Ölüme Öıkan Hayat (Hikaye)
Huor Kerdox'un durumuna bakarak gülümsedi.Anlayabiliyordu ne olduğunu.Kerdox'u biraz daha güçlendirirse eğer adamlar korkup kaçardı.Ardarda büyüler yapmaya başladı.Ã?nce Magic Weapon, ardırdan Magic Armor, Enlarge Person yaptı, en sonunda düşmanlara bir ilizyon gösterdi.İlizyondaki yaratık 2 metre boyunda ve 3 metre genişliğindeydi.
I always knew I was a star And now, the rest of the world seems to agree with me.
The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.
I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.
-Freddie Mercury
The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.
I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.
-Freddie Mercury
-
Alenthas
- Forum Yöneticisi
- Posts: 2670
- Joined: Thu Oct 04, 2007 10:00 am
- Location: Innsmouth
- Contact:
"Hahahaa!!" diye kahkahayı bastı Kerdox "şimdi küçük solucanlar, ne diyorduk? Ah, evet haksız yere bize saldırmıştınız sanırsam değil mi?" ardından iki askeri tutup havaya kaldırdıktan sonra "Bu senin için Gim!" diyerek bir kez daha güldü. Ardından adamları birbirine çarpıp ormanın içine fırlattı. "Acımış olmalı," dedi ve kaçışmakta olan oyuncak askerlere benzeyen gruba baktı, gözleri doldu "Hayatımdaki en mutlu an!" diyerek tekmeler saçarak askerlere vurmaya başlamıştı. Bir süre sonra Kerdox gözden kaybolduğunda dostları onun ormanın derinliklerinden gelen sadistik gülüşünü hâlâ duyabiliyorlardı.
Donaef olan bitenden bi anlam cıkaramamıstı.Her sey bir anda olmustu.Huor ve yanındaki ler Sagea isimli biriyle gelmislerdi.Lugtarias kötü zman gecirmis olmalıydı sokta gibiydi.Sonra askerler gelmisti ve Huor elinde bir ates topu biriktirip onlara atmıstı.Sonra Truan büyüye basvurmus ve Kerdox direk saldırmıstı.
Donaef kendisine söyleneni yapıyordu ve Sagea yı koruyordu.Neden savastıkları hakkında kimsenin bi haberi yoktu.Neden bu kadar cabuk bir sekilde saldırmıslardı ki?.Donaef Raegek gittigi icin üzgündü ve pek konusmak istemiyordu.Ahhh bosver, ben görevimi yapıp susuyum en iyisi diyerek düsündü ve Sagea yı korumaya devam etti.
Donaef kendisine söyleneni yapıyordu ve Sagea yı koruyordu.Neden savastıkları hakkında kimsenin bi haberi yoktu.Neden bu kadar cabuk bir sekilde saldırmıslardı ki?.Donaef Raegek gittigi icin üzgündü ve pek konusmak istemiyordu.Ahhh bosver, ben görevimi yapıp susuyum en iyisi diyerek düsündü ve Sagea yı korumaya devam etti.
Just because you were born a noble, you can act like God? - Griffith (the White Hawk)
Truan'ın dua ile istediği şeyin bir bedeli vardı. Bu olay yüzünden çok yorgun düşmüştü. Adamların hepsi ortadan kaybolunca eski haline döndü ve başı dönmeye başladı. Ya dünya etrafında dönüyordu ya da yer yarılıyordu. Ya da... diye düşünürken yere doğru düşüyor olduğunun farkına vardı. En son gördüğü şey üstüne düştüğü bir kütüktü.
***********************************
Lugtarias Sagea'nın bulunmasıyla kendine gelmişti. Ama askerlerin gelmesi onu yeni bir şoka sokmuştu. O an hiç bir şey yapamadı. Yapabilse bile denemedi. Aklında Kendisinin Sagea'nın öldürüşünü görüyordu. Bu kadar kolaymı dedi kendi kendine. Beyni kendisine bir oyun oynuyordu. Ve kendine geldiğinde Donaef'in Sagea'yı korumakta olduğunu gördü. Huor'un askerlere ateş topu atmasının ardından Glimbell'inde Kerdox'u büyüten bir büyü yaptığını, Kerdox'unda askerlerle eğlencesine devam ettiğni. Truan'da etrafında beyaz bir aurayla çıldırmışa benziyordu.Etrafındaki aura geçince sendelediğini gördü. Sonra yere düştüğünü. Başını kütüğe çarpmıştı. Ve bu görüntü yüzünden yine bir şok!..
***********************************
Lugtarias Sagea'nın bulunmasıyla kendine gelmişti. Ama askerlerin gelmesi onu yeni bir şoka sokmuştu. O an hiç bir şey yapamadı. Yapabilse bile denemedi. Aklında Kendisinin Sagea'nın öldürüşünü görüyordu. Bu kadar kolaymı dedi kendi kendine. Beyni kendisine bir oyun oynuyordu. Ve kendine geldiğinde Donaef'in Sagea'yı korumakta olduğunu gördü. Huor'un askerlere ateş topu atmasının ardından Glimbell'inde Kerdox'u büyüten bir büyü yaptığını, Kerdox'unda askerlerle eğlencesine devam ettiğni. Truan'da etrafında beyaz bir aurayla çıldırmışa benziyordu.Etrafındaki aura geçince sendelediğini gördü. Sonra yere düştüğünü. Başını kütüğe çarpmıştı. Ve bu görüntü yüzünden yine bir şok!..
.
“Burası mı güvenli yer?” dedi genç Huufet, Magnus Arcane’e kınayan bir bakış eşliğinde. Boyut kapısından mide bulandıran tarifsiz bir hisle geçtikten sonra kendilerini buldukları yer, ancak uğursuz kelimelerle tarif edilebilirdi. Göz alabildiğine alacakaranlık koyu gri ve kurşuninin, hatta kuzguninin tonları ile bezenmiş sanrılar cehennemi gibiydi. Geceydi. İlk dikkati çeken gökyüzündeki üç dolunaydı! Başka bir dünyada oldukları aşikardı. Yerler gri rengi pudra kıvamında tozlarla kaplıydı ve uğursuz pençeleri işaret eden, bir hayvana değil de ancak kocaman canavarlara ait olma ihtimali yüksek izlerle doluydu. Bir tarafta sarp kayalıklarla ve ürkütücü karanlık mağara ağızlarıyla kaplı büyük bir dağ yükseliyordu. Diğer tarafta ise yapraksız büyük kara ağaçlarla kaplı bir orman vardı. Grup, dağ ile ormanın arasındaki dar -fakat dağın etekleri boyunca devam eden- bir açıklığa gelmişti. Belki de buradan bir zamanlar bir nehir akmış olabilirdi. Havada sülfürümsü acı bir koku hakimdi. Ve gecenin sessizliği kâh ormanın derinliklerinden, kâh dağın yukarılarındaki belirsiz dehlizlerden gelen tanımlanamayan uğursuz, ürkünç sesler ve çığlıklarla bozuluyordu.
Magnus, geldikleri yeri pek beğenmese de sanki buralarda daha önce bulunmuş gibi bir hisse kapıldı. Yine de hafızası henüz işbirliği yapmaya hazır değildi.
.
“Burası mı güvenli yer?” dedi genç Huufet, Magnus Arcane’e kınayan bir bakış eşliğinde. Boyut kapısından mide bulandıran tarifsiz bir hisle geçtikten sonra kendilerini buldukları yer, ancak uğursuz kelimelerle tarif edilebilirdi. Göz alabildiğine alacakaranlık koyu gri ve kurşuninin, hatta kuzguninin tonları ile bezenmiş sanrılar cehennemi gibiydi. Geceydi. İlk dikkati çeken gökyüzündeki üç dolunaydı! Başka bir dünyada oldukları aşikardı. Yerler gri rengi pudra kıvamında tozlarla kaplıydı ve uğursuz pençeleri işaret eden, bir hayvana değil de ancak kocaman canavarlara ait olma ihtimali yüksek izlerle doluydu. Bir tarafta sarp kayalıklarla ve ürkütücü karanlık mağara ağızlarıyla kaplı büyük bir dağ yükseliyordu. Diğer tarafta ise yapraksız büyük kara ağaçlarla kaplı bir orman vardı. Grup, dağ ile ormanın arasındaki dar -fakat dağın etekleri boyunca devam eden- bir açıklığa gelmişti. Belki de buradan bir zamanlar bir nehir akmış olabilirdi. Havada sülfürümsü acı bir koku hakimdi. Ve gecenin sessizliği kâh ormanın derinliklerinden, kâh dağın yukarılarındaki belirsiz dehlizlerden gelen tanımlanamayan uğursuz, ürkünç sesler ve çığlıklarla bozuluyordu.
Magnus, geldikleri yeri pek beğenmese de sanki buralarda daha önce bulunmuş gibi bir hisse kapıldı. Yine de hafızası henüz işbirliği yapmaya hazır değildi.
.
-
Alenthas
- Forum Yöneticisi
- Posts: 2670
- Joined: Thu Oct 04, 2007 10:00 am
- Location: Innsmouth
- Contact:
Yol arkadaşları Kerdox'un gelişini gördüğünde büyünün etkisinin geçtiğini anladılar. Kerdox yanlarına koşturarak geldi, bir kaç saniye boyunca soluklandı ve "Sanırım yavaş yavaş burayı terketsek iyi olacak. Onlar sadece bir izci grubuymuş. Yani anlayacağınız-" derken sözünü bir borazan sesi kesti. Marş eden askerlerin ayak sesleri yankılanıyordu. "Onlardan bayağı bir varmış," diye Kerdox'ın sözünü tamamladı Huor.
"Aynen öyle sivrikulak, aynen öyle," dedi Kerdox nefes düzenini hâlâ yerine oturtmaya çalışıyordu. "Size Mithril Salonuna gitmeyi öneririm, tabii eğer sert cüce içkilerine dayanamayacaksanız başka," dedi ve göz kırptı. "Orada güvenli oluruz. Tahmin edemeyeceğiniz kadar güvende." Ardından durup Huor'a baktı. "Tabii korkmuyorsan."
"Aynen öyle sivrikulak, aynen öyle," dedi Kerdox nefes düzenini hâlâ yerine oturtmaya çalışıyordu. "Size Mithril Salonuna gitmeyi öneririm, tabii eğer sert cüce içkilerine dayanamayacaksanız başka," dedi ve göz kırptı. "Orada güvenli oluruz. Tahmin edemeyeceğiniz kadar güvende." Ardından durup Huor'a baktı. "Tabii korkmuyorsan."
Huor gülümseyerek Kerdox'a baktı.*Korkmak ha!Sen benimle korkmayı aynı kefeye mi koyuyorsun!* diye çıkıştı.Sonra *Pekala beyler, Kerdox istiyor, sanırım basit bir yolculuk iyi gelir.*
Ardından Kerdox'a bakarak, *Yolumuzu tarif edersin umarım?* dedi ve Kerdox'un götüreceği yere doğru hazırlanmaya başladı.
Ardından Kerdox'a bakarak, *Yolumuzu tarif edersin umarım?* dedi ve Kerdox'un götüreceği yere doğru hazırlanmaya başladı.
I always knew I was a star And now, the rest of the world seems to agree with me.
The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.
I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.
-Freddie Mercury
The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.
I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.
-Freddie Mercury
Huor biraz ciddileşerek Gnom'a baktı.*Küçük (!) (Huor böyle seslenmeyi seviyordu) haklı beyler, yola çıksak iyi olur.Sanırım küçüğün dediği gibi "Onları hırpalamak istemeyiz."*
Ardından hemen ata atladı ve tırısa kaldırıp atını, ilerlemeye başladı.Fakat ordunun üzerine doğru gidiyordu.
İyice ilerledikten sonra bir görünmezlik büyüsü yapıp orduyu izlemeye başladı.Ordu basit bir kuzgunu aramaya değil de savaşa gidiyormuş gibi bir hava veriyordu.Huor ordudakileri yaklaşık olarak saydıktan sonra hızla geri döndü.Grubun yanına geldikten sonra, *Sanırım Kerdox'un gücü yetmeyebilir.Acele etsek iyi olur!* dedi.
Ardından hemen ata atladı ve tırısa kaldırıp atını, ilerlemeye başladı.Fakat ordunun üzerine doğru gidiyordu.
İyice ilerledikten sonra bir görünmezlik büyüsü yapıp orduyu izlemeye başladı.Ordu basit bir kuzgunu aramaya değil de savaşa gidiyormuş gibi bir hava veriyordu.Huor ordudakileri yaklaşık olarak saydıktan sonra hızla geri döndü.Grubun yanına geldikten sonra, *Sanırım Kerdox'un gücü yetmeyebilir.Acele etsek iyi olur!* dedi.
I always knew I was a star And now, the rest of the world seems to agree with me.
The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.
I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.
-Freddie Mercury
The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.
I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.
-Freddie Mercury
-
Mark
- Kullanıcı

- Posts: 2004
- Joined: Thu Aug 31, 2006 10:00 am
- Location: Midkemia, portal/istanbul
- Contact:
Martranna Dragonsbane, geçitin diğer tarafında belirdi. Etrafındaki alacakaranlık ortamı özümsemesi için gayret göstermesine gerek yoktu. Alacakaranlık altındaki ıssız çorak vadi, bazen sesleri öylesine emiyordu ki, birkaç adım ötedeki sesleri duymak bile zordu. Burada, insanların tüylerini diken diken eden birşeyler vardı. Yerdeki, toprak bile yabancıydı. Kararmış, daha çok gri tonlarıyda örümcek ağı gibi onları eline geçirmişti. Kafasını salladı. Ã?rümcek ağı mı, baya karamsarlaştım.
Martranna, geçitin yanındaki kaderin birleştirdiği gruba baktı. Alamuttu, kendisine bakıyordu. Onu kurtardığından beri, ork olmasına rağmen ona yakın duran tek kişiydi, alamuttu. Magus etrafına bakıyor, arada sırada mırıldanıyordu ama onu duyan yoktu.
Kuzgun, vahşi bakışlarıyla yerleri kontrol ettikten sonra, magusa döndü.
" Nerdeyiz, burayı gözüm tutmadı. Magus! "
Magus: " Bilmiyorum, biraz araştırma yapmam lazım. şu ötedeki orman, bana da tekin gelmedi. Duydunuz mu! "
Huufet: " Sanırım bende duydum, kurt uluması gibiydi ama burası sesleri emiyor gibi. Ne kadar uzağımızda bilemeyiz. "
Alamuttu, kılıcının kabzasını kavramıştı, huufette silahını elni götürmüştü. Savaşçıların içgücülerini böylesine belli etmeleri, diğerlerini de etkiledi.
Alamuttu: " Açıkta durmayalım, hadi. "
Huffet ve alamuttu önden ilerliyordu. Martranna, ork ırkının doğaüstü yeteneği sayesinde, karanlık yerlerdeki hareketleri bile görebiliyordu. Arada, garip kıpırtılar yakalıyordu. Huufet ve alamuttu'ya oraya gitmemelerini söylüyordu, arada sırada. Biraz böyle vakit geçti. Gökyüzü hala karanlıktı, ne zaman gün doğucak belli değildi.
Kuzgun: " Burda yaşayan kimse yok mu? Kaç saatir yürüyoruz, kimseyi görmedik. Hayvan bile yok, kuş bile yok. "
Durdukları yer, gri topraktan farklı ilk kez çakıl taşları vardı. Ormanlıktan uzaklaştıktan sonra, dağlık çizgiden yürümüşlerdi. Dağın eteklerinden, aşağı doğru ilerliyorlardı. Gökte üç ay yokuş aşağı inerken az da olsa ışık veriyordu, dikkatli yürümeleri gerekmişti. Bir yanlış adım, görünmeyen çukurlara düşmelerine neden olabilirdi daha önemlisi, ses çıkarmamaya herkes öylesine önem veriyordu ki, en ufak sesde herkes birkaç dakika gergin bekliyordu.
Martranna: " Burda dehşetli birşey hissediyorum. "
Kuzgun, yaslandığı dağın eteğinde, sinirli sinirli kıpırdandı.
Magus: " Evet, Bunu bilmek için kahin olmaya gerek yok. "
Martranna: " Görülerim zayıfladı, demek istemiştim. Ben geleceği, onu etkileyen kişiler vasıtasıyla görürüm. Ama burda ki, şeyler alıştığımdan daha farklı. "
Kuzgun: " Nasıl yani sıkışıp kaldık mıi burda. Nereye gidicez? "
Magus kafasını tuttu, başı ağrıyordu yine aralıklı zamanlarda başının ağrıdığını martranna farketmişti.
Martranna: " Tabi görürüm, ama biraz zaman lazım. Tabi bu arada, nereye gideceğimizi tam olarak bilemicem. Ayinim için bir yer lazım. Uzun süren bir ayin, yani bir yer bulmalıyız. "
Magus: " Kuzeye ilerleyelim, hep en iyisi budur. "
Alamuttu: " Yiyecek sorununu da düşünmüştünüz, dimi? "
" Evet, onu ben hallederim." Heybesini çıkardı, Martranna. Birkaç dakika sonra yeniden ayaklarının altındaki toprak duyamadıkları sesleri getirdiğinde, Huufet ayağa kalktı.
Kuzeye doğru.
Martranna, geçitin yanındaki kaderin birleştirdiği gruba baktı. Alamuttu, kendisine bakıyordu. Onu kurtardığından beri, ork olmasına rağmen ona yakın duran tek kişiydi, alamuttu. Magus etrafına bakıyor, arada sırada mırıldanıyordu ama onu duyan yoktu.
Kuzgun, vahşi bakışlarıyla yerleri kontrol ettikten sonra, magusa döndü.
" Nerdeyiz, burayı gözüm tutmadı. Magus! "
Magus: " Bilmiyorum, biraz araştırma yapmam lazım. şu ötedeki orman, bana da tekin gelmedi. Duydunuz mu! "
Huufet: " Sanırım bende duydum, kurt uluması gibiydi ama burası sesleri emiyor gibi. Ne kadar uzağımızda bilemeyiz. "
Alamuttu, kılıcının kabzasını kavramıştı, huufette silahını elni götürmüştü. Savaşçıların içgücülerini böylesine belli etmeleri, diğerlerini de etkiledi.
Alamuttu: " Açıkta durmayalım, hadi. "
Huffet ve alamuttu önden ilerliyordu. Martranna, ork ırkının doğaüstü yeteneği sayesinde, karanlık yerlerdeki hareketleri bile görebiliyordu. Arada, garip kıpırtılar yakalıyordu. Huufet ve alamuttu'ya oraya gitmemelerini söylüyordu, arada sırada. Biraz böyle vakit geçti. Gökyüzü hala karanlıktı, ne zaman gün doğucak belli değildi.
Kuzgun: " Burda yaşayan kimse yok mu? Kaç saatir yürüyoruz, kimseyi görmedik. Hayvan bile yok, kuş bile yok. "
Durdukları yer, gri topraktan farklı ilk kez çakıl taşları vardı. Ormanlıktan uzaklaştıktan sonra, dağlık çizgiden yürümüşlerdi. Dağın eteklerinden, aşağı doğru ilerliyorlardı. Gökte üç ay yokuş aşağı inerken az da olsa ışık veriyordu, dikkatli yürümeleri gerekmişti. Bir yanlış adım, görünmeyen çukurlara düşmelerine neden olabilirdi daha önemlisi, ses çıkarmamaya herkes öylesine önem veriyordu ki, en ufak sesde herkes birkaç dakika gergin bekliyordu.
Martranna: " Burda dehşetli birşey hissediyorum. "
Kuzgun, yaslandığı dağın eteğinde, sinirli sinirli kıpırdandı.
Magus: " Evet, Bunu bilmek için kahin olmaya gerek yok. "
Martranna: " Görülerim zayıfladı, demek istemiştim. Ben geleceği, onu etkileyen kişiler vasıtasıyla görürüm. Ama burda ki, şeyler alıştığımdan daha farklı. "
Kuzgun: " Nasıl yani sıkışıp kaldık mıi burda. Nereye gidicez? "
Magus kafasını tuttu, başı ağrıyordu yine aralıklı zamanlarda başının ağrıdığını martranna farketmişti.
Martranna: " Tabi görürüm, ama biraz zaman lazım. Tabi bu arada, nereye gideceğimizi tam olarak bilemicem. Ayinim için bir yer lazım. Uzun süren bir ayin, yani bir yer bulmalıyız. "
Magus: " Kuzeye ilerleyelim, hep en iyisi budur. "
Alamuttu: " Yiyecek sorununu da düşünmüştünüz, dimi? "
" Evet, onu ben hallederim." Heybesini çıkardı, Martranna. Birkaç dakika sonra yeniden ayaklarının altındaki toprak duyamadıkları sesleri getirdiğinde, Huufet ayağa kalktı.
Kuzeye doğru.
-
Artemis Entreri
- Kullanıcı

- Posts: 1521
- Joined: Tue Jun 14, 2005 10:00 am
- Location: Ýstanbul
- Contact:
Bir şey duydu. Bir ses.
Huufet olduğu yerde donup kaldı. Rengi solmuştu. Vücudu hissizleşmişti. Ne ayağının altındaki sıcağı, ne havadaki soğuğu ne de iğrenç kokuyu duyumsadı. Bu ses onu öyle bir hüzüne esir etti ki fiziksel acıyı umursamaz oldu. Gözleri kenetlendi, bacakları tutamadı üzerindeki ağırlığı dizleri üzerine çöktü. Yıllar boyu kelepçelere mahkum kalmış, işkence görmüş genç adam, hayatı boyunca kendisini hiç bu kadar aciz hissetmemişti.
Büyücü hemen yanına geldi ve çocuğun yüzünü elleri arasına aldı."Neyin var evlat? Pek bi soldun. Sadece bir çığlıktı bu." dedi büyücü, sanki bu son derece normalmiş gibi. Bu boyutta geçirdikleri zaman açısından öyleydi de. Fakat normal olmayan şey, Huufet'in sözleriydi.
"Annemdi bu."
Huufet olduğu yerde donup kaldı. Rengi solmuştu. Vücudu hissizleşmişti. Ne ayağının altındaki sıcağı, ne havadaki soğuğu ne de iğrenç kokuyu duyumsadı. Bu ses onu öyle bir hüzüne esir etti ki fiziksel acıyı umursamaz oldu. Gözleri kenetlendi, bacakları tutamadı üzerindeki ağırlığı dizleri üzerine çöktü. Yıllar boyu kelepçelere mahkum kalmış, işkence görmüş genç adam, hayatı boyunca kendisini hiç bu kadar aciz hissetmemişti.
Büyücü hemen yanına geldi ve çocuğun yüzünü elleri arasına aldı."Neyin var evlat? Pek bi soldun. Sadece bir çığlıktı bu." dedi büyücü, sanki bu son derece normalmiş gibi. Bu boyutta geçirdikleri zaman açısından öyleydi de. Fakat normal olmayan şey, Huufet'in sözleriydi.
"Annemdi bu."
Been there. Seen that. Got the scars.
Boyut kapısından geçip geldikleri bu yer , en korkunç hikayeleri bile geride bırakacak türden bir manzaraya sahipti. Tepelerinde gökyüzü adına tanıdık gelen tek şey bir ay olması gereken yerde toplam üç ayın olmasıydı. Etraftaki bayat havanın o bilindik küf kokusu Kuzgunun miğdesini bulandırsa da merak ve korku tüm diğer duygularını bastırmış ve şaşkın bakışlarla etrafı incelemeye başlamıştı...
Burada, insanların tüylerini diken diken eden birşeyler vardı. Yerdeki, toprak bile yabancıydı. Bakışlarını yerden ayırdıktan sonra yaşlı büyücüye döndü ve bu lanet yerin neresi olduğunu sordu. şansı pek iyi gitmiyordu sonuçta yaşlı büyücüde nerde olduklarını biliyor gibi gözükmüyordu. şimdilik Karapençeden kurtulmuş olabilirlerdi ama bu yer bütün sinirlerini ayağa kaldırmıştı. Bulundukları yerden Kuzey yönüne doğru sıkıntılı bir yolculuğa başlamış olmalarının yanısıra dişi ork'un ayin yapabileceği uygun bir yer bulmaları epey zamanlarını almıştı. Sonuçta ürkütücü gözüken bir dağın içinde bulunan mağra şeklindeki yere geldiklerinde Kuzgun daha fazla yürüyemeyeceğini anladı ve bulduğu en uygun yere oturdu. Büyücü ve yanındaki genç insan mağranın girişinde durmuşlardı, yaşlı büyücü endişeli bir şekilde genç insanın yüzünü ellerinin arasına almış konuşuyordu. Kuzgun tam olarak ne olduğunu anlamamıştı ama genç insanın yüzü hissettiği dekşeti yansıtıyordu...
Burada, insanların tüylerini diken diken eden birşeyler vardı. Yerdeki, toprak bile yabancıydı. Bakışlarını yerden ayırdıktan sonra yaşlı büyücüye döndü ve bu lanet yerin neresi olduğunu sordu. şansı pek iyi gitmiyordu sonuçta yaşlı büyücüde nerde olduklarını biliyor gibi gözükmüyordu. şimdilik Karapençeden kurtulmuş olabilirlerdi ama bu yer bütün sinirlerini ayağa kaldırmıştı. Bulundukları yerden Kuzey yönüne doğru sıkıntılı bir yolculuğa başlamış olmalarının yanısıra dişi ork'un ayin yapabileceği uygun bir yer bulmaları epey zamanlarını almıştı. Sonuçta ürkütücü gözüken bir dağın içinde bulunan mağra şeklindeki yere geldiklerinde Kuzgun daha fazla yürüyemeyeceğini anladı ve bulduğu en uygun yere oturdu. Büyücü ve yanındaki genç insan mağranın girişinde durmuşlardı, yaşlı büyücü endişeli bir şekilde genç insanın yüzünü ellerinin arasına almış konuşuyordu. Kuzgun tam olarak ne olduğunu anlamamıştı ama genç insanın yüzü hissettiği dekşeti yansıtıyordu...
Adam kendine geldiğinde feci bir şekilde başı ağrıyordu. Kafasının arkasını elledi. Kurumamış olsaydı eli kan içinde kalıcaktı. Oturmaya çalıştı. Ama hareket kabiliyeti değişmişti. Yere attı kendini. Uyurcasına bir posiyon aldı ama inliyordu. Etrafına bakındı herkes bir hazırlık içindeydi. Hiç bir şey anlamıyordu. Sanki birisi o an beynini ondan almış gibi. Sonra etrafa bakındığında kimse ona tanıdık gelmemişti bir an şaşırdı. Bunlar kim diye düşündü. Bir cüce gördü. Sonra bir elf. Yerde oturan biri daha vardı. Onun yanında da bir kadın duruyordu. Sonra başka birini daha gördü. Sonrada bir gnom... şaşkın bir şekilde yanına geliyordu. "Offtruanneyaptınkendineböyle. Eminimsakarlığındanolmuştur." dedi ve Adam"İsmim Truan mı? Bu arada sen de kimsin böyle? Buradakiler kim? Ahh, kafam zonkluyor. Ne oldu bana?" dedi ve oradaki herkesin kafası karışık ona baktıklarını gördü.
Glimbell Truan'ı farketti baygınlık geçirmiş olmalıydı. Askerler peşlerindeydi ama onlardan kurtulmak için günlerce yol tepmek pek hoşuna gitmemişti.
"MithrallSalonuoldukçauzakta, burayagelinhepinizlütfen."
Kerdox'a dönerek:
"Truanfenalıkgeçirmişgaliba. Onutaşıyabilirmisinşuraya?"
Ã?antasından bir parşömen çıkardı. Büyüyü okudu etrafları ormanla bir oldu, orman büyümüş sanki onları yutmuş gibiydi.
Askerlerin grubundan iki izci savaş alanına yaklaşmıştı.
Biri boynuza benzer bir alet çıkartarak kesik kesik öttürdü. Hemen hızla atlarını süren süvariler geldi. Süvarilerin başı olduğu belli olan biri bağırdı:
"Kahrolası! Ne olmuş burada?"
İzci olayları anlattı:
"Burada bizimkilere saldırmışlar büyük bir ateş topu, çoğunu ilk anda öldürmüş. Sonrasında adamlarımız sağa sola savrulmuş, düşmanlar arasında bir dev olmalı büyük adım izleri var."
Süvari başı:
"Demek ki Kuzgun buralarda. Onu mutlaka bulmalıyız."
İzcilerden diğeri bağırdı:
"İzler burada şu yöne doğru gidiyorlar." Bizimkilerin bulunduğu noktanın alakasız bir yönünü işaret etti izci.
Glimbell gülmemek için eliyle ağzını kapamış, kıpkırmızı olmuş bir şekilde kıkırdıyordu.
Süvari başı bağırdı:
"Toplan borusu çal, istikametkarşıdaki tepeler. İLERİ!"
Askerler borular çalarak ve tozu dumana katarak son süratle ilerlemeye başladılar.
Truan kendine geldiğinde darbenin şiddetinden olanları hatırlamıyor gibiydi. Muzip gnom hemen tiyatroya başladı.
"TabiikiisminTruan. TruanBruanbüyüksavaşçı, acımasız, taşyürekli. İştekılıcındaşurayadüşmüş."
Savaş alanına gidip iki elle kullanılabilecek dev bir kılıcı yerde sürükleyerek getirdi.
"Alelinebelkibirşeylerhatırlamanayardımcıolur."
"MithrallSalonuoldukçauzakta, burayagelinhepinizlütfen."
Kerdox'a dönerek:
"Truanfenalıkgeçirmişgaliba. Onutaşıyabilirmisinşuraya?"
Ã?antasından bir parşömen çıkardı. Büyüyü okudu etrafları ormanla bir oldu, orman büyümüş sanki onları yutmuş gibiydi.
Askerlerin grubundan iki izci savaş alanına yaklaşmıştı.
Biri boynuza benzer bir alet çıkartarak kesik kesik öttürdü. Hemen hızla atlarını süren süvariler geldi. Süvarilerin başı olduğu belli olan biri bağırdı:
"Kahrolası! Ne olmuş burada?"
İzci olayları anlattı:
"Burada bizimkilere saldırmışlar büyük bir ateş topu, çoğunu ilk anda öldürmüş. Sonrasında adamlarımız sağa sola savrulmuş, düşmanlar arasında bir dev olmalı büyük adım izleri var."
Süvari başı:
"Demek ki Kuzgun buralarda. Onu mutlaka bulmalıyız."
İzcilerden diğeri bağırdı:
"İzler burada şu yöne doğru gidiyorlar." Bizimkilerin bulunduğu noktanın alakasız bir yönünü işaret etti izci.
Glimbell gülmemek için eliyle ağzını kapamış, kıpkırmızı olmuş bir şekilde kıkırdıyordu.
Süvari başı bağırdı:
"Toplan borusu çal, istikametkarşıdaki tepeler. İLERİ!"
Askerler borular çalarak ve tozu dumana katarak son süratle ilerlemeye başladılar.
Truan kendine geldiğinde darbenin şiddetinden olanları hatırlamıyor gibiydi. Muzip gnom hemen tiyatroya başladı.
"TabiikiisminTruan. TruanBruanbüyüksavaşçı, acımasız, taşyürekli. İştekılıcındaşurayadüşmüş."
Savaş alanına gidip iki elle kullanılabilecek dev bir kılıcı yerde sürükleyerek getirdi.
"Alelinebelkibirşeylerhatırlamanayardımcıolur."
Donaef Sagea'nın yanından ayrıldı ve Truan'ın yanına yaklastı.Truan'ın konustuklarını dinledikten sonra hafızasının kayboldugunu herkez gibi oda anlamıstı.Gruplarında en cok konustugu kisininde böyle bir sorunla yüz yüze gelmesine üzülmüstü.Herkez Truan'a sorular soruyordu.Truan'ın hic birsey anlamadıgı belliydi.
Donaef hic konusacak havasında değildi.Zaten Raegek gittikten sonra sadece Kerdox'la biraz konusmustu.Truan'ın yanından ayrıldı ve etrafa göz gezdirmek icin biraz dolasmaya basladı.Grubun görüs acısından cıkmıyordu.Lanet olsun peki simdi ne olacak?Bir an önce buradan uzaklassak iyi olur.Yoksa askerler yaklascak.Kendi görevleri arasında beni de bulup hapse tıkcaklar.Ahhh ne yapmamız lazım? diyerek düsüncelere daldı Donaef.
Donaef hic konusacak havasında değildi.Zaten Raegek gittikten sonra sadece Kerdox'la biraz konusmustu.Truan'ın yanından ayrıldı ve etrafa göz gezdirmek icin biraz dolasmaya basladı.Grubun görüs acısından cıkmıyordu.Lanet olsun peki simdi ne olacak?Bir an önce buradan uzaklassak iyi olur.Yoksa askerler yaklascak.Kendi görevleri arasında beni de bulup hapse tıkcaklar.Ahhh ne yapmamız lazım? diyerek düsüncelere daldı Donaef.
Just because you were born a noble, you can act like God? - Griffith (the White Hawk)
Who is online
Users browsing this forum: No registered users and 1 guest
