Ölüm Labirenti

Baştan aşağı kendi özgün hikayelerinizi yazmak için…
CLiCKs
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 1392
Joined: Mon Dec 03, 2007 10:00 am
Location: Bursa
Contact:

Post by CLiCKs »

Kaşlarını çattı ve koca bir gülümseme belirdi yüzünde.

"Ahh! Unutmadan seni griffonların en çılgın uçanına bindirmek istiyorum. Daha doğrusu beraber binmek. Larfell'in hayır diyeceğini pek sanmıyorum." dedi Griffon dostuna bakarak. şaha kalkıp bir çığlık attı sanki kabul edercesine.

"Bu arada sayemde hepiniz iyi istirahat ediceksiniz." dedi. Bazılarının anlamasını bekleyerek.

"Neyse, hadi Larfell'le önden gidelim." dedi tekrar gülümseyerek. Griffona binmişti. Daylighta elini uzattı."Bu arada Reven'e hiç geldin mi. Ya da burada bir tanıdığın var mı?" dedi.
Ben gelecek için hiç endişe duymadım.O yeterince hızlı geliyor zaten.
Albert Einstein
Illyra
Forum Yöneticisi
Posts: 2113
Joined: Tue Jan 25, 2005 10:00 am
Location: Duskwood
Contact:

Post by Illyra »

Korucu kız, Elf prensesi konuşurken çekingence Latfell'in zihnine uzanmıştı. Nasıl olduğunu bilmiyordu ama bu harika ve büyüceliyici yaratıkla yakın olmak istiyordu. Kendi zihninde hafif bir yoklama hisseti ve ardından kendi kafasında konuşan sesi duydu.

"Sen burada ne arıyorsun?"

Hızla kendi zihnini geri çekmek istedi ama Larfell onun zihnine sarılmıştı.

"Sadece dost olmak istiyordum."

"Zihinini görebiliyorum korucu kız. Dostumun dostu, benimde dostumdur. Kuzgunun ve sen benimle yolculuk edebilirsiniz."

"Teşekkür ederim."

Aniden bağlar yok olmuş ve Larfell şaha kalkmıştı. Miaé ise elini kendisine uzatıp Larfell'in üzerine çekmişti. Kibarca tırmandı ve Miaé'nin arkasına geçerek gevşekçe arkadaşının beline sarıldı. Bargier omzuna sıkıca tutunmuştu.

Ama az sonra haalanmaya başladıklarında kuzgunda omzundan ayrılarak hızına yetişemediği griffonun arkasından uçmaya başlamıştı. Yine de diğerlerinin yetişebilmesi için çok hızlı gitmiyorlardı.

Aşağıya bakıp yükseklik yüzünden arkadaşının beline biraz daha sarılırken sorusunu cevapladı.

"Daha önce hiç Reven'e gitmedim. Ama orada tanıdığım birisi olabilir. Dellanor isminde Ferrias'tan bir elf korucu ailesini ziyaret için aramızdan ayrılmıştı. Orada olabilir belki..."

Ardından aşağıya bakarak gökyüzünde özgürce süzülmenin tadını çıakrtmaya başlamıştı. şimdi Bargier'in uçarken neler hissettiğin çok daha iyi anlayabiliyordu...
Image
Bogus
Site Yazarı
Site Yazarı
Posts: 864
Joined: Wed Nov 29, 2006 10:00 am
Location: Istanbul
Contact:

Post by Bogus »

Wanga ve Kiba hayranlıkla Griffonlardan bir tanesinin yanına gittiler ve yaratığı incelemeye başladılar. Kiba temkinle hayvana yaklaştı ve elini göğsündeki tüylerinde gezdirmeye başladı. Griffon ise Rhuanlı'ya yiyecekmiş gibi bakıyordu.

Barbar kız Griffon'ın önüne çıkıp kendisini tanıtınca yaratık yelkenleri indirdi ve kızı tanıdığını gösteren bir baş işareti yaptı. İşin adabını öğrenen Kiba'da aynı hareketi yaptı ve Griffon çocukların tüylerini okşamalarına izin verdi.

Bu sırada Thereon arkalarından gelip Kiba'ya kaptanı hakkında bir şeyler söylemişti. Sonra da açıkça Wanga'ya hakaret etti.

Kiba tam ağzını açıp bir şey söyleyecekti ki Wanga çocuğu kolundan tutup susmasını işaret etti. Rhuanlı melez şaşkın gözlerle Wanga'ya, ona söylediği her lafa pabuç gibi diliyle bir cevap veren barbar kıza baktı. Bu sırada Thereon hakaretlerini elf askerlerine yönlendirmişti.

Griffon çocukları sırtına alabilmek için eğildiinde Kiba ve Wanga vakit kaybetmeden kendilerini yaratığın sırtına attılar. Kiba farkında olmadan barbar kızın arkasına geçmekte olduğunu görünce güç bela kızın kolunun altından kıvrılarak öne geçti. Wanga'da Kiba'nın arkasına binerek arkadaşına tutundu. Kiba Griffon havalandığında hayvanın hangi tüylerine tutunması gerektiğinin karmaşasını yaşıyordu ve sonra boyunun yanlarındaki tüylerin en mantıklı yer olduğuna karar verdi.

"Umarım canını acıtmam asil yaratık. Eğer tüylerine çok asılırsam bana haber verirsin değil mi?"

Griffon şöyle bir dönüp Kiba'ya baktıktan sonra ayağa kalktı ve kanatlarını açtı. Koşarak hız kazandıktan sonra da sert bir sıçramayla gökyüzüne yükselip kanatlarını çırpmaya başladı. Kiba yaratığın tüylerine, Wanga'da Kiba'ya yapışmıştı. İlk korkuyu atlattıktan sonra iki arkadaş altlarında giderek genişleyen manzaranın keyfini çıkartmaya başladılar. Kiba bir kez tüylere dokunduğunda onların kolay kolay kopmayacaklarını anlamıştı. Ama yine de bir yandan "Acaba bu şekilde düşüp ölen insanlar var mıdır? " diye düşünmeden de edemiyordu.

Kiba Wanga'nın beline dolanmış ellerine baktı. Kız cesurdu ama belli ki biraz yüksekten korkuyordu. Denizci çocuk kızın aklını korkusundan başka bir yere çekmek için onu konuşturması gerektiğini düşündü.

"Neden Thereon'a bir cevap vermemi engelledin?"

"Hagklıydı çünkü. Bana gonuşmayı ögretmen gerekiyor. Bence asıl düjünmen gereken gonuşmamızı neden dinledigi."

Kiba gözlerini ufuk çizgisine dikip kızın sözlerini bir süre düşündü. Sonra da aklına gelen başka bir şeyi sordu.

"Sence orada bize düzgün kıyafetler verirler mi?"

"Bence oraya düzgün gıyafetler giymeden girmemize izin vermeyecekler..."

Kiba kızın sözlerine güldükten sonra kafasını çevirip arkasına baktı.

"Aslında konuşman düzelmeye başlıyor..."

Wanga Kiba'ya bakıp teşekkür etti, sonra da çocuğa biraz daha sıkı tutundu. Aslında artık düşmekten o kadar da çok korkmuyordu...
<div><strong>Çığlıkta henüz umut vardır, çığlık atmak güç ister. Tehlike, fısıltıdadır. Çünkü fısıltı bir tükenişin ifadesidir.</strong></div>
Alenthas
Forum Yöneticisi
Posts: 2670
Joined: Thu Oct 04, 2007 10:00 am
Location: Innsmouth
Contact:

Post by Alenthas »

Herkesin çoktan griffonlara binmeye başladığını görünce kimse cevap vermese bile "Sanırım şimdi," diyerek kendi sorusuna cevap verdi. Griffonlardan birine binmeye çalıştığında hayvan ya kanadıyla ya da kafasıyla Thereon'u ittirerek binmesini engelliyordu. Bu oyundan sıkılan Thereon elflere hitaben "Hey, hey! Nazik bey, aa kafiye oldu. Neyse, neyse, bu hayvan bozuk. Başka var mı?" diye seslendi.
Bir elf kadın savaşçısı "Griffon fabrikamız yok," diyerek alaylı bir cevap verdi.
Thereon yalandan güldü "şakacı şey seni."
"Griffonlar tanımadığı kişileri sırtına bindirmez. Kendinizi tanıtmanız lazım."
"Ah, kusura bakmayın kimliğimi evde unutmuşum. Ne demek tanıtmam lazım be! Bir hayvanla nasıl tanışabilirim ki?" Ardından griffona dönerek "Merhaba bay griffon, ben bay insan. Tanıştığıma memnun oldum... Sanırım fazla konuşkan bir tip değilsin ha?"
Elf kadın kafasını sallayarak "Pekâlâ, pekâlâ benimle uçuyorsunuz. Ben sürerim."
Thereon abartılı bir şekilde reverans yapıp sağ eliyle iki defa çember çizdikten sonra ileri, griffona doğru uzattı. Kadın bindikten sonra Thereon kadının arkasına binip belinden tuttu.
Kadın arkasını dönerek "Deneme bile," dedi.
Thereon ise gözlerini yukarı kaydırıp masum bir ifade takındıktan sonra tekrar kadına baktı "Aklımdan bile geçmez."
Image
CLiCKs
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 1392
Joined: Mon Dec 03, 2007 10:00 am
Location: Bursa
Contact:

Post by CLiCKs »

Larfell uçarken keyif almasını bilen bir griffondu. Yükseldikten sonra hızlıca aşağıya doğru kendini bırakıp olağanca sesiyle çığlık atardı. Bunu bu uçuşta da yapmıştı ve bu sefer Miaéde savruluyordu neredeyse.

"Ahh, seni çılgın hayvan! Reven'de görüşürüz." dedi bağırarak.

"Elbette prensesim." dedi Larfell ve bir çığlık daha atarak eski yüksekliğine döndü.

"Daylight. Dellanor isimli birini hatırlayamadım. Tanınmamış olabileceğinden değil. şehirdekilere malesef pek sıcak kanlı davranamıyordum. Bu arada benim odamda kalıcaz ikimiz." dedi sırıtarak.
Ben gelecek için hiç endişe duymadım.O yeterince hızlı geliyor zaten.
Albert Einstein
Illyra
Forum Yöneticisi
Posts: 2113
Joined: Tue Jan 25, 2005 10:00 am
Location: Duskwood
Contact:

Post by Illyra »

Kızda gülümsemeye başlamıştı.

"Bu gerçekten çok güzel. Seninle aynı odayı paylaşmak çok hoşuma gidecek. Larfell gerçekten harika uçuyor. Sana nasıl teşekkür edeceğimi bilmiyorum."

Bargier, çığlıklarını girffonun sesine uyduruyordu.

"Dellanor'un da Reven'de çok fazla zaman geçirdiğini zannetmiyorum. Onu yaklaşık altı yaşımdan beri tanıyorum ve o hala aynı elf, bunca senedirde Reven'e gitmiş değil."
Image
catboy
Site Yazarı
Site Yazarı
Posts: 3268
Joined: Fri Jan 19, 2007 10:00 am
Location: Izmir
Contact:

Post by catboy »

Safiel, Arvelir kıtasına pek gelmemişti. Ã?ünkü bu kıta genelde çöllerle kaplıydı ve aşırı bunaltıcı havası vardı. Bu kıtanın asıl sahipleri at-adamlar ve orklardı, ama uzun savaşlardan sonra orklar çoğu bölgeyi ele geçirmişlerdi ve at-adamlar göçebe hayat yaşamaya başlamışlardı. Sonradan şaman barbarlar, minotourlar ve bir grup koyu tenli insan da buralara yerleşmeye başladılar. Aslında minoturların ilk gelen olduğu ama yıllardır dağların derinliklerinde yaşadıklarından sonradan geldiği de söylenceler arasındadır.
Reven’deki yıllar önce patlak veren isyanda bir grup yüksek elf şehirden ayrılmış ve bu kıtadaki Juhandir dağının eteklerinde şehir kurmuşlardı ve isimleri de kızıl elfler diye anılır olmuştu.
şimdi Ziher isimli gerçek kimliği bilinmeyen bir büyücü Juhandir’de bir tarikat kurmuştu. Esten’in bile yarattığı boyutlara geçebilmeyi başarmıştı. Böylece Esten’in müritlerini ve düşmanlarını cezalandırdığı Cehus’a girip kızıl elf Teemieri’yi kurtarmış ve en değerli adamı yapmıştı.
Burtha mühürlenince Esten ilk diğer tanrılara haber bile vermeden yarattığı boyutu Ölüm Labirenti’ne geri dönmüştü ve en değerli nesnesi Ölüm Tacı’nı orada saklıyordu. Esten, Reks’in kendi tarafında çekmeyi denese de Reks sadece zevk aldığı için kötülük yapdığındna Esten’in mükemmel Neirre planlarına uymamıştı ve hatta daha da ileri girip Ölüm Labirenti’nin anahtarını çalmıştı ve Zieros’taki tapınağında saklamıştı.
Esten normalde bu kadar değerli bir eşyasının çalınmasına müsaade etmezdi ama o sırada Burtha’yı yaratmakla meşguldü. Diğer tanrılar başta Olevia, ruh kavramı ve öldükten sonra ruhların toplanıp hak edenleri yaşama geri döndürme fikrinden hoşlanmamıştı. Eğer işler yolunda gitmez ve Esten amacından şaşarsa diye Olevia, Torio ve Hikker’le beraber büyülü bir yüzük yapmıştı Burtha’yı gerektiğinde mühürlemek için.
Sonra Esten, Reks’in yaptıklarını öğrenince uzun bir süre sessizce beklemişti, çünkü Reks, Esten’in gerçek amacını biliyordu. Burtha’da ruhların enerjilerini gerektiği kadar toplayabildikten sonra kullanıp yeni bir Neirre yaratmayı arzuluyordu.
Esten’in Juhandir’den gelen bir kızıl elfi Zieros’a götürüp katliam yapmasına emretmesinin ardındanki emel de anahtarı geri almak istemesiydi. Ama bir aksilik olmuştu. Misat’tan kovulmuş gezgin büyücü Serferal Zieros’a girmeyi başarmış ve anahtarı da çalmıştı. Bunu önceden planladığını sadece iki kişiye söylemişti. Biri öz kardeşi Keirmeder’de uzun süre druidlerle beraber yaşadıktan sorna Veryer Gölü yakınlarında bir kulübede yaşayan Yaşlı Heres’ti, diğeri de deniz elflerinin kralı Par-Tesa’ysı.
Anahtarı Serferal Par-Tesa’ya emanet etmişti, ama Reks, Esten’den önce hareket edip büyücüyü yakalamayı başarmıştı. Onu kalesi Polantes’e yollamıştı. Esten de Kızıl elfi Polantes’e sokmayı başarmıştı. Teemieri kendisi gidip teslim olmuştu.
Teemieri, Esten’e bildikleri şeyi anlatmasından sonra Esten planlarını harekete geçirdi. Serferal’e karşı bir kozu vardı. O da oğlu Safiel’di. Serferal elf eşi Arafel’i Misat’a götürerek büyük bir hata yapmıştı ve Hikker’e bağlı bu tarikatın bazıları Esten’le bir anlaşma yapıp Safiel ve annesinden tüm elf kanlarını silmesini istemişlerdi. Bu büyücülerden biri de Kerrher’di, Safiel’in üvey babası.
Kerrher, Esten için tanrıları temsil eden özel çocukları ararken oğlu Gerrfer de Esten tarafından diriltirip Par-Tesa’yı öldürmesini sağlamıştı. Ama çok geç kalınmıştı, çünkü deniz elflerinin kralı emaneti iade etmişti. Safiel anahtarın en işe yaradığı bilmese de yanına almıştı.
Safiel şimdi cebinde farkında olmadan oynadığı taşa benzer anahtarlar oynarken parmağına taktığı dryadlara Reks rahipleri tarafından verilmiş sahte Reks yüzüğüne bakıyordu.
Koridorlarda dolaşırken kadın bir kızıl elfe yaklaştı. Kızıl elf sakin bir şekilde: “Ziher de sizi bekliyordu, Bay Persoul. Lütfen beni takip edin.” dedi.
Ziher, tahta benzer koltuğundan Safiel’in ayak seslerini duyuyordu. Heyecanla odaya gelmesini bekledi. Ã?nce içeri hizmetçi kızıl elf girdi:
“Efendim misafirin geldi.” dedi.
Ziher bir şey demedi. Kızıl elf de geri çekildi ve Safiel de içeri girdi.
“En sonunda karşılaştık, Ziher. Ne diye hitap edilmesinden yanaydın? Tüm tanrıların efendisiy miydi yoksa soytarısı mı?” dedi alay ederek Safiel.
Ziher bir şey demedi. Sadece Safiel’in parmağındaki yüzüğe bakıyordu.
“Neden kendi tanrısına bile ihanet etmeye bu kadar heves eden şapşal birini taa başka boyutlardan kurtardın? Teemieri yani benim tabir ettiğim şekilde Bokarca’dan bahsediyorum.” dedi Safiel.
Ziher hala bir şey söyledi. Safiel öfkeyle: “Peki başka bir soru deneyim en iyisi. Kendini yeni tanrıyım ya da zaten olmayan tanrıların yerine ben geldim diye tüm Neirre’ye ilan ediyorsun, ama merak ettim. Peki bunu nasıl başarmayı düşünüyorsun yani tanrı olmayı tabi tanrıyım zaten dediğini duyar gibiyim ama bana daha çok dilini yutmuş bir bunak gibi durdun.” dedi. Ama birden tahttaki Ziher kayboldu.
Safiel endişeyle: “Bir ilüzyon demek.” dedi ve meşhur üç elmaslı asasını çıkardı.
Kapının arkasında bekleyen kızıl elf tekrar ortaya çıktı. Kızıl elf cübbesinin başlığını çıkardı: “Eğer Ziher’i arıyorsan yanlış yöne bakıyorsun?” dedi.
“Oh, Olevia ve Hikker beni koru! Sen olamazsın. Sen Ziher olamazsın.” dedi Safiel şaşkınlıkla.
catboy
Site Yazarı
Site Yazarı
Posts: 3268
Joined: Fri Jan 19, 2007 10:00 am
Location: Izmir
Contact:

Post by catboy »

Serferal, Reven’de uzun yıllar eşi Arafel’le birlikte yaşadığında griffonlarla arası iyiydi zaten. Larfell’i tanımasa da diğer griffonlardan tanıdıkları vardı.
Reven’e bir saatten bile daha erken varmışlardı. Gulthar misafirleri karşılamak için bekliyordu. Yüksek elflerden büyük bir kalabalık oluşmuş ve bu ilginç grubun Reven’e geliş sebebini merak ediyorlardı. Tabi ki asıl merak konusu yıllardır Reven’e uğramamış olan Serferal’di. Arferel ortalarda görünmüyordu. Serferal buna şaşırmamıştı. Ama eski dostu Gulthar’ı gördüğüne çok sevinmişti. Elflere söylenebilecek en anlamlı sözleri sıraladı:
“Hiç değişmemişsin, dostum.” dedi önce Serferal.
“Hala kaliteli şarap yapılıyor mu şehrinizde?” diye sordu keyifle ardından.
Tabiki de Reven’in çeşhur olmasının iki nedeni aslında üç nedeni vardı. Birincisi ve tabiki en çok ilgi çekici olan özellikle cüceler için en kaliteli şarapların Reven’de yapılmış olması. İkinci olarak da mimari yapılar ve değerli eşya işçiliklerinde son noktayı koymuş olmaları. Her evde bir sürü antika, tablo, takı artık sıradan bir dekor eşyası olarak duruyordu. Ama bir de pek fazla dile getirmeseler de diğer ırkların bu kadar yüksek elflerin şehri Reven’e ilgi duymaların nedeni bu şehrin her türlü Neirre’yi ilgilendiren olayla bir şekilde bağlantısı olmasıydı. Tarihlerinde Kızıl elf ırkının ortaya çıkmasına neden olan Büyük İsyan, Serferal ve Arafel’in evliliğinden sonra yarı-elf soylarına başlatılan soykırım, Elf Prensesinin gayrimeşhur kızı, Safir Savaşı öncesi Safiel Persoul’un bilmediği geçmişindeki sırları öğrenmesi hepsi ilgi çekici olaylardan bir kaçı olarak sıralanabilirdi.
Yüksek elf tarihi gromların ve cücelerin tarihlerinden beri ilginçtir ve bunları onlar kendileri bile itiraf eder.
Gulthar sırayla misafirleriyle tanışmaya başlamıştı. Ve Serferal’in ilk düşündüğü şey yıllar önce bıraktığı şekilde Reven’i bulmuş olmasıydı.
Edmond
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 5509
Joined: Mon Jul 03, 2006 10:00 am
Location: Çanakkale
Contact:

Post by Edmond »

Gulthar gülümseyerek Orman Elf Kralı'na baktı.

"Methinizi duydum, son görüşmemizden bu yana çok değişmişsiniz."

Huor gülümseyerek krala baktı.Bu bir Elf için aşırı kötü bir şeydi.Ama Huor kralın ne demek istediğini biliyordu.

"Evet, bir Orman Elf'ine kıyasla fazla değiştim.Fakat siz de biliyorsunuz ki, çok şeyler çektim.Ölümden döndüm, hayatımı yüzlerce yıl paylaştığım eşimi, kendi krallığımla yaptığım savaşta kaybettim."

Yüksek Elf Kralı gülümsedi:

"Elbette, sizin çektiğiniz zorluk bir insan ömrüne sığmaz."

Huor gülümsedi:

"Zorluk, her canlıya eşittir."
I always knew I was a star And now, the rest of the world seems to agree with me.

The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.

I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.

-Freddie Mercury
Illyra
Forum Yöneticisi
Posts: 2113
Joined: Tue Jan 25, 2005 10:00 am
Location: Duskwood
Contact:

Post by Illyra »

Parlak gözlerinde bir günışığı yansıması ile şehire ve elflere bakıyordu. Bargier ifadesiz bir şekilde omzuna tünemiş uzun uçuşun arkasından kafasını kanadı altına sokarak kendisini dinendiriyordu. Korucu kız kıık bir sesle prenses fısıldadı.

"Burası çok güzel. Evet burası gerçekten çok güzel."

Miaé hafifçe arkadşının elini tuttu.

"Sesini kısmana gerek yok. Reven çok güzeldir burasını sevmene çok sevindim."

Beraber gülümsediler.. Miae bir yandan dedesine bakıyordu.
Image
Alenthas
Forum Yöneticisi
Posts: 2670
Joined: Thu Oct 04, 2007 10:00 am
Location: Innsmouth
Contact:

Post by Alenthas »

Thereon konar konmaz griffondan atladı ve bacaklarını esnetti. "Ã?f ne rahatsız bir yolculuktu, gerçi yinede hoştu ama," dedi elf kadınına bakarak.
"Sen birde bana sor." Kadın uzaklaşmaya başlamıştı bile. Thereon peşinden koştu "Bu akşam yolculuğun bir aynısını tekrarlayabiliriz istersen?"
Elf "Ben erkeğim," diyerek uzaklaştı. O sırada Thereon bir süreliğine afallayıp kalmıştı. Elfler ise kahkaha atıyordu. "N-n-nasıl?" Thereon bozuntuya vermemeye çalışarak arkasını dönüp yürümeye başladı. Elflerden biri kahkahalarla omzuna vurup "Suratının şeklini görmeliydin! Süprizi bozmak istemezdim ama şaka yapıyor," dedi ve arkadaşlarına dönüp gülmeye devam etti. "Göğüslerinin olmayışından huylanmıştım gerçi, neyse ki şakaymış," dedi derin bir iç çekerek. Peki ya şaka değildiyse? Kahrolası elflerin kızını erkeğinden ayıramıyorsun ki!
Image
catboy
Site Yazarı
Site Yazarı
Posts: 3268
Joined: Fri Jan 19, 2007 10:00 am
Location: Izmir
Contact:

Post by catboy »

Yemek masasında herkes yerlerini almış Kral Gulthar'ın gelmesini bekliyorlardı. Gulthar sırayla herkesle konuşmuştu. Kerrae ve Daylight yoktu ama masada, onlar şifa evlerine götürülmüşlerdi.
Serferal, sırayla masadakileri süzdü. Adrian neyseki şu zamana kadar pot kırmamıştı, ama her an bir elfe asılabilirdi. Bu da zaten Miae'nin beklediği bir şeydi. Miae de masada bekliyordu. Çok hoş ama bir o kadar sade bir elbise giymişti. Çok çekici ve güzel biri olduğunu masadakilerinin çoğunun yeni fark ettiğine emindi Serferal. Miae de bu bakışlardan belki de rahatsız olmuş belki de mennun olmuştu, ama bunu daha sözlere dökmediğinden kimse emin olamıyordu.
Thereon, yaptığı saçma sapan hareketlerle çoktan elflerin ilgisini çekmişti. Farkında olmasa da Gultharın emriyle hep bir elf onun hareketlerini gözlüyordu. Saygısızca bir hareketi hemen krala haber verilecekti. Yıllar önceki Thereon'dan alakası yoktu. Hiray'ın simgesi olan bir çocuğun böylesine değişmesi herkesin ve özellikle yıllardır onu tanıyan Huor için bile garipti.
Huor, orman elflerinin yüce kralı, sessizce oturuyordu. Belki de ilk defa Serferal maceraları boyunca Huor'un bakışlarında huzuru yakalamıştı. Reven huzur şehriydi, ama belki de Huor'un böylesine huzurlu olmasıyla Reven'in bir ilgisi yoktu. Ya da Serferal öyle umduğu için Huor'u huzurlu görüyordu.
Kiba ve Wanga da pek fazla konuşmadan masada oturuyorlardı. Serferal'ın en çok ilgisini Kiba çekiyordu. Ã?ünkü çok zorlu koşullar altında bile cesur ve kendinden emin bir şekilde davranabiliyordu. Bir ara böylesine soylu bir kandan gelen Rhuanlı'nın nasıl olur da Loy Adasındaki korsanlarla beraber olduğunu öğrenmeliydi.
Rhuanlılar da gemicilikle ilgilenirlerdi. Zaten korsanlarla en çok savaşan hep Rhuanlılar olmuştu. Ã?ünkü bu zamana kadar başka ırklardan bu kadar gemicilikle ilgilenen bir tek Huor olmuştu. En azından tarih sayfalarında yazılanlara göre yoksa Pervelonda gnomların da oldukça ilgi çekici gemiler ve garip makinelerle uğraştığı biliniyordu.
Wanga acaba Pervelondaki avcı barbar kabilelerinden miydi yoksa Arvelirdeki şaman barbar kabilelerinden miydi ona da emin olamıyordu. Aynen Pervelondakiler gibi nasıl avlanması gerektiğini biliyordu. Ama yine de emin olamıyordu. Sonuçta Polanteste uzun bir süre goblinlerin elinde olan bir köle kız kendi ırkının özelliklerini de unutabilirdi yani şamansa büyü güçleri körelmiş olabilir ve onun yerine doğada daha çok işine yarayacağını umduğu avcılık ve iz sürme gibi yeteneklerde kendini geliştirmiş olması muhtemeldi.
Serferal bir daha Adrian'a baktı. Güçlü kaslara sahip koyu tenli bir savaşçı. Kılıcındaki garip semboller de ilgi çekiciydi. Ama asıl ilgisini çeken aynen Reks'in müritlerinden toplantıda karşılaştıkları Mikael gibi koyu tenli olan insanlar Arvelir kıtasında yaşarlardı ve genelde dalaveracı, hırsız, yalancı ve sinsi olarak bilinirlerdi. Savaşmaktan genelde çekinirler daha az hasar alacakları hilekar yollara başvururlardı. Ama Adrian'ı yankesici ya da hırsız olarak düşünemiyordu. Savaşmaktan zevk alıyor gibiydi ve bu nadir bir özellikti onun ırkı için. Belki de melezdi.
Bu kadar düşünceler içinde en sonunda aklına oğlu Safiel geldi. Daylight acil bir işi çıktığını onu ahlledince geri döneceğini söylediğini anlatmıştı. Reks yüzüklerinden birini bulduktan sonra birden aklına gelen acil işi ne olmuş olabilirdi?
Illyra
Forum Yöneticisi
Posts: 2113
Joined: Tue Jan 25, 2005 10:00 am
Location: Duskwood
Contact:

Post by Illyra »

şifa evinin huzurlu odacıklarından birisinde, temiz çarşaflı bir yatağın üzerinde oturuyordu. Günler sonra yüzünü ve saçlarını yıkayabilmiş, beyaz cildi ve parlak bukleleri eski güzelliğine kavuşmuştu. Kerrae tam yanındaki yataktaydı, aynı şekilde şövalyede kendisini temizlemişti. İkiside zırhlarını çıkartmış elflerin kendilerine verdikleri sade, yumuşak ve rahat elf elbiselerini giyiyorlardı. Yaraları ile ilgilenlmişti, şimdi kendilerini çok daha rahat ve canlı hissediyorlardı.

Bariger küçük odanın camına tünenmiş ikisini izliyordu.

Çok zaman geçmeden Daylight Kerrae'ye dönmüş ve hafifçe gülümsemişti.

"Burası çok güzel değil mi? Çok huzurlu bir yer. Umarım yaraların daha iyi olmuştur, kendini daha iyi hissediyorsundur. Ã?ünkü zannediyorum ki, Reven'in sadece huzuru bile her türlü hastalığa deva olabilecektir."
Image
Bogus
Site Yazarı
Site Yazarı
Posts: 864
Joined: Wed Nov 29, 2006 10:00 am
Location: Istanbul
Contact:

Post by Bogus »

Kiba Wanga ile oldukça zevkli bir yolculuk geçirmişti. Altlarında uzanıp giden muazzam ama bir o kadar zorlu manzara karşısında hayrete düşmüş, Safir'in babası yaşlı büyücünün nasıl olup da bu kadar yolu tepmelerini beklediğini merak etmişlerdi.

Nihayet elflerin şehrine geldiklerinde iki çocuğun da içi uzun zamandır eksikliğini hissettikleri huzur ve mutlulukla dolmuştu. Onları buraya kadar taşıyan asil hayvana teşekkür ettikten sonra Gulthar'ın sofrasına buyur edilmişlerdi. Belli ki masada kıyafet kodu uygulanmıyordu çünkü paçavra giysileri ve geçen günlerin pisliği ile masaya oturmalarına izin verildi. Küçük maceracılar çok aç oldukları için formalitelerin geçilip hemen yemek yemekten şikayet etmediler.

Kiba zaten vücudunda kir öbeklerinin birikmesine alışıktı. Korsanlar tüm vakitlerini denizde geçirdikleri halde denizden korkarlardı. Bu yüzden suya atlayıp yıkanmak akıllarının ucundan bile geçmezdi. İçilebilir tatlı su ise her şeyden kıymetliydi ve bu su yıkanmak için kullanılamazdı. Geriye sadece yağmur kalıyordu, o da korsanların temizliğe pimpiriklenmesine yetecek kadar sık yağmazdı. Kiba çok iyi yüzüyordu ama diğer korsanlar onu beklerken denize atlayıp yıkanması söz konusu olmazdı.

Diğer yandan Wanga bir köleydi ama son zamanlarda oldukça sık yıkanıyordu... Onun sırtından para kazanabilmek için kızı temiz tutmak zorundaydılar. Ama Wanga'da gerektiğinde bir kaç gün aç kalmak ve yıkanmamak konusunda tecrübeliydi. Bu yüzden şikayet etmiyordu. Aslında barbar kız hayatında hiç bir şeyden şikayet etmemişti.

İki çocuk kralı beklerken en sonunda Kiba dayanamadı ve Wanga'ya dönüp konuşmaya başladı.

"Wanga! Kral gelip konuştuktan sonra masayı talan edeceğim! Bu gece uyuyamayacaksam bunun sadece mide ağrısından olmasını istiyorum."

"Fazla yeme Kiba. Ã?nümüzdegi yola ve zorluglara vücudunu alıjtır."

"Delirdin mi sen? Vücudumu alıştıracağım bir şey varsa o da Elf yemeği."

"Sonra hic doymag bilmeyecegsin..."

"Bak arkadaşım... Ben açlık nedir bilirim. Bana bunları anlatma! Yemek buldun ye, dayak buldun kaç."

Wanga sesini çıkarmadı. Nefesini tüketeceğine Kiba'nın yaşayarak öğrenmesini daha uygun buldu. Kiba sabırsızca etrafına bakarken Wanga'da arkasına yaslanıp arkasını kollaması gerekmediği bu güzel anın keyfine varmak için gözlerini kapatıp enerjisini toplamaya çalıştı.
<div><strong>Çığlıkta henüz umut vardır, çığlık atmak güç ister. Tehlike, fısıltıdadır. Çünkü fısıltı bir tükenişin ifadesidir.</strong></div>
Alenthas
Forum Yöneticisi
Posts: 2670
Joined: Thu Oct 04, 2007 10:00 am
Location: Innsmouth
Contact:

Post by Alenthas »

Thereon'un iner inmez yaptığı ilk şey kendisine verilen odaya girip temizlenmek oldu. Odasındaki mermerden yapılma güzel işçiliği olan tas şeklindeki küvete oturup oda sıcaklığındaki suda bir güzel yıkandı. Kafasını suya sokup nefezsiz kalana kadar parmaklarıyla kafasına masaj yapıyor, sonra kafasını çıkartıyordu.

Tamamen temizlendiğine inandıktan sonra odasından çıkıp temiz ve rahat bir giysi seçti kendisine. Mavi bir tunik ve beyaz pantolon giydikten sonra odasından dışarı çıkıp etrafta dolaşmaya başladı. Burnuna gelen yemek kokusu karnının guruldamasına neden olmuştu. Kokunun geldiği tarafa doğru süzüldü. Yemek odasına geldiğinde masadakileri görünce karnı daha da sesli bir şekilde guruldadı ve hiç zaman kaybetmeden kendisine bir yer kaptı.
Image
Locked

Who is online

Users browsing this forum: No registered users and 0 guests