Bir çok yazarın kitaplarında bulunan farklı anlatımlar insanın dikkatini çeker. Birinci şahıs anlatımla kendimizi karakterin yerine koyarız. Üçüncü şahıs anlatımla olayları bir film gizi izleriz. Bazen üçüncü şahıs birincil anlatımla olayların tek bir karakter etrafından nasıl akıp geçtiğini görürüz.
Ama bazen bunların ötesinde, yazarların belki de kendi ruhlarını eserlerine aktardığını görürüz. Kimi iç açıcı manzara tasvirleri ile hayal gücümüzü zorlar, kimisi bir insanı o kadar güzel tarif eder ki, gerçekten tanışmışız gibi hissederiz. Kimisi olayları öyle bir heyecanla harmanlar ki, ne tasvir ne de karakterler kalır gözümüzde.
Peki sizin, en güzel anlatımı gördüğünüz yazar hangisi?
En Güzel Anlatım
-
Alenthas
- Forum Yöneticisi
- Posts: 2670
- Joined: Thu Oct 04, 2007 10:00 am
- Location: Innsmouth
- Contact:
George R. R. Martin'den Taht Oyunları diyeceğim. Üçüncü şahıs açısıyla karakterin gözünden anlatıyor olayları. Karakterlerin psikolojik hallerini de çok iyi anlatmış. Karakter ve mekan tasvirleri sıkmıyor, akıcı bir dili var. Karakterlerin birbirleriyle diyalogları da tek kelimeyle muhteşem. Kitapta neler olup bittiğini anlatmak yerine karakterlerine anlattırıyor, bir hikaye ya da konuşma şeklinde. Fakat bunu o kadar iyi kamufle ediyor ki hiç fark edilmiyor bile, yapmacık durmuyor asla. Ah... tekrar okuyasım geldi 
Ben de en çok David Eddings'in anlatımını seviyorum. Karakterleri öyle güzel yansıtıyor, olayların ağını çevrelerine öyle bir örüyor ki, kendimi kitaptan bir karakter gibi hissediyorum çoğunlukla. Sanki bütün maceraları yaşıyorum, karakterlerle birlikte sürüklenip gidiyorum.
Bunların yanında David Eddings kitaplarında tasvir azdır, ama hiç gözüme bile gelmemişti. Odanın içinde neler olduğundan çok, ne gibi entrikalar döndüğünü daha çok merak ediyorum çünkü.
Bunların yanında David Eddings kitaplarında tasvir azdır, ama hiç gözüme bile gelmemişti. Odanın içinde neler olduğundan çok, ne gibi entrikalar döndüğünü daha çok merak ediyorum çünkü.

Hmm şimdi düşününce insanın aklına birçok başka yazar da gelebilir, ama ben hatırladığım kadarı ile bazı fantastik öyküleri de olan bir yazarın ismini yazmadan edemeyeceğim.
Halikarnas Balıkçısı... Yani adamın yazılarında duygular, kelimeler, görüntüler, insanların bakışları, doğanın her bir ögesi, balıklar, hayvanlar, deniz, rüzgar öylesine bir anlam kazanıyor ki.... Yani öyküde her bir ögenin adeta kendi yaşamının olduğunu hissediyor insan...
O açıdan ilk etapta anlatımın üstadı deyince aklıma gelen ilk ve en güçlü isim Halikarnas Balıkçısı.
Halikarnas Balıkçısı... Yani adamın yazılarında duygular, kelimeler, görüntüler, insanların bakışları, doğanın her bir ögesi, balıklar, hayvanlar, deniz, rüzgar öylesine bir anlam kazanıyor ki.... Yani öyküde her bir ögenin adeta kendi yaşamının olduğunu hissediyor insan...
O açıdan ilk etapta anlatımın üstadı deyince aklıma gelen ilk ve en güçlü isim Halikarnas Balıkçısı.
HARBE GİDEN
Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>Gene böyle güzel dön; <br>Dudaklarında deniz kokusu, <br>Kirpiklerinde tuz; <br>Harbe giden sarı saçlı çocuk! <br>
Ã?nyargılı yaklaşıp yaklaşmadığımdan emin değilim. Ã?ünkü en sevdiğim kitap sonuçta. Bu yüzden önyargılı yaklaşıyor olabilirim.
Monte Kristo Kontu - Alexandre Dumas
şu ana kadar gördüğüm en iyi anlatım. Zamanının etkisinden de olsa gerek, yazar sıkça kendi yorumlarını da anlatıyor. Edmond'un yaptığı her olaydan sonra tek tek çektiği acıları, etrafındakilerin hayal kırıklıklarını anlatıyor. Bir bakışmanın verdiği duygusallığı öyle bir anlatıyor ki, içinizde hissediyorsunuz.
Okurken Edmond'u nasıl tasvir ederse etsin, ben kendimi onun yerine koymuştum. Ã?ünkü duyguları içinde hissedince insan, kitaptakinin kendisi olduğunu zannediyor.
Bunu bir de Stephen King kitaplarında görebiliyorum. Korkuyu güzel bir şekilde işleyince (genellikle kısa öykülerinde oluyor bu) sanki oradaki kendisiymiş gibi hissediyor insan.
Dolayısıyla çoğu kişi betimlemelerle kendisini olayın içindeymiş gibi hissediyor olsa da, ben mekana önem vermem, benim için psikoloji önemlidir ve o anki duygular beni oradaymış gibi hissettirir. Yani en iyi anlatım, duyguların anlatımıyla olur
Monte Kristo Kontu - Alexandre Dumas
şu ana kadar gördüğüm en iyi anlatım. Zamanının etkisinden de olsa gerek, yazar sıkça kendi yorumlarını da anlatıyor. Edmond'un yaptığı her olaydan sonra tek tek çektiği acıları, etrafındakilerin hayal kırıklıklarını anlatıyor. Bir bakışmanın verdiği duygusallığı öyle bir anlatıyor ki, içinizde hissediyorsunuz.
Okurken Edmond'u nasıl tasvir ederse etsin, ben kendimi onun yerine koymuştum. Ã?ünkü duyguları içinde hissedince insan, kitaptakinin kendisi olduğunu zannediyor.
Bunu bir de Stephen King kitaplarında görebiliyorum. Korkuyu güzel bir şekilde işleyince (genellikle kısa öykülerinde oluyor bu) sanki oradaki kendisiymiş gibi hissediyor insan.
Dolayısıyla çoğu kişi betimlemelerle kendisini olayın içindeymiş gibi hissediyor olsa da, ben mekana önem vermem, benim için psikoloji önemlidir ve o anki duygular beni oradaymış gibi hissettirir. Yani en iyi anlatım, duyguların anlatımıyla olur
I always knew I was a star And now, the rest of the world seems to agree with me.
The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.
I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.
-Freddie Mercury
The reason we're successful, darling? My overall charisma, of course.
I never thought of myself as the leader. The most important person, perhaps.
-Freddie Mercury
Who is online
Users browsing this forum: No registered users and 2 guests

