Yeniden Doğuş

Baştan aşağı kendi özgün hikayelerinizi yazmak için…
Post Reply
catboy
Site Yazarı
Site Yazarı
Posts: 3268
Joined: Fri Jan 19, 2007 10:00 am
Location: Izmir
Contact:

Yeniden Doğuş

Post by catboy »

Yeniden Doğuş:

1. Bölüm “İki farklı yerde...”

1971, Veber Kasabası

Soğuk geçen kış ayının ardından yeniden güneş tüm ihtişamıyla yüzünü göstermişti. Ama kasaba halkının kış mevsiminin yol açtığı zararı kapatması tüm bahar aylarını çalışmakla geçirmelerine neden olacaktı. Tarım alanları soğuktan işlenmez hale gelmiş, evlerin damları şiddetli fırtınaların ardından kasaba halkına aşırı masraf gerektiren tamir ve bakım işini çıkartmıştı bir de. Ã?ocukların çoğu ise hastalıktan okullarına gidememişti. Eğitimleri yarım kalmıştı. Kış ortasında ortaya çıkan salgın ise çoğu yeni doğan bebeğin ölümüne yol açmıştı.

Her şey bunlarla da sınırlı değildi. Her hafta sonu gizemli şekilde on beş, on altı yaşlarında bir kız çocuğu kaybolmaktaydı. Hiç birinden bir daha haber alınamamıştı. Kış mevsiminin getirdiği hava koşulları da aramayı zorlaştırıyordu. Dağlardan inen kurt sürüleri de buna dahildi.

Bahar gelip soğuk havanın getirdiği tüm zararları karşılacağını umdutları güneş her gün artık düzenli bir biçimde gündüz vakitlerini aydınlattığından beri kaybolan yirmi kız çocuğun aranmasına yeniden başlanılmıştı.

Kasabanın en yaşlısı Ruklil’e göre kızların kaybolmasının tek bir sebebi vardı: Her yüz yılda bir olduğu gibi yine o, kendine gelin seçmeye gelmişti. Kim diye sorduklarında da cevap veremiyordu. Titremeye başlıyordu kuru ve çatlamış dudakları.

Zaten neredeyse hiç kimse yaşlı adamın dediğiyle ilgilenmiyordu. Eski efsaneler diye geçiştiriyorlardı. Kaybolan kızlarının peşine düşen aileler de hiç kasabanın sorunlarıyla ilgilenmeyen ülkelerinin başındakileri suçluyordu.

Verber, Herferger Ölkesinin Güney Ak Dağlarının doğu ucunda yer alan ulaşılması arabayla aylar alan bir kasabaydı. Arada bir ülkenin başındaki kişilerin başına kasaba aklına geldiğinde helikopter vasıtasıyla yardım paketleri yolluyorlardı. Ama yine de bu yetersizdi. Ã?ğretmen de doktor da çok azdı kasabada. Kimse de orda zaten öğretmenlik veya doktorluk yapmak istemiyordu.

Sadece bu kasabada büyümüş sonra okumak için ülkenin iyi okullarına gitmiş kişiler, meslek sahibi olduklarında burada çalışmak için gönüllü oluyorlardı.

Bunlardan biri de okulun üç öğretmeninden en genci olan Aiden’dı. Aiden’ın fiziksel özelliklerine bakarak etkilenmemek kasabada evlenme çağına gelmiş hiç bir kız için mümkün değildi. Ama onun gözü cenaze evinin sahibi Henry’nin kızı Elisa’daydı.

Haftasonu gönüllü olarak arama çalışmalarına katılmadan önce Elisa’yla dışarıda bir yürüyüşe çıkacaktı. Aynaya baktı. Alt dudağının altındaki sakalını düzeltti. Saçlarının uzayan kısımlarını makasla kesti. Kasabada alınabilecek en pahalı parfümü sıktı. Her türlü kişisel bakım işini kendisi yapardı. Pek berbere de gittiği yoktu.

Aynı zaman diliminde Elisa da, Aiden’dan biraz daha fazla abartıya kaçacak şekilde süslenmekteydi. Ablasının ona hediye ettiği ruju ilk defa kullanıyordu. Koyu kırmızı rengin kendisine yakıştığını düşünürken aynadaki yansıması ona biraz farklı geldi bir an için. Sanki kırışmış göz kapaklarıyla, yaşlı elleriyle ona bakan başka biri vardı aynada.

Kendine gelmesi pek uzun sürmedi. Babası Henry, kızının hazırladığı kahvaltısını ederken bugün yapacağı şeyleri kafasında tartıyordu. Elisa merdivenlerden hızla inip babasının yanağından öptü:

“Elisa, bugün normalden biraz daha mutlu görünüyorsun. Bu beni mutlu etmiyor değil ama.”

Elisa askılıktan yağmurluğunu alırken babasına:

“Fırına koyduğum keki sakın elleme, tamam mı baba? İki saati var çıkması için. Ben bir saate döneceğim zaten. Bugün giyeceğin pantolonunu da ütüledim. Yatağının üstüne koydum. Görüşürüz.”

“Elisa!” diye arkasından seslense de Henry, çoktan kapı kapanmıştı.

***

Elisa ve Aiden on beş dakika boyunca pek fazla konuşmadan ormanın içinde dolaştılar. Etraftaki kuş seslerini, sincapların fındık yerken çıkarttıkları sesleri ve daha nice insanın içini huzurla dolduran sesleri dinlemek onları konuşarak ormanın ahengini bozmak istememelerine neden oluyordu. Sadece birbirlerinin gözlerine bakmak, bazen konuşmaktan daha anlamlı oluyordu.

Ormanın yakınındaki göle gittiklerinde artık daha rahat davranabilirlerdi. Elisa göle elini soktu. Buz gibi su birden hoşuna gitti. Ama ayaklarını sokmaya cesaret edemedi.

Aiden birden ayakkabılarını çıkartmaya başladı: “Biraz sersemlemiş gibi hissediyorum. İznin olursa biraz yüzeceğim.”

Elisa şaşırmıştı: “Mayonu filan mı getirdin? Deseydin ben de...”

“Hayır. Böyle şeylere gerek yok. O tür kurallara böyle unutulmuş bir yerde uymanın gereği var mı?”

Pantolonunu ve gömleğini çıkartmaya başlayan Aiden ne kadar rahatsa, Elisa onun kıyafetlerini üstün körü çimlere fırlatmasını izlerken o kadar utangaç davranıyordu. Aiden her sabah koşardı. Bunun yanında özel okulda okurken yüzme sporuyla ilgilendiğinden vücudunu geliştirmişti.

Aiden buz gibi sulara tereddüt etmeden girdi. Titrediğini ya belli etmiyordu ya da soğuk ona pek etki etmiyordu. Elisa onu sadece izlemekle yetindi. Birden aklına küçüklük anıları geldi. Babasının on yaşındayken oduncu Jebr’in oğluyla tanıştırdığı gün hayatının dönüm noktalarından biriydi. O güne kadar sadece komşusunun oğlu ve en yakın arkadaşı olarak gördüğü Aiden bunu çok kıskanmış, ertesi gün sudan bir sebepten oduncunun oğluyla kavga etmişti. Kavganın sudan sebebi Elisa’nın ne kadar güzel bir kız olduğunu çocuğun en az on defa tekrar etmesiydi.

İki yıl aradan sonra ilk defa Aiden, Elisa’dan hoşlandığını itiraf etmişti. Daha on iki yaşında oldukları içinse aileleri bu olayları aralarında gülerek anlatmaktaydı. On beş yaşına geldiklerinde iş biraz ciddiye binmişti. Elisa’nın babası Henry, ikisini uygunsuz bir vaziyette yakalamıştı. Henry aynı zamanda dindar biri olduğu için normalden biraz daha fazla tepki göstermişti. Zaten bir süre sonra da özel bir okuldan Aiden’ın babasına ilginç bir teklif gelmişti. Karlı bir günde gelen bir posta tüm olayların unutulmasını sağlamıştı. Aiden özel okula okumaya gitmişti. Henry ile Aiden’in babası yine eskisi gibi iki iyi arkadaş olmuşlardı.

Elisa’nın sağ omuzuna damlayan iki damla su anılarından uzaklaşmasını sağlamıştı. Aiden gölden çıkmıştı ve Elisa’yı seyretmekteydi. Gözleri masmaviydi. Elisa’nınkiler de Kahverengiydi. Sade bir güzelliği vardı. Aiden birden sessizliği bozdu: “Seni eski bir dostumla tanıştırmak istiyorum.”

“şimdi mi? Peki ya aramaya katılmayacak mısın?”

“Merak etme. Benim için çok önemli biri.”

Elisa hiç bir şey anlamamıştı: “Sen iyi misin? Eski bir dostun olsa ben bilirdim herhalde. Birbirimizi doğduğumuzdan beri tanıyoruz.”

Aiden birden bocalar gibi olmuştu. Sonra: “Hayır. Bu o kadar da eski değil. Sana belki de hiç bahsetmemişimdir. Haydi, gidelim.” dedi ve elini Elisa’ya uzattı.

Elisa, Aiden’in elini tuttuğunda garip bir duyguya kapıldı. Yabancı bir adamın elini tutmuş gibi hissetti.

***

Henry cenaze evinin önünü temizlemekteydi. Ona doğru pelerinli biri yaklaşmaktaydı. Henry gözlüğünü içerde unuttuğu için önce çıkartamadı geleni: “Kimsiniz?” diye sordu.

Siyah şapkasını başından çıkarttıktan sonra gelen kişi sevecen bir sesle:

“Benim. Aiden. Bugün Elisa’yla yürüyüşe çıkacaktık. Ama beklediğim halde gelmedi. Acaba bir sorun mu var? Biliyorsunuz. Arama çalışmasına da katılmam lazım.”

Henry süpürgeyi duvara dayadı. Sonra iyice Aiden’a yaklaştı. Aiden’in kahverengi gözlerine baktı. Sade bir yakışıklılığı vardı Aiden’in.

“Dışarı çıkalı bir saati geçti. şimdi ben de merak ettim. Bana çıkmadan önce bir saate kadar gelirim demişti.”

***

İyice tedirgin olmuştu Elisa. Aiden’in onu nereye götürmek istediğini merak ediyordu. Ama bir tarafı öğrenmemesinin daha iyi olacağını söylüyordu. Aiden tekrar Elisa’ya baktı o mavi gözleriyle.

Elisa’ya yaklaştı ve ilerde pek seçilemeyen gölgede kalmış yeri gösterdi: “İşte orası bahsettiğim kişinin evi.”

Gölgeye yaklaştıkça Elisa oranın bir kulübe olduğunu fark etti. Biri kulubenin önünde odun kesmekteydi baltasıyla. Elisa onu tanıdı.

“Sen?”

şaşkınlığı bir süre geçmedi. Görmeyi umduğu son kişiydi bu. Aiden’in neden bu kadar garip davrandığının şimdi farkına varmıştı.

Baltasını yere bıraktıktan sonra adam onlara yaklaştı. Kömür karası saçları vardı. Elleri saatlerce odun kesmekten kirlenmişti. Ama gülümsemesi hiç silinmiyordu oduncunun.

“Gerçekten yüz defa dayak yemeye değecek kadar güzel olan bir bayanı görme şerefine erişmemin sebebini öğrenebilir miyim?”

1. Bölümün Sonu
Post Reply

Who is online

Users browsing this forum: No registered users and 2 guests