Ölüm Labirenti
Ölüm Labirenti
Buraya en son bir ay önce gelmişti. Bir ay da bir yer bu kadar mı değişir? Yaşlı Heres'in mezarı ve kulübesi gölün kenarındaydı ama kulübenin ilersine iki adet çadır kurulmuştu. Keirmer'den gelen druidlerin bu kadar çalışkan oldularını tahmin etmemişti. Onu karşılayan ayı formundaki druid şimdi normal şekline dönmüştü.
"Merhabalar, Bay Safiel. Druidlerin şefinin özellikle beklediği konuklardan birisisin. şu kırmızı çadırda bekleniyorsunuz."
"Teşekkür ederim." dedi Safiel ve kırmızı çadıra doğru yol aldı.
Elinde sıkıca tuttuğu 3 farklı renkten oluşan elmasa sahip asasıyla ilerledi. Attığı her adımda içinde bir öfke büyüyordu sanki. İçinden: "Sakın... Sakın..." diyordu.
Yavaşladı. Ã?adırın içine girmeye tereddüt etti.
"Bu kadar acil olan ne? Bu ne toplantısı şimdi? Benim kendi dertlerim varken şimdi ne diye buraya geldim ki?" diye kendine kızdı.
"Bir sorun mu var, efendim?" diye sordu yanına yaklaşan bir druid.
"Konuklar gelmeye başladı. Bu toplantıda tartışılması gereken çok şey var. Ama şefimiz sizi çadırda bekliyor. Lütfen içeri buyrun."
Safiel çadırın içine girdi. İçerde bir kartal vardı. Kartalın gözlerinden ne kadar görmüş geçirmiş olduğu anlaşılıyordu.
"Neden bir kartal, Elessar?" diye sordu Safiel.
Kartal birden normal haline dönüştü: "İsmimi hatırladığına göre beni unutamamışsın, Safir."
"Safir deme bana." dedi sert bir sesle Safiel.
"Parmaklarında o sinir bozucu yüzüğün olmadığı zamanlarda seni daha insancıl bulacağımı sanıyordum. Ama yanılmışım. Neyse bu toplantıya seni de çağırdım. Ama Misat adına değil. Ã?ünkü Misat'ı temsil etmesi için daha vatansever büyücüler ve siyasetçiler var. Genç olsalar bile çoğu bizden bile daha iyi barış ve özgürlük hususlarında özellikle."
"Peki beni nasıl buldun? Başka bir kıtadaydım. Pervelon'daydım."
"Unuttun mu? Ben artık druidlerin şefiyim. Seni bulmak inan ki en kolay işti. Ama en çok şunu merak ediyorum. O çekici avcı kızı nasıl terk edebildin mi? Hem de ona elveda bile demeden."
"Bizi mi izledin yoksa?" diye bağırdı Safiel.
"Algenia'ya da yolladım mektubu Safiel. Onla görüşüyorsun hala değil mi?"
Safiel bir süre bir şey diyemedi. Demek ki Algenia'nın ölümünden haberi yoktu 20 yıl geçtiği halde.
"Hala Reven'e bile giremiyor musun druidlerin büyük şefi?" diye alay etti Safiel.
"Sabrımı zorlama Safiel. Burdasın çünkü sana ihtiyacım var. Sandığından çok hem de."
"Sana ve druid arkadaşlarına yardım etmekten şeref duyarım. Ama izin verirsen biraz dinlenmek istiyorum toplantı başlamadan önce." dedi Safiel. Yerlere kadar eğildi ve çadırdan çıktı. Nefret dolu bir bakışı da unutmadı tabi.
"Bana ihtiyacı olduğundan değil başka bir sebepten dolayı çağırdı beni." diye düşündü Safiel.
"Acaba diğerleri de gelecek mi? Huor, Thereon ve Lydronk onlara ne oldu acaba? Uzun yıllardan beri görmedim. Onları görmeyi gerçekten de çok istiyorum."
"Merhabalar, Bay Safiel. Druidlerin şefinin özellikle beklediği konuklardan birisisin. şu kırmızı çadırda bekleniyorsunuz."
"Teşekkür ederim." dedi Safiel ve kırmızı çadıra doğru yol aldı.
Elinde sıkıca tuttuğu 3 farklı renkten oluşan elmasa sahip asasıyla ilerledi. Attığı her adımda içinde bir öfke büyüyordu sanki. İçinden: "Sakın... Sakın..." diyordu.
Yavaşladı. Ã?adırın içine girmeye tereddüt etti.
"Bu kadar acil olan ne? Bu ne toplantısı şimdi? Benim kendi dertlerim varken şimdi ne diye buraya geldim ki?" diye kendine kızdı.
"Bir sorun mu var, efendim?" diye sordu yanına yaklaşan bir druid.
"Konuklar gelmeye başladı. Bu toplantıda tartışılması gereken çok şey var. Ama şefimiz sizi çadırda bekliyor. Lütfen içeri buyrun."
Safiel çadırın içine girdi. İçerde bir kartal vardı. Kartalın gözlerinden ne kadar görmüş geçirmiş olduğu anlaşılıyordu.
"Neden bir kartal, Elessar?" diye sordu Safiel.
Kartal birden normal haline dönüştü: "İsmimi hatırladığına göre beni unutamamışsın, Safir."
"Safir deme bana." dedi sert bir sesle Safiel.
"Parmaklarında o sinir bozucu yüzüğün olmadığı zamanlarda seni daha insancıl bulacağımı sanıyordum. Ama yanılmışım. Neyse bu toplantıya seni de çağırdım. Ama Misat adına değil. Ã?ünkü Misat'ı temsil etmesi için daha vatansever büyücüler ve siyasetçiler var. Genç olsalar bile çoğu bizden bile daha iyi barış ve özgürlük hususlarında özellikle."
"Peki beni nasıl buldun? Başka bir kıtadaydım. Pervelon'daydım."
"Unuttun mu? Ben artık druidlerin şefiyim. Seni bulmak inan ki en kolay işti. Ama en çok şunu merak ediyorum. O çekici avcı kızı nasıl terk edebildin mi? Hem de ona elveda bile demeden."
"Bizi mi izledin yoksa?" diye bağırdı Safiel.
"Algenia'ya da yolladım mektubu Safiel. Onla görüşüyorsun hala değil mi?"
Safiel bir süre bir şey diyemedi. Demek ki Algenia'nın ölümünden haberi yoktu 20 yıl geçtiği halde.
"Hala Reven'e bile giremiyor musun druidlerin büyük şefi?" diye alay etti Safiel.
"Sabrımı zorlama Safiel. Burdasın çünkü sana ihtiyacım var. Sandığından çok hem de."
"Sana ve druid arkadaşlarına yardım etmekten şeref duyarım. Ama izin verirsen biraz dinlenmek istiyorum toplantı başlamadan önce." dedi Safiel. Yerlere kadar eğildi ve çadırdan çıktı. Nefret dolu bir bakışı da unutmadı tabi.
"Bana ihtiyacı olduğundan değil başka bir sebepten dolayı çağırdı beni." diye düşündü Safiel.
"Acaba diğerleri de gelecek mi? Huor, Thereon ve Lydronk onlara ne oldu acaba? Uzun yıllardan beri görmedim. Onları görmeyi gerçekten de çok istiyorum."
Gnom mektubu küçük ellerinde evirip çevirdi. Bu hafta içinde sayısız kez tekrarlamıştı bunu. Demek kısa bir aradan sonra buluşacaklardı... "Eh, umarım diğerleri de hediye getirmeyi ihmal etmemişlerdir!" diye mırıldandı kçük ağzıyla. Ã?antasında herkese bir şey vardı tabii; ama o daha büyük bir hediye götürmeyi düşünüyordu, çok daha büyük!
Oturduğu fayton hızla mesafe kat edrken, at toynakları tıkırtılarını durdurmadan gidiyordu. Hızla yol alıyorlardı. Bu hızla gittikleri takdirde, Lydronk ertesi gün bir gemiye biner, iki gün içinde Heres'in kulübesine varabilirdi. En azından Lydronk öyle düşünüyordu. Halbuki atlar, onun düşündüğünden çok daha hızlı mesafe kat ediyorlardı. Toynakların kar, buz ve taşı dövüş tıkırtıları asla kesilmiyordu! Ve gnomun unuttuğu bir şey vardı: haddinden fazla uyuyordu. Yanındaki adama saati sorduğunda adam bilmediğini söylüyordu. Lydronk ise bunun üzerine kuzeninin saatini almış olması gerektiğini söylüyordu. Gerçi güneşin yeri zaman hakkında iyi bir ipucu verebiliyordu ama bulutlar, güneşin rahat görülmesini engelliyordu.
Lydronk nihayetinde bir gemi buldu. Yolculuğun çok pahalı olduğunu söyleyerek gemiye bindi. Gemiye bindiği an, anıları canlandı. Bu gemi son derece teknolojikti, Huor'un kullanmayı becerdiklerinden çöok daha karışık gidi duruyordu. Lydronk bir günlük tutarak ve arkadaşlarına götüreceği büyük hediyeyi düşünerek gemide günlerini geçirdi...
Oturduğu fayton hızla mesafe kat edrken, at toynakları tıkırtılarını durdurmadan gidiyordu. Hızla yol alıyorlardı. Bu hızla gittikleri takdirde, Lydronk ertesi gün bir gemiye biner, iki gün içinde Heres'in kulübesine varabilirdi. En azından Lydronk öyle düşünüyordu. Halbuki atlar, onun düşündüğünden çok daha hızlı mesafe kat ediyorlardı. Toynakların kar, buz ve taşı dövüş tıkırtıları asla kesilmiyordu! Ve gnomun unuttuğu bir şey vardı: haddinden fazla uyuyordu. Yanındaki adama saati sorduğunda adam bilmediğini söylüyordu. Lydronk ise bunun üzerine kuzeninin saatini almış olması gerektiğini söylüyordu. Gerçi güneşin yeri zaman hakkında iyi bir ipucu verebiliyordu ama bulutlar, güneşin rahat görülmesini engelliyordu.
Lydronk nihayetinde bir gemi buldu. Yolculuğun çok pahalı olduğunu söyleyerek gemiye bindi. Gemiye bindiği an, anıları canlandı. Bu gemi son derece teknolojikti, Huor'un kullanmayı becerdiklerinden çöok daha karışık gidi duruyordu. Lydronk bir günlük tutarak ve arkadaşlarına götüreceği büyük hediyeyi düşünerek gemide günlerini geçirdi...
Huor, oğlu Edmond'u yanına çağırdı:
*Oğlum, benim anılarımı sana seyrettirmiştim.Hatırlıyorsun değil mi?*
15 yaşındaki genç yarı-elf önce annesine, sonra babasına baktı.
*Evet baba, hatırlıyorum.Fakat ne oldu?*
Kral, ayağa kalktı.Oğlu tam eğilecekti ki, oğlunu omzundan tuttu.
*Evlat, grup yoldaşlarım yeniden beni çağırıyorlar.Bu kez durum daha ciddî olsa gerek.Ve tahtımı, her şeyimi, şimdilik sana bırakıyorum!*
Edmond, ne olduğunu anlamaya çalıştı.Nasıl yani?Kral mı oluyordu bir süreliğine?İşin aslı ise, Huor asıl karısına, Cirindë Telrúnya Tinehtelë'ye bırakıyordu tahtını, bir insana bırakıyordu tahtını.Fakat kraliçe, oğluna hakim olacaktı.Oğlu ise tahta.İşi arka plandan kraliçe yaparken; kral, Edmond olacaktı.Yani Edmond bir şeyler öğrenecekti, devlet boş kalmayacaktı.
Genç kral Huor, (yüzünde tek bir kırışıklı bile yoktu, inanılmaz derece yakışıklı ve gençti) oğluna gülümsedi.Ardından prens, cevap verdi.
*Ben, senin yerine gidebilir miyim, baba?*
Huor ufak çapta bir kahkaha attı.Cirindë Telrúnya, yani kraliçe ise yalnızca gülümsemekle yetindi.
*Evlat, henüz 15 yaşındasın, tahta oturuyorsun, sus bence!*
Edmond sinirle isyan etti.
*Hayır baba, ben maceracı olmak istiyorum!*
Huor kahkaha attı ve Cirindë gülümseyerek oğluna bir büyü yaptı.Aslında bir nevî korku büyüsüydü bu, ardından da Huor'un yaşadıklarından bir anı gösterdi.(Ejderha'yı arbalet ile öldürürlerken) Ã?ocuk korkmuştu fakat yine de sözünün arkasındaydı.Cirindë ise hırslanmıştı.Korkması gerekiyordu!Bir büyü daha yaptı.Edmond, ayakları titremesine rağmen "Ben gideceğim!" diyordu.
Cirindë gülümsemesini yüzünden atarken, en güçlü korkutma büyüsünü yaptı.Edmond yere yatıp çığlık atmıştı.Fakat ayağa gözü yaşlı kalkarken:
*Ben gitmeliyim!* diyordu.
Huor yüzünü buzuşturdu.
*YETER EVLAT.BEN şU AN TAHTAYIM, VE BEN SANA BEN YOKKEN YARDIMCI KRAL OLMANI EMREDİYORUM!*
Ã?ocuk korkudan geri sıçramıştı.Cirindë ise hayretle bakakalmıştı.Ã?ocuk fikrinden vazgeçmişti!
*********
Huor, yeni nesil gemilerden birisine binmiş, Heres'in yanına doğru ilerliyordu.Gemiyi gayet güzel kullanabiliyordu.Buradan bir kez daha bu yöne doğru geçmişti.Minnä ile, ve onda....
Kral bu düşünceleri aklında attı.
********
Saatler sonra gemiden inmiş, uzun bir yolculuktan sonra Heres'in oraya varmıştı.İki çadır görülüyordu.Ve onu bir ayı karşılamıştı.Kral hemen Deniz Elf'lerinin ona bahşettiği yaya sarıldıysa da, ayı insan formuna dönüşünce, derin bir oh çekmişti.Korkmamıştı, ama bir saldırı, bütün her şeyi batırabilirdi.
Kırmızı çadıra götürülmüştü.İçeri girmişti Huor, ve lideri görmüştü.Babasının neredeyse tıpkısıydı.
Gülümsedi kral, gerçekten sıcak bir gülümsemeydi.
*Oğlum, benim anılarımı sana seyrettirmiştim.Hatırlıyorsun değil mi?*
15 yaşındaki genç yarı-elf önce annesine, sonra babasına baktı.
*Evet baba, hatırlıyorum.Fakat ne oldu?*
Kral, ayağa kalktı.Oğlu tam eğilecekti ki, oğlunu omzundan tuttu.
*Evlat, grup yoldaşlarım yeniden beni çağırıyorlar.Bu kez durum daha ciddî olsa gerek.Ve tahtımı, her şeyimi, şimdilik sana bırakıyorum!*
Edmond, ne olduğunu anlamaya çalıştı.Nasıl yani?Kral mı oluyordu bir süreliğine?İşin aslı ise, Huor asıl karısına, Cirindë Telrúnya Tinehtelë'ye bırakıyordu tahtını, bir insana bırakıyordu tahtını.Fakat kraliçe, oğluna hakim olacaktı.Oğlu ise tahta.İşi arka plandan kraliçe yaparken; kral, Edmond olacaktı.Yani Edmond bir şeyler öğrenecekti, devlet boş kalmayacaktı.
Genç kral Huor, (yüzünde tek bir kırışıklı bile yoktu, inanılmaz derece yakışıklı ve gençti) oğluna gülümsedi.Ardından prens, cevap verdi.
*Ben, senin yerine gidebilir miyim, baba?*
Huor ufak çapta bir kahkaha attı.Cirindë Telrúnya, yani kraliçe ise yalnızca gülümsemekle yetindi.
*Evlat, henüz 15 yaşındasın, tahta oturuyorsun, sus bence!*
Edmond sinirle isyan etti.
*Hayır baba, ben maceracı olmak istiyorum!*
Huor kahkaha attı ve Cirindë gülümseyerek oğluna bir büyü yaptı.Aslında bir nevî korku büyüsüydü bu, ardından da Huor'un yaşadıklarından bir anı gösterdi.(Ejderha'yı arbalet ile öldürürlerken) Ã?ocuk korkmuştu fakat yine de sözünün arkasındaydı.Cirindë ise hırslanmıştı.Korkması gerekiyordu!Bir büyü daha yaptı.Edmond, ayakları titremesine rağmen "Ben gideceğim!" diyordu.
Cirindë gülümsemesini yüzünden atarken, en güçlü korkutma büyüsünü yaptı.Edmond yere yatıp çığlık atmıştı.Fakat ayağa gözü yaşlı kalkarken:
*Ben gitmeliyim!* diyordu.
Huor yüzünü buzuşturdu.
*YETER EVLAT.BEN şU AN TAHTAYIM, VE BEN SANA BEN YOKKEN YARDIMCI KRAL OLMANI EMREDİYORUM!*
Ã?ocuk korkudan geri sıçramıştı.Cirindë ise hayretle bakakalmıştı.Ã?ocuk fikrinden vazgeçmişti!
*********
Huor, yeni nesil gemilerden birisine binmiş, Heres'in yanına doğru ilerliyordu.Gemiyi gayet güzel kullanabiliyordu.Buradan bir kez daha bu yöne doğru geçmişti.Minnä ile, ve onda....
Kral bu düşünceleri aklında attı.
********
Saatler sonra gemiden inmiş, uzun bir yolculuktan sonra Heres'in oraya varmıştı.İki çadır görülüyordu.Ve onu bir ayı karşılamıştı.Kral hemen Deniz Elf'lerinin ona bahşettiği yaya sarıldıysa da, ayı insan formuna dönüşünce, derin bir oh çekmişti.Korkmamıştı, ama bir saldırı, bütün her şeyi batırabilirdi.
Kırmızı çadıra götürülmüştü.İçeri girmişti Huor, ve lideri görmüştü.Babasının neredeyse tıpkısıydı.
Gülümsedi kral, gerçekten sıcak bir gülümsemeydi.
I always knew I was a star And now, the rest of the world seems to agree with me.
The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.
I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.
-Freddie Mercury
The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.
I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.
-Freddie Mercury
Neyseki daha önceden bir harita yapımcısını yanında çalışmıştı. Yoksa bu haritayı okuması zor olurdu. Koruculuk zamanından kalan yetisiyle avladığı bıldırcın son yemeği olmuştu. Ancak aşçılığına diyecek yoktu hani. Bıldırcın etli pirinç pilavı, yanında bir miktar nehir suyunda bekletilmiş dere otu ve haşlanmış ısırgan ile servis edilmiş şekilde. Gerçi baharat kısmında bir eksik vardı ama bu yemeğin asıl yapılışını öğrenecek kadar kalamamıştı. Aslında kimi kandırıyordu ki? Haşlanmış ısırgan biraz yanmış, dere otu da eksik kalmıştı.
"Bıldırcın etinin yanmamış kısımları güzeldi ama!"
Diyerek kendini avuttu.
Daha kısa sürecekti yolculuğu haritayı okurken hazırlanış zamanına baksaydı. Bu dünyada haritaların değişmesi o kadar da zor değildi. İnsan kolaylıkla şaşırabilirdi. Tabii o göl nasıl olduda oraya kadar geldi tam anlayamamıştı ama yine de sonunda bulmuştu bu yeri.
Büyücülük zamanından kalan asasına emrini verdi ve asası çokta karanlık olmayan karanlığı biraz daha aydınlattı. O anda kulakları inanamasa da duydu o karganın konuştuğunu. Hem de onunla.
"Kimsin?"
Dedi karga. Komik gibi gelebilecek bir durumdu ama ormanın içinde, yabancı bir yerde konuşan karga komikten çok korkunç olabiliyordu ancak. Neyseki politika zamanlarından gelen bir rahatlama ve geçiştirme becerisi vardı.
"Sen kimsin?"
Sesinde o robotsu tek düzelikle, umut saçan neşe arasında bir gidiş geliş oldu. Kargadan gelen bir cevap olmayınca, anı sindirecek zamanı da buldu. Ona saldırmadığına göre tehlikeli değildi. Tehlikeli olmadığına göre ona saldırmayacaktı da. Bu zincirleme etki bir süre sonra artan etkinliğini yitirse de yeterliydi.
Karga yerinden havalanıpta ormanın derimliklerine ilerlerdiğinde ağaçlar dallarını kenara çekti, gövdelerini eğdi ve 3 Rappel'in dahi geçebileceği bir koridor oluştudu. En azından bir yol diye düşündü ve koridorun içinde ilerlemeye başladı. Başka şansının da olmadığını yol açan dalların aynı zamanda yanlarıda kapattığını fark ettiğinde anladı. Onun geçişini bekleyen ağaçlar ise, geçtiği anda geniş gövdeleri ile geri dönüşü imkansız hale getiriyorlardı.
Tek yönlü koridorun sonunda ise iki çadır vardı. Başında kimse yoktu. Sadece ormana sözünü geçiren zararsız bir karga.
Bu sefer daha kesin bir ses ile sordu karga
"Kimsin!"
Ã?antasına elini attı ve onca aletin içinde mektubu ararken
"Rappel Elder. Elimde sizin çağrınızı ve dediklerimi onaylayacak bir mektup…"
"Biliyoruz kime mektup gitti. Sadece adın yeter bize. Senden önce gelenler var içeride."
"Hangi benden ön…"
Karga kanatlarını çırptığında, Reppel'in sarı ipek saçları dalgalandı. Tanrılardan gelen bir armağandı bu saçlar. Ama bu insanın, kendinin bile hatırlamadığı seneler boyunca, aradığı bir armağan değil bir amaçtı. Belkide bu amacı burada bulacaktı.
Ã?adırın girişini araladı ve içeride üç adam gördü. İki mavi ruh ve bir druid!
"Bıldırcın etinin yanmamış kısımları güzeldi ama!"
Diyerek kendini avuttu.
Daha kısa sürecekti yolculuğu haritayı okurken hazırlanış zamanına baksaydı. Bu dünyada haritaların değişmesi o kadar da zor değildi. İnsan kolaylıkla şaşırabilirdi. Tabii o göl nasıl olduda oraya kadar geldi tam anlayamamıştı ama yine de sonunda bulmuştu bu yeri.
Büyücülük zamanından kalan asasına emrini verdi ve asası çokta karanlık olmayan karanlığı biraz daha aydınlattı. O anda kulakları inanamasa da duydu o karganın konuştuğunu. Hem de onunla.
"Kimsin?"
Dedi karga. Komik gibi gelebilecek bir durumdu ama ormanın içinde, yabancı bir yerde konuşan karga komikten çok korkunç olabiliyordu ancak. Neyseki politika zamanlarından gelen bir rahatlama ve geçiştirme becerisi vardı.
"Sen kimsin?"
Sesinde o robotsu tek düzelikle, umut saçan neşe arasında bir gidiş geliş oldu. Kargadan gelen bir cevap olmayınca, anı sindirecek zamanı da buldu. Ona saldırmadığına göre tehlikeli değildi. Tehlikeli olmadığına göre ona saldırmayacaktı da. Bu zincirleme etki bir süre sonra artan etkinliğini yitirse de yeterliydi.
Karga yerinden havalanıpta ormanın derimliklerine ilerlerdiğinde ağaçlar dallarını kenara çekti, gövdelerini eğdi ve 3 Rappel'in dahi geçebileceği bir koridor oluştudu. En azından bir yol diye düşündü ve koridorun içinde ilerlemeye başladı. Başka şansının da olmadığını yol açan dalların aynı zamanda yanlarıda kapattığını fark ettiğinde anladı. Onun geçişini bekleyen ağaçlar ise, geçtiği anda geniş gövdeleri ile geri dönüşü imkansız hale getiriyorlardı.
Tek yönlü koridorun sonunda ise iki çadır vardı. Başında kimse yoktu. Sadece ormana sözünü geçiren zararsız bir karga.
Bu sefer daha kesin bir ses ile sordu karga
"Kimsin!"
Ã?antasına elini attı ve onca aletin içinde mektubu ararken
"Rappel Elder. Elimde sizin çağrınızı ve dediklerimi onaylayacak bir mektup…"
"Biliyoruz kime mektup gitti. Sadece adın yeter bize. Senden önce gelenler var içeride."
"Hangi benden ön…"
Karga kanatlarını çırptığında, Reppel'in sarı ipek saçları dalgalandı. Tanrılardan gelen bir armağandı bu saçlar. Ama bu insanın, kendinin bile hatırlamadığı seneler boyunca, aradığı bir armağan değil bir amaçtı. Belkide bu amacı burada bulacaktı.
Ã?adırın girişini araladı ve içeride üç adam gördü. İki mavi ruh ve bir druid!
Göz alıcı tepenin yerinde artık binalar yükseliyor. Büyük, ulu; ama büyüleyici mi? Sislerin ardından ışığı daha net görürdüm, şimdi, kalabalığın içinde, koca bir boşluktayım.
Eskisi ka
Eskisi ka
Orman Elf'i, yeni gelen adama hafif şaşkınlık, hafif sevecenlik ile baktı.Genç bir insan diye düşündü.Gençti, en azından kendisine göre.
*Elessar, sanırım dost sayımız biraz artış göstermiş?*
Elessar gülümseyerek baktı Huor'a.
*Safir de burada, ama sanırım kötü bir şeyler var, kendisine Safir dedirtmiyor, Safiel dememizi istiyor.*
Huor yeni gelen adamı unutmuştu.Başından kaynar sular dökülmüştü sanki.Safir, iyiliği tercih ettiği için adını Safir koymuştu.Ã?yleyse....
Sonra yeni gelen adama döndü.
*Merhaba genç dostum, ben Orman Elf'lerinden Huor Tinehtelë.*
Elessar düzeltme yapma gereği duymuştu.
*Aslında bakarsan dostum, o Orman Elf'lerinin Kralı!*
Huor sırıtarak Elessar'a baktı.Sanki bir gösteri yapıyormuş gibi ellerini Elessar'a uzatarak hafif bağırdı.
*Ve adam da, Druid'lerin lideri, Elessar!*
*Elessar, sanırım dost sayımız biraz artış göstermiş?*
Elessar gülümseyerek baktı Huor'a.
*Safir de burada, ama sanırım kötü bir şeyler var, kendisine Safir dedirtmiyor, Safiel dememizi istiyor.*
Huor yeni gelen adamı unutmuştu.Başından kaynar sular dökülmüştü sanki.Safir, iyiliği tercih ettiği için adını Safir koymuştu.Ã?yleyse....
Sonra yeni gelen adama döndü.
*Merhaba genç dostum, ben Orman Elf'lerinden Huor Tinehtelë.*
Elessar düzeltme yapma gereği duymuştu.
*Aslında bakarsan dostum, o Orman Elf'lerinin Kralı!*
Huor sırıtarak Elessar'a baktı.Sanki bir gösteri yapıyormuş gibi ellerini Elessar'a uzatarak hafif bağırdı.
*Ve adam da, Druid'lerin lideri, Elessar!*
I always knew I was a star And now, the rest of the world seems to agree with me.
The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.
I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.
-Freddie Mercury
The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.
I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.
-Freddie Mercury
Diğer çadıra dinlenmeye gittiği için Huor'un geldiğinden haberi yoktu Safiel'in. Uyuyamaıyordu. Ama geçen gün ne de güzel uyumuş ve huzurlu rüyalar görmüştü. Sanki yakın zamanda Pervelon'da tekinsiz bir vadideki bir sığınakta vahşi bir avcı kadının yanında kalmamış gibi geliyordu ona. Yaşanmamışlık duygusu demek daha doğru olurdu. Ama Elessar da Seren'i biliyordu.
Bu arada aklına Galdeel geldi. Ona hiç haber yollayamamıştı. Bir ayı geçmişti Misat'tan ayrılalı. Galdeel endişelenmiştir herhalde diye düşündü.
Sonunda uyuyamayacağını anlayınca çadırdan çıktı. Anlaşılan Elessar'ın çadırında başka birileri daha vardı. Tanıdık sesler duymuştu. Birden içini bir heyecan duygusu bastırdı. Eski dostlarını göreli yıllar geçmişti. Kim bilir nasıl değişmişlerdi? Sadece görünüş olarak değil kişilik olarak. Ã?ünkü Huor'un pek fazla görünüş olarak değişmeyeceğini biliyordu.
Belki de boş yere heyecanlanıyordu. Onlar onu hatırlamyacaklardı bile. Belki de unutulmuş birer anıdan ibaretti?
Bu arada aklına Galdeel geldi. Ona hiç haber yollayamamıştı. Bir ayı geçmişti Misat'tan ayrılalı. Galdeel endişelenmiştir herhalde diye düşündü.
Sonunda uyuyamayacağını anlayınca çadırdan çıktı. Anlaşılan Elessar'ın çadırında başka birileri daha vardı. Tanıdık sesler duymuştu. Birden içini bir heyecan duygusu bastırdı. Eski dostlarını göreli yıllar geçmişti. Kim bilir nasıl değişmişlerdi? Sadece görünüş olarak değil kişilik olarak. Ã?ünkü Huor'un pek fazla görünüş olarak değişmeyeceğini biliyordu.
Belki de boş yere heyecanlanıyordu. Onlar onu hatırlamyacaklardı bile. Belki de unutulmuş birer anıdan ibaretti?
Bir ayağı önde diğeri arkada belinden dik vücudunu, zarif görünümü ile tam bir birliktelik oluşturarak, zarif bir eğilme ile selamladı kendilerini. Elindeki değneğinin büyüsel ışığı bir anda yok oldu gereksiz olduğu için. İçerisinin yeterince güzel bir aydınlatması vardı zaten.
"Kralların ve liderlerin karşısında olmak benim için ne büyük bir onur. Aslında şaşırmam gerek sanırım ama ..."
Ã?adırdan dışarısını göstererek
"Dışarıda, yolundaki ağaçları kenara çeken bir karga ile konuştuktan sonra herşeyi beklemem gerektiğini anlamıştım."
Yüzünde sempatik bir gülüş ile
"Yine de size itiraf etmeliyim ki Elflerin kralı ve Druidlerin lideri ile karşılaşmak beni hayli şaşırttı. Büyük onur!"
Elessar sesinde kızgınlık ve sabırsızlık ile
"Senin şaşıracağın çok az şey olduğuna eminim. Fazla uzatmanın bir anlamı yok!"
diyerek geçiştirdi konuşmayı. Neden kızdığını kendide bilmiyordu ama o anda bir şekilde acele etmesi gerektiği gibi bir hisse kapılmıştı. Rappel ise bu gibi şeylere çok alışkındı nede olsa.
"Kralların ve liderlerin karşısında olmak benim için ne büyük bir onur. Aslında şaşırmam gerek sanırım ama ..."
Ã?adırdan dışarısını göstererek
"Dışarıda, yolundaki ağaçları kenara çeken bir karga ile konuştuktan sonra herşeyi beklemem gerektiğini anlamıştım."
Yüzünde sempatik bir gülüş ile
"Yine de size itiraf etmeliyim ki Elflerin kralı ve Druidlerin lideri ile karşılaşmak beni hayli şaşırttı. Büyük onur!"
Elessar sesinde kızgınlık ve sabırsızlık ile
"Senin şaşıracağın çok az şey olduğuna eminim. Fazla uzatmanın bir anlamı yok!"
diyerek geçiştirdi konuşmayı. Neden kızdığını kendide bilmiyordu ama o anda bir şekilde acele etmesi gerektiği gibi bir hisse kapılmıştı. Rappel ise bu gibi şeylere çok alışkındı nede olsa.
Göz alıcı tepenin yerinde artık binalar yükseliyor. Büyük, ulu; ama büyüleyici mi? Sislerin ardından ışığı daha net görürdüm, şimdi, kalabalığın içinde, koca bir boşluktayım.
Eskisi ka
Eskisi ka
Her gece olduğu gibi uykusu yarım yamalaktı. Rüyalar, kabuslar, savaşlar, içindeki savaşlar... Kısacık bir zaman dilimi bile yetiyordu artık uykusunu almasına. Yatağından kalktı ve kulenin mutfağına inmeyi aklına koydu. Ne yiyeceğini düşünürken üstüne de bir şeyler giyiyordu. Kısa kılıcını ve iki bıçağını da üstünde taşıyordu. Bunlar ona annesinden kalan bir mirastı.
Mutfağa indiğinde hizmetçilerin alçak sesle bir şeyi konuştuklarını duydu. Biraz bekledi , sessizce...
"Prensesimiz Algénia'ya bir mektup geldiğini duydum kızlar. Bu mektubun kime geldiğini görünce kralımız kendisini odasına kapattı. Prensesimizin öldüğünü bilmiyor gönderenler heral..."
Apar topar beklediği yerden mutfağa indi ve "Mektup şu an nerede?" diye sordu. Hizmetçiler çok şaşırmışlardı. "Hanımım..." diyemeden bir tanesi aynı soruyu yüksek sesle sormuştu. Kızdığında sapsarı saçları yanaklarından asağıya sallanıyordu. Yeşil gözleri ise insanın içini beter ediyordu. Bu sorusuna yalan yanlış bir cevap veremiyecekleri için bir tanesi "Kralımızda hanımım, kralımızda." diyebildi.
Hızla kral ve kraliçenin dağiresine doğru yol aldı. Kralın kapısı kapalıydı. Hanımlık tavrı takındı ve ince bir sesle:
"Girebilirmiyim dedeciğim?" dedi.
"Gel Miaé, içeri gel."
Kapıyı açtı ve odanın ne kadar iç karartan bir halde olduğunu gördü. Ã?ncelik olarak pencereyi açtı ve dedesinin konumuna baktı. Aynanın karşısında bir sandalyede oturuyor elindeki taca bakıyordu. Birden söze başladı.
"Kızım öleli 20 yıl oldu canım. Bu süre içinde belki acımı hafifletebildim ama bugün yine acım tazelendi. Gelen mektubu duymuşsundu heralde?"
"Bir kaç şey duydum dedeciğim."
"O Elessar denen druid bozması kızımın kalbini çaldı. Onun yüzünden şimdi mezarda!"
Son söylediği bir bağırtı olarak çıkmıştı Gulthar'ın. Sonra yumuşadı ve Miaé'ye gülümsedi. Al kızım bu mektubu hiç açmadım. Daha da sinirlenmek istemiyorum bu mektubu sen aç ve ne olduğunu da bana anlatma. Kimseye, kimseye..." dedi ve tekrar etacı eline aldı ve dikkatel bakmaya başladı.
Odasına geldi ve mektubu açtı. Mektupta Heres adlı birinin eskiden yaşadığı yere gelinmesi söyleniyordu. İçinde bu yer hakkında en ufak bir fikir yoktu. Aklına askerlerden birinin yanına gitmek geldi. Annesiyle beraber o savaşta savaşmış birini. Ama sonra mektubun içinde eline bir şey takıldı. Bir harita. Bu onun için daha da kolay olmuştu. Neden konulduğu bilinmez ki içindeki haritaya şaşırmıştı. Bu mektup annesine gönderildiyse, anneside önceden bu denilen yerde bulunduysa neden içinde bir harita vardı? Pek fazla bu bilginin üstünde durmadı ve bir skere danışmaya gitti.
Bir nöbetçi bulmayı ümit ederek Reven'in kapısına gitti. İstediğine de ulaştı Bir nöbetçi bulmuş ve nöbeti devralınırsa şehrin yeni prensesini oraya götürebileceğini belirtmişti. Ama bir kaç askerde bu olaya gönüllü olmuştu. Onu korumalıydılar. Eski prenseslerinin ölümünden sonra...
Miaé bunu reddettikten sonra yola çıktılar. Zamanın nasıl geçtiğini hiç anlamadı ve hangi taşıtlara bindiğini. Aklı bu mektuptaydı. Neden yollanmıştı. Askerin ona seslenmesiyle tekrar farketti nerede olduğunu. Durmuşlardı. Yaşlı Heres adlı kişinin eskiden yaşadığı yere gelmişti. Dışarıda bir ayı karşılamıştı. Onun druid olduğunu sonradan farketmişti. Druid biraz duraksadı ve gelecek kişinin bu kadar genç nasıl olabileceğinii düşündü. Sonra gülümser bir vaziyette "İçeri gelin, sizi bekliyorlar." dedi. İki çadırdan birine yönlendirildiğini farketti ve götürüldüğü çadırdan içeri girdi...
Mutfağa indiğinde hizmetçilerin alçak sesle bir şeyi konuştuklarını duydu. Biraz bekledi , sessizce...
"Prensesimiz Algénia'ya bir mektup geldiğini duydum kızlar. Bu mektubun kime geldiğini görünce kralımız kendisini odasına kapattı. Prensesimizin öldüğünü bilmiyor gönderenler heral..."
Apar topar beklediği yerden mutfağa indi ve "Mektup şu an nerede?" diye sordu. Hizmetçiler çok şaşırmışlardı. "Hanımım..." diyemeden bir tanesi aynı soruyu yüksek sesle sormuştu. Kızdığında sapsarı saçları yanaklarından asağıya sallanıyordu. Yeşil gözleri ise insanın içini beter ediyordu. Bu sorusuna yalan yanlış bir cevap veremiyecekleri için bir tanesi "Kralımızda hanımım, kralımızda." diyebildi.
Hızla kral ve kraliçenin dağiresine doğru yol aldı. Kralın kapısı kapalıydı. Hanımlık tavrı takındı ve ince bir sesle:
"Girebilirmiyim dedeciğim?" dedi.
"Gel Miaé, içeri gel."
Kapıyı açtı ve odanın ne kadar iç karartan bir halde olduğunu gördü. Ã?ncelik olarak pencereyi açtı ve dedesinin konumuna baktı. Aynanın karşısında bir sandalyede oturuyor elindeki taca bakıyordu. Birden söze başladı.
"Kızım öleli 20 yıl oldu canım. Bu süre içinde belki acımı hafifletebildim ama bugün yine acım tazelendi. Gelen mektubu duymuşsundu heralde?"
"Bir kaç şey duydum dedeciğim."
"O Elessar denen druid bozması kızımın kalbini çaldı. Onun yüzünden şimdi mezarda!"
Son söylediği bir bağırtı olarak çıkmıştı Gulthar'ın. Sonra yumuşadı ve Miaé'ye gülümsedi. Al kızım bu mektubu hiç açmadım. Daha da sinirlenmek istemiyorum bu mektubu sen aç ve ne olduğunu da bana anlatma. Kimseye, kimseye..." dedi ve tekrar etacı eline aldı ve dikkatel bakmaya başladı.
Odasına geldi ve mektubu açtı. Mektupta Heres adlı birinin eskiden yaşadığı yere gelinmesi söyleniyordu. İçinde bu yer hakkında en ufak bir fikir yoktu. Aklına askerlerden birinin yanına gitmek geldi. Annesiyle beraber o savaşta savaşmış birini. Ama sonra mektubun içinde eline bir şey takıldı. Bir harita. Bu onun için daha da kolay olmuştu. Neden konulduğu bilinmez ki içindeki haritaya şaşırmıştı. Bu mektup annesine gönderildiyse, anneside önceden bu denilen yerde bulunduysa neden içinde bir harita vardı? Pek fazla bu bilginin üstünde durmadı ve bir skere danışmaya gitti.
Bir nöbetçi bulmayı ümit ederek Reven'in kapısına gitti. İstediğine de ulaştı Bir nöbetçi bulmuş ve nöbeti devralınırsa şehrin yeni prensesini oraya götürebileceğini belirtmişti. Ama bir kaç askerde bu olaya gönüllü olmuştu. Onu korumalıydılar. Eski prenseslerinin ölümünden sonra...
Miaé bunu reddettikten sonra yola çıktılar. Zamanın nasıl geçtiğini hiç anlamadı ve hangi taşıtlara bindiğini. Aklı bu mektuptaydı. Neden yollanmıştı. Askerin ona seslenmesiyle tekrar farketti nerede olduğunu. Durmuşlardı. Yaşlı Heres adlı kişinin eskiden yaşadığı yere gelmişti. Dışarıda bir ayı karşılamıştı. Onun druid olduğunu sonradan farketmişti. Druid biraz duraksadı ve gelecek kişinin bu kadar genç nasıl olabileceğinii düşündü. Sonra gülümser bir vaziyette "İçeri gelin, sizi bekliyorlar." dedi. İki çadırdan birine yönlendirildiğini farketti ve götürüldüğü çadırdan içeri girdi...
Huor gelen kıza baktığında, onda tanıdık bir şeyler farketmişti.Bir şey vardı, ama ne?Durdu, gülümsemiyordu, yüzüne baktı genç kızın, bir şeyler vardı, ama ne?
*Genç bayan, sanırım Algénia hanımı bir yerden tanıyorsunuz?*
Elessar şok olmuştu, yüzü kaskatı kesilmişti.
*Genç bayan, sanırım Algénia hanımı bir yerden tanıyorsunuz?*
Elessar şok olmuştu, yüzü kaskatı kesilmişti.
I always knew I was a star And now, the rest of the world seems to agree with me.
The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.
I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.
-Freddie Mercury
The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.
I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.
-Freddie Mercury
"Evet sadece 1 ay görüşme fırsatım olmuştu o zamandan bir tek yüzünün hatırlıyorum." dedi biraz şaşırmıştı.
Bu arada bir ayrıntıyı kaçırmışlardı. Miaé elflerden bile daha elf gözüküyordu. Annesi ölmeden önce onun için bir büyü iksiri yapmış. Eğer ölürse elflerden bile kusursuz olmasını istemişti. Saçları elflerinkinden bile sarı, gözleri elflerinkinden bile derindi. Sonra bir soru sormayı akıl etti.
"Annemi nereden tanıyorsunuz?"...
Bu arada bir ayrıntıyı kaçırmışlardı. Miaé elflerden bile daha elf gözüküyordu. Annesi ölmeden önce onun için bir büyü iksiri yapmış. Eğer ölürse elflerden bile kusursuz olmasını istemişti. Saçları elflerinkinden bile sarı, gözleri elflerinkinden bile derindi. Sonra bir soru sormayı akıl etti.
"Annemi nereden tanıyorsunuz?"...
Lydronk geminin aniden sarsılmasıyla güverteden düşecek gibi oldu. Gemideki adamlardan biri bağırıyordu: "Vardııık!". Lydronk homurdandı ve bağıram adamı dirseğinden dürtüklerdi. Kolu daha yukarısına yetişimiyordu. Adam soğuk, açöık renkli gözlerle baktı. Gnom ağzını uzun bir knouşma için açtı: "Sadece beş yolcu var, hepsi güvertede ve sen bağırıyorsun! şu saçmalığa baksana. Sanırım içinde hakim olamadığım duygular var senin... Al bunu!" diye adamın eline iki altın parçası tıkıştırdı. "Bir tapınağa git de tedavi etsinler seni. Hah, evet, hazır laf açılmışken, en yakın nerede bir Olevia tapınağı bulabilirim? Cevap vermek istemiyor musun? Eh... Senin tercihin..."
Lydronk üç saat sonra bir Olevia tapınağı bulmuştu. Kapıdaki iki şövalyeye -biri kadındı ve bu kadın şövalye görmemiş Lydronk için garip bir şeydi- selam verdi ve sordu, soru ikisine birdendi: "PArdon onurlu şövalyeler! Olevia'nın huzurunda büyüyen ağaçların olduğunu botanik, nerededir ki acaba?" . Kadın olan soğuk gözlerle onu süzdükten sonra öbür şövalyeye tek kaşını kaldırarak baktı. Adam, tek dizi üzerine çökerek Lydronk'la aynı hizaya geldi. "Evet, içeride hemen bulabilirsin. Olevia tapınağına ziyaretini neye borçuluyuz? Eğer ilgilenirsen, rahiplerin birkaç tamir işi vardı, iyi bir para ödeyeceklerine eminim!" dedi.
Lydronk sakalını ve saçlarını kaşıdı. "Buraya Olevia'nın huzurunda, eski bir arkadaşıma yapacağım ziyaret için bir kutsama arayarak geliyorum. Bitkileri hep sevmişimdir tabii, onların yanındayken kendimi hep rahat hissederim! Ve, işlere gelince. Eminim yardımım dokunabilirdi ama arkadaşımı bekletmesem iyi olur!"
Lydronk içeri girdikten ve uzaklaştıktan sonra şövalyeler aralarında konuşmaya başladı, kadın olan konuşuyordu: "Bu nöbeti Henpos'la değişeceğim, tamam mı? Henpos bahçe civarında nbet tutyordu yanılmıyorsam...". Adam cevap verdi: "Ah evet, şu saatlerde öyle olmalı. Neden ki Kerrae? Bir gnom, her şeyi batıracak değil! Hem bilirim onları, gerçekten çok yetenekliler!". Kadın kısaca cevap verdi ve nöbeti değişmeye gitti: "Bir şüphe, o kadar!"
Lydronk üç saat sonra bir Olevia tapınağı bulmuştu. Kapıdaki iki şövalyeye -biri kadındı ve bu kadın şövalye görmemiş Lydronk için garip bir şeydi- selam verdi ve sordu, soru ikisine birdendi: "PArdon onurlu şövalyeler! Olevia'nın huzurunda büyüyen ağaçların olduğunu botanik, nerededir ki acaba?" . Kadın olan soğuk gözlerle onu süzdükten sonra öbür şövalyeye tek kaşını kaldırarak baktı. Adam, tek dizi üzerine çökerek Lydronk'la aynı hizaya geldi. "Evet, içeride hemen bulabilirsin. Olevia tapınağına ziyaretini neye borçuluyuz? Eğer ilgilenirsen, rahiplerin birkaç tamir işi vardı, iyi bir para ödeyeceklerine eminim!" dedi.
Lydronk sakalını ve saçlarını kaşıdı. "Buraya Olevia'nın huzurunda, eski bir arkadaşıma yapacağım ziyaret için bir kutsama arayarak geliyorum. Bitkileri hep sevmişimdir tabii, onların yanındayken kendimi hep rahat hissederim! Ve, işlere gelince. Eminim yardımım dokunabilirdi ama arkadaşımı bekletmesem iyi olur!"
Lydronk içeri girdikten ve uzaklaştıktan sonra şövalyeler aralarında konuşmaya başladı, kadın olan konuşuyordu: "Bu nöbeti Henpos'la değişeceğim, tamam mı? Henpos bahçe civarında nbet tutyordu yanılmıyorsam...". Adam cevap verdi: "Ah evet, şu saatlerde öyle olmalı. Neden ki Kerrae? Bir gnom, her şeyi batıracak değil! Hem bilirim onları, gerçekten çok yetenekliler!". Kadın kısaca cevap verdi ve nöbeti değişmeye gitti: "Bir şüphe, o kadar!"
Safiel çadıra girdiğinde şok olmuştu. Birden karşısında Algeniayı görür gibi olmuştu. Ama hayır değildi. Bir elf vardı sadece.
"Sen Algenia'nın kızı olmalısın. Seni bir kaç kere görmüştüm Reven ziyaretlerimde." dedi Safiel, o sırada Elessar'a alaycı bir bakış atıyordu.
Sonra diğerlerine döndü. İşte o anda Huor'un da gelmiş olduğunu gördü.
"Hiç değişmemişsin, Huor dostum?" dedi gülümseyerek.
"Sen Algenia'nın kızı olmalısın. Seni bir kaç kere görmüştüm Reven ziyaretlerimde." dedi Safiel, o sırada Elessar'a alaycı bir bakış atıyordu.
Sonra diğerlerine döndü. İşte o anda Huor'un da gelmiş olduğunu gördü.
"Hiç değişmemişsin, Huor dostum?" dedi gülümseyerek.
Huor gülümsemekle yetindi.Tam söze başlayacaktı ki, eski dostunu kızdırmanın kötü olacağını düşündü.
*Sen çok değişmişe benziyorsun, Safiel.*
Ardından başını hafifçe öne eğdi.Neredeyse hayatının en ilginç bölümünü onunla geçirmişti ve gidişata bakılırsa, devamını da onunla geçirecekti.
Yanına yaklaştı.Elini dostuna uzattı.
*Sen çok değişmişe benziyorsun, Safiel.*
Ardından başını hafifçe öne eğdi.Neredeyse hayatının en ilginç bölümünü onunla geçirmişti ve gidişata bakılırsa, devamını da onunla geçirecekti.
Yanına yaklaştı.Elini dostuna uzattı.
I always knew I was a star And now, the rest of the world seems to agree with me.
The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.
I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.
-Freddie Mercury
The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.
I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.
-Freddie Mercury
Safiel Huor'un elini sıkarken Elessar'a da bakmayı sürdürdü.
"Ne zaman toplantı başlayacak ve bu toplantıda bu kadar acil neyi tartışacağız?"
"Sabredin. Yarın akşam üstü toplantı başlayacak. O vakte kadar dinlenin." diye açıkladı Elessar. Aslında o sırada Algenianın kızına bakmaktaydı. şoku üstünden atamamıştı. Algeniayı görmeyi beklerken bunu beklemiyordu. Safiel onca sene neden ona haber vermemişti ki?
"Ne zaman toplantı başlayacak ve bu toplantıda bu kadar acil neyi tartışacağız?"
"Sabredin. Yarın akşam üstü toplantı başlayacak. O vakte kadar dinlenin." diye açıkladı Elessar. Aslında o sırada Algenianın kızına bakmaktaydı. şoku üstünden atamamıştı. Algeniayı görmeyi beklerken bunu beklemiyordu. Safiel onca sene neden ona haber vermemişti ki?
Güneş ağaç dallarının arasındaki buğulu ışıkları ile göz alıyordu. Orman sıradan sesleri dışında sessiz sayılabilirdi. Sadece şakıyan kuşlar, ve yabani böceklerin sesleri kulaklarda ilahi gibi yankılanıyordu. Hafif bir pus nemli toprağın üzerinde ıslak bir koku ile dolaşıyor, duyumsandığında zihni rahatlatıyordu.
Ağaç dallarının arasındaki bir çıtırtı vardı. Bilmeyen birisi bir sincabın bir daldan diğerine atladığını idda edebilridi ama yanılmış olurdu. Doğrusunu söylemek gerekirse ağaç dalında oturan bir kız vardı. Yanında bir kuzgun tünemişti.
Kız sıkıntılı gözküyor, elinde rulo yaptığı bir kağıt parçasını yüzüne vuruyor, ardından okuyor, katlıyor ve yeniden yüzüne vuruyordu. Güneşin bir parçası düzgün ve güzel yüznün üzerinde altın ışıklar ile dans ediyordu. Açıkçası kız bir insandan çok orman perisini andırıyordu, ama belirtmek isterim ki gerçekten insandı.
Kuzgun uzanarak kızın elindeki kağıt parçasını çekti. Kız durarak kuzguna baktı.
"Bargier, sence gitmeliyimiyim?"
Kuzgun gagasındaki kağıtla kıza bakmaya devam etti.
"Tabii ki, anlayabilsen bir öneri yapardın..."
Kağıdı Bargier'in gagasından çekerek aldı ve son kez açıp okudu.
"Keirmerden druidlerin şefi Elessar sizi Veryer gölünde yapılacak bir toplantıya bekliyor."
Bargier, neredeyse sabırsız bir hareketle kızın bacağını gagalıyordu.
"Tamam, tamam. Gidiyoruz?"
Zarif bir hareketle ağaçtan aşağıya kaydı ve sırtına astığı yayını düzeltti. Yürümeye başlamıştı ki Bargier omuzuna kondu ve beraber şehire doğru ilerlemeye başladılar. Kapıdan geçerken nöbetçiler tuhaf nazarlarla kendisini süzerken pek umursamadı. İnsanları pek az umursardı zaten.
Annesi, babası ve kardeşlerinin yaşadığı evin kapsını anahtarı ile açtı. Sessizce kendisine ayrılan ama çok az kullanılan odaya süzüldü ve uzun bir yolculuk için gerkenleri toplamaya başladı. Tüm yüzü ve vücudu büyük koyu yeşil bir pelerinle örtülü, sırtında bir yolculuk çantası ve sol omuzuna astığı büyük yayı ile sessizce çıkış kapısına süzüldü. Gitmeden önce ailesi için yazdığı mektubu şöminenin üzerine bıraktı.
"Sevgili Ailem. Druidler şefi tarafından yapılan bir toplantya davet edildim ve buna katılmak üzere yola çıkıyorum. Lütfen beni merak etmeyin ve kendinize çok dikkat edin. Sizleri çok seviyorum.
Daylight"
Ve omzuna konmuş Bargier ile yolculuğna ilk adımlarını attı.
Ağaç dallarının arasındaki bir çıtırtı vardı. Bilmeyen birisi bir sincabın bir daldan diğerine atladığını idda edebilridi ama yanılmış olurdu. Doğrusunu söylemek gerekirse ağaç dalında oturan bir kız vardı. Yanında bir kuzgun tünemişti.
Kız sıkıntılı gözküyor, elinde rulo yaptığı bir kağıt parçasını yüzüne vuruyor, ardından okuyor, katlıyor ve yeniden yüzüne vuruyordu. Güneşin bir parçası düzgün ve güzel yüznün üzerinde altın ışıklar ile dans ediyordu. Açıkçası kız bir insandan çok orman perisini andırıyordu, ama belirtmek isterim ki gerçekten insandı.
Kuzgun uzanarak kızın elindeki kağıt parçasını çekti. Kız durarak kuzguna baktı.
"Bargier, sence gitmeliyimiyim?"
Kuzgun gagasındaki kağıtla kıza bakmaya devam etti.
"Tabii ki, anlayabilsen bir öneri yapardın..."
Kağıdı Bargier'in gagasından çekerek aldı ve son kez açıp okudu.
"Keirmerden druidlerin şefi Elessar sizi Veryer gölünde yapılacak bir toplantıya bekliyor."
Bargier, neredeyse sabırsız bir hareketle kızın bacağını gagalıyordu.
"Tamam, tamam. Gidiyoruz?"
Zarif bir hareketle ağaçtan aşağıya kaydı ve sırtına astığı yayını düzeltti. Yürümeye başlamıştı ki Bargier omuzuna kondu ve beraber şehire doğru ilerlemeye başladılar. Kapıdan geçerken nöbetçiler tuhaf nazarlarla kendisini süzerken pek umursamadı. İnsanları pek az umursardı zaten.
Annesi, babası ve kardeşlerinin yaşadığı evin kapsını anahtarı ile açtı. Sessizce kendisine ayrılan ama çok az kullanılan odaya süzüldü ve uzun bir yolculuk için gerkenleri toplamaya başladı. Tüm yüzü ve vücudu büyük koyu yeşil bir pelerinle örtülü, sırtında bir yolculuk çantası ve sol omuzuna astığı büyük yayı ile sessizce çıkış kapısına süzüldü. Gitmeden önce ailesi için yazdığı mektubu şöminenin üzerine bıraktı.
"Sevgili Ailem. Druidler şefi tarafından yapılan bir toplantya davet edildim ve buna katılmak üzere yola çıkıyorum. Lütfen beni merak etmeyin ve kendinize çok dikkat edin. Sizleri çok seviyorum.
Daylight"
Ve omzuna konmuş Bargier ile yolculuğna ilk adımlarını attı.

Who is online
Users browsing this forum: No registered users and 2 guests

