İkili Oyun (Bir Öete Öyküsü)

Baştan aşağı kendi özgün hikayelerinizi yazmak için…
Post Reply
catboy
Site Yazarı
Site Yazarı
Posts: 3268
Joined: Fri Jan 19, 2007 10:00 am
Location: Izmir
Contact:

İkili Oyun (Bir Öete Öyküsü)

Post by catboy »

İkili Oyun:

Damla, masanın üzerinde bir demet gül fark ettiğinde saat gecenin ikisiydi. Gülü yavaşça alıp kokladı. Bu bir işaretti. Çok acil bir durum olduğunda kardeşi tarafından bırakılırdı. Gülün sapına sarılı küçük bir kâğıtta da not vardı: “Yarın Liman”

Limanda buluşmak istemesinin tek bir sebebi olmalıydı. Sonunda kardeşi amacına ulaşmış ve girdikleri bataklıktan ikisini de kurtaracak bir yol bulmuş olmalıydı.

Damla ve kardeşi, iki yıl önce arkadaşlarının vasıtasıyla tanışmıştı Anka Ã?etesi’yle. Uyuşturucu işiyle uğraşan bir çeteydi. Damla’nın hep gitmek istediği bir okul vardı ve kardeşi o okul için yeterli miktarda parayı çetenin liderinden borç olarak almıştı. Ama işler yolunda gitmedi, Damla’nın gitmek istediği okul, Damla’yı mülakat sınavında eleyip almadı. Kardeşi de borçları ödemek için çete adına karanlık işler yapmaya başlamıştı. Damla’nın da kardeşine yardım etmekten başka bir çaresi kalmamıştı. Artık ne kadar çok isteseler de çeteden ayrılamıyorlardı. Ã?etenin lideri, hem Damla’yı hem de kardeşini en yakın adamları olarak görüyordu ve onların çeteden ayrılmasına müsaade etmeye niyeti yoktu.

Sonunda kardeşinin çeteden uzaklaşmak için bir yol bulduğuna inanan Damla, birden huzursuz oldu. Belki de sadece kendisinin kaçması için kardeşinin ayarladığı bir şeydi. Böyle bir fedakârlık yapmasına asla izin veremezdi.

Gerçekte çetenin lideri ile bir sorunları yoktu. Lider, her zaman Damla ve kardeşinin sorunlarıyla ilgilenirdi. Onlara ağabeylik ediyordu Damla’ya göre.

Bu yüzden çetenin en yakın sığınaklarından birine gittiğinde kardeşinin, rakip çete üyelerinden biriyle arasında geçen konuşmaya tanık olduğunda afallamıştı.

Umut, Ozan Ã?etesi’nin bir üyesiydi. Uzun saçlı, kaslı ve iriyarı, Damla’nın düşüncesine göre arenalardaki gladyatörleri andıran bir yapısı vardı. İyice yaklaşan Damla Umut ile kardeşi arasında geçen konuşmaya kulak misafiri oldu.

“Yarın liman bölgesine iki kamyon yollayacağız. Bu malların çeyreği olacak. Diğer kısmını da çöplük bölgesinde senin getireceğin paranın doğrululuğunu onayladığımızda takas edeceğiz.” diye konuştu Umut.

Damla’nın kardeşi Gürhan, iki elini de gergin bir şekilde tutuyordu. Sanki yumruk atmaya hazırlanır gibi bir hali vardı. Yine de sesi sakin çıkıyordu:

“Umarım bu durumdan Sinan’ın haberi olmaz. Yoksa hem ben hem sen yanarsın.”

“Canıma susamadığıma göre sizin çete liderinizin kulaklarına bu olay hakkında en ufak bir bilgi kırıntısının gitmeyeceğine emin olabilirsin.”

“O zaman Kerem Bey’e hürmetlerimi yolla ve lütfen bir dahaki sefere bana attığı mesajları düz yazıyla yazsın. şiirle olunca kafam karışıyor da.”

“O bizim çetenin özelliğidir. Her boku şiir eşliğinde yaparız.” diye karşılık verdi Umut.

“Çok zor olmuyor mu? Yemek yerken veya futbol maçı izlerken kafanız karışabilir!”

“Alışınca her şey kolay oluyor. Sen merak etme.”

Damla, daha fazla dayanamadı ve ortaya çıktı. Ã?yesi olduğu çetenin arkasından iş yapan kardeşine engel olmalıydı.

“Sana inanmıyorum, Gürhan. Bu kadar düştün mü?” diye haykırdı.

Umut olayla bir alakası olmadığına kanaat gösterip sıvışır. Gürhan ise Damla’ya sakince bakmasını sürdürür.

“Yarın Liman’da olacak şey bir uyuşturucu takası mıydı? Beni nasıl umutlandırdığının farkında değil miydin?”

“Lütfen, olayın aslını bilmeden beni yargılama. Bunu senin için yapıyorum ben.” diye itiraz etti Gürhan.

“Senden iğreniyorum, biliyor musun? Sinan bunu bilse ne yapardı sence?”

“Ã?yle mi? Sence Sinan bizi kardeşi olarak gördüğü için mi çetesinden ayrılmamıza izin vermiyor sanıyorsun? O istediği için kaç kişinin canına kıymak zorunda kaldım ben. Sen rahat uyur diye onun aşağılayıcı sözlerine maruz kaldım her zaman.”

“Hayır, sana inanmıyorum. Beni uyarmıştı Sinan. Yakında para hırsıyla hem beni hem de çeteyi bile satacağından emindi. Ama ben ona inanmamıştım ve seni savunmuştum. şimdi ne kadar da kör biri olduğumun daha da farkındayım. Benim o okula gitmememi de sen sebep olmuştum değil mi?”

“Ne alakası var? Okula seninle gelip müdüre yalvarmadım mı? Seninle beraber ağlamadım mı sırf sen o zengin koleje gidemedin diye? Hepsi yalandan mıydı sence?”

“Sen sadece kendini düşünen, bencil bir insansın. Yanından gitmeme dayanamamıştın ve bu yüzden hayallerimdeki okula gitmemem için arkamdan iş çevirdin.”

“Bunların hepsini Sinan mı söyledi sana? Ona mı inanıyorsun?” diye bağırdı Gürhan.

“Evet. şimdi de ona gidip senin yaptıklarını bir bir anlatacağım.”

“Sakın bunu yapma. Gidersen hayatının hatasını yaparsın.” diye uyardı Gürhan ve Damla’nın kolundan tuttu.

“Bırak beni. Artık senin yüzünü görmek bile istemiyorum. Def ol çık hayatımdan!” diye haykırdı Damla.

“Ben her şeyi senin için yapmıştım.” dedi az duyulan bir sesle Gürhan ve pişmanlıkla yere yıkıldı.

Damla ise çoktan mekândan ayrılmıştı.

Gürhan ayağa kalkmaya çabalarken masanın üstündeki uyuşturucuları fark etmişti.
****
Sinan elinde tuttuğu viski kadehini masasına bıraktı ve masanın üstündeki iskambil kâğıtlarıyla oynamaya başladı.

“Uzun zaman oldu, Damla Hanım. Buralara gelir miydiniz?” diye alaycı bir sesle konuştu Sinan.

“İki hafta önce tartıştığımızdan beri çok düşündüm. Kardeşim hakkında dediklerine inanamamıştım ve bizim aramızı bozmaya çalıştığını düşünüyordum.” dedi Damla.

“şimdi ne düşünüyorsun peki?” diye sordu Sinan.

“Sen haklısın. Hatta her konuda haklısın. Kardeşime güvenerek en büyük hatayı yapmışım meğersem.”

“Kardeşinle aranı bozmak istemiyordum inan bana.”

“Sana inanıyorum. Sen iyi niyetinle söylemiştin onları.”

“Peki, kardeşinin yalancı ve sahtekâr biri olduğuna nasıl kanaat getirdin?”

“Onu gördüm bir saat önce bizim eski kullandığımız mekânlardan birinde. Aramızda düşmanlık olan Ozan Ã?etesi’ni şu iriyarı elemanıyla uyuşturucu takası yapıyordu hem senden habersiz hem de senin kasandan.” diye anlattı Damla.

Sinan tekrar viskisinden bir yudum aldı:
“Gürhan’ın her zaman hırslı ve bencil biri olduğunun farkındaydım, ama bizi bu kadar kısa zamanda satabileceğine ihtimale vermiyordum. Ona hep yardım etmeye, arkasını kollamaya çalıştım. Borcunu ödemesi için ona çok uzun bir süre de verdim. Ama o ona yardım etmeye çalışan insanlara bile itibar göstermiyor anlaşılan.”

“Biliyorum ona yardım etmeye çalıştığını. Ona ne yapacaksın şimdi?”

“Merak etme. Ona her ağabeyin yapacağı şeyi yapacağım. Ama öncelikle bu duyarlılığın için sana teşekkür etmek istiyorum.”

“Önemli değil. Ben sadece inandığım şeyi yaptım.”

“Birbirine kenetlenmiş iki kardeşi ayırmak zordur derler, demek ki bazı şeyler bile umutsuzluk dolu dünyada pek bir geçerliliğini koruyamıyor.” dedi Sinan ve çekmecesinden bir tabanca çıkarttı.

Damla şaşkınlıkla: “Ne yapıyorsun?” diye bağırdı.

“Özgünüm, yanlış kişiye güvendin.” dedi Sinan sakin bir sesle ve Damla’yı vurdu.

Kurşun, Damla’nın sol göğsünden geçti. Damla yerde kendi kanında boğulurken Sinan ona yaklaştı:
“Bizim çete ile rakip çete arasında yapılacak uyuşturucu ticareti bizim elemanlar arasında itirazlara neden olabilirdi. Ben de bunu gizli tutmaya karar verdim. Gürhan da bu işi yapmayı kabul etti. Karşılığında ise senin özgürlüğünü alacaktı ve yarın seni bu pislik dolu hayattan kurtaracaktı.”

Sinan masasından telefonunu aldı ve birisini aradı:
“İyi geceler, Kerem Bey. şu anda gecenin en derin zamanındayız, ama sizi son kez bilgilendirme amaçlı aramak istedim. Yarın belirlediğimiz yerde takası gerçekleştireceğiz. Bu arada viski için de teşekkür ederim, Kerem Bey.”

Burnundaki kanı silerken Kerem Bey’in dediği lafla şaşkınlıktan bir süre bir şey diyemedi:
“Efendim? Viski zehirli miydi? Nasıl ve neden?”

Daha fazla konuşamadı ve ağzından köpürerek fışkıran kanlarla beraber yere yıkıldı.
****
Umut, Kerem Bey’in karşısında dimdik ayakta duruyordu. Kerem Bey, telefon konuşmasını bitirince Umut’a döndü: “Aferin, evlat! Bu işi başarıyla hallediverdin.”

“Teşekkür ederim, efendim. Artık bu bölgenin tamamen hâkimi siz oldunuz.”

“şu anda içimce bu olay hakkında şiir söylemek istiyor, ama her boku da şiire bağdaştırarak işin suyunu çıkartmamak lazım.”

“Haklısınız efendim. Hele yemek yerken şiir söylemek biraz tehlikeli olabiliyor.”

“Yoo, o olmaz işte. Yemeğin tadı şiirle taçlanır. Neyse yarın liman bölgesine gidip diğer çetenin kalan elemanlarıyla görüşürsünüz. Katılmak isteyenler olursa seve seve katılabilirler, katılmayanları da, denizin kıyısındasın zaten, atıver denize iş bitsin. Kafalarını da koleksiyonum için getirmeyi unutmazsın herhalde.”

“Elbette efendim. Size iyi geceler.” dedi Umut ve odadan çıktı.

“Anka Ã?etesiymiş! Peh, daha düzgün isim bulamamışlar bile. İyi oldu işte! Böyle kafasız kalıverirsiniz.” diye konu hakkında son bir yorumda bulundu Kerem Bey.
catboy
Site Yazarı
Site Yazarı
Posts: 3268
Joined: Fri Jan 19, 2007 10:00 am
Location: Izmir
Contact:

Post by catboy »

Ã?nceki bölümde;

Gürhan ve Damla iki kardeştir, Damla'nın okul masrafı için Anka Ã?etesi'nin lideri Sinan'dan borç para alan Gürhan borcunu ödeyemez. Sonra Damla ile birlikte çetenin üyesi olarak yer almak zorunda kalır.

Sinan, Damla'yı kardeşi Gürhan aleyhinde etkilerken, kardeşlerin arası açılmaya başlar. Gürhan'ın tek derdi kız kardeşi Damla'yı çete hayatından kurtarmaktır.

Sinan'ın Ozan Ã?etesi ile düşmanlığı vardır, iki çete arasında arasında yapılacak uyuşturucu ticareti çeye üyeleri arasında hoş karşılaşnmayacağı için de Sinan bunu gizlice yapmaya karar verir. Gürhan'ı sadece bu konuda görevlendiren Sinan ona istediği en önemli şeyin sözünü verir: Damla'nın özgürlüğü!

Gürhan, Damla'ya liman bölgesine gelmesi için mesaj ulaştırır. Liman bölgesinde Ozan Ã?etesi üyelerinden Umut ile uyuşturucu takasını gerçekleştirdikten sonra Gürhan, Damla'yı şehirden uzaklaştıracaktır planına göre, ama durumdan habersiz Damla Gürhan'ın Sinan'dan habersiz bu işe bulaştığını sanır ve Sinan'a durumu haber verir.

Sinan, kimsenin haberi olmasın diye Damla'yı acımadan öldürürken Gürhan uyuşturucuları kullanarak intihar etme kararı verir. Ozan Ã?etesi'nin sinsi lideri Kerem ise Sinan'a barış mesajı adı altında içine zehir eklediği bir şişe içki yollar, Sinan bunu içtikten sonra zehirlenerek ölür.

Kerem, zaferini şiir eşliğinde kutlarken Umut'a liman bölgesine gitmesini ve Anka Ã?etesi'nin kalan üyeleriyle ilgilenmesini emreder...

****

Umut dalgaların sesi eşliğinde bağırabildiği kadar bağırdı: “Artık bu bölgenin hâkimi Ozan Ã?etesi’dir, Anka Ã?etesi’nin kalan üyeleri isterlerse bize katılabilirler yoksa sonları arkamda gördüğünüz denizin dibi olacaktır.”

“Bu nasıl olur? Patronumuz Sinan’ı asla terk etmeyiz.” diye söze karıştı Anıl. Anka Ã?etesi’ne iki hafta önce katılmıştı. Daha on yedi yaşındaydı ama çete içinde herkes tarafından en güvenilen kişi olarak biliniyordu şimdiden.

“Sinan öldü...” diye arkadan biri bağırdı. Herkes arkadan gelen kişiyi gördüğünde Anka Ã?etesi’nin üyeleri sevinirken, Ozan Ã?etesi’nin üyelerinde bir tedirginlik hissi yayılmaya başladı.

“Senin ölmüş olman gerekiyordu?” diye öfkeyle bağırdı Umut.

Gürhan Umut’a doğru ilerlemeye başladı: “Uyuşturucuları yaktım, hayır ölmedim. Tam tersi aklım başıma geldi artık ve bundan sonra Anka Ã?etesi’nin yeni lideri benim.”

Anıl ile beraber Anka Ã?etesi’nin üyeleri yeni liderleri Gürhan’ın etrafında toplanmaya başladığında Umut ne yapması gerektiğini biliyordu.

“İşlerin bu noktaya varacağını beklemiyordum açıkçası ama yine de tedbirimi almıştım.” dedi ve cebinden bir telsiz çıkarttı. Telsizi kulağına dayayarak: “Emri uygulayın.” dedi.

Etraflarında yer alan binaların çatılarında sinsice bekleyen Umut’un adamları dürbünlü tüfekleriyle Anka Ã?etesi’nin üyelerine ateş etmeye başladılar. Savaş artık kaçınılmazdı. Anıl: “şimdi ne yapacağız?” diye sorduğunda Gürhan onu duymamıştı bile.

Umut kukri adı verilen uzun bıçağını çıkarttığında Gürhan’ın elinde sadece kısa bir bıçak vardı. Bıçağı göstererek: “Bunu bana Sinan vermişti çeteye katıldığımın üçüncü haftasında. Kısa bir bıçak olduğunu görünce hayal kırıklığına uğramıştım, ama o bana hayatımın tavsiyesini vermişti.” diye anlatmaya başladı.

“Önemli olan kısalık değil, işlevi olmasın.” diye sözünü kesti Umut uzun bıçağını sallarken.

“O da vardı tabi, ama onun demek istediği başkaydı aslında. Onun o zaman demek istediği şeyi yanlış değerlendirdiğimi şimdi fark ettim, aslında o bana şunu demek istiyordu.”

“Sana karşında uzun bıçağıyla tehlikeli bir biçimde yaklaşmakta olan adama kısa bıçakla yaklaşma gibisinden gayet akıl dolu bir tavsiye olabilir mi?”

“Hayır, onu düşünen bendim. Ya karşıma Temel Reis özentisi kaslarıyla üzerime doğru yürürken eşek kadar bıçağını çıkartmayı ihmal etmeyen bir insan modeli çıkarsa bu ufacık bıçağı neresine sokacağım ki diye sormuştum ona, o da bir yerine sokmana gerek yok demişti. Sadece bıçağı yere fırlat yeter diye belirtmişti.”

Gürhan bıçağı tüm gücüyle yere fırlattıktan sonra seken ufak bıçak Umut’un sol ayağına saplanmıştı, acının etkisiyle dengesini kaybeden Umut yere kapaklanırken kukrisini de Gürhan’a fırlatmayı son anda akıl eder. Uzun bıçaktan Gürhan son anda yere atarak kendini kurtulduktan sonra ayağa kalktı ve kanlar içindeki ayağını tutan Umut’a yaklaştı.
“Sana demek istediğim tek bir şey var o da...”

“Bıçak yarası kolay iyileşmez mi?” dedi Umut alay ederek.

“Hayır, sadece...”

Sözlerini tamamlayamadı Gürhan, çünkü kurşunlardan biri göğsüne saplandı. Gözleri açık bir şekilde yere düşen Gürhan’ı vuranın Anıl olduğu ortaya çıkınca Umut: “Tam vaktinde, ben de diğer bacağımda da delik açılmadan önce ne zaman şu süzme beyinliyi vuracaksın diye düşünüyordum.” diye bağırdı.

“Sadece zamanlama meselesi, neyse sanırım çeteden kalan herkes öldü. Bu durumda anlaşmada benden istenen taraf halledilmiş oldu, şimdi sizin çeteden yüksek bir mevki istiyorum...”

Umut, bacağından çıkarttığı ufak bıçağı Anıl’ın kafasına fırlattı: “Tam isabet!”

Anıl’ın cansız bedeni Gürhan’ın yanına düştükten sonra Umut: “şimdi kim beni kaldıracak?” diye sordu kendi kendine.
catboy
Site Yazarı
Site Yazarı
Posts: 3268
Joined: Fri Jan 19, 2007 10:00 am
Location: Izmir
Contact:

Post by catboy »

Kerem, topallayarak yanına gelen Umut ile beraber mezarlığa doğru yürüyordu. Liman bölgesiyle beraber şehrin neredeyse tamamına hâkim olmuştu artık. Anka Ã?etesi dağılmıştı, liderleri Sinan da Kerem’in yolladığı zehirli viskinin etkisiyle zehirlenip ölmüştü. Zafer Ozan Ã?etesi’nindi.

Sinan’ın mezarının başında saygıyla bekledi bir süre. Güneş gülümser bir haldeyken gözünden gelen tek bir damla gözyaşını başparmağıyla aldı ve güneşin yansımasını o tek damla gözyaşında görünce içinden bir şiir söylemek geldi. Ama tuttu kendisini, çünkü mezarlıkta pek fazla sesini yükseltmeyi sevmezdi. İnançlı biriydi genel olarak.

“Neyse bu kadar ziyaret yeter, artık gidelim buradan.” dedi Kerem sonunda ve mezarlıktan çıktılar Umut ile beraber.

“Bu sabah beni aradı, patron. Gelmeyi planlıyormuş, büyük lider seninle görüşmek istiyormuş.” diye bildirdi Umut limuzinin kapısını açarken.

“Büyük lider için de artık bir şeyler yapma zamanımız geldi, sence de öyle değil mi benim en güvenilir adamım?” dedi Kerem limuzine yerleştikten sonra.

“Karargâha geri mi dönüyoruz?” diye sordu Umut, öldürdüğü adamların koparttığı parmaklarından yaptığı süsüyle oynarken.

“Evet, hazırlık yapmalıyız. Büyük lider geldiği zaman büyük bir gürültü çıkacak ve bu gürültüden ancak kulaklarının içini pislikle en hızlı doldurabilecek âdemoğlu kurtulacak.”
Kulaklındaki pislik kapasitesini kontrol eden Umut: “Gürültü kirliliği beni yıldırmaz, gayet pis kulaklarım var patron.” dedi.

“Salak, o lafın gelişi. Geri döndüğümüzde o kulaklarını temizle pamuk yardımıyla, ölü adam eliyle değil mümkünse.”

****

Alperen, Kraym şehri’nin suç otoritecilerince kabul görülmüş büyük lideriydi, suç kanunlarını o yazar ve yasak elmaların cinsini, kilosunu ve rengini o tespit ederdi.

Helikopteri Liman bölgesinin uygun bir yerine inerken Kerem, arkasında güvenilir adamı Topal Umut ve onun arkasında da yirmi beş adamı ile beraber onun inişini beklemekteydi.
Alperen, tokalaşmaktan ve öpüşmekten rahatsız olurdu, bunu da malum grip vakalarına bağlardı. Ama asıl gerçeği kimse bilmiyordu.

Üstünden kutup ayısı kürkünü attıktan sonra mavi bir eşofman ve sıradan bir penye giydiği ortaya çıktı. şaşırmış bir halde bakan etrafındakilere de: “Kuzey Kutbunda spor yapamaz mı bir insan, mesela avcılık gibi?” diye açıklama yaptı.

“Elbette yapabilirler yani insanlar, yok bir de maymunlar yapacaktı.” diye konuştu Umut alayla.

“Maymunlar Cehennemi’ne geldiğimi sanıyordum, evlat. Burada da avcılar olduğunu görüyorum, ama insan olmadıkları aşikâr.” diye karşılık verdi Alperen.

“Lütfen, adamımın kusuruna bakmayın. Biraz düşüncesiz davrandı, kestane kabuğuyla sarılmış beyniyle sadece espri yapmak istedi.” dedi Kerem, tekrar ağzını açmaya yeltenen Umut’un ağzını kapatırken.

“Sizinle acil olarak konuşmak istediğim bir konu vardı. Anka Ã?etesi’ni hile ve hurda kokan dalaverelerinizle alt ettiğinizi duydum. Bu en son Mayıs ayında çıkarttığım yüz kırk dördüncü yasaya aykırı bir durum, umarım yanılmışımdır. Ã?ünkü yasalarıma karşı gelmenizin cezası biliyorsunuz ki Azrail ile randevunuzu olabileceğince erkene alınmasıdır.” dedi Alperen sert bir sesle.

“Ã?yle bir durum yok, efendim. Gerçekten de kurallarınıza uygun bir şekilde yapılmış bir çete savaşının ardından bu bölgeyi ele geçirdik.” diye açıklama yaptı Kerem.

“Bunu göreceğiz. Ã?ncelikle acıktım, ürünlerinizde umarım domuz veya domuz yağı katkı maddesi olarak kullanılmamıştır.”

“Tabi ki de hayır.” dedi Kerem ve karargâha girdiler.
Post Reply

Who is online

Users browsing this forum: No registered users and 2 guests