Toprağın şarkısı Yeniden

Baştan aşağı kendi özgün hikayelerinizi yazmak için…
Firble
Forum Yöneticisi
Posts: 6496
Joined: Fri Mar 12, 2004 10:00 am
Contact:

Post by Firble »

: ) ) Bu da tartışmaya açıktır Catboy, tarih bilmi eskiden olan olayları nesnel bir şekilde bize anlatırken, tarihi romanlarsa insanların o olayları yaşarken ne hissetmiş olabiliceğini anlatır... Kısacası tarihi olayları ete kemiğe büründürüp bizim olanları görmemizi sağlar. ( Elbette bir tutam kurgu katarak... )

şiire gelince... O zaten büsbütün bağımsızdır.... Bir bakıma hem İstanbul tarihini hem de tarih sırasında olmuş olayları kendince hiç bilimsel ve düz yazı kurallarına bağlı kalmadan anlatır. Zaten şiiri benim açımdan ayırteden de budur... Ben şiirin biçimsel özelliklerini olmazsa olmazlar olarak görmüyorum. Ancak bu özellikleri daha fazla şiirlerinde kullananların da daha farklı bir havası olan şiirler yazabildiklerini düşünüyorum... : ) )
HARBE GİDEN
Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
Firble
Forum Yöneticisi
Posts: 6496
Joined: Fri Mar 12, 2004 10:00 am
Contact:

Post by Firble »

İstanbul'un Hikayesi 3

Tek şehir

Sta Polis, böyle dedi Doğu Romalılar bana
Günün birinde önce İstanboli,
Sonra da İstanbul olacak isim böyle doğdu işte
Göz alabildiğince uzanan bir bölgede
Ben akla geliyordum sadece şehir denince
Eski şehirler birer harabe halindeyken
Doğu ve batımda insanlar
Ã?abalarken yeniden eski günlerine ulaşmayı
Benim ışıklarım her zamankinden parlaktı.
Her zamankinden gururluydu bağrımda yaşayanlar
Derme çatma evlerde yaşayanlar bile
Ayrı bir gururla taşıyorlardı İstanbulluluk sıfatını
Ben onlara baktığımda mutlu oluyordum
Nasıl olmayayım ki.

Bedeli vardı elbette her şeyin
Tek şehir olmanın da bedeli vardı.
Herkesin gözü üzerimdeydi o günlerde
Hem Romalıların, hem de yıkık diyarların çocuklarının
Hele yıkık diyarlardan gelenler
Ellerini uzatsalar alacakları kadar yakındım
Bazıları surlarımın önüne kadar geldiler.
Defalarca şehir halkı başkentlerinin önüne gelen
Kendilerine kısık gözlerle bakan bu insanları izledi.
Ã?nce korku ile
Sonra güvenle...
Ele geçirilemez şehir
Buydu benim adım.
Kimi zaman yıllarca kuşatılan,
Nice orduları öne süren komutanların
Kimi zaman her şeylerini kaybettikleri şehir

Kimi zaman eski bir kölenin imparator olduğunu gördüm.
Ya da bir imparatorun köle olduğunu sonunda
Kimi zaman beni ele geçirmek için savaşan Romanlılar.
Ã?ylesine acımasızca yağmaladılar ki burada yaşayan insanları
Yıkık diyarlardan gelenler bile böyle olmazdı dedim kendime...
Yavaş yavaş kurulan yeni ülkelerden gelen kervanlar
Nice insanlar bıraktı şehre
Burada yaşamayı, yeryüzünün tek şehrinde olmayı seçenler
Başka hangi şehirde izlenebilirdi Hipodromdaki görkemli gösteriler
Başka hangi şehrin meydanlarında küçücük kalırdı insan
Yaşadığı şehrin ne denli büyük olduğunu duyumsarcasına
Başka hangi şehirde onca uzak diyardan gelmiş insanlar bir arada olurdu
İstanbulda yaşamak bir hayaldi
Ve yaşattım bu hayali nicesine...

Yıllar ilerlerdi
Doğumda ve batımda yeniden inşaa edildi ülkeler...
İnsanlar adım adım yeniden öğreniyorlardı yaşamayı
Doğu Roma ise öylesine büyük bir güneşin altındaydı ki
Ã?ylesine karanlıktı ki etrafındaki Dünya
Kör oldu gözleri
Evet hep bana layıktı insanlarım
şehir hep büyük kalsın diye durmaksızın çalıştılar
Ancak yapayalnızlardı
Onları hep yağmalanacak kişiler olarak görenlerle birlikte
O kadar zordu ki yeni bir Dünya kurmak
Ancak eski Dünyanın görkemini yaşatabildiler.
Ve yıkık ülkelerin çocukları için kolay olmadı
Bu görkemi geçecek yeni bir şehir yaratmak
Aslında yaratamadılar....
Evet yeni şehirler yükseldi.
Venedik, Bağdat, Kahire
Ve bir gün Roma da dirildi yeniden...
Ancak tüm bu şehirler bana baktıklarında içlerini çekiyorlardı hep...
Birleşip, saldırıp yok etmek için Roma'yı
Çalmak için benim İstanbulun görkemini

Zordu Roma'nın işi zordu...
Saçtığı aydınlık etrafındakilerin yolunu açarken
Etrafındaki aydınlık kendi yolunu gizliyordu gözlerinden...
Buna rağmen 600 yıl...
Askerler, sanatçılar, filezoflar, mimarlar
Kentin sokaklarında çıplak ayakla koşturanlar
Hatta hayvanlar, binalar, toprak ve suyu ile
Yaşadı Roma'nın görkemi tartışmasız
Onu ezmek, yıkmak isteyen
O yıkılırsa kaybolacak ışığı düşünmeyenlere inat...
Ama değişmişti Dünya bir defa daha...

1071, yeni bir Dünya'nın başladığı tarihtir benim için
En önemli tarih....
Ondan sonra gelen
Kimileri çok daha önemsenen tarihler
Aslında birer gölgesi sayılırlar 1071'in
Bu tarih Roma'nın sarsıldığı tarihtir.
Diz çöküşüdür.
Elindekilerin hepsinin kaybedilmesinin
Yepyeni bir karanlığa hapsolmadan önceki
Son anların çok daha uzak görünmediği bir tarihtir.
Bir arayışın başıdır 1071 bu topraklar için
Bu topraklarda yaşayanlar için
İstanbul için...

Yeni bir Dünya kurmak lazımdı artık
Eskisinin ışığını yıkmak gerekse bile bunun için
Evet korkuyordu insanlar
Ya eski Dünyayı değiştirirken
Büsbütün kaybederlerse yollarını
Hiçbir zaman kuramazlarsa
O yeni daha güzel Dünyayı...
Denemek zorundaydılar...
Yeni bir Dünya için adım atmak,
Ve de cesur olmak zorundaydılar...
Roma bu arayışın bir parçasıydı elbet henüz
Onu bir kenara bırakmak mümkün değildi...
Ama gerekirse bir gün
O olmadan da devam edilmek zorundaydı yola...

Bu gerçeği ilk defa 1071de anladılar...
Doğu Romanın insanları
Benim insanlarım...
HARBE GİDEN
Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
Firble
Forum Yöneticisi
Posts: 6496
Joined: Fri Mar 12, 2004 10:00 am
Contact:

Post by Firble »

İstanbulun Hikayesi 4

Arayış Başlıyor

Yıl 1081... Henüz benim bir parçam olmamış Ã?sküdara bakıyorum.
İlk defa görüyorum Selçukluları...
O korkuyla bahsedilen insanlar..
Farklı bir bakışları var.
Yıllardır Ã?sküdardan ya da Topkapı'dan
Yeryüzünün tek şehrine bakanlardan farklılar
Bakışları ile taktir ediyorlar benim görkemimi
Görebiliyorum
Ancak bir açgözlülük değil bu
Daha farklı...
Bir tür dik duruş...
Bir tür kendine kuracağı medeniyete güven...
Ve ilk defa evet bir delilik gibi peşinde koşmuyorlar İstanbul'un
İrandan çıkıp gelen once kavim
Her biri başka bir şehirde
Yeni bir medeniyeti yaratmayı tercih ediyorlar
Ã?nlerinde duranı yağmalamak yerine
En çok da bu korkutuyor Tek şehirde yaşayanları
İstanbul'a bakıp kendinden geçmeyen bu halk
Adım adım ilerliyor.
Peki ne olacak bu şehrin kaderi
Ve peşinden şehrin ışık saçtığı nice yer ne olacak?
Nasıl bir gelecek bekliyor beni ve Dünyayı?
Evet İstanbul olarak kaderini ararken ben
Dünya da arayacak kendi kaderini benimle birlikte
Henüz bilmese de nice şehir
Benim etrafındaki arayış değiştirecek etrafımdaki Dünyayı
Ve toz duman kalktığında yeni bir Dünya kurulacak...

Görüyordum bunları...
Bilmesem de arayışın nasıl biteceğini
Doğu Roma yeni bir doğruluşla yeniden kurabilir miydi Dünyayı
Belki etrafındakileri de birleştirip liderlik ederek onlara
Ya da çöküşünü mü getirecekti Roma'nın da bu arayış...
Elbette her şeyin sonu vardır.
Ama düşünmek nice yıldır bana görkem katan devletin yıkılışını
Zordu benim için.
Ve de 1081 in yazında
Belki bir belki iki yıl içinde gelebilirmiş gibiydi o son...
Ã?ylesine korkuyordum ki
Ã?ylesine korkuyordu ki halkım...
Hiç istemediğimiz bir şey yaptık..

O gün deli gibi koşan atlılar ayrıldılar şehirden
Hızlı olmalıydılar.
Ne kadar zamanları vardı.
Bir ırmak gibi her yeri kaplayan
Ve benim önüme kadar gelen o nehir
Ne zaman yutardı beni
Bilinmiyordu.
Roma'ya gidiyordu atlılar.
Eski Roma'ya
Yıkılmış bir imparatorluğun küllerinden doğmuş
Ancak asıl yeniden yükselişi o gün başlayan şehir.
Görevleri yardım istemekti..
Yıllardır hep bana bakmış
Beni ele geçirmenin hayalini kurmuş
O insanlardan
şimdi beni kurtarmalarını isteyecektik.
Atlıların götürdüğü kişiler konuşurken
Romadakilerle
Benim insanlarım bekliyordu
Korkuyla
Selçukluların mı yoksa Avrupalıların mı daha korkunç olduğunu bilmeden

On yıl sonra geldi ilk ordular.
Surlarımın üstünden gelenlere bakanlar
Avrupa Doğuya akıyor diye akacaklardı
Feth etmek için
Bu ordular girebilseydi şehre eğer
Ne olurdu?
Düşünmek istemiyordu insanlarım
Sadece komutanları aldık içeri
Bazen de az sayıda insanı.
Bir an önce denizi geçip uzaklaşmalarını diledik.
Böyle bir ordunun yapabileceklerini küçümseyen
Selçukluların topraklarına
Ve aslında biz de farklı değildik.
Biz de küçümsemiştik yapabileceklerini onların.

Bir fırtınaydı.
Anadolu Suriye ve Filistin'i sardı.
Hikayeleri dinliyordu insanlarım.
Selçuklu şehirleri Doğu Roma'ya sığınıyordu birer birer.
Selçuklu ve Doğu Roma ne kadar yakın olduğunu anlıyordu birbirine..
Ne kadar uzak olduklarını benim insanlarımın yardım istediklerine..
Ve evet doğuda nice şehir bir fırtına yaşarken...
Doğu Roma bir yeniden doğuş yaşıyordu.
Ancak yarım bir doğuştu bu..
Batının halkları zengin olma ümidi ile
Birleşmişken Roma'nın etrafında
Bu toprakların halkları ayrıydı her zamankinden...
Doğu Roma anlıyordu.
Hep ne batıda ne doğuda saymıştı kendini
Ancak batıdan istediği bu yardımın sonunda
O da doğuluydu
Selçuklular gibi
Mısır gibi
İran gibi.
Üstelik de doğunun en büyük hazinesi idi.
Günü geldiğinde yağmalanma sırası kendisine gelecek hazine...

Selçuklu Sultanının şehre geldiği günü hatırlıyorum.
Doğu Romanın imparatoru büyük bir törenle karşılamıştı onu
Hiçbir batı kralına yapmadığını yapıp...
Başka bir zaman olsa
Başka bir gün
Belki birleştirebilirlerdi kaderlerini
Selçuklu ve Doğu Roma o gün
İkisi de bu kadar anlamışken ne kadar aynı olduklarını
Selçuklu ile Doğu Roma...
Arayışın ilk günlerinde
Onlara bakıyordu insanlar bulmak için yollarını...
Bir yol çizmek için gelemediler bir araya..
Belki de imkansızdı zaten gelmeleri
Ancak gelememeleri çizdi yollarını
Ve getirdi ikisinin de sonlarını...
Biri batıdan biri de doğudan gelecek iki darbe ile..

Selçuklu Sultanı ile Doğu Roma imparatorunun bir araya geldiği günlerde
Bir parça olsun insanlarımda beliren umut.
Bu en fırtınalı günlerde bile
Bir tacın peşinden
Ölkelerini yok etmeyi göze alanlarca yok edildi.
Birbirine düştü insanlar
Batının birleşmiş ordularının ele geçirmek için nicedir baktığı şehirde
Ve onlar da anladılar
Zaman gelmişti.
Nicedir bekledikleri
Hiçbir zaman asıl istedikleri kurtarmak değildi zaten beni.
şehrimin içinde birbirleri ile kavga edenler
Ã?ağırdılar onları surların içine
Ve surların içine girdiklerinde
Saldırdılar
İnsanlarıma
Binalara
Meydanlara
Anıtlara
Kurtarmak için geldikleri şehre saldırdılar.
Amaçları ele geçirmek ya da yeniden kurmak değildi.
Sökmek parçalamak
Parça parça dağıtmaktı şehri
Heykelleri bile koyup gemilerine götürdüler şehirlerine
Kurtarmak için geldikleri insanlara
Yeni Roma'nın o ilk karanlık saatini yaşattılar...
Bu bir fetih değildi..
Bu bir işgal değildi
Bu bir delilikti
İnsanlarımın yıllarca unutmayacakları bir delilik
Ã?yle ki batı
Benim ve doğunun nice şehrinin zenginlikleri ile
İnşaa ederken yavaş yavaş yeni medeniyetini
Tuna'nın gerisindeki topraklardakiler
Batılı göremeyecekti bir daha nice sene kendilerini..

O gün Bizansın Yeni Roma'ya dönüştüğü günden sonra
İlk defa çöktü dizleri üzerine
Konstantin'in şehri.
Beni bitirmek yok etmek
Karanlığa gömmek için bu toprakları...
Acı bir gündü...
Batılıların eline geçtiğim o gün...
Yıllardır acı çekmiş her yerdim artık...
Özellikle de Doğu Romayı nice yıldır paylaştığım topraklardım
Balkanlardım.
Anadoluydum...
Zor bir gündü
Ancak kararlıydı insanlarım
Doğu Roma bitecekse bile
Son bir sözü olacaktı söylenecek.
Ve üstelik bu topraklar
Balkanlar ve Anadolu
Batıyı titretecek yeni bir medeniyet çıkaracak güçteydi.
Tarih bunu gösterecekti.
HARBE GİDEN
Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
Firble
Forum Yöneticisi
Posts: 6496
Joined: Fri Mar 12, 2004 10:00 am
Contact:

Post by Firble »

Bu şiirin ardından biraz ara vermeyi düşünüyorum hikayeye. Osmanlı döneminden önce belki bir ya da iki hafta biraz düşünmek, sonra yazmaya devam etmek daha iyi olacak.

İstanbulun Hikayesi 5

Doğu Roma Ã?ökerken

Batı Avrupalılar yürüyordu sokaklarımda
Fransızlar, İtalyanlar ve daha nice ülkenin insanları
Onların elindeydim dizlerimin üzerine çökmüş
İnsanlarım bakarken gökyüzüne çaresizce
Batı Avrupalılar
Nicesi Roma medeniyetini yaşatmayı
Ya da yeni bir medeniyet doğurmayı
Bu toprakların üzerinden
Hayal bile edemezdi o günlerde
Ã?oğu çaldılar
Kaçtılar ve de çaldıkları ile
Evet vardı küçük bir grup
Burada kalmak
Yeniden başlamak
Kendileri ile gelenlerin kırıp döktüğünü tamir edip
Bir zamanların bu tek şehrini yaratan topraklarda
Yeni bir ülke kurmayı hayal edenler
Ancak öylesine bir acı görüyordu ki insanlarım onları görünce
Bu acıyı yaratanlarla o kadar özleşmişti ki kalanlar...
Asla buralı olmayı başaramadı burada kalanlar
Kurulan krallık hiçbir zaman ait olamadı bu topraklara
Yaşamayı denedi
Ancak yıkılmıştı artık o an için artık tüm köprüler
Bunu kendileri de bilse de Batı Avrupa'nın insanları direndiler

Oysa karnına ölümcül bir darbe yemiş olsa da Doğu Roma
Ölmemişti henüz
Ölümcüldü yarası
Dizleri üzerine çöken Yeni Roma'dan
Asla yaratılamayacaktı eski günlerin Doğu Roması
Hala onun eski parıltısını gözlerinin önünde hisseden Dünya
İzin vermezlerdi asla
Ã?öken Doğu Roma'nın yeniden kalkmasına
Ancak yok olmadan önce son defa ayağa kalkacak
Geri alacaktı beni Batı Avrupalıların elinden
Bunun bir kurtuluş olmadığını bilse de
Bir bayram günü olacaktı o gün
Bir zamanların Tek şehrinin halkı için
Yıkık meydanların yanmış sarayların gölgesinde eğleneceklerdi
O gün
Unutarak
Aslında gözlerinin önünde apaçık duran kaderi bir gün için

Bitiyordu Doğu Roma'nın devri
Ve ne getirdi yeni çağ
Benim yani İstanbul'un insanlarına
Kimse bilemezdi
Üstelik belli olduğunda
Doğu Roma'nın iyileşemeyeceği bir daha
O çok sevdiğim devlet de yaralıydı.
Doğudan gelen bir istila çökertmişti Selçukluları
Onlar da bir daha ayağa kalkamayacaklardı

Paramparçaydı artık Anadolu
Paramparçaydı Balkanlar
Bense ortasındaydım fırtınanın
Belliydi biliyordum
İnsanlarım gibi ben de
Fırtına bir defa kırdığında
Geriye giden köprünün direklerini
Artık çaresizdir insan
Korksa da ilerlemeye bilir
Kurtuluş yolu değildir artık geriye gitmek
Tek çare bilmese de ne getireceğini ileri gitmektir
Ve Doğu Roma ve Selçuklu
Yaşlı ve çaresizdi artık
Yürüyemeyecek kadar o karanlık geleceğe...
Yeni bir medeniyet gerekiyordu
Yeni bir Güç
Kargaşanın içinden çıkan
Bu karanlıktan yeni bir ışık doğuracak olan

Osmanlı oldu işte o güç...
İstanbul'un arka sokaklarında ilk duyduğunda insanlarım
Bu ufak devletin zaferlerini
Acı ile gülümsediler
Hikayenin nerede biteceğini biliyorlardı o gün bile
İçten içe onlar da diliyordu
Doğu Romayı yıkması gerekse bile
Yeni bir devletin dirilmesini
Anadolu ve Balkanların küllerinden
Ve bir defa daha göstermesini
Gücünü bizlerin Batı Avrupalılara
Ancak bir son giderek daha görünür olsa da Doğu Roma için
Madem kaçılamıyordu bu kaderden
Yüzyıllarca anlatılacak bir son olacaktı bu o zaman
Bizans, Yeni Roma, bir zamanların tek şehri
Düşecekse bir defa daha
Bu diyarları yeniden diriltecek gücün eline
Kolay olmayacaktı bu
Söz verdi insanlarım kendilerine

Osmanlı Devleti sararken yavaşça çevremi
İzledik...
Elbet kuşatılacaktım
Elbet düşücektim
Ama ne zaman
Sultanları bu yeni ülkenin
Bakarken uzaklardan bana
Fark ediyordum şaşırarak
Ne kadar önemliydim bu yeni ülkenin insanları için
Aldıkları onca şehir yeterli değildi onlar için
Yeni bir devri başlatan bir ülke olarak görmek için kendilerini
1000 yıllık bir ülkenin yıkık kalıntısı altında
Yitip gidiyordu tüm bu başarılar
Beni istiyorlardı
Ve onların için ancak
Ben düştüğümde Osmanlı'nın eline
Başlayabilirdi Osmanlı Sultanlarının Ã?ağı

Yavaşça benim dışımda elindeki her şeyi kaybetti Doğu Roma...
Haliç'in karşı kıyısını bile bir İtalyan devletine verdi çaresizce...
Konstanstin'in o muhteşem girişi 1000 yıl gerideydi artık
Ve belki ilk ve tek defa
Tek bir şehre sahip bu devlet
Hala bir imparatorluktu Dünya için
Yetiyordu sadece bir şehir
Üstelik nice yarayı taşırken üzerinde...

Elbet kuşatılacak elbet düşecektim demiştim daha önce
O gün geldi elbet....
Uzun bir savaş oldu
Nice şanlı şehrinkinden daha uzun
Direndi insanlarım
Karşı tarafta
Yine beni yaratan toprağın insanları
Savaştılar
Acıydı izlemek
Ancak çare yoktu...
Yalnızca hala destanlarla anıldığından bahsedebilirim bu savaşın
Beni fetheden komutanı
Elbette bir büyük yazarı oydu bu destanın
En büyük hükümdarı sayar nice insan Osmanlının
Doğu Roma'nın son hükümdarına gelince
Diğer büyük yazar da oydu
Büyük bir cesaretle savundu beni son ana kadar

Osmanlı Ordusu girerken yarıklarından surlarımın
Doluşurken sokaklara
İzliyordum
Esir değildim önceki sefer olduğum gibi...
Bu toprakların bu insanları gerçekten fethetmişlerdi beni
Bir rüzgar esti hafifçe
Sonunda bitti dedim
Mümkün müydü üzülmemek
Ancak diyordum ki yine de
Belki de daha fazla beklemeden bitmesi daha iyi olmuştu
Onca yılın yükünü taşıyan devlet için

Yeni çağ bana neler getirecek bilmiyordum.
Bildiğim yalnızca yepyeni bir başlangıçtı bu
Hem benim için
Hem de tüm Anadolu ve Balkanlar için...
Kim bilir belki de tüm Dünya için...
HARBE GİDEN
Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
Firble
Forum Yöneticisi
Posts: 6496
Joined: Fri Mar 12, 2004 10:00 am
Contact:

Post by Firble »

Birinci şiir

İlkbahar,
Gece ve gündüzün eşit olduğu o tek günün ardından
Soğuktan ürperten sokaklarına sessizce geldi New Yorkun
Hala üşüyorum
Hala karanlık önüm göremiyorum
Ancak orada ilkbahar
Gizlemeye çalışsa da onu soğuk ve karanlık
O orada

Belki de bir hayal diyorum kimi zaman
Devam ediyor belki kış
Soğuk ve karanlığın anlattığı gbi
Ne önemi var
Eğer hayal edebiliyorsam artık
İlkbaharın başladığını
Ne önemi var.

İkinci şiir

Özlemişim
Ã?ylesine yazmayı bir şiiri
Ne yazacağımı bilmeden başlamayı
Bilsem de tadını
Uzun süre düşündükten sonra
şekil vermeyi parmaklarımda
Hayal ettiğim bir öyküye
Bazen parmakların öylesine kayması
Ã?ylesine oluşması
Dizelerde bir anlamın
Ve bakıp
Vay be
Böyle düşünüyormuşum demeyi
şiirime bakıp
Kendime şaşırabilmeyi
Özlemişim doğrusu
İyi ki varsın defterim
İyi ki...
HARBE GİDEN
Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
Aegron Linwelin
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 2614
Joined: Wed Jul 18, 2007 10:00 am
Location: Bursa
Contact:

Post by Aegron Linwelin »

Firble hoş olmuş yapabileceğim tek yorum bu çünkü pek bi eksiği hatta hiç eksiği yok fazlası var başarılarını devamını bizimlen paylaşmanı bekliyoruzz.... (çok saçma bi cümle oldu sanki :D )
Thanks Mario but The princess is in another castle!!
:mrgreen: :-P
Firble
Forum Yöneticisi
Posts: 6496
Joined: Fri Mar 12, 2004 10:00 am
Contact:

Post by Firble »

Bazen
Tüm bulutları dağılacak gibi geliyor zihnimin
Biraz otursam
Biraz kafa yorsam
Biraz daha rahatça düşünebilsem
Tüm sırlar açığa çıkacak
Ben Evrenin Dünyanın ve İnsanlığın
Zamanın içinde aldığı yolu
Tüm ahengi ile anlayacağım
Ve anlatabileceğim de üstelik
Kimini gerçek Dünyanın yıkık evlerine
Kimini ise zihnin içindeki soğuk odaların içine
Hapseden
Nice tereddüt, kaygı, korku
Kalkacak ortadan

O kadar yakınım sanki
O kadar elimde ulaşmak
Ama olmuyor....
Belki de budur yaşamak ve keşfetmeye çalışmak
Nereye varacağını bilmediği yolu
Emin olmamak hiçbir zaman
Bilmiyorum emin olmak daha mı iyi olurdu?
HARBE GİDEN
Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
Firble
Forum Yöneticisi
Posts: 6496
Joined: Fri Mar 12, 2004 10:00 am
Contact:

Post by Firble »

En korkunç anlarda
En yoğun halindeyken acı zihninde insanların
Ne tuhaftır insanın daha önce
Hiç göremediği güzellikleri fark etmesi
Belki günlerdir önünden geçtiği
En mutlu günlerinde
Kör gibi
Ya da yıllardır yanında duran insanı
Aslında yıllardır sahip olduğu bir dostu yani
İlk defa fark etmesi o an
O korkunç düşünceler dolaşırken bir yandan zihninden
İnsanı üşüten tuhaf bir mutluluk belirmesi bir anda içinde
Ve daha önce belki de öylesine söylenen o kelimelerin
İlk defa bu kadar içten çıkması ağzından
Gözlerinden yaşlar akarken bir yandan
Bakması yeniden Dünyaya
Mırıldanması kendi kendine
Ne kadar güzel diye
Ne kadar güzel bu Dünya...
HARBE GİDEN
Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
Firble
Forum Yöneticisi
Posts: 6496
Joined: Fri Mar 12, 2004 10:00 am
Contact:

Post by Firble »

Ã?YKÃ?SÃ?NÃ? ARAYAN TÃ?M YAZARLARA ADANMIşTIR. : ) )

Hikayesini Arayan Adam

Biliyordu bir yerlerinde saklı zihninin
Ard arda duran sözcükler
Anlatamadığı cümleler kuruyorlardı derinlerde
Bir öykü vardı
Onun öyküsü
Bulduğunda her şeyi değiştirecek
Yaşamını
Kimbilir belki de Dünyayı
Bambaşka görecekti onu okuyan insanlar
Bambaşka sesler duyacaktı kulakları
Ã?ylesine güçlü bir hikaye
Ã?ylesine güzel
Onun hikayesi...

Biliyordu bir yerlerdeydi
Ama ne çare...
Ulaşmaya çalıştıkça daha derinlere kaçıyordu hikayesi
Ve onu bulabilmek için bir gün
Terk etti o çok sevdiği şehri
Bi çare dolaştı
Viran şehirlerde
Köylerde
Giysileri yırtık pırtıktı
Karnı anca doyuyordu her gün
Ancak o vazgeçmedi
Aradı..

Her yolculuk ona kattı bir şeyler
Her ses her görüntü yeniden yarattı zihnini
Ama bitmedi
Arayışı bitmedi...

Derler ki hala arar o adam öyküsünü
Ve bir gün bulur da anlatırsa bizlere de
Kimbilir
Belki bizler
İnsanları bu Dünyanın
Yeniden öğrenebiliriz
Yeniden şekillenir gözümüzün önünde yeryüzü...
HARBE GİDEN
Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
catboy
Site Yazarı
Site Yazarı
Posts: 3268
Joined: Fri Jan 19, 2007 10:00 am
Location: Izmir
Contact:

Post by catboy »

son yazdığın şiir gerçekten de çok değişik bir çalışma olmuş, diğerlerinden hissedilir derecede farklı bir şiirdi. Sanırım bu şiiri kendime yakın hissetmemin de etkisi olmuştur... :)
Firble
Forum Yöneticisi
Posts: 6496
Joined: Fri Mar 12, 2004 10:00 am
Contact:

Post by Firble »

Eh daha güzel de olabilirdi aslında... Ama bir gece vakti ekonometri çalışmaları arasında bu kadar oldu... Nereden esinlendiğimi tahmin etmişsindir ama. : ) ) )
HARBE GİDEN
Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
Efla
Site Admin
Site Admin
Posts: 3913
Joined: Sat Apr 10, 2004 10:00 am
Location: Ankara
Contact:

Post by Efla »

Ã?oğu arayış zaten bir yerlerde olduğunu düşündüğün bir şeyi keşfetmek gibi... Ã?retmeye çalışan bütün insanların problemi gibi aynı zamanda. Eline sağlık herkesin derdini sen dile getirmişsin...

Gelmişken boş da geçmeyeyim =)

Ufuktaki bir gemi gibi,
Belli belirsiz seçiliyordu,
Aklımın derinliklerinde.

Yeni batmış güneş gibi,
Görünmüyordu kendisi,
Ama oradaydı biliyordum...

Bulutların üstünde bir yerde,
Bir tırmansam alacaktım,
Ama bir merdiven bile yoktu...

Silueti görünüyordu karanlık olunca
Ama kayboluyordu hep,
Aydınlandıkça ortalık....

Onca sesin içinden haykırıyordu,
Ama o da susuyordu,
Diğer her şeyle beraber...

Bir hikaye vardı,
Tutsaktı zihnimde,
Ama gönüllü değildi kaçmaya...
Chaos is the law of nature,
Order is the dream of man.
Firble
Forum Yöneticisi
Posts: 6496
Joined: Fri Mar 12, 2004 10:00 am
Contact:

Post by Firble »

Aslına bakarsan Efla.. İşin en ilginç yanı... Bir şeyleri aramak için uzaklara giden çoğu insanın aradıklarının aslında kendi kafalarının içinde olması... Ã?ünkü bildik bir şehir bildik insanlar insanın uzun uzun kafasının içindekileri düşünüp anlayabilmesini bazen engelleyebiliyor.

Peki aradığı çok derinlerde bir yerde olan insan ne yapar... Ne kadar uzaklara gidebilir aradıklarını bulmak için... Uzak kelimesi üstelik sadece mesafe değil.. Bildik yaşamından ne kadar uzaklara gitmesi gerekir böyle bir insanın.... Belki de çevrende gördüğün insanları ve Dünyayı hatta yaşamın kendisini de arayışın bir parçası yapmanın yolunu bulmak lazım. Bu yapılırsa belki de aradığını bulmak daha kolay olur.

Neyse farklı bir şiir yazmak istedim bugün..

BÃ?YÃ?K SINAV

Nice insan dile getirmiştir
Farklı yerlerinde Dünyanın
Farklı isimleri olsa da
Bir büyük sınav vardır.
Daha güzel bir Dünya uğruna
Ya da daha iyi bir yaşam
Mücadele eden nice insanın
Sınavıdır o aynı zamanda
Her zaman çıkmaz karşısına
Ama hazır olmak gerekir karşılaşıldığında...

İnandığın her şey yanlış gibi gözükür
Tüm insanlar çılgın gibi.
Ã?yle ki insan acaba hata bende mi der kendine
Üstelik de en tuhafı
Seninle aynı yolda yüreyenler bile
Sanki değişmiş gibidir artık
Bazıları sanki terk etmiştir yolu tamamen

Ulaşmak istediğin şehir çoook uzaklarda gibi gelir
Bazen bir hayal gibi
Hiç var olmamış adeta...
Kaçmak istediklerin
Mutlak gerçekleri gibidir Dünyanın.
Birileri yaşam bu işte der sana
Kabul et artık

Zihnin seni zorlar...
Ayakların dolanır
Zordur devam etmek yola
Hatta bile bile artık
Varamayacağını asla hedefe
Oturmak yola ve kalmak öylece
Gelir içinden...

İşte böyle bir anda devam edebilmek
Yeni bir güç bulup zihninde adım atabilmek
Ama kendini kandırmadan
Gözlerin açık dimdik bakarak ileriye
Zordur
Ama başarırsan eğer
İşte o zaman geçersin
Nice insanın dile getirdiği
O büyük sınavı.
HARBE GİDEN
Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
Firble
Forum Yöneticisi
Posts: 6496
Joined: Fri Mar 12, 2004 10:00 am
Contact:

Post by Firble »

Yağmur Yağıyor.
İki gündür.
Aklımdaki onca kuşku ve kaygıyı yıkayarak
Uzun zamandır ilk defa fark ediyorum
Nerede olduğumu
Ne istediğimi hayattan
Ve hayatın tüm isteklerimin ötesinde
Ne kadar güzel olduğunu...
Bir şehrin nasıl yaşadığını
Sokaklarında dolaşan onca insandan alarak yaşama gücünü
Ama tüm o insanların ötesinde bir şeye dönüşerek
Onlara yeni bir yaşam vererek hala..

Yağmur yağıyor...
Bahar yağmuru...
Yıkayıp yeniden yaratıyor beni..
Ne kadar ihtiyacım varmış buna meğer
Nice zamandır...
HARBE GİDEN
Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
Firble
Forum Yöneticisi
Posts: 6496
Joined: Fri Mar 12, 2004 10:00 am
Contact:

Post by Firble »

Hala Yoruyor...

Kavga etmek bir insanla
Hele o senin arkadaşınsa...
Ne kadar haklıydım ama desen de kendine
Ne kadar suçlasan da onu...

Hele bir de bir şüphe düşerse aklına
Ya koptuysa bir şeyler diye
Geçmişin biten dostlukları geliyorsa aklına
Ya da hiç başlamamış olanlar

Kavga etmek hala yoruyor....
HARBE GİDEN
Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
Post Reply

Who is online

Users browsing this forum: No registered users and 2 guests