Anadolu Ozanları Birinci Hikaye (Panın Flüdü)

Baştan aşağı kendi özgün hikayelerinizi yazmak için…
Post Reply
Firble
Forum Yöneticisi
Posts: 6496
Joined: Fri Mar 12, 2004 10:00 am
Contact:

Anadolu Ozanları Birinci Hikaye (Panın Flüdü)

Post by Firble »

BAşLANGIÃ?

Yüzyıllarca doğanın kollarında büyüdü insanoğlu
Derken bir gün baktı gökyüzüne
Sonra döndü etrafına baktı bir de
Taşlara, derelere, hayvanlara, ormana..
Ve merak etti kim olduğunu ve nerede olduğunu
Tanrılar doğdu sonra
Tanrılar devdi, tanrılar korkunçtu, tanrılar merhametliydi..
Ne olursa olsun ama karşı konulmazdı tanrılara
Savaşlar çıkarttılar insanlar arasında
Köyleri yok ettiler bazen nefretleri ile....
Ancak yardım da ettiler insana
Ve onların da yardımıyla insanoğlu
Ã?ıktı orman ve mağralardan
şehirler kurdu.
Dev binalar yarattı.
Büyük kişiler çıkardı içinden
Savaşçılar rahipler tüccarlar filozoflar
Ve de krallar değişmeye başladılar Dünyayı
Yeni yürümeye başlayan bir bebeğinki gibiydi adımları
Korkarak ama yine de cesurca
Ve her adım da destek için bakarak arkalarındaki Tanrılara
Yürüdüler...
Bir gün gelecekti elbet
Bir gün gelecek ve onları yürütenlere de meydan okuyacaktı her biri
Ancak ilk çekingen adımların atıldığı günlerde
İlk meydan okuyan bir tanrıya
Ne bir filozof ne bir savaşçı ne de kraldı...
İlk cesaret eden
yarışmaya bir tanrının gücüyle
Bir ozandı...

Anadolu nun batısında başladı hikaye
Bir yarışma yapıldı iki tanrı arasında
Doğruysa eğer efsane
O kadar güzel çalıyordu ki Pan flüdünü
Müzik Tanrısı Apollon bile kıskanmıştı onu
Ve bir gün davet etmek zorunda kalmıştı bir yarışmaya
İspat etmek için kendisine Pan da daha iyi olduğunu
Eğlencenin ve şakanın tanrısıydı Pan...
Yarışmalar bir çeşit oyun gibiydi onun için
Hiç düşünmeden başına gelebilecekleri
Ve de kazanmayı ya da kaybetmeyi
Gitti o nedenle Apollonun onu davet ettiği meydana
Apollon Anadolu nun en güçlü kralını seçmişti hakem olarak
Midas Anadolu nun yarısından büyük bölümünün kralı
Ölkesi Frigyanın başkenti Gordeon dan çıkı geldi meydana
Gülümsedi
Her insana nasip olmazdı iki tanrı arasında hakem olmak
Ancak o da anlayamadı Apollon un aklındakileri
İlk Apollon çaldı lirini
Sessiz bir hüznü anlatıyordu müziği
Ã?yle bir hüzün ki sarıyordu insanın yüreğini
Ve tüm diğer duygular birer birer terkediyordu ruhu
Sadece Apollonun müziğinin eşsiz ezgisi kalıyordu geriye
Pan ın müziği farklıydı.
Flüdün nameleri lirinkiler gibi sarmıyordu ruhu ve yüreği
Ancak öylesine uyumluydu ki çevredeki yaşamla
Sanki ağaçlar kuşlar hatta rüzgar bile oynuyordu şarkıyla.
Çok daha yaşamın kendisine, insana aitti müzik
Midas düşündü hiçbir art niyet duymadan...
Daha önemli buldu hayata daha fazla ait olmayı
Ve de Pan ı seçti yarışmanın galibi olarak.
Apollon ise seyretti
Ã?ylesine büyüktü ki öfkesi ve nefreti
Hiçbir söz çıkmadı dudaklarından
Seyretti
Ve öfkesi şekil vedi içinde beliren intikam fikrine...
Midas a ve Pan a baktı
Söz verdi kendine ve de
Böyle bitmeyecekti bu hikaye

--------------------------------------

Ormanların en kuytu yerlerindeki ağaçların üzerinde
şehir şehir gezen tüccarların arabalarında
Dev tapınakların duvarlarında bir gün de belirdi yazı...
Anadolu'nun her köşesine yayılmıştı yazı
Doğudaki Urartu ülkesinden
Doğu Akdenizin şehir devletlerine
Ege nin eşsiz Truvasından
Frigya nın başkenti Gordeon a kadar
Her şehirde okundu sözler...

DUYUN ANADOLUNUN TÃ?M OZANLARI
DUYUN ANADOLUNUN MÖZİK AşIKLARI

MÖZİğİN TANRISI NASIL HAKARET ETTİ HEPİMİZE Ã?ğRENİN HEPİNİZ
PAN IN MÖZİğİNİN GÖZELLİğİ GERİDE BIRAKTIğINDA LİRİ
APOLLON YENİLGİYİ BİR TÃ?RLÃ? KABUL EDEMEDİ
Ã?FKESİ APOLLONUN MAHKUM ETTİ PAN I SONSUZ HÖZNÃ?N PENÃ?ESİNE
şİMDİ DÃ?NYANIN EN BÃ?YÃ?K OZANI CAN Ã?EKİşMEKTE
OZANLAR BORCUMUZDUR İNTİKAMINI OLMAK USTAMIZIN
GÃ?STERELİM APOLLONA OZANLIKTA USTALIK MÖZİKLE KANITLANIR
YETERİNCE CESURSANIZ APOLLONLA YÖZLEşMEYE
DORLAİON DA TOPLANALIM

OZAN HERİMES


Bir delinin işi gibiydi bu iş...
Ancak bir deliden daha fazlası gerekirdi
Bu kadar kısa sürede bu sözleri yaymak için
Yine de o kadar imkansızdı ki insanlar için bir Tanrı ile yüzleşmek
Sadece beş kişi cesaret edebildi yolunu değiştirmeye
Yazıyı gördüğünde..

Klikya nın Akdeniz e serilmiş yatan şehirlerinden birindeydi Edmond
Belki bir öfke hissetti yapılan haksızlığa
Ya da yeni bir başlangıcın vaadeini duydu çağrıda
Ne olursa olsun aldı sazını eline ve koyuldu yola
Truva'nın hanlarında çalıyordu Novel
Bir türlü uzamıyordu boyu
Ve o nedenle belki çocuk Novel diyorlardı ona
Ancak ne her gün onunla dalga geçen insanları sevebilmişti
Ne de onun yaşadıklarını görmeyen
Ya da umursamayan daha beteri Tanrıları
Bir sabah terk etti çalıştığı hanı
Karadeniz in ıssız kıyılarındaydı Batı
Gezmekle geçmişti hayatı
Ã?ağrıda ne bulmuştu?
Bilmiyordu, belki yeni bir öykü
Nedeni ne olursa olsun o da değiştirdi yolunu...
Urartu şehrinde yaşıyordu Kutsamen
Bir savaşçıydı...
Bir gece rüyasında tanışmıştı ozanlıkla...
şimdi belki de daha çok kaderi olarak görüyordu şarkıları
Belki de kaderini takip etmek için çıktı doğduğu şehirden
Son katılan aralarına bir hırsızdı.
Neredeyse her şehirde aranıyordu Stuti
Kimbilir belki gerçekse yazılar
Gizleyebilirdi bu grup onu bir süre
Gerçek değilse de başka bir yol düşünürdü o zaman
Bir ozan kıyafeti bir de saz bulup çıktı yola
Düşünmeden sazı nasıl çalacağını ve de nasıl söyleyeceğini
On onbeş bardak bira içip sızdığı o tatlı geceler dışında
Daha önce hiç söylemeyi denemediği şarkıları

Kaderin bir cilvesi belki
Belki tanrıların oyunu
Ya da kim bilebilir tanrılardan bile büyük bir gücün
Denk getirmesiyle oldu belki
Ancak ne olursa olsun nedeni
Aynı gün girdi beş "ozan" şehire
Hepsinin girişini izledi Herimes
En son ozan da girdikten sonra şehire
Ã?ıktı Porsuk Ã?ayını gören tepenin üzerine
Güneşin yavaşça inişini izledi Dünya nın öte yüzüne
Nasıl sahiplendiğini düşündü Apollon un güneşi bile
Oysa onun kendisine ait sandikları herkesindi
Tüm insanların canlıların hatta cansızların bile
İsyan duygusu sardı içini
Onun üstünde ve ona hükmettiği söylenen bir tanrıya isyandı bu
Kimbilir belki başkaları da duymuştu bu duyguyu
Ancak ilk defa birisi kararlıydı
Yerine getirmeye gereğini
Bir tanrının adaletsizliğine karşı hissettiklerinin

Sessizce girdiler yattıkları odalara
En dikkatli olanı bile fark etmedi odadan çıkarılırken...
Stuti ve Edmond uyandı götürülürken
O kadar şaşkındı ki Edmond denemedi bile konuşmayı
Stuti ise korkuyordu
Belli etmedi korkusunu
Doğru anın gelmesini bekleyerek sessizce izin verdi
Zorlukla hareketsiz tuttukları bedenini taşımalarına

Sonunda geldiklerinde Herimes in yanına
Sessizce baktılar onları çağıran adama
Novel unutmuştu bile onu zorla taşıdıklarını
Merakla inceliyordu onu çağıran ozanın yüzünü
Stuti askerler çıkıp yakalayacakmış gibi onu bakıyordu etrafa
Ancak yavaş ve dikkatliydi bakışları fark etmedi kimse
Kutsemen ise öfkeliydi izni olmadan onu getirmelerine
Yine de başardı öfkesini kontrol etmesini
Bu beş kişi çıkacaktı onunla Olimpos a
Kazanmak için bir çok insanın gördüğünde bile titreyeceği
Belki de diz çöküp saatlerce tövbe edeceği bir tanrıya karşı
O kadar uzaktı bu onlar için o anda
Deli gibi hissediyordu kendini oraya gelmiş olanlar bile
Ancak eğer bir delilikse yaptıkları ve yapmak istedikleri
Delilik güzeldi...

------- Giriş Bölümünün Sonu-------


Image
HARBE GİDEN
Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
Dreamscape
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 718
Joined: Sun May 07, 2006 10:00 am
Location: Kuzeyden Nordland'den...
Contact:

Re: Anadolu Ozanları Birinci Hikaye (Panın Flüdü

Post by Dreamscape »

Buraya yorum yazabiliriz sanırım, Firble...

Hikayen güzel.Özellikle giriş bölümünü çok beğendim.Tanrıların hakemi Midas.İlginç!Ayrıca Anadolu hakkında birşeyler yazılması çok daha ilgi çekici oluyor.
<div>Kuzey'de yazın sonu gelmez...</div><br>
Firble
Forum Yöneticisi
Posts: 6496
Joined: Fri Mar 12, 2004 10:00 am
Contact:

Post by Firble »

Aslında bu sitede RP olarak başlamış olan bir hikaye.... Karakterler de RP de yer almış karakterler... Burada yer almayan karakterleri de değişik bölümlerde katmayı düşünüyorum...

Buraya kadar ki bölüm RP de de oynanmıştı. Sonrasında devam edememiştik. Tüm eleştirileri bekliyorum. Bu bitirdiğimde benim ilk uzun hikayem olacak... : ) ) )
HARBE GİDEN
Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
Dreamscape
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 718
Joined: Sun May 07, 2006 10:00 am
Location: Kuzeyden Nordland'den...
Contact:

Post by Dreamscape »

Hadi yaa?? Bende Edmond neden var diye düşünüyordum :D . :evillaugh:
<div>Kuzey'de yazın sonu gelmez...</div><br>
Firble
Forum Yöneticisi
Posts: 6496
Joined: Fri Mar 12, 2004 10:00 am
Contact:

Post by Firble »

GORDEON DÃ?ğÃ?MÃ? 1

Bir araba vardı Gordeon un Savaşçılarının tapınağının dehlizlerinde
Sarmaşıktan yapılmış bir halatla bağlıdır bu arada bir direğe
Her kim çözerse düğümünü halatın
Birleştirip Asya’yı bir devlet kuracaktır asırlarca konuşulacak
Ancak hileden sakının der Tanrıların yazıtları düğümü çözerken
Denir ki kurulsa da hile ile bu devlet
Suyun yıktığı kum tepeleri gibi zamansız dağılacak
Geriye kalan parçalarsa rüzgara teslim olacak.

------------------------------------------------------

İlerliyordu kervan doğuya
Ã?küz arabalarında yükler dizilmişti sıra sıra
Bazıları kendi arabalarını çekiyordu.
Porsuk ayna gibi yansıtıyordu güneşi
Kış güneşi ısıtıyordu kemiklerine kadar girerek
Herimes ve beş yoldaşı da yürüyordu kervanla
Olimpos a dönmüş sırtlarını Gordeon a gidiyorlardı.
Başkentine en büyük devletinin Anadolu’nun
Midas’ta olduğunu söylemişti Pan’ın flüdün
En değerli eşyaları bile kendisinin görmezdi ölmekte olan tanrı
Ve de kazanmanın neşesiyle krala hediye etmişti
Müzik tanrısının lirini alt eden flüdü
Bize Pan’ın fülüdü gerekli demişti bir de
Kazanmak için Apollon’un lirine karşı
Baş edemez demişti tanrısal bir aletle
İnsan yapımı aletler...
Doğruydu belki
Belki de garip bir inatla
Apollon’a önceki yenilgisini anımsatmak istiyordu ozan
Stuti’nin yüzü kızarmıştı Gordeon’a gideceklerini duyduğunda
Hatırladığında Gordeon’da onu yakalmak isteyen zengin insanları
Ayrılmayı düşündü gruptan
Ancak nereye gitse Anadolu’da
Aynı kaderin beklediğini hatırladı sonra
İsteksizce onayladı böylece Herimes’i başıyla
İkna olmamışdı gruptaki ozanlar da tam olarak
Yine de homurdansa da Kutsemen
İç geçirse de Batı
İzlediler Herimes’i
Olimpos hala uzakta bir hedef olsa da içlerinde
Artık Pan’ın flüdünü almaktı ilk amaçları
şimdi yürüyorlardı bu amaca doğru
Biliyorlardı ve de
Adım adım çözülürdü bir düğüm
Arzulanan çözümün yolunu açarken
Bazen bir adım uzaklaştıryor gibi görünürdü hedeften


Novel kısa boylu hafif kambur bir adamla konuşmuştu yol boyunca
Tüm amaçlarını anlatmıştı bir çocuğunki gibi heyecanlı bir sesle
Hyagnis’di adamın adı
Demirciyi Dorleon yakınlarında bir kasabada
Yakın zamana kadar çırağı iken bir ustanın
Usta yaşlanınca dövemeyecek kadar demiri
O devralmıştı ocağı
Yorgunluğu gözlense de bedeninde
Ã?ocukluğundan beri devam eden sıkı çalışmanın
Kimi Anadolu insanın gözlerindeki
Nereden geldiği belli olmayan bir canlılık
Yerleşmişti onun gözlerine de
Ve Novel o kadar saf anlatmıştı ki gitmek istedikleri yeri
O kadar inanmıştı ki çocuk Novel sözlerine
Yardım etmek istedi Hyagnis Novel’in yanındakilere
şüpheyle karşıladı Stuti ve Kutsemen adamı
Biri kılıcın öbürü de hançerin keskinliğinde bilemişlerdi zihinlerini
Ve şüphe ilk ortaya çıkan duyguydu
Bu silahlarla bilenmiş insanların hissettiği yabancılara karşı
Ancak Batı sevmişti gözlerindeki ifadeyi adamın
Anlat dedi adama nasıl yardımcı olabilirsin bize
Kralı görmek için dedi Hygenis
Ki flüdü almak için onu görmelisiniz diye ekledi
Ancak en etkili kişileri kentin onlara yardımcı olabilirdi.
Komutanlar, kentin zenginleri ve de baş rahipler dahildi bu insanlara
Ancak o kadar uzak değildi bu en önemli insanları ülkenin
Gordeon un sıradan insanlarından
Komutanlar gururla geçirirlerdi askerlerini sokaklardan
Zenginler düğünlerine davet ederdi kent halkını
Başrahipler ise ayinler düzenlerdi meydanlarda
Ve tam iki gün sonra
Savaş tanrısı adına bir ayin düzenlenecekti Gordeon’da
Başrahip de katılacaktı ayine
Eğer inandırabilirlerse hikayelerini başrahibe
Açılacaktı sarayın kapıları Herimes’e ve yanındakilere
İki gün şehirde kalmak hoş olabilir dedi Edmond
Belki de iyi gelir dinlenmek böylesine bir maceranın öncesinde
Bir şehirde dinlenmek dedi kızgınlıkla Kutsemen
Hele bu şehir başkentiyse Frigya’nın
Devamını getiremedi sözlerinin
Görünce kervandaki tüccarların bakışlarını
Herimes salladı hafifçe başını
Bekleyeceğiz o zaman dedi Savaş tapınağının ayinini



Ã?ylesine yığılmış ev ve insanlardan oluşmuş gibi görünürdü Goreon ilk başta
Büyüktü
Anadolu’da daha büyük şehir yoktu o günlerde
Kendisini eşsiz gören Truva ve Urartu sakinleri bile duraklarlardı
Geçtiğinde Gordeon’un adı
Ancak görüldüğünde
Evlerin düzensizce üst üste yığıldığı sokakları
Bağıran tüccarlar, ağlayan çocuklar, birbirlerine sataşan kadınlar
Rahipler tanrılarını anlatmak isteyen meydandakilere
Ã?ylesine açılmış gibi duran sokaklar
Bakıldığında
Sanki bir yol arkadaşıymış gibi duran heybetten yoksun heykellere
Hatta Midas’ın sarayına
Bir saraydan çok büyük ve sıcak bir kervansaray gibi duran
Küçümserdi şehri çoğu yabancı
Oysa
Anadolu gibiydi biraz Gordeon şehri
İlk bakışta çorak ve verimsiz görülen toprakları
Ã?elimsiz ve işe yaramaz görülen insanları ile Anadolu gibi
Birbirinden habersiz koşan konuşan gülen ağlayan insanların
Beraberce yarattıkları müziği duymak
Köşelerde en derme çatma binanın çökmeye yüz tutmuş duvarında
Belki kazınarak yapılmış bir resmi fark etmek
şehirdeki yüz binden fazla insanın binlerce evin
Hanların hamamların ve sarayın
Tek tek bakıldığında fark edilmeyen
Ancak bir mozaik in parçaları gibi
Birleşince fark edilen güzelliğini görmek
Kolay değildi bakmayı bilmeyen insanlar için
Ancak şehrin içinde yaşayan herkes
Hatta orada bir süre kalan yabancılar bile
Garip bir özlem duyarlardı
Ayrıldıklarında şehirden
Ne kadar düşünseler bulamadıkları
Ancak bazen gittikleri yerlerde kurdukları
Ya da zaten var olan hayatlarını bırakıp da
Yeniden şehre döndüren bir özlemdi bu.


Hamamlar en çekici gelen bölümleri idi o günlerde
Büyük Anadolu şehirlerinin
Zor bir uğraştı yıkanmak o dönemin şehirlerinde
Hele uzun uzun tadı çıkarılmak isteniyorsa suyun
Hele de sıcak olmasını istiyorsa
O zaman kova kova suyu taşıyıp
Isıtmayı şöminenin ateşinde
Göze almak zorundaydı insanlar
Oysa hamam varsa bir şehirde
Gerek kalmıyordu bu çabalara
Hele ki değiştirecek bir eşyası varsa yıkananın
Lezzetli bir içeceği yudumlayıp yumuşak sabunun
Tadını çıkarabiliyordu doyasıya

Hygenis de hamama götürdü şehre girdikten sonra altı yoldaşını
Garip ve meraklı bakışları altında hamamcının içeri girdi yedi kişi
Birbirinden o kadar farklıydı ki her biri
Hamamdaki herkes fark ettirmeden izliyordu onları
Hygenis sıradan bir şehirliyi andırıyordu.
Hafif kambur duruşu ve yıpranmış vucudu ele veriyordu
Maden işlediğini
Edmond bir köylü gibiydi
Bir aşçı yamağı belki
Ya da bir seyisi kervandaki bir tüccarın
Sıradan insanlardan bile çekinen bir bakış vardı yüzünde
Novel ise etrafı neşe ile inceleyen bir çocuk gibi bakıyordu insanlara
Herimes yarı deli bir rahip gibiydi biraz
Gözlerindeki inancı okuyabiliyordu
İnanmaktan uzun zamandır vazgeçmiş olanlar bile
Batı bir prensi andırıyordı
Kararlı bakışları ve biçimli vucudu ile
Kadınlar fark ettirmeden göz atıyorlardı ona
Duygularının fark edilmesinden korkarak
Kutsemen ise kuzeyden kopup gelmiş bir savaşçı gibiydi
Kaslı vucudu haykırıyordu
Onun hamamdaki herkesten güçlü olduğunu
Alışılmadık bir özellikti bu
Bir kadın için
Uygar şehirli insanların Dünyasında
Ve Stuti
Sadece o andırıyordu gerçek bir ozanı
Boynuna astığı sazı
Dikkatli bakanların gördüğü abartılı adımları ile

O gece bir hanın sert yataklarında
Geleceğin hayallerine dokunup
Uzak durarak onları bekleyecek tehlikelerin hortlaklarından
Rahat bir gece geçirdi Anadolu ozanları
Sadece Stuti kurtulamadı kuşkulardan
Gordeon ki en ünlü hırsızların şehir idi onun için
Bir lonca kurup birleşecek kadar güçlüydü hatta hırsızlar
Ve o Gordeon da bile ismini duyurmuşken üstelik
Cesaret edemiyordu şehirde onu tanımadıklarını ummaya
Zekiydi hırsızlar
Diğer tüm mesleklerden daha fazla zeka gerekirdi çünkü onlara
Ve bu zeka yetmiş olmalıydı Gordeon Loncası için
Hırsız Stuti'nin şehre geldiğini duymaya.



Image
HARBE GİDEN
Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
Firble
Forum Yöneticisi
Posts: 6496
Joined: Fri Mar 12, 2004 10:00 am
Contact:

Post by Firble »

GORDEON DÃ?ğÃ?MÃ? 2

Bir gün vardı önlerinde
şehrin sokaklarında dalgın dalgın dolaşarak
Ya da Porsuk kenarında oturarak tembel tembel
Ya da izleyerek meydandaki satıcılarla soytarıları
Kentin görkemli tapınaklarını dolaşarak belki de
Zamanın kollarından tutup durmadan çekiştirmeden geçecek
Bir gün yaşayacaktı altı ozan.

Hiçbir zaman sevmemişti büyük şehirleri Herimes
Hele geleceğin bu kadar belirsiz olduğu bir gün
Duramazdı şehirde
şehrin büyük kapısından çıkıp sarayın surlarına bakan vadide
Düşünmek Pan’ın efsanevi flüdünü
Olimpos Dağını sonra
Ve de kaybedişini Apollon’un ozan grubuna karşı
Saatlerce oturdu bir taşın üzerinde

Neşeli Novel ile utangaç Edmond içinse büyüleyici idi Gordeon kenti
İkisi de başka kentleri görmüşlerdi.
Novel hatta meşhur Truva’da yaşamıştı yıllarca
Ancak Gordeon’daki kadar çok insan yoktu hiçbirinde
Üstelik hepsi bağırıyor koşuyor şarkı söylüyor ve dans ediyordu.
Novel Hygenis’i takip etti gün boyunca
Yardım etti demirci arabasını kışlaya taşırken
Pazarlık ederken Hygenis komutanlarından birisi kışlanın
Hayranlıkla izledi dövüşen askerleri
İçlerinden bir asker gülümsedi Novel’e
Kimbilir belki de kardeşine benzetmişti
Bittiğinde kışladaki pazarlık
İndirip arabadakileri
Aldılar Porsuk kıyısında bulunmuş mücevherleri
Meydana gitti ikisi
Bir şapka aldı Hygenis Novel’e
Sonra gösteri yapan soytarıları izlediler beraberce
Edmond sa dar sokaklarında kayboldu şehrin
Karşılaştığı bir çömlekçi
Ã?ırağı hasta olduğundan o gün
Bir günlüğüne çalışmasını önerdiğinde
Kabul etti.
Yorucu bir gündü
Ancak izlemek şekillenen toprağı ellerinde
Kulak kabartmak atölyeye gelen müşterilerin hararetli pazarlıklarını
Çalışmanın verdiği haz duygusunu da hissedince yüreğinde
Değdi yorgunluğuna atölyede geçen saatlerin
Topraktan bir flüt hediye etti ona çömlekçi
Kimbilir belki de duymuştu ozan olduğunu Edmond’un
Belki de hamamdaydı o da önceki gün
Ozanlar zengin olmazdı çoğu zaman
Arasıra tatsalarda zenginliğini kral sofralarının
Rahat edemezdi o sofralarda kimi zaman
Flüdü sevdi Edmond
Sazını da seviyodu gerçi
Handa kalan sazını
Belki ikisini de taşırdı yanında
Kimbilebilir ki
Bir ozanın bir çalgıyı sevmesi yetmez
Çalgı da ozanı sevmeli

Batı bir evin taş duvarına oturup
Flüdünü çaldı güneş yükselirken
Çok hafif bir ezgiydi çaldığı
Zorlukla duyulan yine de fark edilen bir şarkıydı
Gelip geçen kızların hatta bazen kadınların utangaç bakışlarını
Hafif bir gülümseme ile izleyerek
Güneş yeniden ufka doğru alçalana kadar çaldı flüdünü
Bembeyaz giysiler içinde bir kadının bakışında
Daha önce görmediği bambaşka bir anlam yakalayana kadar
Kadınları severdi Batı
Hiçbiri ile beraber olmamıştı uzun süre
Ancak hepsi unutulmaz anılar bırakmıştı yüreğinde
Yine de
Ne kadar sevsede beraber olduğu kadını
Sevildiğini anlamak başka bir kadın tarafından
Bunun ona verdiği tadı hissetmek
Yetiyordu eski kadını bırakmasına kırık bir kalple

Farklıydı bu kadın
Her kadın gibi onun da sevgi vardı gözlerinde
Ancak farklı bir sevgiydi bu diğer kadınlardakinden
Adını koyamadı Batı kadının gözlerindeki o parıltıya
Fark etmeden nasıl kalkıp nerede yürüdüğünü
Takip etti kadını
Böylece tanıştı Batı Tanrıça Kibele ile
Anadolu’nun Büyük Anasının tapınağına girdiğinde
İlk defa hissetti daha once tanımadığı bir gücün olduğunu etrafında
Saygı duysa bile kadınlara erkekler
Yine de çoğunlukla inanmazlar onların da cesur ve güçlü olabileceklerine
Ancak öyle bir duygu vermiştir ki doğa kadına
Onu bir defa hissettiğinde damarlarında
En cesur erkeği korkak bir fare gibi kaçırtacak kadar cesur olur kadınlar
En büyük gücüdür kadının analık
Kibele ise açığa çıkarır bu gücü
Diğer kadınlar gibi doğurdukları çocukların annesi değildir rahibeler yalnızca
Her insan hatta hayvanlar ve bitkiler çocuklarıdır onların
Bir ananın sevgisi ile ve bu sevginin verdiği güçle bakarlar canlılara
Yepyeni bir sevgi idi Kibele’nin tapınağında gördüğü Batı için
Anlamaya ve bir ad vermeye çalışırken bu duyguya
Fark etti beyazlar içindeki kadın gelişini yanına
Thasis adında genç bir rahibe idi kadın.
Uzun sure geçmemişti tapınağa adayalı kendini
Yine de Kibele öylesine güçlüydü ki
Kısacık bir süre bile değiştirmişti genç rahibeyi
O günün kalanını birlikte geçirdi ozanla rahibe
Fazla konuşmadılar
Batı bir ozan Thasis de Büyük Ana’nın rahibesi iken
Gereksizdi zaten kelimeler
Binbir yolu vardı anlamak için birbirlerini
O gece karmakarışık duygularla dönecekti Batı hana
Kadınları çok iyi tanıdığını zanneden Batı
Belki de fazla acele etmişti karar vermek için onlar hakkında
Emin değildi artık

şehrin başka bir tapınağında geçirdi gününü
Ozan grubunun son ozanı
Kutsemen zihninde sorularla yolunu tutu Ares’in tapınağının
Savaşçıların mabedinde
Ã?nünde durarak Ares’in büyük heykelinin
Sordu
Ne kadar sevse de savaşmanın yüreğinde yarattığı sarhoşluğu
İnsanları da seviyordu Kutsemen
Bilse de her savaşının haklı bir nedeni olduğunu
Engellemiyordu bunu bilmek öldürmenin ya da sakat bırakmanın verdiği acıyı
Zamanında savaşmaya adamıştı hayatını
şimdi ise ozanlık öylesine kuvvetle çağırıyordu ki onu
Reddememişti çağrıyı
Emin olamıyordu yine de doğru olanı yaptığına
İhanet etmiş gibi hissediyordu savaşın tanrısına
“Bir savaşçı olmak zorunda değilsin hizmet etmek için Ares’e”
Arkasındaki bir rahip söylemişti sözleri
Kutsemen cevap vermedi,
Rahipse devam etti
“Bir savaşın ihtişamını savaşçıların kılıçları değil
Ozanların çalgıları belirler çoğu zaman
Ve de bir gün kahraman olacak çocuklar
Ozanların ezgilerinde öğrenirler nasıl cesur olunacağını
Üstelik de kılıç yerine müziği tercih etse de
Yine de bir savaşçının yüreğini taşıdıkça
Ares’i onurlandırır her kadın ve erkek
Yüreğin diri olsun hep ozan kardeşim.
Bil ki Ares senin yanındadır.”

Dakikalar sonra bakabildi Kutsemen arkasına
Rahip yoktu artık.
Belki de oraya bir rahip gelmemişti kimbilir.
Ne olursa olsun dinmişti artık zihnindeki şüphe Kutsemen’in
Kalbindeki ozanı ve savaşçıyı barıştırmıştı sonunda…
Daha huzurluydu artık yürüdüğü yolda

Kapkaranlık şüphelerle başladı Stuti’nin günü
Yeni bir hırsız girdiğinde şehirlerine
Ne yapacağını kestirmek bir hırsız loncasının
Olanaksızdı
Ve Kimse bir hırsızdan daha iyi bilemezdi
Gerektiğinde ne kadar acımasız olduğunu meslektaşlarının

Tek bir insanını bile aç bırakmazdı şehirler eski zamanlarda
Ancak yıkıldığında eski uygarlıklar
Yenileri de ulaşamayınca eskilerinin zenginliğine
Aç kaldı insanlar
Tek yoldu yaşamak için hırsızlık
Ve hırsızlar gün geldi birleştirdiler güçlerini
Böyle kuruldu loncalar
Ã?ylesine güçlendi ki kimileri
Krallar bile ağırladı zaman zaman liderlerini
En güçlü loncalardan biri idi Gordeon Loncası da
Hırsızlık yapmak zorunda olsa da lonca üyeleri var olmak için
Seviyorlardı aslında şehirlerini
Bir tehlike geldiğinde
Koruyacak kadar onu hayatları pahasına
Kendi şehirlerinin askerleri ile karşı karşıya gelmek pahasına hatta

şehrin meydanında karşılaştı kentin hırsızlarıyla
Hızla ara sokaklardan birine saparken iki hırsız izledi Stuti onları
Ara sokaklardan hızla geçerek
Acar Hırsız Hanına girdi hırsızlar
Orada olduğunu biliyorlardı şüphesiz
Cesur olmaya çalıştı Stuti
Korkmanın bir faydasının olmadığını hatırlattı kendine
Derin bir nefes alıp girdi handan içeriye

Böyle bir karşılama beklemiyordu
En azından şüphe ile karşılanırdı yeni hırsızlar şehirde
Bazense nefretle
Ve lonca neredeyse hepsine gösterirdi gücünü
Kimi zaman bir sokak kavgasında
Boynu hafifçe sıyıran bir haçerle ya da
Gece yarısı yatarken hırsız bir hanın odasında
Oysa bugün neredeyse davet etmişti hırsızlar Stuti’yi
Hanın üst katında lonca başkanının onu beklediği odaya
Hafif bir tebessümle karşıladı lonca başkanı Memot Stuti’yi
Yüzüne yansıyan kaygıyı belki fark edemezdi çoğu insan
Ancak tecrubeli bir hırsız için zor değildi anlamak adamın duygularını
Bilgi edinmek zorundaydı yaşamak için lonca
Tapınakların savaşçıların hatta kralın ne zaman ne yapacağını bilmeliydi
Hazır olamazsa zamanında kendisini bekleyen tehtidi
Ya da farkında olmazsa belki de onu tehtidden kurtaracak fırsatların
Tesadüflere bağlı olurdu ne kadar yaşayacağı loncanın
şimdi hem tapınaklarda hem de sarayda bir hazırlık hissediyordu hırsızlar
Bir ayaklanma planlanıyordu Midas’a karşı
Oysa zor yıllar yaşıyordu Frigya
Batıda Lidya bölgesindeki şehirler
Doğru zamanı bekliyordu ayaklanmak için
Doğuda Asur bir koloni haline getirmek için Frigya ülkesini
Ordusunu bekletiyordu sınırdaki karargahlarda
İskit kavimleri
Gittikçe daha güçlü saldırıyorlardı kuzey bölgelerine ülkenin
Ã?ylesine zor durumdaydı ki krallık
Başkentteki ayaklanma yıkabilirdi ülkeyi
O zaman kimse için olanak kalmazdı
Güzelim Gordeon’da özgürce yaşamaya
Ã?nlenmeliydi bu ayaklanma
Henüz vakit varken Midas’a karşı olanların hazır olmasına
Hırsızlar ikna etmeliydi kralı

Eski krallar gibi değildi Midas
Daha ilk gününde hükümdarlığının
Reddetmişti lonca ile görüşmeyi
Hırsızların olmadığı bir Gordeon düşlüyordu belki de
Ancak.....

Bir yolunu bulmalıydı hırsızlar
Hainlerin kimler olduklarını biliyorlardı.
Kentin konuk ettiği hain tüccalar,
İşbirliği yapmıştı gözü dönmüş prenslerinden biri ile Midas’ın
Apollon Tapınağı da katılmıştı anlaşmaya
Tanrılara inanmasalar da hırsızlar saygı duymuşlardı tahiplere o güne kadar
şimdi hepsi birer çılgın gibi geliyordu onlara
Belki tüm rahipler bilmiyordu bu sapkınlığı
Ancak tapınağın başrahibi kesinlikle haberdardı hazırlanan ayaklanmadan
Ve başrahip ,Asurlu tüccar, prens anlaşmalarını yazıp imzalamışlardı
Emin olmak için ihanet etmeyeceklerine birbirlerine
Üçü de almıştı anlaşmanın bir kopyasını
Tüccar için önemi yoktu aslında kopyanın
O günlerde Asurlu tüccarlar
Giremiyorlardı sınır komutanlarının izni olmadan Frigya’ya
Ve tüccar inandırmıştı
Bu yasağın kalkması karşılığında tanıyacağını Asur devletinin yeni kralı
Elbette bunla yetinmeyecekti Asur.
Ancak bilmesine gerek yoktu prens ile rahiplerin bunu

Kuşkusuz kırıp atmıştı tableti tüccar
Prensle Apollon rahibi ise saklıyordu muhtemelen ellerindeki kopyayı
Eğer hırsızlar başarırsa tabletleri krala ulaştırmayı
Ã?nleyebilirlerdi devletlerini yok edecek ayaklanmayı

Başarısızlık o kadar tehlikeliydi ki hepsi için
Tecrübesiz bir hırsız gönderilemezdi böylesi bir görev için
Tecrübeli hırsızlarınsa hepsini tanıyordu tapınakla saray
Tek bir kişi kalıyordu geriye
Hem tanınmayan Gordeon şehrinde
Hem de bu görevi başarabilecek kadar iyi bir hırsız olan

Ertesi gün kentin kralı ile görüşmeyi uman beş ozan
Sıradan bir Gordeonlu gibi geçirmişlerdi o günü
Beşi de birbirinden ayrı kendi günlerini yaşamıştı
Belki de kaderin böylesine onları bağladığı bir macerada
Hepsinin böyle bir güne ihtiyacı vardı.
Uyku çökerken zihinlerinin üzerine beşinin
Stuti izliyordu Apollon tapınağının duvarlarını
Zor bir gece olacak diye düşündü hırsız
İyi değerlendirmeliydi tapınağın dışında geçen son anlarını

Image
HARBE GİDEN
Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
Firble
Forum Yöneticisi
Posts: 6496
Joined: Fri Mar 12, 2004 10:00 am
Contact:

Post by Firble »

Karanlık örtmüştü tapınağın duvarlarının üzerini
Güneşin tanrısının ışıltılı tapınağı bir gölge gibiydi gecenin içinde
Bembeyazdı duvardaki taşlar
Dümdüz görünüyordu uzaktan bakıldığında
Ancak yaklaşıldığında tapınağa fark ediliyordu zannedildiği kadar kusursuz olmadığı
Tapınağın
O akşamda Stuti girinti ve çıkıntılarını tutarak sıkıca
Usta bir hırsızın hüneri ile tırmanıyordu duvarlara
Uyuyordu Apollon Tapınağı
Rahiplerin çoğu tek uzanmışlar tek bir odaya sığdırılan yataklara
İçlerinden en kutsal olanlarsa kendilerine ait odalarda
Tapınağın misafiri olan bir ozana da ayrı bir oda vermiş.
Müziği ve ozanları kutsal sayan Apollon Başrahibi
Yine de uyumayanlar var tapınakta
Apollon’a dua etmek için sabahı bekleyemeyen iki rahip dua ediyor tapınağın sunağında
Stuti rahiplerin yattığı odaya giriyor
Güneşi hissedebilmek için açık bırakılmış pencereden
Sessiz olmaya çalışarak ilerliyor koridorlardan
Kendisine tarif edilmiş odaya
Bir masanın üzerinde buluyor tableti
Gecenin karanlığı bile engellemiyor görmesini
Apollon tapınağı ile Asur devletinin mühürlerini
İnanamıyor belki bir süre
Böylesi bir ihaneti yapacağına Apollon rahiplerinin
Tableti kucaklıyor götürmek için
Bir acı hissediyor sırtında
Bıçağını çekip hızla dönüyor arkasını
Saplıyor beyaz giysili adama bıçağı
Ã?ığlık inletiyor tapınağı
Uyanıp koşanların sesleri geliyor koridorda
Saklanıyor bir köşeye Stuti
Odaya girenler fark edemiyor onun saklandığını
Dağılıyorlar tapınağa aramak için hırsızı
Stuti sessizce açıyor pencereyi
İniyor sokağa sessizce
Gittikçe azalsa da bacağının kuvveti
Acar Hırsız Hanına kadar tükenmiyor gücü
Giriyor hana
Apollon Tapınağı’nın ihanetinin kanıtıyla

Güneş her zamankinden daha ihtişamlı doğmuş gibi geldi Herimes’e o sabah
Hanın tahta penceresininden sızan rüzgarı hissetmek için yüzünde
Bir süre oturdu yatağın üstünde
Sonra fırladı ayağa
Yarı uykulu yarı uyanık olan ozanları izledi
Daha zaman vardı Ares Tapınağının ayinine
Flüdünü eline alıp bir melodi çalmaya başladı
şehir hazırlanıyordu Ares’in ayinine ayine
Kadınlar daha güzel giyindiler o gün
Erkekler daha düzgün traş oldular
Ã?ocuklar bir oyun oynayacakmış gibi heyecanla koşuşturdular sokaklarda
Ares rahibi son defa kontrol etti tüm hazırlıkları
Ã?ömleklerin içindeki dağıtılacak şerbetler hazırdı
Ã?ğrenmişti gösteri yapacak rahip adayları hareketlerini
Atlar bağlanmıştı arabalara
Başrahip giymişti tören giysisini ve onun onayını bekliyordu.
İşareti verdi rahip ve açıldı tapınağın kapısı
Ares tapınağının rahipleri hızlı yine de düzenli adımlarla ilerlediler meydana
Tanrıları adına bir şarkı mırıldanıyordu her rahip
Ve sesler birleşip tüm Gordeon’un dinleyeceği bir şarkıya dönüşüyordu.
Gökyüzü kapanmıştı öğlene doğru
Güneşin tanrısı Apollon memnun değildi belli ki
Yine de hafifçe yağan yağmur
Ağaç yapraklarının göz kamaştıran yeşilliği
Bozkırın çoraklığının inadına açmış çiçekler
Saray bahçelerinin duvarlarından sarkan
Güzel bir gün bugün dedirtiyordu Gordeonlulara
Savaşçıların oyunlarını hayranlıkla izledi Gordeonlular
Mızrakların birbirleri ile dansını
Kılıçların arada gözükmesini fark ettirmeden
Nereden geldiği anlaşılmayan bir müzik de eşlik ediyordu dövüş oyununa
Sert bir müzikti
Korkuları ile yüzleşen bir savaşçının olması gerektiği kadar sert
Yine de belli belirsiz bir ton vardı müzikte
Sanki bir savaşçının saklamak ve unutmak istediği
Yine de içinde bir yerlerde hep olan o korkuyu anlatan çok belirsiz bir ton
Ã?ömleklerin içindeki şerbet dağıtılıyordu Gordeonlulara
Üçgen kare gibi şekillerle süslenmişti çömlekler
Tıpkı Gordeon gibiydiler
Tıpkı Anadolu gibi
İlk bakışta anlamsız gelen
Yine de baktıkça öğrendikçe yaşadıkça
Fark edilen güzelliği
Tatlı şerbet
Belki biraz çakırkeyif yapıyordu içeni
Ya da Novel’e öyle gelmişti.
şerbet içmeyi seviyordu Truva hanlarında ilk içişinden beri
şerbet dağıtan rahip kırmadı ikinci bardağı istediğinde
Sıcak bir gülümsemeyle hissederek o an orada olmanın mutluluğunu
İçti Novel bir daha Ares Tapınağı’nın şerbetinden
Oyunlar bitip gösteriler tamamlandığında
Ares’in başrahibi konuştu Gordeonlular’la
Savaşmanın ve cesaretin öneminden bahsetti
Tek savaşın kılıç ve kalkanla verilen olmadığını da anlattı onlara
Düşman kim olursa olsun ve nereden gelirse gelsin
Gerektiğinde onunla savaşmanın
Göze alarak yenilginin sonuçlarını da üstelik
Ne kadar kutsal bir görev olduğunu tekrarladı bir defa daha

Konuşmasının sonuna geldiğinde başrahip
İnce bir ses yankılandı meydanda
Zayıf yine de herkesin duyabildiği
Novel konuşmuştu
Sizinle görüşmemiz gerekli başrahip demişti
Ã?ekinmeden onu izleyen binlerce insandan
Başrahip gülümseyerek baktı Novel’e
Sonra Neden olmasın oğlum dedi
Ne istiyorsan anlatabilirsin bana
Tapınakta konuşmalıyız dedi Herimes
Gizleyemeyerek Novel’den önce cevap vermek için acele ettiğini
Konuşmamız gereken konu gerçekten önemli rahip inanın bize diye ekledi sonra
Başrahip peki kaç kişisiniz sizler ve kimlersiniz dedi merakla
Altı kişiyiz dedi Herimes beni ve Novel’i tanıyorsunuz zaten
Ben Batı diye tanıttı kendini ince bir reveransla Batı
Ben Kutsemen dedi güçlü kadın savaşçı sert bir baş selamı vererek rahibe
Tüm cesaretini toplayıp elinden geldiğince yüksek bir sesle
Ben Edmond dedi Edmond başrahibe ve şehirlilere
Bir süre beklediler altıncıyı
Ama altıncı gelmemişti besbelli.
Peki dedi başrahip konuşacağım sizinle
Yalnız bir kişi istiyorum sizden
Bir Gordeonlu dedi.
Sizi tanıyan ve güvence verecek sizin samimiyetinize
Ben verebilirim dedi tüccar Hyagnis
Kentin ordusunun demircisini tanıyordu elbette
Savaş Tanrısının başrahibi
Bu güvence yetti ona fazlasıyla
Peki dedi o zaman
Konuşabiliriz sizinle
Savaş Tanrısının Tapınağında
Gordeonlular bir kere daha dikkatle baktılar önlerindeki gruba
Belki de hiçbir araya gelmemesi gereken beş kişiydi önlerindekiler
Yine de oradaydılar
Merak ettiler
Bu insanlar deli miydi
Ya da kahramanları mıydı hanlarda dinledikleri efsanelerden birinin

Savaş sahneleri ile kaplıydı tapınak duvarları
Frig devletinin en büyük zaferleri tasvir edilmişti duvarlardı
Savaş bir onur mücadelesi idi Ares için.
Her ne kadar savaşçı bir devler olmasa da Frigya
Savaşın tanrısını da onurlandırmıştı nice zaman
Ancak başka resimlerde vardı sahnelerin arasında
Başakların başlarını kesip atam çiftçiler
Demiri eğip şekil veren ustalar
Koyunun yününü eğirip giysi yapan kadınlar
İnsanların birbirlerini öldürdüğü savaş adına kurulmuş
Tanrı Ares’in tapınağı bile
İhtiyaç duymuştu yaşamı onurlandırmaya Frigya’da
Yaşam öylesine kutlu öylesine değerli idi bu ülkede.
Tanrının dev bir mızrak tutan heykeli karşılarında idi
Büyük salona girdiklerinde
İleride at arabası bağlı duruyordu direğe
Tapınağın tavanı çoook yukarılardaydı
İnsan küçücük hissediyordu kendini bu tapınakta

Novel tutamadı dilini
Dile getirdi içinden geçenleri
Ne garip dedi
Yaşamın böylesine güzel olduğu bir şehirde
Savaş tanrısının böylesine övülmesi
Kutsemen devam etti.
Ancak savaş değil midir zaten
Değerini öğreten insana yaşamın
Bir kadının yanında geçirilen bir gece de
Yaşamı güzel kılar gerçi diye kendi dizelerini dile getirdi Batı
Ancak ne olursa olsun elde edilen her şeyin arkasında
Bir savaş yok mudur? Dedi Herimes
Ã?oğu zaman mızrak ve kalkan olmadan verilen bir savaş…
Acımasız çoğu zaman can yakan
Yenilgilerin ard arda geldiği
Yine de devam edilen bir gün gelecek zaferi düşleyeren
Devam edilen bir savaş diye bitirdi Edmond…

Etkilendim dedi başrahip ozanlara
Çok güçlü dizeleriniz var hepinizin diye ekledi.
Belki de daha da güçlü ilk başta hissedilenden.
Tören giysisinin sıkıca sardığı kollarını açarak devam etti.
Bilesiniz en çok savaşçılar bilir ozanların değerini
Onlar yaşatır bizim meydanlarda yarattığımız efsaneyi
O nedenle söyleyin ozanlar
Söyleyin Ares tapınağından ne istediğinizi

Tereddüt etti Herimes bir süre
Sonra sordu başrahibe
Apollon’la Pan arasındaki yarışmayı duydunuz mu diye
Başrahip ozanları şaşırtan acı bir gülümseme ile
Evet dedi haberim var iki tanrının yaptığı yarışmadan.
Ã?yle ise yapılan haksızlığı da duydunuz diye konuştu Novel
Başrahip konuşmadan eğdi başını
Batı sordu rahibe
Doğru mu dedi Kral Midas’ın hakem olduğu yarışmada
Başrahip aniden başını kaldırıp olabilir
O zaman yardım edin dedi Kutsemen
Bir tanrı da olsa haksızlığı yapan
Karşı çıkmak borcu değil mi boynumuzun
Bunu en çok sizin anlamanız gerekmez mi üstelik
Savaş tanrısının başrahibi cevap verin bize
Pan’ın yarışmada kullandığı flüt Midas’ta
Ve biz ozanların ihtiyacı var flüdü
Kusursuz bir alet gerek çünkü Apollon’u alt etmek için
Ve böyle bir alet işte Pan’ın flüdü de
şimdi işte çok daha fazla saygı duydum size ozanlar dedi başrahip
Çok asil bir amacınız var kesinlikle hepinizin
O halde görüşebilecek miyiz kral Midas’la diye sordu Edmond
Engel olamadan sesinin titremesine
Bir başrahibi bile ilk defa görmüşken
Bir kralı görecek olmanın yarattığı heyecan ile
Kimseyle görüşmüyor kral dedi başrahip
Söylentiler var
Onun amansız bir hastalığa yakalandığını fısıldayan
Ancak çok farklı olabilir aslında
Onun bizlerden saklanmasının nedeni
Ve ne olursa olsun neden
Düşmanları Frigya’nın her zamankinden güçlüyken
Kralın kendine güveni yeniden yerine gelmeli

Nasıl diye sordu Herimes nasıl yapabiliriz bunu peki
Gordeon şehrinin mezarlığında dev bir mezar vardır.
Görmüşsünüzdür belki mezarı şehrin dışında
Ufak bir tepe kadar yüksektir bu mezar
Gordias tümülüsü denir bu mezara
şehri kuran büyük savaşçıya aittir.
Denir ki bir asa vardır bu mezarın içinde
Gordiasın asası derler efsaneler ona
Ve o asa eğer geçerse bir insanın eline
Eğer kendine güveniyorsa o insan
Tüm düşmanlarının içi korku
Tüm dostlarının içi güvenler dolar
Ve o kişinin zaferi kaçınılmaz olurmuş.
Peki ya güvenmezse diye sordu Edmond başrahibe
Eğer güvenmezse diye cevap verdi başrahip
O zaman güven düşmanların korku dostlarının olur
Ve asa verdiği gücü geri alıp zayıflık verirmiş o insana
Ancak Midas yenecektir korkularını
En büyük atasının asasını aldığında
Ve o zaman çözecektir Frigya’nın sorunlarını

Batı kendine güvenli bir gülümseme ile
Getireceğiz dedi
Gordeas’ın asasını getireceğiz size…
Bunu nasıl getirmek gerekirse

Mezarın üzeri tonlarca taş ve toprakla kaplıdır dedi başrahip
İçeri girmek imkansız bilinen yollarla
Ancak bir yol var der efsaneler
Mezarın üzerindeki üç işaret yan yana geldiğinde
Bir koridor açılır
Gordeas’ın yattığı o kutsal yere
Koridorun sonunda bir kapı vardır.
O kapıyı açmak için
Yeniden kazandırmak gerekir Frigya’ya
Hitit krallığına karşı kazanılan o en büyük zaferi
Evet böyledir efsane
Ve ben sokabilirim sizi koridora
Ancak bir defa girdiniz mi içeriye
Tek şansınız dönmek için başarmak olacak
Efsanelerin verdiği görevi
Evet ozanlar karar sizin
Eğer hala istiyorsanız gitmeyi
O zaman daha fazla beklemeyelim.



Image
HARBE GİDEN
Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
Post Reply

Who is online

Users browsing this forum: No registered users and 1 guest