Ursa ile Melesil

Baştan aşağı kendi özgün hikayelerinizi yazmak için…
Post Reply
maradar
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 7
Joined: Thu Sep 25, 2008 10:00 am
Contact:

Ursa ile Melesil

Post by maradar »

"El temreth fur mallowar
Meleth menethil o temnar
Garoth bar furon noth nagan
Illamar peneldrameth
menethil o telemnar"

Uzun bir vakit önce Elembrethil'in bozkırlarında, uçsuz bucaksız ormanlarında dolaşan bir gezgin vardı. Adı
Ursa Valor idi. Çok öncelerden, koyu kızıl bir kış akşamında Arakand kıyılarına ayak basmıştı. Tolrond
Ormanı'nın derinlerinden gelmiş, pek çok orman halkıyla tanışmıştı. Korragan'ın vahşi lokh ırkıyla, ormanın
derinlerinde yaşayan şair ruhlu bufularla ve uzun zaman önce bu topraklara sürgün edilmiş sessiz ve hüzünlü
halk perialtenath ya da diğer isimleriyle aeraflarla vakit geçirmişti. Bu hülasada gayet malumat sahibiydi
ve çeşitli ilimlere karşı merakını dizginleyememişti. Çok çeşitli yerlerde dolaşmış, oraların havasını
solumuş, halklarıyla konuşmuştu. İlimleri bakımından ilgisini en çok çeken lokhlar olmuştu. Lokhlar uzun
zaman evvel Ölüm Lordu'nun efsunuyla donatılmış şamanlara sahipti. Her ne kadar ilimleri saklı tutulmaya
çalışılsa ve ormanın diğer kıyısına geçmeleri yasak olsa da Ursa, gizlice bazı kitaplarını okumuş ve kafasını
kurcalayan pekçok soruyla boğuşmak durumunda kalmıştı.
Tolrond Ormanı'ndan yaklaşık otuz mil ileride Kristal Yurt olarak da bilinen Porasol bulunmaktaydı. Porasol'ün
ücra köylerinden birinde yaşamaktaydı güzeller güzeli Melesil. Soylu bir aileden geliyordu ve halk içinde
itibar gören ailelerden birine mensuptu. Kar beyaz bir küheylanı vardı ismi Cuorn'du. Anlamı Buztay'ydi.
Uzun zaman evvel, babası bu küheylanı Buzuldiyar Hazal-Nisaris'ten getirmişti. şimdilerde orası Ölüm Lordu
Ereth Maradar'ün kalesi Tauzen'in bulunduğu soğuk Vorakond idi. Ancak Buztay, henüz orası kirlenmemişken
gelmişti. Melesil, yasak olmasına rağmen sık sık Tolrond Ormanı'nda atıyla beraber gezintiye çıkar, kuşların
şarkısını dinler ve zaman zaman karşılaştığı bufularla sohbet ederdi.
Bunun gibi bir akşamüstü karşılaşmıştı Ursa ile Melesil. Karanlığın çökmekte olduğu o akşamüstü birbirlerini
ilk defa görmüşlerdi ve Ursa kalbinden vurulmuştu bu genç kıza. Ne var ki kız dikkat etmedi başlangıçta
Ursa'ya. Anlamı derin pekçok ezgi geldi aklına, pekçoğunu unuttu, bir kısmını hatırladı. Hatırladıklarından
bir kısmını da söyleyemedi ancak şu dörtlük çıkıverdi ağzından:
"El temreth fur mallowar
Meleth menethil o temnar
Garoth bar furon noth nagan
Illamar peneldrameth
menethil o telemnar"
Kız bunu duyunca irkildi, ancak korkuyla dolu bir ürperti değildi bu, aksine merakını dizginleyemeyen birinin
isterik heyecanı gibiydi. Kız yavaşça Ursa'ya yaklaştı ve atından inmeden sordu; "İsminiz nedir yabancı?"
"İsmim Ursa Valor'dur hanımım." dedi adam yavaşça eğilip boz cübbesini kenara savurarak "Uzak diyarlardan geldim
ve bu ormanda dolanırım. Kuzeyden göç etti akrabalarım uzun zaman önce ve Kehanet'in gerçekleşeceği bu topraklara
sürüklendim." Kız bir an için tereddüt etti, yüzüne bir gölge düştü. "Kuzey..." dedi mırıltı halinde. "Ben deniz
Melesil Ophirien, Porasol'dan gelmeyim, babam Renun Ophirien'dir ve nüfuzlu biridir. Neden bu gece köyde
kalmıyorsun?" Ursa'nın yüzüne bir tebessüm yerleşti "Hanımım çok isterim fakat köyünüzün beni istemeyeceğini
hisseder gibiyim." dedi tok bit sesle. Melesil güldü o zaman. Gülüşü serin bir rüzgarın yüze çarpışı gibi
ferah ve neşeliydi. "Hayır genç gezgin, hayır köyümüz misafirperverdir."
O akşam köyde kaldı Ursa. Yanında gezdirdiği kitabını sık sık çıkarıp okuyor, pek konuşmuyordu. Gece ilerledi,
Ursa uyumadı. Aklında tek bir kişi, kalbinde tek bir gülüş vardı. Gönlü bu asil kız tarafından çalınıvermişti.
Sabah, ilk horoz öter ötmez eşyalarını topladı ve çıkınını sırtına alıp handan çıktı Ursa. Tam köyün hududundan
çıkacaktı ki Melesil'le karşılaştı. "Gidiyor musun?" diye sordu Melesil. "Evet hanımım" dedi Ursa nazikçe.
"Gitmeden evvel, size bir sualim olacak." Melesil, meraklı gözlerle Ursa'ya baktı. Gözleri elaydı ve karşısındaki
kişiyi delip geçiyordu. Garip bir pırıltı vardı. "Elbette gezgin?" dedi Melesil."Benimle gelin hanımım" dedi Ursa
titreyen bir sesle, "gönlüm sizindir ve size aşık oldum. Lütfen benimle gelin." Melesil bir an için durdu.
şaşırmış görünüyordu, bir süre öylece baktı. "Bana üç tan vakti müsaade verin" dedi kız, "size o zaman cevabımı
bildireceğim." Ursa razı oldu ve üç gün daha handa kaldı.
Üçüncü günün şafağında hanın dışında buldu Melesil'i. Ellerini kucağında kavuşturmuş ve tamamen beyazlara
bürünmüştü. Siyah saçları rüzgarla savrulmaktaydı. Ursa, sabırsızlıkla kızın yanına gitti. "Cevabınız nedir
hanımım?" diye sordu. Melesil biraz sükut içinde kaldıktan sonra başını öne eğerek "Gezgin, cevabım hayırdır,
sizinle gelemem, kendime bir sözüm vardı ve o sözü tutmam gerek. Hoşçakalın" dedi ve hızla adamın yanından
uzaklaştı. Ursa bir müddet kızın arkasından baktı ve sessizce köyden ayrıldı.
Tam bir ay on üç gün sonra, Ursa birgün ormanda tek başına gezerken çalılığın arasından bir hışırtı duydu.
Hemen kemerindeki bıçağına davrandı ve kamp yerindeki ateşini söndürdü. Lakin ziyaretçisi tanıdık bir simaydı:
Melesil. "Sen!" dedi Ursa sevinçle. Kız sessizce adamın yanına geldi. "Görüyorum ki hala ormandasın" dedi Melesil.
"Evet" dedi Ursa "tamamlamam gereken bir öyküm var lakin tam bir ay onüç gündür tek satır yazamadım". "Peki
neden?" diye sordu kız usulca. Gezgin, bir süre düşündü "sanırım aklım bambaşka yerlerde" dedi. Kız, Ursa'ya
dikkatlice baktı, gözlerinin altı morarmış, teni solmuş ve zayıflamıştı. "iyisin ya?" diye sordu Melesil.
"Evet, ben-" dedi gezgin ardından sustu. Kız "Bana söylemek istediğin bir şey mi var?" dedi temkinli bir
şekilde. "Yo, hayır-ben sadece..." gezgin kıza arkasını döndü, elindeki dal parçasıyla oynuyordu. "Bana
söylemek istediğin birşey varsa şimdi söyle yahut beni bir daha görmeyeceksin" dedi kız. "Ben, seni hala seviyorum"
dedi gezgin birdenbire kıza dönerek. Kızın yüzünde bir tebessüm oluştu. "Ben de seni seviyorum Ursa" dedi.
Adam, bunu duyduğunda içini tarif edilemez bir mutluluk kapladı. Uzun zamandır ilk defa üzgün değildi.
Melesil'e sarıldı ve usulca "Artık öykümü bitirebilirim" diye fısıldadı.
Ne var ki bu birliktelik uzun sürmedi. Melesil'in yapacak işleri olduğundan köye dönmesi gerekmekteydi. Ursa ise
ormanı keşfetmek, daha derinlere inmek istiyordu. Yani Ursa'nın başta ettiği teklif boşa gitmişti, Melesil
onunla gelmemişti. Ursa, her fırsatta onu özlediğini söylüyor, onu görmek istiyordu ancak Melesil işlerin
yoğunluğundan şikayetçiydi, köyün derlenip toplanması, ailelerin sayımının yapılması gerekmekteydi ve bu da
Ophirienlere kalmıştı. Ancak Ursa bu durumdan mutsuzdu. Bir kez olsun Melesil onu görmeye gelmemişti. Ursa da
onu görmeye gidemiyordu çünkü köyün içine kapanık ve mutaassıp olduğunu biliyordu. Yabancılara saygı gösterilmezdi.
En son bir gece, yani Melesil'in Ursa'yı ormanda görmeye gitmesinden dokuz gün sonra, tan vakti Ursa, Melesil'i
görmeye, köye gitti.
"Seninle konuşmaya geldim" dedi Ursa. Yorgun ve bitkin görünüyordu. "Ne oldu?" diye sordu Melesil, sanki hiçbir
şey olmamış gibi. "Ne yapıyorsun?" dedi Ursa "dokuz gündür ne beni gördün ne benden bir haber aldın. Beni hiç
özlemedin mi? Hiç merak etmedin mi?". Melesil suskundu. Gözlerini yere devirdi. "Sorun nedir?" diye sordu
Ursa. "Bak-" dedi Melesil, Ursa'nın omzuna hafifçe dokunarak "-ben, ben sana aşık değilim Ursa" dedi. Ursa
durdu. Hiçbirşey demeden, sahilde dalgaların acımasızca tokatladığı kara bir kaya gibi durdu."Bak, senden
gerçekten hoşlanıyorum ve varlığın beni mutlu ediyor ancak-" "Sus!" dedi Ursa. Gözlerinden alev fışkırıyordu.
"Ben anladım, meğer boşuna bir sevdanın peşinden koşmuşum" Hızla arkasını döndü Melesil ardından "Dur" diye
bağırdı, "ben seni seviyorum". Ursa bir iki adım gitti ve bir süre durakladı. Omzunun üstünden Melesil'e
yavaşça baktı ve "Hoşçakal" deyip tan vaktinin karanlık kızıllığında gözden kayboldu. Melesil, köyün meydanında
bir başına dikildi ve kendi kendine "hep kalbimde kalacaksın sevgili Ursa" dedi ve iki damla gözyaşı, meydanın
taştan zeminine düştü.
Ursa'nın bütün benliği yanıp tutuşuyordu. Bu dünyada bir amacının kalmadığını düşündü ve ormanın derinine, en
derinine indi. Yasak bölgeye, Tolrond'un Kalbi olarak bilinen Herr Fueroth'a geldi. Gözleri yaşlara bulanmıştı
ve kaderine lanetler yağdırıyordu. O anda tam iki bin üçyüz yıldır saklı olan kadim tapınak Buer-fur-Gorath'a geldi
ama o bunu hiç bilmedi. Dışarıda gün ağarmaya başlamıştı lakin burada, kadim ve korkulan Buer-fur-Gorath'a
tek bir ışık huzmesi dahi girmiyordu. Yolunu el yordamıyla bulmaya çalıştı Ursa lakin taşa takılıp düştü ve
omzunu kırdı. Yerde acı içinde kıvranırken, ıslığa benzer bir tıslama sesi duydu. Ursa, bir an için o korkunç
acıyı unutup titreyerek kafasını kaldırdı. Son gördüğü şey yarığa benzer bir çift kızıl, ateş yanan gözdü.
Sonra derin bir acı ve boşluk hissi...
Uzun süre işkence gördü, tek gözü oyuldu, sırtı şişlendi ve kırbaçlandı. Ateş dağlarıyla dağlandı. Aşkını, acısını
unuttu. Kalbi söndü, zihni karanlıkla yok oldu. Aklında tek birşey vardı, intikam ve kıyım.
şimdilerde, Ereth Maradar'ın gözdesi, Barahan yani Düşmüş'lerin on ikincisi o. Shad Zurad, On İki, Jairan,
Malthes, Volbuz ve en bilinen adıyla Asruf Vapor, eski, temiz ismiyle bir dalga geçiş gibi, Ursa Valor'un
bozulmuş hali, karanlık ve tiksindirici.
'Aşkın bozulmuş gönüllerde tesiri elem vericidir. Hele ki bir anlık çılgınlıkla acele verilen karar, ölümden
beter eder kişiyi'dedi Enredor. Uzun uzun yanan ateşe baktı ve 'Eh, öyküsü asla tamamlanamayacak' dedi ve derin
düşüncelere daldı.

"El temreth fur mallowar
Meleth menethil o temnar
Garoth bar furon noth nagan
Illamar peneldrameth
menethil o telemnar

Kara saçlı güneş yüzlü
Rüzgar akınlarından hüzünlü
Nagan'ın kölesiydim olmasan
Uzun zaman önce ettiğim
yeminden senin için döndüm"

-Arakand Tarihi, Bölüm XXXVI, Ursa lund deferil Melesil
Post Reply

Who is online

Users browsing this forum: No registered users and 2 guests