Safir'in Arayışı
Safir'in Arayışı
Safir’in Arayışı
Yaşlı büyücü dev kütüphaneden ayrılırken eski püskü masada unutulmuş bir kitabı fark etti. Ağır aksak ilerleyip kitabı masadan aldı ve ona uygun bir rafa yerleştirdi. Sonra kütüphaneden çıkıp kapısını kilitledi.
Misat’ta o gece korkunç bir fırtına vardı. Yaşlı adam koridordaki pencereden dışarı bakıp: “İki gecedir dinmedi bu fırtına.” diye düşündü.
Odasına çekildi. Cübbesini çıkardı ve düzgünce katlayıp yatağının yanındaki sandalyeye koydu. Aynadaki kırışık yüzüne baktı. Gülümseyerek: “Politikayı hiç bırakmamaıydım.” dedi ve yattı.
Sabah olunca günlük işlerini halletmesi için hizmetkarını çağırdı. Hizmatkarının adı Tomas’dı. Daha on yaşındaydı. Çok gevezeydi, ama dürüst bir çocuktu.
“Efendi Olren, ne arzu edersiniz kahvaltınızda?” diye sordu Tomas.
“Her zamankinden, evlat.” dedi Olren sakince.
Gökyüzündeki simsiyah bulutlar halkı iyice telaşlandırıyordu. Misat’taki Hikker’e tapan Tapınak’ın baş büyücüleri toplantı salonunda yüce başkanı bekliyorlardı. Yaklaşık bir süre sonra da Yüce Başkan Olren de toplantı salonuna adım attı.
Sırayla masadaki büyücüleri inceledi. Bir kişi yoktu. Sakince: “Büyücü Safiel nerede?” diye sordu.
Yaşlı büyücü dev kütüphaneden ayrılırken eski püskü masada unutulmuş bir kitabı fark etti. Ağır aksak ilerleyip kitabı masadan aldı ve ona uygun bir rafa yerleştirdi. Sonra kütüphaneden çıkıp kapısını kilitledi.
Misat’ta o gece korkunç bir fırtına vardı. Yaşlı adam koridordaki pencereden dışarı bakıp: “İki gecedir dinmedi bu fırtına.” diye düşündü.
Odasına çekildi. Cübbesini çıkardı ve düzgünce katlayıp yatağının yanındaki sandalyeye koydu. Aynadaki kırışık yüzüne baktı. Gülümseyerek: “Politikayı hiç bırakmamaıydım.” dedi ve yattı.
Sabah olunca günlük işlerini halletmesi için hizmetkarını çağırdı. Hizmatkarının adı Tomas’dı. Daha on yaşındaydı. Çok gevezeydi, ama dürüst bir çocuktu.
“Efendi Olren, ne arzu edersiniz kahvaltınızda?” diye sordu Tomas.
“Her zamankinden, evlat.” dedi Olren sakince.
Gökyüzündeki simsiyah bulutlar halkı iyice telaşlandırıyordu. Misat’taki Hikker’e tapan Tapınak’ın baş büyücüleri toplantı salonunda yüce başkanı bekliyorlardı. Yaklaşık bir süre sonra da Yüce Başkan Olren de toplantı salonuna adım attı.
Sırayla masadaki büyücüleri inceledi. Bir kişi yoktu. Sakince: “Büyücü Safiel nerede?” diye sordu.
Last edited by catboy on Tue May 13, 2008 7:42 am, edited 2 times in total.
“Sakın korkma, Safiel. Bu sadece bir gökgürültüsü. Annen yanında. Seni koruyacağım.” demişti annesi Arafel oğluna sıkı sıkı sarılırken.
“Anne, bana bir daha bababmı anlatır mısın?” diye sormuştu Safiel gözleri yaşlı.
“Babanın adı Serferal’dı. Büyük bir büyücüydü. Haklının yanındaydı. Hep içi iyilik doluydu. Her zaman barıştan yanaydı.” diye anlatmaya başladı annesi.
“Peki şimdi nerde? Neden yanımızda değil?” diye sordu Safiel. Ağladı ağlayacaktı.
“Yarın doğum günüm. Tek dileğim bir kez olsun babama sarılabilmek.” diye devam etti.
Birden Safiel kendini bir ağaca yaslanırken buldu. On yaşındaki bedeninde değildi. Yirmi yaşındaydı. Kırmızı bir cübbe giyiyordu. Elinde üç elmaslı asa vardı. Yakınında birbirlerine sarılarak uyuyan elf çiftine baktı.
Onların yanlarına gitti: “Hadi uyanın tembeller. Daha çok yolumuz var.”
Ama elfler uyanmadılar. Safiel birden tedirgin oldu: “Algenia, koş Huor ve Minna’ya bir şey olmuş.”
Ama Algenia’dan ses gelmedi. Arkasından biri yaklaştı.
“Beni bir kere öldürmüştün. O vakit geldiğinde sana yemin etmiştim. Sana yakın olan herkesi öldüreceğime dair.”
“Hayır! Gerrfer yapma bunu.” diye bağırdı Safiel. Ama Gerrfer sırıtmasını sürdürerek: “Sen bir lanetsin, Safiel! Ölüm taşıyan bir hastalıksın. Yok edilmesi gereken bir yaratıksın. Tanrıların kararlarına boyun eğmen gerektiğini anlaman için daha kaç tane tanıdığının ölmesini istiyorsun. Annen öldü, baban öldü. sana inanan üç - beş dostun hepsi ölürken bana yalvardılar.”
“Belki de sen haklısın. Herkes benden nefret ediyor. Beni seven ve bana inananlar da artık yaşamıyor. Evet, ben bir lanetim.” dedi Safiel.
Birden Safiel yumuşacık yatağında doğrulduğunda gördüklerinin basit bir rüya olduğunu anlaması fazla uzun sürmedi: “Neyseki hepsi geride kaldı.” dedi ve yatağından doğruldu.
“Anne, bana bir daha bababmı anlatır mısın?” diye sormuştu Safiel gözleri yaşlı.
“Babanın adı Serferal’dı. Büyük bir büyücüydü. Haklının yanındaydı. Hep içi iyilik doluydu. Her zaman barıştan yanaydı.” diye anlatmaya başladı annesi.
“Peki şimdi nerde? Neden yanımızda değil?” diye sordu Safiel. Ağladı ağlayacaktı.
“Yarın doğum günüm. Tek dileğim bir kez olsun babama sarılabilmek.” diye devam etti.
Birden Safiel kendini bir ağaca yaslanırken buldu. On yaşındaki bedeninde değildi. Yirmi yaşındaydı. Kırmızı bir cübbe giyiyordu. Elinde üç elmaslı asa vardı. Yakınında birbirlerine sarılarak uyuyan elf çiftine baktı.
Onların yanlarına gitti: “Hadi uyanın tembeller. Daha çok yolumuz var.”
Ama elfler uyanmadılar. Safiel birden tedirgin oldu: “Algenia, koş Huor ve Minna’ya bir şey olmuş.”
Ama Algenia’dan ses gelmedi. Arkasından biri yaklaştı.
“Beni bir kere öldürmüştün. O vakit geldiğinde sana yemin etmiştim. Sana yakın olan herkesi öldüreceğime dair.”
“Hayır! Gerrfer yapma bunu.” diye bağırdı Safiel. Ama Gerrfer sırıtmasını sürdürerek: “Sen bir lanetsin, Safiel! Ölüm taşıyan bir hastalıksın. Yok edilmesi gereken bir yaratıksın. Tanrıların kararlarına boyun eğmen gerektiğini anlaman için daha kaç tane tanıdığının ölmesini istiyorsun. Annen öldü, baban öldü. sana inanan üç - beş dostun hepsi ölürken bana yalvardılar.”
“Belki de sen haklısın. Herkes benden nefret ediyor. Beni seven ve bana inananlar da artık yaşamıyor. Evet, ben bir lanetim.” dedi Safiel.
Birden Safiel yumuşacık yatağında doğrulduğunda gördüklerinin basit bir rüya olduğunu anlaması fazla uzun sürmedi: “Neyseki hepsi geride kaldı.” dedi ve yatağından doğruldu.
“Bu fırtına bulutları iyiye işaret değil.” dedi Büyücü Kers. “Bu durumun bizzat benim kuracağım ekiple araştırılmasından yanayım. Hikker’e olan borcumuz çok fazla. Bunun farkındayız. Ama tarlalarımız yok edilirken Misat halkı Hikker’in ilk emri olan “Çalış ve Hak et.” emrine nasıl uyabilir ki?”
“Sözlerinize dikkat edin, Sayın Kers.” dedi sert bir sesle Büyücü Beess. “Ne olursa olsun inandığımız Tanrı’dan bu şekilde suçlar nitelikte konuşmaya hakkınız yok.”
“Biraz sessiz olmaya ne dersiniz?” diye bir ses geldi toplantı kapısının önünden. Sessiz ve zor duyulan bir sesti.
“Safiel, toplantı başlayalı bir saat oldu. Nerelerdeydin? Çok endişelendim.” dedi bir bayan büyücü. Masadan kalkıp Safiel’e doğru yürüdü.
“Bayan Galdeel. Lütfen yerinize oturabilir misiniz?” dedi emir veren bir tonla Yüce Başkan Olren.
“Özür dilerim, efendim.” dedi sarı bukleleriyle oynarken ellerinin titremesine hakim olamayan Galdeel.
“Bu toplantı salonunda bulunan her büyücünün ve benim yıllardan beri yönettiğim Tapınak’ın bazı uyulması gereken kuralları olduğunu ne zaman hatırlayacaksın, Safiel?” diye azar edercesine konuştu Olren.
“Belki de bazı kuralların daha özgürlükçü bir anlayışta değiştirilmesi lazım.” dedi safeil kısık bir sesle.
“Beni buraya başkan olayım diye en çok uğraşanlardan biri sendin, Safiel. Ve zamanın ne kadar değerli olduğunu benden daha iyi bilmen lazım. O halde bu gereksiz tartışmaya bir son verelim ve hemen seni yerine alalım.” dedi Olren daha yüksek bir sesle.
“Tabi ki de.” dedi Safiel hala aynı kısık sesiyle.
“Sözlerinize dikkat edin, Sayın Kers.” dedi sert bir sesle Büyücü Beess. “Ne olursa olsun inandığımız Tanrı’dan bu şekilde suçlar nitelikte konuşmaya hakkınız yok.”
“Biraz sessiz olmaya ne dersiniz?” diye bir ses geldi toplantı kapısının önünden. Sessiz ve zor duyulan bir sesti.
“Safiel, toplantı başlayalı bir saat oldu. Nerelerdeydin? Çok endişelendim.” dedi bir bayan büyücü. Masadan kalkıp Safiel’e doğru yürüdü.
“Bayan Galdeel. Lütfen yerinize oturabilir misiniz?” dedi emir veren bir tonla Yüce Başkan Olren.
“Özür dilerim, efendim.” dedi sarı bukleleriyle oynarken ellerinin titremesine hakim olamayan Galdeel.
“Bu toplantı salonunda bulunan her büyücünün ve benim yıllardan beri yönettiğim Tapınak’ın bazı uyulması gereken kuralları olduğunu ne zaman hatırlayacaksın, Safiel?” diye azar edercesine konuştu Olren.
“Belki de bazı kuralların daha özgürlükçü bir anlayışta değiştirilmesi lazım.” dedi safeil kısık bir sesle.
“Beni buraya başkan olayım diye en çok uğraşanlardan biri sendin, Safiel. Ve zamanın ne kadar değerli olduğunu benden daha iyi bilmen lazım. O halde bu gereksiz tartışmaya bir son verelim ve hemen seni yerine alalım.” dedi Olren daha yüksek bir sesle.
“Tabi ki de.” dedi Safiel hala aynı kısık sesiyle.
“Belki de Olren haklıdır. Biraz Misat’tan uzaklaşmak iyi gelecektir.” dedi Galdeel.
Eve dönmüşlerdi. Galdeel bir kaç elbesiyi katlayıp elbise dolabına yerleştiriyordu.
Safiel, Galdeel ipeksi yüzüne baktı. Sonra onun sarı saçlarını severken: “Uzun yıllar uzaktım herkesten. Hayır, hiç bir yere gitmeyeceğim. Burdayım sonuna kadar.” dedi.
“Ama bazen beni korkutuyorsun. Kabusların her gece seni rahatsız etmeye devam ediyor.”
“Bir daha kabus yok.” dedi Safiel kesin bir dilde.
“İyi o zaman. Biraz kocalık yap ve bana Pazar yerine gidip sana vereceğim listedekileri al.” dedi Galdeel.
“Bunu başaksından da isteyebilirsin. Hemn benim başka bir işim var, Galdeel.” dedi Safiel.
“Yine oraya mı gideceksin yoksa?” diye sordu Galdeel.
“Hayır, bu sefer bende olmaması gereken ama hala bende olan bir emaneti iade etmeye gidiyorum” dedi ve odadan çıktı.
Galdeel peşinden gitti ve: “Safir, dikkatli ol.” dedi ve onun yanağından öptü.
“Bana o isimle seslenme. O geçmişi ardımda bıraktım.” dedi Safiel.
“Geçmişimizden kaçamayız. Eğer geçmişinden gerçekten de kaçmış olsaydın benimle bir daha karşılaşamazdın.” dedi Galdeel.
“Haklısın her zamanki gibi.” dedi Safiel gülümseyerek ve Galdeel’in dudağından öptü.
Eve dönmüşlerdi. Galdeel bir kaç elbesiyi katlayıp elbise dolabına yerleştiriyordu.
Safiel, Galdeel ipeksi yüzüne baktı. Sonra onun sarı saçlarını severken: “Uzun yıllar uzaktım herkesten. Hayır, hiç bir yere gitmeyeceğim. Burdayım sonuna kadar.” dedi.
“Ama bazen beni korkutuyorsun. Kabusların her gece seni rahatsız etmeye devam ediyor.”
“Bir daha kabus yok.” dedi Safiel kesin bir dilde.
“İyi o zaman. Biraz kocalık yap ve bana Pazar yerine gidip sana vereceğim listedekileri al.” dedi Galdeel.
“Bunu başaksından da isteyebilirsin. Hemn benim başka bir işim var, Galdeel.” dedi Safiel.
“Yine oraya mı gideceksin yoksa?” diye sordu Galdeel.
“Hayır, bu sefer bende olmaması gereken ama hala bende olan bir emaneti iade etmeye gidiyorum” dedi ve odadan çıktı.
Galdeel peşinden gitti ve: “Safir, dikkatli ol.” dedi ve onun yanağından öptü.
“Bana o isimle seslenme. O geçmişi ardımda bıraktım.” dedi Safiel.
“Geçmişimizden kaçamayız. Eğer geçmişinden gerçekten de kaçmış olsaydın benimle bir daha karşılaşamazdın.” dedi Galdeel.
“Haklısın her zamanki gibi.” dedi Safiel gülümseyerek ve Galdeel’in dudağından öptü.
Last edited by catboy on Thu Jun 19, 2008 12:31 am, edited 1 time in total.
Uzun bir yolculuktan sonra Safiel Veryer Gölü’ne varmıştı. Biraz ilerleyince eski püskü bir kulübeyi fark etti. Oraya doğru ilerledi. Kulübenin arka taraflarında birinin mezarı vardı. Mezar olduğu taşlardan yapılan kubbenin üzerindeki ahşaptaki yazıdan anlaşıyordu.
“Burada Yaşlı Heres yatmaktadır.”
Safiel mezara yaklaştı. Taşlara yavaşça dokundu: “Heres. Haklıydın. Gerçekten de zorlu ve bir o kadar da tehlikeli bir görevdi.” dedi.
“Artık uzun zamandır ertelediğim bir şeyi yapacağım. Hala benim cebimde o. Ama yakında onu gerçek sahibine ulaştıracağım.” dedi sonra ve birden ağlamaya başladı.
“Sana bir defa olsun amca diyemedim. Babamı gerçekten tanıyan tek kişi sendin ve hiç bir zaman senin babamım öz kardeşi olduğunu bilmedim. Lütfen bana yol göster. Bu emanet ben de olduğu sürece huzur bulamayacağım. Ama nerden başlamam gerektiğini bilmiyorum.”
Mezara iyice sarıldı. Taşları öyle bir sıktı ki elleri kanadı. Gece boyu mezarın başından ayrılmadı.
“Burada Yaşlı Heres yatmaktadır.”
Safiel mezara yaklaştı. Taşlara yavaşça dokundu: “Heres. Haklıydın. Gerçekten de zorlu ve bir o kadar da tehlikeli bir görevdi.” dedi.
“Artık uzun zamandır ertelediğim bir şeyi yapacağım. Hala benim cebimde o. Ama yakında onu gerçek sahibine ulaştıracağım.” dedi sonra ve birden ağlamaya başladı.
“Sana bir defa olsun amca diyemedim. Babamı gerçekten tanıyan tek kişi sendin ve hiç bir zaman senin babamım öz kardeşi olduğunu bilmedim. Lütfen bana yol göster. Bu emanet ben de olduğu sürece huzur bulamayacağım. Ama nerden başlamam gerektiğini bilmiyorum.”
Mezara iyice sarıldı. Taşları öyle bir sıktı ki elleri kanadı. Gece boyu mezarın başından ayrılmadı.
Reven’de o akşam fırtına çıkmıştı. Hendir: “Bu sıradan fırtına bulutları değil...” diye düşündü.
Reven’in girişindeki gözcü kulelerinin birinde nöbetçiydi o akşam. Birden ilerde bir siluetin yaklaştığını fark etti. Kırmızı cibbeli biriydi gelen.
“Büycü Safiel... Reven’e hoş geldiniz. Bu fırtınalı bir akşamda Reven’e gelmenizin sebebi ne?” diye sordu Hendir.
“Ziyaretler...” diye geçiştirdi Safiel.
Bir saat sonra Mezarlığa varmıştı. Arkasından gelen birini önce fark etmedi. Bu Arferel’di. Algenia’nın annesi ve Yüksek elflerin kraliçesi.
“Bu sefer mezarlığı bulman kolay olmuş.” dedi Arferel.
“Evet, efendim. Ben de uzun süredir erteyediğim ziyareti gerçekleştireyim dedim. Biliyorsunuz yirmi yıl oldu.”
“Yirmi yıl oldu. Haklısın. Kızım öleli tam yirmi yıl oldu. Algenia’sız geçirdiğim o her güne lanet olsun ki tam yirmi yıl geçti.” dedi Arferel öfkeyle.
“Lütfen böyle demeyin. Tanrıları kızdırmanın bir alemi yok.” dedi Safiel sakince.
“Diyene bak. Sen ne zaman Tanrıları düşündün ki Safiel?” diye sordu Arferel.
“Unutmayın ki bundan elli yıl öncesini, Teyze.” dedi Safiel ve mezarlığa girdi. “şimdi biraz beni yalnız bırakırsanız sevinirim Kuzenimle biraz baş başa kalmak istiyorum.”
“Sen hiç bir zaman elf tarafını kabul etmedin, Safiel. Bana teyze derken ki nefretin hala belli oluyor.” dedi Arferel ve geri döndü.
“Ben bir elf değilim. Ben bir insanım.” dedi Safiel sessizce ve yürümeye devam etti.
Reven’in girişindeki gözcü kulelerinin birinde nöbetçiydi o akşam. Birden ilerde bir siluetin yaklaştığını fark etti. Kırmızı cibbeli biriydi gelen.
“Büycü Safiel... Reven’e hoş geldiniz. Bu fırtınalı bir akşamda Reven’e gelmenizin sebebi ne?” diye sordu Hendir.
“Ziyaretler...” diye geçiştirdi Safiel.
Bir saat sonra Mezarlığa varmıştı. Arkasından gelen birini önce fark etmedi. Bu Arferel’di. Algenia’nın annesi ve Yüksek elflerin kraliçesi.
“Bu sefer mezarlığı bulman kolay olmuş.” dedi Arferel.
“Evet, efendim. Ben de uzun süredir erteyediğim ziyareti gerçekleştireyim dedim. Biliyorsunuz yirmi yıl oldu.”
“Yirmi yıl oldu. Haklısın. Kızım öleli tam yirmi yıl oldu. Algenia’sız geçirdiğim o her güne lanet olsun ki tam yirmi yıl geçti.” dedi Arferel öfkeyle.
“Lütfen böyle demeyin. Tanrıları kızdırmanın bir alemi yok.” dedi Safiel sakince.
“Diyene bak. Sen ne zaman Tanrıları düşündün ki Safiel?” diye sordu Arferel.
“Unutmayın ki bundan elli yıl öncesini, Teyze.” dedi Safiel ve mezarlığa girdi. “şimdi biraz beni yalnız bırakırsanız sevinirim Kuzenimle biraz baş başa kalmak istiyorum.”
“Sen hiç bir zaman elf tarafını kabul etmedin, Safiel. Bana teyze derken ki nefretin hala belli oluyor.” dedi Arferel ve geri döndü.
“Ben bir elf değilim. Ben bir insanım.” dedi Safiel sessizce ve yürümeye devam etti.
Gulthar, Reven’den ayrılmadan önce Safiel’le görüşmek istemişti.
“Yakında Hostan’a gideceğim. Artık orman elflerinin bir kısmı eski şehirlerine tekrar dönmüşler.” dedi Gulthar.
“Hostan’ın eskisi gibi olması için Misat da gerekn yardımı yapacaktır.” dedi Safiel.
“Bu arada Safiel, hala eşim Arferel’le arandaki sorunlar var. Bu durum daha ne kadar sürecek?” diye sordu yüksek elf kralı Gulthar.
“Aramızda bir sorun yok, efendim. Sadece kızının ölümünün suçunu hala bana atan birine karşı kendimi savunmaktan sıkıldım.” dedi Safiel.
“Kızım Algenia’nın ölümünün seninle alakası olmadığını ikimiz de biliyoruz. O druid bozması kızımın ölümünden suçlu. Bir gün bunun hesabını verecek.” dedi öfkeyle Gulthar.
“Elessar gerektiği zaman işlediği tüm günahların hesabını verecek.” dedi Safiel.
“Yakında Hostan’a gideceğim. Artık orman elflerinin bir kısmı eski şehirlerine tekrar dönmüşler.” dedi Gulthar.
“Hostan’ın eskisi gibi olması için Misat da gerekn yardımı yapacaktır.” dedi Safiel.
“Bu arada Safiel, hala eşim Arferel’le arandaki sorunlar var. Bu durum daha ne kadar sürecek?” diye sordu yüksek elf kralı Gulthar.
“Aramızda bir sorun yok, efendim. Sadece kızının ölümünün suçunu hala bana atan birine karşı kendimi savunmaktan sıkıldım.” dedi Safiel.
“Kızım Algenia’nın ölümünün seninle alakası olmadığını ikimiz de biliyoruz. O druid bozması kızımın ölümünden suçlu. Bir gün bunun hesabını verecek.” dedi öfkeyle Gulthar.
“Elessar gerektiği zaman işlediği tüm günahların hesabını verecek.” dedi Safiel.
Safiel, cebinden çıkarttığı soluk mavi renkli taşı inceliyordu. Bu taşı yıllar önce Atalente’ye yolu düştüğünde deniz elflerini yüce kralı Par-Tesa tarafından verilmişti.
“Dikkatli bak.” demişti Par-Tesa o zaman.
O zamanlar üzerinde pek kafa yormazdı. Hatta deniz elflerinin kralının diğer grubundaki kişilere verdikleri hediyelere bakıp da imrenmişti. Neden bana basit bir taş parçası verdi ki diye düşünmüştü.
Ama bu taşı aldıktan bir kaç ay sonra yolu Reven’e düşmüştü. Orda yüksek elf Gulthar’dan taşın Serferal’a ait olduğunu öğrenmişti. Serferal Safiel’in hiç görmediği babasıydı.
Serferal Misat’taki Hikker’e tapan Tarikat’ın baş büyücülerindendi. Çok yardımsever ve iyi biriydi. O zamanlarda Tarikat’ın Hikker’e olan inancı zayıflamış, daha fazla güç peşinde koşar olmuşlardı. Serferal her zaman Tarikat’ın eskisi olması için gayret gösterse de düzenin iyice bozulması yakındı. Sonunda tüm kıtayı baştan başa dolaşmaya karar verdi. Reven’e vardığında şehre hayran kaldı. Uzun yıllar oradan ayrılamadı. O zamanın yüksek elf kralının kızı Arafel’e aşık oldu.
Arafel’in ablası Arferel, Gulthar isimli bir elf beyiyle evlenmişti. Algenia isimli hırçın, yerinde durmayan ve macera meraklısı bir kızı vardı. Ama yine de gizliden gizliye Serferal’a aşıktı. Ama Serferal Gulthar’ın dostuydu ve onun eşini de bir kardeşi gibi görüyordu.
Sonunda Serferal ve Arafel evlendiler. Bir kaç yıl sonra bir kızları oldu. İsmini Theresa koydular. Ama Theresa on altı yaşına bastığında kötü bir olay yaşandı. Theresa iki gün arandıktan sonra gölde boğulmuş bir halde bulundu.
Veryer Gölü’ne yakın bir kulübede oturan Yaşkı Heres olayın gerçek yüzünü biliyordu. Bunu Gulthar ve Serferal’la paylaştı. Theresa’yı teyzesi Arferel öldürmüştü. Serferal acıyı kalbine gömdü ve o sırada yeni çocuğuna hamile olan Arafel’e gereçği söylemedi.
Serferal yien de Reven’de kalamayacaklarını fark etti ve eşi Arafel’i alıp Misat’a geri döndü. Orda hoş karşılanmayacağın bilincindeydi. Tarikat’ın kurallarına göre başka ırktan biriyle evlenmek yasaktı. Tarikat Serferal’ı tüm insanların yaşadığı şehirlere ayak basamama cezası verdiler. Ama eşi Arafel’i de bırakmadılar.
Tarikat çok güçlü bir kara büyü uyguladı ve Arafel’in ve yeni doğan oğlunun tüm elf kanını yok ettiler. Arafel artık bir elf özelliklerinden mahrum olmuştu. Oğlu da aynı şekilde normal bir insana dönüşmüştü.
Uzun bir süre Arafel oğlu Safiel’e tek başına baktı. Ama maddi sıkıntılara dayanadı ve Kerrher isminde bir büyücüyle evlendi. Kerrher’in Gerrfer isminde bir oğlu vardı. Gerrfer hep Safiel’le dalga geçti.
Safiel çok meraklı bir çocuktu. En çok ejderhaları merak ediyordu. Ã?vey babası Kerrher’e hep büyü ve masallarda duyduklarıyla ilgili sorular sorup onu bunaltıyordu.
Yıllar geçti ve Safiel büyüdü. Gerrfer büyücülük akademisine kabul edilmişti ve Kerrher oğluna sadece yeryüzünde üç tane yapılan özel yüzüklerden birini hediye etmişti. Diğer ikisine ne olduğunu kimse bilmiyordu. Ama Misat’ta Kerrher’in büyük babasının korumasındaydı. şimdi de oğluna geçmişti.
Bir yıl sonra da Arafel ateşlendi ve bir daha yatağından kalkamadı. Safiel annesi defnedilene kadar başından ayrılmadı.
şimdi Safiel cebinden çıkarttığı taşa bakıp: “Baba, bir gün sana bunu ulaştıracağım. Tüm hayatıma mal olsa da arayışım ne tür tehlikeleri getirse de umrumda değil seni bulacağım ve emaneti iade edeceğim.”
“Dikkatli bak.” demişti Par-Tesa o zaman.
O zamanlar üzerinde pek kafa yormazdı. Hatta deniz elflerinin kralının diğer grubundaki kişilere verdikleri hediyelere bakıp da imrenmişti. Neden bana basit bir taş parçası verdi ki diye düşünmüştü.
Ama bu taşı aldıktan bir kaç ay sonra yolu Reven’e düşmüştü. Orda yüksek elf Gulthar’dan taşın Serferal’a ait olduğunu öğrenmişti. Serferal Safiel’in hiç görmediği babasıydı.
Serferal Misat’taki Hikker’e tapan Tarikat’ın baş büyücülerindendi. Çok yardımsever ve iyi biriydi. O zamanlarda Tarikat’ın Hikker’e olan inancı zayıflamış, daha fazla güç peşinde koşar olmuşlardı. Serferal her zaman Tarikat’ın eskisi olması için gayret gösterse de düzenin iyice bozulması yakındı. Sonunda tüm kıtayı baştan başa dolaşmaya karar verdi. Reven’e vardığında şehre hayran kaldı. Uzun yıllar oradan ayrılamadı. O zamanın yüksek elf kralının kızı Arafel’e aşık oldu.
Arafel’in ablası Arferel, Gulthar isimli bir elf beyiyle evlenmişti. Algenia isimli hırçın, yerinde durmayan ve macera meraklısı bir kızı vardı. Ama yine de gizliden gizliye Serferal’a aşıktı. Ama Serferal Gulthar’ın dostuydu ve onun eşini de bir kardeşi gibi görüyordu.
Sonunda Serferal ve Arafel evlendiler. Bir kaç yıl sonra bir kızları oldu. İsmini Theresa koydular. Ama Theresa on altı yaşına bastığında kötü bir olay yaşandı. Theresa iki gün arandıktan sonra gölde boğulmuş bir halde bulundu.
Veryer Gölü’ne yakın bir kulübede oturan Yaşkı Heres olayın gerçek yüzünü biliyordu. Bunu Gulthar ve Serferal’la paylaştı. Theresa’yı teyzesi Arferel öldürmüştü. Serferal acıyı kalbine gömdü ve o sırada yeni çocuğuna hamile olan Arafel’e gereçği söylemedi.
Serferal yien de Reven’de kalamayacaklarını fark etti ve eşi Arafel’i alıp Misat’a geri döndü. Orda hoş karşılanmayacağın bilincindeydi. Tarikat’ın kurallarına göre başka ırktan biriyle evlenmek yasaktı. Tarikat Serferal’ı tüm insanların yaşadığı şehirlere ayak basamama cezası verdiler. Ama eşi Arafel’i de bırakmadılar.
Tarikat çok güçlü bir kara büyü uyguladı ve Arafel’in ve yeni doğan oğlunun tüm elf kanını yok ettiler. Arafel artık bir elf özelliklerinden mahrum olmuştu. Oğlu da aynı şekilde normal bir insana dönüşmüştü.
Uzun bir süre Arafel oğlu Safiel’e tek başına baktı. Ama maddi sıkıntılara dayanadı ve Kerrher isminde bir büyücüyle evlendi. Kerrher’in Gerrfer isminde bir oğlu vardı. Gerrfer hep Safiel’le dalga geçti.
Safiel çok meraklı bir çocuktu. En çok ejderhaları merak ediyordu. Ã?vey babası Kerrher’e hep büyü ve masallarda duyduklarıyla ilgili sorular sorup onu bunaltıyordu.
Yıllar geçti ve Safiel büyüdü. Gerrfer büyücülük akademisine kabul edilmişti ve Kerrher oğluna sadece yeryüzünde üç tane yapılan özel yüzüklerden birini hediye etmişti. Diğer ikisine ne olduğunu kimse bilmiyordu. Ama Misat’ta Kerrher’in büyük babasının korumasındaydı. şimdi de oğluna geçmişti.
Bir yıl sonra da Arafel ateşlendi ve bir daha yatağından kalkamadı. Safiel annesi defnedilene kadar başından ayrılmadı.
şimdi Safiel cebinden çıkarttığı taşa bakıp: “Baba, bir gün sana bunu ulaştıracağım. Tüm hayatıma mal olsa da arayışım ne tür tehlikeleri getirse de umrumda değil seni bulacağım ve emaneti iade edeceğim.”
Safir Pervelon kıtasına ayak bastığında ilk başlarda kıtanın soğuk iklimine alışmakta çok zorlandı. Huhp Dağları’ndaki barbar şehrine doğru yola koyuldu. Buranın barbarları Arvelir Kıtasındaki barbarlardan hem dil hem de kültür yönünden çok farklıydılar. Bir kere burdaki barbarlar büyüden nefret ederdi. Usta avcılardı ve daha ilkellerdi. Ã?öllerle dolu Arvelir kıtasındaki barbarlar da şaman büyülerinde ustalaşmışlardı. Tüm köylerine tehditkar totemler dikip bölgelerini koruma altına alırlardı.
Meur Köyü diğer barbar köylerinden daha kalabalıktı. Bir gece orda kalıp ertesi sabah Huhp Dağları’nın eteklerine kurdukları ana şehre doğru yola çıkmayı planlıyordu Safiel.
Safiel bu barbarların diğer ırklarla fazla iletişime girmediklerini biliyorduç Onun için yanında taşıdığı çeşit çeşit birbirinden ilginç taşlar ve takılarla barbarların ilgisini çekti. Buradaki madenlerin çoğu cücelerin ve goblinlerin elindeydi. Zaten barbarlar pek madencilikten da anlamazlardı. Ama hangi taşın daha değerli olduğunu da anlarlardı hemen. Köyün şefinin karısına hediye ettiği Roza taşlı kolye sayesinde Safiel o gece enfes bir yemek yedi ve rahat bir uyku çekti. Ama uyumadan önce geç vakitlere kadar köyün şefine diğer kıtalardan birkaç haber verdi. şefin çoğu şeyden haberi yoktu ve Safiel analttıkça daha da meraklanıyordu. Ama sonunda Safiel anlatmaktan yorulunca şef de uyuması için çadırına gitmesine izin verdi.
Sabah olunca da şefin karısının kendi elleriyle diktiği paltoyu sırtına geçirdi ve çantasına bir dolu yemek depoladı. Sonra da köyün çocukları arkasında köyden ayrıldı. Ã?ocuklar uzun süre peşini bırakmadı. Bir daha gelip gelmeyeceğini merak ediyorlardı. Ama Safiel’e kalsa bu soğuk kıtaya adımını atmazdı. İçinden eski dostu Gnom Lydronk’un yıllarca burada nasıl yaşayabildiğini de düşünmeden edemedi.
Gnomlar da bu kıtada yaşıyorlardı. Ama Safiel’in gideceğin yerin yakınından geçmiyordu. Yoska merak ettiği bir yerdi gnomların yaşadığı yer. Ama artık başka sefereydi. Ã?ünkü daha önemli işleri vardı.
Meur Köyü diğer barbar köylerinden daha kalabalıktı. Bir gece orda kalıp ertesi sabah Huhp Dağları’nın eteklerine kurdukları ana şehre doğru yola çıkmayı planlıyordu Safiel.
Safiel bu barbarların diğer ırklarla fazla iletişime girmediklerini biliyorduç Onun için yanında taşıdığı çeşit çeşit birbirinden ilginç taşlar ve takılarla barbarların ilgisini çekti. Buradaki madenlerin çoğu cücelerin ve goblinlerin elindeydi. Zaten barbarlar pek madencilikten da anlamazlardı. Ama hangi taşın daha değerli olduğunu da anlarlardı hemen. Köyün şefinin karısına hediye ettiği Roza taşlı kolye sayesinde Safiel o gece enfes bir yemek yedi ve rahat bir uyku çekti. Ama uyumadan önce geç vakitlere kadar köyün şefine diğer kıtalardan birkaç haber verdi. şefin çoğu şeyden haberi yoktu ve Safiel analttıkça daha da meraklanıyordu. Ama sonunda Safiel anlatmaktan yorulunca şef de uyuması için çadırına gitmesine izin verdi.
Sabah olunca da şefin karısının kendi elleriyle diktiği paltoyu sırtına geçirdi ve çantasına bir dolu yemek depoladı. Sonra da köyün çocukları arkasında köyden ayrıldı. Ã?ocuklar uzun süre peşini bırakmadı. Bir daha gelip gelmeyeceğini merak ediyorlardı. Ama Safiel’e kalsa bu soğuk kıtaya adımını atmazdı. İçinden eski dostu Gnom Lydronk’un yıllarca burada nasıl yaşayabildiğini de düşünmeden edemedi.
Gnomlar da bu kıtada yaşıyorlardı. Ama Safiel’in gideceğin yerin yakınından geçmiyordu. Yoska merak ettiği bir yerdi gnomların yaşadığı yer. Ama artık başka sefereydi. Ã?ünkü daha önemli işleri vardı.
Palto yeterince sıcak tutsa da Safiel’in bedeni bu kadar soğuğa dayanamamıştı ve ateşlenmişti Safiel. Yolda yüyürken sendelemeye başlamıştı. Dayandığı üç elmaslı asasına baktı. Bu asa Safiel’e üvey babası Kerrher tarafından verilmişti. Kerrher gizliden gizliye Hikker’e ibadet etmeyi bırakmış ve daha güç peşinde koşmaya başlamıştı. Sonunda da Esten’e tapmaya başlamıştı.
Misat’taki düzenin bozulmasının nedenlerinden en önemlisi de buydu. O zaman daha yüce başkan olmamıştı Olren. Kerrher’in planlarına karşı koyanlardan biriydi. Ama sonunda pes edip büyüyü bile bırakıp Misat’tan ayrılmıştı.
Böylece yaşlı Yüce Başkan dışında Kerrher’in planlarını bozabilecek güçte biri kalmamıştı. Yüce Başkan da çok yaşlanmıştı. Yakında kendisinden sonra Yüce Başkan olacak kişiyi seçmesi gerekiyordu. Ã?oğunluk bu kişinin Kerrher olacağına kesin gözüyle bakıyordu. Ama Başkan, Kerrher’in yaptıklarının çoğundan haberi olmasa da onun başkan olmaya aday biri olmadığının farkındaydı.
Kerrher Safiel’e asayı verdikten sonra Reks’in yaratıkları olarak da bilinen Pervelon’dan buraya getirilmiş olan goblin birliklerinin başına geçip bir kaç köye saldırı düzenlemesini istedi. Dediğine göre bu köyler artık Tarikat’a vergilerini ödemiyordu. Ama bu sadece görünen sebepti. Asıl Kerrher’in Safiel’den istediği bu köylerden birinde saklandığını duyduğu küçük bir kızı bulup getirmediydi.
Safiel goblinlerin ne kadar acımasız yaratıklar olduğunu anladığında iş işten geçmişti. Ele geçirdikleri yaşlıları ve erkekleri acımadan öldürdüklerine şahit olmuştu. Üçüncü köye yapılans aldırının ardından Gerrfer, Safiel’in yanına geldi. Uzun bir yolculuktan ve babasının ona verdiği gizli görevden dönmüştü. Safiel Gerrfer’in gizli görevinin ne olduğunu bilmiyordu.
Gerrfer, Arvelir kıtasına şaman barbarların köylerinden birinde yaşayan bir çocuğu bulmaya gitmişti. Ama tüm köyleri yağmalayıp, her yeri karış karış arasa da çocuğu bulamamıştı.
Safiel’in kader yolunu belirleyecek olaylardan en önemlisi tam olarak Safiel geleceğini bu kadar etkileyeceğini tahmin etmese de burda gerçekleşmişti. Gerrfer, Safiel’in bastıkları köye vardığında Kecer isimli bir goblin aranılan kıza benziyen bir kız getirmişti. Çok benzese de aranılan kız o değildi. Kecer keyiflenmişti bu habere ve küçük kızı akşamki eğlencesi olacağını söylemişti. Küçük kız Safiel’e yalvaran gözlerle bakmıştı. Ama Gerrfer’in onu çağırmasıyla hayatı boyunca pişmanlık duyacağı şeyi yaptı ve küçük kızı Kecer’in yanında bıraktı.
Küçük kızın kaderi bilinmez; ama Safiel bir daha Kecer’le karşılacaktı. Gerrfer, Safiel’i korsanların yakaladığı yeni esirleri göstermeye götürmüştü. Kerrher, Loy Adası’nda yaşayan korsanların lordu Barbassoyla anlaşma yapmıştı. Korsanlar Kerrher’in pis işlerine aynı goblinler gibi yardım edeceklerini bildirdiler. Ama Korsan Lordu Barbasso’nun düşündüğü gibi olmayacaktı olaylar.
Safiel, Gerrfer’den esirlerin orman elfi olduğunu öğrendi. Erkek olanı Polantes adında tüm kıtalardan uzakta yer alan eskiden Reks’in kalesi olarak bilinen şimdilerde hapishane olarak kullanılan adaya götürülmüştü. Kadın olansa Gerrfer’in Safiel’e hediyesiydi.
“Babamıza koşulsuz sadakatinin hediyesi sadece küçük kardeşim.” demişti Gerrfer.
Ama Safiel çadırda yalnız kaldıklarında aslında Orman Elfi Prensesi olan Minna’ yla olduğunu bilmiyordu. Minna’nın hüzünlü gözlerine baktığında Safiel çok etkilenmişti ve ona yardım edip büyülü iplerini çözdü.
Safiel’in bu yaptığı zaten en başından beri üç elmaslı asanın asıl sahibinin kendi olduğunu düşünen Gerrfer’in işine çok yaradı. Onu hain olarak adlandırdı ve elindeki asaya el koyup Polantes’e yolladı. Zorla korsan gemisine bindirilen Safiel, Kecer’in muhafazası altında Polantes’e götürülmüştü.
Üç elmaslı asayı tekrar Safiel’in Gerrfer’den geri alması zor olmuştu. Bu asanın gücü ilerideki maceralarında çok işine yaramıştı. Ama şimdi karlı yollarda o asaya dayanmış bir vaziyette daha ne kadar süre onu cehennem sıcağıyla yakan ateşine dayanabileceğinin derdindeydi.
Misat’taki düzenin bozulmasının nedenlerinden en önemlisi de buydu. O zaman daha yüce başkan olmamıştı Olren. Kerrher’in planlarına karşı koyanlardan biriydi. Ama sonunda pes edip büyüyü bile bırakıp Misat’tan ayrılmıştı.
Böylece yaşlı Yüce Başkan dışında Kerrher’in planlarını bozabilecek güçte biri kalmamıştı. Yüce Başkan da çok yaşlanmıştı. Yakında kendisinden sonra Yüce Başkan olacak kişiyi seçmesi gerekiyordu. Ã?oğunluk bu kişinin Kerrher olacağına kesin gözüyle bakıyordu. Ama Başkan, Kerrher’in yaptıklarının çoğundan haberi olmasa da onun başkan olmaya aday biri olmadığının farkındaydı.
Kerrher Safiel’e asayı verdikten sonra Reks’in yaratıkları olarak da bilinen Pervelon’dan buraya getirilmiş olan goblin birliklerinin başına geçip bir kaç köye saldırı düzenlemesini istedi. Dediğine göre bu köyler artık Tarikat’a vergilerini ödemiyordu. Ama bu sadece görünen sebepti. Asıl Kerrher’in Safiel’den istediği bu köylerden birinde saklandığını duyduğu küçük bir kızı bulup getirmediydi.
Safiel goblinlerin ne kadar acımasız yaratıklar olduğunu anladığında iş işten geçmişti. Ele geçirdikleri yaşlıları ve erkekleri acımadan öldürdüklerine şahit olmuştu. Üçüncü köye yapılans aldırının ardından Gerrfer, Safiel’in yanına geldi. Uzun bir yolculuktan ve babasının ona verdiği gizli görevden dönmüştü. Safiel Gerrfer’in gizli görevinin ne olduğunu bilmiyordu.
Gerrfer, Arvelir kıtasına şaman barbarların köylerinden birinde yaşayan bir çocuğu bulmaya gitmişti. Ama tüm köyleri yağmalayıp, her yeri karış karış arasa da çocuğu bulamamıştı.
Safiel’in kader yolunu belirleyecek olaylardan en önemlisi tam olarak Safiel geleceğini bu kadar etkileyeceğini tahmin etmese de burda gerçekleşmişti. Gerrfer, Safiel’in bastıkları köye vardığında Kecer isimli bir goblin aranılan kıza benziyen bir kız getirmişti. Çok benzese de aranılan kız o değildi. Kecer keyiflenmişti bu habere ve küçük kızı akşamki eğlencesi olacağını söylemişti. Küçük kız Safiel’e yalvaran gözlerle bakmıştı. Ama Gerrfer’in onu çağırmasıyla hayatı boyunca pişmanlık duyacağı şeyi yaptı ve küçük kızı Kecer’in yanında bıraktı.
Küçük kızın kaderi bilinmez; ama Safiel bir daha Kecer’le karşılacaktı. Gerrfer, Safiel’i korsanların yakaladığı yeni esirleri göstermeye götürmüştü. Kerrher, Loy Adası’nda yaşayan korsanların lordu Barbassoyla anlaşma yapmıştı. Korsanlar Kerrher’in pis işlerine aynı goblinler gibi yardım edeceklerini bildirdiler. Ama Korsan Lordu Barbasso’nun düşündüğü gibi olmayacaktı olaylar.
Safiel, Gerrfer’den esirlerin orman elfi olduğunu öğrendi. Erkek olanı Polantes adında tüm kıtalardan uzakta yer alan eskiden Reks’in kalesi olarak bilinen şimdilerde hapishane olarak kullanılan adaya götürülmüştü. Kadın olansa Gerrfer’in Safiel’e hediyesiydi.
“Babamıza koşulsuz sadakatinin hediyesi sadece küçük kardeşim.” demişti Gerrfer.
Ama Safiel çadırda yalnız kaldıklarında aslında Orman Elfi Prensesi olan Minna’ yla olduğunu bilmiyordu. Minna’nın hüzünlü gözlerine baktığında Safiel çok etkilenmişti ve ona yardım edip büyülü iplerini çözdü.
Safiel’in bu yaptığı zaten en başından beri üç elmaslı asanın asıl sahibinin kendi olduğunu düşünen Gerrfer’in işine çok yaradı. Onu hain olarak adlandırdı ve elindeki asaya el koyup Polantes’e yolladı. Zorla korsan gemisine bindirilen Safiel, Kecer’in muhafazası altında Polantes’e götürülmüştü.
Üç elmaslı asayı tekrar Safiel’in Gerrfer’den geri alması zor olmuştu. Bu asanın gücü ilerideki maceralarında çok işine yaramıştı. Ama şimdi karlı yollarda o asaya dayanmış bir vaziyette daha ne kadar süre onu cehennem sıcağıyla yakan ateşine dayanabileceğinin derdindeydi.
Peresar şehrinde kargaşa çıkmıştı. Safiel’in anladığı kadarıyla önemli birisi öldürülmüştü. Neyseki ordaki barbarlar Safiel’e şüpheyle yaklaşmadılar ve en iyi şifacılarına götürdüler. Burdaki barbarlar büyüyle değil binbir çeşit bitkiden yaptıkları ilaçlarla şifa bulurlardı.
Onları kendilerini yöneten şeflerine, kışın binbir zorlukla dağlarda yol alıp avlanan avcılarına, savaşta onlara savunan savaşçılarına ve şifacılarına en çok saygı duyarlardı. Büyüye karşı da her zaman soğuk oldukları için her genç olgunluk zamanına geldiğinde seçebilecekleri dört hedef olurdu.
Yönetimde şeflerinin yanında yer almak isteyenleri zeki ve bilgili olması gerekirdi ki çoğunluğun pek düşünmediği bir hedefti bu. Gençlerin çoğu ya avcı olup köylerine et ve kürk getirmenin ya da asker olup köylerini savunmanın daha saygı duyulacak bir iş olacağını düşünürdü. Barbarlarda en önemli zenginlik kazanılan saygıydı.
Çoka z bir kısmı da kıtayı dolaşıp yeni yerler keşfedip haritalar çıkarmayı ya da bilinmedik bitki türlerinin neye yaradığını öğrenip büyük bir şifacı olmayı kendilerine hedef seçerlerdi ki bunlar gerçekten de hatır sayılacak büyük bir keşif yaptıklarında şef tarafından büyük ödüller alırlardı.
Safiel iki yaşlı şifacının verdiği ilaçlar sayesinde akşamına kendine gelmişti. Sonra da Peresar ve tüm burdaki barbar köylerinin kralı II. Verimus’un huzuruna çıktı.
Onları kendilerini yöneten şeflerine, kışın binbir zorlukla dağlarda yol alıp avlanan avcılarına, savaşta onlara savunan savaşçılarına ve şifacılarına en çok saygı duyarlardı. Büyüye karşı da her zaman soğuk oldukları için her genç olgunluk zamanına geldiğinde seçebilecekleri dört hedef olurdu.
Yönetimde şeflerinin yanında yer almak isteyenleri zeki ve bilgili olması gerekirdi ki çoğunluğun pek düşünmediği bir hedefti bu. Gençlerin çoğu ya avcı olup köylerine et ve kürk getirmenin ya da asker olup köylerini savunmanın daha saygı duyulacak bir iş olacağını düşünürdü. Barbarlarda en önemli zenginlik kazanılan saygıydı.
Çoka z bir kısmı da kıtayı dolaşıp yeni yerler keşfedip haritalar çıkarmayı ya da bilinmedik bitki türlerinin neye yaradığını öğrenip büyük bir şifacı olmayı kendilerine hedef seçerlerdi ki bunlar gerçekten de hatır sayılacak büyük bir keşif yaptıklarında şef tarafından büyük ödüller alırlardı.
Safiel iki yaşlı şifacının verdiği ilaçlar sayesinde akşamına kendine gelmişti. Sonra da Peresar ve tüm burdaki barbar köylerinin kralı II. Verimus’un huzuruna çıktı.
II. Verimus bir süre konuşmadan Safiel’i süzdü. Yapılı ve uzun boylu bir adamdı. Gözleri yeşildi ki bu barbarlarda nadir bulunan bir özellikti. Dış dünaynın sorunları pek onu alakadar etmezdi. Ama bugünlerde garip şeyler olmaktaydı. Geçen gece yardımcılarından Beril’in ölümünün ardındaki sır perdesi hala çözülmüş değildi. Soğuklarda hala geçmemiş; hatta gün geçtikçe hava daha da soğur olmuştu.
“Bir gezginin bu soğuk diyarda ne işi ola ki?” diye sordu sonunda.
Safiel oldukça bir kibar dille konuşmaya çalışarak: “Sadece arayışım beni nereye sürüklerse oraya gidiyorum.” dedi.
“Arayış dediğin şey ne ola ki acaba? Belki sana bir yardımım dokunur. şu aralar başımda bin bir türlü dert arasında seinle uğraşamayabilirim belki; ama aradığın şey neymiş merak ettim.”
“Bir eşya değildir aradığım. Birini arıyorum. Adının Gereg olduğunu söylediler bana. Ã?ğrendiğim kadarıyla usta bir avcıymış.”
“Gereg gelmiş geçmiş bizim kıtada yaşamış tüm canlılar arasındaki en usta avcılardan biridir. En son iki yıl önce şehrimi ziyarete gelmiştir ki bu nadir yaptığı bir şeydir. Genelde kalabalık yerleşim yerlerini sevmez. Senin gibi birinin böyle biriyle ne işi ola ki?”
“O avcı benim yıllardan beri aradığım birinin yerini biliyor. Gereg beni ona götürecek.” diye açıkladı Safiel.
“Ã?yle olsun o zaman.” dedi barbar kral ve yanındaki adamına kendi dillerinde bir şeyler söyledi. Adamı kralın sözlerini dinledikten sonra çadırdan ayrıldı.
“Gereg’in yerini ben bilmiyorum. Ama onun yerini bilebilcek birini tanıyorum.” dedi Kral Safiel’e.
Bir süre sonra demin çadırdan çıkan adam geri döndü. Arkasında biri vardı. Esmer saçlı, uzun boylu genç bir kadın.
“Beni mi çağırmıştınız, Kralım?” dedi kadın ve dizlerini kırarak eğildi.
“Evet, Seren. Bu gezgin Gereg’i arıyor yani babanı. Onun şu anda nerede olduğunu biliyor musun?”
“Evet, biliyorum. Ama sizin de bildiğiniz gibi babam yalnız başına olmaktan hoşlanıyor ve şehre gelmeyi istemiyor.”
“Biliyorum, Seren. Peki gezgini ona götürebilir misin?” diye sordu Kral.
Seren bir süre yanıt vermedi. Gezgini incelemeye başladı. Safiel de Seren’in kahverengi gözlerine bakıyordu. İçinde bir şeyler kıpırdanmıştı. Sanki uzun süredir hasret kaldığı bir duyguyu yaşıyordu.
“Ama akşama bir fırtına gelecektir ki bir hafta bile sürebileceğini söylüyordu Yaşlı Geregor.” dedi Seren. Hala gözlerini gezginden ayıramıyordu.
“Bir hafta fazla uzun bir süre değil. O vakte kadar şehirde kalmama izin verirseniz fırtına dinince yola çıkabiliriz.” dedi Safiel.
“Benim için bir sorun yok. İstediğin kadar burada kalabilirsin.” dedi Kral II. Verimus.
“O zaman benim için de bir sorun yok.” dedi Seren.
“Bir gezginin bu soğuk diyarda ne işi ola ki?” diye sordu sonunda.
Safiel oldukça bir kibar dille konuşmaya çalışarak: “Sadece arayışım beni nereye sürüklerse oraya gidiyorum.” dedi.
“Arayış dediğin şey ne ola ki acaba? Belki sana bir yardımım dokunur. şu aralar başımda bin bir türlü dert arasında seinle uğraşamayabilirim belki; ama aradığın şey neymiş merak ettim.”
“Bir eşya değildir aradığım. Birini arıyorum. Adının Gereg olduğunu söylediler bana. Ã?ğrendiğim kadarıyla usta bir avcıymış.”
“Gereg gelmiş geçmiş bizim kıtada yaşamış tüm canlılar arasındaki en usta avcılardan biridir. En son iki yıl önce şehrimi ziyarete gelmiştir ki bu nadir yaptığı bir şeydir. Genelde kalabalık yerleşim yerlerini sevmez. Senin gibi birinin böyle biriyle ne işi ola ki?”
“O avcı benim yıllardan beri aradığım birinin yerini biliyor. Gereg beni ona götürecek.” diye açıkladı Safiel.
“Ã?yle olsun o zaman.” dedi barbar kral ve yanındaki adamına kendi dillerinde bir şeyler söyledi. Adamı kralın sözlerini dinledikten sonra çadırdan ayrıldı.
“Gereg’in yerini ben bilmiyorum. Ama onun yerini bilebilcek birini tanıyorum.” dedi Kral Safiel’e.
Bir süre sonra demin çadırdan çıkan adam geri döndü. Arkasında biri vardı. Esmer saçlı, uzun boylu genç bir kadın.
“Beni mi çağırmıştınız, Kralım?” dedi kadın ve dizlerini kırarak eğildi.
“Evet, Seren. Bu gezgin Gereg’i arıyor yani babanı. Onun şu anda nerede olduğunu biliyor musun?”
“Evet, biliyorum. Ama sizin de bildiğiniz gibi babam yalnız başına olmaktan hoşlanıyor ve şehre gelmeyi istemiyor.”
“Biliyorum, Seren. Peki gezgini ona götürebilir misin?” diye sordu Kral.
Seren bir süre yanıt vermedi. Gezgini incelemeye başladı. Safiel de Seren’in kahverengi gözlerine bakıyordu. İçinde bir şeyler kıpırdanmıştı. Sanki uzun süredir hasret kaldığı bir duyguyu yaşıyordu.
“Ama akşama bir fırtına gelecektir ki bir hafta bile sürebileceğini söylüyordu Yaşlı Geregor.” dedi Seren. Hala gözlerini gezginden ayıramıyordu.
“Bir hafta fazla uzun bir süre değil. O vakte kadar şehirde kalmama izin verirseniz fırtına dinince yola çıkabiliriz.” dedi Safiel.
“Benim için bir sorun yok. İstediğin kadar burada kalabilirsin.” dedi Kral II. Verimus.
“O zaman benim için de bir sorun yok.” dedi Seren.
Last edited by catboy on Thu Jun 19, 2008 12:40 am, edited 1 time in total.
Bir hafta sonra Seren ve Safiel yola çıkmışlardı. İki gün boyunca dağlarda hedef gözekmezsizin yürüdüler. En azından Safiel öyle düşünüyordu. Sanki kız ayaklarına bırakmıştı her işi. Ayakları onu nereye götürürse o oraya gidiyor gibiydi. Ama üç gün sonra dağın arasındaki pek bilinmeyen bir vadiye varmışlardı. Vadinin adı Luar’dı. Pek girilmeye cesaret edilmeyen bir yerdi burası.
Vadinin ortasında donmuş bir göl bulunuyordu. Gölün kıyısında da bir kulübe vardı.
“Yaşamak için ne huzurlu bir yer.” diye alay edercesine konuştu Safiel.
Seren bir şey demedi. Yola devam etti. Yavaşça gölüm kenarından kulübeye doğru yürüdüler.
“Babam burayı on beş yıl önce bulmuştu. Bazı zamanlarda burada kalırdı. Yine burada kaldığı bir geceye denk gelmişizdir umarım.” dedi Seren bir süre sonra.
“Gereg’i burada bulamama gibi bir olasılığımızın olduğundan hiç bahsetmemiştin.” dedi Safiel sinirlenerek.
“şimdi bahsettim işte.” dedi Seren soğuk bir sesle ve kulübenin kapısını açtı.
Vadinin ortasında donmuş bir göl bulunuyordu. Gölün kıyısında da bir kulübe vardı.
“Yaşamak için ne huzurlu bir yer.” diye alay edercesine konuştu Safiel.
Seren bir şey demedi. Yola devam etti. Yavaşça gölüm kenarından kulübeye doğru yürüdüler.
“Babam burayı on beş yıl önce bulmuştu. Bazı zamanlarda burada kalırdı. Yine burada kaldığı bir geceye denk gelmişizdir umarım.” dedi Seren bir süre sonra.
“Gereg’i burada bulamama gibi bir olasılığımızın olduğundan hiç bahsetmemiştin.” dedi Safiel sinirlenerek.
“şimdi bahsettim işte.” dedi Seren soğuk bir sesle ve kulübenin kapısını açtı.
Kulübenin içi karanlık ve rutubetliydi. Seren iki adet mum getirdi ve onları yaktı.
“Anlaşılan avcı baban bu sene buraya uğramamış.” dedi Safiel. Etraf tozluydu. Belli ki uzun süredir kimse buraya uğramamıştı.
Gece olduğunda kulübenin içi daha da soğuk olmuştu. Seren pek fazla konuşkan biri değildi. Aslında bu Safiel için pek fazla sorun olmuyordu. Ã?ünkü kendisi de oldukça sessiz biriydi. Uzun bir müddet sonra sessizliği Seren bozdu: “Buralara kadar gelip babamı aradığına göre peşinde olduğu kişi senin için çok önemli olmalı?”
“Evet. O kişi benim babam. Ve en son Gereg ile görüştüğüne dair bir kaç duyum aldım. Ondan buralardayım.” dedi Safiel.
“Baban da senin gibi bir büyücü mü?” diye sordu Seren.
“Evet. Usta bir büyücüymüş. Misat’ın gelmiş geçmiş en iyi büyücülerinden biriymiş.”
“Mişli konuşutuğuna göre onu hiç görmedin herhalde.”
“Doğru. Ben doğmadan Misat’tan ayrılmak zorunda kalmış. Bir daha başına ne geldiğini kimse bilmiyor. Ama tek bildiğim Atalente’ye gidip Ulu Par-Tesa ile konuştuğu. Ona emanet olarak küçük bir taş bırakmış. Yıllar önce yolum deniz elflerinin şehrine düştüğünde Par-Tesa bana bunu vermişti.” dedi Safiel. Cebinden çıkarttığı mavi rekli soluk bir taşı gösterdi.
“Büyülü bir taşa benziyor. Ne işe yarıyor biliyor musun?”
“Hayır. Ã?ğrenmek de istemedim. Tek amacım bu taşı babama geri vermek.”
“Par-Tesa’ya bıraktığına göre pek mühim bir eşyası değilmiş.”
“Bence oldukça önemli. Altında sadece dolunay ışığı altında okunabilen bir kaç eski yazı var. Par-Tesa’nın bu yazıyı okuyabildiğine eminim. Ama bana anlatmadığına göre benim çözmemi istiyordu yazıyı.”
Seren, Safiel’e iyice yaklaşmıştı: “Peki Misat’ta bir sevdiğin var mı?”
“Evet. İsmi Galdeel.”
“Biraz ondan bahsetsene.”
“Sapsarı ipek gibi saçları vardır. Oldukça iyimser ve düşünceli biridir. O da benim gibi Misat’taki Hikker’e bağlı Tarikatının baş büyücülerinden biridir.”
“Peki onu gerçekten seviyor musun?” diye sordu Galdeel.
Safiel birden tereddüt etti. Sonra: “Evet.” diyebildi.
Seren iyice Safiel’e yaklaşmıştı: “Sence o senin sevgini hak ediyor mu?”
“Sevgimi mi?” diye sordu Safiel.
Seren parmaklarıyla Safiel’in dudağını kapattı: “Artık konuşma. İçindeki ateşi hissetmiyor musun? Başından beri gözlerini benden kaçırıyorsun. Sence de artık bazı şeyleri birbirimize itiraf etmenin sırası gelmedi mi?”
“Ama biz sadece...”
Safiel sözlerini tamamlayamadı. Seren ile uzun bir süre öpüştüler.
“Bu kulübede ısınmanın ancak bir yolu var.” dedi Seren gülümseyerek.
Sabah olduğunda Safiel yavaşça gözlerini açtı. İlk defa rüyaları birbirinden huzurluydu. Meyve bahçelerinde dolaşıyordu. Annesini ve kız kardeşini görmüştü. Onların mutlu olduklarını görünce içi rahatlamıştı. Sol omzuna doğru yatan kızın saçlarıyla farkında olmadan oynuyordu. Birden saçlarının sarı değil simsiyah olduğunu görünce nerde olduğunu hatırladı.
Seren hala uyuyordu. Safiel’in içini bir pişmanlık duygusu doldurdu.
Birden kulübenin kapısı açıldı. Ama gelen kimse yoktu. Safiel hızla kulübeden dışarı çıktı. Hava hala soğuktu. Kar aralıksız yağıyordu. Yerde bir zarf vardı. Onu eline aldığında zarfın arkasında “Keirmer” yazını okudu. Keirmer ismi yabancı gelmiyordu. Ama bu soğukta kafası pek çalışmadığından hatırlayamadı. Merakla zarfı açtı ve içindeki mektubu okumaya başladı.
“Anlaşılan avcı baban bu sene buraya uğramamış.” dedi Safiel. Etraf tozluydu. Belli ki uzun süredir kimse buraya uğramamıştı.
Gece olduğunda kulübenin içi daha da soğuk olmuştu. Seren pek fazla konuşkan biri değildi. Aslında bu Safiel için pek fazla sorun olmuyordu. Ã?ünkü kendisi de oldukça sessiz biriydi. Uzun bir müddet sonra sessizliği Seren bozdu: “Buralara kadar gelip babamı aradığına göre peşinde olduğu kişi senin için çok önemli olmalı?”
“Evet. O kişi benim babam. Ve en son Gereg ile görüştüğüne dair bir kaç duyum aldım. Ondan buralardayım.” dedi Safiel.
“Baban da senin gibi bir büyücü mü?” diye sordu Seren.
“Evet. Usta bir büyücüymüş. Misat’ın gelmiş geçmiş en iyi büyücülerinden biriymiş.”
“Mişli konuşutuğuna göre onu hiç görmedin herhalde.”
“Doğru. Ben doğmadan Misat’tan ayrılmak zorunda kalmış. Bir daha başına ne geldiğini kimse bilmiyor. Ama tek bildiğim Atalente’ye gidip Ulu Par-Tesa ile konuştuğu. Ona emanet olarak küçük bir taş bırakmış. Yıllar önce yolum deniz elflerinin şehrine düştüğünde Par-Tesa bana bunu vermişti.” dedi Safiel. Cebinden çıkarttığı mavi rekli soluk bir taşı gösterdi.
“Büyülü bir taşa benziyor. Ne işe yarıyor biliyor musun?”
“Hayır. Ã?ğrenmek de istemedim. Tek amacım bu taşı babama geri vermek.”
“Par-Tesa’ya bıraktığına göre pek mühim bir eşyası değilmiş.”
“Bence oldukça önemli. Altında sadece dolunay ışığı altında okunabilen bir kaç eski yazı var. Par-Tesa’nın bu yazıyı okuyabildiğine eminim. Ama bana anlatmadığına göre benim çözmemi istiyordu yazıyı.”
Seren, Safiel’e iyice yaklaşmıştı: “Peki Misat’ta bir sevdiğin var mı?”
“Evet. İsmi Galdeel.”
“Biraz ondan bahsetsene.”
“Sapsarı ipek gibi saçları vardır. Oldukça iyimser ve düşünceli biridir. O da benim gibi Misat’taki Hikker’e bağlı Tarikatının baş büyücülerinden biridir.”
“Peki onu gerçekten seviyor musun?” diye sordu Galdeel.
Safiel birden tereddüt etti. Sonra: “Evet.” diyebildi.
Seren iyice Safiel’e yaklaşmıştı: “Sence o senin sevgini hak ediyor mu?”
“Sevgimi mi?” diye sordu Safiel.
Seren parmaklarıyla Safiel’in dudağını kapattı: “Artık konuşma. İçindeki ateşi hissetmiyor musun? Başından beri gözlerini benden kaçırıyorsun. Sence de artık bazı şeyleri birbirimize itiraf etmenin sırası gelmedi mi?”
“Ama biz sadece...”
Safiel sözlerini tamamlayamadı. Seren ile uzun bir süre öpüştüler.
“Bu kulübede ısınmanın ancak bir yolu var.” dedi Seren gülümseyerek.
Sabah olduğunda Safiel yavaşça gözlerini açtı. İlk defa rüyaları birbirinden huzurluydu. Meyve bahçelerinde dolaşıyordu. Annesini ve kız kardeşini görmüştü. Onların mutlu olduklarını görünce içi rahatlamıştı. Sol omzuna doğru yatan kızın saçlarıyla farkında olmadan oynuyordu. Birden saçlarının sarı değil simsiyah olduğunu görünce nerde olduğunu hatırladı.
Seren hala uyuyordu. Safiel’in içini bir pişmanlık duygusu doldurdu.
Birden kulübenin kapısı açıldı. Ama gelen kimse yoktu. Safiel hızla kulübeden dışarı çıktı. Hava hala soğuktu. Kar aralıksız yağıyordu. Yerde bir zarf vardı. Onu eline aldığında zarfın arkasında “Keirmer” yazını okudu. Keirmer ismi yabancı gelmiyordu. Ama bu soğukta kafası pek çalışmadığından hatırlayamadı. Merakla zarfı açtı ve içindeki mektubu okumaya başladı.
Keirmer druid tarikatının tarikat üyeleri dışında başka kimselerin girmesinin yasak olduğu şehirlerinin adıydı. Safiel mektubu okuduktan sonra bir süre bir şey diyemeden bekledi.
Sonra “Bu mektubu bana Elessar yollamış olmalı.” diye düşündü.
Elessar druidlerin şu anki lideriydi.
“Yaşlı Heres’in mezarının olduğu yerde bekleniyormuşum. Hem de acilmiş. Benden başka kişilere yollanmış bu mektup. Acaba orman elflerinin kralı Huor’a da gelmiş midir bu mektuptan? Belki de Lydronk’a...”
Birden Seren’in uyurken çıkarttığı mırıltıyla kendine geldi. Seren’e baktı: “Özgünüm. Arayışımda bana iyi bir yoldaş oldun. İkimiz de istesek de fazlası olamazdı. Olmamalı zaten. Ama işim bitince geri gelip seni bulacağım. Ã?ünkü bir sözüm var. şimdilik görüşmek üzere...”
Son Söz: Safiel’in zamanı tekrar geldi. Ölüm aşılamaz bir engel gibi gözükse de bir kere onu yenmişti. Ama şimdi ölümün labirentine girip ölümü kapatıldığı kafesten çıkartması gerekecek. Ã?ünkü kader hiç bu kadar zorlayıcı olmamıştı... Sevgiye, dostluğa ve sadakata yer olmayan bir macera onu bekliyor olacak. İhanet dolu bu yolda tek tesellisi biri olacak. Onla da daha karşılaşmadı... Ama o onu bekliyor. Hem de hiç umduğu yer ve zamanda...
Bitti... (Ama yolculuk daha yeni başlıyor...)
Sonra “Bu mektubu bana Elessar yollamış olmalı.” diye düşündü.
Elessar druidlerin şu anki lideriydi.
“Yaşlı Heres’in mezarının olduğu yerde bekleniyormuşum. Hem de acilmiş. Benden başka kişilere yollanmış bu mektup. Acaba orman elflerinin kralı Huor’a da gelmiş midir bu mektuptan? Belki de Lydronk’a...”
Birden Seren’in uyurken çıkarttığı mırıltıyla kendine geldi. Seren’e baktı: “Özgünüm. Arayışımda bana iyi bir yoldaş oldun. İkimiz de istesek de fazlası olamazdı. Olmamalı zaten. Ama işim bitince geri gelip seni bulacağım. Ã?ünkü bir sözüm var. şimdilik görüşmek üzere...”
Son Söz: Safiel’in zamanı tekrar geldi. Ölüm aşılamaz bir engel gibi gözükse de bir kere onu yenmişti. Ama şimdi ölümün labirentine girip ölümü kapatıldığı kafesten çıkartması gerekecek. Ã?ünkü kader hiç bu kadar zorlayıcı olmamıştı... Sevgiye, dostluğa ve sadakata yer olmayan bir macera onu bekliyor olacak. İhanet dolu bu yolda tek tesellisi biri olacak. Onla da daha karşılaşmadı... Ama o onu bekliyor. Hem de hiç umduğu yer ve zamanda...
Bitti... (Ama yolculuk daha yeni başlıyor...)
Who is online
Users browsing this forum: No registered users and 0 guests
