Başını iki yana salladı genç tutsak, kaçıncı kez kaçmayı denediğini hatırlamıyordu.Yanındaki arkadaşına baktı.
"Hey, Uriel! Söylesene karnındaki yarıklar kaç oldu?"
Uriel sırıttı.
"Onları bilemem zaten gerek de yok, artık sırtıma açmaya başladılar."
Umudunu kaybetmeden Edmond hafif gülerek:
"Belki de yara açacak yer bulamayınca serbest bırakırlar, ne dersin?"
Her kaçmaya çalıştıklarında, bir yara açıyorlardı kılıçla bedenlerine.İlk girdiklerinde bir hücredeydiler, elleri ve ayakları bağlı değildi.Sonra kaçtılar, ama yakalandılar ve ilk yarık açıldı bedenlerine, ve elleri bağlandı.Bir dahakine ayakları bağlandı ve sandalyeye oturdular.şimdi elleri ve ayaklar zincirli bir şekilde duvarda duruyorlardı.Ellerini basitinden bedenlerine yaklaştıramıyorlardı bile.
"Söylesene Edi, bu kez ne yapacağız?"
"Bilemem ama, bileğimi çıkarma numaramı yine denersem, bu kez yerine takamam gibi geliyor, zaten takarken attığım çığlıkla uyanıyorlar."
"Ha ha, o zaman bu kez gelen adamın boynunu ısıralım?"
Edmond acıların verdiği yorgunlukla tiz bir kahkaha attı.Aslan kükremesine benziyor ve ürkütüyordu.
"Çok vahşetsin Uri, geçen sefer bunu yaptın diye iki yarık açmışlardı, daha uysal bir görünüm uyandıralım."
"Bambaşka bir şeyler yapalım öyleyse."
"Evet, ama daha akıllıca."
"Rehin almaya ne dersin?" derken Uri, aslında bunu yapamayacak kadar güçsüz olduklarını biliyordu.
"Artık yemek vermeye bile 4 kişi geliyorlar, ikisi arkamızda duruyor, ikisi yemeklerin başında bekliyor.Yapamayız."
"Galiba aklıma bir şey geliyor Edi."
Edi somurttu.
"İyi öyleyse, bana uyar.Ne gerekiyorsa yaparım."
""""""""""""" 4 saat sonra """""""""""""
Küçük bir bedene sahip olan genç bir adam, hafifçe kafasını kaldırdı, sırtındaki ıslaklıktan, yarasının geçmediğini hissediyordu.Üstündeki deri giysi, acısını kat be kat artırırken, adam az önceki gülümsemesini yitirmemeye çalışıyordu.O ezici ağrıya rağmen, hâlen yaşıyor olmasının tek kaynağı, o gülümsemesiydi.
"Uyan Uri."
dedi kısık sesle.
"Yaralarımıza bir yenisi daha eklendi, bir dahaki seferden sonra galiba oturamayacağım."
Uri gözlerini açmadan önce, kol kaslarını gerdi.
"Ben nereden bilebilirdim ki adam oyuncak kılıçla gelmiş, hâlbuki alırken ve saplarken çok ümitliydim, adamdan kan akmadığını görünce, üstelik arkamdan gelen kahkahaları duyunca bir an öleceğimi zannettim."
Uriel'e baktı Edmond.
"Korkma, bir dahaki sefere başaracağız.
Ama bedenindeki acılar yüzünden, o da arkadaşı gibi ümitsizdi.
Bu lanet hapise, bir handa olay çıkarmak yüzünden düşmüşlerdi.Aslında olayları çıkaranlar kendileri değildi.Fakat Eroën'ler hiçbir İridin'e acımazlardı.Eroën kasabasındaki İridin'ler gerçekten tehlikedeydiler.
Edmond ile Uriel aynı kaderi paylaşan, aynı şeyleri seven, fakat birbirlerini yanlış yerde tanıyan iki gençtiler.İkisi de ailesinden ayrılıp savaşa getirilmiş, ve savaşta tanışmışlardı.Savaş boyunca tek bir gün ailelerinden haber almışlardı, ve o gün de ailelerinin öldükleri haberini almışlardı.
İkisi de çok yakışıklıydılar.Uriel sarışın ve uzun boylu iken, Edmond kısa boylu ve beyaz tenliydi.İkisi de çok güçlüydü.Zaten o savaştan sağ kurtulan nadir İridin'lerdendiler.Savaştan sonra gizlice bir Eroën kasabasında yaşamaya başlamışlardı.Zaten bütün Urthan'da hiçbir İridin şehri kalmamıştı.İridin'lerin kimi kaçmış ve geri dönememişti.Kimi ölmüş, kimi ise Eroën kasabalarında yaşamaya başlamışlardı, acı ile.
Uriel yeniden Edmond'a baktı.
"Dostum, bedenimde bir uyuşukluk var, çok kan kaybettim."
Edmond cevap vermedi.Gülümsemesi dudaklarından silinecek gibi oldu, sonra gözleri doldu, ama Uriel bunu göremeyecek kadar yorgundu.
Ölümün İntikamı
Ölümün İntikamı
I always knew I was a star And now, the rest of the world seems to agree with me.
The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.
I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.
-Freddie Mercury
The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.
I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.
-Freddie Mercury
Edmond, gelen yemeğe baktı, Uriel'in sağ elinin bileğinden ötesi morarmıştı.Bir ay kadar olay çıkarmamaları gerekiyordu.Yoksa kan kaybı sağ elinin kangren olmasına kadar gidebilirdi, zincirler sıkıydı, bu yüzden kan gitmeyebiliyordu eline, üstelik onu tedavi edebilecek kimse yoktu.
"Sizden bir şey isteyeceğim."
Dedi Edmond yemeği getirenlere.Hepsi aynı anda kılıçlarını çektiler.Edmond onlar kılıçlarını çekince ister istemez anılarını tazeledi.Bunu söylediğinde karşısında iki kişi vardı ve ikisini de altetmişlerdi.Ardından hücreden dışarı çıkmış, tam dış kapıdan dışarı çıkarlerken birisi üzerlerindeki kanı farketmişti.Tabiî olay acı bir yara ile sonlanmıştı.
Edmond şimdi adamlara baktı.
"Bir şey yapmayacağız, yalnızca, arkadaşımın tedaviye ihtiyacı var.Sağ elini görüyorsunuz.Biraz zincirini gevşetemez misiniz? Sadece aşağı sarkacak kadar, yoksa ölebilir."
Adamlar sırıttılar.
"Gevşetelim de kurtulsun di mi? Gevşek yaptığımız da elinizi kurtarabiliyorsunuz! Biz enayi değiliz!"
Edmond başını iki yana sallayarak -ama gülümsemesini kaybetmeden-:
"Gerekirse uyutun, ama eğer eli serbest kalma ölebilir!"
Adamlar birbirlerine baktılar, galiba Edmond haklıydı.Uriel ise hiç konuşmuyordu.Yemeği dökmeden sol eliyle yemeğe çalışıyordu.Edmond şanslıydı, çünkü o solaktı, bunu şu ana kadar düşmanlarına çaktırmamak için, yemeklerini sağ eliyle yemeğe çalışıyor, hatta kaçma teşebbüslerinde bile sağ elini kullanıyordu.
Adam somurttu, sonra gözlerini kıstı, Edmond bu bakıştaki sinsiliği anlayabilse de şüphelenemeyecek kadar saftı bunca zamana rağmen
"Pekâlâ, bugünlük sizi ellerinizi ve ayaklarınızı bağlamadan, sıradan mahkumlar gibi serbest bırakacağız.Eğer olay çıkarırsanız, kangrenin ikinci tedavisi olan eli kesmeyi uygularız. Ona göre!"
Ve adamlar gittiler.Edmond neye uğradığını şaşırdı.O sadece Uriel'in elinin hafif serbest bırakılmasını istemişti.Uriel de Edmond'a gülerek baktı.O gün rahat bir uyku çekeceklerdi ilk kez, özgürce sağa sola dönebilerek.
Bir İridin'in bütün özelliklerini taşıyorlardı.Zeki ve komiktiler, güçlü ama saftılar.Denizlerle kaplı, kıtalarla, bilinmezlerle kaplı koskoca Urthan'da bir ara mutlu iki ırk vardı.İridin ve Eroën, fakat İridin'lerin büyücü olması nedeniyle, Eroën'ler onları hep kıskanmışlardı, ve sonunda, müthiş bir plan ile, tek gecede savaş çıkarmış, kazanmış ve katliamlar yapmışlardı.Yalnızca güçlü olanların kurtulabileceği katliamlardı bunlar.
Ve en acısı, sağ kalan bütün İridin'ler, kaçmayan ya da ölmeyen bütün İridin'ler erkekti.Bir tek kaçan İridin'lerden kadınlar vardı fakat onlar da geri dönmeyeceklerdi.
Edmond bunları düşünerek uykuya dalmadan önce son kez Uriel'e baktı.Gülümsemiyordu.
"Hey Uri, sence büyüyü Eroën'lere öğreten, bizim buradan kaçmamıza engel olan, yani bizim burada büyü yapmamıza engel olan İridin'ler kimlerdir?"
Uriel bu saçma ve tamamen muhabbet için sorulmuş soruya gülümseyerek cevap verdi.
"Sonsuza dek işkenceye mahkum edeceğim tipler olacağı kesin."
Uri bir espri yapmıştı, komik de değildi, fakat Edmond onu ciddiye almıştı.
"Evet, sonsuza dek işkence.Layik oldukları bu."
Uriel anlamayarak Edmond'a baktı.O gün çok değişmişti Edmond, bir şeylerden korkuyor gibiydi.
"Edi, neyin var? Buradan kurtulabiliriz, bir ay içinde iyileşirim, ve ilk girdiğimiz zaman ki gibi oluruz, kaçabiliriz o zaman!"
Edmond somurttu.
"Hayır, bugün o adama dikkat ettim, büyü yayıyordu etrafına.Bizi burada tutanlar, sadece Eroën'ler değil, İridin'ler de bu işin içinde."
Uriel ayağa kalktı.
"şaka yapıyorsun di mi?O gerizekalı herifin büyü yaymasına imkan yok! O salak büyünün b'sini bilmez."
Edmond önce gülümsedi.Sonra gülmeye başladı.Ve sonra kahkahalara dönüştü bu.
"Fakat şu an bizi gözetleyen, o adama bu büyüyü yapan, bizim kaçmamızı engelleyen İridin'ler bilir."
Edmond'un gözleri ilk defa nefretle parıldıyordu.Bu gözlerde saflığa yer yoktu artık.
"Sizden bir şey isteyeceğim."
Dedi Edmond yemeği getirenlere.Hepsi aynı anda kılıçlarını çektiler.Edmond onlar kılıçlarını çekince ister istemez anılarını tazeledi.Bunu söylediğinde karşısında iki kişi vardı ve ikisini de altetmişlerdi.Ardından hücreden dışarı çıkmış, tam dış kapıdan dışarı çıkarlerken birisi üzerlerindeki kanı farketmişti.Tabiî olay acı bir yara ile sonlanmıştı.
Edmond şimdi adamlara baktı.
"Bir şey yapmayacağız, yalnızca, arkadaşımın tedaviye ihtiyacı var.Sağ elini görüyorsunuz.Biraz zincirini gevşetemez misiniz? Sadece aşağı sarkacak kadar, yoksa ölebilir."
Adamlar sırıttılar.
"Gevşetelim de kurtulsun di mi? Gevşek yaptığımız da elinizi kurtarabiliyorsunuz! Biz enayi değiliz!"
Edmond başını iki yana sallayarak -ama gülümsemesini kaybetmeden-:
"Gerekirse uyutun, ama eğer eli serbest kalma ölebilir!"
Adamlar birbirlerine baktılar, galiba Edmond haklıydı.Uriel ise hiç konuşmuyordu.Yemeği dökmeden sol eliyle yemeğe çalışıyordu.Edmond şanslıydı, çünkü o solaktı, bunu şu ana kadar düşmanlarına çaktırmamak için, yemeklerini sağ eliyle yemeğe çalışıyor, hatta kaçma teşebbüslerinde bile sağ elini kullanıyordu.
Adam somurttu, sonra gözlerini kıstı, Edmond bu bakıştaki sinsiliği anlayabilse de şüphelenemeyecek kadar saftı bunca zamana rağmen
"Pekâlâ, bugünlük sizi ellerinizi ve ayaklarınızı bağlamadan, sıradan mahkumlar gibi serbest bırakacağız.Eğer olay çıkarırsanız, kangrenin ikinci tedavisi olan eli kesmeyi uygularız. Ona göre!"
Ve adamlar gittiler.Edmond neye uğradığını şaşırdı.O sadece Uriel'in elinin hafif serbest bırakılmasını istemişti.Uriel de Edmond'a gülerek baktı.O gün rahat bir uyku çekeceklerdi ilk kez, özgürce sağa sola dönebilerek.
Bir İridin'in bütün özelliklerini taşıyorlardı.Zeki ve komiktiler, güçlü ama saftılar.Denizlerle kaplı, kıtalarla, bilinmezlerle kaplı koskoca Urthan'da bir ara mutlu iki ırk vardı.İridin ve Eroën, fakat İridin'lerin büyücü olması nedeniyle, Eroën'ler onları hep kıskanmışlardı, ve sonunda, müthiş bir plan ile, tek gecede savaş çıkarmış, kazanmış ve katliamlar yapmışlardı.Yalnızca güçlü olanların kurtulabileceği katliamlardı bunlar.
Ve en acısı, sağ kalan bütün İridin'ler, kaçmayan ya da ölmeyen bütün İridin'ler erkekti.Bir tek kaçan İridin'lerden kadınlar vardı fakat onlar da geri dönmeyeceklerdi.
Edmond bunları düşünerek uykuya dalmadan önce son kez Uriel'e baktı.Gülümsemiyordu.
"Hey Uri, sence büyüyü Eroën'lere öğreten, bizim buradan kaçmamıza engel olan, yani bizim burada büyü yapmamıza engel olan İridin'ler kimlerdir?"
Uriel bu saçma ve tamamen muhabbet için sorulmuş soruya gülümseyerek cevap verdi.
"Sonsuza dek işkenceye mahkum edeceğim tipler olacağı kesin."
Uri bir espri yapmıştı, komik de değildi, fakat Edmond onu ciddiye almıştı.
"Evet, sonsuza dek işkence.Layik oldukları bu."
Uriel anlamayarak Edmond'a baktı.O gün çok değişmişti Edmond, bir şeylerden korkuyor gibiydi.
"Edi, neyin var? Buradan kurtulabiliriz, bir ay içinde iyileşirim, ve ilk girdiğimiz zaman ki gibi oluruz, kaçabiliriz o zaman!"
Edmond somurttu.
"Hayır, bugün o adama dikkat ettim, büyü yayıyordu etrafına.Bizi burada tutanlar, sadece Eroën'ler değil, İridin'ler de bu işin içinde."
Uriel ayağa kalktı.
"şaka yapıyorsun di mi?O gerizekalı herifin büyü yaymasına imkan yok! O salak büyünün b'sini bilmez."
Edmond önce gülümsedi.Sonra gülmeye başladı.Ve sonra kahkahalara dönüştü bu.
"Fakat şu an bizi gözetleyen, o adama bu büyüyü yapan, bizim kaçmamızı engelleyen İridin'ler bilir."
Edmond'un gözleri ilk defa nefretle parıldıyordu.Bu gözlerde saflığa yer yoktu artık.
I always knew I was a star And now, the rest of the world seems to agree with me.
The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.
I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.
-Freddie Mercury
The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.
I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.
-Freddie Mercury
Edmond gülümsemesini yitireli bir hafta olmuştu.Uriel dostundaki garip değişikliği farkediyor ama tam olarak sebebini sormaya çekiniyordu.Fakat artık işler ciddileşmeye başlamıştı.
"Edmond, serbest kaldığımız günden beri çok değiştin, bir şey oldu ama ne olduğu hakkında hiçbir fikrim yok, bize de söylemeyi düşünüyor musun? Yoksa tek başına devam mı edeceksin?"
Edmond acı acı sırıtarak:
"Serbest kaldığımız öyle mi? Geçen haftaya göre en büyük avantajımız artık ellerimizi hareket ettirebiliyoruz." derken bir yandan da Uriel'in sağ elini gösteriyordu.
Uriel somurttu.
"Bak, ben de duruma âşık olmadım, bir planın varsa söyle! Yoksa burada kaldık, kabul et!"
Edmond Uriel'in somurtmasından güç alır gibi daha da sırıttı.
"Plan yok, zaten kaçmamıza gerek de yok, Eroën'lere değil, İridin'lere tutsağız biz burada anlamıyor musun? Ben her şeyi yeni yeni anlıyorum.şu lanet savaşı unuttun mu? Sence tek bir gecede nasıl oldu da böylesine bir baskın yapabildiler, çünkü içeriden dostları vardı.Yani arkamızdan vurulduk ve bir hiç uğruna savaştık!"
Uriel hafif hafif anlıyordu.Yani kendi akrabaları yüzünden annesi, babası, kardeşi ve en acısı, hepsinden de önemlisi, ve hatta Uriel'in kendinden de önemlisi, sevdiği bir hiç uğruna ölmüştü.
Edmond'a baktı.
"Peki şimdi ne yapacağız?"
Edmond kurtulma taktiğini çözmüştü.
"Hatırlıyor musun Gardiyon Lodia olayını.Hani savaştayken bizim İridin'li askerlerden birisi esir düşmüştü ve içeri giren gardiyanı alavereye getirip içeri hapsetmişti.O günden sonra bütün hapishanelerde aynı şey uygulanmıştı.İçeri yalnızca gardiyanların bildiği boşluklar koy.İşimiz bu kadar basit!"
Uriel ilk önce fikre sıcak baksa da, az önceki muhabbetten dolayı morali bozuk bir hâlde olayın imkansızlığını açıklamaya çalıştı.
"Fakat öyle bir delik varsa bile onun sonunda da muhafızlar vardır."
Edmond ayağa kalktı oturduğu banktan, zaten soğuk olduğu için rahatsızdı da.
"Fakat bu kapının ucundakiler kadar değil, ve zaten bizim orayı kullanabileceğimiz akıllarının ucundan bile geçmez!Kaçarız ormanlara, yıllarca, gücümüzü toplayana dek yaşarız!"
Uriel gülümsedi.
"Güzel, şimdi deliği bulmak kalıyor.İşin en zor kısmı!"
Edmond ekledi.
"Ve en zevkli."
Hemen bütün duvarları yoklamaya başladılar.Duvarlar nemliydi, bütün tuğlalar birbirinin aynıydı ve yokladıkları her tuğlayla moralleri daha çok bozuluyordu.
Uriel durdu.
"Hatırlıyor musun küçükken yakaladığımız sinekleri, ters çevirdiğimiz saksılara hapsederdik.Bir delik koyardık kaçabilmeleri için, ve o deliği tavanda yapardık, fakat bunu yapmadan önce sineğin kanadını koparırdık.Bizim durumumuz da buna benziyor.Bir delik var, büyü ile ulaşabileceğimiz bir yerde, fakat büyü yapamıyoruz."
Edmond sinsi bir gülümsemeyle Uriel'e baktı.
"Ama gardiyanlar yapabiliyor."
Edmond düşüncelere daldı.
"Hayır, aslında o salaklar da yapamıyor.Sadece üstlerindeki zırhlar bu lanet yerde büyü yapmalarına, daha ziyade büyü tutmalarına izin veriyor.Biz yapamıyoruz çünkü bu yerde büyü yapmak için üstünde büyülü eşya lazım."
Uriel gülümsedi.Bileği yeni iyileşmişti, ama artık risk zamanıydı.
"""
Plan basitti.İçeri giren 4 gardiyanın üstüne atlayacak, zor bela onları alt edeceklerdi.Sonra zırhlarını alıp, kaçma yolunu "içeriden" keşfedeceklerdi, gardiyanları sessizce halledecekler ve kapıdan dışarı kimseyi çıkarmayacaklardı.Bu iş için 20 dakikaları vardı çünkü gardiyanlar yemek yemeleri için içeride 20 dakika bekliyorlardı.
Kapının süngüsü çekildiğinde iki İridin'i bir telaş saldı.Sonra arkadan bir ışık göründü.Hep böyle olurdu, karanlığa alışmış gözler, ışık gelince körelirler.Sonra gözleri ışığa alıştı.Ve arkadaki kapı kapanınca oldukları yerden atlayıp, giysilerinin sırt bölümünden kestikleri deri parçalarıyla 4 gardiyanın üstüne atladılar.İkisini yumrukla bayılttıktan sonra, diğer ikisi uyanmış ve savaş moduna geçmişlerdi.Fakat ağız ve burunları deriyle kaplanınca, nefes alamadıkları için savaşamayacaklardı.Bayılmışlardı.
Hemen zırhlarını giydiler Edmond ile Uriel, gardiyanların.Ardından değişime uğradıklarını hissettiler.Güçlerine kavuşmuşlardı.şimdi kapıdan bile çıkıp gidebilirlerdi ama riske atamazlardı kendilerini.
Zaten gerek de yoktu, zırhı giyince kurtuluş olan tuğla, ışık ile parlamaya başlamıştı.Hemen gittiler yanına ve elleriyle dokundular.Taş beklenmedik bir hızda içeri çöktü ve etrafa toz dağıldı.Göremiyorlardı artık, sonra toz açıldı ve karşılarında hapishanenin çıkışını, "açık havayı" gördüler.
Edmond Uriel'e baktı.Gülümseyerek iki kelime söylediler.Ve bir anda görünmez oldular.Ve sonra yoklukta bir muhabbet yankılandı.
"Artık özgürüz dostum, şu ana kadar olmadığımız kadar."
Fakat savaş yeni başlıyordu.
"Edmond, serbest kaldığımız günden beri çok değiştin, bir şey oldu ama ne olduğu hakkında hiçbir fikrim yok, bize de söylemeyi düşünüyor musun? Yoksa tek başına devam mı edeceksin?"
Edmond acı acı sırıtarak:
"Serbest kaldığımız öyle mi? Geçen haftaya göre en büyük avantajımız artık ellerimizi hareket ettirebiliyoruz." derken bir yandan da Uriel'in sağ elini gösteriyordu.
Uriel somurttu.
"Bak, ben de duruma âşık olmadım, bir planın varsa söyle! Yoksa burada kaldık, kabul et!"
Edmond Uriel'in somurtmasından güç alır gibi daha da sırıttı.
"Plan yok, zaten kaçmamıza gerek de yok, Eroën'lere değil, İridin'lere tutsağız biz burada anlamıyor musun? Ben her şeyi yeni yeni anlıyorum.şu lanet savaşı unuttun mu? Sence tek bir gecede nasıl oldu da böylesine bir baskın yapabildiler, çünkü içeriden dostları vardı.Yani arkamızdan vurulduk ve bir hiç uğruna savaştık!"
Uriel hafif hafif anlıyordu.Yani kendi akrabaları yüzünden annesi, babası, kardeşi ve en acısı, hepsinden de önemlisi, ve hatta Uriel'in kendinden de önemlisi, sevdiği bir hiç uğruna ölmüştü.
Edmond'a baktı.
"Peki şimdi ne yapacağız?"
Edmond kurtulma taktiğini çözmüştü.
"Hatırlıyor musun Gardiyon Lodia olayını.Hani savaştayken bizim İridin'li askerlerden birisi esir düşmüştü ve içeri giren gardiyanı alavereye getirip içeri hapsetmişti.O günden sonra bütün hapishanelerde aynı şey uygulanmıştı.İçeri yalnızca gardiyanların bildiği boşluklar koy.İşimiz bu kadar basit!"
Uriel ilk önce fikre sıcak baksa da, az önceki muhabbetten dolayı morali bozuk bir hâlde olayın imkansızlığını açıklamaya çalıştı.
"Fakat öyle bir delik varsa bile onun sonunda da muhafızlar vardır."
Edmond ayağa kalktı oturduğu banktan, zaten soğuk olduğu için rahatsızdı da.
"Fakat bu kapının ucundakiler kadar değil, ve zaten bizim orayı kullanabileceğimiz akıllarının ucundan bile geçmez!Kaçarız ormanlara, yıllarca, gücümüzü toplayana dek yaşarız!"
Uriel gülümsedi.
"Güzel, şimdi deliği bulmak kalıyor.İşin en zor kısmı!"
Edmond ekledi.
"Ve en zevkli."
Hemen bütün duvarları yoklamaya başladılar.Duvarlar nemliydi, bütün tuğlalar birbirinin aynıydı ve yokladıkları her tuğlayla moralleri daha çok bozuluyordu.
Uriel durdu.
"Hatırlıyor musun küçükken yakaladığımız sinekleri, ters çevirdiğimiz saksılara hapsederdik.Bir delik koyardık kaçabilmeleri için, ve o deliği tavanda yapardık, fakat bunu yapmadan önce sineğin kanadını koparırdık.Bizim durumumuz da buna benziyor.Bir delik var, büyü ile ulaşabileceğimiz bir yerde, fakat büyü yapamıyoruz."
Edmond sinsi bir gülümsemeyle Uriel'e baktı.
"Ama gardiyanlar yapabiliyor."
Edmond düşüncelere daldı.
"Hayır, aslında o salaklar da yapamıyor.Sadece üstlerindeki zırhlar bu lanet yerde büyü yapmalarına, daha ziyade büyü tutmalarına izin veriyor.Biz yapamıyoruz çünkü bu yerde büyü yapmak için üstünde büyülü eşya lazım."
Uriel gülümsedi.Bileği yeni iyileşmişti, ama artık risk zamanıydı.
"""
Plan basitti.İçeri giren 4 gardiyanın üstüne atlayacak, zor bela onları alt edeceklerdi.Sonra zırhlarını alıp, kaçma yolunu "içeriden" keşfedeceklerdi, gardiyanları sessizce halledecekler ve kapıdan dışarı kimseyi çıkarmayacaklardı.Bu iş için 20 dakikaları vardı çünkü gardiyanlar yemek yemeleri için içeride 20 dakika bekliyorlardı.
Kapının süngüsü çekildiğinde iki İridin'i bir telaş saldı.Sonra arkadan bir ışık göründü.Hep böyle olurdu, karanlığa alışmış gözler, ışık gelince körelirler.Sonra gözleri ışığa alıştı.Ve arkadaki kapı kapanınca oldukları yerden atlayıp, giysilerinin sırt bölümünden kestikleri deri parçalarıyla 4 gardiyanın üstüne atladılar.İkisini yumrukla bayılttıktan sonra, diğer ikisi uyanmış ve savaş moduna geçmişlerdi.Fakat ağız ve burunları deriyle kaplanınca, nefes alamadıkları için savaşamayacaklardı.Bayılmışlardı.
Hemen zırhlarını giydiler Edmond ile Uriel, gardiyanların.Ardından değişime uğradıklarını hissettiler.Güçlerine kavuşmuşlardı.şimdi kapıdan bile çıkıp gidebilirlerdi ama riske atamazlardı kendilerini.
Zaten gerek de yoktu, zırhı giyince kurtuluş olan tuğla, ışık ile parlamaya başlamıştı.Hemen gittiler yanına ve elleriyle dokundular.Taş beklenmedik bir hızda içeri çöktü ve etrafa toz dağıldı.Göremiyorlardı artık, sonra toz açıldı ve karşılarında hapishanenin çıkışını, "açık havayı" gördüler.
Edmond Uriel'e baktı.Gülümseyerek iki kelime söylediler.Ve bir anda görünmez oldular.Ve sonra yoklukta bir muhabbet yankılandı.
"Artık özgürüz dostum, şu ana kadar olmadığımız kadar."
Fakat savaş yeni başlıyordu.
I always knew I was a star And now, the rest of the world seems to agree with me.
The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.
I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.
-Freddie Mercury
The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.
I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.
-Freddie Mercury
İkisi günlerce ormanda yürüdüler, hiç aç kalmamışlardı çünkü ormanda yedikleri iğrenç yapraklar bile hapishanedeki yemeklerden güzeldi.
Uriel yerden bulduğu bir sivri bir taş ile bir dal parçasının ucunu sivreltti, onun için zor değildi böyle şeyler, o her zaman becerikliydi.Sonra Edmond, o mızrakla bir tavşan avlamıştı.Edmond hayran kalmıştı onun mızrağına.Ve bir sarmaşıkla sırtına asmıştı.Sonra bir büyüyle odun yakıp, tavşanı pişirdiler.
"Aylardan sonra ilk kez bir yemeği çalışarak kazandık, ve inan bana, o aylar boyunca yediğimiz yemekten, ve bunda yıllar sonra yiyebileceğimiz her türlü yemekten daha güzel bu."
Dedi Uriel gülümseyerek Edmond'a.
"Evet Uri, belki bundan sonra yine yıllar boyunca et yemezsek, yine aynı tadı alabiliriz.Ama bu tat bana sonsuza dek yetecektir.Gerek yok bir kez daha bu tada."
Gülüştüler.Geceleri korkusuzca ormanda kalabiliyorlardı.Zaten o ormanda tek tehlike yılanlardı.Fakat onlar için de alabilecekleri tek önlem, avladıkları hayvanları uzaklara koyup, öyle uyumaktı.Ã?yle de yaptılar.
""
Kısa bir zaman sonra bir yerleşim yeri buldular.İridin ile Eroën ırkı arasında fiziksel bir fark yoktu.Bu yüzden tanınmaları pek kolay değildi.Ama tabiî eğer yaşlı bir Eroën büyücüsü varsa, yakalanabilirlerdi.Bu kentin isimlerini bilmeseler de (aslında hiçbir kentin ismini bilmiyorlardı) içeri girdiler.İlk işleri hana girmek oldu.
Han genişçe bir yerdi, içerideki kırkı aşkın masa vardı.Üstelik her masa yedi veya sekiz kişilikti.Görünüş olarak bir balonun verildiği dev salona benziyordu.Fakat içerideki ışıklar balodaki gibi değildi, üstelik burası tahtadan oluşuyordu.Ve hatta çürük ve ter kokuyordu.İçeriye girer girmez bütün gözler kendilerine çevrilmişti.Bir kişi hariç.Burada her türlü kişi vardı.Hatta kısa sürede içeride büyü de keşfetmişlerdi iki dost.Her ne kadar gizleniyor olsa da.İki dost hemen büyücüleri taradılar.4 Eroën büyücüsü vardı aynı masada oturan, bunu onların öğrenilmiş ve zeka kokan büyülerinden anlayabildiler.4'ü de yaşlıydı, üstelik, sıradan bir Eroën'in ulaşamayacağı yaşta.Büyü insanlara çok şey vaadettiği gibi yaşam da vaadederdi ve buna İridin'ler doğuştan erişirlerdi.Her ne kadar diğer büyülü ırk olan Etoén gibi olümsüz olmasa da İridin ırkı, en azından Eroën'lerden çok yaşarlardı.
Ve 12 İridin vardı.Fakat bir kişi hariç hepsinin korsan olduğu her hâlinden belli oluyordu.Yaklaşmamak iyiydi.O bir kişiye gelince, kukuletasıyla ilginç ve "dikkat çeken" bir görüntü oluşturuyordu.Fakat aynı zamanda gölgelerdeki duruşuyla "güç" de kendisini gösteriyordu.Hancının önünde tabureye oturmuş bekliyordu.Tek başınaydı.Diğer herkes grup hâlinde olmasına rağmen, o yalnızlığı ve gizemiyle parlıyor, muhteşem derecede dikkat çekiyordu.
Daha sonra gizemli İridin'in büyülerinin kendilerine yöneldiklerini farkettiler.Çok geçmeden de bir fısıltı duydular adamdan geldiği belli olan:
"Dikkat çekmeden buraya gelin."
İki büyücü adamın nasıl dikkat çekmediğini anlamıştı, gizemli bir takım sözler söyleyerek adamın yanına gittiler.
"Merhaba"
Adam onlara baktı.
"Demek hapisten kaçtınız, ilginç.Artık diğer İridin'lerin özgürlüklerini istemediklerini zannediyordum."
Uriel sırıttı.
"Ã?yleyse sen de bizim gibi özg...." Edmond onun sözünü kesti.Aniden gürlemişti.Ama tabiî handaki kimse farketmedi.Onlara bu normal bir şeymiş gibi gelmişti.
"Sen bizim zihnimizimi nasıl okudun?"
Sırıtma sırası adamdaydı şimdi.Adam sırıtınca yüzüne ışık gelmiş ve neye benzediği ortaya çıkmıştı.30 yaşlarında, yakışıklı ve simsiyah gözlü bir adamdı.Muhtemelen büyü ileydi yakışıklılığı.
"Basitçe.Hem de hiç anlayamacağınız kadar basitçe.Ã?ıkalım buradan.Evime götüreyim sizi."
Uriel yerden bulduğu bir sivri bir taş ile bir dal parçasının ucunu sivreltti, onun için zor değildi böyle şeyler, o her zaman becerikliydi.Sonra Edmond, o mızrakla bir tavşan avlamıştı.Edmond hayran kalmıştı onun mızrağına.Ve bir sarmaşıkla sırtına asmıştı.Sonra bir büyüyle odun yakıp, tavşanı pişirdiler.
"Aylardan sonra ilk kez bir yemeği çalışarak kazandık, ve inan bana, o aylar boyunca yediğimiz yemekten, ve bunda yıllar sonra yiyebileceğimiz her türlü yemekten daha güzel bu."
Dedi Uriel gülümseyerek Edmond'a.
"Evet Uri, belki bundan sonra yine yıllar boyunca et yemezsek, yine aynı tadı alabiliriz.Ama bu tat bana sonsuza dek yetecektir.Gerek yok bir kez daha bu tada."
Gülüştüler.Geceleri korkusuzca ormanda kalabiliyorlardı.Zaten o ormanda tek tehlike yılanlardı.Fakat onlar için de alabilecekleri tek önlem, avladıkları hayvanları uzaklara koyup, öyle uyumaktı.Ã?yle de yaptılar.
""
Kısa bir zaman sonra bir yerleşim yeri buldular.İridin ile Eroën ırkı arasında fiziksel bir fark yoktu.Bu yüzden tanınmaları pek kolay değildi.Ama tabiî eğer yaşlı bir Eroën büyücüsü varsa, yakalanabilirlerdi.Bu kentin isimlerini bilmeseler de (aslında hiçbir kentin ismini bilmiyorlardı) içeri girdiler.İlk işleri hana girmek oldu.
Han genişçe bir yerdi, içerideki kırkı aşkın masa vardı.Üstelik her masa yedi veya sekiz kişilikti.Görünüş olarak bir balonun verildiği dev salona benziyordu.Fakat içerideki ışıklar balodaki gibi değildi, üstelik burası tahtadan oluşuyordu.Ve hatta çürük ve ter kokuyordu.İçeriye girer girmez bütün gözler kendilerine çevrilmişti.Bir kişi hariç.Burada her türlü kişi vardı.Hatta kısa sürede içeride büyü de keşfetmişlerdi iki dost.Her ne kadar gizleniyor olsa da.İki dost hemen büyücüleri taradılar.4 Eroën büyücüsü vardı aynı masada oturan, bunu onların öğrenilmiş ve zeka kokan büyülerinden anlayabildiler.4'ü de yaşlıydı, üstelik, sıradan bir Eroën'in ulaşamayacağı yaşta.Büyü insanlara çok şey vaadettiği gibi yaşam da vaadederdi ve buna İridin'ler doğuştan erişirlerdi.Her ne kadar diğer büyülü ırk olan Etoén gibi olümsüz olmasa da İridin ırkı, en azından Eroën'lerden çok yaşarlardı.
Ve 12 İridin vardı.Fakat bir kişi hariç hepsinin korsan olduğu her hâlinden belli oluyordu.Yaklaşmamak iyiydi.O bir kişiye gelince, kukuletasıyla ilginç ve "dikkat çeken" bir görüntü oluşturuyordu.Fakat aynı zamanda gölgelerdeki duruşuyla "güç" de kendisini gösteriyordu.Hancının önünde tabureye oturmuş bekliyordu.Tek başınaydı.Diğer herkes grup hâlinde olmasına rağmen, o yalnızlığı ve gizemiyle parlıyor, muhteşem derecede dikkat çekiyordu.
Daha sonra gizemli İridin'in büyülerinin kendilerine yöneldiklerini farkettiler.Çok geçmeden de bir fısıltı duydular adamdan geldiği belli olan:
"Dikkat çekmeden buraya gelin."
İki büyücü adamın nasıl dikkat çekmediğini anlamıştı, gizemli bir takım sözler söyleyerek adamın yanına gittiler.
"Merhaba"
Adam onlara baktı.
"Demek hapisten kaçtınız, ilginç.Artık diğer İridin'lerin özgürlüklerini istemediklerini zannediyordum."
Uriel sırıttı.
"Ã?yleyse sen de bizim gibi özg...." Edmond onun sözünü kesti.Aniden gürlemişti.Ama tabiî handaki kimse farketmedi.Onlara bu normal bir şeymiş gibi gelmişti.
"Sen bizim zihnimizimi nasıl okudun?"
Sırıtma sırası adamdaydı şimdi.Adam sırıtınca yüzüne ışık gelmiş ve neye benzediği ortaya çıkmıştı.30 yaşlarında, yakışıklı ve simsiyah gözlü bir adamdı.Muhtemelen büyü ileydi yakışıklılığı.
"Basitçe.Hem de hiç anlayamacağınız kadar basitçe.Ã?ıkalım buradan.Evime götüreyim sizi."
I always knew I was a star And now, the rest of the world seems to agree with me.
The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.
I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.
-Freddie Mercury
The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.
I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.
-Freddie Mercury
Edmond somurtarak Uriel'e baktı.Ve bu adama güvenmemeleri gerektiğini söylemeye çalıştı.Söyleyememişti çünkü çok garip bir durum olmasına rağmen, istese de istemese de, adama güveniyordu.Adam sanki onları -düşüncelerini- esir almış gibiydi ve arkasından götürüyordu.
Handan çıktılar.Edmond adama bakmaya çalışsa da, adam tek bir kelime etmeden, kasabanın ortasından yürüdüler.İnsanlar gayet meraklı görünmelerine rağmen, kendilerine hiç dikkat etmiyorlardı.
Kasabanın en sonunda bir şato vardı, kasabanın genel "tahtadan" yapısına rağmen o taştandı ve parlıyordu.Her ne kadar yıkık dökük görünse de, müthiş bir yapı olduğu belliydi.şatoya yaklaşırken Uriel
"O şatoyu gizlemiş olamazsın.Buna senin bile gücün yetemez!"
Adam gülümsedi.
"Hapishanede büyü kavramının gücünü unutmuşsun dostum.Hele hele zihin büyülerinin" gücünü."
Uriel bir şey anlamasa da, büyülere daha yatkın olan Edmond hatırlamıştı güç türlerini.
Bütün bunlar olurken 21 yaşlarındaydılar, bir savaş çıktığını duyarak ayrıldıklarındaysa 15.Evet, 6 yıl olmuştu ailelerini kaybedeli.
Hayat dersleri görüyorlardı her şey güzel iken.12 yaşından 17 yaşına kadar.İlk önce temel büyüleri ve silahları öğreniyorlar.Daha sonra gelişmiş silahları, en sonda ise büyü türlerini öğreniyorlardı.İkisi de bu büyü türlerine geçecekken bırakmışlardı okulu.Ya da "zorla" bıraktırılmışlardı.
"Evet, doğru" dedi Edmond derslerden bahsedildiğini hatırlayarak.
"Mistik büyüler, İlahı büyüler ve Zihin Büyüleri"
Gizemli adam neşeli bir ses tonuyla:
"Çok doğru.Ve size kaldığınız yerden ders verme zamanı geldi gençler."
Edmond olduğu yerde durmuştu.
"Usta Terinon!"
Adam arkasını döndü ve yüzünü gösterdi.Handa gördükleri adamdan daha farklıydı bu.Mavi gözlü ve yaşlı bir adamdı.Hem de çok yaşlı.
"Evet Edmond.Her zaman Uriel'den daha iyiydin, her ne kadar onun kadar güçlü olamasan da."
Uriel gülümsedi.
"Ben daha güçlü olduğum müddetçe, daha iyi olsa da umrumda değil."
Sonra şatoya gittiler.
Handan çıktılar.Edmond adama bakmaya çalışsa da, adam tek bir kelime etmeden, kasabanın ortasından yürüdüler.İnsanlar gayet meraklı görünmelerine rağmen, kendilerine hiç dikkat etmiyorlardı.
Kasabanın en sonunda bir şato vardı, kasabanın genel "tahtadan" yapısına rağmen o taştandı ve parlıyordu.Her ne kadar yıkık dökük görünse de, müthiş bir yapı olduğu belliydi.şatoya yaklaşırken Uriel
"O şatoyu gizlemiş olamazsın.Buna senin bile gücün yetemez!"
Adam gülümsedi.
"Hapishanede büyü kavramının gücünü unutmuşsun dostum.Hele hele zihin büyülerinin" gücünü."
Uriel bir şey anlamasa da, büyülere daha yatkın olan Edmond hatırlamıştı güç türlerini.
Bütün bunlar olurken 21 yaşlarındaydılar, bir savaş çıktığını duyarak ayrıldıklarındaysa 15.Evet, 6 yıl olmuştu ailelerini kaybedeli.
Hayat dersleri görüyorlardı her şey güzel iken.12 yaşından 17 yaşına kadar.İlk önce temel büyüleri ve silahları öğreniyorlar.Daha sonra gelişmiş silahları, en sonda ise büyü türlerini öğreniyorlardı.İkisi de bu büyü türlerine geçecekken bırakmışlardı okulu.Ya da "zorla" bıraktırılmışlardı.
"Evet, doğru" dedi Edmond derslerden bahsedildiğini hatırlayarak.
"Mistik büyüler, İlahı büyüler ve Zihin Büyüleri"
Gizemli adam neşeli bir ses tonuyla:
"Çok doğru.Ve size kaldığınız yerden ders verme zamanı geldi gençler."
Edmond olduğu yerde durmuştu.
"Usta Terinon!"
Adam arkasını döndü ve yüzünü gösterdi.Handa gördükleri adamdan daha farklıydı bu.Mavi gözlü ve yaşlı bir adamdı.Hem de çok yaşlı.
"Evet Edmond.Her zaman Uriel'den daha iyiydin, her ne kadar onun kadar güçlü olamasan da."
Uriel gülümsedi.
"Ben daha güçlü olduğum müddetçe, daha iyi olsa da umrumda değil."
Sonra şatoya gittiler.
I always knew I was a star And now, the rest of the world seems to agree with me.
The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.
I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.
-Freddie Mercury
The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.
I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.
-Freddie Mercury
Who is online
Users browsing this forum: No registered users and 2 guests
