Ölüm Labirenti

Baştan aşağı kendi özgün hikayelerinizi yazmak için…
Locked
Alenthas
Forum Yöneticisi
Posts: 2670
Joined: Thu Oct 04, 2007 10:00 am
Location: Innsmouth
Contact:

Post by Alenthas »

Elfin muhabbetinden sıkılmıştı ama bozuntuya vermedi, anlaşılan bu adam Thereon adındaki herifin tanıdığı biriydi. "Fazla şey hatırlamıyorum," diyebildi sadece ağzını kolunun tersiyle silip, ellerinide siyah deri zırhına silerken. Ardından konuyu değiştirdi "Etin tadı çok güzeldi. Uzun zamandır böyle bir şey yememiştim, hayat şartları işte. Kolay değil. Ama siz bir kralsınız, fazla bir sorununuz olmasa gerek. Ay, ne saçmalıyorum. Herkesin kendine göre sorunları vardır muhakkak. Hele bir kralın sorunları daha büyük olsa gerek, yanılıyor muyum?"
Image
Bogus
Site Yazarı
Site Yazarı
Posts: 864
Joined: Wed Nov 29, 2006 10:00 am
Location: Istanbul
Contact:

Post by Bogus »

Daylight kendisinden burada kalmasını istediğinde Kiba fazla zorlanmadan bu teklifi kabul etti. Hala kendisini bitkin hissediyordu, kürk sıcak tutuyordu ama onu taşıması bir ızdıraptı. Hem bu haldeyken sessiz sakin yürümeyi becerebileceğinden de emin değildi. Kendisine hep iyi davranan şövalyeye baktı ve biraz daha iyi olduğunu görünce sevindi. "Belki ona da şu Wanga'nın bana içirdiği şeyi içirmeliyiz..." diye düşündü, ama muhtemelen Wanga bunun işe yarayacağını düşünseydi bunu çoktan yapardı.

Wanga elinde hızlı yanacak ama fazla alev yaratmayacak küçük kuru dallarla gelip ateşi beslemeye başladı. Bunu yaparken sanki bir açıklama yapması gerekiyormuş gibi diğerlerine bakıp

"Bizi gorecek olan zaten gordu..." dedi.

Kiba ateşin başına oturmuş başından geçenleri düşünürken şövalyenin kendisine bakıp iyi bir lider olabileceğini söylediğini duydu. Ama sonra kadın gülümsemiş ve konuyu değiştirmişti.

Eşşeğin aklına karpuz kabuğu düşmüştü bir kere... Kiba dayanamayıp Wanga'ya döndü ve aklındaki soruyu arkadaşına seslendirdi.

"Wanga, sence benden bir lider olur mu? En azından uzun vadede?"

"Bizim gabilemizde en guclu ve en uzun adam lider olurdu."

"Tamam ne demek istediğini anladım..."

Wanga arkadaşını omzundan dürttü ve güldü. "Bir gun lider olabilirsin..."

"Sahiden mi?"

"Guzenim 18. yazında tam igi karış uzamıştı... Senin de daha vagtin var. Yapılı olmazsan bize liderlik edemezsin."

"Harika! Bu beni barbarlara liderlik etme zahmetinden kurtarır!"

"Evet ama ayag altında ezilmegten kurtarmaz!" Wanga ayağı ile Kiba'yı dürtmeye başlamıştı. Tam bu sırada şövalye diğerlerinin nereye gittiğini sordu.

"Bende bilmiyorum sayın şövalye... Ormana gittiler ve tahminim Kuzeybatıya doğru... Ama emin değilim. Daylight dönmese bile kuzgunu döner. O zaman bir terslik olduğunu anlarız herhalde!"
<div><strong>Çığlıkta henüz umut vardır, çığlık atmak güç ister. Tehlike, fısıltıdadır. Çünkü fısıltı bir tükenişin ifadesidir.</strong></div>
Lydronk
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 882
Joined: Fri Feb 10, 2006 10:00 am
Location: Ankara
Contact:

Post by Lydronk »

"Eğer ikisinden biri dönerse, kendimi şanslı sayacağım." dedi Kerrae...

Sonra gülerek ama ciddi bir şekilde: "Ayrıca bana sayın şövalye demek zorunda değilsiniz! Karşımda yüzünü görmeyi hayal bile etmediğim bir büyücü, sonra da Rhuan'daki en ünlü ailelerde birinin bir üyesi, her ne kadar farklı bir ortamda büyümüş olsa da, beni yücelterek konuşuyorlar! Pekala, soyluların dışarıdan göründükleri gibi yüce olmadığını öğrendim ama, onlar neden beni yüceltiyorlar ki!"
Bogus
Site Yazarı
Site Yazarı
Posts: 864
Joined: Wed Nov 29, 2006 10:00 am
Location: Istanbul
Contact:

Post by Bogus »

"Tamam Kerrae. Sana böyle seslenmemde bir sakınca var mı? Sen de bana Kiba de lütfen."
<div><strong>Çığlıkta henüz umut vardır, çığlık atmak güç ister. Tehlike, fısıltıdadır. Çünkü fısıltı bir tükenişin ifadesidir.</strong></div>
Starfell
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 693
Joined: Thu Apr 17, 2008 10:00 am
Location: Istanbul
Contact:

Post by Starfell »

Esmer adam elleri ve kolları bağlı bir şekilde yüz üstü toprağa atılmıştı. Kendine geldiğinde sadece içinde bulunduğu karanlığı gördü. Başka birşey yoktu. Ardından sırt üstü dönüp etrafına baktı ve diğer iki kişiyi gördü.

Kafasını öne eğdi ve bir süre için ağrılarının geçmesini bekledi. Güçlü kollarıyla beline dolanmış ipi kopartmak için uğraştı ancak ipler yeterince sağlam gibi gözüküyordu.
Lydronk
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 882
Joined: Fri Feb 10, 2006 10:00 am
Location: Ankara
Contact:

Post by Lydronk »

"Gerçekten, böyle seslenmeni tercih ederim, Kiba!" dedi. Sonra, kendini yine oturur pozisyondan yatar pozisyona geçirdi. Endişeliydi. Daha oturamıyordu bile, gerektiğinde nasıl dövüşecekti!

"Bir planımız var mı? Demek istediğim, ya kimse gelmezse? Kaçacak mıyız? Ya da daha kötüsü, ya bizi de şu an izliyorlarsa, peşimizdeki her kimse? Savaşamayız, aramızda tarihin en güçlü insanlarından bir kaçı olsa bile, sayımız çok az..." kaçacak ya da dövecek durumda olmadığı için kendini affedemiyordu, bu yüzden yüzü kızarmıştı. Eğer bu insanlar onu arkalarında bırakmak isterlerse, haklıydılar, bir ölçüde...
Bogus
Site Yazarı
Site Yazarı
Posts: 864
Joined: Wed Nov 29, 2006 10:00 am
Location: Istanbul
Contact:

Post by Bogus »

"Bir planımız yok. Sanırım Daylight veya Safiel'i beklemekten başka... Ama kabul etmek zorunda olduğumuz bir şey var. Diğerlerinin başına bir şey geldi. Bu kadar uzun süre bize haber vermeden gideceklerini sanmıyorum. Diğer yandan eğer Safiel, Adrian ve Miae'yi alt ettilerse bizi alt etmekte zorlanacaklarını hiç sanmıyorum. Yani bizi izliyorlarsa onları cesaretlendirmek istemem elbette ama bizi istediklerini bile sanmıyorum. Yoksa bizi de yakalarlardı değil mi? Hem bir kaç goblin ve kırmızı cüppeli bir adam Safiel için ne kadar büyük bir tehlike teşkil edebilir ki?"

Kiba yine fazla konuşmuştu. Ã?nüne bakıp toprağa bir şeyler çizmeye koyuldu. Mesala üç direkli yelkenli bir gemi...
<div><strong>Çığlıkta henüz umut vardır, çığlık atmak güç ister. Tehlike, fısıltıdadır. Çünkü fısıltı bir tükenişin ifadesidir.</strong></div>
Illyra
Forum Yöneticisi
Posts: 2113
Joined: Tue Jan 25, 2005 10:00 am
Location: Duskwood
Contact:

Post by Illyra »

Ormanın içinde sessiz adımlarla yürürken, artık ne olduğunu biliyordu. Kuzgunu daha yakınından uçuyor gecenin gözleri gibi kıza destek oluyordu. Korucu kız gergindi. Burada böylesine şeyler olabileceğini hiç düşünemezdi. Nasıl olurda ormanı seven varlıklar yolundan çevrilip ormanın düşmanı olabilirdi ki? Bir türlü aklı almıyordu. Bu meseleler inanmak istemediği şeylere giriyordu muhtemelen, bu yüzden de kurcalamayı hiç istemiyordu. “Ciddi meseleler büyük insanlara kalsın, şu anda yapmam gereken diğerlerinin güvenliğini sağlamak sonra da buradan gideriz…”

Bargier’in uyarı çığlığı ile irkildi. Hemen bir ağacın arkasına saklandı. Sonra sesleri duydu. Koşan hafif pati sesleri… Pençeli patiler… Karşısına büyük siyah bir kurt çıktığında yayını çekmişti. Bu kurt normalden biraz daha iriydi ve gece gibi siyahtı tüyleri…

Hırlıyordu. Sivri sarı dişlerinden nefretle salyalar akıtarak hırlıyordu kıza… Daygliht yayını yere koydu kendiside dizlerinin üzerine çöktü. Hayvan korkmuş olabilirdi, ona zarar vermek istemiyordu. Yavaşça hayvanı sakinleştirmek için turuncu gözlerinin içine baktı, kurdun ruhunu görecek kadar derinlere…

Ama ruhu bir kurda ait değildi…

O bir hayvan bile değildi…

Kurt üzerine atılırken yayını eline alarak yana kaçılmıştı, kurt ise ağaca toslamaktan son anda dönmüştü. Bu sırada Daygliht bağırıyordu.

“Nesin sen böyle?”

Ama kurdun cevabı tekrar korucunun üzerine atılmak oldu. Daygliht bu çevik hamleden rahatlıkla yana savurarak kurtarmıştı kendini. Hayvandan gelen kötülüğü hissedebiliyordu. Ve eğer kendini savunmazsa… Sonsuza kadar kaçamayacağını da biliyordu… Bir şeyler yapması lazımdı…

Kurt bir daha üzerine atlarken okundan çıkan bir yay onu kulağından vurdu. Zıplayışı yarım kalan hayvan cikliyerek yere düştü ama ardından daha büyük bir öfke ile kız saldırdı.

Bu sefer korucuyu yere yıkmıştı. Dişlerini boynunda kapatmak için uğraşıyordu, bu sırada Daygliht bacaklarını çırpıyor, iki eli birden kurdun yüzünü kavramış şekilde onu kendinden uzak tutmaya çalışıyordu. Ama pis nefes git gide yaklaşıyordu.

Bargier’in kanat çırpışları hayatını kurtardı. Kuzgun sivri pençelerini hayvanın derisine çok fazla olmasa da işliyordu, pek işe yaramasa da dikkatini dağıtmıştı. Böylece kız adamın kendisine verdiği bıçağı çekip kurdun boşluğuna saplayabilmişti.

Ayağa kalktığı gibi uzağa kaçtı. Verdiği mücadeleden dolayı kolları ağrımış ve nefes nefese kalmıştı. Kurt ise imkansız bir şekilde yeniden ayağa kalkmış, turuncu gözleri ile kıza bakıyordu. Suratında neredeyse hayvansı bir gülüş ifadesi vardı. Arka ayakları üzerine oturdu. Gözlerini kızdan ayırmadan izlemeye devam etti…

Daylight kurdun gözlerinin içine baktıkça bakışlarını kaçıramıyor, düşünceleri bulanıyordu. Kısa bir süre dizleri üzerine oturdu. Yayı elinde sallanıyordu.

“Neden buradayım ben? Neden bir avuç insan için savaşıyorum… Kendi başlarının çaresine bakamıyorlar mı? Onlardan bana ne? Hem neden savaşıyorum… Asla kazanamam ki… Gitmeliyim… Herkes istediğini yapabilir…”

Gecenin sessizliği Bargier’in çığlıkları ile yırtılıyordu, ağaçların yaprakları ise neredeyse itiraz tizliğinde hışırdıyordu ama kız bunlardan hiç birisini duymadı. Sadece kurdun gözlerinin içine bakıyor ve baktıkça dünya daha da bulanıyordu. Sanki su altından izliyordu her yeri.

Kurt kafasına saldıran kuzguna aldırmadan ağır adımlarla korucunun yanına yürüdü. Daylight hiç itiraz etmiyordu, kurt patilerini onun omuzlarına bastırarak yere devirerek sakince üzerine çıktı. Sivri dişli ağzı bir ziyafetin beklentisi ile titriyordu. Bargier kafasına saldırmaya devam ediyordu ki sonunda kurdu çileden çıkarttı. Kurt ona doğru döndü ve kuzgunu kovalamaya başladı.

Neredeyse hiçbir şey hissetmeyen kız yerinden doğruldu. Kurtpençelerinin yırttığı yakasında parlak bir şey gördü… Bu sualtı dünyasında öyle büyüleyici gözüküyordu ki… Yavaşça parmaklarını değdirdi ona…

Kuzgun ise kurdu oyalamaya devam ediyordu…

Bu çok güzel bir yüzüktü… Dellanor’un ona verdiği yüzük… Dellanor ne kadar uzaktı şimdi… Acaba burada olsa ne derdi…

Zihninin içinden kelimeler su yüzüne çıkıyordu…

“Savaş onunla… Yenilme…”

Kurt tekrardan üzerine geliyordu şimdi. Kızın üzerine atladığında onu yeniden yere devirdi… Ama Daylight açıkta kalan eli ile kurdun yüzüne bir tane tokat patlatabilmişti…

Neden burada olduğunu biliyordu. Ã?ünkü sadece kendisiydi. Ve yapması gereken tehlikede olan dostlarını kurtarmaktı…

Korucu ile kurt yerde yuvarlanmaya başladılar. Dişler, pençeler, eller ve bacaklar savaşıyordu… Sonunda Daylight kurdun bir kulağını yakalayıp büktüğünde hayvan bağırarak kaçtı ve karşılıklı durarak birbirlerine baktılar…

Kurdun gözle görülür bir yarası yoktu, Daylight’in ise kollarında birkaç pençe ve diş izi vardı. Kız yayından çok uzaklaşmıştı bu yüzden botlarındaki bıçakları çekti…

Kurt yeniden üstüne atıldı, yorgun olan korucu bu zıplayıştan kaçamadı. Ama dişler kendisini ısırmaya çalışırken bir bıçağını kurdun alt çenesine geçirebilmişti.

Hayvan geri atıldı ve çenesine saplanan şeyi çıkartmak için başını deli gibi sallamaya başladı. Bu sırada tüyleri kısalıyor gibiydi… Pençeleri yok oluyordu…

Bargier’in çığlığı ile Daygliht hiç beklemedi ve dikkati dağınık kurdun üstüne atlayarak onu yere yıktı, diğer bıçağını kalbi olması gereken yere sapladı…

Kız sıçrayarak geri çekildiğinde yaşamın son anlarının kurdun bedeninde gezdiğini anladı. Ama bir kurt muydu gerçekten? Tüyleri kısalıyor, pençeleri değişiyordu…

Yaşam bedenini terk ettikten sonra yerde yatan şey bir Reks rahibiydi… Kızıl bir cüppe içindeydi… Ama kız ona bir süre bakamadı. Sadece yerde oturmuş, kurdun bedeninde açtığı ağır yaraların acısının geçmesi için gözlerini yumabiliyordu… Kuzgunu yanına gelerek dikkatle ona bakmaya başladı. Nefesini çekerken ağırlığın ezdiği göğüs kafesi sızlıyor, açılmış yaraları kanıyordu…

Belki de Bargier olmasa asla devam edecek gücü bulamazdı. Kuzgun ona bağırıyordu. Yaralarını sarmasını ve yoluna devam etmesi gerektiğini söylüyordu…

Titreyen elleri ile belindeki matarayı çıkarttı, kanayan yaralarını temizledi. Cebinden çıkan birkaç eski mendille yapabildiği kadarını sardı…

Rahibin yanına gidip eğildiğinde yüzünü tiksinti ile buruşturdu. Bu sırada Bargier rahibin sol elin yanına konmuş gagası ile metal tınısı çıkartan bir şeyle oynuyordu.

“O nedir Bargier?”

Daylight rahibin sol eline baktığında yılan şeklinde altın bir yüzün gördü. Yine mi Reks? Her yerde Reks…

Normalde böyle bir şey yapmazdı ama yüzüğü adamın parmağından çıkartmak için uzandı. Ve yüzüne dokunduğunda çok sıcak olduğunu hissetti elini yakacak kadar sıcak…

“Ã?ıkart onu Bargier. Kötülüğün simgesini ormanın ortasında bırakamayız.”

Bargier adamın parmağını gagalayıp duruyordu. Kız ise yüzüğü nasıl taşıyacağını düşünüyordu… Bargier çok vakit geçirmeden yüzüğü çıkartmıştı. Daylight yerden ince bir dal parçası buldu, boynundaki uzun zinciri çıkartarak elf yüzüğünü sağ elinin yüzük parmağına taktı. Küçük dal parçası ile yüzüğü hava kaldırarak zincire geçirdi ve kilitledi. Sonra boynunda asarak zırhının dışına çıkarttı. Artık kendisini yakmıyordu ama üzerine garip bir ağırlık çökmüştü. Tuhaf karıncalanma gibi bir his…

Yinede bunu yenebiliyordu. Kendisine babasının kızı olduğunu hatırlatıyor ve diğerlerini kurtarması için yola devam etmesi gerekiyordu…

Yayını yerden aldı ve gözcüsü Bargier ile son kaldığı yerdeki izler bularak takibine devam etti. Yaraları acı verse de dayanılmayacak gibi değildi, ayrıca sorumluluklarını inkar edemezdi…

Değerli yaşamlar ve ağaçlar için…
Image
catboy
Site Yazarı
Site Yazarı
Posts: 3268
Joined: Fri Jan 19, 2007 10:00 am
Location: Izmir
Contact:

Post by catboy »

Safiel, yavaşça Adrian'ın kendine geldiğini gördü. Adrain'ın gücü sayesinde belki kurturabilirdi. Ama dryadların ellerini bağladıkları ipler o kadar sertti ve sağlamdı ki Adrian da kurturamıyordu kendini iplerden.
"Dryadların aralarındaki fısıldaşmalarına bakılırsa bir dryadla aranda tatsız bir olay geçmiş, Adrian? Ne yaptın?" diye sordu Safiel.
Starfell
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 693
Joined: Thu Apr 17, 2008 10:00 am
Location: Istanbul
Contact:

Post by Starfell »

Yavaşça başını döndürüp büyücüye baktı. Dikkat etmesine rağmen boynundaki ağrı inanılmazdı ve dişlerini sıkmasına sebeb olmuştu. İpleri kopartmaya çalıştığı için ipler bileklerini kesmişti.

"Ne mi yaptım ? Hiç bir şey. Neden ben bişi yapayım ki o fahiş..." Sonra durdu. Adam suçlulukla "Bir ağaca işedim ama o..." sırıtarak başını öne eğdi ve yüzüne gelen saçlarından rahatsız olrak tekrar başını arkaya attı.

"Peki ya sen? " ardından yaşlı adamı dikkatlice süzdü."Sende hiç ormana işicek tip yok ama..."

Ardından diğer tarafında duran kız aklına geldi.

"Vayy... Seni yaşlı çakal şimdi anlaşıldı."

Sırıtışı daha da büyüyüp kocaman bir hal aldı.
catboy
Site Yazarı
Site Yazarı
Posts: 3268
Joined: Fri Jan 19, 2007 10:00 am
Location: Izmir
Contact:

Post by catboy »

"Kabalaşmamanı öneririm, bay Adrian. Asamın yanında olmaması demek hala büyücü olduğum gerçeğini değiştirmez." dedi sert bir sesle Safiel.
"Kendinizle ben karıştırmayın. Ben sadece Elf prensesi ile beraber ormanda ufak bir meseleyi halletmeye gelmiştim. Ama maalesef ki dost diye umduklarım düşmanlarım çıktı. Dryadlar, Reks ile garip bir anlaşma yapmışlar. Kendileri zaten ağaçları Reks'e adıyorlarmış. Böylece dryadlara ormanlar olmadan da yaşamak için gereken şeyleri öğreteceğine dair söz vermiş." diye anlattı Safiel sonra.
"Ahmaklar! Reks hepsini aladtıyor. Bo orman yok olursa dryadlar da yok olacak birer birer. Dryadların doğaları gereği orman dışında bir yerde yaşam enerjileri de azalır. Eskiden bir dryad arkadaşım vardı. İsmi Deru'ydu. Onla berbaer bir sürü macera yaşamıştım. Ormanlarla çevrili yerlerde grupta en güçlü olan oydu. Ama orman dışında bizi yavaşlattığı da bilinen bir şeydi." dedi eski günlere dönerek.
Starfell
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 693
Joined: Thu Apr 17, 2008 10:00 am
Location: Istanbul
Contact:

Post by Starfell »

" Bla bla... Sen nasıl istersen büyücü."

Adam göz kırptı ve büyücüye doğru eğilerek fısıltıyla.

"Ama fena parça sayılmaz" ardından tekrar dönüp kızı inceledi ve ekledi "hatta hiç fena sayılmaz" doğrulup sırıtmasına devam etti adam.

"Eee... Plan ?"
catboy
Site Yazarı
Site Yazarı
Posts: 3268
Joined: Fri Jan 19, 2007 10:00 am
Location: Izmir
Contact:

Post by catboy »

"Plan önce dryadların seni geyik yemi haline getirmelerini beklemek. Ardından ben, elf prensesiyle beraber bu lanetli yerden kurtulmak için gereken planı kuracağız." dedi sert bir sesle.
"Hem bir dostumuzun bizi kurtarmak için çabaladığına dair içimde bir his var. Sanki bize ulaşmak için azimle ilerliyor. Garip bir his..." diye mırıldandı.
Tutuldukları mağaraya dryadlardan biri girdi. Yüzü ifadesizdi: "şef sizi görmek istiyor." dedi.
Starfell
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 693
Joined: Thu Apr 17, 2008 10:00 am
Location: Istanbul
Contact:

Post by Starfell »

"Gelsin ve görsün o zaman" diye hırladı iri adam. Hala iplerle uğraşıyordu ama açması imkansız gibiydi ve kesikler giderek derinleşmeye başlamışştı.
Edmond
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 5509
Joined: Mon Jul 03, 2006 10:00 am
Location: Çanakkale
Contact:

Post by Edmond »

Genç kral, durumu seyretmeye koyuldu.

Daylight gitmişti, Safir ve Adrian zaten ortalarda yoktu.

Thereon ise kendi hâlinde bir şeyler yapıyordu.

Huor Thereon'a baktı.Sonra farketti, bu genç barbar, 25 yaşında fazla olamazdı!Bunu nasıl da daha önce farkedememişti.

"Sen Thereon değilsin..."

Thereon duymuştu bunu.Ya da her kimse, işte o, bunu duymuştu.

"Sen kimsin?"
I always knew I was a star And now, the rest of the world seems to agree with me.

The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.

I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.

-Freddie Mercury
Locked

Who is online

Users browsing this forum: No registered users and 1 guest