Ölüm Labirenti

Baştan aşağı kendi özgün hikayelerinizi yazmak için…
Locked
catboy
Site Yazarı
Site Yazarı
Posts: 3268
Joined: Fri Jan 19, 2007 10:00 am
Location: Izmir
Contact:

Post by catboy »

Huor'un da tavsiyeleriyle yeteri kadar işe yarar ot bulmuşlardı. Toplama işlerini Kiba'ya bırakıyorlardı. safiel ona bir torba vermişti.
"O torbaya dikkat et, Kiba. O eşimin bana iki sene önce bana aldığı bir hediyeydi. Ot toplamak için değil aslında pazar alışverişi için aldığını söylemişti aslında ama şimdi o burada olsaydı ilk torbayı aklına getiren o olurdu herhalde."
Ağaçlara yaklaştı: "Bu ormanda kopmayı beklenen bir gerginlik hissediyorum. Bu çiziklelere bir anlam veremiyorum. Bu orman uzun süredir sevgiye muhtaç gibi. Hayvanlar inlerindne çıkmaya istekli değil. Yakında büyük bir fırtınanın içine gireceğimize dair kuvvetli bir his var içimde. Huor sen de bunu hissettin mi?"
Edmond
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 5509
Joined: Mon Jul 03, 2006 10:00 am
Location: Çanakkale
Contact:

Post by Edmond »

Huor düşünceli şekilde Safir'e baktı:

"Aslına bakarsan, bu kopacak bir fırtınanın işareti olmaktan ziyade, bir şeyin tehditine benziyor.Bilemiyorum, sanki Olevia onları uyarmış gibi."

Sonra bir de hediyeye baktı:

"Güzel çanta!"

Etrafa göz gezdirdiğinde, bütün hayvanların Olevia'nın uyarısını almış olduğunu farketti.Ne yazık ki insanlar bunu anlayamayacak kadar acizlerdi.
I always knew I was a star And now, the rest of the world seems to agree with me.

The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.

I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.

-Freddie Mercury
Illyra
Forum Yöneticisi
Posts: 2113
Joined: Tue Jan 25, 2005 10:00 am
Location: Duskwood
Contact:

Post by Illyra »

Bargier gelip omuzuna konduğunda hala suratında aynı şaşkınlık ifadesi ile Adiran'ın onu oturttuğu yerde kımıldamadan duruyordu. Bargier ona bir şeyler anlatmaya çalışıyordu.

Bir süre kulağını gagalayan Bargier'e aynı gözlerle baktı. Sonra ellerini dudaklarına götürdü, sonra iki elini birleştirdi. Sonra ne yapacağını bilemez bir şekilde önünde tuttu. Fısıldadı Adrian'a.

"Neden bunu yaptın?"

Ama Bargier onu rahat bırakmıyordu. Sonra onu dinlemeye başladı. Dinledikçe yüzü beyazlaşıyor, gözleri neredeyse kokruyla açılıyordu. Sonunda yere eğilerek kulağını toprağa yasladı ve suratında bir tiksinti ifadesi ile doğruldu.

"Haklısın Bargier, dediklerinin hepsi doğru. Ama bunu herkes kendi anlamalı. Yine de... Tarif edemiyorum bunu... Buradaki hissi..."
Image
Starfell
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 693
Joined: Thu Apr 17, 2008 10:00 am
Location: Istanbul
Contact:

Post by Starfell »

Adamın aklında kızı öptüğü sahne tekrar tekrar oynuyordu. Ã?antasından çakmak taşılarını buldu. Ardından kızı bıraktığı yere gitti.

Kız tam istediği tepkiyi verdimişti. Bu iyi bir başlangıç olabilirdi...

Adam yavaşça odunların olduğu yerde diz çöktü. Kızı gözünün ucuyla kesti ve kızdaki tedirginliği fark etti ancak bunu demin yaşadığı olaya bağladı iri adam.

Bir kaç dakika sonra ateş gayet iyi durumdaydı. Adam geyiği ateşin üzerine koydu ve ayakta ateşi izliyordu. Ona gayet huzur vermişti çıkan sesler. Ardından Daylightı süzdü. Gözleri kızda takılı kalmıştı.
FATAL ERROR !..<br>Satan inside !..</br>
Illyra
Forum Yöneticisi
Posts: 2113
Joined: Tue Jan 25, 2005 10:00 am
Location: Duskwood
Contact:

Post by Illyra »

Kız gözlerini ateşin üzerinde güzelce kızaran geyikten öteye çevirmişti. Ulaşılmaz gözlerinde derin bir ifade ve anlam vardı. Sanki bu dünyadan başka bir yere gitmişti ruhu. Sonra sırtını tamen ateşe dönerek yere sırt üstü uzandı. Bargier bir ağacın dalına tünemişti. Daylight'in bakışları soluk akşamda belirmeye başlayan yızldılara takılmıştı.

Yanındaki Adrian'a bakamıyordu. Neden olduğunu bilmiyordu ama bakamıyordu. Neden böyle bir şey yapmış olabilirdi ki? Demin adamla arasında geçen şey, Bargier'in kendisine anlattığı şeyden daha baskın geliyordu. Ama yine de fısıldayarak sorgulamıştı onu. Ve sorusunu bir daha somraya cesareti yoktu...

Derin gözlerinde binlerce çağın anlamı vardı...
Image
Starfell
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 693
Joined: Thu Apr 17, 2008 10:00 am
Location: Istanbul
Contact:

Post by Starfell »

Adam etin yavaş yavaş pişmesini izliyor bir yandanda elinde yaprağı ete sürüyordu. Ateşin seni ve rüzgar o kadar rahatlatıcıydı ki aklındaki düşüncelerden sıyrıldı.

Sadece o anı yaşıyordu. Gidip kılıçlarını ve gömleğini bıraktığı yerden aldı. Gömleğini üzerine giydi. Geyiği bir kez daha kontrol ettikten sonra Daylightın uzandığı yere gidip oturdu. Uzağa bakıyordu.
Illyra
Forum Yöneticisi
Posts: 2113
Joined: Tue Jan 25, 2005 10:00 am
Location: Duskwood
Contact:

Post by Illyra »

Adrian yanına geldiğinde mırıtlıyla konuştu.

"ne kadar sessiz bir gece değil mi?" dedi gözleri hala uzaklardayken

Adrian Ormanı incelerken "burası için normal degil mi" dedi.
"nerde olduğumuzu kimbilebilirki"

"Pek değil aslında... Ağaçların ve toprağın hatta havanın neler hissetiğini duyumsayabiliyormusun ?"

Adam şaşkınlıkla kıza baktı ama hiç bozuntuya vermeden devam etti: " Evet farkındayım ürkütücü" dedi

"Bence üzücü..." Bir süre sessizce gökyüzüne balmaya devam etti.

kızı inceledi adam byük bir ilgiyle vücut hattlarını kafasında daha da belirginleştirmeye çalışıyordu. Aklında ki soru ise " Acaba gözlerini kapattığında onu görebilcekmiydi ?"

Ormanı soğuğu yüzünden kız pelerinine iyice sarınmıştı, ve artık bakışları - ruhu - gökyüzünden yeryüzüne inmişti. Adrian'a bakmadan konuştu. "Daha ne kadar yolculuk etmemiz gerekecek ve ne yapmamız bir fikrin var mı?"

Adam therona bir bakış attı "Sanıyorum bu akşam anlayacağız" dedi kafasıyla bağlı adamı işret ederek
"Sahi neden o madalyonu vermesine o kadar kızdılar ki? Sonuçta yardım etmiş işte. Bence onu çözmeliyiz."

" Hayır o adam için iyi şeyler hissetmiyorum bilmyorum neden bilmem ama tecrübelirim ona güvenmem gerektiği söylüyor o yüzden şimdilik ondan uzak dursan daha iyi"

"Benim için farkmetmez ama bağlanmaktan her yeri tutulursa pek bir işinize yaramaz. Hem o kolyeyle ruh çağıracaklarmış. Bana saçma geliyor bütün bunlar. Olmayan bir şeyi nasıl çağırablirsin ki?" Kendi kendine hafifçe gülümsemeye başladı.

" bilmiyorum ama adamlar bu işten gerçekten anlıyor gibiler. Ayrıca neden olmadığını söylüyorsun ki belkide bazı varlıklar bizim algılayışımızın dışıdadır olamazmı ?"

"Algılayışımızın dışında olbilirler elbette ama aynı zamanda onlarda bizi algılamıyor olabilirler. Bu da demek olur ki, yaşamlarımızda her şeyimiz ayrı, neden tutup doğal düzeni bozacak bir saçmalık yapılsın ? Hem de bir madalyonla?

" O zaman neden tanrılar bu dünyaya inip yaşayışı bozmaya çalışıyor ?"

"Eğer tanrılar varsa ki, bizimle bir alıp veremedikleri vardır o zaman. Ama benim onlarla yok. Buraya sadece çağırıldığım için geldim ve daha fazlasına - daha derinine kendimi bulaştırmak istemiyorum. Sen istermiydin ?"

Adam sesizliği tercih etti. Geçmişe daldı. "Tanrılar gerçekten var. Tek bildiğim bu..."
Ardından gözlerini gök yüzüne çevirdi. "Hatta onlardan birisiyle bizzat tanıstım."

Kız hafifçe gülmeye başlamıştı.
"İşte peri masalı derim ben buna. Birebir tanık olmadıkça da inamam."

Adam omuzlarını silkti " Sen bilirsin" dedi kıza ete bakmak için yavaşça ayağa kalktı
"Tahmin ediyorum yakında birileriyle tanısırsın" dedi ve güldü

Adrian'ın zavallı geyiğine doğru gittiğini görünce kabul etmiş hüzünlü bir iç çekişle tekrar o manzaraya sırtını döndü.
"Ama tanışırsamda bana ispat etmesini isterim."

Adrian o kadar kuvvetli bir kahkaha atmıştı ki ormanda millerce duyulduğuna emidi."Ne yani bir tanrının karşısında. Bana kendini kanıtla mı diyeceksin. Unut gitsin" gülmesine devam etti

Adamın kahkası hislerini incitmişti biraz ama elinden geldiğince bunu gizledi.
"İşte o zaman tam da dediğim noktaya geliyor yeniden. Görmediğim hiç bir şeye inamam ben. Bu yüzden de işin derinlerine hiç bulaşmak istemiyorum."
Doğrularak pelerinine iyice sarındı ve sırtını ağaca rastladı...

" Neden böyle söylüyorsun kadere inanmazmısın? Onuda göremiyoruz ama bir yerlerde karsımıza cıkıyor öyle degil mi ?

"Kaderimizi sadece kendimiz belirleriz. Bulutlara yazılmış yazılar veya görünmeyen duvarlar değildir bence..."
Image
Mark
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 2004
Joined: Thu Aug 31, 2006 10:00 am
Location: Midkemia, portal/istanbul
Contact:

Post by Mark »

" Ölümdeki zevkli acı,
kalbini yüz kere çarptır,
belki bir an düşüp geberirsin,
ya da ... "
Bıçağını Thereon'un boğazına dayadı.
" Kıvranmanı izlerim. " Gizlice Thereon'un yanına yaklaşmıştı. Bağlarına baktı ve bıçağını adamın bir metre önüne yere sapladı.

Zevkle şu cümleyi fısıldadı:
" Biliyor musun, Reks'in tapınağını ben yıktım! "
Pislik, Reks'in casusu! En nefret ettiği hizmetkarlardandı.
Kendi doğanı öğren, bütün yanlarını kabul et, egemenlik ancak o zaman başlayabilir. Kendini reddetmek herşeyi reddetmektir.
Alenthas
Forum Yöneticisi
Posts: 2670
Joined: Thu Oct 04, 2007 10:00 am
Location: Innsmouth
Contact:

Post by Alenthas »

Thereon kahkaha attı "Hiç bir şeyden haberin yok. Ben Reks'e felan hizmet etmiyorum. Aslında beni öldürmen pek bir şey de değiştirmez," dedi habis bir gülümsemeyle. Neyse, sana hiç bir şey söylemem gerekmiyor. O büyücü bozuntusu nerede, onu çağır konuşmam gerekiyor."

edit:

"Bu arada," diye ekledi "anladığın üzere karşılaşmak istemediğin birini tanıyorum, Teemieri. Sen çeneni kapalı tut, ben de benimkini. Herkes kazansın, hım?"
Image
catboy
Site Yazarı
Site Yazarı
Posts: 3268
Joined: Fri Jan 19, 2007 10:00 am
Location: Izmir
Contact:

Post by catboy »

Otlardan ie yarayacağını umduğu bir ilaç hazırlamaya başladı. Yaşlı adam ve küçük kız sessizce kenarda oturuyorlardı. Safiel ormanın huzursuzluğunu düşünmemeye çalışıyordu. Adrain'a seslendi: "Yemek hala hazır değil mi? Hemen bir şeyler yiyip gidelim buradan."
Sonra ilacı yavaşça Kerrae'ya içirdi: "Yavaşça saygı değer şövalye. Hepsini bir dikişte içmeyin. Güzelce dinlenin şimdi. Yakında daha iyi olacaksınız."
Ardından Kiba'nın yanına gitti: "şu ağaçlardaki işaretler hiç hoşuma gitmedi. Yakınlarda bir yerde oduncular ev yapmış olabilir. Akla en yatkın olan bu geliyor. Ben burayı bırakamam. Ama sana güveniyorum. Tek başına git. Kızı yanına alma. Eğer sana olan borcundan dolayı seni bırakamayacğına dair laflar söylemeye başlarsa da onu dinleme. Sakın onu yanına alma. Etrafı araştır ve yakınlarda köy veya kulübe görebilecek misin bir bak. Dediğim gibi sakın kızı yanına alayım DEME!"
Son cümlesini bilerek vurgulamıştı.
Bogus
Site Yazarı
Site Yazarı
Posts: 864
Joined: Wed Nov 29, 2006 10:00 am
Location: Istanbul
Contact:

Post by Bogus »

Kiba kadın şövalyenin bir an önce iyileşmesini istiyordu. Savaşçı kadın sert mizacına rağmen ona çok iyi davranmıştı ve tüm içtenliği ile yanına sokulabileceği tek yetişkin oydu. Bilmediği bir nedenden ötürü Safiel’den çekiniyordu. Safiel Rhuan’lı denizciye dar boğazlardaki akıntının üzerine kurulmuş sert ve sivri kayalıkları hatırlıyordu. Kayalıklar Kiba gibi küçük ve hafif bir sandal için bir tehlike arz etmiyordu ama bu kayalıklarda öyle büyük ve heybetli gemiler parçalanıp batmıştı ki, kendi halindeki küçük sandal bu gerçeği görmezden gelemiyor, riske girmemek için karşısına çıkmaktansa Safiel’in etrafından dolanıyordu.

Huor iyi niyetli ve babacandı ama yine de bir kraldı ve Kiba aklına takılan her soruyu gidip ona soramazdı. Thereon tekin birine benzemiyordu, Adrian’ın aklı da başka bir yerdeydi… Miae ve Daylight ise Kiba’ya geminin kıçının burnuna olduğu kadar uzaktı. Denizci çocuk bu yüzden kendisini kadın şövalyeye yakın hissediyor, bir an önce iyileşmesini istiyordu. Neyse ki Kerrae ilacını içmiş, dinlenmeye başlamıştı.

Kiba kadın dinlenirken biraz uzaklaştı ve şifa için hangi otları topladığını aklından bir kez daha saymaya başladı. Adlarını öğrenememişti ama hepsinin görünüşünü ve miktarını aklına kazımıştı. Yine de emin olmadığı birkaç nokta vardı. Bir ara vakit bulabilirsem bunları Safiel’e sorayım diye düşündü ve o sırada tam arkasında biten büyücüyü fark ettiğinde acaba onu düşündüğümde beni duyabiliyor mu diye bir endişe sardı içini. Safiel’in en basit hareketleri bile korkutucu tavırlar olarak algılanabiliyordu.

"şu ağaçlardaki işaretler hiç hoşuma gitmedi. Yakınlarda bir yerde oduncular ev yapmış olabilir. Akla en yatkın olan bu geliyor. Ben burayı bırakamam. Ama sana güveniyorum. Tek başına git. Kızı yanına alma. Eğer sana olan borcundan dolayı seni bırakamayacağına dair laflar söylemeye başlarsa da onu dinleme. Sakın onu yanına alma. Etrafı araştır ve yakınlarda köy veya kulübe görebilecek misin bir bak. Dediğim gibi sakın kızı yanına alayım DEME!"

“Pe.. peki tamam. Almam.”
Büyücü zeki bir adamdı ve bir şeyi dört kere söylüyorsa bir bildiği olmalıydı. Kılıcını kuşağında sabitleyip barbar kıza doğru yürürken “Ama keşke bunu bana değil de Wanga’ya söyleseydi, böylesi çok daha etkili olurdu…” diye düşünmeden edemedi. Rhuan’lı denizci kıyafetinin bir kısmını limanın girişinde bırakmıştı ve ateşten uzaklaştığı zaman üşüdüğünü fark etti. Sanki ortamı biraz daha boğmak için ormana kesif bir soğuk çökmüş, Kiba’yı adam akıllı titretmeye başlamıştı. Wanga ise sırtı diğerlerine dönük ormana bakıyordu. Kaptanın çok sevdiği, tayfanın nefesinde rom kokusu almış papağanı gibi dikkat kesilmişti ve tehlikenin nereden geleceğini kestirmeye çalışıyordu. Üzerinde neredeyse hiç giysisi yoktu ama üşümüşe benzemiyordu. Barbar soğuk havalara alışıktı. Arkadaşının yanına geldiğini fark ettiğinde endişeyle konuştu.

“Ortalıgda fazla dolanma Kiba… Bir tehlige hissediyorum. Uzaglaşayım deme.”

“Al işte…” Kiba sıkıntı ile olduğu yerde Safiel’e döndü. Büyücü onu unutmuştu bile, şövalye ile ilgileniyordu.

“Ben hemen geleceğim, beni biraz burada bekle Wanga.”

“Olmazg, ben de seninle geliyorum.”

“Sahiden mi? Senin de mi çişin geldi? Kızların erkeklerle birlikte işemekten hoşlanmadıklarını sanıyordum ama sen barbar olduğuna göre belki sizin gelenekleriniz dünyanın geri kalanından farklı olabilir.”

“Defol ggit hasta bücük.” Wanga elindeki palanın yanıyla Kiba’nın kalçasına çocuğun canını yakan bir darbe de indirmekten geri kalmamıştı. Eli hızlı, hareketleri seriydi. Kiba canı acıyan yeri ovuşturarak ağaçların arasına daldığında aklından “Bir yalanın işini bin doğruya bırakma” diyen korsan atasözünü geçiriyordu. Korsanlar da aslında oldukça bilge insanlardı.

Her biri en az ana direk kalınlığında yüzlerce ağacın arasında Kiba içinin daraldığını hissetti, okyanusun uçsuz bucaksızlığından sonra bu basıklık onu tedirgin ediyordu. Kiba ormanlara alışık değildi ve tüm bunların üstüne tuz biber soğuk şimdi vücudunun her yerini kaplıyordu, ince beyaz gömleği ile pantalonu dışında Kiba’yı soğuktan koruyan hiçbir şey kalmamıştı. Üstelik beyaz gömlek saklanmasını da zorlaştırıyordu.

Denizci çocuk ses çıkarmadan ilerliyor, ağaçlardaki izleri takip ediyordu ama ne yaptığından da tam olarak emin olamıyordu. “Neden Daylight’ı göndermedi ki? Hem onun bir kuşu var. İki kanat çırpar, etrafa bakıp ne gördüğünü söylerdi.” Kiba içinden söylenirken doğru bir noktaya parmak bastığını fark etti. Görüşünü engelleyen ağaçların uçsuz bucaksız denizden bir farkı yoktu. Tek yapması gereken en yüksek direğe tırmanmak, sonra da kara var mı diye etrafına bakmaktı. Rhuan’lı etrafına bakındı. En yüksek, en büyük ağacı bulmaya çalışıyordu. Böylece belki tüten bir duman, bir köy veya bir kulübe görebilecekti.

Kiba en sonunda kendisine devasa büyüklükte bir meşe ağacı buldu. Gövdesi o kadar kalındı ki altı tane adam el ele tutuşup çember yapsa etrafını saramazdı. Denizci çocuk tıpkı bir sincap gibi ağaca tutundu ve giderek incelen yüksekteki dallara doğru tırmanmaya başladı. Diğer ağaçların en üst dallarını geçene kadar tırmanmaya devam edecekti. Yukarıya doğru çıktıkça içinden bir his çok yanlış bir şey yaptığını söylüyordu ama Kiba’nın aklına gelen en makul şey buydu…
<div><strong>Çığlıkta henüz umut vardır, çığlık atmak güç ister. Tehlike, fısıltıdadır. Çünkü fısıltı bir tükenişin ifadesidir.</strong></div>
Starfell
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 693
Joined: Thu Apr 17, 2008 10:00 am
Location: Istanbul
Contact:

Post by Starfell »

Geyikten gelen güzel koku her tarafı sarmıştı. Büyücü yine söylenmeye başlamıştı. Adam büyücüyü duymuştu ama tepki vermedi. Biliyorduki yemek aceleye gelmezdi...

Adrian hançerini çıkarttı ve geyikten bir parça koparttı. Et adeta ağzında dağılıyordu.

"Hazır!!"

Ardından bir parça daha kesti ve yerde yerde yatan şövalyeye götürdü.

"Umarım beğenirsiniz cesur şövalye"

Büyücüde açtı ama o kendisi alabilirdi. Tekrar geyiğin yanına gitti. Daylighta doğru baktı kız büyük ihtimalle yemeyecekti.

"Hadi çekinmeyin gelin ve yiyin!" diye seslendi.

Ardından geyiği son bir kez çevirdi ve kendine büyük ve dolgun bir parça kesti. Ateşten uzaklaşmadan kendine bir yer seçti ancak aklına kadim dostu gelmişti. Etle ne kadarda güzel giderdi...

Gidip kızın yanında duran çantasından kanyak şişesinin aldı. Bu sırada kıza çaktırmadan bir bakış atmayıda ihmal etmedi.

"Sen yemiyosun galiba" dedi kızla hiç ilgilenmiyormuş gibi.

Sonra doğruldu ve içkisinden bir yudum aldı. Yine o sert tat boğazından aşağı, ciğerlerini yakarak ilerledi. Soğuk gecede bundan iyi bir ısınma hayal edemezdi adam.
Mark
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 2004
Joined: Thu Aug 31, 2006 10:00 am
Location: Midkemia, portal/istanbul
Contact:

Post by Mark »

Teemieri, fısıltıyla: " Hiç nefesini tüketme. " Küçümseyerek, bakar.
" Burada ölürsen beni kimse suçlamaz. Üstelik tüm sorumluluk Safiel'in olur. Evet, Reks'in casusu! " Uzanıp, sivri tırnağını sağ omzuna batırır.
" O salak şakanız yüzünden canımdan olmuştum, değil mi? "
Omzundan akan kan kızılelfin bileğinden yere dökülmeye başlar.
" Ölmen Safiel'i mafedicek haberi bile yok. Onun incinmesi için herşeyi yaparım. Gerçekleri söyleyeceğimden korkuyor, gitmemi isticek. Ama, ben ne yapmam gerektiğini biliyorum! "
O sırada yaklaşan birini duyarak geri çekilir.
" Kurtulman için bıçak orada belki bana saldırmak istersin. Bende seni zevkle gebertirim. Ama kamptan uzaklaşmayı deneme. Yoksa seni Safiel'e teslim ederim, sırf eğlence için. "
Kendi doğanı öğren, bütün yanlarını kabul et, egemenlik ancak o zaman başlayabilir. Kendini reddetmek herşeyi reddetmektir.
Illyra
Forum Yöneticisi
Posts: 2113
Joined: Tue Jan 25, 2005 10:00 am
Location: Duskwood
Contact:

Post by Illyra »

"Yiyebileceğimi zannetmiyorum..."

Dedi mırıltıyla ve başını diğer tarafa doğru çevirdi, bakmaya dahi tahammül edemiyordu.

"Ne içiyorsun sen?"

Diye sordu, amacı meraktan çok üzgün ruhunu rahatlatacak kelimlelere sarılmaktı....

Gözünün ucu ile bağlı adama bakıyordu. Çok rahatsız olduğudan emindi...
Image
Illyra
Forum Yöneticisi
Posts: 2113
Joined: Tue Jan 25, 2005 10:00 am
Location: Duskwood
Contact:

Post by Illyra »

Adrian kıza bakarak cevaplamıştı.
"Ben ne mi içiyorum?" adam elindeki konyağa baktı. "Bir çeşit iksir ısınmak için..." Ardında kızın yanına hızlıca oturdu. Sessizce "İçmek ister miydin? Bu soğuk gecede çok iyi gelir"

"İksir mi... Yani büyülü bir şey mi?"
Kız gözlerini kocaman açarak adama bakıyordu

"hayır hayır... Gayet basit bir şey büyü olamayacak kadar... Ben bile yapabilirim..."

"şey sanırım.."

"Bence bir yudum almalısın sonra kara ver"

Sonra yavaşça şişeyi Adrian'ın elinden aldı ve küçük bir yudum içti. Ardından hafifçe öksürdü ve gerisingeri şişeyi uzattı.
"Bu iksirin tadı çok sert. Ama içimi biraz ısıttığını inkar edemeyeceğim."
Hala tek eli hazırda boynundaydı.

Adam gülümsedi. "Birkaç yudumdan sonra çok sert gelmiyor ama dediğim gibi üşüdüğüm zamanlarda en iyi dostumdur." Bir yudum daha aldı adam ardından etini dişledi.

Daylight'in yanakları içtiği şey yüzünden hafifçe kızarmış, gözleri Adrian'dan uzaktaydı.
"Bir şişe en iyi dost ha."
Dedi sessizce. Sonra hafifçe gülümsemeye başladı.

Adrian cevapladı.
"Karanlık, yalnız gecelerde insanın değerleri değişir."

"Karanlık çoğu insanın değerini değiştirir. Ama benim gibiler içinse bir yandaştır."

"İlginç birisin daylight. Nerden geldim demiştin?"

"Ferrias’tan geliyorum Ferrer ormanından. Ailem şehirde yaşar ama ben ormanın kutsallığını korumaya karar verdim. Peki sen nerdensin ?"

"Biraz şuradan, biraz buradan" daldı. Ardından içkisinden bir yudum aldı ve Daylighta da uzattı. "Beni boş ver"

Tekrardan metal şişeyi alan kız küçük bir yudum daha içti ve geri uzattı.
"Neden, kendini önemsemiyor musun ?"

"Önemsemek mi?... Benim kendimi önemsememle ilgili birşey değil. Bu kader..." tekrardan etten ve içkisinden aldı. "Sadece bazıları daha şanslı, Bazıları ise baştan..."

"Eğer kader varsa ki eminim bizim ellerimizdedir. Seçtiklerimizle kim olduğumuzu belli ederiz, yaptıklarımızla ise ne olduğumuzu. Ve ikisinin birleşmesi bizim yolumuzu çizendir.. Tabii bu sadece benim fikrim."

"Peki ya doğarken? Onda da seçim yapabildin mi ??"

"Onun seçimini yapamıyoruz. Bu sadece rastlantı..."

"Daha hayata başlama noktamızı seçemezken nasıl olurda seçimlerden bahsedersin."
Biraz sinirlenmişti iri adam. Koca bir yudum daha çekti.

"Ama aklımız var. Düşünebiliyoruz. Farkına varabiliyoruz. Bu da kendimiz ile ilgili bir şeyi yönlendirebildiğimiz anlamına gelir... Önemli olan sadece doğmak mı? Yoksa doğduktan sonra yaşayabilmek mi? Yaşamak… Ne tuhaf bir kelime değil mi?"

"Ben daha doğmadan belli kurallar içinde doğdum Daylight. Benim babam bir kral annem ise bir çingeneydi ve ben bu yüzden hakkım olan tahtı alamıyorum" Adam demin önemli birşey itiraf etmişti.
"aramızda kalsın lütfen"
Ve biraz daha içti adam.

"Peki" Dedi Adiran'a sempatiyle bakarak "Söz hiç kimseye söylemem. Aslında bu tarz sınıflandırmaları hiç bir zaman haklı bulmamışımdır."

"Ama içindeyiz, yaşıyoruz. öyle değil mi?" kıza şişeyi uzattı.

Kız şişeyi tekrardan alarak artık daha alışmış bir şekilde bir yudum daha içti. Ama gözleri daha derin ve parlak bakıyordu, neredeyse ışıldıyordu.
"Yaşıyoruz evet. Bütün bunlar bittikten sonra, eğer istersen sana hakkını almaz için yardım edebilirim."
Omuzlarını silkeledi.
"Sadece haklı olanı düzeltmek için."

"Bilmiyorum... şu anda bunları düşünmek için henüz erken." kızın elinden şişeyi aldı.
"Biliyor musun içtiğimiz şeyin tek kötü yanı. Biraz fazla içince...."

Durup devam etmesi için bir söz aradı.

"Biraz fazla içince başın döner yani kendine dikkat etmelisin. Kontrollü olmalısın." ama adam fark etmişti ki artık çok geçti.Kız çoktan sarhoş olmuştu.

"şey sanırım dönüyor biraz."

"Önemli değil. şimdi hayat daha eğlenceli gelecek üstelik şu andan itibaren yaptığın şeylerden de sorumlu olmayacaksın yani istediğin şeyleri yapmak için tam zamanı."
şişeyi kafasına dikti sonra şişeyi yere çevirdi. Bir kaç damla döküldü. şişe bittirmişti.
Adam hafif bir hüzün içindeydi. "Elveda" dedi kısık sesle

"Ama söylemişin yensini yapabilirisin eğer istersen ?"
Sonra gülmeye başladı ve fısıldadı kulağına eğilip
"Yoksa sana prens mi demeliyim?"

"Hayır hayır... Bana böyle şeyler dememelisin..." kıkırdadı ve kızın dudaklarını yakaladı.

Daylight bir kaç saniyenin arkasından kendisini kurtardı. Sadece biraz gülüyordu. Aslında zihnini içinden bir yan bunu diğer insanların içinde yapmaması gerektiği gibi bir şeyler söylüyordu ama durup ta düşüncelerini anlayacak kadar kendisinde değildi. Sadece
"Yine yaptın." diyebildi.
Başı dönüyordu...

Adam umursamaz tavrını takındı. Dudaklarını emdi. "Bu kötü bir şey değil. İnsanlar birbirlerinden hoşlandıklarında öpüşürler."

Daylight yeniden gün ışığına benzer bir şekilde gülmeye başladı.
"Peki elfler ?"

"Hımm pek çok elf tanıdım. Onlar biraz daha zor ama tüm ırklar aynını yapıyor. Tabiî ki bir orkla ya da gnome la birlikte olmadım ama öyle sanıyorum."

"Ã?yleyse çok fazla kişiden hoşlanmış olmalısın."
Kızın söyledikleri bir sorgulama değil sadece sesli bir düşünce, bir çıkarımdı.

"Bak bu çok karışık bir şey. şu anda sadece anı yaşamalısın."
"Bu şey içinde bulunduğun andan keyif almanı sağlar ama önce bunu sen istemelisin."

Gülüşü silinmiş gözleri uzaklara dalmıştı. Bargier bunu anlamışçasına ağaçtan aşağı süzlerek kızın omuzuna tünedi ve çok hafif bir sesle neredeyse şarkı söylercesine ötmeye başladı. Mırıldandı.
"Bir ruh için sadece küçük bir an
Sadece küçük bir mutluluktur
Ama sonsuzluk için sadece bir nefestir
İnsanların ve eflerin ve cücelerin
Yaşadıkları hüzünler ve acılar
Ama hepsi uzanır karanlığın yolunda,
Bilinmeyen birisinin kollarında..."
Belli ki eskiden hatırladığı bir şarkının pasajını konuşarak tekrar ediyordu

"Adamda devam etti şarkıya:
Ama sonsuzluk için sadece bir nefes..."

Kız gözlerini açtı hayretle
"Biliyorsun demek bu şarkıyı?"

"Evet, ben daha çok küçükken annem söylerdi. Sen nerden biliyorsun çok eski bir şarkıdır."

"Ben küçükken babam beni dizlerine yatırıp söylerdi. Evdeki en büyük ben olduğum için kardeşlerim doğduktan sonra çok fazla ilgi görmedim ama bundan şikâyetçi değilim”

"Sen herhalde teksin prens."
Yine hafifçe gülmeye başlamıştı

"Aslında benim geldiğim yerde insanların pekçok kardeşi olur ama pek azı benim gibi doğduğu yerlerin dışına çıkar."

"Ben de ailemden ayrı yaşıyorum, ama hiç şikayetçi değilim."
Sonra sıcaklamış bir şekilde içi kürklü pelerini çıkarttı üşüyen birisinin kullanması için kampın ortasına bıraktı. Üzerine yapışmış deri zırhı ile tekrardan düşercesine Adiran'ın yanına oturdu.
"Sence de çok sıcak değil mi ? "

Adamın üzerinde sadece bir gömlek vardı ama içkinin etkisiyle üşümüyordu. "Galiba ben biraz üşüyorum. Belki de..." adam kıza biraz daha yaklaştı. "Beni ısıtabilirsin." göz kırptı ve elini kıza doladı.

Kız gülümsedi
"İstersen pelerini mide kullanabilirsin ama senin tercihin."

Adam kızın kulağına yaklaştı ve "Böylesi daha iyi." ardından yeniden şlarkıyı söylemeye başladı.

Daylight ise devam etti..

"Bizler dünya için sadece bir nefesiz
Ama bir nefes bazen hayat kurtarabilir..."
Image
Locked

Who is online

Users browsing this forum: No registered users and 1 guest