ZAMAN KILICI
-
Ghost_OF_A_Rose
- Site Yazarı

- Posts: 338
- Joined: Wed Oct 08, 2003 10:00 am
- Contact:
ZAMAN KILICI
Arkadaşlar bir hikayeye başlıyorum bölüm bölüm yazacağım okumakta zorlanmayasınız ve sıkılmayasınız diye...bakalım beğenecek misiniz?
MONOC
Gökyüzünün kavurucu sıcağını umrsamadan, bzonzlaşmış bedenlerindeki terleri bile kafayı takmadan dövüşen iki askeri seyrediyordu ağacın altında ve ağaç onun yegane dostuydu, şehrin yabanlığı ve içtensizliği düşünüldüğünde. Burası Monoc'du...Hayat burada hızlı akardı ve bir bıcak gibi keserdi yanlışları kimi zaman. ateş eritmesdi buzlarını ve ışığı karanlığı aydınlatamazdı. hem sıkılırdınız bu şehirde yaşarken hem de eğlenirdiniz sınırsızca. hem ayrılmak isterdiniz, terketmek...hem de ayrılmazdınız gecenin güzelliğinden. burasu Monuc'du ve Santia burada hayatının en kötü ve en güzel zamanlarını geçirmişti. en zevk aldığı şeyde şu anda yaptığı gibi, kışlanın karşısında bir ağacın altında, askerlerin dövüşlerini seyretmekti. o sıradan kadınlar gibi dövüşürken gerilen kasların güzelliğine ve yakışıklı suratlara değil, dövüş stratejilerine dikkat ederdi daima. Mütemadiyen arzu ettiği bir güzzellik olan kılıç ise hiç elde edemediği bir mücevherdi. o bir hırsızdı ama hayata kafa tutan bir hırsız ve bir loncaya bağlı olmaksızın, hayatını tehlikeye atıp atmayacağına kendi karar veren bir hırsız. şehrin basit aşkalarını ve hırsa boğulmuş büyücüleri gözlerdi zaman zaman. Ama en güzel zamanlarını güneş batmadan bir kaç saat öncesinde çalışmalara başlayan askerleri seyretmekti. Hırs onu esir almazdı ve en sevdiği özelliğiyde buydu. bu şehir onun şehriydi ne kadar kendini buraya ait hissetmesede.
MONOC
Gökyüzünün kavurucu sıcağını umrsamadan, bzonzlaşmış bedenlerindeki terleri bile kafayı takmadan dövüşen iki askeri seyrediyordu ağacın altında ve ağaç onun yegane dostuydu, şehrin yabanlığı ve içtensizliği düşünüldüğünde. Burası Monoc'du...Hayat burada hızlı akardı ve bir bıcak gibi keserdi yanlışları kimi zaman. ateş eritmesdi buzlarını ve ışığı karanlığı aydınlatamazdı. hem sıkılırdınız bu şehirde yaşarken hem de eğlenirdiniz sınırsızca. hem ayrılmak isterdiniz, terketmek...hem de ayrılmazdınız gecenin güzelliğinden. burasu Monuc'du ve Santia burada hayatının en kötü ve en güzel zamanlarını geçirmişti. en zevk aldığı şeyde şu anda yaptığı gibi, kışlanın karşısında bir ağacın altında, askerlerin dövüşlerini seyretmekti. o sıradan kadınlar gibi dövüşürken gerilen kasların güzelliğine ve yakışıklı suratlara değil, dövüş stratejilerine dikkat ederdi daima. Mütemadiyen arzu ettiği bir güzzellik olan kılıç ise hiç elde edemediği bir mücevherdi. o bir hırsızdı ama hayata kafa tutan bir hırsız ve bir loncaya bağlı olmaksızın, hayatını tehlikeye atıp atmayacağına kendi karar veren bir hırsız. şehrin basit aşkalarını ve hırsa boğulmuş büyücüleri gözlerdi zaman zaman. Ama en güzel zamanlarını güneş batmadan bir kaç saat öncesinde çalışmalara başlayan askerleri seyretmekti. Hırs onu esir almazdı ve en sevdiği özelliğiyde buydu. bu şehir onun şehriydi ne kadar kendini buraya ait hissetmesede.
Yaşam; ölümle onur arasında gidip gelen ince bir çizgiden ibaret..."Toprakla birim" kabul ediyorum bu sözü...
-
Ghost_OF_A_Rose
- Site Yazarı

- Posts: 338
- Joined: Wed Oct 08, 2003 10:00 am
- Contact:
Güneş yavaş yavaş batmaya başlarken Santia, hayatın anlamsız karmaşasından kurtulabildiği tek yer olan bu ağaç altından ayrılmak zamanın yaklaştığını hissedebiliyordu. Güneşin, "ölüm kızıllığı" vurmuşken şehrin kaldırımlarına ve güzel ya da çirkin yüzlere, Santia'nın gözlerine ilk kez dövüş tarzından farklı bir şey takılmıştı. muhteşem bir yetenek bir anlamda. üstelik Santia'nın şimdiye kadar fark ettiği ve dikkate değer bulduğu en anlamlı bakışlara sahipti. uzun boyu ve siyah saçlşarı onun fikrince görülmeye değerdi ama kafasını bunlarla karıştırmaması gerektiğini biliyordu. Bu yüzdendi ki gözlerini hızla kaçırdı askerden. zaten askerlerde toplanmış, yemek için kışlanın içine girmeye başlamışlardı bile. Santia bu kez farklı bir şey hissediyordu...hem de çok farklı.
bugün diğerlerinden daha karanlık ve daha kızıl olacaktı....farklı bir aşkı tattırırken sıradan insanlara....
bugün diğerlerinden daha karanlık ve daha kızıl olacaktı....farklı bir aşkı tattırırken sıradan insanlara....
Yaşam; ölümle onur arasında gidip gelen ince bir çizgiden ibaret..."Toprakla birim" kabul ediyorum bu sözü...
-
Ghost_OF_A_Rose
- Site Yazarı

- Posts: 338
- Joined: Wed Oct 08, 2003 10:00 am
- Contact:
Hızla yürümeye başlamıştı Santia. sezilmemesi gereken bir çok hissi bu şekilde atabileceğini düşünüyordu belki de ama gerçek olan bir şey vardı oda bugün için kişiliğinin dışına çıktığıydı. hava kararmıştı artıık ve sokakalar o içten ve kışkırtan soğukluğuna, karanlığına bürünmüştü. ışık işlek olan sokak ve meydan için geçerli bir kavramdı. Oysa şu an Santia'nın yürüdüğü sokaka dar, karanlık ve ürkütücüydü ama her şeye rağmen muhteşem yapıları barındırıyordu. burada tek bir han vardı ve yalnız ondan gelen seslerle sokak yaşadığını hissettirirdi. Zaten "Ejder Gözü" adındaki bu handa Santia'nın bu koca şehirde tek rahatlayabildiği yerdi. çoğunluğunu tanıdığı bir ortamdı burası ve şu anda oraya doğru ilerliyordu. Sabah uyandığında aldığı kararını uygulayacaktı..."Bu gece iş yoktu."
Adımları ritmin ışığında ilerlerken kendi dışında bir adım sesi duymuştu. dona kalmıştı yerine ve hiç kımıldamadı. vücudu dimdik duruyordu gözleri başını çevirmeden etrafı inceliyor kulakları duymak için yalnız bir sese odaklanmıştı. Adım seslerinden birinin arkasından geldiğini fark edip dönmeye karar verdiği bir anda boğazına dayanan bir hançer geç kaldığını söylüyordu. güçlü bir belini kavramış, hançer bpğazına deymeksizin ölümün haberini veriyordu. bir ses...etkileyici ve bir o kadar güçlü...
"Bayana bu sokaklar yalnız yürüyemeyeceğiniz kadar tehlikelidir."
"Bu sokaklar benim sokaklarım. Her kimsen yanlış kişiyle uğraşıyorsun."
Bu cümleden sonra hançer inmiş, adamın Santia'yı belinden kavradığı el kızı kendine çevirmişti. Santia şaşkın olmaktan kendini alamıyordu. tanımadığı bu adama gereğinden fazla yakındı ve bedeninin sıcaklığının yanında, nefesini de hissediyordu. Gözlerine baktığı ise bu durumdan hiçte şikayetçi değildi görünüşte. adam uzun boylu, omuzlarının genişliğiyle, güçlü ve etkileyici bir görünüme sahipti. Saçları kukuletadan dolayı gözükmüyor üzerşindeki pelerin omuzlarını örtüyordu. Çizmelerinin birinin içinde de başka bir hançer duruyordu. adamın gözlerini de net göremediği gölge sayesinde, kime baktığını bilmiyordu. ama muhteşem dudaklarda ki gülümsemiyi görebilmişti.
"Benimle geliyorsun güzelim."
"Neden? sizi tanımıyorum, ğstelik yüzünüzü bile görmedim, sizi taklip etmemi nasıl beklersiniz."
"Beni takip etmenizi beklemiyorum zaten."
Santia soran gözlerle bakmaya devam ediyordu ki adamın yüzündeki sinsi gülümseme daha da genişledi. santia neye uğradığını anlayamadan adam hafif bir hareket yapıp, kızı omzuna atmıştı. santia bacaklarını savururken, adam tek bir hareket bile yapmıyordu. santia kaçırıldığına dair içindeki hisle, enerjisini harcamamanın daha da iyi olacağını düşünüp sakinleşti...beklemek zorundaydı...Günün ilginç olacağı düşüncesi böylece kanıtlanmıştı...
Adımları ritmin ışığında ilerlerken kendi dışında bir adım sesi duymuştu. dona kalmıştı yerine ve hiç kımıldamadı. vücudu dimdik duruyordu gözleri başını çevirmeden etrafı inceliyor kulakları duymak için yalnız bir sese odaklanmıştı. Adım seslerinden birinin arkasından geldiğini fark edip dönmeye karar verdiği bir anda boğazına dayanan bir hançer geç kaldığını söylüyordu. güçlü bir belini kavramış, hançer bpğazına deymeksizin ölümün haberini veriyordu. bir ses...etkileyici ve bir o kadar güçlü...
"Bayana bu sokaklar yalnız yürüyemeyeceğiniz kadar tehlikelidir."
"Bu sokaklar benim sokaklarım. Her kimsen yanlış kişiyle uğraşıyorsun."
Bu cümleden sonra hançer inmiş, adamın Santia'yı belinden kavradığı el kızı kendine çevirmişti. Santia şaşkın olmaktan kendini alamıyordu. tanımadığı bu adama gereğinden fazla yakındı ve bedeninin sıcaklığının yanında, nefesini de hissediyordu. Gözlerine baktığı ise bu durumdan hiçte şikayetçi değildi görünüşte. adam uzun boylu, omuzlarının genişliğiyle, güçlü ve etkileyici bir görünüme sahipti. Saçları kukuletadan dolayı gözükmüyor üzerşindeki pelerin omuzlarını örtüyordu. Çizmelerinin birinin içinde de başka bir hançer duruyordu. adamın gözlerini de net göremediği gölge sayesinde, kime baktığını bilmiyordu. ama muhteşem dudaklarda ki gülümsemiyi görebilmişti.
"Benimle geliyorsun güzelim."
"Neden? sizi tanımıyorum, ğstelik yüzünüzü bile görmedim, sizi taklip etmemi nasıl beklersiniz."
"Beni takip etmenizi beklemiyorum zaten."
Santia soran gözlerle bakmaya devam ediyordu ki adamın yüzündeki sinsi gülümseme daha da genişledi. santia neye uğradığını anlayamadan adam hafif bir hareket yapıp, kızı omzuna atmıştı. santia bacaklarını savururken, adam tek bir hareket bile yapmıyordu. santia kaçırıldığına dair içindeki hisle, enerjisini harcamamanın daha da iyi olacağını düşünüp sakinleşti...beklemek zorundaydı...Günün ilginç olacağı düşüncesi böylece kanıtlanmıştı...
Yaşam; ölümle onur arasında gidip gelen ince bir çizgiden ibaret..."Toprakla birim" kabul ediyorum bu sözü...
-
Ghost_OF_A_Rose
- Site Yazarı

- Posts: 338
- Joined: Wed Oct 08, 2003 10:00 am
- Contact:
HIRSIZLAR LONCASI
Çok uzun sürmeyen bir zaman sonunda bir hanın altındaki girişten bir salona çıkmışlardı ve artık yere ayak basıyor olmak Santia'yı ciddi anlamda rahatlatmıştı. hala alev saçan gözlerle kendisini kaçıran adama bakıyordu ama adamın yüzünde ki muhteşem gülümseme kaybolmak bilmiyordu. Salonda çok az kişi vardı ama yine de dikkatlerini çekmemişti Santia'nın gelişi. bekleme uzun sürmeden, iri, göbekli ve hakikaten uzun bir adam, uzun, örgülü kızıl saçını savurarak yanarına geldi.
"Hadi bakalım Faras, patron kızı bekliyor."
Geçen cümle sayesinde hem beni kaçıran adamın adını hem de patron sözcüğünüğ anlayabilmişti. Tabii bu arada yanlarına gelen adamın tek gözünün garip yarayla, yarım açık durduğu da dikkatini çekmişti. Faras, Santia'nın kolundan çekiştirmeye başlamıştı bile ama bu kez ağırlığını koyma vakti ondaydı. kolunu bir çırpıda, Faras'ın güçlü parmaklarında kurtardı ve kızgın gözleriyle gözlerinin içine odaklandı.
"Bana bak bir kez daha bana dokunursan, kalbini söküp, karşında ölümüne bile izin vermeden canına okurum ona göre."
Bu tehdit Faras'ın hoşuna girtmişti ve bunu belli eden bir kahkaha sonrasında, nazikçe, Santia'nın önünde reverans yapıp, önden geçmesi için başını eyip, elini uzattı. santia sinirle yürümeye başlamıştı. bu sırada da yolları boyunca Faras "oradan değil, sağdan" "hayır hayır soldan" şeklinde düzeltmelerle onu yönlendiriyordu. santia bunu kendi içinde reddetsede, bu adam da hoşuna giden şeyler vardı. içinden "keşke bu şekilde tanışmasaydık" demekten kurtulamıyordu. adımlarını hızlandırdı ve bilmediği bir kapının önünde durdu. garip hissediyordu, bu kapıdan girdiği anda sanki hayatı darmadağın olacaktı....
Çok uzun sürmeyen bir zaman sonunda bir hanın altındaki girişten bir salona çıkmışlardı ve artık yere ayak basıyor olmak Santia'yı ciddi anlamda rahatlatmıştı. hala alev saçan gözlerle kendisini kaçıran adama bakıyordu ama adamın yüzünde ki muhteşem gülümseme kaybolmak bilmiyordu. Salonda çok az kişi vardı ama yine de dikkatlerini çekmemişti Santia'nın gelişi. bekleme uzun sürmeden, iri, göbekli ve hakikaten uzun bir adam, uzun, örgülü kızıl saçını savurarak yanarına geldi.
"Hadi bakalım Faras, patron kızı bekliyor."
Geçen cümle sayesinde hem beni kaçıran adamın adını hem de patron sözcüğünüğ anlayabilmişti. Tabii bu arada yanlarına gelen adamın tek gözünün garip yarayla, yarım açık durduğu da dikkatini çekmişti. Faras, Santia'nın kolundan çekiştirmeye başlamıştı bile ama bu kez ağırlığını koyma vakti ondaydı. kolunu bir çırpıda, Faras'ın güçlü parmaklarında kurtardı ve kızgın gözleriyle gözlerinin içine odaklandı.
"Bana bak bir kez daha bana dokunursan, kalbini söküp, karşında ölümüne bile izin vermeden canına okurum ona göre."
Bu tehdit Faras'ın hoşuna girtmişti ve bunu belli eden bir kahkaha sonrasında, nazikçe, Santia'nın önünde reverans yapıp, önden geçmesi için başını eyip, elini uzattı. santia sinirle yürümeye başlamıştı. bu sırada da yolları boyunca Faras "oradan değil, sağdan" "hayır hayır soldan" şeklinde düzeltmelerle onu yönlendiriyordu. santia bunu kendi içinde reddetsede, bu adam da hoşuna giden şeyler vardı. içinden "keşke bu şekilde tanışmasaydık" demekten kurtulamıyordu. adımlarını hızlandırdı ve bilmediği bir kapının önünde durdu. garip hissediyordu, bu kapıdan girdiği anda sanki hayatı darmadağın olacaktı....
Yaşam; ölümle onur arasında gidip gelen ince bir çizgiden ibaret..."Toprakla birim" kabul ediyorum bu sözü...
-
Ghost_OF_A_Rose
- Site Yazarı

- Posts: 338
- Joined: Wed Oct 08, 2003 10:00 am
- Contact:
Kapı Faras tarafından iki kez çalındıktan sonra, komut geldi ve içeri girdiler. içeride büyük bir masa dışında pekde dikkate alınması gereken eşyalar yoktu. oda genişti ve maksat psikolojik korkunun dorukta olmasıydı. yankılanan ses bunu sağlayacaktı...masanın arkasında oturan kişi kahverengi saçları omzunda, gözlerinin yeşilliği dikkat çeken bir beyfendiydi. yaşça bayağı vardfı bu yüzündeki kırışıklıklardan belli oluyordu. Santia henüz buranın neresi ve amacın ne olduğunun farkında olmadan bakıyordu etrafa. fazla ayakta beklemelerine gerek kalmadan, masada oturan bir hareketle oturmalarını işaret etti, öndeki iki sandalyeye.
"Faras, açıklama yaptın mı?"
"Hayır efendim."
"O zaman ben yapsam iyi olacak sanırım. Bak küçük hanım sen bizim sokaklarımızda kendi kafana iş yaparken biz seni izliyorduk. iyi bir hırsızsın ama fazla dikkatsiz. izlendiğinin farkına hiç varamadın şimdiye kadar. nitelikli bir yetneğin var."
Santia gözlerini devirdi ve uzun süren iltifat kısmının amacını merak etmeye başladığını gösterdi. masının üzerine elini koydu ve eğildi. sesi alaycıydı ve imalı.
"İltifatları neye borçluyum bayım?"
"Bir iş yapmanı istiyorum."
"Ben işlerimi kendim seçerim. ayrıca ekip arkadaşlarımda olmaz. bilmeme anlatabildim mi?"
"Burası hırsızlar loncası bayan ve ben de buranın patronuyum."
"Loncaya bağlı değilim."
"Biliyorum. ama bu işi yapamayacağın anlamına gelmiyor."
"Kabul etmiyorum desem."
Adam, Santia'nın gözlerinin içine bakıyordu ve bu bakış ürkütücüydü. eliyle bir işaret yaptı ve bekledi. Santia korkmaya başlamıştı ve gelirken , getiriliş yöntemi itibariyle ne kadar didişsede, Faras dan destek alabilmek umuduyla ona baktı. Faras tepki vermedi. Dirseği masada, eli çenesinde, güzel bir anlamla bakıyordu Santia'ya. bu sırada odanın içinde ki iki karşılıklı kapının varlığını hissetti santia. Kapılar açıldı ve içeri iri iki adam, ellerinde iri kılıçlarla girdi. Santia'nın daha fazla cevaba ihtiyacı yoktu. bu işi kabul etmek zorundaydı. İlk önce gözlerini iri adamlardan yere indirdi ve haifçe başını kaldırdı. olumlu bir cevap adına kafasını salladı yavaşça. Faras ise onu gözlemekten sıkılmamıştı...
"Faras, açıklama yaptın mı?"
"Hayır efendim."
"O zaman ben yapsam iyi olacak sanırım. Bak küçük hanım sen bizim sokaklarımızda kendi kafana iş yaparken biz seni izliyorduk. iyi bir hırsızsın ama fazla dikkatsiz. izlendiğinin farkına hiç varamadın şimdiye kadar. nitelikli bir yetneğin var."
Santia gözlerini devirdi ve uzun süren iltifat kısmının amacını merak etmeye başladığını gösterdi. masının üzerine elini koydu ve eğildi. sesi alaycıydı ve imalı.
"İltifatları neye borçluyum bayım?"
"Bir iş yapmanı istiyorum."
"Ben işlerimi kendim seçerim. ayrıca ekip arkadaşlarımda olmaz. bilmeme anlatabildim mi?"
"Burası hırsızlar loncası bayan ve ben de buranın patronuyum."
"Loncaya bağlı değilim."
"Biliyorum. ama bu işi yapamayacağın anlamına gelmiyor."
"Kabul etmiyorum desem."
Adam, Santia'nın gözlerinin içine bakıyordu ve bu bakış ürkütücüydü. eliyle bir işaret yaptı ve bekledi. Santia korkmaya başlamıştı ve gelirken , getiriliş yöntemi itibariyle ne kadar didişsede, Faras dan destek alabilmek umuduyla ona baktı. Faras tepki vermedi. Dirseği masada, eli çenesinde, güzel bir anlamla bakıyordu Santia'ya. bu sırada odanın içinde ki iki karşılıklı kapının varlığını hissetti santia. Kapılar açıldı ve içeri iri iki adam, ellerinde iri kılıçlarla girdi. Santia'nın daha fazla cevaba ihtiyacı yoktu. bu işi kabul etmek zorundaydı. İlk önce gözlerini iri adamlardan yere indirdi ve haifçe başını kaldırdı. olumlu bir cevap adına kafasını salladı yavaşça. Faras ise onu gözlemekten sıkılmamıştı...
Yaşam; ölümle onur arasında gidip gelen ince bir çizgiden ibaret..."Toprakla birim" kabul ediyorum bu sözü...
-
Ghost_OF_A_Rose
- Site Yazarı

- Posts: 338
- Joined: Wed Oct 08, 2003 10:00 am
- Contact:
Santia, büyük bir hışımla açtı kapıyı. sinir gözlerinde nefrete dönüşmüştü. Kendi hayatında imkansız bir gerçeği kabul etmek zorunda kaldığı için nefret doluydu bakışları. üstelik Faras ile beraber yürüdükten bir kaç dakikada aniden durdu ve bu bakışlarını Faras'a odakladı. faras, kılıç yarası almış gibiydi. korku değil ama çekingenlik hem etkilendiği bu bayan duyduğu garip his ve genel olarak bayanları sinirlendirdiğinde neler yapabileceklerini bildiğinden ötürüydü. Santia loncanın orta salonunda durmuş bağırmaya başladığında herkes susmuştu ve o bunun farkında değildi. faras ise gözlerini ondan ayırmadı.
"Sen eğer lanet bir loncanın, lanet işlerini yapmama için beni buraya ZORLA getirmeseydin, bu lanet duruma düşmeyecektim ve sen lanet olası yakışıklı olmanın hiç bir avantajı yok kaba, serseri,onursuz, saçma ve korkak bir adamsın."
Santia bunları nefes almadan söylemişti ve Faras nelere maruz kaldığını anlamak için gözünü salonda gezdirdi. Santia da ortamın sessizliğini, sinirini biraz yatıştırınca fark etti. faras sessizdi , sadece sertçe de olsa, koruma içgüdüsüyle, Santia'yı kolundan yakaladı ve itirazlarını duymadan lonca kapısının dışına çıkardı. hava karanlığı daha da koyulaşmıştı, yağmurun atıştırmaya başladığı gerçeği de netti. Faras, Santia'yı kapının karşısında bir duvara yasladı ve önünde durdu. fısıltı halinde konuşuyordu.
"Bak güzelim iltifatın için teşekkürler ama eğer bu sözleri benim ağır tepkim doğrultusunda o salonun ortasında söylemiş olsaydın şu ana nefes alamıyor olurdun. bu benim görevimdi ve yaptım, kaba olduğum için özürdilerim ama sen gerçekten bizim için değerli olacaksın..."
Santia haifçe dolan gözlerindeki yaşların serbest kalmasına izin vermedi ve başını sertçe sallayarak karanlıkta kaybolmak ve gitmeyi düşündüğü hana geçte olsa varabilmek için yürümeye başladı. Faras garip bir halde olduğunu hissediyordu ama bunu nasıl açıklayabileceğini de bilmiyordu. hayat hep sürprüzlerle doluydu. özellikle de bir hırsız için. kız uzaklaşırken, arkasından sadece kendinin duyabileceği bir sesle konuştu.
" Değerli olacaksın, hem de çok..."
"Sen eğer lanet bir loncanın, lanet işlerini yapmama için beni buraya ZORLA getirmeseydin, bu lanet duruma düşmeyecektim ve sen lanet olası yakışıklı olmanın hiç bir avantajı yok kaba, serseri,onursuz, saçma ve korkak bir adamsın."
Santia bunları nefes almadan söylemişti ve Faras nelere maruz kaldığını anlamak için gözünü salonda gezdirdi. Santia da ortamın sessizliğini, sinirini biraz yatıştırınca fark etti. faras sessizdi , sadece sertçe de olsa, koruma içgüdüsüyle, Santia'yı kolundan yakaladı ve itirazlarını duymadan lonca kapısının dışına çıkardı. hava karanlığı daha da koyulaşmıştı, yağmurun atıştırmaya başladığı gerçeği de netti. Faras, Santia'yı kapının karşısında bir duvara yasladı ve önünde durdu. fısıltı halinde konuşuyordu.
"Bak güzelim iltifatın için teşekkürler ama eğer bu sözleri benim ağır tepkim doğrultusunda o salonun ortasında söylemiş olsaydın şu ana nefes alamıyor olurdun. bu benim görevimdi ve yaptım, kaba olduğum için özürdilerim ama sen gerçekten bizim için değerli olacaksın..."
Santia haifçe dolan gözlerindeki yaşların serbest kalmasına izin vermedi ve başını sertçe sallayarak karanlıkta kaybolmak ve gitmeyi düşündüğü hana geçte olsa varabilmek için yürümeye başladı. Faras garip bir halde olduğunu hissediyordu ama bunu nasıl açıklayabileceğini de bilmiyordu. hayat hep sürprüzlerle doluydu. özellikle de bir hırsız için. kız uzaklaşırken, arkasından sadece kendinin duyabileceği bir sesle konuştu.
" Değerli olacaksın, hem de çok..."
Yaşam; ölümle onur arasında gidip gelen ince bir çizgiden ibaret..."Toprakla birim" kabul ediyorum bu sözü...
-
Ghost_OF_A_Rose
- Site Yazarı

- Posts: 338
- Joined: Wed Oct 08, 2003 10:00 am
- Contact:
Santia, hızla ve sinirle girdi hana. Hayatın lanet oyunlarından nefret ettiğine dair nefetle söylüyordu, hayat dolu bir şarkıyı. Acımıyordu sözlerin güzelliğine ve içtenliğine. her zaman ki masasına oturdu ve hancıya bir işaret yaptı. iki dakika sonra masasında büyük bir bardak bira duruyordu....
Kendini hiç iyi hissetmediğini gözleri anlatıyordu. Hancı bunu anladığında hiç konuşmamanın daha iyi olacağını biliyordu. Bu handa sinirlenen Santia'nın neler yapabileceğini herkes biliyordu.
Etrafa gözlerini gezdirdiğinde, kalabalığın farkına henüz vardığını gözledi. üstelik bir kavganın kıvılcımları parlıyordu ileriki masalardan birinde. iki askerdi bunlar. ki fazla geçmemişti ki Santia'nın gözlemi gerçekleşti. biri sandalyeyi devirerek kalktı ayağa. diğeri ise kılıcını çekti hızla kınından. Santia kaderin kendisini zorladığına yemin edebilirdi. tam birbirlerine gireceklerken kapıdan giren bir asker, ikisinin de bileklerinde tuttu. bu asker Santia'nın gözlerin kışlada büyülendiği askerdi. kendine inamıyordu. Tanrı fena halde kötü bir oyun oynuyordu ama arada hiç beklemediğin bir anda, tüm kötü yaşantıları silip atıyordu. Asker ikisinin de ellerinden kılıçlarını düşürmelerini sağladı. sonra ikisini de iki yana itti ve kaşları çatık bir halde, güçlü bir sesle konuştu.
"Beyler bu şehrin askerlerinin birbiri arasında kavga ettiği nerede görülmüş? derdiniz ne?"
Santia gözlerinin takılı kaldığını kafaya takmadan, içer gibi seyrediyordu askerin hareketlerini. Söylenenleri de duymamıştı zaten. ama askerin gözünün kendine takılmış olmasını da yabana atmadı...
Kendini hiç iyi hissetmediğini gözleri anlatıyordu. Hancı bunu anladığında hiç konuşmamanın daha iyi olacağını biliyordu. Bu handa sinirlenen Santia'nın neler yapabileceğini herkes biliyordu.
Etrafa gözlerini gezdirdiğinde, kalabalığın farkına henüz vardığını gözledi. üstelik bir kavganın kıvılcımları parlıyordu ileriki masalardan birinde. iki askerdi bunlar. ki fazla geçmemişti ki Santia'nın gözlemi gerçekleşti. biri sandalyeyi devirerek kalktı ayağa. diğeri ise kılıcını çekti hızla kınından. Santia kaderin kendisini zorladığına yemin edebilirdi. tam birbirlerine gireceklerken kapıdan giren bir asker, ikisinin de bileklerinde tuttu. bu asker Santia'nın gözlerin kışlada büyülendiği askerdi. kendine inamıyordu. Tanrı fena halde kötü bir oyun oynuyordu ama arada hiç beklemediğin bir anda, tüm kötü yaşantıları silip atıyordu. Asker ikisinin de ellerinden kılıçlarını düşürmelerini sağladı. sonra ikisini de iki yana itti ve kaşları çatık bir halde, güçlü bir sesle konuştu.
"Beyler bu şehrin askerlerinin birbiri arasında kavga ettiği nerede görülmüş? derdiniz ne?"
Santia gözlerinin takılı kaldığını kafaya takmadan, içer gibi seyrediyordu askerin hareketlerini. Söylenenleri de duymamıştı zaten. ama askerin gözünün kendine takılmış olmasını da yabana atmadı...
Yaşam; ölümle onur arasında gidip gelen ince bir çizgiden ibaret..."Toprakla birim" kabul ediyorum bu sözü...
-
Ghost_OF_A_Rose
- Site Yazarı

- Posts: 338
- Joined: Wed Oct 08, 2003 10:00 am
- Contact:
Herşey yatıştığında, askerler gitmeye karar vermiş, sadece Santia'nın gözünü alan asker kalmıştı. hancı olayın başlamadan bitmiş olmasına fazlasıyla mutluydu. Santia hala gözlerini siyah saçlı askerden ayırmamıştı. Aynı tepkiyi oda veriyordu. asker yavaşça Santia'nın masasına yaklaştı ve muhteşem bir tebessümle baktı. Sesi kulak okşayıcıydı.
"Bayan affedin ama sizi bir yerden tanıyor muyum?"
Santia irkilmişti ve ne yapacağını bilemiyor halinden dolayı bardağını devirmişti. sonra da ayağa fırlamıştı, biranın üstüne dökülmesini engellemek için. ve kendini toparlayabildiğine karar verdiğin de konuştu. Sesi titriyordu.
"Hayır bayım, sanmıyorum."
Asker, Santia'nın sakarlığına hafif tebessüm etmiş, karşılık hoşuna gitmişti. zarifçe elini uzattı ve bekledi.
"O zaman bundan sonra ki karşılaşmamızda, tanışmış olalım. Ben Edgar."
Santia bir an dilini yutacağını sanmıştı ama elini uzattı, heyecandan tirtir titriyordu. Edgar eli zarifçe tuttu ve dudaklarını zarifçe dokundurdu. Santia kıpkırmızı olduğunu düşündüğü o anda titrek bir sesle cavp verdi.
"Bende Santia."
"Memnun oldum bayan."
Edgar tam arkasını dönüp gitmek üzereyken, Santia cesaretini toplayıp, konuşabilmişti yeniden.
"şey bana eşlik etmek ister misiniz?"
"Memnuniyetle...."
"Bayan affedin ama sizi bir yerden tanıyor muyum?"
Santia irkilmişti ve ne yapacağını bilemiyor halinden dolayı bardağını devirmişti. sonra da ayağa fırlamıştı, biranın üstüne dökülmesini engellemek için. ve kendini toparlayabildiğine karar verdiğin de konuştu. Sesi titriyordu.
"Hayır bayım, sanmıyorum."
Asker, Santia'nın sakarlığına hafif tebessüm etmiş, karşılık hoşuna gitmişti. zarifçe elini uzattı ve bekledi.
"O zaman bundan sonra ki karşılaşmamızda, tanışmış olalım. Ben Edgar."
Santia bir an dilini yutacağını sanmıştı ama elini uzattı, heyecandan tirtir titriyordu. Edgar eli zarifçe tuttu ve dudaklarını zarifçe dokundurdu. Santia kıpkırmızı olduğunu düşündüğü o anda titrek bir sesle cavp verdi.
"Bende Santia."
"Memnun oldum bayan."
Edgar tam arkasını dönüp gitmek üzereyken, Santia cesaretini toplayıp, konuşabilmişti yeniden.
"şey bana eşlik etmek ister misiniz?"
"Memnuniyetle...."
Yaşam; ölümle onur arasında gidip gelen ince bir çizgiden ibaret..."Toprakla birim" kabul ediyorum bu sözü...
-
Ghost_OF_A_Rose
- Site Yazarı

- Posts: 338
- Joined: Wed Oct 08, 2003 10:00 am
- Contact:
uzun bir akşam geçirmişti Santia. mutşu ve çok huzurlu bir akşam. Tüm olanlara rağmen içinde ki nefret ve kızgınlık ateşine su serpen bir mutluluk yaşamıştı. Ellerini deri ceketinin cebine sokmuş yüzüyordu. duran yağıştan sonra hava daha da soğumuştu. nereye gideceğini bilmeden ilerliyordu. Genelde hanlarda kalırdı ama bugün herhangi bir handa kalabilecek kadar güvende hissetmiyordu kendisini. tam adımlarını hızlandırmıştı ki kendisini çağıran bir ses duydu fısıltı halinde. sesin geldiği yöne döndü. baktığı yer iyice karanlıkta kalmış olan kısımdı. oradan sarı saçları omuzlarına dökülen, bembeyaz tenli bir kız çıktı. parmağını dudaklarına götürmüş sessiz olmasını söylüyordu. zaten Santia da fısıltıyla konuştu...
"Sonjia, burada ne arıyorsun?"
"Seni tabii ki aptal kız, yürü."
Sonjia, Santia'nın kolundan tutup çekiştirmeye başladığında, Santia onu daha fazla yormamak için yürümeye başladı.
"Sonjia beni nereye götürüyorsun?"
"şu köşe de seni bekleyen biri var..."
"Kim?"
"Bilmiyorum adı Farasmış...."
"Sonjia, burada ne arıyorsun?"
"Seni tabii ki aptal kız, yürü."
Sonjia, Santia'nın kolundan tutup çekiştirmeye başladığında, Santia onu daha fazla yormamak için yürümeye başladı.
"Sonjia beni nereye götürüyorsun?"
"şu köşe de seni bekleyen biri var..."
"Kim?"
"Bilmiyorum adı Farasmış...."
Yaşam; ölümle onur arasında gidip gelen ince bir çizgiden ibaret..."Toprakla birim" kabul ediyorum bu sözü...
-
Ghost_OF_A_Rose
- Site Yazarı

- Posts: 338
- Joined: Wed Oct 08, 2003 10:00 am
- Contact:
Santia pek karşı koymadan ilerledi gitmesi gerek yöne. Faras bir duvara yaslanmış, kukuletası başında, bir bacağını kırmış, ayağını yaslamıştı. gözleri yerdeydi ama ayak seslerini duyduğunda kafasını kaldırdı. Santia hızla onun önüne geçti ve kendisinden uzun olan adamın gözlerinin içine odaklanmak için başını hafifçe kaldırdı. Sesi kızgındı ama alt düşünce de muzurluk vardı.
"Ne var?"
"Vav ne kadar müthiş bir merhaba bu!"
"Tekrar sormam ne var?"
"Seninle konuşmama gerekiyordu ve işte seni buldum. şimdi gel benimle...lütfen."
Santia başta hoşuna gitmeyen bir fikir duyduğunu anlatan mimikler yapsada onu izleyeceğini söyleyen bir halde başını sallar. Sonjia'ya veda eder ve Faras'ı izler. faras yürürken yanına geçmiştir ve sokaklarda ki tek ses onların nefes ve ayak sesleridir. Ama bu sessizlik Santia ile bozulur.
"Neden bu kadar acımasızsın?"
"Acımasız mı? aaaaa yapma, ben mi?"
"Evet öylesin. Sert ve acımasız."
"Bilmem daha önce bunu söyleyen hiç olmadı."
"O zaman bana böylesin."
"Belki de olmaması gereken bir şeyin olmasını engellemek istediğimdendir."
"Nasıl yani?"
"Boş ver....nasılsa yeri gelir...."
Bu sözden sonra Santia cümlelerin anlamlarını çömeye çabalıyor, Faras ise ağzından bir şey kaçırıp kaçırmadığını düşünüyordu. Sessizdiler ama ruhları konuşmaya başlmaıştı. Hiç beklemedikleri kişilerdiler birbirleri için ve hiç beklenmedik bir yerde, hiç beklenmedik, olmaması gereken hislerdi kalplerinde oluşmaya başlayanlar...
"Ne var?"
"Vav ne kadar müthiş bir merhaba bu!"
"Tekrar sormam ne var?"
"Seninle konuşmama gerekiyordu ve işte seni buldum. şimdi gel benimle...lütfen."
Santia başta hoşuna gitmeyen bir fikir duyduğunu anlatan mimikler yapsada onu izleyeceğini söyleyen bir halde başını sallar. Sonjia'ya veda eder ve Faras'ı izler. faras yürürken yanına geçmiştir ve sokaklarda ki tek ses onların nefes ve ayak sesleridir. Ama bu sessizlik Santia ile bozulur.
"Neden bu kadar acımasızsın?"
"Acımasız mı? aaaaa yapma, ben mi?"
"Evet öylesin. Sert ve acımasız."
"Bilmem daha önce bunu söyleyen hiç olmadı."
"O zaman bana böylesin."
"Belki de olmaması gereken bir şeyin olmasını engellemek istediğimdendir."
"Nasıl yani?"
"Boş ver....nasılsa yeri gelir...."
Bu sözden sonra Santia cümlelerin anlamlarını çömeye çabalıyor, Faras ise ağzından bir şey kaçırıp kaçırmadığını düşünüyordu. Sessizdiler ama ruhları konuşmaya başlmaıştı. Hiç beklemedikleri kişilerdiler birbirleri için ve hiç beklenmedik bir yerde, hiç beklenmedik, olmaması gereken hislerdi kalplerinde oluşmaya başlayanlar...
Yaşam; ölümle onur arasında gidip gelen ince bir çizgiden ibaret..."Toprakla birim" kabul ediyorum bu sözü...
-
Ghost_OF_A_Rose
- Site Yazarı

- Posts: 338
- Joined: Wed Oct 08, 2003 10:00 am
- Contact:
"Patron bunu öğrenmenin iyi olacağını düşündüğü için, iş içindeki grupları ve tarikatları tanıtmam gerektiğini söyledi." Dedi Faras.
Santia bu işin ciddiyetini bu cümleden sonra daha da bir kavramıştı. Faras'ın yüz ifadesi ve mimikleriyle, ses tonlaması da buna işaretti.Santia bugünü yaşadıktan sonra hayatının eskisi gibi olmayacağını düşünmeye başlamıştı. Haklıydı da....
Ses tonuna dikkat ederek ve biraz da gecenin sessizliğine inat fısıltı halinde başladı cümlesine.
"Bu iş bu kadar geniş mi?"
"Evet tahmin ettiğinden de fazla kişi var. Bir okadar fazla hırsız ve süikastçi."
"Süikastçi mi? ne alaka?"
"Bu iş sadece çalmakla ilgili değil Santia bunu iyi kavra."
"İyi de ben çalarım benim işim bu. Eğer başka işlerle ilgiliyse neden buradayım?"
"Ã?ünkü gizli yolları bu şehirde senden iyi bilen yok."
"Anlaşıldı rehberlik yapacağız yani. peki kimler var ve bu iş ne?"
"Gri Yılanlar tarikatı ve benzeri bir kaç şehir tarikatı daha. Kunduzlar yani hırsız loncası ve Kanlı asa...."
"Büyücüler....."
"Evet ta kendileri."
"Eee bu işte büyücülerin bile parmağı varsa...ciddi bir şey galiba."
"Dedim ya düşünebileceğinden de fazla..."
Santia bu işin ciddiyetini bu cümleden sonra daha da bir kavramıştı. Faras'ın yüz ifadesi ve mimikleriyle, ses tonlaması da buna işaretti.Santia bugünü yaşadıktan sonra hayatının eskisi gibi olmayacağını düşünmeye başlamıştı. Haklıydı da....
Ses tonuna dikkat ederek ve biraz da gecenin sessizliğine inat fısıltı halinde başladı cümlesine.
"Bu iş bu kadar geniş mi?"
"Evet tahmin ettiğinden de fazla kişi var. Bir okadar fazla hırsız ve süikastçi."
"Süikastçi mi? ne alaka?"
"Bu iş sadece çalmakla ilgili değil Santia bunu iyi kavra."
"İyi de ben çalarım benim işim bu. Eğer başka işlerle ilgiliyse neden buradayım?"
"Ã?ünkü gizli yolları bu şehirde senden iyi bilen yok."
"Anlaşıldı rehberlik yapacağız yani. peki kimler var ve bu iş ne?"
"Gri Yılanlar tarikatı ve benzeri bir kaç şehir tarikatı daha. Kunduzlar yani hırsız loncası ve Kanlı asa...."
"Büyücüler....."
"Evet ta kendileri."
"Eee bu işte büyücülerin bile parmağı varsa...ciddi bir şey galiba."
"Dedim ya düşünebileceğinden de fazla..."
Yaşam; ölümle onur arasında gidip gelen ince bir çizgiden ibaret..."Toprakla birim" kabul ediyorum bu sözü...
-
Ghost_OF_A_Rose
- Site Yazarı

- Posts: 338
- Joined: Wed Oct 08, 2003 10:00 am
- Contact:
"Bir kılıçla ilgisi var bu işin."Dedi Faras.
"Ne yani bu kadar adam bir kılıç için mi yıpratıyor kendini?"
Faras, Santia'nın soruş şeklinden hoşlanmıştı ama soru cevabı kendinin bile bilmediği tarzdandı. kafasını ona çevirdi ve gecenin karanlığında bile parlayan gözlerine odakladı bakışlarını. Santia dan karşılığını aldı ve konuşmaya devam etti.
"Bu sıradan bir demircinin sıeadan bir kılıcı değil Santia."
"Büyülü falan mı?"
"Hem de normal büyücülerin yapabileceği ve anlayabileceğinden daha güçlü bir büyüye sahip."
"Kunduzlar kılıcı çalma işini mi yapacaklar?"
"Sadece onu değil. Bizim bu kılıcın gideceği yere güvenle gitmesini sağlamak gibi bir görevimiz de var."
"Nereye gimtesi gerek?"
"Bu kısmını söylemem imkansız. Zaten bunu patron ve ben dışında kimse de bilmiyor...yani hırsızlar içinden."
"İyi de nereye gideceğini bilemediğim bir şeyi nasıl götürülmesi için rehberliğe tabî tutarım."
"Bu kısmı atla yeri geldiğinde öğrenirsin. Sadece sana şunu söyleyebilirim. Bol kan olan bir yere."
Santia, son cümlenin anlamına karşılık yüzünü buruşturdu ve konuyu kapatması için, Faras'a elini uzattı. sonra da yürümeye devam etmenin iyi olacağı fikriyle hızlanarak yola devam etti. Faras da adımlarını ona uydurmuştu. Bir süre sadece soğuğun etkisiyle ağızlarından buhar çıkacak kadar hızlı soluk seslerini duydular sadece. Faras bu işin büyüklüğünü henüz anlamaya çalıştığına emin olduğu Santia'ya kaydırıyordu gözlerini zaman zaman. Güzellik yanında farklı bir etkileyicilik sezmişti ondan. Kısa olan saçları bakışlarının net farkedilmesini sağlıyordu ve gözleri zaten güzel olan bu kızın bakışlarıdı aynı derecede etkileyiciliğe sahipti. Santia sessizlikten başının ağrımaya başladığını hissettiğinde konuşmanın iyi bir fikir olduğunu düşünmüştü.
"Size inanamıyorum beni nasıl lanet bir işe bulaştırdınız böyle.?"
"Merak etme hepimiz zaten tehlikede değil miyiz her zaman.?"
Santia acı bir gülümsemeyle ve baş döndürücü bir tavırla durdu ve baktı Faras'a. hızını düşürüp aniden duran faras'da bu bakışa karşılık verdi. Hisleri kördüğüm olmaya başlıyordu, bunu fark etmek güç değildi. Faras içinde Santia için de....
Santia ince ve bir o kadar efsunlu tonlamasıyla konuştu.
"Haklısın..."
"Ne yani bu kadar adam bir kılıç için mi yıpratıyor kendini?"
Faras, Santia'nın soruş şeklinden hoşlanmıştı ama soru cevabı kendinin bile bilmediği tarzdandı. kafasını ona çevirdi ve gecenin karanlığında bile parlayan gözlerine odakladı bakışlarını. Santia dan karşılığını aldı ve konuşmaya devam etti.
"Bu sıradan bir demircinin sıeadan bir kılıcı değil Santia."
"Büyülü falan mı?"
"Hem de normal büyücülerin yapabileceği ve anlayabileceğinden daha güçlü bir büyüye sahip."
"Kunduzlar kılıcı çalma işini mi yapacaklar?"
"Sadece onu değil. Bizim bu kılıcın gideceği yere güvenle gitmesini sağlamak gibi bir görevimiz de var."
"Nereye gimtesi gerek?"
"Bu kısmını söylemem imkansız. Zaten bunu patron ve ben dışında kimse de bilmiyor...yani hırsızlar içinden."
"İyi de nereye gideceğini bilemediğim bir şeyi nasıl götürülmesi için rehberliğe tabî tutarım."
"Bu kısmı atla yeri geldiğinde öğrenirsin. Sadece sana şunu söyleyebilirim. Bol kan olan bir yere."
Santia, son cümlenin anlamına karşılık yüzünü buruşturdu ve konuyu kapatması için, Faras'a elini uzattı. sonra da yürümeye devam etmenin iyi olacağı fikriyle hızlanarak yola devam etti. Faras da adımlarını ona uydurmuştu. Bir süre sadece soğuğun etkisiyle ağızlarından buhar çıkacak kadar hızlı soluk seslerini duydular sadece. Faras bu işin büyüklüğünü henüz anlamaya çalıştığına emin olduğu Santia'ya kaydırıyordu gözlerini zaman zaman. Güzellik yanında farklı bir etkileyicilik sezmişti ondan. Kısa olan saçları bakışlarının net farkedilmesini sağlıyordu ve gözleri zaten güzel olan bu kızın bakışlarıdı aynı derecede etkileyiciliğe sahipti. Santia sessizlikten başının ağrımaya başladığını hissettiğinde konuşmanın iyi bir fikir olduğunu düşünmüştü.
"Size inanamıyorum beni nasıl lanet bir işe bulaştırdınız böyle.?"
"Merak etme hepimiz zaten tehlikede değil miyiz her zaman.?"
Santia acı bir gülümsemeyle ve baş döndürücü bir tavırla durdu ve baktı Faras'a. hızını düşürüp aniden duran faras'da bu bakışa karşılık verdi. Hisleri kördüğüm olmaya başlıyordu, bunu fark etmek güç değildi. Faras içinde Santia için de....
Santia ince ve bir o kadar efsunlu tonlamasıyla konuştu.
"Haklısın..."
Yaşam; ölümle onur arasında gidip gelen ince bir çizgiden ibaret..."Toprakla birim" kabul ediyorum bu sözü...
-
Ghost_OF_A_Rose
- Site Yazarı

- Posts: 338
- Joined: Wed Oct 08, 2003 10:00 am
- Contact:
Santia Faras'ın onu hana bırakmasıyla anında odasına fırlamış ve kendini yatağa atmıştı. yorgunluk bedenini esir almıştı. han sakinleşmiş, kapanmasına ramak vardı. üzerini bile değişmedi sadece çizmelerini çıkardı ve örtünün altına girdi. uyku onu çabuk teslim aldı...acı çekeceği bir çok rüyayla ve belki de istemediği bir aşkın kelepçelerindeyken bilekleri...hissetmek istemediği bir çok şeyi hissetmek zorunda kalarak, nefret ederek ve büyük bir aşk duyarak....herşeye ve herkese...özel olana....
Uyanmak istemeyerek, gözlerini rahatsız eden güneş yüzünden kalktı yataktan. Esnedi ve vücudunu en son gelebileceği yere kadar gerip, arkaya doğru eydi. Uyku güzel gelmişti ve tam anlamıyla olmasa da vücudunu dinlenmiş hissediyordu. kalktı ve kahvaltı için aşağıya indi. han henüz dolmamıştı. şmünenin yanında, sabahın serinliğini üzerinden atmak için, ellerini ısıtmak isteyerk bir masaya oturdu. hancı kahvaltısını getirmişti bile. hergününü burada geçiren bu kıza çok alışmıştı belki de. Kızı olmamaış olmasının eksikliğini hissetmemeye başlıyordu. O tatlı bir kızdı onun yüreğince ve sıcak. kendisini genç hissettirecek kadar iyi kalpli ve neşeli..
"Günaydın Santia."
"Günaydın Len amca. Bu gün bayağı yakışıklı gözüküyorsun. bu özel bir gün mü.?"
Çok uzun boylu olmayan ve sarı saçları uzun, masmavi gözlerinin güzelliğinde, göbekli bir adam olmanın dezavantajlarını yaşayan bu adam biraz da utanarak baktı kızın güzel yüzüne.
"Evet denebilir. Ama öncesinde dünkü hana geldiğin çocuk kimdi?"
"vav ne kadar meraklı olmuşusz......önemli değil yani sanırım...boşver sonra anlatırım Len amca..zarar görmeyeceğinden emin olduğumda...şimdi irdeleme."
"Peki güzel kız dediğin gibi olsun. şimdi daha fazla yemek ister misin?"
"Yo hayır bu kadarı yeterde artar bile Len amca sağol. şimdi gitmeliyim zaten. Kendine iyi bak belki bu gece gelemeybilirim bile."
"Gelmeye çalış, sana alıştım sessizlik hiç çekilmez."
Santia, neşeyle Len'in yanından geçerken yanağına bir öpücük kondurdu ve koşarak dışarı çıktı. Kapının önünde durdu ve kendine çeki düzen verip, mutlu etmek için oluşturduğu mtluluğunu yok edip eskisine dönerek, ciddi bakışlarını etrafta gezdirdi. Gidiceği, getmesi gerktiği yeri iyi biliyordu ve yokuştan aşağı inmeye başladı...farkında olmadan için içine sığmayarak. Bakacağı gözleri düşleyerek belki de...
Uyanmak istemeyerek, gözlerini rahatsız eden güneş yüzünden kalktı yataktan. Esnedi ve vücudunu en son gelebileceği yere kadar gerip, arkaya doğru eydi. Uyku güzel gelmişti ve tam anlamıyla olmasa da vücudunu dinlenmiş hissediyordu. kalktı ve kahvaltı için aşağıya indi. han henüz dolmamıştı. şmünenin yanında, sabahın serinliğini üzerinden atmak için, ellerini ısıtmak isteyerk bir masaya oturdu. hancı kahvaltısını getirmişti bile. hergününü burada geçiren bu kıza çok alışmıştı belki de. Kızı olmamaış olmasının eksikliğini hissetmemeye başlıyordu. O tatlı bir kızdı onun yüreğince ve sıcak. kendisini genç hissettirecek kadar iyi kalpli ve neşeli..
"Günaydın Santia."
"Günaydın Len amca. Bu gün bayağı yakışıklı gözüküyorsun. bu özel bir gün mü.?"
Çok uzun boylu olmayan ve sarı saçları uzun, masmavi gözlerinin güzelliğinde, göbekli bir adam olmanın dezavantajlarını yaşayan bu adam biraz da utanarak baktı kızın güzel yüzüne.
"Evet denebilir. Ama öncesinde dünkü hana geldiğin çocuk kimdi?"
"vav ne kadar meraklı olmuşusz......önemli değil yani sanırım...boşver sonra anlatırım Len amca..zarar görmeyeceğinden emin olduğumda...şimdi irdeleme."
"Peki güzel kız dediğin gibi olsun. şimdi daha fazla yemek ister misin?"
"Yo hayır bu kadarı yeterde artar bile Len amca sağol. şimdi gitmeliyim zaten. Kendine iyi bak belki bu gece gelemeybilirim bile."
"Gelmeye çalış, sana alıştım sessizlik hiç çekilmez."
Santia, neşeyle Len'in yanından geçerken yanağına bir öpücük kondurdu ve koşarak dışarı çıktı. Kapının önünde durdu ve kendine çeki düzen verip, mutlu etmek için oluşturduğu mtluluğunu yok edip eskisine dönerek, ciddi bakışlarını etrafta gezdirdi. Gidiceği, getmesi gerktiği yeri iyi biliyordu ve yokuştan aşağı inmeye başladı...farkında olmadan için içine sığmayarak. Bakacağı gözleri düşleyerek belki de...
Yaşam; ölümle onur arasında gidip gelen ince bir çizgiden ibaret..."Toprakla birim" kabul ediyorum bu sözü...
-
Ghost_OF_A_Rose
- Site Yazarı

- Posts: 338
- Joined: Wed Oct 08, 2003 10:00 am
- Contact:
GÃ?REV BAşLIYOR
Santia, hızlı adımlarla ilerledi loncaya doğru. gök yüzü aydınlıkken masum bir handan başka bir görüntü sezilmiyordu ama kimse burasının kunduzlara ait olduğunu bilemezdi. "Kunduzlar" şehir de hırsızlar arasında (loncaya bağlı olanlar için) bir parola niteliği taşıyordu. Özellikle de "hırsız" kelimsenin kibar olmadığını düşünenler için...
Hana girdi ve merdivenlerden aşağıya indi. alt katta bir tahta kapı bekliyordu onu. sertçe vurdu ve uzun olmayan bir zaman bekledi. Kapı, geçen gece gördüğü kızıl saçlı, iri adam tarafından açıldı. Adam hiç bir şey sormadı gülümsedi ve içeri buyur etti. Santia konuşmadan girdi. Bekledi ve adamın önüne geçmesine izin verdi. Onu takip etti. Acelesi varmış gibi yürüyordu. o da ona ayak uydurdu. Ã?nceki geldiğinden farklı bir yere saptı ve bir odanın kapısını Kızıl saçlı hırsızın açmasıyla içeri girdi. İçeri de uzunlamasına duran, oval bir masa vardı ve Tüm sandalyeleri dolduracak kadar da hırsız. Ã?oğu erkekti. İki bayan gözüne çarpmıştı. Yaklaşık 20 kişi olduklarını tahmin etti. Başıyla selam verip tek kalmış boş sandalyeye oturdu. Faras bura gelmesini söylediğinde bunun bu kadar ciddi bir toplantı olacağını düşünmemişti. Bu arada patron dedikleri adam da en baştaydı. İlk konuşan da o oldu.
"İşte bayanlar baylar bahsettiğim bayan bu."
Herkes Santia'ya döndü ve inceledi. Santia bu rahatsız edici ilgi çekmeden hoşlanmamıştı ama ağırca tekrar selam verdi.
"Rehberimiz o olacak."
"Kuzeyde..." diye söze karıştı Faras.
"A evet" içtenlikle lafını düzeltti patron denen adam. Sonra devam etti.
"Kuzey de Santia rehberimiz olacak, Doğu da Faras sizi yönlendirecek."
Santia neye bulaştığını düşünürken, uzun sapsarı saçlaryla ıfak tefek ama güzel bir kadın kaltı ayağa konuşmak için. Yüzünde tehlikeli bir güzelliğin izleri vardı.
"Güney ve batı?"
"Onlar biz de değil Mina..."
"Kimde?" soru Santia dan çıkmıştı ve yeniden herkesin dikkatini çektiğini fark ettiğinde artık çok geçti.
"Güney gri yılanların....ve..."
"Yani süikastçiler...."
"Evet Santia süikastçiler....batı ise kanlı asa."
Toplantı verilen bilgiler ve tartışılan konularla devam etti. bittiğinde ise herkes gitmek için sabırsızlanıyormuş gibiydi. iki gün sonrasında yola çıkılacağı kararlaştırılmıştı ama Santia dışında kimse bu işten çekinmiyor gibiydi. Faras, Santia odadan çıkarken arkasından çıktı ve adımlarını biraz daha hızlı kılarak yanına geçti.
"Hala aklında sorular var öyle değil mi?"
"Evet çok mu belli ediyorum?"
"Biraz....yani benim fark edebileceğim kadar."
"Beni çok iyi tanımaya başladığını ima eden bir cümle olarak mı algılamalıyım?"
"Tanımaya çalıştığımı..."
"Peki Faras benim bu işte ciddi sorularım ve bunları da sen cevaplayacaksın."
"Ã?yle mi? Neden benim haberim yok."
"şimdi oldu işte. İki gün öncesinden haber versem hazırlık mı yapacaktın? Hadi gel benimle...."
Santia, faras'ın karşı çıkmayacağından emin olarak, kolundan tuttu ve çekiştirerek ilerlemeye başladı. Biraz sonra yola çıktıklarında yanyana yürüyorlardı. Santia'a neden bunu yaptığını bilmiyordu. Lanet bir işin içine düşmüştü ve başı beladaydı...
Santia, hızlı adımlarla ilerledi loncaya doğru. gök yüzü aydınlıkken masum bir handan başka bir görüntü sezilmiyordu ama kimse burasının kunduzlara ait olduğunu bilemezdi. "Kunduzlar" şehir de hırsızlar arasında (loncaya bağlı olanlar için) bir parola niteliği taşıyordu. Özellikle de "hırsız" kelimsenin kibar olmadığını düşünenler için...
Hana girdi ve merdivenlerden aşağıya indi. alt katta bir tahta kapı bekliyordu onu. sertçe vurdu ve uzun olmayan bir zaman bekledi. Kapı, geçen gece gördüğü kızıl saçlı, iri adam tarafından açıldı. Adam hiç bir şey sormadı gülümsedi ve içeri buyur etti. Santia konuşmadan girdi. Bekledi ve adamın önüne geçmesine izin verdi. Onu takip etti. Acelesi varmış gibi yürüyordu. o da ona ayak uydurdu. Ã?nceki geldiğinden farklı bir yere saptı ve bir odanın kapısını Kızıl saçlı hırsızın açmasıyla içeri girdi. İçeri de uzunlamasına duran, oval bir masa vardı ve Tüm sandalyeleri dolduracak kadar da hırsız. Ã?oğu erkekti. İki bayan gözüne çarpmıştı. Yaklaşık 20 kişi olduklarını tahmin etti. Başıyla selam verip tek kalmış boş sandalyeye oturdu. Faras bura gelmesini söylediğinde bunun bu kadar ciddi bir toplantı olacağını düşünmemişti. Bu arada patron dedikleri adam da en baştaydı. İlk konuşan da o oldu.
"İşte bayanlar baylar bahsettiğim bayan bu."
Herkes Santia'ya döndü ve inceledi. Santia bu rahatsız edici ilgi çekmeden hoşlanmamıştı ama ağırca tekrar selam verdi.
"Rehberimiz o olacak."
"Kuzeyde..." diye söze karıştı Faras.
"A evet" içtenlikle lafını düzeltti patron denen adam. Sonra devam etti.
"Kuzey de Santia rehberimiz olacak, Doğu da Faras sizi yönlendirecek."
Santia neye bulaştığını düşünürken, uzun sapsarı saçlaryla ıfak tefek ama güzel bir kadın kaltı ayağa konuşmak için. Yüzünde tehlikeli bir güzelliğin izleri vardı.
"Güney ve batı?"
"Onlar biz de değil Mina..."
"Kimde?" soru Santia dan çıkmıştı ve yeniden herkesin dikkatini çektiğini fark ettiğinde artık çok geçti.
"Güney gri yılanların....ve..."
"Yani süikastçiler...."
"Evet Santia süikastçiler....batı ise kanlı asa."
Toplantı verilen bilgiler ve tartışılan konularla devam etti. bittiğinde ise herkes gitmek için sabırsızlanıyormuş gibiydi. iki gün sonrasında yola çıkılacağı kararlaştırılmıştı ama Santia dışında kimse bu işten çekinmiyor gibiydi. Faras, Santia odadan çıkarken arkasından çıktı ve adımlarını biraz daha hızlı kılarak yanına geçti.
"Hala aklında sorular var öyle değil mi?"
"Evet çok mu belli ediyorum?"
"Biraz....yani benim fark edebileceğim kadar."
"Beni çok iyi tanımaya başladığını ima eden bir cümle olarak mı algılamalıyım?"
"Tanımaya çalıştığımı..."
"Peki Faras benim bu işte ciddi sorularım ve bunları da sen cevaplayacaksın."
"Ã?yle mi? Neden benim haberim yok."
"şimdi oldu işte. İki gün öncesinden haber versem hazırlık mı yapacaktın? Hadi gel benimle...."
Santia, faras'ın karşı çıkmayacağından emin olarak, kolundan tuttu ve çekiştirerek ilerlemeye başladı. Biraz sonra yola çıktıklarında yanyana yürüyorlardı. Santia'a neden bunu yaptığını bilmiyordu. Lanet bir işin içine düşmüştü ve başı beladaydı...
Yaşam; ölümle onur arasında gidip gelen ince bir çizgiden ibaret..."Toprakla birim" kabul ediyorum bu sözü...
-
Ghost_OF_A_Rose
- Site Yazarı

- Posts: 338
- Joined: Wed Oct 08, 2003 10:00 am
- Contact:
"Siyah taş" hanına girmişlerdi ve bir masaya oturup kendilerine birer kupa bira söylemişlerdi. Han oldukça kalbalıktı ve belki de fazlasıyla. Bu nedenle rahat konuşabilecekleri bir ortam oluşturuyordu. Faras birasından bir damla almamaıştı, birasını içen Santia daydı gözü. Takılı kalmıştı ve etkileyiciliğine çok kez aklından geçiren biri olarak iyi bir fırsattı. Santia birasından susuzluğunu giderecek kadar içtiğinde dirseklerini masaya koydu ve yüzünü avuçlarının içine aldı. Gözlerinde farklı bir ışıltı vardı.
"Neden batı onlarda?"
Faras birden bire gelen bu soruya ciddi anlamda şaşırmıştı. Arasına yaslandı ve şaşkınlığını dile getirdi.
"Nasıl yani?"
"Bak...ya siz bu şehri ciddi amnlamda tanımıyorsunuz. Ya da zamanın da sadece doğuyla ilgilenmişsiniz."
"Bir daha sormam baştan söyle şunu, ne demek bu?"
"Bu şehrin iki ana kontrol yönü vardır. Biri doğu bunu zaten elimizde tutmuşuz ve diğeri batı. Üstelik batı kenel anlamda doğuya da hakimiyet sağlayabilecek kadar avantajlı konumlara sahip."
Konuşma Faras'ın ilgisini çekmişti. Masaya yaklaştı ve Santia gibi ellerini masaya koydu. Birasının kokusunu alabiliyordu ama konuya kendini kaptırmıştı. Bu kız tahmin ettiklerinden daha çok şey biliyordu...
"Neden batı onlarda?"
Faras birden bire gelen bu soruya ciddi anlamda şaşırmıştı. Arasına yaslandı ve şaşkınlığını dile getirdi.
"Nasıl yani?"
"Bak...ya siz bu şehri ciddi amnlamda tanımıyorsunuz. Ya da zamanın da sadece doğuyla ilgilenmişsiniz."
"Bir daha sormam baştan söyle şunu, ne demek bu?"
"Bu şehrin iki ana kontrol yönü vardır. Biri doğu bunu zaten elimizde tutmuşuz ve diğeri batı. Üstelik batı kenel anlamda doğuya da hakimiyet sağlayabilecek kadar avantajlı konumlara sahip."
Konuşma Faras'ın ilgisini çekmişti. Masaya yaklaştı ve Santia gibi ellerini masaya koydu. Birasının kokusunu alabiliyordu ama konuya kendini kaptırmıştı. Bu kız tahmin ettiklerinden daha çok şey biliyordu...
Yaşam; ölümle onur arasında gidip gelen ince bir çizgiden ibaret..."Toprakla birim" kabul ediyorum bu sözü...
Who is online
Users browsing this forum: No registered users and 0 guests