Ölüm Labirenti

Baştan aşağı kendi özgün hikayelerinizi yazmak için…
Locked
Bogus
Site Yazarı
Site Yazarı
Posts: 864
Joined: Wed Nov 29, 2006 10:00 am
Location: Istanbul
Contact:

Post by Bogus »

Kiba en sonunda etrafındaki ağaçlardan daha yüksek bir dala ulaştı ve yıldırzlarla dolu gecenin karanlığında uzayıp giden ormana baktı. Uçsuz bucaksız orman karanlığın dışına taşıyordu ve görünürde herhangi bir köy veya ışık yoktu.

"İyi ki fazla uzaklaşmadan bunun tepesine çıkmayı akıl etmişim..." diye düşündü Kiba. Sonra kendi arkadaşlarının yaktığı ateşin belli belirsiz dumanını fark etti. Ateşin dumanı yetmiyormuş gibi pişen etin kokusu da her tarafa yayılmıştı. Safiel ve yoldaşları etraflarındaki herkese "Biz buradayız!" diye bağırıyordu.

Kendi yaktıkları ateşin belirginliğinden ilham alan Kiba etrafta başka bir ateş var mı diye bakmaya başladı. Gökyüzü biraz daha aydınlık olsaydı bu çok daha kolay bir iş olurdu ama gecenin karanlığında tüten bir dumanı görmek daha zor oluyordu. Böylesine sık bir ormanda ateşin parıltısını görmek ise imkansızdı. şu anda bir ateşin yanında olmayı ne kadar da çok isterdi... Kiba'nın dudakları morarmış, teninin rengi çekilmişti. Dişleri titriyor, sırtından soğuk ter damlaları akıyordu.

Rhuan'lı denizci dört bir yanına uzun uzun baktı. Yıldızların arka fonu oluşturduğu karanlık gökyüzünde küçük de olsa bir kıpırdama, bir dalgalanma bekliyordu ve aradığı şeyi buldu. Kiba ne kadar uzak olduğunu tam olarak kestiremiyordu ama denizci gözleri uzaklık kavramına aşinaydı. Duman bir fersahtan biraz daha uzakta tütüyordu ve bu da bir saatten biraz daha uzun bir yürüyüş demekti. Kiba oraya gidip ne olduğuna bakıp sonra da geri dönemezdi. Bu çok uzun bir süre olurdu ve kamptakiler onun bu kadar uzun süre ortadan kaybolmasını bekleyemezlerdi. Melez Rhuan'lı dumanın yönünü tam olarak kestirdikten sonra diğerlerine haber vermek için aşağıya inmeye başladı ve hayatında gördüğü en güzel şeyi de ilk defa o zaman gördü.

"Neden bu kadar çabuk gidiyorsun? Daha yeni geldin!" Konuşan dünyanın en güzel yaratığıydı ve sanki ağacın bir parçası gibi incecik dallardan birisine uzanmış, bir bacağını kendi halinde aşağı sarkıtıyordu. Kiba kızın güz yapraklarını andıran saçlarında kayboldu. Zihnini engin ormanın ağaç ve toprak kokusu doldurmuştu, kendisini yaprağın üstünde süzülen, insan eli değmemiş, insan gözü görmemiş bir çiğ tanesi gibi özgür ve mutlu hissetti.

"Ben.... şey..... diğerlerine... aslında... aşağıya inip onlara haber vermem gerekiyor." Kızın cazibesi karşısında çocuğun zihnindeki, görevine ilişkin son kalıntılar da ufalanıp dağılmak üzreydi."

"Burada kal lütfen. Benimle yaşar, bana yardım edersin."

Melez Rhuan'lı nın kalbi göğüs kafesinde deli gibi çarpıyordu. Kız ondan hayatta en çok istediği şeyi istemişti.

"Olur. Tabi ki! Neden olmasın?"

"Sahiden mi? Beni çok mutlu ettin. O halde gel, sana evimi göstereyim." Güz saçlı kız ayağa kalktı ve vücudunu sadece biraz örten koyu kahverengi elbisesi sonbahar yaprakları gibi dalgalandı. Arkasında iki küçük bedenin de içinden geçebileceği bir delik vardı şimdi, Kiba tırmanırken bu kovuğu fark etmemişti.

Kovuğun içinde ışık yoktu ama yine de ağacın içi karanlık değildi. Kovuğun iç duvarlarını sarmış yosunlar karanlıkta koyu yeşil parlıyorlar, Kiba'nın etrafını görebileceği kadar ışık sağlıyorlardı. Burası küçük kızın yuvasıydı ama çocuk etrafta alışık olduğu tarzda hiç bir eşya göremedi. Yatak, dolap, sandalye masa gibi şeyler burada yoktu.

"Lütfen bu hediyemi kabul et. Bunu kabul edip takarsan beni çok mutlu edersin."

Kiba kendisine uzatılan meşe palamudunu avcunun içine aldı. Küçük tohum kıvrılıp iplik haline getirilmiş ince sarmaşık sürgünlerinden yapılmış bir kolyenin ucuna geçirilmişti. Kiba tereddüt etmeden kolyeyi aldı ve boynuna geçirdi.

"Teşekkür ederim."

Dryad şen ve tiz bir kahkaha attı.

"Asıl ben teşekkür ederim. Senin sayende ormanımı yağmalayan insanlardan birini ele geçirmiş oldum."

Kiba boş gözlerle kıza bakıyordu. Tek istediği onu mutlu etmekti ama o böyle konuştuğunda mutlu mu yoksa mutsuz mu olduğunu anlayamıyordu.

"Adın ne ve nereden geliyorsun?"

"Kiba. Uzaktaki bir adadan geliyorum... Birileri ile birlikteyim... ııh." Rhuan'lı denizci hangi anısına dokunsa sanki bir kelebeğin kanatlarına dokunuyordu. Geçmişi ile ilgili her şey o düşündüğünde çözülüp gidiyordu.

"Geyikleri öldüren, ateş yakan, içki içen, nadir otları hunharca koparan birileri ile birliktesin... Bu kadarını biliyorum. Siz de diğerleri gibi bu ormanı yok edeceksiniz. Ama ben bunun olmasına izin vermeyeceğim."

Dryad ay gibi parlayan ince küçük bıçağını çekti ve bir hamlede Kiba'nın yanına sokuldu. Bıçağı çocuğun ince boynuna dayadı ve tam boğazı boylu boyuna açacakken durdu.

"Senin... adem elman yok. Kutsal meşe adına... Az kalsın bir çocuk öldürüyordum." Dryad bu ormanda insanlardan uzaktı, ama meşe ona insanların kokusunu, görünüşünü, seslerini, hatta dillerini bile öğretmişti, meşenin bilgeliği ona erkek insanlardaki, doğadan kovulmalarının mirası adem elmasından bahsetmeseydi peri kız ormanının kutsallığının bozulmasının verdiği üzüntü ve acı ile Kiba'yı orada öldürecekti. O ormanın intikam isteyen ruhu, savunucusuydu. Bunun için gerekirse ormanını talan eden her canlıyı öldürürdü ama kızın doğasında, yaşlı meşenin doğasında bir ağaç kovuğunda savunmasız bir çocuğu öldürmek yoktu. Ağaçları birer birer kesen, hayvanları yavru, dişi ayırt etmeden öldüren goblinler Dryad'ı çıldırma noktasına getirmişti. Günlerdir meşesini bırakmadan çevresini savunuyordu. Goblinler kesilecek ağaçlara işaretler koyuyordu ama büyük meşenin yakınlarında hiç işaret yoktu. Her nedense goblinler burada işaret koyacak kadar uzun yaşayamıyorlardı.

Güz saçlı peri sakinleşti ve ay gibi parlayan bıçağını son bahar yapraklarına benzeyen kıyafetinin içine soktu. Bir eli hala son nefesinde ses çıkartmaması için Kiba'nın dudaklarını örtüyordu. Ã?ocuk buz gibiydi ve teni bembeyazdı. Dryad meşe palamudu kolyeyi çocuğun boynundan çekip çıkarttı. Kiba kolyenin etkisinden kurtulmuştu ama hala kızın ilk cazibe büyüsünün etkisindeydi.

"Özür dilerim. Sen iyi misin?"

"Evet... Bu bir oyun muydu?"

"Evet, hayır. Bu öylesine bir şeydi. Kimsin sen?"

"Adım Kiba."

"Neden buradasın? Donmak üzeresin. Arkadaşların ateşin başında. Neden onlarla değilsin?" Dryad usulca Kiba'nın arkasına geçti ve ellerini üflemek için küçük bir delik bırakacak şekilde çocuğun sırtında birleştirdi, sonra da bütün gücüyle Kiba'nın üşümüş ciğerleri ısınana kadar üfledi.

"Biz büyük hapisanenin ve korsanların olduğu limandan geliyoruz. Goblinlerle, korsanlarla ve ejderhalarla savaştık. Sayıları çok kalabalıktı, başa çıkamayınca güçlü büyücü Safiel bizi buraya ışınladı. Ağaçlardaki izleri fark edince de beni etrafa bakmam için göndermişti."

"Goblinlerle mi savaşıyordunuz? Burası da onlarla kaynıyor. Ağaçları kesiyorlar. Kızıl cüppeli bir rahibin emrindeler. Bıçağımı onun boynundan geçiremiyorum!" Peri kız ay ışığı gibi parlayan bıçağını çekmiş, havada kendisinden başka kimsenin görmediği şeklin kalbine saplamıştı." Ã?ünkü kulübesini ve kendisini koruyucu efsunlarla koruyor. Ben veya ormanın başka bir canlısı, ne zaman yaklaşsak o hazır oluyor ve biz onunla savaşacak kadar güçlü değiliz."

"Benim dostlarım güçlüler. Aramızda kadın bir şövalye, gerçek bir Elf kralı, tahmin bile edemeyeceğin kadar güçlü bir büyücü ve ot biçer gibi goblin biçen bir savaşçı var. " Kiba son benzetmesinin ne kadar uygunsuz olduğunu fark etti ve laf üzerine rum ateşi gibi dökülmeden ucunu hemen bir yere bağladı. "Üstelik diğerleri de son derece yetenekliler. Ben aralarında en çömez olanım. Hepimiz en az senin kadar goblinlerden nefret ediyoruz. Hatta aramızdan bir tanesi lafını bile duymaya dayanamıyor."

"Çok konuşuyorsun Kiba. Çok hırslı ve tez canlısınız. Doğanın kendine özgü dingin huzuru ile sizi sarmasına dayanamıyor, onu ve her şeyi yakıp yıkıyorsunuz. Sürekli konuşuyor, eziyor, topluyor, çiğniyor ve öldürüyorsunuz. Size dayanamıyorum..." Kızın gözünden yanağına bir çiğ damlası süzüldü.

"Hepimiz öyle değiliz. Ormanı korumana yardımcı oluruz."

"Olmaz, diğerlerine benden ve bu meşeden bahsetmene izin veremem. Aralarında kötü niyetli olanlar da var. Bu meşenin ne anlama geldiğini bileceklerdir. Seni buradan sağ gönderemem. Özür dilerim. Artık benimle kalmaktan başka çaren yok."

Kiba kızın cazibe büyüsünden kurtulduğunu anladı. Bu kelimeleri az önce duysaydı ondan mutlusu olmazdı ama bir şekilde büyüden kurtulmuştu işte...

"Beni burada tutamazsın ...., adını bilmiyorum, özür dilerim sormamak benim kabalığım."

"Adımı telaffuz edemezsin zaten, bunun önemi yok."

"Beni burada tutamazsın peri kız. Uyarmam gereken dostlarım, yapmam gereken bir görevim, kurtarmam gereken bir babam var. Hayatta emin olduğum bir tek şey varsa o da kaderimin bu ağaç kovuğunda son bulmayacağı. İstersen güç kullan, ama seni temin ederim ki buradan gideceğim."

"Demek cazibe efsunumdan kurtuldun... Bunu bekliyordum zaten. Sen hala bir çocuksun." Parmağıyla Kiba'nın boynunda adem elmasının olması gereken yeri gösterdi. "Bu yüzden hala doğadan kopmuş sayılmazsın..." dedi sonra gülümseyerek. "Peki git. Ama onlara buradan bahsetme lütfen. Ben gitmenin yanlış olduğunu düşünüyorum, ama meşe gitmene izin verdi. Bunun ormanın iyiliğine olduğunu düşünüyor."

Pişman olmayacaksın. Kiba peri kızı yanağından öptü ve kovuktan çıkıp hızla aşağı indi. Bir kaç dakika sonra tekrar diğerlerinin yanına gelmişti. Hemen Safiel'in yanına koşup rapor verdi. Büyücü kendi halinde dinleniyordu.

"Kuzeybatıda bir kulübe var, yaklaşık 1 fersah uzaklıkta. Ağaçlarda izleri bırakanlar goblinler, izler daha sonra onları kesmek için. Kulübedeki kızıl cüppeli rahibin emrinde çalışıyorlar... Hem kulübe, hem de rahip koruyucu büyüler tarafından korunuyor. Onların haberi olmadan oraya yaklaşamayız. Benden bu kadar, sağlıcakla kal! Çok açım ve yemek yemem lazım, ayrıca üşüdüm, hem sonra ateş neredeyse sönmüş bile, en iyisi sönmeden biraz ısınıp karnımı doyurayım. Vay canına bu arada fark ettin mi? Havada içki kokusu var!"

Büyücü hiç soru soramasın, hatta hiç bir şey söyleyemesin diye Kiba arkasını dönüp uzaklaşmaya başladı, kampın ortasına doğru yürürken bile konuşmaya devam ediyordu. Sonra yerde bir kürk buldu ve kimin olduğuna bakmak için etrafına bakınca Daylight ve Adrian'ı gördü. "En azından bazılarımızın keyfi yerinde..." diye mırıldandı ve etten büyük bir parça alıp kürke sarındı, sonra da ateşin başına oturdu.

Kiba'nın bir anda ısınan vücudu sersemlemişti ve küçük çocuk bütün gücünün kaslarından çekilip alındığını hissetti. Tüm o ışınlanmalardan, saklanmalardan, koşturmadan, tırmanmadan, savaştan ve soğuktan dolayı çok yorulmuştu. Bir kaç ısırık aldığı et parçasını iştahı kapandığı için bir taşın üstüne koydu ve ağırlaşan başını toprağa yasladı. Kiba'nın vücudu titremeye başladığında gözleri kapanmış, soğuk terler yerini çocuğun vücudunu kasıp kavuran bir ateşe bırakmıştı. Kiba rüyasında Deniz Kestanesi'ni ve zalim korsanları görüyordu. Yeniden hiç bir şeyi olmayan bir köle olmuştu...
<div><strong>Çığlıkta henüz umut vardır, çığlık atmak güç ister. Tehlike, fısıltıdadır. Çünkü fısıltı bir tükenişin ifadesidir.</strong></div>
Mark
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 2004
Joined: Thu Aug 31, 2006 10:00 am
Location: Midkemia, portal/istanbul
Contact:

Post by Mark »

Kamptaki büyücüyü izlemeye başladı. Geri döndüğünde, herkesi bir köşeye dağılmış halde buldu. Piknik yaptığını düşünerek küçümsediği birkaç kişi bile gördü. Anlamsız aşk kurları, saçma espriler. Yemeğin kokusu havada asılı kalmıştı.

Safiel'in yere vuran gölgesi ilerdeki ağaçlarının arasından uzanarak haddinden fazla alanı içine almıştı. Ne yazık ki, karanlığa yaklaştığında gölge dağılmamak için duraksadı ve başka bir gölge üzerinden geçip kampa doğru yaklaştı. Genç delikanlı ateşin başına geçtiğinde, yorgun bedeninin uykuya dayanamadığını gördü.

Teemieri, önce uyuyan çocuğa baktı sonra Safiel'e. Geceye karışan uzaktaki duman lekesi uyanık herkesin gözlerini kendine çeken bir fener gibiydi.

Ateşin yanına doğru gitti. Ve kabus görmekte olan çocuğu incelemek için duraksadı.
Kendi doğanı öğren, bütün yanlarını kabul et, egemenlik ancak o zaman başlayabilir. Kendini reddetmek herşeyi reddetmektir.
Bogus
Site Yazarı
Site Yazarı
Posts: 864
Joined: Wed Nov 29, 2006 10:00 am
Location: Istanbul
Contact:

Post by Bogus »

Wanga ateşin başına gelip kıvrılan Kiba'ya baktı. Zaten ufak tefek çocuk iyice der top olmuş, kürkün altında kaybolmuştu. Barbar kız arkadaşının yanına gidip nasıl olduğuna bakacaktı ama bir başkasının onu incelediğini gördü. Korku ne bilmez barbar yüreği büyücüyü görünce biraz sıkışmış, içgüdüleri temkini elden bırakmamasını söylemişti.

Wanga olduğu yerde kaldı ve büyücüyü incelemeye başladı. Arkadaşı için endişeleniyordu, büyük bir et almış ama ona dokunmamıştı bile. Ã?enesini asla tutamayan şen şakrak Kiba'nın öylece gidip ateşin başına yığılması tuhafına gitmişti ama büyücü çocuğun yanından uzaklaşmadan oraya gitmek istemiyordu.

Zümrüt gözlerini büyücüye kitledi ve harekete geçmeden önce biraz daha beklemeye karar verdi.
<div><strong>Çığlıkta henüz umut vardır, çığlık atmak güç ister. Tehlike, fısıltıdadır. Çünkü fısıltı bir tükenişin ifadesidir.</strong></div>
Edmond
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 5509
Joined: Mon Jul 03, 2006 10:00 am
Location: Çanakkale
Contact:

Post by Edmond »

Huor etrafına bakındı.Neredeyse herkes kendi hâlindeydi.Adrian ile Daylight arasında bir şeyler olmuş gibiydi, ama eski gücü kalmadığından bunu dahî anlamıyordu.Daylight hayattan korkarken, Adrian ise hayattan bezmişti.

Teemieri ise, kendi hâlinde gıcıklık yapıyor gibi görünüyordu.Kendisi Ziher'e tapıyor görünse de, Huor onun planları hakkında en ufak bir fikre sahip değildi.Zaten artık kendi gücünü de bilmiyordu.Eskiden olsa, o ejderhalarda dirilecek hâl kalmazdı.Ama ya şimdi?

Safiel ise yine kendi hâlindeydi, her zaman olduğu gibi, fakat artık merhametli birisiydi.Yine SAFİR'di.

Kiba'ya gelince, o çocuk gerçekten iyiydi, kendisinden, yani Huor'dan korkuyordu.Ama zaten o çocuğun yalnızlığı öğrenmesi onun için daha iyi olur gibi görünüyordu.Kurtardığı kızdan bezmiş görünse de, içten içe seviyor görünüyordu.Masumca.



Ama Huor hiçbir şey düşünemiyordu.Bir maceraya çıkmıştı yine, oğlu Edmond'u göndermemiş, kendisini güçlü zannederek oğlunu göndermemiş, ama şimdi kendi acizliğini farketmiş bir Elf'ti o.Ne eski zihin okuma gücü kalmıştı, ne o büyüleri kalmıştı, ne de o kılıç veya ok kullanma yetisi.Artık sadece sözde bir kraldı.

Galiba geri dönünce -ki eğer dönebilirse- tahtını oğluna bırakıp uzun bir ömrünü tatille geçirebilirdi.
I always knew I was a star And now, the rest of the world seems to agree with me.

The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.

I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.

-Freddie Mercury
catboy
Site Yazarı
Site Yazarı
Posts: 3268
Joined: Fri Jan 19, 2007 10:00 am
Location: Izmir
Contact:

Post by catboy »

Safiel, babasının yanına gitti. Küçük kız Serferal'in kucağında uyuyakalmıştı.
"Sence bunlar bağımsız mı yoksa Reks'e mi bağlı mı?" diye sordu Safiel.
"Zieros katliamından sonra çok az kalan Reks rahiplerinden çoğunun Ziherîn tarikatına katıldığını duymuştum. Zannetmiyorum ki bunlar Reks'in işi olsun. Bence Ziher'in yönlendirdiği bir rahip. Daha rahat davranmak için Reks cübbesini giyiyor olmalı. Hala Reks rahiplerine korkuyla karışık saygı duyuluyor; ama Ziher'in tarikatı tarikat bile sayılmıyor." diye açıkladı Serferal.
"Peki buradaki amaçları ne olabilir? Orman çok huzursuz. Eskiden olsa hemen bir grup dryadla karşılaşmamız an meselesi olurdu. Artık dryadların iyice insanlardan çekindiklerini düşünüyorum. O halde belki yakında bize bile saldırabilirler.Dikkatli olmamız lazım gelir o vakit."
"Dryadlar kadim bir halktır. Ormanların ruhlardırlar. Bir ara geçmişte kabile savaşları olmuştu. Bu yüzden sayıları iyice azalmış olmalı." dedi Serferal.
"Eskiden Deru diye tanıdığım bir dryad vardı. şu arkada Thereon'la alay eden kızıl elf öldürmüştü onu acımadan. Bir fırsatım olsa aynı ölüm şeklini ben de ona uygulamak isterdim." dedi Safiel nefret dolu gözlerle Teemieri'ye bakıyordu.
"Sakin ol, Safiel. Eğer goblinlerin başındaki Reks'e ihanet eden bir Ziher rahibi ise o vakit Teemieri'ye ihtiyacımız olabilir. Sonuçta kızıl elf de onlara bağlı bir büyücü. Yakında ikinizin bir araya gelip zorunlu bir ittifak yapacağını hissediyorum."
"Olevia o günleri göstermesin." dedi sert bir sesle Safiel.
"Hikker'den önce OLevia'ya dua ediyorsun. Bu annene olan sevginle alakalı olmalı." diye düşündü Serferal.
"Annemi ne kadar çok sevdiğini biliyorum baba. Kendini savunmana gerek yok." dedi Safiel ve Miae'nin yanına gitti.
Miae sessizce duruyordu. Safiel: "Sana bir işim düştü, elf prensesi. Kiba'nın dediklerini duymuş olmalısın. Goblinler bu ormanı talan etmeye gelmiş olmalılar. İkimiz seninle bir yolculuğa çıkacağız. Eski tanıdığım bir dryad köyü vardı bu ormanın derinliklerindeç Oradaki dryad şefiyle görüşmem gerekiyor. Benimle gelecek misin?" diye sordu.
CLiCKs
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 1392
Joined: Mon Dec 03, 2007 10:00 am
Location: Bursa
Contact:

Post by CLiCKs »

Boş gözlerle ateşi izliyordu. Sonra büyücünün gelip ona seslenmesiyle bir an irkildi. Sorusuna cevabı şu oldu."Tabii. Gelirim. Ama Daylight'a da sormak istiyorum. Belki gelmeyi düşünür."

Yavaşça Daylight'ın yanına gitti. Tam seslenecekti ki Adrianla yine bir sohbet içindelerdi ve büyük ihtimalde biraz içmişti. Konyak şişesi epey açık ediyordu bunu. Sonra Adrian'a kaşlarını çatarak baktı ve gülmeye başladı. "Sonra görüşürüz Daylight." dedi ve götürmeyi düşündüğü eşyalarını toplamaya başladı.

Kristal bıçağını hep sardığı bezden çıkardı ve kemerin soktu. Elf yapımı bıçağı ise kemerinin diğer tarafındaydı.

"Biliyormusun büyücü. Bence Dryadlar bizi pek hoş karşılamayacaklar. Ormanda bazı işaretler gördüm. Ağaçlara kazınmış. Bu işaretler birilerinin bu ağaçları keserek kullanacağını düşündürdü bana. Misafirlere pek iyi davranacakalrını sanmam." dedi. Büyücünün bunu mantıklı bulacağı belliydi."Demem o ki önce onları rahatsız edenlerden olmadığımızı belli etmemiz lazım. Bunun için de bir planın vardır heralde?"dedi.
Last edited by CLiCKs on Fri Jul 25, 2008 6:52 am, edited 1 time in total.
Ben gelecek için hiç endişe duymadım.O yeterince hızlı geliyor zaten.
Albert Einstein
catboy
Site Yazarı
Site Yazarı
Posts: 3268
Joined: Fri Jan 19, 2007 10:00 am
Location: Izmir
Contact:

Post by catboy »

"Merak etme, Elf Prenses. Benim her zaman bir planım vardır." dedi Safiel özellikle Teemiere'ye bakıyordu.
"Hazırsan giderim artık. Diğerleri gittiğimizi pek fark etmesin. özellikle Teemieri ve Thereon." diye devam etti Safiel.
Lydronk
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 882
Joined: Fri Feb 10, 2006 10:00 am
Location: Ankara
Contact:

Post by Lydronk »

Kerrae, bir kabustan öksürerek uyandı. Ã?ksürmek, ciğerlerini yakmıştı. Yattığı yer de pek rahat değildi. Gerçi, o hapishanenin taş zemininde bulmayı bekliyordu kendini. Kaşlarını çatarak ağzındaki tadı şüpheyle yokladı. Et tadı. Et yemiş miydi? Ã?yleyse bile hatırlamıyordu. Etinkinin yanında garip bir tat daha vardı. Hoş bir tat değildi, çamurdan farksızdı!

şövalye biraz da burnunu kullandığında, etin kokusunu duydu. Fakat yine yalnız değildi koku, alkol kokusu da eşlik ediyordu. Yanmış odunların kokusu da... Doğanın kokusu da... Hepsi bir araya gelince ortaya çıkan koku çok garipti. Kokuların karışmasının tek iyi yanı, alkol kokusunun bastırılmış olmasıydı. Kerrae özellikle bu konuda çok dikkatliydi. Alkolun bariz tat veya kokusunu alsa, Olevia'ya çok büyük bir saygısızlık yapmış sayardı kendisini. Alkol kokusunu hiç almamak için nefes alırken burnunu değil, ağzını kullanmaya başladı.

Etrafa baktığında, ilk gözüne çarpan Kiba oldu. Kıvrılmış yatıryordu. Yakınlarında da iri ama genç bir kız vardı, gözleri Kerrae'nin göremediği bir yere dikilmişti. Kız tanıdık geliyordu ama Kerrae, kızı kesinlikle daha önce görmediğine emindi. Kolcu kız Daylight ve kaba adam Adrian, garip bir şekilde yakındı. Kerrae böyle bir adamla bu tip bir yakınlığı Olevia'nın yarattıklarını koruyan birine yakıştıramamıştı. Gerçi, adam ve kızın ilişkisi ona Rappel'i hatırlatıyordu. Gözleri onu aradı fakat bulamadı. Bu sırada gruptan başka kişilerin de ortalarda olmadığını gördü. Büyük ihtimalle onları görmek için arkasını dönmesi gerekecekti ama bunu yapacak kuvveti bile bulamıyordu. Kendini çok hantal hissediyor, kaslarını kullanmaya çalışıyor ama kullanamıyordu. Bu yüzden adeta delirmişti: tembellik, Olevia'nın hoşlandığı şeylerden değildi...

Bir süre etrafı dinlemeye karar verdi. Sesleri duymaya çalışırken, doğrulmayı da deniyordu ama gerçekten yapamıyordu. Yapamayacağına dair hiçbir şüphesi kalmayınca, kendini bıraktı. Başbüyücü Safiel'in sesini duyabiliyordu, bu bir ölçüde rahatlatıcıydı. Sahi, buraya nasıl gelmişlerdi? Hiç fikri yoktu ve fikri olmasını da istemiyordu. Eğer biri kendi isteği dışında onu bir yere ışınladıysa, bunu öğrenmesi onun için felaket olurdu. Zaten Loy Adası'na giderken bir geçit kullanmıştı, bunu da sadece başbüyücüye saygısızlık olmasın diye yapmıştı ve aynı sebepten yakınmıyordu.
Starfell
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 693
Joined: Thu Apr 17, 2008 10:00 am
Location: Istanbul
Contact:

Post by Starfell »

Adam kolunun altındaki kızın kulağına birşeyler fısıldayacaktı ki kasıklarında hissettiği baskı artmştı. "Benim ormanın içinde bir yolcluk yapmam gerelk" diyerek kızdan izin istedi.
Illyra
Forum Yöneticisi
Posts: 2113
Joined: Tue Jan 25, 2005 10:00 am
Location: Duskwood
Contact:

Post by Illyra »

Daylight biraz daha kendisini toplamış gibiydi. Adrian konuştuğunda biraz kendisini dikleştirdi.

"Tabii."

Dedikten sonra ayağa kalktı, sırtını Adrian'a yüzünü kampa dönerek derin gözlerindeki "ne yapıyordum ben?" ifadesi ile kısa bir süre bakındı. Kiba pelerinine sarınmış uyumuştu. Yüzünde hafifçe sevecen bir gülümseme dolaştı. Bütün bunlar küçük çocuk için çok zor olmalıydı...

Ateşin yanına giderek diz çöktü ve ellerini ısıtmaya başladı. Artık izhni kendisindeydi...
Image
Starfell
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 693
Joined: Thu Apr 17, 2008 10:00 am
Location: Istanbul
Contact:

Post by Starfell »

adam yavaşça yürümeye başladı. ormanın içine doğru gidiyordu. Arkasına baktağında kimsnin onu göremeyeceğinden emin olduğunda Bir ağacın üzerine işemeye başladı...
CLiCKs
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 1392
Joined: Mon Dec 03, 2007 10:00 am
Location: Bursa
Contact:

Post by CLiCKs »

Büyücüyle ormanın içine yol almaya başladılar. Büyücü önde o arkada gidiyordu. Ağaçların çoğunun işaretli olduğunu farketmişti. Ve ormanın daha içlerine girdiklerinde ağaçların biraz daha kararmaya başladığını farketti. Büyücüye sordu.

"Daha önce bu işaretler dikkatini çekti mi bay büyücü? Çok sıklaşmaya başladılar. Odun toplarken bir kaçının işaretli olduğunu farketmiştim ama bu kadar fazla değillerdi."

Durdu. İçinde tarif edilemeyen bir sıkıntı vardı. Büyücü durmasını farketmemişti ve sebepsiz duruşu anlaşılmasın diye ona yetişmeye çalıştı. Daha da ilerliyorlardı ki ağaçların dallarının bir ağaca göre fazla hareket etmesi garip gelmişti. Sanki bir canlının kol ve bacağı gibiydiler.Durdu ve söylenmeye başladı.

"Ahh, bu kadar yeter. Bu saçmalıkta ne! Dallar hareket ediyor. Ağaçlar dışarıya sıkıntı yayacak kadar siyah! Ve içimde ayrı bir sıkıntı içinde!". Sanki birine seslenmeye çalışıyormuş gibi bağırıyordu. Sonra büyücüye baktı o da ağaçları seyrediyordu.
Ben gelecek için hiç endişe duymadım.O yeterince hızlı geliyor zaten.
Albert Einstein
catboy
Site Yazarı
Site Yazarı
Posts: 3268
Joined: Fri Jan 19, 2007 10:00 am
Location: Izmir
Contact:

Post by catboy »

"Ağaçlar huzursuz. Bu ağaçların hareket etmesini ve hırçınlaşmasını sağlayan bir şey veye biri var. Yıllar önce amcam Yaşlı heres'in de buna benzer güçleri vardı. Ağaçlarla konuşur ve onların hareket etmesini sağlardı. Acaba buralara da druid tarikatına mensup büyücülerden gelen var mıdır? Belki dryadlar Drudilerle iş birliği yapmışlardır ormanı kesmeye gelen goblinlere karşı." diye açıkladı Safiel.
Biraz daha ilerlediler. Birden etrafları iyice karanlık oldu. Ağaçlar sanki etraflarını sarıyordu. Safiel asasını ileri doğrulttu. Asadan parlak bir ışık çıktı: "Ben Misat'taki Hikker'e bağlı tarikatın başbüyücülerinden Safiel Persoul. Ben ağaçlarla konuşan Yaşlı Heres'in yeğeniyim. Ben dryadların dostuyum. Ben Burtha'yı mühürleyen kişiyim! Kim benim yoluma çıkan? şimdi çık ortaya!" diye bağırdı.
Birden karanlık çekildi. Ã?nlerinde yeşil bir ışık oluştu. Yeşil pelerine sarılmış biri çıktı ortaya.
"Amca!" dedi safiel ve yerlere kadar eğildi.
"Sakın kimseye karşı eğilme, Safir! Ben sadece elçi olarak gönderildim." diye konuştu Yaşlı heres'in ruhu.
"Kimin adına geldin peki?" diye sordu Safiel.
"Burtha'nın Ecesi ve Ölümün Tanrıçası seninle ittifak yapmak istiyor Safir."
"ASLA!" diye bağırdı Safiel.
"İyi dinle, evlat! Reks bir şekilde Esten'in güçlerini kullanmaya başlamış. Eğer onu durduramazsanız büyük bir kaosa doğru sürükleneceksiniz." diye açıkladı Heres'in ruhu.
Safiel, Miae'ye döndü: "Hemen kamp alanına dönelim, prenses. Bu ormandan çıkmamız gerekiyor."
"Buradan çıkamazsanız! Fark edildiniz artık. Geldiğinden beri sizi gözlüyorlar." dedi Heres'in ruhu.
"Kimler?" diye sordu Safiel.
"Dostların."
Birden etraflarını mızraklı dryadlar sardı.
"Bizim hiç bir zaman Safiel persoul adında bir büyücü dostumuz olmadı, bay büyücü." dedi dryadların sözcüsü.
Heres yavaşça kaybolurken: "Reks'i durdurmanın yolu dryadları ikna etmenden geçiyor. Dikkatli ol, evlat" dedi.
Safiel kendini toparlayarak: "Ben Deru adında bir dryadın dostuyum. Yıllar önce buraya yolum düşmüştü. Ben Orman elflerinin kralı Huor'un dostuyum." dedi dryadlara.
"Deru bir haindi ve o anlattığın Huor da bizim düşmanımız. Onu bulduğumuz yerde öldürme emrimiz var." diye anlattı dryad.
"Kimin emri?"
"Reks tarafından bizzat bu emir verildi."
"Reks mi? Ama sizin ormanınıza zarar veriyorlar." diye bağırdı Safiel.
"Hayır! Ormanlarımızı biz ona adıyoruz. O da bize istediğimiz şeyi veriyor."
"Neyi?"
"Ormanlar olmadan da yaşıyabilmemiz için gereken şey." dedi dryad.
Alenthas
Forum Yöneticisi
Posts: 2670
Joined: Thu Oct 04, 2007 10:00 am
Location: Innsmouth
Contact:

Post by Alenthas »

Kaçmama gerek yok, kendimi nasıl savunacağımı biliyorum. Kaçmak beni haksız yere düşürür, diye mırıldandı ve bıçağı alıp uzak bir yere attı.

Fakat bir süre sonra hava soğumaya başladığında ister istemez dişlerinin takırdağını farketti. Aynı zamanda havadaki cezbedici et kokusu karnının guruldamasına sebep olmuştu. Haykırdı "Safieel..!"

Fakat kimse gelmemişti.

Safiel kimse onunla muhattap olmasın diye Thereon'u kamptan uzakta bir yere bağlamıştı. Duyan olsa bile gelmeyecek gibi görünüyordu. Thereon üzgün bir ifadeyle yere attığı bıçağa bakmaya başladı. Ama onu alma olasılığı yok gibiydi. Aç, susuz ve yorgun bir şekilde öylece kalakalmıştı. Ki bunu hak edecek hiç bir şey yapmamıştı!

şimdilik...
Image
CLiCKs
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 1392
Joined: Mon Dec 03, 2007 10:00 am
Location: Bursa
Contact:

Post by CLiCKs »

"Ah şimdide bir grup dryadın eline düştük ha? Harika!" dedi elleri bağlanırken. Büyücüye söylemişti böyle bir şey olabileceğini. Halbuki bir planı vardı büyücünün. Ne plan ama!"Seni uyarmıştım büyücü. Başımıza kötü bir şey gelebilir demiştim! Beni dinledinmi yoksa biliyormuydun. Ah ne halt yiyoruz burda. Dryadların esiri olduk! Ne biçim bir plan hazırladın se...". Lafını bitiremeden bir dryad Miaé'nin kafasına sert bir cisimle vurdu. şimdi sadece rüyalarındaydı. Baygındı.
Ben gelecek için hiç endişe duymadım.O yeterince hızlı geliyor zaten.
Albert Einstein
Locked

Who is online

Users browsing this forum: No registered users and 1 guest