Gecenin karanlığında ayın suratına vuran ışığı sayesinde içini yiyip bitiren öfke ve intikam duygusundan bir nebze kaçabilmişti genç adam. Saçları neredeyse beyaz denilecek kadar açık sarı renkteydi, yüzü yorgunluktan bembeyaz olmuş ve kırışmıştı. Daha otuzlu yaşlarındaydı fakat gören atmış yaşında sanardı. Fakat hâlâ dinç, hâlâ kuvveti yerindeydi. Çok uzun zamandır kendime zaman ayıramıyorum diye düşündü. Ama yapılması gerekenler var ve yemin ettim...
Ayağa kalkıp yüzünü ormana doğru döndü ve yürümeye başladı. Ormanın içerisine dalıp arkasından bir fısıltı duyduğunda arkasına döndü "Thereon."
Kapşonunu aşağılara kadar çekmiş siyah cübbeli birini gördü. Ellerini cübbesinin içerisine kavuşturmuştu. "Efendi seni görmek istiyor," dedi fısıltı halindeki sesiyle.
"Bana o isimle ya da herhangi bir isimle hitap etme seni geri zekâlı herif," dedi sinirle. "Thereon öldü..."
"Siz nasıl isterseniz Karanlıkların efendisi," dedi cübbeli adam reverans yaparak.
Kafasını salladı "Tamam, götür beni."
Cübbeli adam yaklaştı "Biraz başınız dönebilir efendim."
Karanlıkların efendisi "Bana mı öğretiyorsun?" diye cevap verdi soğuk bir ifadeyle.
Karanlıkların Efendisi
-
Alenthas
- Forum Yöneticisi
- Posts: 2670
- Joined: Thu Oct 04, 2007 10:00 am
- Location: Innsmouth
- Contact:
Etraflarını gri bir sis kaplamıştı. Sis bir süre kaldıktan sonra yavaşça dağılarak bir koridoru ortaya serdi. Kendilerini Burtha salonunda bulmuşlardı. Karanlıkların efendisi bu kasvetli yerden pek hoşnut kalmamıştı. Duvar üzerinde sağlı sollu meşaleler vardı fakat bunların arasında metrelerce fark olduğundan yinede karanlıktı. Hele ki tavan! Üç-dört insan yüksekliğinde bir tavan içerinin iyice karanlık görünmesine yol açıyordu.
Koridor sanki iki tarafada sonsuza kadar ilerliyor gibiydi. Buraya izinsiz gelen biri kesinlikle kaybolurdu. Ya da bir tarafa giderken günlerini harcayıp, sonra geri dönmeye çalışırken açlıktan ölme olasılığıda vardı. Yani bir labirentten ya da bir çölden bile daha tehlikeli bir yer gibiydi.
"Bu taraftan efendim," dedi siyah cübbeli adam ve kafası eğik bir şekilde ilerlemeye başladı.
Yaklaşık bir saatlik yürüyüşün ardından bir salona gelmişlerdi. Salon çember şeklindeydi ve geldikleri koridor dışında üçe ayrılıyordu. Bunların tanrılara açıldığı aşikardı, peki geldikleri yer nereye gidiyordu?
Cübbeli adam sol tarafa doğru yürürken "Buradan," dedi ve ilerlemeye devam etti. Karanlıkların efendisi ise ah yine mi yürüyeceğiz diye sızlanmadan edemedi. Fakat bunlar sadece mızmızlanmaktan ibaretti. Aslında yorulduğundan ya da üşendiğinden değildi.
Koridor sanki iki tarafada sonsuza kadar ilerliyor gibiydi. Buraya izinsiz gelen biri kesinlikle kaybolurdu. Ya da bir tarafa giderken günlerini harcayıp, sonra geri dönmeye çalışırken açlıktan ölme olasılığıda vardı. Yani bir labirentten ya da bir çölden bile daha tehlikeli bir yer gibiydi.
"Bu taraftan efendim," dedi siyah cübbeli adam ve kafası eğik bir şekilde ilerlemeye başladı.
Yaklaşık bir saatlik yürüyüşün ardından bir salona gelmişlerdi. Salon çember şeklindeydi ve geldikleri koridor dışında üçe ayrılıyordu. Bunların tanrılara açıldığı aşikardı, peki geldikleri yer nereye gidiyordu?
Cübbeli adam sol tarafa doğru yürürken "Buradan," dedi ve ilerlemeye devam etti. Karanlıkların efendisi ise ah yine mi yürüyeceğiz diye sızlanmadan edemedi. Fakat bunlar sadece mızmızlanmaktan ibaretti. Aslında yorulduğundan ya da üşendiğinden değildi.
-
Alenthas
- Forum Yöneticisi
- Posts: 2670
- Joined: Thu Oct 04, 2007 10:00 am
- Location: Innsmouth
- Contact:
Bir günlük yorucu bir yürüyüşün ardından karanlıkların efendisi, cübbeli esrarengiz adamın ortalıktan kaybolduğunu farkettiğinde Essun'a yaklaştığını anlamıştı. Biraz daha dikkatli baktığında ileride ışıkların arttığını farketti. Yavaş adımlarla ilerlerken üzerinde belli belirsiz kuru kafa ve hayvan motifleri işlenmiş siyah zırhının sesini dinlemekten zevk aldı. Kapının yanına geldiğinde iki eliyle devasa kapıyı sonuna kadar ittirerek içeriye gösterişli bir giriş yaptı. Ve ardından ellerini neredeyse beyaz uzun saçlarına daldırarak kendine güvenini belli etti.
Essun siyah saçlı yakışıklı bir genç suretinde tahtında oturuyordu. Tahtına giden yolda on basamak merdiven vardı, bu basamaklar otururken bile gelenlerden yukarıda durmasını sağlaması için tasarlanmıştı. Karanlıkların efendisi bu merdivenlerin tam önünde durdu ve Essun'un rahatsızca kıpırdanmasına yol açacak şekilde devasa kılıcını çıkartarak kabzasından aşağıya doğru tutup önünde diz çöktü ve kafasını kılıcının kabzasına yaslayarak konuştu "Beni çağırmışsınız saygı değer Essun."
Essun siyah saçlı yakışıklı bir genç suretinde tahtında oturuyordu. Tahtına giden yolda on basamak merdiven vardı, bu basamaklar otururken bile gelenlerden yukarıda durmasını sağlaması için tasarlanmıştı. Karanlıkların efendisi bu merdivenlerin tam önünde durdu ve Essun'un rahatsızca kıpırdanmasına yol açacak şekilde devasa kılıcını çıkartarak kabzasından aşağıya doğru tutup önünde diz çöktü ve kafasını kılıcının kabzasına yaslayarak konuştu "Beni çağırmışsınız saygı değer Essun."
-
Alenthas
- Forum Yöneticisi
- Posts: 2670
- Joined: Thu Oct 04, 2007 10:00 am
- Location: Innsmouth
- Contact:
"Sonunda gelebildin. Duyduğuma göre kendine karanlıkların efendisi demeye başlamışsın, Thereon," ismini bilerek vurgulamıştı.
"Ben Thereon değilim efendim, bunu sizde biliyorsunuz. O ismi kullanmayalı çok oldu, sandığınızdan da çok-" o sırada Essun lafını şiddetle kesmişti.
"Bir tanrı için zamanın hiç bir anlam ifade etmediğini anlamıyor musun? Kendine ne isim verdiğin umrumda değil, seni istediğim isimle çağırırım," dedi yüzüne sadist bir gülümseme yerleştirerek.
Karanlıkların efendisi içinden küfürler yağdırsada hiç bir şey demedi, Essun bunun bilincinde olarak gülümsemesi genişledi. "Her neyse, seni buraya dalga geçmek için çağırmadım."
Evet işte açık açık söylemişti, dalga geçiyor! Lanet olası herif diye geçirdi içinden.
"Senin için önemli bir görevim var. Senin düzeyinde biri için zorlu bir görev. O yüzden sana yardım etmesi için hizmetkârlarımdan bir kaçını yollayacağım."
"Gerekli değil efendim, kendim halledebilirim."
Essun hiddetlenerek tahtında ayağa kalktı "Efendinin isteğine karşı mı geliyorsun!"
Karanlıkların efendisi sesini çıkartmadı, Essun sakinleşip tahtına oturduktan sonra başladı anlatmaya.
"şimdi...beni dikkatlice dinle..."
"Ben Thereon değilim efendim, bunu sizde biliyorsunuz. O ismi kullanmayalı çok oldu, sandığınızdan da çok-" o sırada Essun lafını şiddetle kesmişti.
"Bir tanrı için zamanın hiç bir anlam ifade etmediğini anlamıyor musun? Kendine ne isim verdiğin umrumda değil, seni istediğim isimle çağırırım," dedi yüzüne sadist bir gülümseme yerleştirerek.
Karanlıkların efendisi içinden küfürler yağdırsada hiç bir şey demedi, Essun bunun bilincinde olarak gülümsemesi genişledi. "Her neyse, seni buraya dalga geçmek için çağırmadım."
Evet işte açık açık söylemişti, dalga geçiyor! Lanet olası herif diye geçirdi içinden.
"Senin için önemli bir görevim var. Senin düzeyinde biri için zorlu bir görev. O yüzden sana yardım etmesi için hizmetkârlarımdan bir kaçını yollayacağım."
"Gerekli değil efendim, kendim halledebilirim."
Essun hiddetlenerek tahtında ayağa kalktı "Efendinin isteğine karşı mı geliyorsun!"
Karanlıkların efendisi sesini çıkartmadı, Essun sakinleşip tahtına oturduktan sonra başladı anlatmaya.
"şimdi...beni dikkatlice dinle..."
-
Alenthas
- Forum Yöneticisi
- Posts: 2670
- Joined: Thu Oct 04, 2007 10:00 am
- Location: Innsmouth
- Contact:
Kurt postu giyinmiş uzun boylu, kaslı, esmer adam yağan kar altında görevini yerine getirmeye uğraşıyordu. Nefesini verdiğinde ağzından çıkan dumanlara bakıp zamanını geçirmekten başka yapacak bir şeyi yoktu. Etrafını bir duman kaplamış olsada bunu umursamayıp sıkıntılı işine devam etti. O sırada duyduğu karın ezilme sesi ve ardından gelen inleme sesiyle arkasını döndüğünde siyah zırh içerisindeki beyaz saçlı adamı görerek irkildi. Yaşlı birine benziyordu ve barbarlar yaşlılara saygı duyardı.
Adam barbar dilinde bir şeyler söylemişti fakat karanlıkların efendisinin doğduğu kabilenin dili farklı olduğu için anlayamamıştı.
Sağa sola biraz yalpaladı, başı feci derecede dönüyordu. İlk seferinde o kara cübbeli adama rezil olmamak için biraz kendisini sıkmış, hareketlerine çekidüzen vermeye çalışmıştı. Ama şimdi hareketlerini görecek kimse olmadığı için kendisini salmış, ve böylelikle daha kötü bir duruma düşmüştü. Gözlerini sıkıp kafasını biraz salladıktan sonra kendisini daha iyi hissetmeye başladı.
Adamın dediklerini anlamasada yüzündeki merhameti farkettiğinde bunu kendi çıkarına kullanabileceğini düşündü. Ortak lisanda "Biraz başım dönüyor," diyerek dizlerinin üzerine çöktü ve yorgun numarası yapmaya başladı.
O sırada adam elini karanlıkların efendisinin omzuna atarak yardım etmeye kalkıştı. Uzun kılıcını çıkartamazdı, adam farkederdi. Fakat yıldızışığı! Hâlâ yanında duruyordu, sağ ayak bileğine onun için özel gizli bir bölme yapmıştı. Elini kılıcının kabzasına attığında o acıyı tekrar hissetti. Sanki kılıç onu cezalandırmak istiyordu. Ama ses çıkartmadan bu adamı öldürmenin tek yolu buydu, acıyı hiçe saydı ve kılıcını çekerken kınından çıkan o güzel metalik sesi dinledi.
Metalin metale sürtünme sesini -kılıcın kını karanlıkların efendisinin zırhındaki küçük bir bölmeydi- sadece o duymamıştı. Nöbet beklemekte olan zavallı barbarda bu sesi duyarak telaşa kapılmıştı birden. Kılıcına davrandı fakat barbarın solundan gelen yan kesme darbesi yüzünden dengesini kaybedip kenara doğru tökezledi. Karanlıkların efendisi bu sefer kılıcı barbarın karnına sokarak barbarın acıyla inlemesine neden oldu. Sonunun yaklaştığını anlayan adam kafasını çevirip yardım çağırmak üzere ağzını açmıştı ki karanlıkların efendisi son bir darbeyle barbarın kafasını uçurarak kar üzerinde yuvarlanmasına neden oldu.
Ağzı açık kalmış zavallı barbarın kafası yuvarlanarak arka sokaklardan birine girmiş, arkasında bolca kan izi bırakmıştı. Barbarın kafasız vücudu ise yere düşmüştü. Boynundan inanılmaz derecede çok kan akıyor, beyaz, saf karı ölümün rengi olan kırmızıyla boyuyordu. Kan arkasında duman bırakarak uzun süre akmaya devam etti.
Yıldızışığını kınına geri soktuğunda acı içerisinde kavrulan eline baktı, kıpkırmızıydı ve nasır tutmuştu. Silah karanlıkların efendisinin canını her gün daha fazla acıtmaya başlamıştı. Ondan en kısa zamanda kurtulması gerektiğini aklının bir köşesine not etti.
Karanlıkların efendisi cesedin ayaklarından sürükleyerek karanlık bir yere çekti. Birileri kesinlikle görecekti, ama ne kadar geç olursa o kadar iyi olurdu.
Muhafızın yanında durduğu taştan eve baktı. Kapısına yaklaştı ve kapıkulbunu oynatarak kilitli olup olmadığına baktı. Kilitli olduğunu farkettiğinde biraz geri çekildi ve bir omuz atarak kapıyı neredeyse menteşelerinden bile sökecek şekilde bir darbe indirdi. Fakat kapı bana mısın dememişti...
Adam barbar dilinde bir şeyler söylemişti fakat karanlıkların efendisinin doğduğu kabilenin dili farklı olduğu için anlayamamıştı.
Sağa sola biraz yalpaladı, başı feci derecede dönüyordu. İlk seferinde o kara cübbeli adama rezil olmamak için biraz kendisini sıkmış, hareketlerine çekidüzen vermeye çalışmıştı. Ama şimdi hareketlerini görecek kimse olmadığı için kendisini salmış, ve böylelikle daha kötü bir duruma düşmüştü. Gözlerini sıkıp kafasını biraz salladıktan sonra kendisini daha iyi hissetmeye başladı.
Adamın dediklerini anlamasada yüzündeki merhameti farkettiğinde bunu kendi çıkarına kullanabileceğini düşündü. Ortak lisanda "Biraz başım dönüyor," diyerek dizlerinin üzerine çöktü ve yorgun numarası yapmaya başladı.
O sırada adam elini karanlıkların efendisinin omzuna atarak yardım etmeye kalkıştı. Uzun kılıcını çıkartamazdı, adam farkederdi. Fakat yıldızışığı! Hâlâ yanında duruyordu, sağ ayak bileğine onun için özel gizli bir bölme yapmıştı. Elini kılıcının kabzasına attığında o acıyı tekrar hissetti. Sanki kılıç onu cezalandırmak istiyordu. Ama ses çıkartmadan bu adamı öldürmenin tek yolu buydu, acıyı hiçe saydı ve kılıcını çekerken kınından çıkan o güzel metalik sesi dinledi.
Metalin metale sürtünme sesini -kılıcın kını karanlıkların efendisinin zırhındaki küçük bir bölmeydi- sadece o duymamıştı. Nöbet beklemekte olan zavallı barbarda bu sesi duyarak telaşa kapılmıştı birden. Kılıcına davrandı fakat barbarın solundan gelen yan kesme darbesi yüzünden dengesini kaybedip kenara doğru tökezledi. Karanlıkların efendisi bu sefer kılıcı barbarın karnına sokarak barbarın acıyla inlemesine neden oldu. Sonunun yaklaştığını anlayan adam kafasını çevirip yardım çağırmak üzere ağzını açmıştı ki karanlıkların efendisi son bir darbeyle barbarın kafasını uçurarak kar üzerinde yuvarlanmasına neden oldu.
Ağzı açık kalmış zavallı barbarın kafası yuvarlanarak arka sokaklardan birine girmiş, arkasında bolca kan izi bırakmıştı. Barbarın kafasız vücudu ise yere düşmüştü. Boynundan inanılmaz derecede çok kan akıyor, beyaz, saf karı ölümün rengi olan kırmızıyla boyuyordu. Kan arkasında duman bırakarak uzun süre akmaya devam etti.
Yıldızışığını kınına geri soktuğunda acı içerisinde kavrulan eline baktı, kıpkırmızıydı ve nasır tutmuştu. Silah karanlıkların efendisinin canını her gün daha fazla acıtmaya başlamıştı. Ondan en kısa zamanda kurtulması gerektiğini aklının bir köşesine not etti.
Karanlıkların efendisi cesedin ayaklarından sürükleyerek karanlık bir yere çekti. Birileri kesinlikle görecekti, ama ne kadar geç olursa o kadar iyi olurdu.
Muhafızın yanında durduğu taştan eve baktı. Kapısına yaklaştı ve kapıkulbunu oynatarak kilitli olup olmadığına baktı. Kilitli olduğunu farkettiğinde biraz geri çekildi ve bir omuz atarak kapıyı neredeyse menteşelerinden bile sökecek şekilde bir darbe indirdi. Fakat kapı bana mısın dememişti...
-
Alenthas
- Forum Yöneticisi
- Posts: 2670
- Joined: Thu Oct 04, 2007 10:00 am
- Location: Innsmouth
- Contact:
"Alışırsın."
Karanlıkların efendisi hızla arkasına döndü, kara cübbeli adam yine her zamanki gibi orada duruyordu. "Bu arada kapı büyüyle korunuyor."
"Söylemeseydin anlayamayacaktım, sağol," dedi karanlıkların efendisi alaylı bir edayla.
Cübbeli adam eliyle küçük bir hareket yaptıktan sonra "şimdi dene," dedi.
Karanlıkların efendisi kapıyı açmaya çalışmıştı fakat kapı hâlâ kilitliydi. Cübbeli adam ise "Hayır, kırmayı dene," dedi.
Karanlıkların efendisi "Basit büyün kapının kilidini bile açamıyor mu?" diye alay ettikten sonra kapıyı büyük bir gürültüyle kırarak ardına kadar açtı. Ve kenara çekilerek "Ã?nden sen git," diye cübbeli adama emir verdi.
Cübbeli adam bir şey söylemeden içeri girmişti. Uzun bir koridor sağlı sollu kapılarla başka odalara açılıyor, tam karşıda ise şöminesi olan bir salon görünüyordu. Salondaki sağlı sollu merdivenler ise üst kata çıkılmasını sağlıyordu.
"Muhtemelen üst kattadır."
Cübbeli adam "Bir dakika ver," diyerek garip bir dilde bir kaç kelime söyleyip ellerini oynatmaya başladı. Odanın içerisinde küçük bir rüzgar oluştu ve binanın taş zemininde küçük bir yarık açıldı. Yarığın içerisinden siyah ve mor karışımı bir ışık sızıyordu.
Bunun arkasından bir kaç tane daha yarık açılmış, toplam beş tane olmuştu. Soğuk ve ürkütücü kemikten eller bu yarıklardan çıkarak sert zemine tutunmuş, kendilerini yukarı çekerek korkunç vücutlarını ortaya sermişlerdi. Üzeri zırhlarla kaplı beş kişilik bir iskelet bölüğü oluşmuştu.
Karanlıkların efendisi içinden küfür etti. Böyle basit bir görevde yanına bu kadar çok gücün verilmesi ona bir hakaret niteliği taşıyordu. Kara cübbeli adam "İyi şanslar," dedikten sonra tekrar kayboldu.
Karanlıkların efendisi hızla arkasına döndü, kara cübbeli adam yine her zamanki gibi orada duruyordu. "Bu arada kapı büyüyle korunuyor."
"Söylemeseydin anlayamayacaktım, sağol," dedi karanlıkların efendisi alaylı bir edayla.
Cübbeli adam eliyle küçük bir hareket yaptıktan sonra "şimdi dene," dedi.
Karanlıkların efendisi kapıyı açmaya çalışmıştı fakat kapı hâlâ kilitliydi. Cübbeli adam ise "Hayır, kırmayı dene," dedi.
Karanlıkların efendisi "Basit büyün kapının kilidini bile açamıyor mu?" diye alay ettikten sonra kapıyı büyük bir gürültüyle kırarak ardına kadar açtı. Ve kenara çekilerek "Ã?nden sen git," diye cübbeli adama emir verdi.
Cübbeli adam bir şey söylemeden içeri girmişti. Uzun bir koridor sağlı sollu kapılarla başka odalara açılıyor, tam karşıda ise şöminesi olan bir salon görünüyordu. Salondaki sağlı sollu merdivenler ise üst kata çıkılmasını sağlıyordu.
"Muhtemelen üst kattadır."
Cübbeli adam "Bir dakika ver," diyerek garip bir dilde bir kaç kelime söyleyip ellerini oynatmaya başladı. Odanın içerisinde küçük bir rüzgar oluştu ve binanın taş zemininde küçük bir yarık açıldı. Yarığın içerisinden siyah ve mor karışımı bir ışık sızıyordu.
Bunun arkasından bir kaç tane daha yarık açılmış, toplam beş tane olmuştu. Soğuk ve ürkütücü kemikten eller bu yarıklardan çıkarak sert zemine tutunmuş, kendilerini yukarı çekerek korkunç vücutlarını ortaya sermişlerdi. Üzeri zırhlarla kaplı beş kişilik bir iskelet bölüğü oluşmuştu.
Karanlıkların efendisi içinden küfür etti. Böyle basit bir görevde yanına bu kadar çok gücün verilmesi ona bir hakaret niteliği taşıyordu. Kara cübbeli adam "İyi şanslar," dedikten sonra tekrar kayboldu.
-
Alenthas
- Forum Yöneticisi
- Posts: 2670
- Joined: Thu Oct 04, 2007 10:00 am
- Location: Innsmouth
- Contact:
Karanlıkların efendisi iskelet savaşçılarına nefretle baktı. Kılıcını çekip onlara saldırmaya başladığında iskeletler ne olduğunu bile anlamadan parçalara ayrıldılar. "Bunu tek başıma yapmayı tercih ederim," dedi gözü dönmüş bir sinirle. Salona geldiğinde bir çelişkiye düşmüştü, hangi taraf? Sadece merdivenler sağlı sollu uzanmıyordu, aynı zamanda bu merdivenler farklı koridorlara çıkıyordu. Sol taraftan gidip koridorun sağ tarafında kalan kapıyı seçti, tam isabet! Öldürmesi gereken adam yatağında horul horul horlamaktaydı. Oda genişti ve girdiği kapının tam karşısında başka bir kapı daha vardı, bu kapıda muhtemelen sağ taraftaki koridora açılıyordu. Ne enteresan bir ev diye düşünmeden edemedi.
Nasıl öldürecekti? Onu ilk uyandırıp korkuttuktan sonra kılıcını saplayacak mıydı? Hayıır, çok klişe...peki ne yapsam acabaa diye bir süre boyunca düşündü. Evi yakmak? Hayıır, ayaklarından tavana asmak? Çok zahmetli...
Sonunda düşünmekten canı sıkılınca kılıcını çıkartıp umursamaz bir tavırla adamın üzerine salladığında adamın kanı sıçrayarak duvarı kırmızıya boyamıştı. "Güzeeel," diye mırıldandı satistik bir ifadeyle ve kılıcını savurmaya devam etti. Zavallı yaşlı adam daha uyanamadan ölmüştü bile. Neden bu adamı öldürmemi istedi acaba...kimseye zararı varmış gibi görünmüyor. Belkide buradaki yetkililerden birisidir, aman her neyse işte.
Nasıl öldürecekti? Onu ilk uyandırıp korkuttuktan sonra kılıcını saplayacak mıydı? Hayıır, çok klişe...peki ne yapsam acabaa diye bir süre boyunca düşündü. Evi yakmak? Hayıır, ayaklarından tavana asmak? Çok zahmetli...
Sonunda düşünmekten canı sıkılınca kılıcını çıkartıp umursamaz bir tavırla adamın üzerine salladığında adamın kanı sıçrayarak duvarı kırmızıya boyamıştı. "Güzeeel," diye mırıldandı satistik bir ifadeyle ve kılıcını savurmaya devam etti. Zavallı yaşlı adam daha uyanamadan ölmüştü bile. Neden bu adamı öldürmemi istedi acaba...kimseye zararı varmış gibi görünmüyor. Belkide buradaki yetkililerden birisidir, aman her neyse işte.
-
Alenthas
- Forum Yöneticisi
- Posts: 2670
- Joined: Thu Oct 04, 2007 10:00 am
- Location: Innsmouth
- Contact:
Kara cübbeli adam tekrar ortaya çıktı. Karanlıkların efendisi bu durumdan sıkılmaya başlamıştı. En kısa zamanda bu şeyden -artık her neyse- kurtulması gerektiğini de aklının başka bir köşesine not etti.
Kara cübbeli adamın konuşmasına dahi izin vermeden hiddetle boğazına yapıştı "Beni mi izliyorsun seni sefil köle!" diyerek duvara çarptı. Birden vücudundaki karıncalanmayla adamı bıraktı ve geri çekilip titremeye başladı. "Bana ne yaptın?!"
"Bazı şeylerin açığa çıkması gerekiyor, Thereon," dedi alayla. Ardından durup tepkisini bekledi.
Karanlıkların efendisi kılıcını nara atarak tüm nefretiyle kara cübbeli adama salladı. Fakat kara cübbeli adam birden yok olmuştu. Karanlıkların efendisi ne olduğunu bile anlayamadan sisler etrafında tekrar belirdi. Tekrar görebildiğinde kendisini Burtha salonlarında buldu. Fakat bu sefer yolu tarif edecek kimse yoktu. Kara cübbeli adamın gelip yolu göstermesini bekledi fakat kimse gelmemişti...
Kara cübbeli adamın konuşmasına dahi izin vermeden hiddetle boğazına yapıştı "Beni mi izliyorsun seni sefil köle!" diyerek duvara çarptı. Birden vücudundaki karıncalanmayla adamı bıraktı ve geri çekilip titremeye başladı. "Bana ne yaptın?!"
"Bazı şeylerin açığa çıkması gerekiyor, Thereon," dedi alayla. Ardından durup tepkisini bekledi.
Karanlıkların efendisi kılıcını nara atarak tüm nefretiyle kara cübbeli adama salladı. Fakat kara cübbeli adam birden yok olmuştu. Karanlıkların efendisi ne olduğunu bile anlayamadan sisler etrafında tekrar belirdi. Tekrar görebildiğinde kendisini Burtha salonlarında buldu. Fakat bu sefer yolu tarif edecek kimse yoktu. Kara cübbeli adamın gelip yolu göstermesini bekledi fakat kimse gelmemişti...
-
Alenthas
- Forum Yöneticisi
- Posts: 2670
- Joined: Thu Oct 04, 2007 10:00 am
- Location: Innsmouth
- Contact:
Dört yolun birleştiği yere geldiğinde yaptıklarını düşünmek için gereğinden fazla zamanı olmuştu. Yaşlı barbarı öldürürken sergilediği garip hareketlere bir türlü anlam veremiyordu. Çok kolay bir görevdi ve ona sanki çok zor bir şeymiş gibi verilmesi, onunla dalga geçilmesi sinirlerini bozmuştu belkide.
Sol muydu? Evet, geçen seferde sol taraftan geçmişlerdi. Buraya geldikten sonra gerisi kolay tabii...
Ne kadar yürüdüğünü hatırlamıyordu, fakat o kadar sıkıcıydı ki sanki bir hafta geçmiş gibi geliyordu ona. Sonunda devasa bir kapının önüne geldiğinde soluklandı. Ellerini yavaşça kapıya doğru uzatmıştı. Arkasından sislerin oluştuğunu ve bu sislerin arasından tekrar o kara cübbeli adamın belirdiğini görmemişti bile. Elleriyle kapıya dokunduğunda vücuduna bir enerji akımının geçtiğini hissetti. Kapı hareket dahi etmemişti ve karanlıkların efendisi şimdi kötü derecede yaralanmıştı. Arkasından gelen kahkaha sesiyle kılıcını çıkartarak kara cübbeli adamla yüzleşti.
"Sen! Yine neyin peşindesin?"
"Yanlış kapı Thereon," dedi kara cübbeli kıkırdayarak. "Bir canlı buraya ayak bastığında koridorların yeri değişir. Bir defa sol taraftan gitmen her zaman o taraftan gitmeni gerektirmez. Girmemen gereken bir yer olduğu zaman böyle olur ve burasıda aynen tarif ettiğim gibi, girmemen gereken bir yer."
"Peki sen nereden gideceğini nasıl biliyorsun?"
"Ben Burtha'nın efendileri tarafından kutsandım. Sadece benim ve onların görebileceği işaretler var duvarlarda. şimdi anlıyor musun neden ben senden üstünüm? Hım?"
Kara cübbeli adam havalanarak kollarını iki yana açtı. "Aslında seni burada ölüme terkederdim, ya da en azından uzun süre deli gibi dolaşıp dururdun. Fakat Essun seni görmek istiyor ve sabrı tükeniyor. Ã?abuk olsan iyi edersin, yoksa gazabına uğrayabilirsin," dedikten sonra kahkahasına devam etti. "Ana salona ulaştıktan sonra dümdüz ilerlersen Essun'un odasını bulabilirsin."
Kara cübbeli adam gittikten sonra karanlıkların efendisi kendi kendine söylendi "Güzel numara, şaklaban... Sen sadece kralın şaklabanı, bir hokkabazı olabilirsin. Ve ben bir hokkabaza karşı yenilmeyeceğim..."
Sol muydu? Evet, geçen seferde sol taraftan geçmişlerdi. Buraya geldikten sonra gerisi kolay tabii...
Ne kadar yürüdüğünü hatırlamıyordu, fakat o kadar sıkıcıydı ki sanki bir hafta geçmiş gibi geliyordu ona. Sonunda devasa bir kapının önüne geldiğinde soluklandı. Ellerini yavaşça kapıya doğru uzatmıştı. Arkasından sislerin oluştuğunu ve bu sislerin arasından tekrar o kara cübbeli adamın belirdiğini görmemişti bile. Elleriyle kapıya dokunduğunda vücuduna bir enerji akımının geçtiğini hissetti. Kapı hareket dahi etmemişti ve karanlıkların efendisi şimdi kötü derecede yaralanmıştı. Arkasından gelen kahkaha sesiyle kılıcını çıkartarak kara cübbeli adamla yüzleşti.
"Sen! Yine neyin peşindesin?"
"Yanlış kapı Thereon," dedi kara cübbeli kıkırdayarak. "Bir canlı buraya ayak bastığında koridorların yeri değişir. Bir defa sol taraftan gitmen her zaman o taraftan gitmeni gerektirmez. Girmemen gereken bir yer olduğu zaman böyle olur ve burasıda aynen tarif ettiğim gibi, girmemen gereken bir yer."
"Peki sen nereden gideceğini nasıl biliyorsun?"
"Ben Burtha'nın efendileri tarafından kutsandım. Sadece benim ve onların görebileceği işaretler var duvarlarda. şimdi anlıyor musun neden ben senden üstünüm? Hım?"
Kara cübbeli adam havalanarak kollarını iki yana açtı. "Aslında seni burada ölüme terkederdim, ya da en azından uzun süre deli gibi dolaşıp dururdun. Fakat Essun seni görmek istiyor ve sabrı tükeniyor. Ã?abuk olsan iyi edersin, yoksa gazabına uğrayabilirsin," dedikten sonra kahkahasına devam etti. "Ana salona ulaştıktan sonra dümdüz ilerlersen Essun'un odasını bulabilirsin."
Kara cübbeli adam gittikten sonra karanlıkların efendisi kendi kendine söylendi "Güzel numara, şaklaban... Sen sadece kralın şaklabanı, bir hokkabazı olabilirsin. Ve ben bir hokkabaza karşı yenilmeyeceğim..."
Who is online
Users browsing this forum: No registered users and 1 guest
