Kısa bir hikaye...
Zalim bir karanlığın içinde sıkışmışçasına havası ağır, yıldızsız bir gece şehri kucaklamıştı. şiddetli rüzgar camları takırdatıyor, dükkan kepenklerini sarsıyor, çöp bulutlarını küme halinde uçuruyordu. Gecenin bu saatinde şehir olabildiğince sessizdi. Ã?oğu insan evlerinde, yataklarında, koltuklarında veya masa başında, huzurlumu kabuslumu bilinmeyen uyku alemine dalmıştı... İki kişi hariç...
Yüksek binalardan birisinin tepesinde gecenin derin karanlığına zıt beyaz bir elbisenin etekleri dalgalanıyordu. Kolları çıplaktı ama soğuğu hissetmiyormuş gibi gözüküyordu. Tam arkasında gece kadar siyah pelerinin içinde, pırlantalardan işlenmiş göz maskesi olan kadın duruyordu. İkisi de oldukça sessizdi....
Beyaz elbiseli kız, bir süre daha sessizce yüksekten şehri seyretti. Bir kaç pencere pırıltısı dışında hiç bir ışık yoktu. Biraz daha aşağı sarktıktan sonra çatının üstüne çöktü, dirseklerini dizlerine sarıp oluşan boşluğa kafasını dayayıp sessiz hıçkırıklarla kilitlenerek ağlamaya başladı. Pırlanta maskeli kadın kollarını kıza sardı. Bu hem kızın acısını hafifletme, hem de sert bir rüzgarla çatıdan düşmesini engellemek içindi... Çok ağır bir acıyı paylaşayan iki kişi, kör gökyüzünün altında, sessiz ve hazindi. Sonunda kızın kollarını okşayarak fısıldadı.
"Hala geçmedimi tatlım?"
"Hayır..."
"Ã?şümüyormusun?"
"Hissetmiyorum..."
"Ne düşünüyorsun?"
"Hiç bir şey... şimdilik. Henüz çok taze..."
Bir süre daha sessizlik... Sonunda dayanamayan kız sordu...
"Ölüm maskesi, sence dünyada gerçekten, gerçek olanlardan bir tanesi kalmışmıdır?"
"Sanırım bir yerlerde vardır... Sende de vardı ya canım..."
"Biliyorum. Ama bir daha olmayacak değil mi?"
"Bunu bende bilemem... Sana şarkı söylememi istermisin?"
Kurumuş boğazından ses çıkmayan kız sadece başını salladı. Bunun üzerine Ölüm Maskesi, sadece onun için (ki bunu çok nadir yapardı), güzel flütümsü sesiyle, gecenin rüzgarını bile bastıran melodisiyle söylenebilecek en güzel şarkıyı söyledi...
"Sevgiyle dolup taşmış bir bardak istiyorum
Kalbimi doldurmaya yeterli olmasa bile
Sevgiyle dolup taşmış bir fıçı istiyorum
Kalbimi doldurmaya yeterli olmadığını bilsem bile
Sevgiyle dolu bir nehir istiyorum, ama sonra
Biliyorum ki delikler kalacak
Sevgiyle dolu bir okyanus istiyorum
Deliklerin kalacağını bilsem bile
Ve bu delik deşik kalp biliyor ki
Sadece iyilik onun deliklerini doldurabilir
Ve sevgi gözyaşlarımı kurulayabilir
Tıpkı acının yok olması gibi
Bir mucizeye ihtiyacım var, birinin acımasına değil
Ondan bir damla sevgi ve işte kalbim coşku içinde
Sevgimizin beni gönderdiği yer
Büyük ihtimalle beni bitirecek
Bir mucizeye ihtiyacım var, birinin acımasına değil
Kalbimi sevgiyle doldur
Oh, inanamayacaksın ne kadar
Az yetecek tamamen iyileşmeme
Bu hislerin ötesinde görmezden gelemeyeceğim
Bir mucizeye ihtiyacım var
Ve umduğum şey de bu
Hiçkimsenin sevgisi yetmez; ama
Onunki yeter bu boşluğu doldurmaya
Neye ihitaycım varsa onu ver
Kalbimi bu ızdıraptan kurtarmak için"
Kızın yeniden kilitlenerek hıçkırdığını fark ettiğinde, ona daha sıkı sarıldı Ölüm Maskesi, artık donma derecesine gelmiş kollarına pelerinini sardı.
"Hadi gel biraz yürüyelim. Belki sana iyi gelir..."
Ã?atıdan aşağı atladılar. Gece lambaları yanmadığı için sokak daha da karanlıktı. Sadece Ölüm Maskesi'nin kendisinden ışıldıyormuş gibi gözüken pırlantaları hafif bir aydınlık veriyordu. Kız bir süre yolda tökezledi.
"Bu kadar karanlık olmak zorunda mı?"
"Tatlım, eskiden de buradaydın. Uzun zaman güneşin batmadığı bir yerden, bırak güneşin doğması yıldız ışığına bile hasret kalınan saf karanlığın içine düştün. Sadece alışmaya çalış..."
"Çok zor olacak."
"Mutsuz olduğunu biliyorum ama... Dayanmalısın..."
Bir süre sessizce sokakları dolaştılar. Rüzgar artık dinmişti, güneş doğmamasına rağmen insanlar için sabahtı ve işlerine, okullarına gitmek için evden çıkmaya başlamışlardı. Sokaklarda volta atan görüntü onlar için korkunçtu. Yüzü pırlanta kaplı Ölüm Maskesi, onlar için görünmezdi. Tek gördükleri beyaz elbisesi ve çıplak ayaklarıyla ağır adımlarla yürüyen kızdı. Tabii ki bunda korkunç bir görüntü yoktu, sadece kızın kalbi olması yerde açılan büyük, kanayan yaranın içinde gözüken boş göğüs kafesi hariç... Bunu anladığında evine dönmek için adımlarını geri çevirdi. Ölüm Maskesi hala pelerinini üzerine dolamış, sessizce onu takip ediyordu.
"Tatlım, bundan kaçamazsın. Yüzleşmek zorundasın!"
"Lütfen. Alışmama izin ver."
"Ne kadar çabuk alışırsan o kadar iyi..."
"Bunu düşünmek bile istemiyorum."
"Hepsi senin için..."
Ev dediği küçük üst kat dairesi dağınıktı. Ölüm Maskesi, biraz da zorla kızı yatağına yatırdı. Ve ona tekrardan aynı şarkıyı söyledi. Az sonra kız huzursuz - belii ki kabuslarla dolu - uykusuna daldığında eğilip alnından öptü.
"Hepsi senin için meleğim... Hepsi kalbini geri kazanıp bir daha buraya dönmemek üzere güneşin asla batmadığı güzel diyarlara gitmen için. Sen sadece gözlerini kapat ve acını unut... Senin yerine ben geçeceğim ve geri kazanman için ne gerekiyorsa yapacağım. Bu kendimi feda etmek demek olsa bile... Biliyorum ki, senin için, kazanacağın mutluluk için bu değecek. Acı çekmene izin vermeyeceğim. Sen sadece uyu..."
Kızın üstünü örten siyah melek, ona camdan son bir kez bakarak aşağı atladı. Yolcuğu uzun ve ızdırap dolu olacaktı. Ama henüz kaderin kendisine ne vereceğini bilmiyordu. Yine de uğruna savaşılacak gerçek bir şey için, her şeye değerdi. Bu uzaktaki bir odada, kabuslar içinde uyuyan, meleklerin bile yüzünü gördüğünde utandığı kız için her şeye değerdi. Pelerinini geriye iterek, kristalden yapılma iki kılıcın ortaya çıkmasını sağladı. Kendisine fazlasıyla acı verecek güneşli diyarın kapılarından geçerken aklında tek düşünce vardı.
"Seni bir kere kurtardım, bir kere daha kurtarabilirim tatlım..."
Son
Gecenin Meleği
Who is online
Users browsing this forum: No registered users and 2 guests
