordu.Ve bir anda havaya alevli oklar yükselmeye başladı.Hava aydınlık bir hal almıştı.Küçük kız sözü aldı.
*Lanet olsun.Elf'ler arasında savaş çıkacak!Babam doğu taraftan geliyor.Bütün Gri Elf'leri toplamış gibi!Beren ve lanet isyancıları ise batıdan geliyor.Ã?ABUK GÃ?NEYE!KAÃ?IN!*
Ancak kimse kıpırdayamıyordu.Ã?ünkü yükselen alevli oklar, şehrin güneyini ve karadan olan tek girişini kapatmıştı.Cayır cayır yanıyordu.Elf'ler arasındaki muazzam savaş, bu kasabayı kana bulayacak gibi görünüyordu.
I always knew I was a star And now, the rest of the world seems to agree with me.
The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.
I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.
-Freddie Mercury
The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.
I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.
-Freddie Mercury
İlk Beren'in orduları kasabaya ulaştı.Huor'un aklına bir şey geldi.Bunlar kasabaya giremezlerdi ki!Girebilecekleri tek yeri, kendi alevli okları kapatmıştı.Bir anda içine bir cesaret geldi.Korkusu azalmıştı.Ancak bu duygu henüz Bruan'da yoktu.Titriyordu kızcağız, bembeyaz olmuştu.Bir katliam neyse de, bir savaş!Kaldıramazdı bu yükü.
Ardından naralar batıdan güneye doğru dönmeye başladı.Huor biliyordu, kasabaya giremezlerdi.Ama ne yapabileceklerini de bilmiyordu.Ne diye güneye inmişlerdi ki?
Bir müddet sonra naralar alevlerin oradan gelmeye başladı.Dumandan ardını göremiyorlardı alevin.Zaten alev onlara baya bir uzaktı.Kasabanın bir ucundaydılar çünkü.Fakat, ilk çığlıklar pek gecikmedi.Elamon lanetler okuyarak:
*Olamaz, adamlar ateşe dayanıklılık için türlü türlü büyüler yapmışlar.Fakat babamgil ateş büyüleri yapamazlar.Yani bize yardıma gelemeyecek gibi görünüyorlar.* bu lafın ardından, Huor titreyerek:
*Lanet olsun hepsine!*
Bir müddet sonra katliamcılar yeterince yaklaşmışlardı ve onları görüyorlardı.Sonra 16 atlı Elf üzerlerine doğru gelmeye başlamıştı.Ama onlar yetişemeden kervandaki önce herkes birer yay, bir sürü ok ve birer kılıç almıştı ellerine.Fakat yayları değil kılıçları tutuyorlardı o esnada.Elf'ler ellerinde mızraklarla gruba doğru dalarken, atlılardan en öndekinin ayağı takıldı esrarengiz bir biçimde (!) ve zincirleme bir kaza oluştu orada yaklaşık 8 tane atlı yıkılmıştı oraya ve durumları da ağır görüyordu.Ancak hâlâ 8 atlı üzerlerine doğru geliyordu ve atlılardan birisi diğerlinden önde, tam mızrağını Bruan'a uzatmışken Huor kılıcını savurarak Elf'in mızrağını kesti ve Elf kızı ıskaladı.Ardından atlı duramadan Loren tarafından kafası biçildi.
Fakat arkadan bir atlı daha geliyordu, ilk elfin atına atlayan Huor, üzerinde doğru dörtnala gitmeye başladı.Ancak atlının kargısı daha uzundu.Tam mızrağını Huor'a doğrultmuşken, Huor hafif eğilerek kurtuldu ve yanından geçmekte olan atlının göğsüne kılıcını soktu.Sonra onun da kargısını aldı.Diğer atlılar teker teker gelmiyorlardı.6 tane atlı dörtnala geliyorlardı üzerlerine doğru.Huor en sağdakinin de sağından onlara doğru gidiyordu.Zaten solak olması sayesinde adamların ters tarafına geliyordu.Bu sayede adamların sağından giderek hem kargılarından kurtulup, hem de sol elinde tuttuğu kılıçla onları biçebiliyordu.Bu şekilde 3 tanesini biçti.Elf'lerin hepsi Huor'u kovalıyordu.Büyücü o esnada hafiften ağlıyordu.Huor Tamon'un ağladığını görmeden, Tamon'dan medet umuyordu.Ancak hiç hesaba katmadığı bir sebepten dolayı hiç bir şekilde yardım alamıyordu.
O esnada Huor bir atlıyı kovalarken tam solundan bir atlı dalıyordu Huor'a, Huor soluna döndüğünde, Elf'in kafasında bir ok gördü ve arkasına baktığında Loren'in elindeki yayı farketti.
Son 2 atlı Huor'u yan yana kovalıyorlardı.Huor elindeki uzun kargıyı arkasına doğrulttu, ancak hala hız farkı 0 olduğu için onlara vuramıyordu.Hafif atını sağa çevirdi ve sol elinde tuttuğu kargıyı arkalarındakine çevirebildi.şimdi Huor sol elindeki kargıyı rahat bir şekilde koltuklayabilerek sağ tarafındakileri öldürebilirdi.Gittikçe yaklaşıyorlardı.Sonra Huor atını yarım tur çevirerek sağdaki atlıya dalarak onun göğsüne sapladı kargıyı.Son atlı da ya kaçacaktı ya da Huor'a saldırıp ölecekti.Fakat Huor'un hesabında bir eksik vardı.Atlı kervana doğru dörtnala ilerliyordu.Huor arkasını dönüp atlıyı kovalamaya başladı.Farkı çok büyük ihtimalle kapatacaktı.En önde Loren vardı, bu yüzden asla ilerleyemezdi atlı.Fakat atlı Loren'in solundan geçerek elindeki kargıyı Bruan'ın göğsüne sapladı.Huor bir çığlık attı o esnada.Arkadan yetiştiği atlıya elindeki kargıyı fırlattı uzaktan ve göğsüne girdi kargı atlının.Ve diğer tarafından çıkan kargıyı gitti ve aldı.Bu onun ömrü boyunca kullanacağı silahı olacaktı.
Diğer Elf'ler yağmalıyorlardı hala köyü.Fakat o esnada ileriden gelen gemilerden sesler duyulmaya başlandı.Yine küçük kız sözü aldı:
*İşte bu!Amiral Alcarondas gemileriyle yardıma geliyor!*
Ardından naralar batıdan güneye doğru dönmeye başladı.Huor biliyordu, kasabaya giremezlerdi.Ama ne yapabileceklerini de bilmiyordu.Ne diye güneye inmişlerdi ki?
Bir müddet sonra naralar alevlerin oradan gelmeye başladı.Dumandan ardını göremiyorlardı alevin.Zaten alev onlara baya bir uzaktı.Kasabanın bir ucundaydılar çünkü.Fakat, ilk çığlıklar pek gecikmedi.Elamon lanetler okuyarak:
*Olamaz, adamlar ateşe dayanıklılık için türlü türlü büyüler yapmışlar.Fakat babamgil ateş büyüleri yapamazlar.Yani bize yardıma gelemeyecek gibi görünüyorlar.* bu lafın ardından, Huor titreyerek:
*Lanet olsun hepsine!*
Bir müddet sonra katliamcılar yeterince yaklaşmışlardı ve onları görüyorlardı.Sonra 16 atlı Elf üzerlerine doğru gelmeye başlamıştı.Ama onlar yetişemeden kervandaki önce herkes birer yay, bir sürü ok ve birer kılıç almıştı ellerine.Fakat yayları değil kılıçları tutuyorlardı o esnada.Elf'ler ellerinde mızraklarla gruba doğru dalarken, atlılardan en öndekinin ayağı takıldı esrarengiz bir biçimde (!) ve zincirleme bir kaza oluştu orada yaklaşık 8 tane atlı yıkılmıştı oraya ve durumları da ağır görüyordu.Ancak hâlâ 8 atlı üzerlerine doğru geliyordu ve atlılardan birisi diğerlinden önde, tam mızrağını Bruan'a uzatmışken Huor kılıcını savurarak Elf'in mızrağını kesti ve Elf kızı ıskaladı.Ardından atlı duramadan Loren tarafından kafası biçildi.
Fakat arkadan bir atlı daha geliyordu, ilk elfin atına atlayan Huor, üzerinde doğru dörtnala gitmeye başladı.Ancak atlının kargısı daha uzundu.Tam mızrağını Huor'a doğrultmuşken, Huor hafif eğilerek kurtuldu ve yanından geçmekte olan atlının göğsüne kılıcını soktu.Sonra onun da kargısını aldı.Diğer atlılar teker teker gelmiyorlardı.6 tane atlı dörtnala geliyorlardı üzerlerine doğru.Huor en sağdakinin de sağından onlara doğru gidiyordu.Zaten solak olması sayesinde adamların ters tarafına geliyordu.Bu sayede adamların sağından giderek hem kargılarından kurtulup, hem de sol elinde tuttuğu kılıçla onları biçebiliyordu.Bu şekilde 3 tanesini biçti.Elf'lerin hepsi Huor'u kovalıyordu.Büyücü o esnada hafiften ağlıyordu.Huor Tamon'un ağladığını görmeden, Tamon'dan medet umuyordu.Ancak hiç hesaba katmadığı bir sebepten dolayı hiç bir şekilde yardım alamıyordu.
O esnada Huor bir atlıyı kovalarken tam solundan bir atlı dalıyordu Huor'a, Huor soluna döndüğünde, Elf'in kafasında bir ok gördü ve arkasına baktığında Loren'in elindeki yayı farketti.
Son 2 atlı Huor'u yan yana kovalıyorlardı.Huor elindeki uzun kargıyı arkasına doğrulttu, ancak hala hız farkı 0 olduğu için onlara vuramıyordu.Hafif atını sağa çevirdi ve sol elinde tuttuğu kargıyı arkalarındakine çevirebildi.şimdi Huor sol elindeki kargıyı rahat bir şekilde koltuklayabilerek sağ tarafındakileri öldürebilirdi.Gittikçe yaklaşıyorlardı.Sonra Huor atını yarım tur çevirerek sağdaki atlıya dalarak onun göğsüne sapladı kargıyı.Son atlı da ya kaçacaktı ya da Huor'a saldırıp ölecekti.Fakat Huor'un hesabında bir eksik vardı.Atlı kervana doğru dörtnala ilerliyordu.Huor arkasını dönüp atlıyı kovalamaya başladı.Farkı çok büyük ihtimalle kapatacaktı.En önde Loren vardı, bu yüzden asla ilerleyemezdi atlı.Fakat atlı Loren'in solundan geçerek elindeki kargıyı Bruan'ın göğsüne sapladı.Huor bir çığlık attı o esnada.Arkadan yetiştiği atlıya elindeki kargıyı fırlattı uzaktan ve göğsüne girdi kargı atlının.Ve diğer tarafından çıkan kargıyı gitti ve aldı.Bu onun ömrü boyunca kullanacağı silahı olacaktı.
Diğer Elf'ler yağmalıyorlardı hala köyü.Fakat o esnada ileriden gelen gemilerden sesler duyulmaya başlandı.Yine küçük kız sözü aldı:
*İşte bu!Amiral Alcarondas gemileriyle yardıma geliyor!*
I always knew I was a star And now, the rest of the world seems to agree with me.
The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.
I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.
-Freddie Mercury
The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.
I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.
-Freddie Mercury
Huor arkasını döndüğünde, karaya çıkarma yapan Alcarondas'ı gördü.Normalde gördüğü Sonël'ler kısa olsa da Alcarondas oldukça heybetliydi.Gemiden atıyla dörtnala inerken kılıcını önüne doğrultmuştu.Huor'un ilk farkettiği şey, kılıcın mavi olmasıydı.Hayatında ilk kez mavi bir kılıç görüyordu.Sonra kasabanın kurtulacağını farkederek savaşı bıraktı.Gözleri yaşlı bir şekilde Bruan'a doğru ilerlemeye başladı.İlerlerken ayakları titriyor hafif hafif eğiliyordu.Bruan'ın yanına vardığında yerde sürünür gibiydi Huor.
Bruan yerde hala can çekişiyordu.Kargı tam kalbine saplanmıştı.Yaşaması imkansız görünüyordu.Bruan titreyerek Huor'a seslendi.*Be...n...i..... öl..dü.......r, kurt....ulu...yoorum artık bu dü...nyada...n*
Huor ilk önce gözyaşlarını sildi.Ardından Bruan'ın göğsünde duran kargıyı çıkardı.Son olarak kendi kargısını sımsıkı sıkarak Bruan'ın göğsüne tekrar tekrar sapladı.Bruan öldükten sonra ağlayarak başına yumuldu kızın.*HAYIR* diye bağırmaya başladı.Lanetler okuyor küfürler ediyordu.Sonra Bruan'a sapladığı kargıyı alıp Bruan'ı öldüren Sonël'in yanına gitti.O orada ölmüştü.Hiçbir şey yapmadı, ancak bu acıya daha fazla dayanamayıp olduğu yerde bayıldı.
Bruan yerde hala can çekişiyordu.Kargı tam kalbine saplanmıştı.Yaşaması imkansız görünüyordu.Bruan titreyerek Huor'a seslendi.*Be...n...i..... öl..dü.......r, kurt....ulu...yoorum artık bu dü...nyada...n*
Huor ilk önce gözyaşlarını sildi.Ardından Bruan'ın göğsünde duran kargıyı çıkardı.Son olarak kendi kargısını sımsıkı sıkarak Bruan'ın göğsüne tekrar tekrar sapladı.Bruan öldükten sonra ağlayarak başına yumuldu kızın.*HAYIR* diye bağırmaya başladı.Lanetler okuyor küfürler ediyordu.Sonra Bruan'a sapladığı kargıyı alıp Bruan'ı öldüren Sonël'in yanına gitti.O orada ölmüştü.Hiçbir şey yapmadı, ancak bu acıya daha fazla dayanamayıp olduğu yerde bayıldı.
I always knew I was a star And now, the rest of the world seems to agree with me.
The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.
I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.
-Freddie Mercury
The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.
I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.
-Freddie Mercury
Etraf sisler içerisindeydi.Havanın karanlığına bakılırsa gece yarısıydı.Ancak hava gündüz gibi sıcaktı.İleriden bembeyaz bir gelin yaklaşıyordu.Tek ışık o gelinden geliyordu sanki ve gelin yaklaştıkça hava daha da ısınıyordu.Huor gelenin Bruan olduğunu farketti.Gülümsüyordu, beyazlar giymiş lale gibiydi sanki.Huor zamanın geçmesini istemiyordu sanki ve zaman geçtikçe Huor terler içinde kalıyordu.Kendisi öldürmüştü Bruan'ı.Sonra ellerine baktı ve ellerinin kanlı olduğunu farketti.Daha sonra istediğinin aksine, Bruan bir anda yanında beliriverdi.
*Seni seviyorum.Ve beni öldürmedin sen, dünyanın zulmunden kurtardın.Seni çok seviyorum*
**********************************
Huor uyandığında kendisini bir saray odasının içinde buldu.Terler içerisinde kalmıştı.Sonra aceleyle eline baktığında ellerinin kanlar içinde olduğunda farketti.İlerideki kapı -ki bayağı ilerideydi- hızlı bir şekilde açıldı.Ve Huor korkarak yataktan sıçradı.İçeriye, iriyarı ve cüsseli bir adam girdi.Huor'un uzaktan farkettiği kadarıyla bu adam bir Sonël olamazdı.Ã?ünkü gördüğü hiçbir Sonël 165 cm'yi geçmiyordu ve de kaslı değildiler.Ancak bu adam çok büyük bir ihtimalle 180 cm vardı.Gerçi kaslı değildi ama güçlü ve asil görünüyordu.Adam yaklaştıkça Huor gelenin Amiral Alcarondas olduğunu farketti.Gülümseyerek geliyordu.Huor tekrar yatağa düştü.Ama bu kez uyanıktı.Ardından Alcarondas bağırdı: *MİSKİN, KALK YATAKTAN, SENİN GİBİ DEV BİR SAVAşÃƒ?I UYUR MUYMUş?*
*Seni seviyorum.Ve beni öldürmedin sen, dünyanın zulmunden kurtardın.Seni çok seviyorum*
**********************************
Huor uyandığında kendisini bir saray odasının içinde buldu.Terler içerisinde kalmıştı.Sonra aceleyle eline baktığında ellerinin kanlar içinde olduğunda farketti.İlerideki kapı -ki bayağı ilerideydi- hızlı bir şekilde açıldı.Ve Huor korkarak yataktan sıçradı.İçeriye, iriyarı ve cüsseli bir adam girdi.Huor'un uzaktan farkettiği kadarıyla bu adam bir Sonël olamazdı.Ã?ünkü gördüğü hiçbir Sonël 165 cm'yi geçmiyordu ve de kaslı değildiler.Ancak bu adam çok büyük bir ihtimalle 180 cm vardı.Gerçi kaslı değildi ama güçlü ve asil görünüyordu.Adam yaklaştıkça Huor gelenin Amiral Alcarondas olduğunu farketti.Gülümseyerek geliyordu.Huor tekrar yatağa düştü.Ama bu kez uyanıktı.Ardından Alcarondas bağırdı: *MİSKİN, KALK YATAKTAN, SENİN GİBİ DEV BİR SAVAşÃƒ?I UYUR MUYMUş?*
I always knew I was a star And now, the rest of the world seems to agree with me.
The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.
I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.
-Freddie Mercury
The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.
I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.
-Freddie Mercury
Who is online
Users browsing this forum: No registered users and 1 guest
