Ölüme Öıkan Hayat (Hikaye)
Ölüme Öıkan Hayat (Hikaye)
Kuzgun karşısındaki krala öylece bakakalmıştı.Ne yapabilirdi, hiçbir kurtuluş yolu görünmüyordu o an için, belki kaçabilirdi, ama bütün halkını öldürmüş olurdu o zaman.Ã?aresiz göz yaşları içinde bekliyordu.Ne yapacağına kendi karar verecekti.Kaderini kendisi yazacaktı.Ama nasıl bir kader olacaktı bu!
************************
Truan o gün, kendisini hat safada yalnız hissediyordu.Bıkmıştı her şeyden, hayattan, bu yalan dünyadan bıkmıştı.Tanrısına dualar ede ede, ormana doğru yola çıktı, belki aradığı şeyi orada bulabilirdi.Ne arıyordu ki?Onu da bilmiyordu ya!Sadece yürüyordu.
Kerdox yolun sonlarına doğru geldiğinde ileride bir rahip görür gibi oldu.Uzun boyu ve güzel çehresine rağmen tedbiri elden bırakmadı Kerdox.Yanına yaklaştı.Fakat rahip onu görmüyordu.Sonra baltasını hafifçe çıkarıp rahibin arkasından yaklaştı.Ellerini havaya kaldırdı.*ARKANI DÃ?N* diye bağırdı.Rahip döner dönmez kendisini geri attı ancak yere yığılıp halini kötüleştirdi bu sadece.Sonra Kerdox, onun tehlikeli olmadığını farketti.
*ADIN NE?* diye bağırdı biraz da göz korkutmak için
*Truan!Sen kimsin?* dedi Truan.Fakat korkudan ölmek üzereydi.En sonunda Kerdox kendisini tutamayıp kahkahayı bastı Truan'a.
*Ben Kerdox, sanırım yolumu kaybettim, grubumu bulmam lazım.Nereye gidiyorduk biz?Off, sanırım bulmam imkansız.Ama istersen aramaya başlayalım?* sonra baltasını sıvazlayarak:
*Gelmek istersin herhalde!*
*Sorun değil, zaten kimsem yok, beni bekleyen de yok.Sanırım çarem de yok* dedi sırıtarak.
***************
Lugtarias yanında duran kıza sadece bakıyordu.Ã?aresizdi, yeşil gözlerinden akan yaşlar, hiçbir şeye çare değildi.Yapabileceği tek şey, o yaşları silmek ve kimseye göstermemekti.Fakat dayanamıyordu bu acıya, çaresizlik yolunu kesmişti gencin.Sonra Anguan Lugtarias'ın gözlerindeki yaşa bakıp pis pis sırıttı.Canı biraz da Lugtarias'ı kızdırmak istiyordu.*Ne o yaşlar öyle!* diye sordu.Amacına ulamıştı.Lugtarias sinir küpüne dönmüştü.
***************
Huufet ne yapacağını bilemeden yolunu ararken kendisini bir nehrin kenarında buldu.Nehrin nereye gittiği hakkında en ufak bir bilgisi yoktu.Ama gidecek bir yeri de yoktu.En iyisi nehri takip etmekti.Hem su sorunu çekmezdi, hem de nehrin yanında bir köy bulabilirdi.
İyice ilerledikten sonra başıboş bir şekilde oturup kitap okuyan birisine rastladı.İlk başta biraz korksa da, artık korkacak bir şey olmadığını getirdi aklına.Yavaşça yanına gitti ve selam verdi.Oturan adam kafasını kaldırarak köylüye baktı, kimdi bu!Ne istediğini sordu.Aldığı cevap onun da kendisi gibi yalnız ve çaresiz olduğunu gösteriyordu.
*Adın ne!*
*Huufet.*
*Pekala Huufet, ben de Magnus, sanırım bir büyücüydüm, ya da büyücüyüm, söyle bakalım nereden geliyorsun, kimsin, nesin!*
*Bir köleydim, fakat sahibim ölünce azad oldum.Sanırım gidecek bir yerim yok, fakat elimden her iş gelir.Hiçbir zaman yılmam* Magnus biraz düşündü, kendisine yardım edecek birisine ihtiyaç vardı.Hem bu adam yardımcı olabileceğe benziyordu.
*Bak, birisine ihtiyacım var, benimle yolculuk eder misin?*
*Seve seve!*
**********************
Huor hafifçe dış kapıyı araladı, atının yanına gitti.Gülümsüyordu hala.Fakat gözlerindeki yaşlar da bir yandan duruyordu.Uykusuz bir şekilde atının yanına gitti.Son vedasını da etmişti ustasına.Artık ustasının çırağı değildi, zaten hiçbir zaman basit bir çırak olmamıştı.Ustası her zaman farketmişti ondaki gücü.Ama hiçbir zaman bunu belli etmemişti.Ã?ünkü Huor, bir kez güç sevdasına düşerse, çok kötü sonuçlar doğurabilirdi.Güç herkeste vardı.Ancak bunu kullanmak meseleydi
Ã?antasından neyini çıkarıp atının yanına gitti.Hafifçe çalmaya başladı.Gözleri dolu doluydu.Sonra ustasının verdiği bir diğer ata yüklerini yerleştirdi.Zaten yükleri de bir büyük kılıç, biraz da yiyecek içecekti.Neyi de hep sırtındaydı.
**********************
************************
Truan o gün, kendisini hat safada yalnız hissediyordu.Bıkmıştı her şeyden, hayattan, bu yalan dünyadan bıkmıştı.Tanrısına dualar ede ede, ormana doğru yola çıktı, belki aradığı şeyi orada bulabilirdi.Ne arıyordu ki?Onu da bilmiyordu ya!Sadece yürüyordu.
Kerdox yolun sonlarına doğru geldiğinde ileride bir rahip görür gibi oldu.Uzun boyu ve güzel çehresine rağmen tedbiri elden bırakmadı Kerdox.Yanına yaklaştı.Fakat rahip onu görmüyordu.Sonra baltasını hafifçe çıkarıp rahibin arkasından yaklaştı.Ellerini havaya kaldırdı.*ARKANI DÃ?N* diye bağırdı.Rahip döner dönmez kendisini geri attı ancak yere yığılıp halini kötüleştirdi bu sadece.Sonra Kerdox, onun tehlikeli olmadığını farketti.
*ADIN NE?* diye bağırdı biraz da göz korkutmak için
*Truan!Sen kimsin?* dedi Truan.Fakat korkudan ölmek üzereydi.En sonunda Kerdox kendisini tutamayıp kahkahayı bastı Truan'a.
*Ben Kerdox, sanırım yolumu kaybettim, grubumu bulmam lazım.Nereye gidiyorduk biz?Off, sanırım bulmam imkansız.Ama istersen aramaya başlayalım?* sonra baltasını sıvazlayarak:
*Gelmek istersin herhalde!*
*Sorun değil, zaten kimsem yok, beni bekleyen de yok.Sanırım çarem de yok* dedi sırıtarak.
***************
Lugtarias yanında duran kıza sadece bakıyordu.Ã?aresizdi, yeşil gözlerinden akan yaşlar, hiçbir şeye çare değildi.Yapabileceği tek şey, o yaşları silmek ve kimseye göstermemekti.Fakat dayanamıyordu bu acıya, çaresizlik yolunu kesmişti gencin.Sonra Anguan Lugtarias'ın gözlerindeki yaşa bakıp pis pis sırıttı.Canı biraz da Lugtarias'ı kızdırmak istiyordu.*Ne o yaşlar öyle!* diye sordu.Amacına ulamıştı.Lugtarias sinir küpüne dönmüştü.
***************
Huufet ne yapacağını bilemeden yolunu ararken kendisini bir nehrin kenarında buldu.Nehrin nereye gittiği hakkında en ufak bir bilgisi yoktu.Ama gidecek bir yeri de yoktu.En iyisi nehri takip etmekti.Hem su sorunu çekmezdi, hem de nehrin yanında bir köy bulabilirdi.
İyice ilerledikten sonra başıboş bir şekilde oturup kitap okuyan birisine rastladı.İlk başta biraz korksa da, artık korkacak bir şey olmadığını getirdi aklına.Yavaşça yanına gitti ve selam verdi.Oturan adam kafasını kaldırarak köylüye baktı, kimdi bu!Ne istediğini sordu.Aldığı cevap onun da kendisi gibi yalnız ve çaresiz olduğunu gösteriyordu.
*Adın ne!*
*Huufet.*
*Pekala Huufet, ben de Magnus, sanırım bir büyücüydüm, ya da büyücüyüm, söyle bakalım nereden geliyorsun, kimsin, nesin!*
*Bir köleydim, fakat sahibim ölünce azad oldum.Sanırım gidecek bir yerim yok, fakat elimden her iş gelir.Hiçbir zaman yılmam* Magnus biraz düşündü, kendisine yardım edecek birisine ihtiyaç vardı.Hem bu adam yardımcı olabileceğe benziyordu.
*Bak, birisine ihtiyacım var, benimle yolculuk eder misin?*
*Seve seve!*
**********************
Huor hafifçe dış kapıyı araladı, atının yanına gitti.Gülümsüyordu hala.Fakat gözlerindeki yaşlar da bir yandan duruyordu.Uykusuz bir şekilde atının yanına gitti.Son vedasını da etmişti ustasına.Artık ustasının çırağı değildi, zaten hiçbir zaman basit bir çırak olmamıştı.Ustası her zaman farketmişti ondaki gücü.Ama hiçbir zaman bunu belli etmemişti.Ã?ünkü Huor, bir kez güç sevdasına düşerse, çok kötü sonuçlar doğurabilirdi.Güç herkeste vardı.Ancak bunu kullanmak meseleydi
Ã?antasından neyini çıkarıp atının yanına gitti.Hafifçe çalmaya başladı.Gözleri dolu doluydu.Sonra ustasının verdiği bir diğer ata yüklerini yerleştirdi.Zaten yükleri de bir büyük kılıç, biraz da yiyecek içecekti.Neyi de hep sırtındaydı.
**********************
I always knew I was a star And now, the rest of the world seems to agree with me.
The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.
I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.
-Freddie Mercury
The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.
I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.
-Freddie Mercury
-
Alenthas
- Forum Yöneticisi
- Posts: 2670
- Joined: Thu Oct 04, 2007 10:00 am
- Location: Innsmouth
- Contact:
"Hahaha!!" diye kahkahayı bastı Kerdox. "Dur sana yardım edeyim!" diyerek elini Truan'a uzatarak kalkmasına yardımcı oldu. "Hayır genç adam, rahiplere hiç bir kastım yok. Bizim oralarda rahiplerin önemli bir yeri vardır. Sadece dalga geçmek istedim vede zararlı biri olup olmadığını anlamaya çalıştım. Unutma; korkmuş bir insan yalan söyleyemez," dedi gülümseyerek. "şimdi söyle bakayım, nerelerden gelirsin sen?"
-
Alenthas
- Forum Yöneticisi
- Posts: 2670
- Joined: Thu Oct 04, 2007 10:00 am
- Location: Innsmouth
- Contact:
Kerdox'un gümüş gözleri birden karardı. "Anlıyorum," dedi kasvetli bir ifadeyle. "Zor olsa gerek senin gibi genç biri için. Peki nereye gitmeyi planlıyorsun? Ne yapacaksın? Yabanda boş boş dolaşacak mısın?" dedi Kerdox hızlı bir şekilde. "Senin gibi biri için yaban çok tehlikeli bir yer olabilir, daha doğrusu senin gibi biri için her yer tehlikeli olabilir!" diyerek kahkahayı bastı cüce.
"Gülmeyi çok seviyorsun heralde ha?Ben gerçekten hiç gülemedim.Neden biliyormusun?Ã?ünkü hayatımda hiçbir düzen yoktu.Her gece kabuslar görüyorum.Bunların da benim için gülünç bir tarafı yok!" dedi yine yüzündeki aynı acı ifadesi ve bu sefer nefret de vardı."Bu arada nereye gideceğim hakkında hiç bir fikrim yok.Sadece yürüyorum..."dedi yüzünü yumuşatmaya çalışarak.
-
Alenthas
- Forum Yöneticisi
- Posts: 2670
- Joined: Thu Oct 04, 2007 10:00 am
- Location: Innsmouth
- Contact:
"Afedersin evlat, seni üzmek istememiştim. Sadece uyarıyorum... Ama merak etmedende edemiyorum, gülmeden nasıl yaşayabiliyorsun? Gülmek kadar keyif verici bir iş yok -tabii şu pislik drowların canına okumak dışında. Hah! Bizi öldürebileceklerini sandılar ama yanıldılar tabii!! Her neyse ne diyordum? Ah, evet evet... Seni üzmek istemedim, kusuruma bakma..." dedi cüce. Canlıların yüzlerinde kederden çok gülümseme ve neşe görmeye alışkındı, ne yapacağını bilemeyerek sustu.
İkiside yol boyunca konuşmadılar. Truan her zamanki gibi derin düşüncelerdeydi.Ama düşünceleri de hiç bir zaman net değildi.Kerdox her zaman neşeli olmuştu.Ama içinde Truan'a karşı söyledikleri yüzünden bir burukluk vardı.Bu kadar sessiz kalmasına kendisi de hayret etmişti.Ama Truan'da onu ciddi yapan birşey vardı.Birşey...
Huor iki atıyla ilerideki açıklığa doğru ilerlemeye başladı.Gülümsemek ile ağlamak arasındaki bir haldeydi.Aradaki incecik sınır, kaybolmuştu sanki.Atının üzerinde elinde neyiyle ilerliyordu.Açıklığa geldiğinde ileride 2 tane adamın birisini çevirmiş olduğunu farketti.Öldürecek gibiydiler.
Donaef korkudan ne yapacağını bilemiyordu.şehir dışına çıktığı için kurdu da yanında değildi.Kendisini koruması ise zor görünüyordu.Ancak ileriden gelen bir atlı vardı.Belki o koruyabilirdi.
Huor o sırada diğer atından kılıcını çekip atını dört nala sürmeye başladı 2 kişiye doğru.Adamlar Huor'un çelimsizliğin farketmişleri.Onu çok rahat öldürebilirdi.
Donaef bu adamın cesaretini farketmişti.Ancak boşunaydı bu cesaret.Yanındaki adamlar fazlasıyla iri yarıydılar.Sonra Huor gülümsemeye başladı.Atını yavaşça durdurdu.Adamlar bakakaldılar.Huor parmağını onlara doğru uzatıp büyüyü saldı.3 tane büyü topu adamlardan birisine çarpıp adamı yere fırlattı.Adam sinirle ayağa kalkıp Huor'un üzerine koşmaya başladı.
Donaef yanındaki adamın suratına yumruğu indirdiği gibi aksi yöne koşmaya başlattı.Ne olduğunu anlamayan adam Donaef'i kovalamaya başladı.Ancak Donaef fazlasıyla hızlıydı.
Huor ise tekrar parmağını uzatıp, bir buz ışınıyla adamı yere yığdı.Sonra Donaef yönünü değiştirip, geniş bir açıyla Huor'a doğru koşmaya başladı.Zaten fazlasıyla farkı açmış olan Donaef Huor'un yanına geldiğinde diğer adam kaçıp gitti.
Donaef korkudan ne yapacağını bilemiyordu.şehir dışına çıktığı için kurdu da yanında değildi.Kendisini koruması ise zor görünüyordu.Ancak ileriden gelen bir atlı vardı.Belki o koruyabilirdi.
Huor o sırada diğer atından kılıcını çekip atını dört nala sürmeye başladı 2 kişiye doğru.Adamlar Huor'un çelimsizliğin farketmişleri.Onu çok rahat öldürebilirdi.
Donaef bu adamın cesaretini farketmişti.Ancak boşunaydı bu cesaret.Yanındaki adamlar fazlasıyla iri yarıydılar.Sonra Huor gülümsemeye başladı.Atını yavaşça durdurdu.Adamlar bakakaldılar.Huor parmağını onlara doğru uzatıp büyüyü saldı.3 tane büyü topu adamlardan birisine çarpıp adamı yere fırlattı.Adam sinirle ayağa kalkıp Huor'un üzerine koşmaya başladı.
Donaef yanındaki adamın suratına yumruğu indirdiği gibi aksi yöne koşmaya başlattı.Ne olduğunu anlamayan adam Donaef'i kovalamaya başladı.Ancak Donaef fazlasıyla hızlıydı.
Huor ise tekrar parmağını uzatıp, bir buz ışınıyla adamı yere yığdı.Sonra Donaef yönünü değiştirip, geniş bir açıyla Huor'a doğru koşmaya başladı.Zaten fazlasıyla farkı açmış olan Donaef Huor'un yanına geldiğinde diğer adam kaçıp gitti.
I always knew I was a star And now, the rest of the world seems to agree with me.
The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.
I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.
-Freddie Mercury
The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.
I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.
-Freddie Mercury
-
Artemis Entreri
- Kullanıcı

- Posts: 1521
- Joined: Tue Jun 14, 2005 10:00 am
- Location: Ýstanbul
- Contact:
Nehirin iyice yanına yaklaşıp su matarasını dolduran Huufet, yeni tanıştığı adamı biraz geride bırakarak düşüncelere daldı. Kendisi hakkında bu kadar bilgiyi açığa çıkarması şart mıydı? Bu adam hakkında hiçbir bilgisi yoktu. Ona güvenmekle doğru olanı mı yapıyordu? Ayrıca adamın kendisinden bilgi saklar gibi bir hali vardı.
Yüzüne nehir suyunu çarpan Huufet bundan sonra daha dikkatli olacağına dair yemin etti. Bir adama güvenmişti. Artık geri dönüşü yoktu. Aslında geriye dönse, gidecek yeri de yoktu. O yüzden tek seferliğine kaderine göz yummaya karar verdi. Fakat yolculuk sırasında, artık bir köle olmadığını bu adama hatırlatması gerekecekti. Matarasını doldurup içti. Sonra tekrar doldurdu. Sudan yansıyan yüzünde çatık kaşlı yüzünü inceledi ve kendisine daha sakin bir ifade verdi.
Adamın yanına döndüğünde, elinde garip kalemlere bir şeyler çizmekte olduğunu fark etti. Yanına yaklaşarak, ''Neyin resmini yapıyorsun?'' diye sordu.
Yüzüne nehir suyunu çarpan Huufet bundan sonra daha dikkatli olacağına dair yemin etti. Bir adama güvenmişti. Artık geri dönüşü yoktu. Aslında geriye dönse, gidecek yeri de yoktu. O yüzden tek seferliğine kaderine göz yummaya karar verdi. Fakat yolculuk sırasında, artık bir köle olmadığını bu adama hatırlatması gerekecekti. Matarasını doldurup içti. Sonra tekrar doldurdu. Sudan yansıyan yüzünde çatık kaşlı yüzünü inceledi ve kendisine daha sakin bir ifade verdi.
Adamın yanına döndüğünde, elinde garip kalemlere bir şeyler çizmekte olduğunu fark etti. Yanına yaklaşarak, ''Neyin resmini yapıyorsun?'' diye sordu.
Been there. Seen that. Got the scars.
Düğün gününe sadece bir gün kalmıştı ve kendisini bu işten sıyırmak için hala tam bir çözüm bulmuş değildi...Zaman alehine işlerken Kuzgun endişe ve üzüntüden tam olarak ne yapması gerektiğine karar veremez olmuştu. Kral Karapençe küçük Kuzgunun rahat etmesi için her ayrıntıyı düşünmüştü. Ã?yleki altın bir kafese kapatılmış hissi, küçük Kuzgunun içindeki isyan duygusunu kamçılıyor elinden bir şeylerin gelmediğini anlamak ise hayal kırıklığı yanında büyük bir çaresizlik bırakıyordu. Hapis tutulduğu odada bir aşşağı bir yukarı yürürken uzun zamandır kanatlarını açıp özğürce uçmadığını anımsamak kederli haline pekte yardımcı olmuyordu. Büyük oymalı ahşap kapının kilidi açıldığında Kuzgunun tüm dikkati artık odasının kapısına yoğunlaşmıştı. Karşısında gördüğü adam kral Krapençe değildi ama kralın ilk eşinden olan büyük oğlu Alamuttu. şaşkınlığını üzereinden atamadan genç adam hızla odaya girmiş ve
- " Fazla zamanımız yok acele etsen iyi olur Prenses yanına sadece gerekli bir kaç parça eşyanı al."
- "Neden bahsediyorsun sen Kralın en büyük oğlu değilmisin?"
- "Prenses bunları daha sonra konuşuruz tabi hala Babamla evlenmek istemiyorsanız. Acele edin lütfen, fazla zamanımız yok. Her an yakalanabiliriz ve bu inanın benim ve sizin için iyi olmaz."Kuzgun bir anda tek şansının bu olduğunu anladı uzun yolculuğa dayanıklı bir kaç giysisini alıp pelerininin içine koydu ve bir bohça yaptı. Bu sırada prens tedirgin bir halde kapıyı gözlüyordu...
Bir kaç saat içinde yaşadıkları Kuzgun için uzun süre unutamayacağı bir korku olmuştu. Prens kendi öz babasının gelinini kaçırmak için inanılmaz bir tehlikeye atılmış aynı zamanda sarayın duvarlarından atlarken gözcüler tarafından farkedilip omzundan okla vurulmuştu. Kuzgun bir an için kanatlarını açıp özğürlüğüne kaçma dürtüsünü kafasından attı. Sonuçta ona bu imkanı veren insan şu an yaralıda olsa hayatını kurtarmıştı ve bir şekilde borcunu ödemeliydi. Prens kan kaybetmeye devam ediyordu, Kuzgun daha önce hiç böyle bir şey yaşamadığı için aklına ilk gelen şeyi yaptı. Gece karası kanatlarını açıp esnetti ve prense yaklaşıp belinden sarıldı prens daha itiraz edemeden Kuzgun gökyüzünün o rahatlatıcı ve güven hissi veren sıcaklığına doğru kanat çırptı. Bu durum çok uzun sürmedi çünkü prens küçük Kuzgunun taşıyabileceğinden çok daha ağır bir yapıya sahipti. Tüm kasları isyan etmekteydi belinde şiddetli bir ağrı hissetmeye başladığında daha fazla dayanamayacağını anladı ve karanlıkta görebildiği en yakın tepeye kondu...
- " Fazla zamanımız yok acele etsen iyi olur Prenses yanına sadece gerekli bir kaç parça eşyanı al."
- "Neden bahsediyorsun sen Kralın en büyük oğlu değilmisin?"
- "Prenses bunları daha sonra konuşuruz tabi hala Babamla evlenmek istemiyorsanız. Acele edin lütfen, fazla zamanımız yok. Her an yakalanabiliriz ve bu inanın benim ve sizin için iyi olmaz."Kuzgun bir anda tek şansının bu olduğunu anladı uzun yolculuğa dayanıklı bir kaç giysisini alıp pelerininin içine koydu ve bir bohça yaptı. Bu sırada prens tedirgin bir halde kapıyı gözlüyordu...
Bir kaç saat içinde yaşadıkları Kuzgun için uzun süre unutamayacağı bir korku olmuştu. Prens kendi öz babasının gelinini kaçırmak için inanılmaz bir tehlikeye atılmış aynı zamanda sarayın duvarlarından atlarken gözcüler tarafından farkedilip omzundan okla vurulmuştu. Kuzgun bir an için kanatlarını açıp özğürlüğüne kaçma dürtüsünü kafasından attı. Sonuçta ona bu imkanı veren insan şu an yaralıda olsa hayatını kurtarmıştı ve bir şekilde borcunu ödemeliydi. Prens kan kaybetmeye devam ediyordu, Kuzgun daha önce hiç böyle bir şey yaşamadığı için aklına ilk gelen şeyi yaptı. Gece karası kanatlarını açıp esnetti ve prense yaklaşıp belinden sarıldı prens daha itiraz edemeden Kuzgun gökyüzünün o rahatlatıcı ve güven hissi veren sıcaklığına doğru kanat çırptı. Bu durum çok uzun sürmedi çünkü prens küçük Kuzgunun taşıyabileceğinden çok daha ağır bir yapıya sahipti. Tüm kasları isyan etmekteydi belinde şiddetli bir ağrı hissetmeye başladığında daha fazla dayanamayacağını anladı ve karanlıkta görebildiği en yakın tepeye kondu...
Her yerinden kudret akan orman, Lugtarias'ı anlıyormuşçasına gürledi. Lugtarias, kanlanmış gözlerinden akan yaşları silerek gözlerini kötülük dolu Anguan'a dikti ve boğa sinirinden yapılma yayını çıkardı. Anguan fena bir vücut yapısına sahip olmamasına rağmen, yiğitlikte ve silah kullanmada Lugtarias'a denk değildi. İnce vücut yapısına rağmen küçüklüğünden beri aldığı savunma sanatı dersleri, Lugtarias'ı yaşıtlarından güçlü kılmıştı. Silah kullanmaya ise gene küçük yaşta babası tarafından başlatılmıştı. Her zaman babasıyla gurur duyardı, çünkü o bir askerdi. Kutsal bir görevdi onunkisi... Kasabalarında yaptıkları eğitimlerden, herkes Lugtarias'ın nasıl ok-yay kullandığını biliyordu. Ve o karşısındakine neyi, ne zaman, nasıl hissettirmesi gerektiğini iyi bilirdi. O an takındığı ifade ve kullandığı beden diliyle gözünün kara olduğunu, her an patlak verebilecek bir fırtına yaratmaya hazır olduğunu sezdirdi Anguan'a. Elindeki yayı daha sıkı tutmaya başladı. Gözleri gitgide irileşiyordu. Alacakaranlık ormanda büyük yeşil gözler ne kadarda güzel ve ürkünç görünüyordu... Anguan kavgadan uzak dur felsefesine bağlı kalarak Lugtarias'a son bir bakış fırlatıp, arkasına bakmadan hızlıca yürüyüp, kendisine benzeyen arkadaşlarının yanına gitti. Kavgayı Lugtarias'ta sevmezdi, savunma sanatının ilkeleride bunu gerektirirdi zira. Ama hiç bir zaman ne arkadaşlarını her hangi bir kavgada satar, ne de rakibiyle yüzleşmekten korkardı. Derken Lugtarias hışımla ayağa kalktı. Onu yeni farkeden Sagéa yanına geldi. ''Durgunlaştın Lug, neyin var'' dedi. ''Yok birşey''. ''Gene aynı mesele mi'' dedi Sagéa üzgün ses tonuyla. ''Evet aynı mesele'' diye çıkıştı Lug. ''Bana acı veriyor anlıyor musun?'' ''Sana defalarca hissettiğim herşeyi, baştan sona anlattım, benden özür diliyor, bazen ağlıyor, bazen uzun bazense kısa bir süre boyunca ondan uzak duruyor fakat sonunda eskisi gibi davranmaya başlıyorsun.'' ''Yeter artık Sagéa dayanamıyorum.'' ''Lütfen yapma Lug diye feryat etti Sagéa.'' ''Böyle deme, sen olmadan yapamayacağımı biliyorsun...'' ''Evet bunu biliyorum.'' Sonra Lugtarias gene yaşlı gözlerle uzaklaştı.
Geniş yapraklı ağaçların kabukları ilkbaharda yumuşadımıydı iki kasaba halkıda ormana akın eder toplayabildikleri kadar yumuşak kabuk toplar, bunlardan ahşap oymacılığıyla güzel süs eşyaları elde ederlerdi. Lakin şu an kara kışın ortasındaydılar. Kabuklar ağaçları herhangi bir darbeden koruyacak kadar sertti. Kendine yalnız ve tüm örenciler ile eğitmenlerden uzak bir yer bulan Lugtarias, gözleriyle etrafındaki en yaşlı ağacı seçti ve çeyrek mil uzaklaşıp ağacı oklamaya başladı...
Geniş yapraklı ağaçların kabukları ilkbaharda yumuşadımıydı iki kasaba halkıda ormana akın eder toplayabildikleri kadar yumuşak kabuk toplar, bunlardan ahşap oymacılığıyla güzel süs eşyaları elde ederlerdi. Lakin şu an kara kışın ortasındaydılar. Kabuklar ağaçları herhangi bir darbeden koruyacak kadar sertti. Kendine yalnız ve tüm örenciler ile eğitmenlerden uzak bir yer bulan Lugtarias, gözleriyle etrafındaki en yaşlı ağacı seçti ve çeyrek mil uzaklaşıp ağacı oklamaya başladı...
Last edited by Lugtarias on Sun Jan 20, 2008 5:13 pm, edited 2 times in total.
Truan ve Kerdox yürürlerken arkalarından gürültülü ve nefes nefese koşan birinin sesini duydular, dönüp arkalarına baktıklarında ufacık, koyu mavi kaftanlı, kırmızı kukuletalı beyaz saçı ve sakalı savrula savrula koşan bir gnome gördüler.
"Ahhsenidüşüncesizcüce. Nasıldabırakıpgitmişinbeni. Oradakoskocamanbirkurtvardıenazbeşmetreboyundabelkidealtı. Zorkaçtımcanımıkurtardım. Üstelikbütüneşyalarımsendeonlarolmadanneyaparımhiçdüşünmüyorsun."
Kerdox şaşırdı sonra arkasına baktı, bu hilebaz gnome ona belli etmeden kendi çantasını Kerdox'un çantasına bağlamış yol boyunca ona taşıtmıştı.
"Oooobakıyorumdahemenarkadaştabulmuşsun."
Kırmızı külahını çıkarıp yerlere kadar eğilerek selam verdi.
"BenGlimbellGlimnockGlimnottin, cücelerdiyarındabanaKaleyıkanderler, elflerbeniSabırtaşıçatlatandiyeçağırır, ensevdiğiminsançocuklarınkiCinDedederlerbana.
"Ahhsenidüşüncesizcüce. Nasıldabırakıpgitmişinbeni. Oradakoskocamanbirkurtvardıenazbeşmetreboyundabelkidealtı. Zorkaçtımcanımıkurtardım. Üstelikbütüneşyalarımsendeonlarolmadanneyaparımhiçdüşünmüyorsun."
Kerdox şaşırdı sonra arkasına baktı, bu hilebaz gnome ona belli etmeden kendi çantasını Kerdox'un çantasına bağlamış yol boyunca ona taşıtmıştı.
"Oooobakıyorumdahemenarkadaştabulmuşsun."
Kırmızı külahını çıkarıp yerlere kadar eğilerek selam verdi.
"BenGlimbellGlimnockGlimnottin, cücelerdiyarındabanaKaleyıkanderler, elflerbeniSabırtaşıçatlatandiyeçağırır, ensevdiğiminsançocuklarınkiCinDedederlerbana.
Donaef pek bir sey yapamamıst, korkmustu.Kurtu Raegek yanında degildi.O olsaydı bütün herkezi rahatlıkla öldürebilcegini hissediyordu.
Sonra gelen adamı görmüstü.Digerlerini yıkısını.Birden döndü ve sordu adama "Bana neden yardım ettin.Sanırım onlardan caldıgım bir seyi istiyorlardı."
"Bu arada adım Donaef... Donaef Loaroam."dedi elinde ki kırmızı cristal seklinde ki tası gösterdi."Bu artık senin olabilir...Beni kurtardın sana minnettarım" dedi ve tası uzatarak devam etti "Cok önemli bir tas oldugunu seziyorum.Senin olabilir fakat o taşa iyi davranmalısın...iyi bakmalısın ve onu korumalısın"dedi.
"Bu arada benimle oturup bir kac biseyler yiyebilirsin ayrıca enstrüman calmayı biliyorsan onuda calıp kurdum Raegek i cagırmıs olursun belki.Eger kabul etmessen raegek i kendi yollarımla cagırmak zorundayım" dedi ve adama ve elinde ki tasa baktı..
Sonra gelen adamı görmüstü.Digerlerini yıkısını.Birden döndü ve sordu adama "Bana neden yardım ettin.Sanırım onlardan caldıgım bir seyi istiyorlardı."
"Bu arada adım Donaef... Donaef Loaroam."dedi elinde ki kırmızı cristal seklinde ki tası gösterdi."Bu artık senin olabilir...Beni kurtardın sana minnettarım" dedi ve tası uzatarak devam etti "Cok önemli bir tas oldugunu seziyorum.Senin olabilir fakat o taşa iyi davranmalısın...iyi bakmalısın ve onu korumalısın"dedi.
"Bu arada benimle oturup bir kac biseyler yiyebilirsin ayrıca enstrüman calmayı biliyorsan onuda calıp kurdum Raegek i cagırmıs olursun belki.Eger kabul etmessen raegek i kendi yollarımla cagırmak zorundayım" dedi ve adama ve elinde ki tasa baktı..
Who is online
Users browsing this forum: No registered users and 1 guest
