Ölüm Labirenti
-
Mark
- Kullanıcı

- Posts: 2004
- Joined: Thu Aug 31, 2006 10:00 am
- Location: Midkemia, portal/istanbul
- Contact:
Koltukta geriye yaslanmış gölgelere karışmıştı.
" Unutma Huor, tuzak çift taraflı işler. " diye mırıldandı.
Pelerinini havalandırıp yeni gelenlerden suskun duran keşişin gözlerinin içine kısa bir süre baktı. Ve dışarı çıktı.
" Herşey gayet güzel. " Uzaktaki tepenin üzerinde, safiel birkaç gençle konuşuyordu.
Gözleri kısıldı, önemli birşeyler konuşmuyorlardı.
Hayvana dönüşen druidlerden birini yanına çağırdı.
" Gizli tarikatınızın bu kadar önemli kişilerini burada görmek beni heyecanlandırıyor. "
İlerdeki gölün şeffaf suları ayın parıltısını yakalıyordu. Gölün derinliklerinde parlayan doğal güzellikler vardı.
" Böylesine bir güzelliği size sağladığı için Kralınız ne kadar övülse azdır. "
Aslında, buraya önceden geldiğini bu druidin bilmesine imkan yoktu. Zayıf zihinleri iterek istediği bilgiyi almayı öğrenmişti.
" Söyler misin, Safiel'in konuştuğu kişiler kim? "
...
" Yarınki toplantı için hazırlanmalıyım. "
Druid'in gösterdiği odasına geçip, kapısını kilitledi.
" Unutma Huor, tuzak çift taraflı işler. " diye mırıldandı.
Pelerinini havalandırıp yeni gelenlerden suskun duran keşişin gözlerinin içine kısa bir süre baktı. Ve dışarı çıktı.
" Herşey gayet güzel. " Uzaktaki tepenin üzerinde, safiel birkaç gençle konuşuyordu.
Gözleri kısıldı, önemli birşeyler konuşmuyorlardı.
Hayvana dönüşen druidlerden birini yanına çağırdı.
" Gizli tarikatınızın bu kadar önemli kişilerini burada görmek beni heyecanlandırıyor. "
İlerdeki gölün şeffaf suları ayın parıltısını yakalıyordu. Gölün derinliklerinde parlayan doğal güzellikler vardı.
" Böylesine bir güzelliği size sağladığı için Kralınız ne kadar övülse azdır. "
Aslında, buraya önceden geldiğini bu druidin bilmesine imkan yoktu. Zayıf zihinleri iterek istediği bilgiyi almayı öğrenmişti.
" Söyler misin, Safiel'in konuştuğu kişiler kim? "
...
" Yarınki toplantı için hazırlanmalıyım. "
Druid'in gösterdiği odasına geçip, kapısını kilitledi.
Kendi doğanı öğren, bütün yanlarını kabul et, egemenlik ancak o zaman başlayabilir. Kendini reddetmek herşeyi reddetmektir.
Teemeri kendine ayrılan çadırından gelemdi. Ne hazılrığı yapıyordu kimse tahmin etmek bile istemiyor gibiydi. İki koca çadırın ortasında gölün manzarasına karşı büyük bir masa kurulmuştu. Masanın üstünde tatlı meyveler, biribirinden güzel likörler ve şaraplar, geyik ve koyun etleri vardı.
Herkes oturunca Elessar çatalıyla şarap kadehine vurarak milletin ona bakmasını sağladı.
"Dostlarım! şimdi şu huzurlu ortamdan yararlanalım. Sessizce yemeklerimizi yiyelim. Yemekten sonra size bir kaç sorunuzun yanıtını vereceğim ama hepsini değil." dedi ve Olevia'ya dua ettikten sonra yemeğe başladı.
Safiel de Hikker ve Oleviaya dua ediyordu.
"Senin adına çalıştım ve emek harcadım, Hikker. Bana hiç aç susuz günler göstermedin. Sana şükranalrımı sunuyorum. Ve sana Olevia! Bu güzel yemekler ve içecekelri bize bahşettiğin için! Doğa ve barışı kormak adına senin için elinden geleni yapan bu kuluna yardımlarını esirgemediğin için teşekkür ederim." dedi içinden ve o da yemeğe başladı.
Masa dikdörtgen şeklindeydi. Karşısnda Elessar oturuyordu taht gibi sandalyede. Solunda Lydronk sağında da Huor oturuyordu Safielin.
Sessizce yemeğini yiyiyordu. Bu huzurun bozulmaması için Teemieriye şükretmeliydi. çünkü yemğe katılmamıştı.
Herkes oturunca Elessar çatalıyla şarap kadehine vurarak milletin ona bakmasını sağladı.
"Dostlarım! şimdi şu huzurlu ortamdan yararlanalım. Sessizce yemeklerimizi yiyelim. Yemekten sonra size bir kaç sorunuzun yanıtını vereceğim ama hepsini değil." dedi ve Olevia'ya dua ettikten sonra yemeğe başladı.
Safiel de Hikker ve Oleviaya dua ediyordu.
"Senin adına çalıştım ve emek harcadım, Hikker. Bana hiç aç susuz günler göstermedin. Sana şükranalrımı sunuyorum. Ve sana Olevia! Bu güzel yemekler ve içecekelri bize bahşettiğin için! Doğa ve barışı kormak adına senin için elinden geleni yapan bu kuluna yardımlarını esirgemediğin için teşekkür ederim." dedi içinden ve o da yemeğe başladı.
Masa dikdörtgen şeklindeydi. Karşısnda Elessar oturuyordu taht gibi sandalyede. Solunda Lydronk sağında da Huor oturuyordu Safielin.
Sessizce yemeğini yiyiyordu. Bu huzurun bozulmaması için Teemieriye şükretmeliydi. çünkü yemğe katılmamıştı.
Lydronk Torio'ya, Hikker'e ve Olevia'ya bir şeyler mırıldandı. Dua ederken sanki eski dostuyla bir sohbette gibiydi, bir kutsallık katıyordu elbet ama, günlük olaylardan bahsediyordu: "...İşte Hikker, Kerrae'nin durumunu söyledim zaten, ondan bence şu kadıncağıza bir ayrıcalık tanı. Zaten zırhı biraz paslı..." Bunları aklından geçirirken göz ucuyla yanındaki Kerrae'ye bakıyordu. Sanki düşüncelerini okuyabilecek gibi.
Kerrae önündeki adamı süzmekle meşgul gibi görünüyordu, ama aslında Olevia'ya bin bir şükranını sunuyordu. Adamın bir de adını öğrenecek olsaydı. Gnom Huboya diyordu ama bunun anlamı saylayı da olabilirdi gnom dilinde, bu yüzden adama adını öğrenene kadart hitap etmeyecekti. Düşüncesinin doğru olduğunu bilseydi gnomu oracıkta öldürürdü herhalde...
Sonunda LYdronk aç bir şekilde, Kerrae asaletle yemeğe başladı.
Kerrae önündeki adamı süzmekle meşgul gibi görünüyordu, ama aslında Olevia'ya bin bir şükranını sunuyordu. Adamın bir de adını öğrenecek olsaydı. Gnom Huboya diyordu ama bunun anlamı saylayı da olabilirdi gnom dilinde, bu yüzden adama adını öğrenene kadart hitap etmeyecekti. Düşüncesinin doğru olduğunu bilseydi gnomu oracıkta öldürürdü herhalde...
Sonunda LYdronk aç bir şekilde, Kerrae asaletle yemeğe başladı.
Yeneğe başlamadan Oleviaya dua ediyordu. Gözlerini kapatmış sadece ağzı oynuyordu. Bunu yapmasının bir nedeni de annesi dünyaya tekrar geri getirmek. Her gün bu yüzden Olevia'ya dua ediyordu. Duasını bitirdi ve yemeğine başladı. Elf olduğu için etlere pek fazla ilgisi yoktu. Meyve veya sebzeler yiyerek büyümüştü.
Yemeğini yemeye devam ederken sandalyesinin dibine koyduğu çantasından bir parıltı yükseldi. Pek fazla kişinin dikkatini çektiğini sanmıyordu ama emin de olamıyordu. Fazla aç değildi ve yediği biraz şeyden sonra "İzninizle kalkmak istiyorum. Bay Elessar bize verdiğiniz bu davetteki nefis yemekler için size minnettarız." dedi ve masadan kalktı. Ã?antasıyla beraber.
Yemeğini yemeye devam ederken sandalyesinin dibine koyduğu çantasından bir parıltı yükseldi. Pek fazla kişinin dikkatini çektiğini sanmıyordu ama emin de olamıyordu. Fazla aç değildi ve yediği biraz şeyden sonra "İzninizle kalkmak istiyorum. Bay Elessar bize verdiğiniz bu davetteki nefis yemekler için size minnettarız." dedi ve masadan kalktı. Ã?antasıyla beraber.
Masanın etrafındaki çoğu kişi dua ediyordu ancak Adrianın odaklandığı tekşey önünde duran kadehteki şaraptı.Yemeğe başlamak için Elessarı bekledi ve o başladığında kadehinden bir ufak yudum aldı ağzının içinde biraz dolaştırdı ardından yuttu.şarabın damağında bıraktığı tat enfesti.Adrian hayatı boyunca pek çok şarap içmişti ancak bu en iyilerinden daha iyiydi.Druidler bu toplantı için çok masraf etmişler diye geçirdi içinden.
şaraptan bir yudum daha alıp yerine bıraktı.Sonra önündeki yemeğe gömüldü.Acaba Druidlerin ellerinde bu şaraptan fazla varmıydı belki Elessar bir kaç şişeyi yanında götürmesi için ona ikram ederdi keşke öyle yapsaydı.
Ancak Adrianın kendini tutması gerekiyordu en azından bu akşam için çok içmemeliydi.Yemeğini yerken gözleri masadan kalkmak için Elessardan izin isteyen elf kızına takılmıştı.Adrianın tanıdığı hiçbir kişi böyle kaliteli bir şaraba burun kıvıramazdı.Kızın gidişine anlam veremedi Adrian.Geri yemeğine ve güzel şarabına verdi kendini.
şaraptan bir yudum daha alıp yerine bıraktı.Sonra önündeki yemeğe gömüldü.Acaba Druidlerin ellerinde bu şaraptan fazla varmıydı belki Elessar bir kaç şişeyi yanında götürmesi için ona ikram ederdi keşke öyle yapsaydı.
Ancak Adrianın kendini tutması gerekiyordu en azından bu akşam için çok içmemeliydi.Yemeğini yerken gözleri masadan kalkmak için Elessardan izin isteyen elf kızına takılmıştı.Adrianın tanıdığı hiçbir kişi böyle kaliteli bir şaraba burun kıvıramazdı.Kızın gidişine anlam veremedi Adrian.Geri yemeğine ve güzel şarabına verdi kendini.
Kiba her konudan, her konuşmadan hatta bu toplantının top yekün kendisinden bile dışlanabilrdi ama yiyeceklerle dolu bu masadan dışlanması için yaka paça ormanın sınırlarına bırakılması gerekiyordu. Kimseden utanmadan masaya yanaştı ve kimse kapmadan gözüne kestirdiği bütün etleri kucağında biriktirdi. Sonra da masanın bir köşesinde birbirinden leziz etleri yemeye başladı. Eğer yer kalırsa meyve falan da yiyecekti ama bunu pek olası görmüyordu.
Eğer insanlar önce dua edeceklerse bu ona güzel parçalara uzanacak daha fazla zaman kalacak demekti...
Herkese o kadar da asil olmadığını söylemişti ve bu toplantıdan geriye yanına kar kalan tek şey bu sofranın ona sundukları olabilirdi. Kiba şansını zorlamayı sevmezdi. Bu yüzden çatlayana kadar yedi.
Eğer insanlar önce dua edeceklerse bu ona güzel parçalara uzanacak daha fazla zaman kalacak demekti...
Herkese o kadar da asil olmadığını söylemişti ve bu toplantıdan geriye yanına kar kalan tek şey bu sofranın ona sundukları olabilirdi. Kiba şansını zorlamayı sevmezdi. Bu yüzden çatlayana kadar yedi.
<div><strong>Çığlıkta henüz umut vardır, çığlık atmak güç ister. Tehlike, fısıltıdadır. Çünkü fısıltı bir tükenişin ifadesidir.</strong></div>
Elessar konuklarına baktı. Herkesin yeterince doyduğuna kanaat edene kadar bekledi. Eğer Miae gitmeseydi yemekte konuşulanları duymuş olacaktı. Onla da ilgiliydi konuşulacak olanalr. Ama ona karışamazdı. Sonuçta onun hiç bir şeyi değildi. (!)
"şimdi bir kaç soruya yanıt verebilirim." dedi Elessar.
"Ã?ncelikle ben sormak istiyorum herkes kabul ederse." dedi Safiel. Kimse bir şey demeyince devam etti.
"Nden burası? Neden toplantı burada yapılıyor?"
"Ã?ünkü bu toplantının bir amacı da eskiden burada yaşamış olan yaşlı Heres'in ruhunu da çağracak olmamız. Heres ve bir kaç ölmüş kişiyi de toplantıya ruhunu çağıracağım buna babam da dahil. Biliyorsunuz ki yıllar önce Safiel safir yüzüğü sayesinde Burthaya gidip orayı mühürlemişti. Bu sayede Esten'în ruhları oraya toplayamayarak yeni bir evren yaratma planını bozmuş olduk. Ama Burtha olmayınca bir kaos ortaya çıkması kaçınılmazdı. Ruhların gittiği başka bir dünya yoktu. Zaten ruhları yaratan da Esten'di. Normalde herkesin sadece beden olarak yaşayacağı ölünce de kompile Neirre'de işinin biteceği kararlaştırılmıştı. Ama Esten ruhları yarattı. Bu sayede ölenler ruh halinde kalacaktı. Böylece tanrılar karar verirse tekrar yaşama dönebilecekti."
"Reenkarnasyon." diye belirtti Kerrae farkında olmadan.
"Evet. Ã?oğu kişi bilir ki Olevia buna karşı çıkan tek tanrıydı. Barışı bozabilecek bir olaya neden olabilecekti bu tarz bir olay. Adaletsizliklik de olacaktı. Ölen herkese bu sabş verilemeyecekti sonuçta." diye devam etti Elessar.
"Neyse bunları uzun uzun konuşacağız. Burda neden toplandığımıza gelince yıllar önce burada bir savaş oldu. safir savaşı denildi buna. Yaşlı Heres burda öldü. Mezarını sevgili Lydronk yaptırmıştı. Ama şimdi ona tekrar ihtiyacımız var. Ã?ünkü değerli bir bilgiyle beraber öldü. Onun için toplantıyı burada yapacağız."
"şimdi bir kaç soruya yanıt verebilirim." dedi Elessar.
"Ã?ncelikle ben sormak istiyorum herkes kabul ederse." dedi Safiel. Kimse bir şey demeyince devam etti.
"Nden burası? Neden toplantı burada yapılıyor?"
"Ã?ünkü bu toplantının bir amacı da eskiden burada yaşamış olan yaşlı Heres'in ruhunu da çağracak olmamız. Heres ve bir kaç ölmüş kişiyi de toplantıya ruhunu çağıracağım buna babam da dahil. Biliyorsunuz ki yıllar önce Safiel safir yüzüğü sayesinde Burthaya gidip orayı mühürlemişti. Bu sayede Esten'în ruhları oraya toplayamayarak yeni bir evren yaratma planını bozmuş olduk. Ama Burtha olmayınca bir kaos ortaya çıkması kaçınılmazdı. Ruhların gittiği başka bir dünya yoktu. Zaten ruhları yaratan da Esten'di. Normalde herkesin sadece beden olarak yaşayacağı ölünce de kompile Neirre'de işinin biteceği kararlaştırılmıştı. Ama Esten ruhları yarattı. Bu sayede ölenler ruh halinde kalacaktı. Böylece tanrılar karar verirse tekrar yaşama dönebilecekti."
"Reenkarnasyon." diye belirtti Kerrae farkında olmadan.
"Evet. Ã?oğu kişi bilir ki Olevia buna karşı çıkan tek tanrıydı. Barışı bozabilecek bir olaya neden olabilecekti bu tarz bir olay. Adaletsizliklik de olacaktı. Ölen herkese bu sabş verilemeyecekti sonuçta." diye devam etti Elessar.
"Neyse bunları uzun uzun konuşacağız. Burda neden toplandığımıza gelince yıllar önce burada bir savaş oldu. safir savaşı denildi buna. Yaşlı Heres burda öldü. Mezarını sevgili Lydronk yaptırmıştı. Ama şimdi ona tekrar ihtiyacımız var. Ã?ünkü değerli bir bilgiyle beraber öldü. Onun için toplantıyı burada yapacağız."
Pek çok yemek duruyordu önünde. Basit ama yinede güzel yemekler olduğuna emindi. Güzel ve besleyici. Druidlerin et seçimini nasıl yaptıklarını bildiğinden etlere fazla dokunmadı. Hayvanların yaşamına bu kadar değer veren kişiler tazecik hayvanlara kıyamazdı nede olsa.
Yeşillikler güzel gibiydi ve sadece bu yöreye özgü özel "kızıl bumbada" otlarının en iyileri karşısındaydı. Lydonk'un da bunu çok iyi bildiğini ve gözünün onlarda olduğunu gördü. Kendi önündeki kaba en çok bunlardan doldurdu ve bunlarla en iyi gidecek baharatları aramaya başladı. Ne de olsa bunların ekşiliğine ancak pnlar karşı koyabilirdi.
Masanın başından sonuna kadar diğerleri dua ettiği sırada asıl aradığı baharatı bulamamanın üzüntüsünü yaşıyordu. İlginçtir bu otla en iyi giden baharat dünyanın öbür ucu gibi uzak bir yerden geliyordu. Aslında iki birbirinden farklı lezzetin uzak yerlerde bulunması o kadar da şaşılacak olmamalıydı ama yine de ... baharat yoktu işte!
İkinci seçim olarak fazla tuz koyup diğer baharatlardan bir karışım yapılbilirdi. Neyseki diğerleri birinci kaliteydi. Lydonk'un da aynı şeyi yapmaya başadığını gördü. Gnomlar ağızlarının tadını bilirlerdi. Eskiden bir tarihçinin, goblinlerin gnomlardan çıkmış olabileceğini söylemesi üstüne şaklaban yerine konmasının en büyük sebebi buydu.
Gnomların ayrıca nereyse her konuda çok konuştukları da bir gerçekti. Lydonk'un kendisi ile bu konuda konuşacağını daha ilk bakışta anladı. Ancak şu sıralar bir gnomla sohbet etmek istemiyordu. Ne varki gnom boyuna göre oldukça hızlıydı ve bu kadında önünü tıkamıştı. Göz göze geldiklerinde arkasında Lydonk belirmişti bile.
Neyseki o azan kadar herkkes yemeğinide yemeyi başarmış gibi görülüyordu. Baharatlar olayını biraz abartmışolabilirdi. Ama tadına denecek yoktu. Sonrasında ise Ellessar konuşmaya başladı. Gnom geç kalmıştı.
Yeşillikler güzel gibiydi ve sadece bu yöreye özgü özel "kızıl bumbada" otlarının en iyileri karşısındaydı. Lydonk'un da bunu çok iyi bildiğini ve gözünün onlarda olduğunu gördü. Kendi önündeki kaba en çok bunlardan doldurdu ve bunlarla en iyi gidecek baharatları aramaya başladı. Ne de olsa bunların ekşiliğine ancak pnlar karşı koyabilirdi.
Masanın başından sonuna kadar diğerleri dua ettiği sırada asıl aradığı baharatı bulamamanın üzüntüsünü yaşıyordu. İlginçtir bu otla en iyi giden baharat dünyanın öbür ucu gibi uzak bir yerden geliyordu. Aslında iki birbirinden farklı lezzetin uzak yerlerde bulunması o kadar da şaşılacak olmamalıydı ama yine de ... baharat yoktu işte!
İkinci seçim olarak fazla tuz koyup diğer baharatlardan bir karışım yapılbilirdi. Neyseki diğerleri birinci kaliteydi. Lydonk'un da aynı şeyi yapmaya başadığını gördü. Gnomlar ağızlarının tadını bilirlerdi. Eskiden bir tarihçinin, goblinlerin gnomlardan çıkmış olabileceğini söylemesi üstüne şaklaban yerine konmasının en büyük sebebi buydu.
Gnomların ayrıca nereyse her konuda çok konuştukları da bir gerçekti. Lydonk'un kendisi ile bu konuda konuşacağını daha ilk bakışta anladı. Ancak şu sıralar bir gnomla sohbet etmek istemiyordu. Ne varki gnom boyuna göre oldukça hızlıydı ve bu kadında önünü tıkamıştı. Göz göze geldiklerinde arkasında Lydonk belirmişti bile.
Neyseki o azan kadar herkkes yemeğinide yemeyi başarmış gibi görülüyordu. Baharatlar olayını biraz abartmışolabilirdi. Ama tadına denecek yoktu. Sonrasında ise Ellessar konuşmaya başladı. Gnom geç kalmıştı.
Göz alıcı tepenin yerinde artık binalar yükseliyor. Büyük, ulu; ama büyüleyici mi? Sislerin ardından ışığı daha net görürdüm, şimdi, kalabalığın içinde, koca bir boşluktayım.
Eskisi ka
Eskisi ka
Lydronk ağzını açtı, fakat konuşamadı. Elessar konuşuyordu. Safiel'le konuşması bittiğinde o da bir soru sormuştu ve bunu isyankar bir tavırla yapmıştı: "Neden Ghuenya baharatınız yok?" İsim elbetta 'Huboya'ya tanıdık gelmişti. İki saattir aradığı baharattı o.
Kerrae gnomun omzuna elini koydu: "Lider, izninizle bir soru soracağım..." Elessar başını sallayınca Kerrae devam etti: "Neden eski arkadaşlarınızı da çağırdınız? Bahsettiğiniz Heres büyük ihtimalle sadece sizin çağrınızla da gelebilirdi ve bunu hiç uğraşmadan yapabilirdiniz!"
Kerrae gnomun omzuna elini koydu: "Lider, izninizle bir soru soracağım..." Elessar başını sallayınca Kerrae devam etti: "Neden eski arkadaşlarınızı da çağırdınız? Bahsettiğiniz Heres büyük ihtimalle sadece sizin çağrınızla da gelebilirdi ve bunu hiç uğraşmadan yapabilirdiniz!"
"Güzel soru, Olevianın kutsal şövalyesi. Dediğim gibi toplantının amacı Heresi çağırmak değil. Sadece o da konuk olmak zorunda. Ve sizler de her biriniz kendi tarikatlarınızı ve ülkelerinizi temsilen buraya geldiniz. Aslında ben Olevas'a da göndermiştim bir mektup. Ve sizi değil baş rahip Gendel'in gelmesini istemiştim." diye açıkladı Elessar.
"Herhalde kendileri hasta veya meşgul olmalılar. Yoksa muhakkak ki başkasını göndermezdi." diye devam etti elessar imhalı bakışlarla Kerrae'ya bakarak.
"Herhalde kendileri hasta veya meşgul olmalılar. Yoksa muhakkak ki başkasını göndermezdi." diye devam etti elessar imhalı bakışlarla Kerrae'ya bakarak.
Ã?antasından kristal bıçağı alelacele çıkardı. Ve inceledi. Bu sefer içine kadar parıltıyla kaplıydı. Daha da parlıyordu. İçini bir heyecan bürümüştü. Bıçağı sağ eline aldı ve sıkıca kavradı. Eli sanki kristale yapışmıştı. Sonra kolundan vücuduna yayılan bir soğukluk hissetti. Sonrada bir karartı. Ağırlığınca yere düştü. Bir rüyadaydı şimdi.
"Miaé, uyan kızım! Miaé!" diye bir ses duydu. Gözlerini açtı. Bu annesiydi. Ã?nce inanamadı. Ya da inanmak istemedi. Bu olamazdı. Ã?ünkü annesi 20 yıl önce ölmüştü. Algénia ona gülümsedi."Seninle konuşmalıyım kızım. Gel buraya." dedi ve Algénia'nın oturduğu boş gözüken yerde bir kaya belirdi. Kendiside aynı şeyi biliçsizce yaptı. Ve onunda altında bir kaya belirdi. "şuan benimle konuştuğuna emin olabilirsin kızım. Sadece bir müddet. Sonra senden ayrılmam lazım." dedi Algénia. Miaé gözyaşlarıyla beraber sıkıca annesine sarıldı. "Seni özledim anne. Ve seni ne pahasına olursa olsun geri getiricem!" dedi."Biliyorum kızım. Bunu yaparsın. Sende bendeki inatçılığı görüyorum." dedi gülümseyerek."Beni geri getirmeyi istiyorsan orada bedenimi bulmalısın. Bu çok zor bir iş. Ama yapılabilir. Bende burada ruhumu bulmakla meşgulum. Ölümüm karmakarışık bir durum. Sadece biraz zaman tanı herşey olucağına varıcak. Kristal bıçağı beğendinmi?" dedi tekrar gülümseyerek."Onu sen mi yolladın? İyi ama nasıl?". Yine gülümsedi."Kafanı sorularla sıkmaman gerektiğini kendin söylemiştin. Bunun pek önemi yok. Gerektiği yerde seni koruyacaktır." Gülümsemesi kayboldu."şimdi gitmem lazım kızım. Kendine iyi bak." dedi ve bir rüzgarmış gibi kayboldu. Miaé arkasından ağlasa da orada bir daha ona sarılamadı.
Soğuktu. İçi ürperiyordu. Hala uyanamamıştı. Hala rüyadaydı. Yerde yatıyordu...
"Miaé, uyan kızım! Miaé!" diye bir ses duydu. Gözlerini açtı. Bu annesiydi. Ã?nce inanamadı. Ya da inanmak istemedi. Bu olamazdı. Ã?ünkü annesi 20 yıl önce ölmüştü. Algénia ona gülümsedi."Seninle konuşmalıyım kızım. Gel buraya." dedi ve Algénia'nın oturduğu boş gözüken yerde bir kaya belirdi. Kendiside aynı şeyi biliçsizce yaptı. Ve onunda altında bir kaya belirdi. "şuan benimle konuştuğuna emin olabilirsin kızım. Sadece bir müddet. Sonra senden ayrılmam lazım." dedi Algénia. Miaé gözyaşlarıyla beraber sıkıca annesine sarıldı. "Seni özledim anne. Ve seni ne pahasına olursa olsun geri getiricem!" dedi."Biliyorum kızım. Bunu yaparsın. Sende bendeki inatçılığı görüyorum." dedi gülümseyerek."Beni geri getirmeyi istiyorsan orada bedenimi bulmalısın. Bu çok zor bir iş. Ama yapılabilir. Bende burada ruhumu bulmakla meşgulum. Ölümüm karmakarışık bir durum. Sadece biraz zaman tanı herşey olucağına varıcak. Kristal bıçağı beğendinmi?" dedi tekrar gülümseyerek."Onu sen mi yolladın? İyi ama nasıl?". Yine gülümsedi."Kafanı sorularla sıkmaman gerektiğini kendin söylemiştin. Bunun pek önemi yok. Gerektiği yerde seni koruyacaktır." Gülümsemesi kayboldu."şimdi gitmem lazım kızım. Kendine iyi bak." dedi ve bir rüzgarmış gibi kayboldu. Miaé arkasından ağlasa da orada bir daha ona sarılamadı.
Soğuktu. İçi ürperiyordu. Hala uyanamamıştı. Hala rüyadaydı. Yerde yatıyordu...
Huor'un hiçbir şeye katılacak gücü yoktu.Edmond aklına geldikçe, üzülüyordu.Küçük bir çocuk da vardı burada ve, Edmond'dan farksızdı.
Somurtarak konuşulanları dinlemeye karar verdi.Yemek olarak ise, ne bulursa yiyordu.
Somurtarak konuşulanları dinlemeye karar verdi.Yemek olarak ise, ne bulursa yiyordu.
I always knew I was a star And now, the rest of the world seems to agree with me.
The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.
I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.
-Freddie Mercury
The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.
I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.
-Freddie Mercury
yemeklerin pek azını yemişti. Yemek boyunca sessizce, büyük gözlerle diğer insanlara bakmış, konuşmalarını ve davranışlarını izlemişti. Yetişkin insanlar bir araya geldiklerinde gerçekten tuhaf olabiliyorlardı.
Henüz yemek bitmeden Bargier gökyüzünde belirmiş, daireler çizerek alçalmış ve omuzuna konuşmuştu. Kız eli ile yavaşça kuzgunun kanadını sevdi.
"Demek sende yemek için gittin."
Kuzgun hafif bir sesle öttü.
Kız Bargier'e mırıldanıyordu.
"Demek hepimiz olduğumuz yeri temsilen buraya geldik. Ruhları çağırmak için. Ama ben ruhlara inanmam ki. Tanrılarada. Ben ne yapabilirim ki Bargier. Tek gerçeklik doğanın gerçekliğidir. Yinede bu kadar insan beni çağırdığına göre, sadece nezaketen burada kalıp onlara elimden geldiğince yardım etmeliyim değil mi? Bu onlar için önemli gözüküyor. Evet kabalık etmemeliyim."
Aslında dışarıdan bakan birisi, kuzgunla konuşmaktan çok hafif sesle düşündüğünü hemen anlayabilirdi. Sadece Bargier'e doğru kounşurken başını yana eğerek kendini dinler gibi yapması çok hoşuna gidiyordu.
Henüz yemek bitmeden Bargier gökyüzünde belirmiş, daireler çizerek alçalmış ve omuzuna konuşmuştu. Kız eli ile yavaşça kuzgunun kanadını sevdi.
"Demek sende yemek için gittin."
Kuzgun hafif bir sesle öttü.
Kız Bargier'e mırıldanıyordu.
"Demek hepimiz olduğumuz yeri temsilen buraya geldik. Ruhları çağırmak için. Ama ben ruhlara inanmam ki. Tanrılarada. Ben ne yapabilirim ki Bargier. Tek gerçeklik doğanın gerçekliğidir. Yinede bu kadar insan beni çağırdığına göre, sadece nezaketen burada kalıp onlara elimden geldiğince yardım etmeliyim değil mi? Bu onlar için önemli gözüküyor. Evet kabalık etmemeliyim."
Aslında dışarıdan bakan birisi, kuzgunla konuşmaktan çok hafif sesle düşündüğünü hemen anlayabilirdi. Sadece Bargier'e doğru kounşurken başını yana eğerek kendini dinler gibi yapması çok hoşuna gidiyordu.

-
Alenthas
- Forum Yöneticisi
- Posts: 2670
- Joined: Thu Oct 04, 2007 10:00 am
- Location: Innsmouth
- Contact:
Hava kararmıştı fakat kuşlar şarkılarına hâlâ devam etmekteydiler. Gecenin o sakin saatlerinde gümbürtüyle gelen devasa bir yaratık kuşların çığlık çığlığa kaçışmasına neden olmuştu.
"Sakin ol oğlum! Sakin," diye seslendi devasa yaratığın omuzuna oturmuş adam. Fakat görünüşe bakılırsa yaratık kendinden geçmiş bir şekilde koşmaya devam ediyordu. Sonunda adam, yaratığın kafasına bir kaç yumruk vurup kendisini yere fırlatmasına neden oldu. Devasa yaratık sağa sola adım atıyor, kaçmak istiyor fakat sanki yapamayacakmış gibi son anda vazgeçiyordu. Adam ayağa kalkarak kendisinden bir buçuk kat büyük olan yaratığın karnına bir yumruk daha indirerek inlemesine neden oldu. "Eğil bakayım, eğil!"
Yaratık itaat edercesine kafasını adama doğru eğdi. Adam yaratığın ağzını açarak kolunu soktu. "Ver şunu bana!" diye haykırıyordu aynı zamanda. Sonunda eline gelen bir parça kağıdı hissettiğinde elini yaratığın ağzından çıkartıp sarı salyalar akmakta olan kağıda tekrar baktı. Ã?ünkü ezberlemesi gereken adı tekrar unutmuştu. Kağıdı açtı ve en yukarıdaki "Sevgili Thereon," yazısına dikti gözlerini. Ardından sesli bir şekilde "Thereon, Thereon, Thereon..." diye tekrarlamaya başladı. 'Bu piçin anası babası yok mu ki soyadı olmasın?' diye aklından geçirdi ve bu Thereon adındaki adamı tanıyan kişilere çaktırmadan bunu sormayı kafasının bir köşesine not etti. Ardından elindeki kağıdı tekrar yaratığın ağzından içeriye soktu ve başka bir kağıt çıkardı. Bu kağıtta bir harita vardı. Haritaya göre kulübe bir gölün kenarındaydı. Sonra bir an bekledi... Nerede olduğunu biliyor muydu ki haritaya bakıyordu? Ne kadar salak olduğunu düşünerek kafasını salladı ve haritayı yere fırlattı.
O sırada bilge bir ses işitti:
"Bir şeyler mi arıyorsun?"
Adam hızlıca dönüp etrafa göz gezdiriyordu. "Kimsin sen, neredesin?"
O sırada görüş alanındaki bir dala baykuşun teki kondu. "Aradığın şey bir kulübe olabilir mi?"
"Olabilir mi?"
"İstersen seni o kulübeye götürebilirim."
"Ya eğer bir kulübe aramıyorsam?"
"Benimle oynamayı kes. Bana bahsedilen kişinin aynısısın. Eğer bu kadar yolu boşuna tepmiş olmak istemiyorsan beni takip etsen iyi edersin, ve hızlı ol!" Baykuş havalanarak uzaklaşmaya başladı. Adamsa hiç istifini bozmadan baykuşun gittiği yöne doğru yürümeye başladı. O sırada yaratık çoktan ortadan kaybolmuştu bile.
Sonunda kulübeyi gördüğünde orada kimse olmadığını farketti, onun yerine kulübenin hemen yanında ateş yakılmıştı ve yemek masası yerleştirilmişti. Herkesin garipseyen gözleri arasında ateşin yaydığı ışığın sınırlarından içeriye girdi. Sonunda yüzü daha belirgin görünmeye başlamıştı. Tıpkı Thereon gibi sarı saçları, mavi gözleri ve yakışıklı bir suratı vardı. Ve uzun boylu, atletik bir yapıdaydı. Siyah deri zırh ve uzun kahverengi botlar giyiyordu.
Herkes dua ederken aç gözlü bir çocuğun kimseyi umursamadan yemekleri önünde toplaması hoşuna giderek gülümsemesine neden oldu. Ve önündeki etlerden bir kaç tane alarak ağzına attı. Sonra büyücü görünümlü adamında kadehini alarak tek bir dikişte şarabını bitirdi ve ağzından akan şarabı kolunun tersiyle sildi.
"Evet, niye buradayız?" dedi boğuk bir sesle (çünkü ağzına doldurduğu etleri hâlâ yutmamıştı).
"Sakin ol oğlum! Sakin," diye seslendi devasa yaratığın omuzuna oturmuş adam. Fakat görünüşe bakılırsa yaratık kendinden geçmiş bir şekilde koşmaya devam ediyordu. Sonunda adam, yaratığın kafasına bir kaç yumruk vurup kendisini yere fırlatmasına neden oldu. Devasa yaratık sağa sola adım atıyor, kaçmak istiyor fakat sanki yapamayacakmış gibi son anda vazgeçiyordu. Adam ayağa kalkarak kendisinden bir buçuk kat büyük olan yaratığın karnına bir yumruk daha indirerek inlemesine neden oldu. "Eğil bakayım, eğil!"
Yaratık itaat edercesine kafasını adama doğru eğdi. Adam yaratığın ağzını açarak kolunu soktu. "Ver şunu bana!" diye haykırıyordu aynı zamanda. Sonunda eline gelen bir parça kağıdı hissettiğinde elini yaratığın ağzından çıkartıp sarı salyalar akmakta olan kağıda tekrar baktı. Ã?ünkü ezberlemesi gereken adı tekrar unutmuştu. Kağıdı açtı ve en yukarıdaki "Sevgili Thereon," yazısına dikti gözlerini. Ardından sesli bir şekilde "Thereon, Thereon, Thereon..." diye tekrarlamaya başladı. 'Bu piçin anası babası yok mu ki soyadı olmasın?' diye aklından geçirdi ve bu Thereon adındaki adamı tanıyan kişilere çaktırmadan bunu sormayı kafasının bir köşesine not etti. Ardından elindeki kağıdı tekrar yaratığın ağzından içeriye soktu ve başka bir kağıt çıkardı. Bu kağıtta bir harita vardı. Haritaya göre kulübe bir gölün kenarındaydı. Sonra bir an bekledi... Nerede olduğunu biliyor muydu ki haritaya bakıyordu? Ne kadar salak olduğunu düşünerek kafasını salladı ve haritayı yere fırlattı.
O sırada bilge bir ses işitti:
"Bir şeyler mi arıyorsun?"
Adam hızlıca dönüp etrafa göz gezdiriyordu. "Kimsin sen, neredesin?"
O sırada görüş alanındaki bir dala baykuşun teki kondu. "Aradığın şey bir kulübe olabilir mi?"
"Olabilir mi?"
"İstersen seni o kulübeye götürebilirim."
"Ya eğer bir kulübe aramıyorsam?"
"Benimle oynamayı kes. Bana bahsedilen kişinin aynısısın. Eğer bu kadar yolu boşuna tepmiş olmak istemiyorsan beni takip etsen iyi edersin, ve hızlı ol!" Baykuş havalanarak uzaklaşmaya başladı. Adamsa hiç istifini bozmadan baykuşun gittiği yöne doğru yürümeye başladı. O sırada yaratık çoktan ortadan kaybolmuştu bile.
Sonunda kulübeyi gördüğünde orada kimse olmadığını farketti, onun yerine kulübenin hemen yanında ateş yakılmıştı ve yemek masası yerleştirilmişti. Herkesin garipseyen gözleri arasında ateşin yaydığı ışığın sınırlarından içeriye girdi. Sonunda yüzü daha belirgin görünmeye başlamıştı. Tıpkı Thereon gibi sarı saçları, mavi gözleri ve yakışıklı bir suratı vardı. Ve uzun boylu, atletik bir yapıdaydı. Siyah deri zırh ve uzun kahverengi botlar giyiyordu.
Herkes dua ederken aç gözlü bir çocuğun kimseyi umursamadan yemekleri önünde toplaması hoşuna giderek gülümsemesine neden oldu. Ve önündeki etlerden bir kaç tane alarak ağzına attı. Sonra büyücü görünümlü adamında kadehini alarak tek bir dikişte şarabını bitirdi ve ağzından akan şarabı kolunun tersiyle sildi.
"Evet, niye buradayız?" dedi boğuk bir sesle (çünkü ağzına doldurduğu etleri hâlâ yutmamıştı).
Melez Rhuan’lı Miaé’nın sofradan kalktığını gördü ama pek oralı olmadı. İncecik narin bir kızdı ve elbette hemen doymuştu ama yine de herkesin yemeği bitmeden sofradan kalkması hoş bir şey değildi. Kiba’nın asıl sorunu masanın uzak tarafındaki yiyeceklere ulaşmaktı ve masadan kalkmadan oradaki yiyeceklere yetişmesinin hiç bir yolu yoktu. Koskoca Elf kralından da kremalı patates tabağını uzatmasını isteyemezdi elbette. Bu yüzden kolunun mesafesindeki yiyeceklerle yetindi.
Elessar konuşmaya başladığında Kiba kafasını yemeklerden kaldırdı ve Druid’i can kulağı ile dinlemeye başladı. Eğer burada bir işe yarayacaksa konuşulanları dinlemesi ve anlaması gerekiyordu.
“Demek ölülerle konuşacaklar!” diye mırıldandı Kiba. Daha önce hiç böyle bir şey görmemişti ve görmek için can atıyordu. Sonra Elessar Safiel’in yüzüğü sayesinde Burtha’yı mühürlediğini söylediğinde Kiba’nın ağzı açık kaldı. Burtha’nın ne olduğunu biliyordu, korsanlar ölünce oraya gideceklerini -pek çok küfürün eşliğinde- söylerlerdi ve masada oturan bu adam Burtha’nın kapısını mühürleyen bir insandı! Belki de bir tanrıdır diye düşündü Kiba... Denizci çocuk Elessar’ın konuşmasını sonuna kadar dinledi ve duyduklarını bir bir zihnine yazdı. Tam kalan iştahı ile yemeğine devam edecekti ki önündeki daha ilk başta gözüne kestirdiği ve sona sakladığı en güzel but parçasının bir anda yanında beliren ve ilk kez gördüğü yapılı adam tarafından göz açıp kapayıncaya kadar yenip yutulduğunu gördü. Bunun hiç hoş bir şey olmadığını söyleyecekti ki adam sonra da gidip Burtha’yı mühürlemiş adamın şarabını içmişti!!!
Kiba’nın içindeki bir ses “O buradayken ben ne yaparsam yapayım göze batmam...” dedi. Küçük çocuk gülümsemesine engel olamadı çünkü denizci kanı onun uzun süre uslu oturmasına engel oluyordu.
Elessar konuşmaya başladığında Kiba kafasını yemeklerden kaldırdı ve Druid’i can kulağı ile dinlemeye başladı. Eğer burada bir işe yarayacaksa konuşulanları dinlemesi ve anlaması gerekiyordu.
“Demek ölülerle konuşacaklar!” diye mırıldandı Kiba. Daha önce hiç böyle bir şey görmemişti ve görmek için can atıyordu. Sonra Elessar Safiel’in yüzüğü sayesinde Burtha’yı mühürlediğini söylediğinde Kiba’nın ağzı açık kaldı. Burtha’nın ne olduğunu biliyordu, korsanlar ölünce oraya gideceklerini -pek çok küfürün eşliğinde- söylerlerdi ve masada oturan bu adam Burtha’nın kapısını mühürleyen bir insandı! Belki de bir tanrıdır diye düşündü Kiba... Denizci çocuk Elessar’ın konuşmasını sonuna kadar dinledi ve duyduklarını bir bir zihnine yazdı. Tam kalan iştahı ile yemeğine devam edecekti ki önündeki daha ilk başta gözüne kestirdiği ve sona sakladığı en güzel but parçasının bir anda yanında beliren ve ilk kez gördüğü yapılı adam tarafından göz açıp kapayıncaya kadar yenip yutulduğunu gördü. Bunun hiç hoş bir şey olmadığını söyleyecekti ki adam sonra da gidip Burtha’yı mühürlemiş adamın şarabını içmişti!!!
Kiba’nın içindeki bir ses “O buradayken ben ne yaparsam yapayım göze batmam...” dedi. Küçük çocuk gülümsemesine engel olamadı çünkü denizci kanı onun uzun süre uslu oturmasına engel oluyordu.
<div><strong>Çığlıkta henüz umut vardır, çığlık atmak güç ister. Tehlike, fısıltıdadır. Çünkü fısıltı bir tükenişin ifadesidir.</strong></div>
Who is online
Users browsing this forum: No registered users and 2 guests

