Ölüm Labirenti
*Safiel......*
Gülümseyerek baktı Kiba'ya:
"Sanırım kayıp!"
Ardından Kiba'nın yanındakine bakarak:
"Bir arkadaş edinmişe benziyorsun."
Kıza baktığında kızın haline acıdı, görünüşe bakılırsa kız bir köleydi ve kurtuldu.
"Tebrikler Kiba, muhteşemdin.şimdi ne olacağını gözlemlememiz gerekiyor ve hala bir yarı tanrı var karşımızda!"
Gülümseyerek baktı Kiba'ya:
"Sanırım kayıp!"
Ardından Kiba'nın yanındakine bakarak:
"Bir arkadaş edinmişe benziyorsun."
Kıza baktığında kızın haline acıdı, görünüşe bakılırsa kız bir köleydi ve kurtuldu.
"Tebrikler Kiba, muhteşemdin.şimdi ne olacağını gözlemlememiz gerekiyor ve hala bir yarı tanrı var karşımızda!"
I always knew I was a star And now, the rest of the world seems to agree with me.
The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.
I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.
-Freddie Mercury
The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.
I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.
-Freddie Mercury
Safiel hapishanenin içinde mahkumları kurtarmaya devam ediyordu. Küçük kızı yaşlı adama emanet etmişti. Yaşlı adam kucağında küçük kızla beraber korunaklı bir yer bulacağına söz vermişti.
"Ejderhaların düşüşünü duyuyorum. İki taraftan da düşüyorlar. Demek ki tebrik edilmesi gereken kişi sadece Huor değil biri daha ejderhaların hakkından gelebiliyor." diye düşündü.
Birden karşısında göz kamaştırıcı yoğunlukla bir ışık çıktı. Işığın içinde biri vardı. Bembeyaz bir elbise giyiyordu. Başında bir taç vardı. Kolyesinin ortasında bir yılan sembolü vardı. Kumral saçları ve simsiyah gözleriyle kıyafetine tezatlık oluştuyordu.
Bir Tanrı'nın kızı!
"Seren!" diye şaşırdı Safiel.
"Evet, büyücü. Yine aynı yer, aynı olay. Beni kurtarmaya mı geldin? Gözyaşlarıma mı dayanamadın? Peki o pis sırıtışıyla pis goblin nerde?"
"Seren, çok özür dilerim. Her gün rüyalarımda o olayı yaşayorum. Beni affet." diye konuştu Safiel.
"Babam bana bir görev verdi. İki tane öldürmem gereken bir büyücü var. Bu sefer Esten'inplanlarını bozduğun gibi babamın planlarını bozamayacaksın." dedi seren ve parlayan bir kılıç çıkardı.
Bembeyaz elbisesiyle elindeki kılıç değişik bir duruş oluşturyordu. Kızın gözlerindeki öfkeye bakmak bile insanıon içini yakıyordu.
"neden? Görmüyor musun? Etrafına bak. Senin baban dediğin Tanrı'nın yaptıklarını görmüyor musun? Masum insanları buraya köle ticareti yapmak için mahkum diye getiren senin baban değil mi? Goblinleri senin baban yaratmadı mı? Dışarıdaki çığlıkları duymuyor musun? Kim bilir şu anda kaç tane küçük kızın yaşamı sönüyor? Demin aynen senin küçüklüğüne benzeyen bir kız gördüm. sana çok benziyordu. Yaşadıkları da aynıydı. şimdi ölmek üzere ve hiç bir Tanrı ona yardım etmeye gönüllü değil. Hiç düşündün mü? Neden Reks seni kızı yaptı? Seni KULLANDI o. Sen ucuz bir fahişeden başka bir şey değilsin. Nasıl benle sadece bilgi edinmek için yatmana izin verebilir? Nasıl kızı dediğin birinden birilerini öldürmesini isteyebilir?"
Safiel'in gözleri yaşarmıştı. Devam edememişti konuşmasına. Seren ise duruşunu hiç bozmuyordu.
"şimdi değil. Seni şimdi öldürmeyeceğim. Ã?nce intikamımı alacağım. O gözlerinde benim sana yalvardığımdaki o bakışı görmek istiyorum önce." dedi öfkeyle Seren.
Ve o ana kadar peşinde onu takip edeni fark edemyen Safiel, Seren'i durduramadı. Küçük kız Seren'in kucağındaydı ve kılıcı boynundaydı.
"Yalvar bana şİMDİ" diye bağırdı Seren.
"Ejderhaların düşüşünü duyuyorum. İki taraftan da düşüyorlar. Demek ki tebrik edilmesi gereken kişi sadece Huor değil biri daha ejderhaların hakkından gelebiliyor." diye düşündü.
Birden karşısında göz kamaştırıcı yoğunlukla bir ışık çıktı. Işığın içinde biri vardı. Bembeyaz bir elbise giyiyordu. Başında bir taç vardı. Kolyesinin ortasında bir yılan sembolü vardı. Kumral saçları ve simsiyah gözleriyle kıyafetine tezatlık oluştuyordu.
Bir Tanrı'nın kızı!
"Seren!" diye şaşırdı Safiel.
"Evet, büyücü. Yine aynı yer, aynı olay. Beni kurtarmaya mı geldin? Gözyaşlarıma mı dayanamadın? Peki o pis sırıtışıyla pis goblin nerde?"
"Seren, çok özür dilerim. Her gün rüyalarımda o olayı yaşayorum. Beni affet." diye konuştu Safiel.
"Babam bana bir görev verdi. İki tane öldürmem gereken bir büyücü var. Bu sefer Esten'inplanlarını bozduğun gibi babamın planlarını bozamayacaksın." dedi seren ve parlayan bir kılıç çıkardı.
Bembeyaz elbisesiyle elindeki kılıç değişik bir duruş oluşturyordu. Kızın gözlerindeki öfkeye bakmak bile insanıon içini yakıyordu.
"neden? Görmüyor musun? Etrafına bak. Senin baban dediğin Tanrı'nın yaptıklarını görmüyor musun? Masum insanları buraya köle ticareti yapmak için mahkum diye getiren senin baban değil mi? Goblinleri senin baban yaratmadı mı? Dışarıdaki çığlıkları duymuyor musun? Kim bilir şu anda kaç tane küçük kızın yaşamı sönüyor? Demin aynen senin küçüklüğüne benzeyen bir kız gördüm. sana çok benziyordu. Yaşadıkları da aynıydı. şimdi ölmek üzere ve hiç bir Tanrı ona yardım etmeye gönüllü değil. Hiç düşündün mü? Neden Reks seni kızı yaptı? Seni KULLANDI o. Sen ucuz bir fahişeden başka bir şey değilsin. Nasıl benle sadece bilgi edinmek için yatmana izin verebilir? Nasıl kızı dediğin birinden birilerini öldürmesini isteyebilir?"
Safiel'in gözleri yaşarmıştı. Devam edememişti konuşmasına. Seren ise duruşunu hiç bozmuyordu.
"şimdi değil. Seni şimdi öldürmeyeceğim. Ã?nce intikamımı alacağım. O gözlerinde benim sana yalvardığımdaki o bakışı görmek istiyorum önce." dedi öfkeyle Seren.
Ve o ana kadar peşinde onu takip edeni fark edemyen Safiel, Seren'i durduramadı. Küçük kız Seren'in kucağındaydı ve kılıcı boynundaydı.
"Yalvar bana şİMDİ" diye bağırdı Seren.
Aynı rahatlıkla inmişti çatıdan ve kuzgun dalışa geçerek onu takip etmişti. Yavaşça adımlarını Kiba ve Miaé'nin yakınına çevirdi. Karmaşa ve panik kendisini etkilese de, dış görünüşü sakindi. Mırıldanarak sordu ikisine, ve yanlarındaki elfe.
"Peki şimdi ne yapıyoruz?"
Umursamaz tavrı, birazda korkusundan ileri geliyordu, ama bu kokruyu anlamak gerçekten çok zordu.
"Peki şimdi ne yapıyoruz?"
Umursamaz tavrı, birazda korkusundan ileri geliyordu, ama bu kokruyu anlamak gerçekten çok zordu.

Daha demin kadim bir canlıyı öldürmüştü. Ne için? İçinde kabaran ipe sapa gelmeyen öfke için mi? Yoksa annesini bu kadim canavar yüzünden kaybettiği için mi? Ã?fkesi tamamen sönmüş şimdi bir pişmanlık duygusu vardı.Bu ejderhalara kötü de olsa onlara zarar vermek içini yakmıştı. Ne de olsa onlar bir araçtı.
Daylight'ın aşağıdan gelen sorusunu farketti ve çatıdan aşağıya indi. Cevabı çok netti."Bilmiyorum Daylight. Bilmiyorum."dedi sadece. Bıçağındaki ejderha kanını sildi ve yere oturdu. Titremeye başladı.
Daylight'ın aşağıdan gelen sorusunu farketti ve çatıdan aşağıya indi. Cevabı çok netti."Bilmiyorum Daylight. Bilmiyorum."dedi sadece. Bıçağındaki ejderha kanını sildi ve yere oturdu. Titremeye başladı.
Last edited by CLiCKs on Thu Jul 10, 2008 5:55 am, edited 1 time in total.
Ben gelecek için hiç endişe duymadım.O yeterince hızlı geliyor zaten.
Albert Einstein
Albert Einstein
Meher düşen ejderhaları fark etmişti. Bu iyice öfkelenmesine sebep olmuştu. Düşen her bir ejderhanın üzerine siyah bir duman yolladı.
Ejderhalar iyice siyah bir pusla kaplanmışlardı. Birden öldüğü sanılan ejderhaların gözleri açıldı.
Meher: "Reksin yarattığı kadim ejderhalar öyle tek bir okla yıkılmazlar." diye alay etti.
Ejderhalar iyice siyah bir pusla kaplanmışlardı. Birden öldüğü sanılan ejderhaların gözleri açıldı.
Meher: "Reksin yarattığı kadim ejderhalar öyle tek bir okla yıkılmazlar." diye alay etti.
"İşte sorunun cevabı Daylight..." dedi Kiba ejderhaları göstererek. Sonra da Elf kralının arkasına sığınıp konuşmaya devam etti.
"Hayatta kalmaya çalışacağız."
"Hayatta kalmaya çalışacağız."
<div><strong>Çığlıkta henüz umut vardır, çığlık atmak güç ister. Tehlike, fısıltıdadır. Çünkü fısıltı bir tükenişin ifadesidir.</strong></div>
Huor, gülümseyerek Kiba'ya baktı:
"Sanırım haklısın, hayatta kalmaya çalışmalı ve bunu başarmalıyız."
Sonra arkasına döndü:
"Tek çaremiz var gibi görünüyor."
Çoktan koşmaya başlamıştı.
"KOşUN HADİ!SAFİEL GELENE KADAR, KOşUN!"
"Sanırım haklısın, hayatta kalmaya çalışmalı ve bunu başarmalıyız."
Sonra arkasına döndü:
"Tek çaremiz var gibi görünüyor."
Çoktan koşmaya başlamıştı.
"KOşUN HADİ!SAFİEL GELENE KADAR, KOşUN!"
I always knew I was a star And now, the rest of the world seems to agree with me.
The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.
I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.
-Freddie Mercury
The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.
I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.
-Freddie Mercury
Ejderhaların kükremeleri, masum insanları çığlıkları safiel'in kulaklarında çınlıyordu. Seren:
"Seçimini yap. Arkadaşalrını hala kurtarma sanşın var. Ama bu sefer de bu kızın ölümünden suçlu olacaksın ve vicdanın her gece bu anı hatırlatacak sana."
"Lütfen beni bırakma." diye bağırdı küçük kız ağlayarak.
Safiel sıkıca asasına sarıldı: "Senin için çok üzgünüm Seren. O gün sana yardım etseydim şimdi her şey daha farklı olacaktı. Nasıl olacaktı bilmiyorum belki bu sefer Huor'un eski eşi Minna'nın ölümünden ben sorumlu olacaktım ya da sana yardım edeceğim derken üvey abim gerrfer tarafından oracıkta öldürülecektim."
Sonra öfkeyle: "Ama yine de değişmeyen tek şey şu olacaktı. Sen yine Seren olacaktı. Yine bu an bu yerde karşılaşacaktık ve yine bana bir seçenek sunacaktın ve ben de 3. bir şık ekleyecektim aynen şimdi olduğu gibi." dedi.
Safiel asasını şiddetle yere vurdu.
"Kaderimizi kendimizi belirleriz, Seren. Bir Tanrının kızı olabilirsin ama sonuçta hala bir insansın." dedi Safiel ve birden yok oldu.
Seren bir süre bir şey diyemedi. Sonra: "Basit bir görünmezlik büyüsü mü? Senden böyle bit şey beklemezdim. Ena zından senden bu kadar aşağılık bir büyü beklememiştim. Belki bir alev topu yollar veya ne bileyim daha sarsıcı büyüler beklemiştim. Tam bir hayal kırıklığı oldun benim için. Baban burada olsaydı ve bunları görmüş olsaydı senden UTANIRDI!"
diye bağırdı.
Ama birden bir şey omzuna dokundu. Sonra alnına bir darbe yedi bir asadan.
Küçük kız Safiel'e sarıldı: "Beni bırakmayacağını biliyordum." dedi mutlulukla.
Safiel kıza sarılarak: "Hayır Seren. O kadar aşağılık değilim. Sadece biraz ışınlanayım demiştim. Bir mahsuru yoksa eğer..." dedi alay ederek. Sonra kızla beraber kendini ışınladı.
şimdi ikisi dışarıdaydı. Yaşlı adamı bulması uzun sürmedi. "Özür dilerim. Kız birden kaybolunca ne yapıcağımı bilemedim. Eh ejderha tehdidi altında zaten yaşlı beynim iyice çalışmamaya başlıyor. Ama küçük kızın hakkını vvermek lazım. Kimin yanında güvende olacağını biliyor." dedi.
Meher ejderhasını Safiele doğru yöneltti: "Sonunda babanı bulmuşsun, Safiel."
"Seçimini yap. Arkadaşalrını hala kurtarma sanşın var. Ama bu sefer de bu kızın ölümünden suçlu olacaksın ve vicdanın her gece bu anı hatırlatacak sana."
"Lütfen beni bırakma." diye bağırdı küçük kız ağlayarak.
Safiel sıkıca asasına sarıldı: "Senin için çok üzgünüm Seren. O gün sana yardım etseydim şimdi her şey daha farklı olacaktı. Nasıl olacaktı bilmiyorum belki bu sefer Huor'un eski eşi Minna'nın ölümünden ben sorumlu olacaktım ya da sana yardım edeceğim derken üvey abim gerrfer tarafından oracıkta öldürülecektim."
Sonra öfkeyle: "Ama yine de değişmeyen tek şey şu olacaktı. Sen yine Seren olacaktı. Yine bu an bu yerde karşılaşacaktık ve yine bana bir seçenek sunacaktın ve ben de 3. bir şık ekleyecektim aynen şimdi olduğu gibi." dedi.
Safiel asasını şiddetle yere vurdu.
"Kaderimizi kendimizi belirleriz, Seren. Bir Tanrının kızı olabilirsin ama sonuçta hala bir insansın." dedi Safiel ve birden yok oldu.
Seren bir süre bir şey diyemedi. Sonra: "Basit bir görünmezlik büyüsü mü? Senden böyle bit şey beklemezdim. Ena zından senden bu kadar aşağılık bir büyü beklememiştim. Belki bir alev topu yollar veya ne bileyim daha sarsıcı büyüler beklemiştim. Tam bir hayal kırıklığı oldun benim için. Baban burada olsaydı ve bunları görmüş olsaydı senden UTANIRDI!"
diye bağırdı.
Ama birden bir şey omzuna dokundu. Sonra alnına bir darbe yedi bir asadan.
Küçük kız Safiel'e sarıldı: "Beni bırakmayacağını biliyordum." dedi mutlulukla.
Safiel kıza sarılarak: "Hayır Seren. O kadar aşağılık değilim. Sadece biraz ışınlanayım demiştim. Bir mahsuru yoksa eğer..." dedi alay ederek. Sonra kızla beraber kendini ışınladı.
şimdi ikisi dışarıdaydı. Yaşlı adamı bulması uzun sürmedi. "Özür dilerim. Kız birden kaybolunca ne yapıcağımı bilemedim. Eh ejderha tehdidi altında zaten yaşlı beynim iyice çalışmamaya başlıyor. Ama küçük kızın hakkını vvermek lazım. Kimin yanında güvende olacağını biliyor." dedi.
Meher ejderhasını Safiele doğru yöneltti: "Sonunda babanı bulmuşsun, Safiel."
Kerrae önce bir titremeyle, sonra Kral Huor'un "Koşun!" demesiyle gözlerini açtı. Başını kaldırdığında gördüğü manzara çoık ediciydi: önünde demin ölen ejderha debeleniyordu!
şövalye ilk panik yapıp ayağa kalkmaya çalıştı. Fakat bu vücuduna binlerce ağrı sapladı, o kadar. Yere düşmesiyle, zırhı çınladı ve bu da bir dizi ağrıya sebep oldu. Ejderha sesi duyunca debelenmeyi bırakmış, açamadığı gözleriyle 'etrafa bakıyordu'. Kerrae sırıtmaya çalıştı: ejderhanın gözkapakları böcek kanıyla birbirine yapışmıştı!
Sonunda ejderha gözlerini açmak için yine pençesini kullanmayı denedi. Fakat sonuç, uzaktan izleyen bile acı veriyordu. Ejderha gözünü kendi pençesiyle parçalamayı başarmıştı. Kerrae uzun süre bu manzaraya bakakaldı. Tek gözü parçalanmıştı yaratığın, öbür gözünü ise Kerrrae göremiyordu.
Ejderhanmın bu anını fırsat bilip, taşlara tutunup kendini çekerek ilerlerken bağırdı: "Kralım, Kral Huor!" Elbette elf onun sesini zar zor duyabilirdi ama denemeye değerdi.
şövalye ilk panik yapıp ayağa kalkmaya çalıştı. Fakat bu vücuduna binlerce ağrı sapladı, o kadar. Yere düşmesiyle, zırhı çınladı ve bu da bir dizi ağrıya sebep oldu. Ejderha sesi duyunca debelenmeyi bırakmış, açamadığı gözleriyle 'etrafa bakıyordu'. Kerrae sırıtmaya çalıştı: ejderhanın gözkapakları böcek kanıyla birbirine yapışmıştı!
Sonunda ejderha gözlerini açmak için yine pençesini kullanmayı denedi. Fakat sonuç, uzaktan izleyen bile acı veriyordu. Ejderha gözünü kendi pençesiyle parçalamayı başarmıştı. Kerrae uzun süre bu manzaraya bakakaldı. Tek gözü parçalanmıştı yaratığın, öbür gözünü ise Kerrrae göremiyordu.
Ejderhanmın bu anını fırsat bilip, taşlara tutunup kendini çekerek ilerlerken bağırdı: "Kralım, Kral Huor!" Elbette elf onun sesini zar zor duyabilirdi ama denemeye değerdi.
Huor gerilerden bir ses duymuştu.Sonra geriye döndüğünde şovalyenin bağırdığını farketti.Sonra diğerlerine bakarak:
"SİZ KAÃ?IN, Ã?ABUK!"
Dedi ve hemen geriye doğru koşmaya başladı.İnanılmaz bir şekilde çırpınan bir ejderhanın üzerine koşuyordu!
"SİZ KAÃ?IN, Ã?ABUK!"
Dedi ve hemen geriye doğru koşmaya başladı.İnanılmaz bir şekilde çırpınan bir ejderhanın üzerine koşuyordu!
I always knew I was a star And now, the rest of the world seems to agree with me.
The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.
I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.
-Freddie Mercury
The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.
I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.
-Freddie Mercury
-
Mark
- Kullanıcı

- Posts: 2004
- Joined: Thu Aug 31, 2006 10:00 am
- Location: Midkemia, portal/istanbul
- Contact:
Teemieri, sonunda tam istediği gibi bir zırh bulmuştu. Uzun zamandır giyilmeyen zırh lanetli evin en alt katında nesillerdir karanlık güçlere tapan ailesinin kadim bir nesnesiydi. Korkuyordu. Zırhtan değil. Esten artık buraya erişemiyorsa, ölürse artık dirilemeyebilirdi. Az önce, o acıyı hissetmişti. Üç kez öldüğünde ve dirildiğinde çektiği o acı. Ölüm hakkında yaşayan her insandan daha çok şey biliyordu. Buna imkan yoktu. Esten bu dünyaya ulaşamazken, onun güçlerini kim kullanabilirdi. Biri az önce Esten'in güçlerini kullanmıştı. Ve intikam içinde yanan kızılelf çektiği işkencenin sorumlusunun geri döndüğünü bir an düşündü.
Zırha dokunduğunda, siyah metal hayat bularak ayağa kalktı.
" Babam artık seni takamaz, bedenimi koru. Ben kalan son kişiyim. "
Zırh asırlardır bu anı beklemişti, oğul geri dönmüştü.
Teemieri, Elanessë ailesinin hayattaki son bağıydı. Bunu biliyordu. Ã?ünkü, hepsini kendi halletmişti. Babasını sonra annesini ve geriye kalan ufak parçaları...
Kadim kara büyü kitabı ortadaki sütunün üzerinde zarar görmesin diye mühürlenmişti.
Tüm savaşlardan önce, tapmaya başlamışlardı saf kötülüğe.
En başta ruhlarını sattıklarında, bu kitap armağan edilmişti.
Aile kutsandı, diğer herkese göreyse lanetlendi.
Her kurbanda bir büyü daha koydular.
Binlerce sayfa ve en görkemli karanlık büyüler.
İyilikle dolu biri buraya girse aklını kaybederdi. Soy büyüdü ve boyutdışında anlaşmalar yapılmaya başlandı. Yeni yetenekler öğrendiler. Zırh yapıldı. Lanetli kan daha kuvvetli akmaya başladı. Doğan çocukların sayısı azaldı. Gizlendiler. Burada ölümsüzlüğün çaresi bile vardı. Lakin bedeli insanın uzaklaşırken çığlık atmasına sebep olurdu. Görkemin doruğuna yakındılar. Tek bir kişi tüm mirasa sahip çıktı.
Zırh, bileklerine kadar gelip ellerine doğru yükseldi, deri eldivenler oluştu. Ayak bileklerinden aşağı indi, ayakkabıları yakarak yoketti. Yeni ayakkabıları siyah zırhın uzantısıydı. Yukarı ilerlemeye başladı. Boynunun arkasından aşağı kaymaya başladı. Siyah kalın ve çok küçük bir pelerin oluştu. Üzerinde, soyun arması ve armanın etrafında kıvrılan siyah bir mızrak şu harflari yazdı: "ZRE". Bir damla kan burnundan yere doğru düştü. Başında titreşimler artıyordu. Zırh son aşamada kendini ona bağlicak işlemi bitirdi.
Zırhın her noktasını hisseden Teemieri, Gizli yeri kendisinin bile bilmediği malikaneden çıktı. Ve bina yokoldu. Ziher'in komuta merkezine gitmedi. Zırh, Üzerine odaklı izleme büyülerini tespit etti. Her büyü su gibi üzerinden akıp gitti.
" Lanet olsun. " Ã?nündeki toprak çatladı, bu kelimeyle.
" Ã?nce kimin dirildiğini öğrenmeliyim. "
Vantuzu çağırdı, teleport için vücudunu sardığında bu sefer vantuzun bedenine dokunamadığını farketti.
Zırha dokunduğunda, siyah metal hayat bularak ayağa kalktı.
" Babam artık seni takamaz, bedenimi koru. Ben kalan son kişiyim. "
Zırh asırlardır bu anı beklemişti, oğul geri dönmüştü.
Teemieri, Elanessë ailesinin hayattaki son bağıydı. Bunu biliyordu. Ã?ünkü, hepsini kendi halletmişti. Babasını sonra annesini ve geriye kalan ufak parçaları...
Kadim kara büyü kitabı ortadaki sütunün üzerinde zarar görmesin diye mühürlenmişti.
Tüm savaşlardan önce, tapmaya başlamışlardı saf kötülüğe.
En başta ruhlarını sattıklarında, bu kitap armağan edilmişti.
Aile kutsandı, diğer herkese göreyse lanetlendi.
Her kurbanda bir büyü daha koydular.
Binlerce sayfa ve en görkemli karanlık büyüler.
İyilikle dolu biri buraya girse aklını kaybederdi. Soy büyüdü ve boyutdışında anlaşmalar yapılmaya başlandı. Yeni yetenekler öğrendiler. Zırh yapıldı. Lanetli kan daha kuvvetli akmaya başladı. Doğan çocukların sayısı azaldı. Gizlendiler. Burada ölümsüzlüğün çaresi bile vardı. Lakin bedeli insanın uzaklaşırken çığlık atmasına sebep olurdu. Görkemin doruğuna yakındılar. Tek bir kişi tüm mirasa sahip çıktı.
Zırh, bileklerine kadar gelip ellerine doğru yükseldi, deri eldivenler oluştu. Ayak bileklerinden aşağı indi, ayakkabıları yakarak yoketti. Yeni ayakkabıları siyah zırhın uzantısıydı. Yukarı ilerlemeye başladı. Boynunun arkasından aşağı kaymaya başladı. Siyah kalın ve çok küçük bir pelerin oluştu. Üzerinde, soyun arması ve armanın etrafında kıvrılan siyah bir mızrak şu harflari yazdı: "ZRE". Bir damla kan burnundan yere doğru düştü. Başında titreşimler artıyordu. Zırh son aşamada kendini ona bağlicak işlemi bitirdi.
Zırhın her noktasını hisseden Teemieri, Gizli yeri kendisinin bile bilmediği malikaneden çıktı. Ve bina yokoldu. Ziher'in komuta merkezine gitmedi. Zırh, Üzerine odaklı izleme büyülerini tespit etti. Her büyü su gibi üzerinden akıp gitti.
" Lanet olsun. " Ã?nündeki toprak çatladı, bu kelimeyle.
" Ã?nce kimin dirildiğini öğrenmeliyim. "
Vantuzu çağırdı, teleport için vücudunu sardığında bu sefer vantuzun bedenine dokunamadığını farketti.
Kendi doğanı öğren, bütün yanlarını kabul et, egemenlik ancak o zaman başlayabilir. Kendini reddetmek herşeyi reddetmektir.
-Baba ejderha nedir?
-Ejderha çok kudretli bir varlıktır kızım
-Peki nasıldır?
-Büyüktür, kocaman, sivri dişleri ve kalın pulları vardır. Upuzun kanatları bir şehri bile gölgeleyebilir. Ve kuyruğu...
-Peki insanları yer mi?
Babası küçük Daygliht'in bu sorusuna karşılık kızı gülerek kucaklamış ve ısırmıştı. Ejderhalarla ilgili ders böylece bitmişti...
"Hadi devam etmeliyiz."
Ne yaptığını çok iyi bilmeden Bir eli ile Miaé'yi tuttu ve yanında koşan kız ile şehir binalarından birisinin eşiğine saklandı.
"Diğerlerini bırakmaya içim elvermiyor ama..."
-Ejderha çok kudretli bir varlıktır kızım
-Peki nasıldır?
-Büyüktür, kocaman, sivri dişleri ve kalın pulları vardır. Upuzun kanatları bir şehri bile gölgeleyebilir. Ve kuyruğu...
-Peki insanları yer mi?
Babası küçük Daygliht'in bu sorusuna karşılık kızı gülerek kucaklamış ve ısırmıştı. Ejderhalarla ilgili ders böylece bitmişti...
"Hadi devam etmeliyiz."
Ne yaptığını çok iyi bilmeden Bir eli ile Miaé'yi tuttu ve yanında koşan kız ile şehir binalarından birisinin eşiğine saklandı.
"Diğerlerini bırakmaya içim elvermiyor ama..."

Bir an soluk alabilmek için ölüm dansını bırakıp etrafında olanlara baktı. İkiz kılıçlarından birini sırtındaki kına soktu. Elinin tersiyle yüzündeki goblin kanları temizledi. Etrafında inanılmaz bir ceset yığını vardı ve inanılmaz bir koku. Yavaşça etrafını süzdü sonra gözlerini biraz uzakta dısarıdaki cehenneme acılan kapıya dikti.
Ejdarhaların yıktığı şehir... Bu ona tanıdık geliyordu...Uzaklara dalıp gitmişti ki arkasından ona doğru yaklaşan düzensiz adımları duymustu. Hızlıca arkasına dönerek goblinin basını vucudundan ayırdı.
Ardından kapıdan dışarı çıkmak için uzun ve geniş koridorda arkasında koca bir ölü yığını birakarak yürüdü... Adam kaslı kollarından kılıcının ucuna kadar yol alan ve ordan yere damlayarak arkasında geçtiği yolları işaretleyen pis kokulu kana iğrenmeyle baktı...
Dışarıda insanlar koşuşturuyor çaresizce bağrışıyorlardı. Ortama tam bir karmaşa hakimdi korsanlar ve goblinler silahsız insanları kılıçtan geçiriyor ejderhalarsa hedef gözetmeksizin şehire dalıyorlardı.
Kapıdan çıktığında havayı yaran bir ses duydu. Kafasını yukarı kaldırdığındaysa ona doğru dalış yapan bir ejderhayı gördü. Görür görmez kendini geldiği kapıdan içeri attı. Refleksleri sayesinde acı dolu bir ölümden kıl payı kurtulmuştu ama düşüşün etkisi canını yakmıştı...
Diğerleri nerdeydi acaba diye düşündü esmer adam. Gecenin karanlığında teninin ona sağladığı avantajı pekçok kez kullanmıştı ve bu seferde hayatını değiştiren tenini birkez daha kullanıyordu. Yavaşça binaların yanından yanından gidiyordu...
Ejdarhaların yıktığı şehir... Bu ona tanıdık geliyordu...Uzaklara dalıp gitmişti ki arkasından ona doğru yaklaşan düzensiz adımları duymustu. Hızlıca arkasına dönerek goblinin basını vucudundan ayırdı.
Ardından kapıdan dışarı çıkmak için uzun ve geniş koridorda arkasında koca bir ölü yığını birakarak yürüdü... Adam kaslı kollarından kılıcının ucuna kadar yol alan ve ordan yere damlayarak arkasında geçtiği yolları işaretleyen pis kokulu kana iğrenmeyle baktı...
Dışarıda insanlar koşuşturuyor çaresizce bağrışıyorlardı. Ortama tam bir karmaşa hakimdi korsanlar ve goblinler silahsız insanları kılıçtan geçiriyor ejderhalarsa hedef gözetmeksizin şehire dalıyorlardı.
Kapıdan çıktığında havayı yaran bir ses duydu. Kafasını yukarı kaldırdığındaysa ona doğru dalış yapan bir ejderhayı gördü. Görür görmez kendini geldiği kapıdan içeri attı. Refleksleri sayesinde acı dolu bir ölümden kıl payı kurtulmuştu ama düşüşün etkisi canını yakmıştı...
Diğerleri nerdeydi acaba diye düşündü esmer adam. Gecenin karanlığında teninin ona sağladığı avantajı pekçok kez kullanmıştı ve bu seferde hayatını değiştiren tenini birkez daha kullanıyordu. Yavaşça binaların yanından yanından gidiyordu...
Zaten yıllardır babasını aramıyor muydu? Buraya da babasını bulmaya gelmemiş miydi? Yaşlı adam hiç bir belirti göstermeden kucağında küçük kızı tutarak olanları izliyordu.
Meher ejderhasını üzerlerine doğru sürmeye başladı. Safiel son anda üçünü birden ışınladı.
Bir binanın içindeydiler. Birden birinin yavaşça binalar arasından ilerlediğini fark etti Safiel.
"Adrien." diye seslendi.
Meher ejderhasını üzerlerine doğru sürmeye başladı. Safiel son anda üçünü birden ışınladı.
Bir binanın içindeydiler. Birden birinin yavaşça binalar arasından ilerlediğini fark etti Safiel.
"Adrien." diye seslendi.
Who is online
Users browsing this forum: No registered users and 0 guests
