Bayaz Elmalar

Kitaplar hakkındaki her türlü eleştirileriniz için…
Post Reply
yakup
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 9
Joined: Wed Aug 23, 2006 10:00 am
Contact:

Bayaz Elmalar

Post by yakup »

"Jonathan Caroll bir sihirbazdır. Size gözlerini verir ve dünyayı bir daha asla aynı şekilde göremezsiniz." Neil Gaiman

"Jonathan Carroll, Jim Carrey kadar komik olmadığı zamanlar Hitchcock kadar korkutucudur." Stephen King

"Jonathan Carroll'ı okumak, bölümleri Dostoyevski ya da Italo Calvino tarafından yazılmış X-Files'ı ya da Alacakaranlık Kuşağı'nı izlemek gibidir." Pat Conroy

Başarılı bir reklamcı ve kadın avcısı olan başkahramanımız Vincent Ettrich kansere yenildikten sonra, uğruna karısı ve çocuklarını terk ettiği tek aşkı Isabelle Neukor tarafından, doğmamış oğulları Anjo'nun ruhu yardımıyla, yeniden hayata döndürüldüğünü öğrenir. Anjo'ya aktarmak üzere, ölüm tecrübesi sırasında öğrendiklerini hatırlama çabasıyla olayların içinde sürüklenirken onu yeniden Araf'a çekmeye çalışan, insan bedenine bürünmüş kaosla başa çıkmak zorunda kalır. Isabelle, Anjo ve koruyucu meleği Coco Hallis'in yardımlarıyla her seferinde ondan kaçmayı başarır. Ta ki...

Jonathan Carroll 'mozaik, Tanrı, ölüm, Araf, kaos, aşk' çerçevesinde yarattığı eserinde her zaman aklımızı karıştıran sorulara alışılmış kalıpların dışında cevaplar veriyor. Ve bu da Beyaz Elmalar'ı yalnızca metafiziksel olaylar üzerine kurgulanmış bir roman olmaktan çıkarıp her bir sayfada bir yerlere not alma isteği uyandıran bambaşka bir eser haline getiriyor.

Ã?ykü dalında (Dünya Fantazya Ã?dülü)
Ã?ykü dalında (Bram Stoker Ã?dülü)
Kahkahalar Ölkesi ile (İmgelem Büyük Ã?dülü)
Roman dalında (İngiliz Fantazya Ã?dülü)
Ã?ykü dalında (Pushcart Ã?dülü)

Beyaz Elmalar ya da Ölü olmadığınıza emin misiniz?


Her ne kadar uzun yıllardır küçümsenegelse de, nihayet edebiyatın klasik edebiyat dışındaki diğer alt türleri kendilerini ispatladılar.

Yayımlanan kitapların edebi niteliğine - değerine bakmadan sadece ait oldukları tür nedeniyle eleştirilmesi doğrusu büyük haksızlık. Yiğidi öldürüp hakkını yemeyeceksek, kabul etmemiz gerekir ki, bütün klişeleri ve alışkanlıkları bir yana bırakıp, yeni bir dünya yaratmaya kalkışmak başlı başına bir cesaret örneği...
Bugünlerde yayımlanan Beyaz Elmalar'sa türünü pek açık etmiyor, ama yazarı Jonathan Carrol, aşka, hayata ve ölüme dair bu romanda bize etkileyici, lezzetli bir edebi şölen sunuyor...

Türkçe okurunun Kahkalar Ölkesi adlı romanıyla (İthaki -2006) tanıdığı, 1988'de ve 1995'te öykü dalında Dünya Fantazya ve Bram Stoker Ã?dülleri'ni almış olan Carrol'ın, son romanı Beyaz Elmalar'da da iddialı olduğunu söylemek mümkün.
Bu iddianın sırrıysa romanın bilimkurgudan polisiyeye uzanan olaylar örgüsünün güzel bir anlatımla birleştiğinde ortaya "türler üstü" bir kitap çıkarmış olması... ki, bu türlerde yazılmış kimi kitapları her zaman kolaylıkla okuyamayan klasik edebiyat tutkunu ben bile, ilk kez farklı türden bir kitabı bu kadar sevdim.

İnsanın en büyük travması olan ölüm ve ölümsüzlük, öte-dünya, ölümden sonra hayat gibi olguları bir aşkın üzerinden anlatırken, aşk odaklı bir bilimkurgu-polisiyeye imza atmış Carrol...
Hastalığı nedeniyle ölen, ama bunun farkında olmayan, "insanları ketçap, peçete ve sıradan otomobiller" kullanmaya teşvik eden, yine de ne iş yaptığı sorulduğunda reklamcılık yerine -içinde yaratıcı geçen her iş kadınları etkilediği için- "yaratıcı danışman" diye cevap veren,
Vincent Ettrich'in kafası, yeni tanıştığı, -herkesin karşısına başka bir şekilde çıkan- kadının anlattıklarıyla allak bullak olur.
Ã?ünkü kadın, romanın ana eksenini de oluşturan bir mozaikten söz etmektedir. Herkesin hayatıyla, daha doğrusu ölerek eklendiği...

Bütün yaşamlar Mozaiğe eklenir...

İki tür mozaik vardır kitaba göre, ilki insanın kendisinin yarattığı- yaşadığı hayattır. Bitince, bu yaşam daha büyük bir mozaiğin parçası haline gelir. Bu büyük mozaikse ölüm'dür.
Buna göre, insanın yaşamı sona erdiğinde öleceğini sanması bir yanılgıdan başka bir şey değildir, çünkü yaşamı sona eren insan önce Araf'a gider, orda ölümün ne olduğunu ve ona nasıl uyum sağlayacağını öğrenmelidir. Daha sonra mozaiğe eklenecektir. Yani herkes kendi çinisini - yaşamını mozaiğe ekler ve tüm parçalar bir araya geldiğinde tekrar ayrılıp etrafa dağılır. Tekrar tekrar yaşanacak, hiç sonu gelmeyen bir süreçtir bu, belli bir mesafe katettikten sonra geri dönülür, dönüş yolundaysa tümüyle farklı bir görünüm kazanılır. Bu yüzden de yeniden bir araya gelindiğinde öncekinden tamamıyla farklı bir mozaik oluşturulur.

"Bir yaşam yaratırsın ve sonra o son bulur. Ama yarattığın o varlığa ne olacaktır? Gözler sonsuza dek kapanınca o da yitip gidecek midir? Bu hiç mantıklı değil. Koca bir yaşamın birikimi olan onca enerji, tecrübe ve hayal gücü boşa mı gidecektir? Kalbin durmasıyla beraber yetmiş yıllık gelişim ortadan kaybolabilir mi?"

Romanın alt-metnini insanın ölümü anlama çabası ve hatta ona meydan okuyuşu ve ölümle hiçbir şeyin aslında bitmediği, ve hiçbir hayatın boşuna yaşanmadığı, her hayatın biricik ve değerli olduğunun vurgulanması olarak okumak da mümkün. Ã?ünkü yaşamın anlamı, ölüm ve sonrası her zaman merak konusu olageldi insan için...

Aşk ve Anjo...

Aynı zamanda tutkulu bir aşkın da kahramanı olan Vincent'ın hayatı da, cevapların onu çok zorladığı sorularla doludur. Ne mozaikten, ne araftan haberi vardır, ölmüştür, ama öldüğünü karnında onun çocuğunu taşıyan sevgilisi dışında kimse hatırlamamaktadır. Ã?ünkü sevgilisi İsabelle Neukor, adı Anjo olan ve değişik şekillere bürünüp annesiyle konuşabilen bebekleri sayesinde onu Araf'tan geri getirmiştir.
Bu bebek, üstün bir beyin'dir ve bizzat mozaik tarafından, babasını ve annesini, bilinç kazanan, mozaiğin değişmesini istemeyen kargaşa'ya karşı korumakla yükümlüdür.
Vincent Ettrich, bütün bu süreçte bolca şaşkınlık ve hayal kırıklığı yaşayacak, kimleri gerçekten tanıdığına, kimlerin başka şekillere bürünmüş ölmüş bedenler olduğuna dair ciddi tereddütler hissedecektir.

Bu nedenle evindeki giysi dolabının en gizli köşesine, tanıdığı, onun için önemli insanlarla ilgili notlar bırakır; sevgilisiyle tanıştığı yer, en sevdiği üç yemek... çünkü Vincent Ettrich, sürekli bir unutma hali içindedir...

"Ruhun yeniden hayat bulmasına ilişkin okuduğu bir makaleyi hatırladı. Bu makalede konunun uzmanı bir kişiye, ölümden sonra tekrar hayata dönülebiliyorsa neden önceki yaşama dair hiçbir şey hatırlanamadığı soruluyordu. Uzmanın verdiği yanıt öylesine yerli yerine oturuyordu ki, Ettrich gülmekten alamamıştı kendini: 'Daha iki gün önce öğle yemeğinde ne yediğimi hatırlamazken Antik Mısır'da yaşamanın neye benzediğini hatırlamamı nasıl beklersiniz?'

Bunları düşünerek gülümseyen Ettrich gözlerini masanın üzerinde gezdirdi. Avusturya'da yaşayan Isabelle'den almış olduğu eski bir mektubu görüp tam ona uzanıyordu ki, telesekreterin mesaj ışığının yandığını fark etti. O dışarıdayken birisi aramıştı besbelli.

... onu asıl sersemleten, konuşmaya en çok ihtiyaç duyduğu kişinin onu aramasından çok, verişen numaranın kendininkiyle aynı oluşuydu...

... böyle devam ederse keçileri kaçıracağına emindi. Başka bir uğraş bulmak üzere etrafına bakındı ve İsabelle'in mektubunu alıp okudu.

'Sana her yazışımda, söylemem gereken çok acil bir şeyler oluyor Vincent. Büyük önem taşıyan şeyler. Ufak bir ayrıntı, bir bakış, bir ses, bir inanç, bir anı, bir düş, şehir mezarlığında üzerinde ismi yazılı olmayan siyah çelikten bir mezar taşı, o gün yanında özürlü oğluyla yemek yerken seninle birlikte izlediğimiz adam, bir öpücüğün bıraktığı koku, yanaklarıma süzülen gözyaşları... seninle acilen paylaşmam gereken şeyle oluyor hep. Ã?ünkü sen benim için önemlisin, beni anlıyorsun, çünkü yaşamıma anlam kazandırdın ve daha pek çok neden...'

Bütün bu olaylar örgüsü, mozaik, kargaşa, anne karnındaki konuşan bebek, henüz ölmekte olan birinden çoktan ölmüş bir başkasına geçen 'numen' adlı maddeyle tekrar kavuşulan kalp atışları ve yaşamsal olgular; hayal gücünün sınırsızlığının ve ihtişamının nasıl büyüleyici olabildiğinde bir kere daha hemfikir kılıyor bizi.

Ve bu romanla Carrol, bildiklerimizin sınırlarını zorlayarak, bizi hayata ve kendimize dair her şey üzerine bir kere daha, bir kere daha düşünmeye davet ediyor.

Cevaplara boş verip, soruları çoğaltmak için...
şule Cepcepoğlu

Yazar: Jonathan Carroll

Ã?eviri: Kemal Baran Özbek

Sayfa Sayısı: 400

Image
User avatar
Destina
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 28
Joined: Tue Feb 05, 2008 10:00 am
Contact:

Post by Destina »

hah işte okuduğum ve elimden kırkamadığım kitap yarın bitecek
User avatar
Destina
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 28
Joined: Tue Feb 05, 2008 10:00 am
Contact:

Post by Destina »

ilk100 sayfa zor geçiyor ondan sonra kitap açılıyor
Mark
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 2004
Joined: Thu Aug 31, 2006 10:00 am
Location: Midkemia, portal/istanbul
Contact:

Post by Mark »

Bende okumak istedim şimdi. Hoşuma gitti.
User avatar
Destina
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 28
Joined: Tue Feb 05, 2008 10:00 am
Contact:

Post by Destina »

sonu çok muhteşem bitti bu adam çok acaip yazıyor
Lunaris
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 37
Joined: Sun Nov 19, 2006 10:00 am
Contact:

Post by Lunaris »

Bu eser... ESER!

Okuyorum, okuyorsun, okuyor

Okuyoruz, okuyorsunuz, okuyorlar!!!

Okunmalı!
Old theory that has been wrong
Power of the universe
Will take me to the place where I belong!
Lunaris
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 37
Joined: Sun Nov 19, 2006 10:00 am
Contact:

Post by Lunaris »

Lunaris wrote:Bu eser... ESER!

Okuyorum, okuyorsun, okuyor

Okuyoruz, okuyorsunuz, okuyorlar!!!

Okunmalı!
demiştim.. geri almadım ama büyük bir hayal kırıklığına uğradım. Mantık basit: Mozaik kavramı. Bilindik ve çokça işlenmiş bir konu. Sürükleyicilik var ama tek düze. Olay kişileri, iki boyutlu. Kelime dağarcığı, zayıf. Eklediği yeni bir şey yok. Vasat bir eser. İyi yanı olsa olsa, bir çırpıda okunabilmesi olur.

Okumak için güzel bir eser. Fakat sadece okumak için.
Old theory that has been wrong
Power of the universe
Will take me to the place where I belong!
Lunaris
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 37
Joined: Sun Nov 19, 2006 10:00 am
Contact:

Post by Lunaris »

Eklemeden duramayacağım. Kitabın başarısız olduğunu düşünüyorum. Ã?ünkü basit bir kurgunun yanı sıra, basit gördüğüm tasvirler eserde yer almakta. Sakın sakın, beni milliyetçi yada dinci sanmayın. Aksine! Sadece kültürler ve inançlar gibi meselere saygılı bir bakış açısına sahibim.

Çok kadınla evlenmek için bir yol olarak gösterilen İslamiyet'in yanı sıra, çirkin kişilerin Türk yada Ortadoğululara benzer şekilde betimlenmesi basitlikten ibaret. Yahudilik yada Hıristiyanlık için aynı şeylerle karşılaşsam aynı tepkiyi verirdim. Yada İngilizleri, Ã?inlileri çirkin göstermeye çalışan bir zihniyet için de köpürmem normal olurdu.

Ortaya bir konu atılmış ve konu öylesine bırakılmış. İşleniş tarzı, son derece basit. Betimlemeler pastalardan, restorantlardan ibaret şekilde uzayıp gidiyor. Vincent'ın kadınlarından, cinsel yaşamından bana ne demeden de duramayacağım. Beklediğim neydi, ben ne okudum, hiç anlayamadım.

Tekrar diyorum: Eğer bu eser, bir yazarın ilk romanı olsaydı başarılıydı. Ancak Jonathan Caroll'a ait olması gerçekten inanılmaz.
Old theory that has been wrong
Power of the universe
Will take me to the place where I belong!
Post Reply

Who is online

Users browsing this forum: No registered users and 2 guests