Ölüm Labirenti
Daylight hayranlık içinde gelen griffona bakmıştı. Ã?yle güzeldi ki... Kalabalığın içinden dayanamayarak onun yanına yürümüştü, bir yandan havaya yükselen Adrian ile şövalyenin seslerini duyabiliyordu. Bargier kızın omzundan kafasını kaldırmış büyük kanatlı griffona bakarken, korucu gözlerini yummuş ve bu sihirli yaratıkla zihinsel bir bağ kurmak için çabalıyordu.
Ne uzun ne de kısa bir süre sonra gözlerini açtığında gülümsüyordu. Ardından Miaé ile isminin Larfell olduğunu öğrendiği griffon Reven'e öncülük etmek için havaya yükseldiğinde korucu onları selamlamak için elini kaldıdı. Sonra Serferal'e döndü.
"Umarım Miaé Reven'de ki elfleri yumuşatmayı başarabilir. Biz de yola çıksak hiç kötü olmayacak. Maceralı ama iyi bir geceydi, sanırım herkes dünkinden daha iyidir. Toparlanmaya başlayalımmı? Kiba pelerinlerim sizde kalabilir hala kendimi üşümüş hissetmiyorum."
Sonra bir şey hatırlamışçasına dönerek ağaca bağlı adamın yanına gitti. Onu çözdükten sonra kendisine verdiği bıçağı ona geri uzattı.
"Teşekkür ederim. Gerçekten işe yaradı... Sen de geliyorsun değil mi?"
Thereon cevap olarak omuzlarını silkeledi. Biraz ağrıları geçmişti ve kendisini daha iyi hissediyordu. Karnı da artık kendisini acıtacak kadar aç değildi.
"Eğer gelmem gerekiyorsa..."
"Sanırım gerekiyor..."
"O zaman tamam."
Cevap olarak kendisine başını sallayan korucu kızın uzaklaşmasını izledi. Gerçekten gitmesi gerekiyormuydu ki ?
Daylight ise ateşi söndürüp dağıtıyor, herkesin çabucak yola çıkması için elinden geleni yapıyordu...
......
Gökyüzünden yeryüzü oyuncak gibi görünüyordu. Miaé uzun zamandır görmediği Larfell'in yanında olduğu için çok memnundu. Kollarını griffonun boynuna dolayarak yumuşak tüylerine yaslandı ve gözlerini kapattı.
"Senin yanında olmayı çok özlemişsim Larfel..."
Ne uzun ne de kısa bir süre sonra gözlerini açtığında gülümsüyordu. Ardından Miaé ile isminin Larfell olduğunu öğrendiği griffon Reven'e öncülük etmek için havaya yükseldiğinde korucu onları selamlamak için elini kaldıdı. Sonra Serferal'e döndü.
"Umarım Miaé Reven'de ki elfleri yumuşatmayı başarabilir. Biz de yola çıksak hiç kötü olmayacak. Maceralı ama iyi bir geceydi, sanırım herkes dünkinden daha iyidir. Toparlanmaya başlayalımmı? Kiba pelerinlerim sizde kalabilir hala kendimi üşümüş hissetmiyorum."
Sonra bir şey hatırlamışçasına dönerek ağaca bağlı adamın yanına gitti. Onu çözdükten sonra kendisine verdiği bıçağı ona geri uzattı.
"Teşekkür ederim. Gerçekten işe yaradı... Sen de geliyorsun değil mi?"
Thereon cevap olarak omuzlarını silkeledi. Biraz ağrıları geçmişti ve kendisini daha iyi hissediyordu. Karnı da artık kendisini acıtacak kadar aç değildi.
"Eğer gelmem gerekiyorsa..."
"Sanırım gerekiyor..."
"O zaman tamam."
Cevap olarak kendisine başını sallayan korucu kızın uzaklaşmasını izledi. Gerçekten gitmesi gerekiyormuydu ki ?
Daylight ise ateşi söndürüp dağıtıyor, herkesin çabucak yola çıkması için elinden geleni yapıyordu...
......
Gökyüzünden yeryüzü oyuncak gibi görünüyordu. Miaé uzun zamandır görmediği Larfell'in yanında olduğu için çok memnundu. Kollarını griffonun boynuna dolayarak yumuşak tüylerine yaslandı ve gözlerini kapattı.
"Senin yanında olmayı çok özlemişsim Larfel..."

"Hadi bakalım." dedi Serferal ve grup tekrar yola çıkmaya başladı. Daylight'la beraber yürüyordu. Daylight'a bakıp: "Bilgiğim kadarıyla korucular ferrias kasabasında yaşarlardı. Eğer bizle Reven'e giderseniz kasabanızın tam zıttı yönüne gitmiş olacaksınız. İsterseniz siz kasabanıza geri dönebilirsiniz. Daha gençsiniz ve aileniniz sizi merak etmiş olabilir." dedi güler yüzle.
Kızın bakışları soğumu, uzaklara dalmıştı.
"Hayır ben de Reven'e geleceğim efendim. Ferrias'ta benim için çok fazla bir şey yok. Ailem benim için endişelenmez, babam ise iyi olduğumu - olacağımı - bilir. Hem Reven'de göreceğimi umduğum bir dostum olduğunu sanıyorum. Bu yüzden siz de benim için endieşelenmeyin, ben olduğum gibi gayet iyiyim."
Ardından sevgiyle kuzgunun tüylerini okşadı ve omzuna asılı yayını düzeltti.
"Hayır ben de Reven'e geleceğim efendim. Ferrias'ta benim için çok fazla bir şey yok. Ailem benim için endişelenmez, babam ise iyi olduğumu - olacağımı - bilir. Hem Reven'de göreceğimi umduğum bir dostum olduğunu sanıyorum. Bu yüzden siz de benim için endieşelenmeyin, ben olduğum gibi gayet iyiyim."
Ardından sevgiyle kuzgunun tüylerini okşadı ve omzuna asılı yayını düzeltti.

"Geçmişinden kaçamazsın, Daylight. Anladığım kadarıyla geçmişinde pek hoş olmayan olaylarla karşılaşmışsınız. En iyisi sizi geçmişinizi hatırlatarak sıkmayayım. Ama bilesiniz ki geçmiş hep bizimle." dedi Serferal güleryüzle Daylight'a.
Sonra yaraları yavaşça iyileşmeye başlamış Kerrae'ya döndü: "Sizden özür dilemek istiyorum. Biraz size kaba davrandım. Ama küçük bir kızın ölümüne seyirci kaldığınızı düşünmüştüm. Tanrıların hepsi bana sırtlarını çevirdiler ve Esten'in laneti tüm ailemin üzerinde. Lütfen bana anlayış gösterin." dedi yumuşak bir sesle.
Sonra yaraları yavaşça iyileşmeye başlamış Kerrae'ya döndü: "Sizden özür dilemek istiyorum. Biraz size kaba davrandım. Ama küçük bir kızın ölümüne seyirci kaldığınızı düşünmüştüm. Tanrıların hepsi bana sırtlarını çevirdiler ve Esten'in laneti tüm ailemin üzerinde. Lütfen bana anlayış gösterin." dedi yumuşak bir sesle.
"Tam anlamıyla geçmişim demek doğru olmaz, genelde Ferrias'a da pek az uğrardım, şimdi ise yeniden gitmek için bir sebebim yok. Orada çok rahat edemiyorum, sanki ait olduğum yer değilmiş gibi. Ama tüm bunlar bittikten sonra sanırım eve uğrayacağım, sağlık durumlarını görmek için. Ardından yine sevgili ormanımda yaptığım işe devam edebilirim..."
Zırhının parçalanmış yerlerini biraz çekiştirerek kolundaki yarayı kapattı.
Zırhının parçalanmış yerlerini biraz çekiştirerek kolundaki yarayı kapattı.

Kerrae eşyalarını -kendi eşyaları değildi aslında- çok telaşa kapılmadan topladı. Reven'e gitmek demek? Hiç bir elf şehrinde bulunmamıştı. Ki bulunmak istediğini de sanmıyordu. Hele kralın yanında kalamazdı. Asla! şu zamana kadar bile zor dayanmıştı!
Yolda ise sinirli sinirli yürüyordu. Hem kendine kızıyordu, hem o pis domuza. Adam neye inanıyordu da bir tanrının şövalyesine hakaret ediyordu? Görünüşe göre yürüdüğü yol iyi tanrılardan birinin değildi! O sırada, büyücü adam yanına gelip ondan özür dilemişti. Konu yine tanrılardı. "Özrünüzü kabul etmiyorum! Eğer yerinde bir özür olsaydı, seve seve kabul ederdim fakat değil. O kız öldü, bundan ben kadar elf kralı da, o pis adam da sorumlu. Fakat hiçbirimiz bir şey yapamazdık. Siz yine de umdunuz, Olevia barışı olduğu kadar umudu da simgeler. Umudunuz yanılş bir anlaşılmaya sürdü bizi, o kadar."
Kerrae ettiği her lafla kendisinden utanıyordu aslında, ama bunu son derece iyi saklıyordu. O kimdi ki efsanevi bir büyücüye ders veriyordu?
Yolda ise sinirli sinirli yürüyordu. Hem kendine kızıyordu, hem o pis domuza. Adam neye inanıyordu da bir tanrının şövalyesine hakaret ediyordu? Görünüşe göre yürüdüğü yol iyi tanrılardan birinin değildi! O sırada, büyücü adam yanına gelip ondan özür dilemişti. Konu yine tanrılardı. "Özrünüzü kabul etmiyorum! Eğer yerinde bir özür olsaydı, seve seve kabul ederdim fakat değil. O kız öldü, bundan ben kadar elf kralı da, o pis adam da sorumlu. Fakat hiçbirimiz bir şey yapamazdık. Siz yine de umdunuz, Olevia barışı olduğu kadar umudu da simgeler. Umudunuz yanılş bir anlaşılmaya sürdü bizi, o kadar."
Kerrae ettiği her lafla kendisinden utanıyordu aslında, ama bunu son derece iyi saklıyordu. O kimdi ki efsanevi bir büyücüye ders veriyordu?
Daylight şövalye hanımın söylediklerini duyduğunda hafifçe içini çekti ve ona döndü.
"Küçük kızın ölümü için hiç bir yapamayacağımızı söylüyorsun, sonrada ölümünden sorumlu olduğumuzu. Bu sözler bana oldukça çelişkili geldi. Umut etmek mi? Umut konu ölüm olduğunda akıla bile gelmeyen şeydir. Ölümün olduğu yerde daha ciddi ne olabilir ki? Niçin kendi içinde hissettiğin suç duygusundan çevrendeki insanlarıda suçluyorsun? Niçin hıncını yaşlı bir adamdan alıyorsun şövalye? Elimizden hiç bir şey gelmedi ve nihai sona daha erken ulaştı küçük kız, hem de çok acı çekmeden. Ölümün üzücü de olsa doğanın bir parçası olduğunu, bir kural olduğunu neden kabul etmiyorsun?"
Duraksadı.
"Bence özürü kabul etmelisin."
"Küçük kızın ölümü için hiç bir yapamayacağımızı söylüyorsun, sonrada ölümünden sorumlu olduğumuzu. Bu sözler bana oldukça çelişkili geldi. Umut etmek mi? Umut konu ölüm olduğunda akıla bile gelmeyen şeydir. Ölümün olduğu yerde daha ciddi ne olabilir ki? Niçin kendi içinde hissettiğin suç duygusundan çevrendeki insanlarıda suçluyorsun? Niçin hıncını yaşlı bir adamdan alıyorsun şövalye? Elimizden hiç bir şey gelmedi ve nihai sona daha erken ulaştı küçük kız, hem de çok acı çekmeden. Ölümün üzücü de olsa doğanın bir parçası olduğunu, bir kural olduğunu neden kabul etmiyorsun?"
Duraksadı.
"Bence özürü kabul etmelisin."

Kerrae'nin gözleri adeta yuvalarından fırlayacakmış gibi açıldı: "Ben de tam olartak onu diyorum, Daylight. Ölüm duanın bir parçasıdır, Olevia'nın yarattığı fakat Esten'in kutsadığı, zincirin son halkasıdır. Bir kez yaklaştığında kaçınılmazdır. Fakat yaklaşması önlenebilir. O kızı kurtabilirdik, belki oradan uzağa kaçırabilirdik. Sonuçta, senin işin sayesinde, doğa dryadların yanında değildi, kızı korurdu. Ve sanırım denedi de."
Kerrae iç çekti: "Özür gereksiz, kabul edemem. Bay Serferal kendini bana kaba davranmakla suçluyor, doğru bir suçlama değil... Belik benim özür dilemem gerekir. Sizin umutlarınızı almış olabilirim. Kızı kurtarmak için bildiğim bütün doğaarı ettim. Ama konu tanrımın yardımı olmadan iyileştirmeye gelince, sadece bir insanın sırtını kaşıyabilirim." bunu söylerken hafifçe güldü... Sonra eski ciddiyetine dönüp: "Bense, size hala umut olduğunu söylemek yerine kızın öleceğini kesinlikle biliyormuş gibi gibi davrandım. Bunun için özür dilemesi gerekn benim sanırım. Hayat her zaman tapınakta öğretildiği gibi geçmiyor..."
Kerrae iç çekti: "Özür gereksiz, kabul edemem. Bay Serferal kendini bana kaba davranmakla suçluyor, doğru bir suçlama değil... Belik benim özür dilemem gerekir. Sizin umutlarınızı almış olabilirim. Kızı kurtarmak için bildiğim bütün doğaarı ettim. Ama konu tanrımın yardımı olmadan iyileştirmeye gelince, sadece bir insanın sırtını kaşıyabilirim." bunu söylerken hafifçe güldü... Sonra eski ciddiyetine dönüp: "Bense, size hala umut olduğunu söylemek yerine kızın öleceğini kesinlikle biliyormuş gibi gibi davrandım. Bunun için özür dilemesi gerekn benim sanırım. Hayat her zaman tapınakta öğretildiği gibi geçmiyor..."
Kral bir şey demeden dinliyordu, yorulmuştu olanlardan, aslında anlı şanlı bir şey yapmamıştı, bir kız çocuğu gibi ağlamıştı.Ama bir insan için gözyaşı dökmek de fena sayılmazdı.şimdi ise şovalye kendisini suçluyordu.
"Kızın ölümünden bizi suçluyamazsın Kerrae, çünkü ölüm bir suç değildir, ben kardeşimi öldürdüm, eşim yanımda öldü, ölüm korkulacak veya üzülecek bir şey değil."
Konuyu kapattığını ümit ediyordu.
"Kızın ölümünden bizi suçluyamazsın Kerrae, çünkü ölüm bir suç değildir, ben kardeşimi öldürdüm, eşim yanımda öldü, ölüm korkulacak veya üzülecek bir şey değil."
Konuyu kapattığını ümit ediyordu.
I always knew I was a star And now, the rest of the world seems to agree with me.
The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.
I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.
-Freddie Mercury
The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.
I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.
-Freddie Mercury
Kerrae tek kaşını kaldırdı. Tabii bunu kral göremiyordu, eğer şövalyenin önüne geçip doğrudan yüzüne bakma gibi bir planı yoksa tabii. Çok sessizce konuştu: "Evet, ölüm bir suç değildi. Fakat ölümün kontrolü tamamen Olevia'nın değil. Her tanrı bir kulu öldürebilir, hatta diriltebilir. Biliyorum, Neirre'de yüzyıllarınızı geçirdiniz; ama düşünebilen her varlık, yanlış anlayabilir ya da yanılabilir."
Sözleri bu kadardı. O kraldı. Onun sözüne karşı gelemezdi, gelmeyecekti de. Gelseydi de kral bir şey yapmazdı -belki de yapamazdı- ama Kerrae hayatında bir şeyden emindi: hükmedenler inandıkları şekilde yaşamalıydılar. Bunu acı bir şekilde öğrenmişti, çok acı bir şekilde hem de.
Normalde krala diyeceklerini içinden tekrar etmesinin tek sebebi bu değildi, o adama gerçekten saygı duyuyordu. Yine de kafasından kralın lafını ağzına tıktığı bir iki senaryo uydurmuştu...
"Kızın ölümü bir suçtur belki, belki de değildir. Bunu bilemeyiz. Siz bir kral bile olsanız bilemezsiniz bunu! Ölümün korkulacak ya da üzülünecek bir şey olmadığını ben büyük ihtimalle sizden daha iyi biliyorum! Ve bir şey diyeyim, bu bilgilerim tapınakla sınırlı değil. Ölüm şimdi bir suç, belk bir on milyar yıl önce değildi, ama şimdi öyle!" diyordu Kerrae, hayalinde. Kral bunun üzerine ağzını açıyordu ilk, sonra vaz geçiyordu.
Kerrae sırıttı, hayal olmasa böyle bir şey demesi imkansızdı! Ama hayaldi işte...
Sözleri bu kadardı. O kraldı. Onun sözüne karşı gelemezdi, gelmeyecekti de. Gelseydi de kral bir şey yapmazdı -belki de yapamazdı- ama Kerrae hayatında bir şeyden emindi: hükmedenler inandıkları şekilde yaşamalıydılar. Bunu acı bir şekilde öğrenmişti, çok acı bir şekilde hem de.
Normalde krala diyeceklerini içinden tekrar etmesinin tek sebebi bu değildi, o adama gerçekten saygı duyuyordu. Yine de kafasından kralın lafını ağzına tıktığı bir iki senaryo uydurmuştu...
"Kızın ölümü bir suçtur belki, belki de değildir. Bunu bilemeyiz. Siz bir kral bile olsanız bilemezsiniz bunu! Ölümün korkulacak ya da üzülünecek bir şey olmadığını ben büyük ihtimalle sizden daha iyi biliyorum! Ve bir şey diyeyim, bu bilgilerim tapınakla sınırlı değil. Ölüm şimdi bir suç, belk bir on milyar yıl önce değildi, ama şimdi öyle!" diyordu Kerrae, hayalinde. Kral bunun üzerine ağzını açıyordu ilk, sonra vaz geçiyordu.
Kerrae sırıttı, hayal olmasa böyle bir şey demesi imkansızdı! Ama hayaldi işte...
-
Alenthas
- Forum Yöneticisi
- Posts: 2670
- Joined: Thu Oct 04, 2007 10:00 am
- Location: Innsmouth
- Contact:
"Tanrılar!" diye haykırdı Thereon. "Bunlar cüce yapımı! Zengin oldum!"
Herkesin ona baktığını görünce açıklama gereği duydu. "Hiç altın bulamadım, ama dryad'ların taktığı bu mücevherler cüce yapımı. Ayrıyetten bir kaç kaliteli ve tahminimce büyülü silahlar da buldum. Elflerin böyle şeylere bol keseden para verdiğini duymuştum. Nereye gidiyoruz demiştiniz?"
"Reven," diye yanıtladı korucu kız.
"Ah harika, harika! Nihayet şansım dönüyor. Tonla altın kazanacağım! Beni bekle Reven, kökünü kurutmaya geliyorum!"
Herkesin ona baktığını görünce açıklama gereği duydu. "Hiç altın bulamadım, ama dryad'ların taktığı bu mücevherler cüce yapımı. Ayrıyetten bir kaç kaliteli ve tahminimce büyülü silahlar da buldum. Elflerin böyle şeylere bol keseden para verdiğini duymuştum. Nereye gidiyoruz demiştiniz?"
"Reven," diye yanıtladı korucu kız.
"Ah harika, harika! Nihayet şansım dönüyor. Tonla altın kazanacağım! Beni bekle Reven, kökünü kurutmaya geliyorum!"
Reven'e bayağı mesafe vardı. Bu yüzden hızlı yürümeleri gerekti. Yoksa bir hafta değil bir ayda varamazlardı. Serferal grubu uzun bir süre yürüttü de yürüttü. Huor artık savaş çıkmadığı müddet boyunca liderlil işini Serferal'a bırakmış gibiydi. Hiç konuşmadan dalgın bir halde yürüyordu. Thereon, Reven'e gitmekten vazgeçecekler diye bir yandan tedirgin oluyor bir yandan da Reven'de kazanacaklarını düşünerek vakit geçiriyordu.
Teemieri, her zamanki gibi ruhsuz bir ifadeyle en arkadan grubu takip ediyordu. Kiba ve Wanga da oldukça sessizlerdi ve dalgın bir şekilde grubu takip ediyorlardı.
Kerrae grubun öncülüğünü yapan Serferal ve Daylight'a yakın yürümeye gayret ediyordu. Serferal, bir süre şmvalye ile pek konuşmamaya karar vermişti. Ã?ünkü bu genç şövalye kendi yaşadığı deneyimleri bilseydi tanrılar hakkında daha değişik düşünmeye başlayabilirdi belki ama en iyisi kendi gözleriyle olayları görüp kendi karar vermesiydi.
Sonunda bir yerde mola vermişlerdi. Ormanın sonlarına yakın bir yerde bir açık arazi bulmuşlardı. Güneş alçalıyordu. Serferal'a kalsa bir üç saat daha yürüttürecekti. Ama en iyisi fazla zorlamamaktı.
Teemieri, her zamanki gibi ruhsuz bir ifadeyle en arkadan grubu takip ediyordu. Kiba ve Wanga da oldukça sessizlerdi ve dalgın bir şekilde grubu takip ediyorlardı.
Kerrae grubun öncülüğünü yapan Serferal ve Daylight'a yakın yürümeye gayret ediyordu. Serferal, bir süre şmvalye ile pek konuşmamaya karar vermişti. Ã?ünkü bu genç şövalye kendi yaşadığı deneyimleri bilseydi tanrılar hakkında daha değişik düşünmeye başlayabilirdi belki ama en iyisi kendi gözleriyle olayları görüp kendi karar vermesiydi.
Sonunda bir yerde mola vermişlerdi. Ormanın sonlarına yakın bir yerde bir açık arazi bulmuşlardı. Güneş alçalıyordu. Serferal'a kalsa bir üç saat daha yürüttürecekti. Ama en iyisi fazla zorlamamaktı.
Daylight çevresinde olup bitenlere bakamıyor gözlerini zor açık tutuyordu. Neredeyse bir baykuşun gözleri ile Serferal'e baktı, ardından olduğu yere uzandı. Vücudu o kadar yorulmuştu ki tek kelime edemeden çimenlerin üzerine yüzüstü uzamış ve sessiz nefeslerle uyumaya başlamıştı.
Kendisine yastık yaptığı kollarındaki yaralarının kanları kurumuş, sırtıda troll pençeleri ile çizilmişti, ama bunların farkında bile değildi.
O yere uzandığında Bargier gökyüzüne doğru uzandı. Daylight'in nöbeti şimdilik bitsede, yerini Bargier almıştı...
Kendisine yastık yaptığı kollarındaki yaralarının kanları kurumuş, sırtıda troll pençeleri ile çizilmişti, ama bunların farkında bile değildi.
O yere uzandığında Bargier gökyüzüne doğru uzandı. Daylight'in nöbeti şimdilik bitsede, yerini Bargier almıştı...

Who is online
Users browsing this forum: No registered users and 0 guests


