Kara Toprak
Archi yeni garsonun hızına şaştı kaldı.
"Güzelim senin adın ne? Bu işi iyi kıvırdın sen" dedi yüzünde memnun bir gülümsemeyle. İlk gün o kadar aksilik olur diye düşünüyordu kendi kendine. "Sen müşterilerinle ilgilenmeye devam et bakalım." dedi Archi. Birazdan sakinleşir han, sen de dinlenirsin.
"Güzelim senin adın ne? Bu işi iyi kıvırdın sen" dedi yüzünde memnun bir gülümsemeyle. İlk gün o kadar aksilik olur diye düşünüyordu kendi kendine. "Sen müşterilerinle ilgilenmeye devam et bakalım." dedi Archi. Birazdan sakinleşir han, sen de dinlenirsin.
her zaman yalan söyle ki, kimse yalan söylediğini anlayamasın
güç amacın, k
güç amacın, k
Donaef karsısındaki adama (Dura) bir de kurda baktı, sonra elindeki biraya "Aslına bakarsan su tapınak konusunu yarın temiz kafayla konussak daha iyi olur. Ehh o zaman sana bir bira borcum olsun! Kurdun gercekten dişli ve sert...Tam da bir kurttan beklendiği gibi" dedi ve kafasını egerek hanın kapısını araladı. Elindeki birayı agzından damlalar aka aka kafasına dikti ve agzını koluyla sildi. Son yudumları odasına cıkarken almayı planlıyordu. Tezgahın yanına gitti ve hafiften sarsılan dünyaya baktı. "Archi kardeş... Biraların etkileyici! eh bu yorgunlugun üstüne bugünlük bu kadar yeter sanırm." dedi ve son yudumları da agzına dikti fakat biraz oturmaya karar verdi. Tezgah karsısında cıkmadan önce oturdugu yere gecti ve hanın keyfini cıkarmaya basladı.
Just because you were born a noble, you can act like God? - Griffith (the White Hawk)
"Sizin gibi değerli ve onurlu misafirleri ağırlamak bizim için şereftir patron" dedi Archi, o da hafiften içme isteği duyuyordu. Bu günki kadar bereketli bir günün ardından bu kar getiren işletmenin sahibi de azcık lüksü hakediyordu hani.
"Söylesene patron, buralarda düzeni korumak sence zor mu? Biz bu kasabada zor düzen kurabiliyoruz. Acaba hikayelerini duyduğumuz kadar büyük krallıklar, düzenli topraklar olabilecek mi? O ihtişamla anlatılan büyücülük kuleleri bir daha yükselebilecek mi acaba?" dedi Archi. Sesi biraz yüksek çıkmıştı. Aslında Archinin merak ettiği böyle birşey olursa ne kadar karlı işler yapabileceğiydi ama bunun tabiki yeni dünyaya getireceği huzur ve güveni de düşünüyordu. İyi bir adam olmasa da hancı, en azından başkalarının iyi olmasını isteyen biriydi. Malum, zengin ve sıhhatli olmayan biri bi handa neden düşüp kalksın değil mi?
"Söylesene patron, buralarda düzeni korumak sence zor mu? Biz bu kasabada zor düzen kurabiliyoruz. Acaba hikayelerini duyduğumuz kadar büyük krallıklar, düzenli topraklar olabilecek mi? O ihtişamla anlatılan büyücülük kuleleri bir daha yükselebilecek mi acaba?" dedi Archi. Sesi biraz yüksek çıkmıştı. Aslında Archinin merak ettiği böyle birşey olursa ne kadar karlı işler yapabileceğiydi ama bunun tabiki yeni dünyaya getireceği huzur ve güveni de düşünüyordu. İyi bir adam olmasa da hancı, en azından başkalarının iyi olmasını isteyen biriydi. Malum, zengin ve sıhhatli olmayan biri bi handa neden düşüp kalksın değil mi?
her zaman yalan söyle ki, kimse yalan söylediğini anlayamasın
güç amacın, k
güç amacın, k
Hancının kelimelerini dikkatle dinlediği cok açık belli oluyordu. Biraların etkisiyle yanlış bir şey anlamak istemezdi. "Her çağın kendisine getirdiği yenilikler vardır elbette tabii zorluklarda. Her çağda eskisine göre daha dikkatli davranılmıştır. Aynı güzel yapıları tekrardan görmek, bana sorarsan çok zor bir olay. Diyar her geçen gün nasıl karanlığa sürüklendiyse, her geçen günde aydınlığa çıkabilir. Fakat dedigim gibi imkansız olmasada çok zor bir olay bu!" dedi ve düşünmeye başladı. Diyarda neler olmustu da bu hale gelmişti? "Archi kardeş... Kara Toprak efsanesi bir şekilde hayata döndü" dedi ve hanı inceledi ve kafasını iki yana salladı "Tamam belki de sadece isim benzerliği..." diyerek kahkaha attı. "Buralarda yeniden bir şeylerin olacağı kimin aklına gelirdi. Diyar kendisini yenileyecektir yada yok olacaktır. Bizler diyar için ne yapabiliriz Archi. Burası benim toprağım, buranın kokusunu seviyorum, toprağını seviyorum, burada yükselen güneşi seviyorum. Ben bu diyarı her seyiyle seviyorum"
Just because you were born a noble, you can act like God? - Griffith (the White Hawk)
Büyücüye sipariş verildikten sonra kız patronuna döndü "İsmim suala" efendim dedi patronuyla ilk kez adamakıllı konuşmuştu ve gülümseyerek devam etti "Daha öncede bu tarz işler yaptım o yüzden elim alışıktır siz hiç merak etmeyin" dedi..Birçok kasaba ve diyar gezdiği için insalarla çabuk kaynaşırdı kız, suala için bu geldiği yerde onun için herhangi bir diyardı burdaki kişilerin başından geçenleri canla başla dinlemek için can atıyordu, ortalık sakinleştiğinde henüz odasına çıkmamış olan ve bir köşede sessizce oturan korsanın hikayesini merak etti, suala bir gezgindi ve şimdiye kadar gezdiği diyarlarda hiç denizle aşinalığı olan birini tanımamıştı ve bu korsan kızda ilgi çekici bir merak uyandırdı..
şimdilik herkesin siparişleri ulaşmış gibiydi, çabucak diğer masadaki boşları toplamaya başladı..
şimdilik herkesin siparişleri ulaşmış gibiydi, çabucak diğer masadaki boşları toplamaya başladı..
Bir şehir,kalesini asla kaybetmez;
eğer onu taçlandıran duvarlar tuğladan
değil de insandan ise..
eğer onu taçlandıran duvarlar tuğladan
değil de insandan ise..
Donaef kısa konusmadan sonra sessiz kalmıştı. Cok fazla konustuğunu düsünüyordu. Su yandaki sarhoş hala bayılmamıştı anlaşılan. Bir korsan gibi cesurca içebiliyordu ve bir korsanla rahatlıkla alay edebilecek bir dil yapısına sahipti. "Huhh cesur olmak iyidir" dedi kendi kendine ve sırıttı. "Hancı şanslı adamsın doğrusu. Handa böyle çalıskan iki kisiyle beraber işin oldukça rahat. Hem bu güzel bayanın burada çalıstığını bilmiyordum" dedi ve bir kahkaha attı "Evet hemde normal bir insana göre iki kat şanslısın!"
Just because you were born a noble, you can act like God? - Griffith (the White Hawk)
-
Possessed
- Site Çizeri
- Posts: 958
- Joined: Mon Mar 13, 2006 10:00 am
- Location: Tanrilarin Unuttugu Yerden...
- Contact:
Bir yanındaki ayyaş korsanın yüksek sesiyle anlattığı öyküyü dinlemeye koyuldu genç yolcu. Çok enteresandı anlattıkları, yalnız öykü bir süre sonra da gerçekçiliğini yitirmeye başladı. Genç yolcu eğer gerçekse "Tanrıların bir bildiği vardır" diye düşünüyordu ki başka bir sarhoş (biraz satirik bir sesle de olsa) patlattı genç yolcunun kafasındaki soruyu. Korsanın Tanrılar hakkında atıp tuttuğunu duyunca da biraz sinir oldu açıkçası. O yaşamını Tanrıların izine adasın, başkaları o yüce güçlerin var olmadığını iddia etsin! Tam lafa karışacaktı ki tuttu kendini. Bu sarhoşla yüz göz olası yoktu açıkçası. "Budala kafir!" dedi sadece içinden. Özünde iyi adamsa Tanrılar onu affedecektir. Zaten korsan da bir süre sonra çıktı dışarı hava almaya. Ortamdaki ses azaldı biraz.
Etrafa biraz kulak kabartmak istedi genç yolcu. Ama sağ kulağının biraz ağır duyması ve ortamdaki hafif uğultudan hiçbir şey anlaşılmıyordu. Belki gecenin ilerleyen saatlerinde şöminenin başına biri geçer de öyküler efsaneler döktürür diye düşündü. Bir Tanrının izini duymayı çok istiyordu. Her akşam bu kalabalık olacaksa buradan çok şey öğrenebilirdi. Birkaç gün burada konaklamayı düşünmeye başladı.
Kendisi gibi genç bir adamın kendi kendine olan çıkışını görünce zor tuttu kendini kahkaha patlatmamak için. Zavallı genç sipariş verememişti bir türlü. Neyse ki kendisi kalabalık olmadan önce gelmişti. Hakkaten nereden çıkmıştı bu kalabalık?? Bu kadar ıssız görünen bir yerde bu kadar insanın aynı anda buluşması tesadüf olabilir miydi? İşte Tanrılara olan inancı biraz daha arttı. Kendi yaşadığı yerde kült olan ana tanrıça madalyonunu eline alarak parmaklarında biraz gezdirdi. Tunçtan çok hoş bir madalyondu bu, üzerinde sembolik bir kadın yüzü ve etrafında işlemelerle runik yazılar vardı.
Etrafa biraz kulak kabartmak istedi genç yolcu. Ama sağ kulağının biraz ağır duyması ve ortamdaki hafif uğultudan hiçbir şey anlaşılmıyordu. Belki gecenin ilerleyen saatlerinde şöminenin başına biri geçer de öyküler efsaneler döktürür diye düşündü. Bir Tanrının izini duymayı çok istiyordu. Her akşam bu kalabalık olacaksa buradan çok şey öğrenebilirdi. Birkaç gün burada konaklamayı düşünmeye başladı.
Kendisi gibi genç bir adamın kendi kendine olan çıkışını görünce zor tuttu kendini kahkaha patlatmamak için. Zavallı genç sipariş verememişti bir türlü. Neyse ki kendisi kalabalık olmadan önce gelmişti. Hakkaten nereden çıkmıştı bu kalabalık?? Bu kadar ıssız görünen bir yerde bu kadar insanın aynı anda buluşması tesadüf olabilir miydi? İşte Tanrılara olan inancı biraz daha arttı. Kendi yaşadığı yerde kült olan ana tanrıça madalyonunu eline alarak parmaklarında biraz gezdirdi. Tunçtan çok hoş bir madalyondu bu, üzerinde sembolik bir kadın yüzü ve etrafında işlemelerle runik yazılar vardı.
I am Lord Amean, The King of North, Leader of Zederus..
(RP dışı: Wes_Dex böyle sıkıntılar olabiliyor işte.. tam iş çıkışı saatine denk geldi.. kusuruma bakma..)
geceyi soğuk olmasına rağmen dışarıda geçirmeye ve ertesi sabah, han henüz dolup taşmadan evvel gidip sıcak bir şeylere yemeye karar verdi.. burada yapmak istediği şeyler vardı ve bunun için yardıma ihtiyaç duyacaktı..
aşağıya harabelerin arasına indi.. Doğanın Tapınağı'nın, mezbeleye dönen bahçesine girdi.. sırtını tapınağın harap duvarına dayayıp bir ateş yaktı hızlıca.. hava iyice kararınca, ateşin yanına daha da sokuldu.. hava demir gibi keskin ve soğuktu.. kar yoktu ama tüm otlar, bitkiler beyaza kesmişti.. üstlerindeki tüm su zerrecikleri donmuştu.. bu gece çetin geçeceğe benzerdi..
gece yarısına varmadan bir çıtırtı ile düşlerinden sıyrıldı.. gelen Gölge'ydi.. ateşin bir kenarına kıvrılıverdi yüce kurt.. ama Dura'nın uykusu kaçmıştı bir kere.. sırt üstü yatarak başını ellerinin arasına koydu.. pürüssüz gökyüzündeki yıldızlara dalıp gitti ve bir türkü koyverdi eskilerden.. yitik Derfas şehrinin güzel yıllarından bir hatıra..
...
...
Bekle çınar,
Ağlama, doğacak güneş.
Yeşereceksin,
Zor günlerin sonunda,
Sevdiğine kavuşacaksın...
...
...
yıldızların göz kırpışları arasında huzursuz bir uykuya daldı..
geceyi soğuk olmasına rağmen dışarıda geçirmeye ve ertesi sabah, han henüz dolup taşmadan evvel gidip sıcak bir şeylere yemeye karar verdi.. burada yapmak istediği şeyler vardı ve bunun için yardıma ihtiyaç duyacaktı..
aşağıya harabelerin arasına indi.. Doğanın Tapınağı'nın, mezbeleye dönen bahçesine girdi.. sırtını tapınağın harap duvarına dayayıp bir ateş yaktı hızlıca.. hava iyice kararınca, ateşin yanına daha da sokuldu.. hava demir gibi keskin ve soğuktu.. kar yoktu ama tüm otlar, bitkiler beyaza kesmişti.. üstlerindeki tüm su zerrecikleri donmuştu.. bu gece çetin geçeceğe benzerdi..
gece yarısına varmadan bir çıtırtı ile düşlerinden sıyrıldı.. gelen Gölge'ydi.. ateşin bir kenarına kıvrılıverdi yüce kurt.. ama Dura'nın uykusu kaçmıştı bir kere.. sırt üstü yatarak başını ellerinin arasına koydu.. pürüssüz gökyüzündeki yıldızlara dalıp gitti ve bir türkü koyverdi eskilerden.. yitik Derfas şehrinin güzel yıllarından bir hatıra..
...
...
Bekle çınar,
Ağlama, doğacak güneş.
Yeşereceksin,
Zor günlerin sonunda,
Sevdiğine kavuşacaksın...
...
...
yıldızların göz kırpışları arasında huzursuz bir uykuya daldı..
Aurë entuluva...!!
şarabı içerken sızmıştı. Üstelik elindeki kadehi devirmiş sakalını pembeye çevirmişti şarap. Doğruldu. Bir kere esnedi. Sakalını sıvazladı. Eline ıslaklık gelir gelmez sakalına baktı. Pembeydi.
"Büyükbabamın mezarı adına! Yaşlı bir adamın sakalını boyamaya utanmıyormusunuz?" dedi. Etrafına bakıyordu. Azarlayacak birini arıyordu. Sakalının ıslak ve pembe olmasının nedenini şarap olarak düşünmemişti hiç. Ã?ünkü Ozu hiç bir zaman şarabı boşa harcamazdı! şimdiye kadar.
Kimi azarlayacağına karar veremeden hancıya döndü. Kaşları çatıktı. "Evlat! Kim yaptı bu şakayı? Ayrıca verdiğim paraya karşılık beni buralarda uyutuyorsun!" Ellerini yumruk yapıp havada salladı. "Bunu yapanı kurbağaya döndürücem!" Sonra yüzü şaşkınlık belirtileri gözterdi. Tekrar kaşlarını çattığında yeni bir sorun çıkardı.
"Heyy! şarabımı kim içti!".
"Büyükbabamın mezarı adına! Yaşlı bir adamın sakalını boyamaya utanmıyormusunuz?" dedi. Etrafına bakıyordu. Azarlayacak birini arıyordu. Sakalının ıslak ve pembe olmasının nedenini şarap olarak düşünmemişti hiç. Ã?ünkü Ozu hiç bir zaman şarabı boşa harcamazdı! şimdiye kadar.
Kimi azarlayacağına karar veremeden hancıya döndü. Kaşları çatıktı. "Evlat! Kim yaptı bu şakayı? Ayrıca verdiğim paraya karşılık beni buralarda uyutuyorsun!" Ellerini yumruk yapıp havada salladı. "Bunu yapanı kurbağaya döndürücem!" Sonra yüzü şaşkınlık belirtileri gözterdi. Tekrar kaşlarını çattığında yeni bir sorun çıkardı.
"Heyy! şarabımı kim içti!".
Ben gelecek için hiç endişe duymadım.O yeterince hızlı geliyor zaten.
Albert Einstein
Albert Einstein
Geceki muhabbetin ve uyuşukluğun ardından bir odaya çıkmaya üşenmişti. Gözlerini yavaşca kapamış ve farkında olmadan kestirmeye başlamıştı bile. Dirseğini tezgaha koymustu ve elini yastık gibi kullanıyordu, tezgahın köşesinde oturduğundan sırtını da bir güzel duvara yaslamıstı. Sıcacık bir yataktaymış gibi uykuya dalmıstı.
Ne kadar uyuduğundan emin değildi ve birisinin sesini duyduğunda sinirlenerek, yarı uykulu bir şekilde yüksek sesle "Heyy uyumaya çalışanla...." dedi yarıda keserek ve ufak çaplı bir sırıtma yerleşti yüzüne. "Cennet dediğin böyle olsa gerek ha Donaef!" diyerek sırıtması iyice arttı yüzü bile kızarmıştı. Hala uyuyordu ve dış dünyada neler olduğu onu ilgilendirmiyordu cünkü güzel kızlar bütün gemiyi sarmış ve onu adeta uyandırmamak için uğrasıyorlardı fakat bir kac yüksek ses daha duydu ve bir anda sıcrayarak uyandı. "Neler oluyor. Nereye gittiniz!? bütün kızlar nereye gitti?" diye bir anda yüksek sesle konustu. Gözlerini ovusturdu ve yaşlı adamın bağırmalarını duydu. Neler olduğuna uyku sersemi bir şekilde baksada, hala rüyasını düsünüyordu.
Bir süre sonra görüntü netleşti ve uyuya kaldığını anladı ve onu uyandıranın da oradaki huysuz dedenin olduğunu görünce derin bir iç çekti. Yaşlı adamın söylediklerinden net olarak sadece son cümlesini anlamıştı "Heyy! şarabımı kim içti!".
"Görünüşe bakılırsa huysuz yaşlı bir adamı yıllar sonra bile çekemiyorum!" dedi ve piposunu doldurmaya baslarken devam etti " ve yine görünüşe bakılırsa Huysuz Dede! şarabını senden başkası içmemiş. Doğrusunu söylemem gerekirse pembe sakalları olan Huysuz bir Dedesin sen!" dedi ve derin kahkahasını zar zor bastırdı. "Güzelim rüyamı mahvetmene mi yanayım, güzelim uykumu mahvetmene mi?" diyerek piposunu yaktı.
Ne kadar uyuduğundan emin değildi ve birisinin sesini duyduğunda sinirlenerek, yarı uykulu bir şekilde yüksek sesle "Heyy uyumaya çalışanla...." dedi yarıda keserek ve ufak çaplı bir sırıtma yerleşti yüzüne. "Cennet dediğin böyle olsa gerek ha Donaef!" diyerek sırıtması iyice arttı yüzü bile kızarmıştı. Hala uyuyordu ve dış dünyada neler olduğu onu ilgilendirmiyordu cünkü güzel kızlar bütün gemiyi sarmış ve onu adeta uyandırmamak için uğrasıyorlardı fakat bir kac yüksek ses daha duydu ve bir anda sıcrayarak uyandı. "Neler oluyor. Nereye gittiniz!? bütün kızlar nereye gitti?" diye bir anda yüksek sesle konustu. Gözlerini ovusturdu ve yaşlı adamın bağırmalarını duydu. Neler olduğuna uyku sersemi bir şekilde baksada, hala rüyasını düsünüyordu.
Bir süre sonra görüntü netleşti ve uyuya kaldığını anladı ve onu uyandıranın da oradaki huysuz dedenin olduğunu görünce derin bir iç çekti. Yaşlı adamın söylediklerinden net olarak sadece son cümlesini anlamıştı "Heyy! şarabımı kim içti!".
"Görünüşe bakılırsa huysuz yaşlı bir adamı yıllar sonra bile çekemiyorum!" dedi ve piposunu doldurmaya baslarken devam etti " ve yine görünüşe bakılırsa Huysuz Dede! şarabını senden başkası içmemiş. Doğrusunu söylemem gerekirse pembe sakalları olan Huysuz bir Dedesin sen!" dedi ve derin kahkahasını zar zor bastırdı. "Güzelim rüyamı mahvetmene mi yanayım, güzelim uykumu mahvetmene mi?" diyerek piposunu yaktı.
Just because you were born a noble, you can act like God? - Griffith (the White Hawk)
kapıdan giren adamın yüzünde yorgunluk izleri vardı.. dünkü görüntüsünden farklı olarak sırt çantası yanında değildi bu sefer ve silahsızdı.. pelerinini giymemiş uzun staffını da almamıştı yanına.. oksitlenerek kararmış, yer yer sararmış bir zincir zırh vardı üzerinde.. ufak bir deri çanta dikkat çekiyordu üzerinde.. zırhın kemerine takılı olan bu çantanın üstünde de aynı kartal amblemi vardı deri üstünde kabartma olarak.. kemere takılı kılıç tokası boştu..
kararmış zırh değil ama göğüs hizasındaki arma dikkat çekiciydi.. bir kaya üzerinden avının üzerine atlamak üzere olan kartal silueti.. kararan zırhın aksine bu tunç arma pırıl pırıldı..
bara doğru yürüdü, akşamcılardan uyanık olanları başıyla selamlayarak ilk bulduğu tabureye çöktü..
hayırlı sabahlar hancı.. bir kupa sıcak su istiyorum.. ve sıcak ekmek..
kararmış zırh değil ama göğüs hizasındaki arma dikkat çekiciydi.. bir kaya üzerinden avının üzerine atlamak üzere olan kartal silueti.. kararan zırhın aksine bu tunç arma pırıl pırıldı..
bara doğru yürüdü, akşamcılardan uyanık olanları başıyla selamlayarak ilk bulduğu tabureye çöktü..
hayırlı sabahlar hancı.. bir kupa sıcak su istiyorum.. ve sıcak ekmek..
Aurë entuluva...!!
Tek Tek masaları silip boşlarıda mutfağa götürdükten sonra huysuz bir müşterinin sesini işitti, Müşterinin yakınmalarından sonra kız gülme isteiğini bastırdı, yaşlı insanları severdi,onların huysuzlukları kıza hep komik gelirdi..sakince huysuz müşterisinin yanına gitti..
"İsterseniz size yeni bir şarap daha getirebilirim? ama bu saatte şarabı size tavsiye etmem kahvaltı için birşeyler getirmeme ne dersiniz?" dedi kız sakince gülümseyerek..
Hanın kapısı açıldıktan sonra bakışlarını o yöne çevirdi dünkü gelen misafirlerden biriydi gelen,Yaşlı adamdan cevabı beklerken, yeni müşterisine döndü
" sıcak suyunuz ve ekmeğinizi hemen getiriyorum" dedi kız tatlı tatlı gülümseyerek, ve hanın arka kısmına yöneldi..
Kısa bir süre sonra elindeki tepside sıcak su ve ekmekle belirdi,sakince tepsiyi adamın önüne koydu..göz ucuyla adamın kıyafetlerini inceledi tam birşey sorucakmış gibi ağzını kıpırdatıcaktıkiı bir an durkasadı ,merakını şimdilik gidermeliydi başka zaman ertelemeliydi..
Bakışları henüz yeni ayılmış olan korsana yöneldi "Sizin içinde birşeyler getirmemi istermisiniz?" dedi neşeyle
"İsterseniz size yeni bir şarap daha getirebilirim? ama bu saatte şarabı size tavsiye etmem kahvaltı için birşeyler getirmeme ne dersiniz?" dedi kız sakince gülümseyerek..
Hanın kapısı açıldıktan sonra bakışlarını o yöne çevirdi dünkü gelen misafirlerden biriydi gelen,Yaşlı adamdan cevabı beklerken, yeni müşterisine döndü
" sıcak suyunuz ve ekmeğinizi hemen getiriyorum" dedi kız tatlı tatlı gülümseyerek, ve hanın arka kısmına yöneldi..
Kısa bir süre sonra elindeki tepside sıcak su ve ekmekle belirdi,sakince tepsiyi adamın önüne koydu..göz ucuyla adamın kıyafetlerini inceledi tam birşey sorucakmış gibi ağzını kıpırdatıcaktıkiı bir an durkasadı ,merakını şimdilik gidermeliydi başka zaman ertelemeliydi..
Bakışları henüz yeni ayılmış olan korsana yöneldi "Sizin içinde birşeyler getirmemi istermisiniz?" dedi neşeyle
Bir şehir,kalesini asla kaybetmez;
eğer onu taçlandıran duvarlar tuğladan
değil de insandan ise..
eğer onu taçlandıran duvarlar tuğladan
değil de insandan ise..
kızın neşeli sesi adamı kendine getirmişti..ellerinin arasına aldığı başını kaldırarak, oradan oraya koşturan kızı şöyle bir süzdü..
"nasıl da yaşam dolu" diye düşündü gülümseyerek, belindeki çantadan çıkardığı koyu yeşil renkli bir bitkiyi saplarıyla beraber kupanın içine atarken..
keskin ama ferah bir koku yayıldı ortama..
ekmekten lokma aldı ve bakışlarıyla rahatsız etmemeye özen göstererek işini keyifle yapmakta olan kızın hareketlerini izlemeye başladı..
"nasıl da yaşam dolu" diye düşündü gülümseyerek, belindeki çantadan çıkardığı koyu yeşil renkli bir bitkiyi saplarıyla beraber kupanın içine atarken..
keskin ama ferah bir koku yayıldı ortama..
ekmekten lokma aldı ve bakışlarıyla rahatsız etmemeye özen göstererek işini keyifle yapmakta olan kızın hareketlerini izlemeye başladı..
Aurë entuluva...!!
"Doğrusunu söylemem gerekirse pembe sakalları olan Huysuz bir Dedesin sen!". Bunu söyleyene baktı. Kaşları iyice çatılmıştı. "Demek sen yaptın ha!" şarabı kendi içtiğine dair yorumu duymamıştı. Tam adamın yanına gidecekti ki garson kız yanına geldi
Kahvaltı yapmasını önermişti. Kızın gülümsemesine gülümseyerek karşılık verdi. "Evet kızım. Sanırım şimdi kahvaltı yapsam iyi olur. şarabı akşama tekrar alabilirim." dedi. Sonra kendisine 'huysuz' diyen adama dönerek "Bir daha bunu yaptığında eminim ki seni kurbağaya çevirecek büyü aklıma gelir!" son bir kez payladı. Hala sakalını onun boyadığını düşünüyordu.
Kahvaltı yapmasını önermişti. Kızın gülümsemesine gülümseyerek karşılık verdi. "Evet kızım. Sanırım şimdi kahvaltı yapsam iyi olur. şarabı akşama tekrar alabilirim." dedi. Sonra kendisine 'huysuz' diyen adama dönerek "Bir daha bunu yaptığında eminim ki seni kurbağaya çevirecek büyü aklıma gelir!" son bir kez payladı. Hala sakalını onun boyadığını düşünüyordu.
Ben gelecek için hiç endişe duymadım.O yeterince hızlı geliyor zaten.
Albert Einstein
Albert Einstein
Başındaki hafif ağrının geçmesini umarak, hanı şöyle bir süzdü. Dün gece tezgah başında uyurken bir sorun yoktu fakat üzerine kafasını yasladığı eli neredeyse omzuna kadar uyuşmuştu. Kolunu sıvazlayarak oturuyordu eh bir şeyler atıştırsa fena olmazdı. Cok cepli pantolonunun, diz hizasındaki dolu cebinden bir elma çıkardı ve geriye bir adet elmasının kaldığını farketti. Yesil elmayı süzdü ve dişlerini seslice gecirdi meyvenin üstüne. Hanın kapısının açıldığını ve dün geceki iri yarı kurtla yolculuk yapan adamın içeriye girdiğini gördü. Dün gecekinden farklı görünüyordu ve anlaşılan kapıdaki ufak konusmalarından sonra geceyi dışarda geçirmişti. Yavaşca oturduğu uzun tabureden doğruldu, adamın oturduğu masaya doğru yöneldi. Handa çalışan güzel bayanın isteğini sorması üzerine "Dün gece oldukça alkol almışım sanırım. Biraz ekmek ve süt cok iyi olurdu." diyerek gülümsedi kahvaltısına başlamış olan adamın karşısındaki sandalyeye izin istemeden oturdu. "Selamlar tekrar" dedi ve adamın göğsündeki parlak ve ilgi çekici armayı süzdü. İlginç ve oldukça kaliteli duran üstündeki kartal figürü dikkatini çekmişti.
Just because you were born a noble, you can act like God? - Griffith (the White Hawk)
Who is online
Users browsing this forum: No registered users and 0 guests
