Ölüme Öıkan Hayat (Hikaye)
Huor gülümseyerek Donaef'e baktı.*Ben de Huor, Huor Tinehtelë.Sanırım bir büyücüyüm, biraz da çalgıcı.Kurdunu çağırmaya gelince, denerim.* gülümsüyordu, neyini çantasından çıkardı.Dizine koydu ve güzelce üflemeye başladı.Yarım saat boyunca, değişik değişik eserler üfledi.En sonunda ileriden kurt göründü.
*Sanırım işe yaradı.Ayrıca o taş sende kalırsa çok daha iyi olur.Ben her zaman, yürekten güzel taş olmadığına inandım.Hem bir insanın cesaretinden daha güzel bir şey yok.Bir şovalye mi olsay mışım dersin?*
Gülümseyerek taşa baktı.Sonra kurda döndü yüzünü.Ne kadar güzel bir hayvandı.Sonra Donaef'e baktı.
*Demek hırsızsın ha, güzel, ama dua et, bir şeyim eksilmesin, senden bilirim.* dedi gülümseyerek, böyle bir şey yapmayacağını biliyordu hırsızın.Ama ne olur, ne olmaz diye düşündü.
*Sanırım işe yaradı.Ayrıca o taş sende kalırsa çok daha iyi olur.Ben her zaman, yürekten güzel taş olmadığına inandım.Hem bir insanın cesaretinden daha güzel bir şey yok.Bir şovalye mi olsay mışım dersin?*
Gülümseyerek taşa baktı.Sonra kurda döndü yüzünü.Ne kadar güzel bir hayvandı.Sonra Donaef'e baktı.
*Demek hırsızsın ha, güzel, ama dua et, bir şeyim eksilmesin, senden bilirim.* dedi gülümseyerek, böyle bir şey yapmayacağını biliyordu hırsızın.Ama ne olur, ne olmaz diye düşündü.
I always knew I was a star And now, the rest of the world seems to agree with me.
The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.
I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.
-Freddie Mercury
The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.
I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.
-Freddie Mercury
Donaef gülümsedi.Karsısında cok eglenceli bir kişi duruyordu.Güldü "Hayır merak etme benim yanımdayken hic bir esyan kaybolmaz.Hic kimse göz dikemez genelde insanların amaclarını kolay anlarım.Sen garipsin, neselisin ve mutlu birisin.Böyle sohbetleri uzun zamandır yapmamıstım" dedi.
Sonra kurdu Raegek'e döndü "Gel buraya eski dostum ve onunla tanıs."dedi kurt hemen adamın yanına giderek usulca uzandı.Belliki sevilmeyi bekliyordu."Senden hoslandı Huor.Bu genelde her zaman olmaz.Eger Raegek sana güvendiyse bende güvenirim."dedi ve kurtu Raegek i izlemeye basladı.
Sonra kurdu Raegek'e döndü "Gel buraya eski dostum ve onunla tanıs."dedi kurt hemen adamın yanına giderek usulca uzandı.Belliki sevilmeyi bekliyordu."Senden hoslandı Huor.Bu genelde her zaman olmaz.Eger Raegek sana güvendiyse bende güvenirim."dedi ve kurtu Raegek i izlemeye basladı.
Martranna Dragonsbane yolunun en sonuna geldiğini hissetmişti.Bir şeyler olacığını sezinliyordu.Bir şeyler gelecekti.Kaderi değişecekti.Oturup karşısındaki tepeyi seyretmeye başladı.Ellerindeki taşlarla bir şeyler yapıyordu.Çok kötü şeyler olacaktı.Çok kötü...
Kuzgun, tepeye vardıktan sonra, aşağıdaki orku gördü.Son bir gayretle kralın oğlunu alıp orkun yanına götürdü.Ne yapacağını bilemiyordu.Kendisini kurtaran bu adam için ölmeye bile razıydı.Bu sayede korkmadan orkun yanına gitti.Hemen karşısında durdu ve adamı yere bıraktı.Sonra konuşmaya hazırlandı.
Ork kuzgunun gelmesine fazla şaşırmasa da, beklediği felaketin bu sayede gelecek olmasına biraz korkmuştu.Ama olsun, belki de bu kuzgun, istemeden getirecekti bu kötülüğü, onun bir suçu yoktu.
Kuzgun, tepeye vardıktan sonra, aşağıdaki orku gördü.Son bir gayretle kralın oğlunu alıp orkun yanına götürdü.Ne yapacağını bilemiyordu.Kendisini kurtaran bu adam için ölmeye bile razıydı.Bu sayede korkmadan orkun yanına gitti.Hemen karşısında durdu ve adamı yere bıraktı.Sonra konuşmaya hazırlandı.
Ork kuzgunun gelmesine fazla şaşırmasa da, beklediği felaketin bu sayede gelecek olmasına biraz korkmuştu.Ama olsun, belki de bu kuzgun, istemeden getirecekti bu kötülüğü, onun bir suçu yoktu.
I always knew I was a star And now, the rest of the world seems to agree with me.
The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.
I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.
-Freddie Mercury
The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.
I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.
-Freddie Mercury
Karanlık bastığında arkadaş ve eğitmenlerinin yanına dönmesi gerekmesine rağmen, ne bu kural ne de yeryüzündeki herhangi bir kural Lugtarias'ın umrunda değildi. Birkaç dakika içinde karanlık basacaktı, ve çok uzun süre atış yapamamıştı. Hala önünü görebiliyorken gidip ne kadar isabetli attığını görmeye karar verdi.
Attığı onüç okun onüçüde ağacın kalın gövdesine köklemesine saplanmıştı. Ağacın dibine çöküp sırtını dayadı ve derin düşüncelere daldı. Yeryüzü nasıl biryerdi böyle... Her taraf kötülük dolu, hayin, haset, kıskanç kişilerle dolup taşmaktaydı. İnsan elfin canına kıyıyor, elf orkun canına kıyıyor, ork cücenin canına kıyıyor, cüce drowun canına kıyıyor, sonra insan hepsinin birden canına kıyıyordu... Hemde önemsiz şeyler yüzünden. Ataları gibi, yaşadıkları toprakları savunmak uğruna, ya da şeytani bir akından korunma uğruna savaşmıyordu hiçbir ırk. Artık salt açgözlülükle, mithril, altın, elmas, gerekenden fazla mülk ve yerleşim için savaşmaktaydı, Toril yüzeyinin akıllı ırkları... Buna birilerinin son vermesi gerekiyordu!
Bu düşüncelerin içinde kaybolup gitmişken, pek uzak olmadığı anlaşılan bir yerden güzel mi güzel ney ezgileri yükselmeye başladı. Kendini tamamen müziğin akışına sunmuş vaziyette olan Lugtarias birkaç dakika sonra, müzikle aynı yerden, aynı ahenkte bir kurt uluması duydu. Kurt ona doğduğundan beri yüce, kutsal bir hayvan gibi gözükmüştü. Halihazırdada kurtun kutsal bir hayvan olduğuna inanıyordu. Böylesine düşüncelerin içerisindeyken, böylesine güzel bir müzik ile kutsal bir uluma duymak pekte tesadüf değildi Lugtarias'a göre. Zira annesi ona böyle öğretmişti; ''tesadüf diye bir şey yoktur...''
On dakika sonra kimseye farkettirmeden arkadaşlarının kamp alanına vardı. Sagéa'ya bir mektup bıraktı. Yanına sadece arpını ve sırt çantasını aldı. Ã?antasının içine birkaç somun taze ekmek ile ağzına kadar suyla doldurulmuş büyük bir yamak koydu. Sonra gene kimselere gözükmeden kamp alanından uzaklaştı. Ã?eyrek mil uzaklaştıktan sonra menzilini kamp alanına çevirerek çadırları çevreleyen, simetrik dizilmiş onüç ağaca birer ok fırlattı. Artık orada işi bitmişti. Tek yapması gereken kasabadaki anne babasına en yakın zamanda uğrayıp edindiği yeni amacı bildirmekti. Ne olursa olsun dünyayı değiştirme kararını saygıyla karşılayacakalrından emindi. Lakin o an için yapması gereken ilk iş kurt ile ney çalan arifi bulmaktı.
Başladı aramaya...
Attığı onüç okun onüçüde ağacın kalın gövdesine köklemesine saplanmıştı. Ağacın dibine çöküp sırtını dayadı ve derin düşüncelere daldı. Yeryüzü nasıl biryerdi böyle... Her taraf kötülük dolu, hayin, haset, kıskanç kişilerle dolup taşmaktaydı. İnsan elfin canına kıyıyor, elf orkun canına kıyıyor, ork cücenin canına kıyıyor, cüce drowun canına kıyıyor, sonra insan hepsinin birden canına kıyıyordu... Hemde önemsiz şeyler yüzünden. Ataları gibi, yaşadıkları toprakları savunmak uğruna, ya da şeytani bir akından korunma uğruna savaşmıyordu hiçbir ırk. Artık salt açgözlülükle, mithril, altın, elmas, gerekenden fazla mülk ve yerleşim için savaşmaktaydı, Toril yüzeyinin akıllı ırkları... Buna birilerinin son vermesi gerekiyordu!
Bu düşüncelerin içinde kaybolup gitmişken, pek uzak olmadığı anlaşılan bir yerden güzel mi güzel ney ezgileri yükselmeye başladı. Kendini tamamen müziğin akışına sunmuş vaziyette olan Lugtarias birkaç dakika sonra, müzikle aynı yerden, aynı ahenkte bir kurt uluması duydu. Kurt ona doğduğundan beri yüce, kutsal bir hayvan gibi gözükmüştü. Halihazırdada kurtun kutsal bir hayvan olduğuna inanıyordu. Böylesine düşüncelerin içerisindeyken, böylesine güzel bir müzik ile kutsal bir uluma duymak pekte tesadüf değildi Lugtarias'a göre. Zira annesi ona böyle öğretmişti; ''tesadüf diye bir şey yoktur...''
On dakika sonra kimseye farkettirmeden arkadaşlarının kamp alanına vardı. Sagéa'ya bir mektup bıraktı. Yanına sadece arpını ve sırt çantasını aldı. Ã?antasının içine birkaç somun taze ekmek ile ağzına kadar suyla doldurulmuş büyük bir yamak koydu. Sonra gene kimselere gözükmeden kamp alanından uzaklaştı. Ã?eyrek mil uzaklaştıktan sonra menzilini kamp alanına çevirerek çadırları çevreleyen, simetrik dizilmiş onüç ağaca birer ok fırlattı. Artık orada işi bitmişti. Tek yapması gereken kasabadaki anne babasına en yakın zamanda uğrayıp edindiği yeni amacı bildirmekti. Ne olursa olsun dünyayı değiştirme kararını saygıyla karşılayacakalrından emindi. Lakin o an için yapması gereken ilk iş kurt ile ney çalan arifi bulmaktı.
Başladı aramaya...
Last edited by Lugtarias on Mon Jan 21, 2008 2:11 am, edited 1 time in total.
-
Alenthas
- Forum Yöneticisi
- Posts: 2670
- Joined: Thu Oct 04, 2007 10:00 am
- Location: Innsmouth
- Contact:
"Ah, seni küçük yazamaz. Keşke o kurt seni yeseydi de kurtulaydım!" dedi yapmacık bir sinirle. Arından Truan'a dönerek "Bu küçük baş belasının böyle hızlı konuşmasından anlamamış olabilirsin; adı Glimbell'dır," dedi Truan'ın şaşkın suratına bakarak. "Yol boyunca bu baş belası yüzünden başıma gelmeyen kalmadı, bir türlü susmak bilmiyor yahu!"
Ardından Kerdox Glimbell'a dönerek uzun uzun baktı. "Senin kurt peşinden gelmiş galiba," dedi kafasını yukarı oynatarak. Glimbell korkuyla arkasını dönüp "Haninerde? Benhiçbirşeygöremiyorum?" diyerek her tarafa baktı. Ardından kurdu göremeyen gnom tam soran gözlerle Kerdox'a dönüyordu ki cüce gnom'un çantasını suratına fırlattı. Glimbell çantanın ağırlığıyla yere yığılırken, "EşyalarımıverdiğiniçinteşekkürederimKerdox!" dedi. Kerdox ise yola devam ederken bir kahkaha daha attı.
Ardından Kerdox Glimbell'a dönerek uzun uzun baktı. "Senin kurt peşinden gelmiş galiba," dedi kafasını yukarı oynatarak. Glimbell korkuyla arkasını dönüp "Haninerde? Benhiçbirşeygöremiyorum?" diyerek her tarafa baktı. Ardından kurdu göremeyen gnom tam soran gözlerle Kerdox'a dönüyordu ki cüce gnom'un çantasını suratına fırlattı. Glimbell çantanın ağırlığıyla yere yığılırken, "EşyalarımıverdiğiniçinteşekkürederimKerdox!" dedi. Kerdox ise yola devam ederken bir kahkaha daha attı.
"Haklısın bu gnom gerçekten çok konuşuyor.Aynı bir kender gibi.Bu arada bu gnomeyi nerden taktın peşine?" dedi meraksızca.Ã?ünkü Truan'da çok konuşanları sevmezdi.Bu gnome onun için fazla bir yüktü.Kendi sorunlarıyla epeyce meşgul oluyordu.
"Adı ne demiştin?Söylediğinde başka bir şey düşünüyordum.Yararı olabileceği herhangi bir konu var mı?" dedi Kerdox'a ama Kerdox gnomela uğraşıyordu.Ve onu duymadı bile.
"Neyse zaman geçtikçe öğrenirim..." dedi Truan.
"Adı ne demiştin?Söylediğinde başka bir şey düşünüyordum.Yararı olabileceği herhangi bir konu var mı?" dedi Kerdox'a ama Kerdox gnomela uğraşıyordu.Ve onu duymadı bile.
"Neyse zaman geçtikçe öğrenirim..." dedi Truan.
Gnome sakalını kaşıdı.
"Hmmmm. Hembenidinlemeyiphemdeisminizisöylemediğinizegöreyaçokkababirisinizyadaaşıksınız. Birdakikabekleyinlütfen"
Ã?anta Glimbell'in taşıyabileceğinden çok büyüktü neredeyse onun üç katı kadar vardı. Ã?antasını karıştırmaya başladı.
"Püfff. Nereyegittibu? Hah işte." Ã?antadan minyatür bir at arabası tekerleği çıkardı, sonra bir tane daha, ardından birkaç parça tahta çıkarıp, çıkardıklarını birbirine geçirmeye başladı. Bir kaç dakika içinde minik bir el arabası yapmıştı bile.
"Pekikurtuyakalamayagitmeyecekmiyizsavunmasızkişileresaldırabilir. Herkesbenimkadarbeceriklideğil."
Aslında gördüğü kurt büyük filan değildi sadece arkadaşlarının merakını uyandırmaya çalışıyordu. Gelirken büyük bir mağara girişi görmüştü onları ikna edebilirse içini gezip neler olduğunu öğrenebilirlerdi.
"Hmmmm. Hembenidinlemeyiphemdeisminizisöylemediğinizegöreyaçokkababirisinizyadaaşıksınız. Birdakikabekleyinlütfen"
Ã?anta Glimbell'in taşıyabileceğinden çok büyüktü neredeyse onun üç katı kadar vardı. Ã?antasını karıştırmaya başladı.
"Püfff. Nereyegittibu? Hah işte." Ã?antadan minyatür bir at arabası tekerleği çıkardı, sonra bir tane daha, ardından birkaç parça tahta çıkarıp, çıkardıklarını birbirine geçirmeye başladı. Bir kaç dakika içinde minik bir el arabası yapmıştı bile.
"Pekikurtuyakalamayagitmeyecekmiyizsavunmasızkişileresaldırabilir. Herkesbenimkadarbeceriklideğil."
Aslında gördüğü kurt büyük filan değildi sadece arkadaşlarının merakını uyandırmaya çalışıyordu. Gelirken büyük bir mağara girişi görmüştü onları ikna edebilirse içini gezip neler olduğunu öğrenebilirlerdi.
.
Magnus Arcane henüz bitirdiği resmi Huufet’e çevirdi. Bu, kayalık bir tepe üzerinde, çatısı çökmüş, duvarları çatlamış bir kulenin resmiydi. “Burayı tanıyor musun?” diye sordu delikanlıya ama Huufet olumsuz bir biçimde başını salladı. İhtiyar adam dalgın ve sıkıntılı bakışlarını uzaklara çevirirken göbeğine kadar uzanan beyaz sakallarını sıvazladı. Birkaç saniye sonra tekrar delikanlıya döndü ve uzun kemikli parmağını resimdeki kulenin üzerine koyarak konuştu: “Üç ay önce işte bu kulede gözlerimi açtım. Daha öncesini hatırlamıyorum. Bunadığımı düşünme sakın! Aklım gayet başımda. İşte bu defterdekileri okuyunca hatırladım, adımın Magnus Arcane olduğunu ve büyücülük ilmiyle uğraştığımı. Hem de gayet iyi hatırladım. İşte bu yarı yıkık kule, buraya yürüyerek bir hafta uzaklıktadır ve yakın çevresinde yerleşim yeri yok. O günden beri daireler çizerek bana neler olduğunu anlamaya çalışıyorum. Kulenin kapısının üzerinde kabartma bir yazıyla ve tıpkı soyadım gibi kadim “Arcane” dilinde şöyle yazıyordu: “Hiçbir şey karanlıktır!” Bu da gizemin bir parçası.”
“Seni görür görmez, yalnız olduğunu ve kararsız, bilinmez bir yolculuğa başlamış olduğunu anladım. Nasıl olduğunu sorma, anladım işte. Her bitiş bir başlangıçtır. Sen köleliğini bitirdiğinde yeni bir hayata başlamış oldun. Ben ise benim için yeni olan başlangıcıma sebep olan “bitiş”i arıyorum. Anılarımda bile yalnız olduğumu göz önüne alırsak, bu noktadan itibaren bir yol arkadaşlığı fena olmaz sanırım.”
“şimdi delikanlı biraz çalı çırpı toplarsan bir kamp ateşi yakarız ve ben de sana yemek hazırlarım. Hiç büyüyle yapılmış yemek yedin mi? Benim yaptığım yemek büyüleri maalesef tatsız tutsuz bir şey oluyor, üstelik besleyiciliğinden de emin değilim ama en azından ücretsiz. Zaten yanımda bir kaç bozukluktan başka metelik yok. Eskiden hayatımı nasıl kazanıyordum acaba? Senin avcılık kabiliyetin var mı evlat?”
.
Magnus Arcane henüz bitirdiği resmi Huufet’e çevirdi. Bu, kayalık bir tepe üzerinde, çatısı çökmüş, duvarları çatlamış bir kulenin resmiydi. “Burayı tanıyor musun?” diye sordu delikanlıya ama Huufet olumsuz bir biçimde başını salladı. İhtiyar adam dalgın ve sıkıntılı bakışlarını uzaklara çevirirken göbeğine kadar uzanan beyaz sakallarını sıvazladı. Birkaç saniye sonra tekrar delikanlıya döndü ve uzun kemikli parmağını resimdeki kulenin üzerine koyarak konuştu: “Üç ay önce işte bu kulede gözlerimi açtım. Daha öncesini hatırlamıyorum. Bunadığımı düşünme sakın! Aklım gayet başımda. İşte bu defterdekileri okuyunca hatırladım, adımın Magnus Arcane olduğunu ve büyücülük ilmiyle uğraştığımı. Hem de gayet iyi hatırladım. İşte bu yarı yıkık kule, buraya yürüyerek bir hafta uzaklıktadır ve yakın çevresinde yerleşim yeri yok. O günden beri daireler çizerek bana neler olduğunu anlamaya çalışıyorum. Kulenin kapısının üzerinde kabartma bir yazıyla ve tıpkı soyadım gibi kadim “Arcane” dilinde şöyle yazıyordu: “Hiçbir şey karanlıktır!” Bu da gizemin bir parçası.”
“Seni görür görmez, yalnız olduğunu ve kararsız, bilinmez bir yolculuğa başlamış olduğunu anladım. Nasıl olduğunu sorma, anladım işte. Her bitiş bir başlangıçtır. Sen köleliğini bitirdiğinde yeni bir hayata başlamış oldun. Ben ise benim için yeni olan başlangıcıma sebep olan “bitiş”i arıyorum. Anılarımda bile yalnız olduğumu göz önüne alırsak, bu noktadan itibaren bir yol arkadaşlığı fena olmaz sanırım.”
“şimdi delikanlı biraz çalı çırpı toplarsan bir kamp ateşi yakarız ve ben de sana yemek hazırlarım. Hiç büyüyle yapılmış yemek yedin mi? Benim yaptığım yemek büyüleri maalesef tatsız tutsuz bir şey oluyor, üstelik besleyiciliğinden de emin değilim ama en azından ücretsiz. Zaten yanımda bir kaç bozukluktan başka metelik yok. Eskiden hayatımı nasıl kazanıyordum acaba? Senin avcılık kabiliyetin var mı evlat?”
.
-
Alenthas
- Forum Yöneticisi
- Posts: 2670
- Joined: Thu Oct 04, 2007 10:00 am
- Location: Innsmouth
- Contact:
"Haha! Kurt mu? Uğraşmaya bile değmez!" dedi cüce, ardından gnom'un sırtına vurarak yere düşmesini sağladı. "Bırak kurdu kendi haline! O ancak senin gibi baş belalarına zarar verir. Böylelikle dünya daha güzel bir yer olur belkide!" dedi Kerdox. Ardından cüce üzerindeki ağır çantayla birlikte zar zor kalkmaya çalışan gnoma bakarak "Pöh, ver şu çantayı bana, çelimsiz şey seni!" diyerek gnom daha ne olduğunu bile anlamadan elinden kaptı çantasını ve sırtına geçirdi.
Bir kaç saniye sonra Kerdox "Gnom efendi, birlikte söyleyebileceğimiz bir yol şarkısı bilir misin?"
Bir kaç saniye sonra Kerdox "Gnom efendi, birlikte söyleyebileceğimiz bir yol şarkısı bilir misin?"
"Kerdox! Sana bir şey söylemeliyim.Dün gece-her gece olduğu gibi- bir kabus gördüm. Bu seferki biraz farklıydı. Bir kurt adam tarafından parçalanıyorduk!" dedi sanki daha önce yaşamış bir ses tonuyla. "Daha önce bahsetmemiştim. Bak Kerdox. İçimde kötü bir his var. Her zaman kabuslarımda bir gerçeklik payı olmuştur! Başımıza bir şey geleceğini düşünüyorum. Hazırlıklı ol! Ve sende gnome." demesiyle ikiside irkildi. Ã?ünkü Truan uzun süredir konuşmuyordu. Ve sesi çok değişik çıkmıştı.
-
Alenthas
- Forum Yöneticisi
- Posts: 2670
- Joined: Thu Oct 04, 2007 10:00 am
- Location: Innsmouth
- Contact:
"Kurtadam mı?! Kurtadam mı?!!!" diye gözlerini pörtleterek Truan'a baktı. Ardından biraz daha öyle durduktan sonra "Hahahahaaa..!" diye uzun bir kahkaha patlattı. O kadar uzun bir kahkahaydı ki Glimbell bile sıkılmışa benziyordu. Kerdox Truan'ın omzuna sertçe vurarak "Beni güldürdün evlat!" dedi.
Truan ise kızgınlık ve acıyla "Belli oluyor," diyebildi.
"Pöh!" dedi ciddileşerek "Kurtadam diye bir şey yoktur faerúnda. O kurtadam denilen şeyler kocakarı hikayeleridir! Senin gibi zeki biri nasıl olduda bu hikayelere inandı anlamıyorum!"
Ardından cüce devam etti "Madem bir kurtadam var etrafta -yani öyle diyorsun- o zaman aramaya çıksak iyi ederiz." Kerdox arkasına dönüp bağırdı "Bay Kurt..! Ya da Kurt efendi, yok yok olmadı... Ne diye çağırabilirim acaba? Adamkurt!.." Kerdox bir süre durduktan sonra ekledi "A bir de şey var! Madem kurtadam o zaman dolunaylarda falan çıkması gerekmez mi? O zaman nasıl bulacağız! Ah, ah ne yapacağız! Etrafta bizi yemek isteyen bir kurtadam varken nereye gider, kime güveniriz! Ah lanetlendik! Kesinlikle kesinlikle!" diye etrafta yapmacık ve alay eden bir tavırla koşturdu.
Truan ise kızgınlık ve acıyla "Belli oluyor," diyebildi.
"Pöh!" dedi ciddileşerek "Kurtadam diye bir şey yoktur faerúnda. O kurtadam denilen şeyler kocakarı hikayeleridir! Senin gibi zeki biri nasıl olduda bu hikayelere inandı anlamıyorum!"
Ardından cüce devam etti "Madem bir kurtadam var etrafta -yani öyle diyorsun- o zaman aramaya çıksak iyi ederiz." Kerdox arkasına dönüp bağırdı "Bay Kurt..! Ya da Kurt efendi, yok yok olmadı... Ne diye çağırabilirim acaba? Adamkurt!.." Kerdox bir süre durduktan sonra ekledi "A bir de şey var! Madem kurtadam o zaman dolunaylarda falan çıkması gerekmez mi? O zaman nasıl bulacağız! Ah, ah ne yapacağız! Etrafta bizi yemek isteyen bir kurtadam varken nereye gider, kime güveniriz! Ah lanetlendik! Kesinlikle kesinlikle!" diye etrafta yapmacık ve alay eden bir tavırla koşturdu.
Donaef Raegek'e dikkatli baktı.Uysal duran kurt Huor'un yanındaydı ve Huor kurdun sırtını oksuyordu.Karbeyazı kurt cok asil görünüyordu.Zaten öyle değilmiydi dedi Donaef icinden.Kurduna biraz daha baktı.Karanlık yaklasıyordu.Dolunay yarındı ve icinde bulundugu durumu Huor'a nasıl anlatacaktı bilmiyordu.Belki de anlatmazdı.
Raegek cevrede ki bircok ormanın sahibi ve koruyucusuydu.Taki gücsüz düstügü anda arkasından vuran diger kurt kardesleri onu liderlikten düsürene kadar.Acı bir durum die düsüncelerinin ardına bir yenisini daha ekledi.
Huor'a dönerek Huor beni takip etmelisin gel pesimden" dedi.Huor miskin bir bicimde baktı ona.Donaef bir cıkıntıya geldi ve önünde duran ucumla arasında sadece 1 kac santim kala durdu.
Asagıyı göstererek üc tane sehir gösterdi, asagıda, karsı tepenin yamacında ve biraz zor görünmesine ragmen cok ilerde bir sehir."Bu sehirlerin hepsi beni bulmak icin ugrasıyor Huor.Ne yapmalıyım?.Ben bir hırsızım sadece calarak yasarım.Fakat artık bu sehirlere girmek cok zor duruma geldi ve isler iyice kötüleşiyor." dedi günesin batısına on saniyeye yakın kala."Ne yapmalıyım Huor.
O sırada Raegek inanılmaz bir ugultu cıkartı.Donaef eski döndü.Yanına yaklastı ve gözlerine baktı."Ne oldu Raegek?.Ne oldu eski dostum?"dedi.
Kurt huzursuzlanmıstı sonra o da Donaef'a baktı.Donaef sesli bir lanet salladı ormana ve Huor'a döndü."Raegek basının ve basımızın belada oldugunu söylüyor!" dedi
Raegek cevrede ki bircok ormanın sahibi ve koruyucusuydu.Taki gücsüz düstügü anda arkasından vuran diger kurt kardesleri onu liderlikten düsürene kadar.Acı bir durum die düsüncelerinin ardına bir yenisini daha ekledi.
Huor'a dönerek Huor beni takip etmelisin gel pesimden" dedi.Huor miskin bir bicimde baktı ona.Donaef bir cıkıntıya geldi ve önünde duran ucumla arasında sadece 1 kac santim kala durdu.
Asagıyı göstererek üc tane sehir gösterdi, asagıda, karsı tepenin yamacında ve biraz zor görünmesine ragmen cok ilerde bir sehir."Bu sehirlerin hepsi beni bulmak icin ugrasıyor Huor.Ne yapmalıyım?.Ben bir hırsızım sadece calarak yasarım.Fakat artık bu sehirlere girmek cok zor duruma geldi ve isler iyice kötüleşiyor." dedi günesin batısına on saniyeye yakın kala."Ne yapmalıyım Huor.
O sırada Raegek inanılmaz bir ugultu cıkartı.Donaef eski döndü.Yanına yaklastı ve gözlerine baktı."Ne oldu Raegek?.Ne oldu eski dostum?"dedi.
Kurt huzursuzlanmıstı sonra o da Donaef'a baktı.Donaef sesli bir lanet salladı ormana ve Huor'a döndü."Raegek basının ve basımızın belada oldugunu söylüyor!" dedi
"Ahh Kerdox! Gerçekten böyle önemli şeyleri umursamazlığa gelerek ileride çok şey kaybedeceksin. Hayat gülmekten ibaret değil. İnanmıyorsan eğer dostunla geceyi uyuyarak rahat bir şekilde geçirin. Ne dersin?" dedi ciddi bir şekilde. Kerdox'ta gnomeda şaşkına dönmüştü. Kerdox "Ulu Moradin adına sen gerçekten ciddisin!" dedi ve tekrar uzun bir kahkaha patlattı.Truan sinir küpüne dönmüştü."Artık sana bırakıyorum. Benimle birlikte yolculuk edeceksen benim düşüncelerime saygı duymalısın."dedi giderken.Cüceye söylendiği de duyuluyordu. "Kocakarı masalıymış. Pöhh!"
Hala aramakta olan Lugtarias'ın içi rahat etmedi. Hızlanarak kasabaya yöneldi. Ailesiyle vedalaşması gerçekten zor olacaktı...
Last edited by Lugtarias on Tue Jan 22, 2008 12:27 am, edited 2 times in total.
Kurt Donaef a baktı Donaef ilerdeki adamı görmüstü.Kurt yavasca adamın yanına giderken Donaef da hancerini cekmisti ve Raegekle beraber gidiyordu.Kurt döndü ve Donaef a baktı tekrar.Donaef bunun "burda kalmalısın" anlamında bir bakıs oldugunu biliyordu."tamam eski dostum" dedi Raegek e cok güveniyordu tabi ki Raegekte Donaef a.
Raegek yavasca adamın yanına gitti ve adama baktı.Burnuyla yavasca adamın yüzü kapanık kafasını havaya kaldırdı ve suratına baktı.
Donaef ın zihnine cok nadir giren ses yine girdi "o zararsız." dedi kafasında ki ses.Donaef her zman ki gibi etrafına baktı ses aniden gelip gidiyordu.Sonra yavasca durumu anladı ve adama dogru seslendi."Bir sey mi istiyorsun dostum.Raegek zararsız oldugunu söyledi.İstersen bizimle..." Huor'u göstererek devam etti "oturabilirsin" dedi adama bakmaya devam ederek.
Raegek yavasca adamın yanına gitti ve adama baktı.Burnuyla yavasca adamın yüzü kapanık kafasını havaya kaldırdı ve suratına baktı.
Donaef ın zihnine cok nadir giren ses yine girdi "o zararsız." dedi kafasında ki ses.Donaef her zman ki gibi etrafına baktı ses aniden gelip gidiyordu.Sonra yavasca durumu anladı ve adama dogru seslendi."Bir sey mi istiyorsun dostum.Raegek zararsız oldugunu söyledi.İstersen bizimle..." Huor'u göstererek devam etti "oturabilirsin" dedi adama bakmaya devam ederek.
Last edited by WeS_DeX on Mon Jan 21, 2008 6:26 am, edited 1 time in total.
Who is online
Users browsing this forum: No registered users and 1 guest

