Kan Gecesi (Yorum)
Kan Gecesi (Yorum)
Kısa süre önce yazmaya başladığım, roman olacak uzunlukta bir hikaye. şu ana kadar ilk 15 bölümünü yazdım ve hikaye tahminen 40-45 bölüm sürecek. İlk bölümü sizlerle paylaşırken, bölüm hakkındaki yorumlarınızı da bekliyorum 
Hadi bakalım o zaman kardeş, eline sağlık ve kolay gelsin diyeyim sana öncelikle.
Doğrusu epey sürükledi beni... Özellikle adamın olayı tasvir edişi oldukça güzel olmuş, insanın adamın ya da çocuğun yaşadıkları kolayca göz önüne gelebiliyor.
Benim bir eleştirim, aslında Catboyun da hikayelerinin başında zaman zaman yaptığım bir eleştiri. Hikayenin bazı yerlerde biraz acele ile aktığını hissettim. Özellikle sonlara doğru bana sanki çocuğun vampiri görüş anı ile, vampir oluşuna kadar geçen zaman biraz daha ayrıntılı anlatılabilir gibi geldi.
Bu öykünün akıcılığını engellemiyor, ama işte, bazen insan öykülerin bile daha yavaş akmasını istiyor.
Doğrusu epey sürükledi beni... Özellikle adamın olayı tasvir edişi oldukça güzel olmuş, insanın adamın ya da çocuğun yaşadıkları kolayca göz önüne gelebiliyor.
Benim bir eleştirim, aslında Catboyun da hikayelerinin başında zaman zaman yaptığım bir eleştiri. Hikayenin bazı yerlerde biraz acele ile aktığını hissettim. Özellikle sonlara doğru bana sanki çocuğun vampiri görüş anı ile, vampir oluşuna kadar geçen zaman biraz daha ayrıntılı anlatılabilir gibi geldi.
Bu öykünün akıcılığını engellemiyor, ama işte, bazen insan öykülerin bile daha yavaş akmasını istiyor.
HARBE GİDEN
Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
Merhaba MG,
Hikaye serini ben de okumaya başladım, zamanım yettiği müddetçe okumaya da devam edeceğim.
şu aralar vampir hikayeleri dört bir yanımızı sardı, şatolarından gençlik çağlarına, liselere indiler... Eh takip etmekten başka yapacak bir şeyimiz yok. Bakalım bu yeni akımın sonu nereye varacak.
Bu arada Ann Rice Meleklerin edebiyat dünyasının yeni vampirleri olacağını öngörmüş. Söyleşi ile ilgili bir yazıyı aşağıya link olarak koyayım, siz de okuyun. Özellikle yeni çıkan Alacakaranlık serisi ile birlikte bu güne kadar erkek çocuklarının ilgi alanlarına hitap eden vampirlerin nasıl olup da yeni yetme Amerikan kızlarına ilgi çekici geldiğin de çok güzel analiz etmiş. (Hoş analizi bütün kızlar için geçerli.)
http://www.guardian.co.uk/books/2009/oc ... -anne-rice
Neyse konuyu dağıtmayayım.
Bir iki yerde anlatım bozukluğu var, önce onlara bir dikkatini çekeyim. Hazır yeni başlamışken düzeltelim.
"Bilinçsizce ve büyük bir dehşet ve korkuyla sağa sola koşmaya başladım. Nereye koşsam korkutucu ağaçlar, nereye koşsam karanlık..."
Burada aynı cümlede iki tane "ve" var. Yanlış doğru demiyorum ama benim kulağımı çok tırmaladı.
"Gözlerimi açtığımda yaprakların arasından süzülen güneşin bedenimi yaktığını hissettim. Bedenimin her yerinde müthiş bir ağrı ve acı vardı sanki. Zorlukla yattığım yerden doğruldum. Dün geceden anımsadıklarımın haricinde bir şeyler gelmemişti aklıma. Başımın içinde mütiş bir ağırlık vardı sanki. Boynumun üstünde durmakta zorluk çekiyor gibiydi."
İşte Firble ustaya acele yazılmış hissi veren paragraf bu olsa gerek. "Bedenimin her yerinde müthiş bir ağrı ve acı vardı sanki" 'den iki cümle sonra "Başımın içinde müthiş bir ağırlık vardı sanki" cümlesi ve hemen akabinde gelen bir "gibiydi".
Bu sanki ve gibiler edebiyatın olmazsa olmazıdır, yemeğin tuzu gibi, doğru miktarda kullanıldığında anlatmak istediğiniz duyguya veya olaya zenginlik ve derinlik katar. Ama çok kullanıldığında da okurda bezginlik yaratır.
"Her şey de bir şey gibiymiş sanki!" diye alaya alır okur.
Benim de çok sık yaptığım bir hata, bu yüzden oturup yazdığım bir paragrafı baştan okuyorum "sanki ve gibilerin" dozu kaçmış mı diye...
Son olarak bir şeye daha dikkat çekmek istiyorum. Yine benim üşengeçliğimden eksik kaldığım bir nokta, ve maalesef pek çok yazarın da amatör seviyede kalmasına neden olan bir eksiklik.
Bir hikaye, hele hele roman yazmadan önce yeterince araştırma yapmıyoruz. Tamam anlattığımız şey bir kurgudan ibaret olabilir ama hikayemizin geçtiği ortam şu anda içinde yaşadığımız dünya ise bunu okuyucuya hissettirmek zorundayız.
Daha öykünün başı, belki de yazarın bilinçli seçimi olduğu için bu hikayede ortam hakkında ne yazıkki yeterince bilgilendirilmiyoruz. Hastane anonim, orman anonim, doktor da sanki sadece kendisine verilen repliği söylemek için orada.
Gerekçe "Yazarın başından çok kötü hastane tecrübeleri geçtiği için o ortamı anlatmaktan kaçınıyor" bile olsa bu okuyucuda yarattığı yavan hisse engel değil. Kısa hikayelerde ortamı hissettirmekten kaçınma lüksümüz var, hikaye kısa ve okuyucunun ilgisini yakalamışken dağılmasına izin veremeyiz. Ancak bu hikaye 45 bölümlük bir roman olacaksa o zaman ormana ve hastaneye de biraz zaman ve yer ayırabiliriz.
Doktorun ne ilaç yazdığını -isimleriyle- bilmiyoruz. Antibiyotik'den bahsedilmiyor, ki böyle bir durumda şart. Ayrıca kuduz aşısı olması gerek. Kuduz aşısı ne yazık ki bir kere olunup biten bir şey değil, ilkini olduktan sonra 3., 7., 14. ve 28. günlerde 4 kere daha olmak gerekiyor. Doktorun kendisi de vampir olsa bile hastanelerde yönetmelikler var, öyle kocaman bir parça ısırıkla eli kolu sallayarak gidemezsiniz.
Belki de babası tüm bunları doktorla konuşmuştur. Neyse, bunlar önemli değil, benim dikkat çekmek istediğim konu, eskiden Türk filmlerindeki doktorlarla dalga geçerdik, “bol bol yatıp istirahat etsin” den daha tıbbi bir cümle kuramadıkları için. Yönetmenler bir günde film çektiklerinden böyle şeyleri zaman harcamaya değer bulmazlardı... Biz de aynı hataya düşmeyelim.
Edebi yönümüz ne kadar kuvvetli olursa olsun, hikayemizin geçtiği ortamı, hele ki gerçek dünyada var olan bir ortam ise, araştırmakla görevliyiz.
Hikaye serini ben de okumaya başladım, zamanım yettiği müddetçe okumaya da devam edeceğim.
şu aralar vampir hikayeleri dört bir yanımızı sardı, şatolarından gençlik çağlarına, liselere indiler... Eh takip etmekten başka yapacak bir şeyimiz yok. Bakalım bu yeni akımın sonu nereye varacak.
Bu arada Ann Rice Meleklerin edebiyat dünyasının yeni vampirleri olacağını öngörmüş. Söyleşi ile ilgili bir yazıyı aşağıya link olarak koyayım, siz de okuyun. Özellikle yeni çıkan Alacakaranlık serisi ile birlikte bu güne kadar erkek çocuklarının ilgi alanlarına hitap eden vampirlerin nasıl olup da yeni yetme Amerikan kızlarına ilgi çekici geldiğin de çok güzel analiz etmiş. (Hoş analizi bütün kızlar için geçerli.)
http://www.guardian.co.uk/books/2009/oc ... -anne-rice
Neyse konuyu dağıtmayayım.
Bir iki yerde anlatım bozukluğu var, önce onlara bir dikkatini çekeyim. Hazır yeni başlamışken düzeltelim.
"Bilinçsizce ve büyük bir dehşet ve korkuyla sağa sola koşmaya başladım. Nereye koşsam korkutucu ağaçlar, nereye koşsam karanlık..."
Burada aynı cümlede iki tane "ve" var. Yanlış doğru demiyorum ama benim kulağımı çok tırmaladı.
"Gözlerimi açtığımda yaprakların arasından süzülen güneşin bedenimi yaktığını hissettim. Bedenimin her yerinde müthiş bir ağrı ve acı vardı sanki. Zorlukla yattığım yerden doğruldum. Dün geceden anımsadıklarımın haricinde bir şeyler gelmemişti aklıma. Başımın içinde mütiş bir ağırlık vardı sanki. Boynumun üstünde durmakta zorluk çekiyor gibiydi."
İşte Firble ustaya acele yazılmış hissi veren paragraf bu olsa gerek. "Bedenimin her yerinde müthiş bir ağrı ve acı vardı sanki" 'den iki cümle sonra "Başımın içinde müthiş bir ağırlık vardı sanki" cümlesi ve hemen akabinde gelen bir "gibiydi".
Bu sanki ve gibiler edebiyatın olmazsa olmazıdır, yemeğin tuzu gibi, doğru miktarda kullanıldığında anlatmak istediğiniz duyguya veya olaya zenginlik ve derinlik katar. Ama çok kullanıldığında da okurda bezginlik yaratır.
"Her şey de bir şey gibiymiş sanki!" diye alaya alır okur.
Benim de çok sık yaptığım bir hata, bu yüzden oturup yazdığım bir paragrafı baştan okuyorum "sanki ve gibilerin" dozu kaçmış mı diye...
Son olarak bir şeye daha dikkat çekmek istiyorum. Yine benim üşengeçliğimden eksik kaldığım bir nokta, ve maalesef pek çok yazarın da amatör seviyede kalmasına neden olan bir eksiklik.
Bir hikaye, hele hele roman yazmadan önce yeterince araştırma yapmıyoruz. Tamam anlattığımız şey bir kurgudan ibaret olabilir ama hikayemizin geçtiği ortam şu anda içinde yaşadığımız dünya ise bunu okuyucuya hissettirmek zorundayız.
Daha öykünün başı, belki de yazarın bilinçli seçimi olduğu için bu hikayede ortam hakkında ne yazıkki yeterince bilgilendirilmiyoruz. Hastane anonim, orman anonim, doktor da sanki sadece kendisine verilen repliği söylemek için orada.
Gerekçe "Yazarın başından çok kötü hastane tecrübeleri geçtiği için o ortamı anlatmaktan kaçınıyor" bile olsa bu okuyucuda yarattığı yavan hisse engel değil. Kısa hikayelerde ortamı hissettirmekten kaçınma lüksümüz var, hikaye kısa ve okuyucunun ilgisini yakalamışken dağılmasına izin veremeyiz. Ancak bu hikaye 45 bölümlük bir roman olacaksa o zaman ormana ve hastaneye de biraz zaman ve yer ayırabiliriz.
Doktorun ne ilaç yazdığını -isimleriyle- bilmiyoruz. Antibiyotik'den bahsedilmiyor, ki böyle bir durumda şart. Ayrıca kuduz aşısı olması gerek. Kuduz aşısı ne yazık ki bir kere olunup biten bir şey değil, ilkini olduktan sonra 3., 7., 14. ve 28. günlerde 4 kere daha olmak gerekiyor. Doktorun kendisi de vampir olsa bile hastanelerde yönetmelikler var, öyle kocaman bir parça ısırıkla eli kolu sallayarak gidemezsiniz.
Belki de babası tüm bunları doktorla konuşmuştur. Neyse, bunlar önemli değil, benim dikkat çekmek istediğim konu, eskiden Türk filmlerindeki doktorlarla dalga geçerdik, “bol bol yatıp istirahat etsin” den daha tıbbi bir cümle kuramadıkları için. Yönetmenler bir günde film çektiklerinden böyle şeyleri zaman harcamaya değer bulmazlardı... Biz de aynı hataya düşmeyelim.
Edebi yönümüz ne kadar kuvvetli olursa olsun, hikayemizin geçtiği ortamı, hele ki gerçek dünyada var olan bir ortam ise, araştırmakla görevliyiz.
<div><strong>Çığlıkta henüz umut vardır, çığlık atmak güç ister. Tehlike, fısıltıdadır. Çünkü fısıltı bir tükenişin ifadesidir.</strong></div>
şahsen ben birinci şahış tipinde anlatımlardan hoşlanmasam da iki bölümü de sonuna kadar okudum hiç sıkılmadan, değişik ve etkileyici bir anlatım tarzı kullanmışsın. Anlatım bozukluklarına biraz daha dikkat etmelisin, özellikle bazı cümleler çok fazla kulak tırmalıyor okurken.
Tasvir konusu benim de pek üstüne düşemediğim bir husus, bu yüzden başkasının öykülerine bu yönden eleştiride bulunmak haksızlık gibi geliyor. Ama o ormanda ve hastanede geçen bölümleri tasvirler sayesinde biraz daha uzun tutabilirdin. Direk olaya girmek istemenden kaynaklanıyor olmalı, yani ben de böyle oluyor da ondan öyle tahmin ediyorum.
Biraz araştırma şart bence de, yani mesela orada doktorun biraz daha tıp literatürüne bağlı bir şekilde konuşmuş olması daha hoş olurdu. Kan hapı kullanmaz herhalde doktor orada, o ilacın ismini belirtirdi en azından diye düşünüyorum.
Neyse soluksuz okuduğumu belirtmek isterim, devamını bekliyorum kardeş...
Tasvir konusu benim de pek üstüne düşemediğim bir husus, bu yüzden başkasının öykülerine bu yönden eleştiride bulunmak haksızlık gibi geliyor. Ama o ormanda ve hastanede geçen bölümleri tasvirler sayesinde biraz daha uzun tutabilirdin. Direk olaya girmek istemenden kaynaklanıyor olmalı, yani ben de böyle oluyor da ondan öyle tahmin ediyorum.
Biraz araştırma şart bence de, yani mesela orada doktorun biraz daha tıp literatürüne bağlı bir şekilde konuşmuş olması daha hoş olurdu. Kan hapı kullanmaz herhalde doktor orada, o ilacın ismini belirtirdi en azından diye düşünüyorum.
Neyse soluksuz okuduğumu belirtmek isterim, devamını bekliyorum kardeş...
-
Possessed
- Site Çizeri
- Posts: 958
- Joined: Mon Mar 13, 2006 10:00 am
- Location: Tanrilarin Unuttugu Yerden...
- Contact:
Genel olarak yorumlar doğru, ben de çoğu noktada katılıyorum arkadaşlara. Mekan betimlemesini önemli bulanlardanım. Yani FRP oynar gibi, karakterimiz bir odaya girdiğinde çevredeki objeler kabaca aktarılmalı bize. Her mekan da anlatılmaz tabii, ama önemli yerler kabaca tarif edilmeli. Etraftaki eşyaları saysa, odanın büyüklüğünü söylese yeterli, detay gerekmez fazla. Hastane odasında da "etrafa bakacak gücü yok" diyerek iyi sıyrılmışsın ama çekirge bir sıçrar iki sıçrar
İnsan (şimdi veya sonra) şöyle bir göz gezdirmez mi? Okuyucunun kafasında olaylar daha net canlanır hem.
İlacın adı falan konusunda biraz araştırma şart aslında. Yazarlar bir roman yazmadan önce yıllarca araştırmasını yapıyorlar yazacakları konular üstüne. Ama birinci ağızdan anlatılan bu öyküde anlatan kişi ilacın adını belirtmeyebilir. İlacı önemsememiştir, ilacın adı aklında kalmamıştır ya da ilaçtan bahsetmek istemeyebilir. Gerçi burada cümle direkt doktorun ağzından. İlaç adı belirtseydi daha teknik olurdu. Tabii bir doktor bir çocukla konuşurken ne kadar ilaç adı belirtir bilemem. Söylediklerini çocuk nereden anlasın/sonra hatırlasın?
Anlatımın süper, zaten yaşayan kişinin anlatması hoşuma gider. Karakterin duygu ve düşüncelerini tam alırız. Kahramanımız alakasız noktalara değinebilir, göndermeler yapar. Yanlışlarını, doğrularını ve iç hesaplaşmalarını iyi anlatır. Her şeyi o karakterin gözünden biliriz ve sürprizlere çok açığızdır. Bence
Ehem neyse konuyu dağıtmayalım. Baya yorum aldın MG, hadi gene iyisin
Sanırım bu kadar yoruma bir bölüm daha koyarsın 
İlacın adı falan konusunda biraz araştırma şart aslında. Yazarlar bir roman yazmadan önce yıllarca araştırmasını yapıyorlar yazacakları konular üstüne. Ama birinci ağızdan anlatılan bu öyküde anlatan kişi ilacın adını belirtmeyebilir. İlacı önemsememiştir, ilacın adı aklında kalmamıştır ya da ilaçtan bahsetmek istemeyebilir. Gerçi burada cümle direkt doktorun ağzından. İlaç adı belirtseydi daha teknik olurdu. Tabii bir doktor bir çocukla konuşurken ne kadar ilaç adı belirtir bilemem. Söylediklerini çocuk nereden anlasın/sonra hatırlasın?
Anlatımın süper, zaten yaşayan kişinin anlatması hoşuma gider. Karakterin duygu ve düşüncelerini tam alırız. Kahramanımız alakasız noktalara değinebilir, göndermeler yapar. Yanlışlarını, doğrularını ve iç hesaplaşmalarını iyi anlatır. Her şeyi o karakterin gözünden biliriz ve sürprizlere çok açığızdır. Bence
Ahaha, benim de çok dikkatimi çekmiştir bu. Bu kadar ilgisiz ve kaderci doktor olamaz. Kadın amansız bir hastalığa yakalanıyor (hangi hastalıkmış o, onu da bilmiyoruz), doktorun sözü bomba: "Artık yapabileceğimiz tek şey Allah'a dua etmek." Bunu söyler, elleri cebinde çıkar gider zaten.Bogus wrote:Neyse, bunlar önemli değil, benim dikkat çekmek istediğim konu, eskiden Türk filmlerindeki doktorlarla dalga geçerdik, “bol bol yatıp istirahat etsin” den daha tıbbi bir cümle kuramadıkları için.
Ehem neyse konuyu dağıtmayalım. Baya yorum aldın MG, hadi gene iyisin
I am Lord Amean, The King of North, Leader of Zederus..
afedersin ama sormam gerek, ben öykülerimi yazarkem en çok beni sinir eden yorumlar belli edebi eserlere veya sinemalarda ilgiyle izlenen filmlere yönelik esinlendiğim şeyleri bulmaya çalışanlarınki olurdu. bu yüzden yanlış anlamanı istemem, ama twilight kitabını okudun veya filmini izledin mi? ben okumadım da izlemedim de ama en azından bayağı bir bilgi birikimim var bu konuda.
esinlenmeler var demiyorum çünkü bariz bir şekilde vampir ile insan aşkına yelken açıyoruz. bu son okuduğum bölümlerde aşırı bir şekilde olayları hızla geçiştirmişsin. bir sürü olay oluyor ben daha kardeşine yaptığı şey ile ilgili biraz daha yazı yazmanı beklerken hooop efektiyle mi diyeyim artık kırk yedi yıl geçiyor. sanki biraz hızla geçmişsin o yılları, tamam aradaki yıllarda yaptıklarından bahsediyorsun ya da belki o kadar da mühim değildir. yine de kızla karşılaşmadan önce bir kaç bölüm daha ormanda yaşadığı yıllardan bahsetmeni beklerdim.
neyse belki de o kızı bir daha görmüyeceğiz bilemem bunu, ama sonundaki sorudan belli ki bir aşk teması var ilerde ve o aşk teması da bu kızla alakalı olacak gibi.
yine de ilginçtir ki ara vermeden, merakla okumaya devam ediyorum öykünü. devamını koyarsan da okuyacağım, değişik bir tarzın var. sanki vampir bana anlatıyormuş gibi hissediyorum ve biraz da ürperiyorum. bunu başaran çok az yazar vardır, bu konuda seni tebrik etmek isterim. karşımda kanlı canlı bir vampir hayat hikayesini anlatıyor gibi geliyor bana okurken sanki...
son olarak bir şey daha sormak istiyorum. vampir konsepti temel olarak aynı olsa da çoğu öyküde mesela twilightda değişiklikler yapılabiliyor. sen vampirlik kurallarına sadık bir şekilde yazmaktan yanasın (ya da yazdın çoktan) yoksa bu konsepte özgün fikirler de ilave etmyi düşünüyor musun? bir de vampirler dışında başka fantastik unsurlar da olacak mı? ilk aklıma gelen doğal olarak kurt adamlar oldu.
yeni ekleyeceğin bölümleri merakla beklediğimi hatırlatım son kez kardeş... ve tekrardan tebrik ederim...
esinlenmeler var demiyorum çünkü bariz bir şekilde vampir ile insan aşkına yelken açıyoruz. bu son okuduğum bölümlerde aşırı bir şekilde olayları hızla geçiştirmişsin. bir sürü olay oluyor ben daha kardeşine yaptığı şey ile ilgili biraz daha yazı yazmanı beklerken hooop efektiyle mi diyeyim artık kırk yedi yıl geçiyor. sanki biraz hızla geçmişsin o yılları, tamam aradaki yıllarda yaptıklarından bahsediyorsun ya da belki o kadar da mühim değildir. yine de kızla karşılaşmadan önce bir kaç bölüm daha ormanda yaşadığı yıllardan bahsetmeni beklerdim.
neyse belki de o kızı bir daha görmüyeceğiz bilemem bunu, ama sonundaki sorudan belli ki bir aşk teması var ilerde ve o aşk teması da bu kızla alakalı olacak gibi.
yine de ilginçtir ki ara vermeden, merakla okumaya devam ediyorum öykünü. devamını koyarsan da okuyacağım, değişik bir tarzın var. sanki vampir bana anlatıyormuş gibi hissediyorum ve biraz da ürperiyorum. bunu başaran çok az yazar vardır, bu konuda seni tebrik etmek isterim. karşımda kanlı canlı bir vampir hayat hikayesini anlatıyor gibi geliyor bana okurken sanki...
son olarak bir şey daha sormak istiyorum. vampir konsepti temel olarak aynı olsa da çoğu öyküde mesela twilightda değişiklikler yapılabiliyor. sen vampirlik kurallarına sadık bir şekilde yazmaktan yanasın (ya da yazdın çoktan) yoksa bu konsepte özgün fikirler de ilave etmyi düşünüyor musun? bir de vampirler dışında başka fantastik unsurlar da olacak mı? ilk aklıma gelen doğal olarak kurt adamlar oldu.
yeni ekleyeceğin bölümleri merakla beklediğimi hatırlatım son kez kardeş... ve tekrardan tebrik ederim...
Eh Twilighttan benim kiz kardesim de hoslandigi, ve ben de son derece sinir oldugum icin biraz haberdarim. Ama orada epey koklu bir vampir ailesi vardi sanirim.
Burada sanki biraz daha saskin bir vampir var. Ki vampirin saskinliginin da ben hikayenin en ozgun yani oldugunu dusunuyorum. Aslinda cocugun anlatim tarzi o kadar dogal ki, bu hikayeyi bir anda bizim icin izlenebilir yapiyor. Hikaye ilerledikce daha da guclendigini dusunuyorum bu anlatimin. Ozellikle bir karakterin gozunden olaylari gorebilmekte bence MG oldukca basarili.
Benim bir parca daha iyi olabilecegini dusundugum bir konu su... Hikayenin icindeki diger karakterler, ozellikle en son bolumdeki kiz soz konusu oldugunda, kizin konusmalarini da sanki cocugun zihnindeki imgelerini duyuyormusuz gibi geliyor.
Bu elbette yapilabilir, ama bana sanki kizin kurdugu cumleleri bicimlendirirken, cocugun bakis acisi ile bakmaya biraz ara verip kizin bakis acisi ile bakabilirsek daha iyi olur. Belki bu soz konusu karakterin de belki kizin yasadigi duygulari biraz anlamaya calismasi ile saglanabilir. Ama belki o anda kendisi de yogun duygular yasadigi icin bu zor olabilir.
Aslinda bana hastane sahnesinde de, evde de kizla karsilastiginda da yasadigi duygular saglikli olarak etrafini algilayamayacak kadar yogunmus gibi geliyor cocugun. O nedenle de sehre gidince ne yapacak dogrusu merak ediyorum.
Burada sanki biraz daha saskin bir vampir var. Ki vampirin saskinliginin da ben hikayenin en ozgun yani oldugunu dusunuyorum. Aslinda cocugun anlatim tarzi o kadar dogal ki, bu hikayeyi bir anda bizim icin izlenebilir yapiyor. Hikaye ilerledikce daha da guclendigini dusunuyorum bu anlatimin. Ozellikle bir karakterin gozunden olaylari gorebilmekte bence MG oldukca basarili.
Benim bir parca daha iyi olabilecegini dusundugum bir konu su... Hikayenin icindeki diger karakterler, ozellikle en son bolumdeki kiz soz konusu oldugunda, kizin konusmalarini da sanki cocugun zihnindeki imgelerini duyuyormusuz gibi geliyor.
Bu elbette yapilabilir, ama bana sanki kizin kurdugu cumleleri bicimlendirirken, cocugun bakis acisi ile bakmaya biraz ara verip kizin bakis acisi ile bakabilirsek daha iyi olur. Belki bu soz konusu karakterin de belki kizin yasadigi duygulari biraz anlamaya calismasi ile saglanabilir. Ama belki o anda kendisi de yogun duygular yasadigi icin bu zor olabilir.
Aslinda bana hastane sahnesinde de, evde de kizla karsilastiginda da yasadigi duygular saglikli olarak etrafini algilayamayacak kadar yogunmus gibi geliyor cocugun. O nedenle de sehre gidince ne yapacak dogrusu merak ediyorum.
HARBE GİDEN
Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
Who is online
Users browsing this forum: No registered users and 2 guests

