"Harekat, Birliktir, Güç ise Zafer. İlerleyin İblisler Justisar bizim"""
İblis Kral / Komutan, Keskin Kılıç Archiond
Justisar Günlükleri X. Kısım
_İblis Söylenceleri_
İlk Savaş ( 19. Rcutan 1000 / 2. Ã?ağ )
İki Ordu, aynı kökenli, aynı kinli iki ordu. Geniş Rocstan ovasındaydı. Justisar"ın genç 3000 yıllık Tarihinde böyle büyük ordular görülmemişti. Aynı tenlere sahip iki kadim ırk, savaş meydanındaydı. Gece Elfleri ile İblisler, birbirlerinden aynı ölçütte nefret ediyorlardı. Başlarındaki ilk doğan Krallarda öyle, Elrohir ile Archiond Bu işin bir sona ermesini istiyordu. Bir tarafın nefreti galip gelecekti.
Archiond adamlarının başındaydı uzun parlayan muhteşem kılıcını çekmiş adamları için konuşma yapıyordu. Boynuzları upuzun bir hilal gibiydi başının üzerinde. Boynuzlarının gerisindeki uzun saçları nerdeyse beline kadardı. Boyu ırkına göre bile uzundu üç metreydi. Vücudu kaslı kuvvetli ve heybetliydi. Üst tarafı mavi dersine yapılan mor dövmeleri görünecek kadar çıplaktı altında da siyah bir çaput bağlamıştı Ã?aputun arasından kaslı bacakları gözüküyordu.
Bir Kral değil de bir savaşçı gibiydi. "Yüce Halkım" diye kükredi ırkına özgü pes sessiyle. "Bu gün Savaşın Günü, Eksik kalan Irkımızı tamamlayacağız. Gece Elfleri bizden değil, onları bizden yapalım."
Bütün iri iblis Güruhu kahkahalarla gülerek, Silahlarını kalkanlarına vurdu. Tek ve tok bir sesti. İblis Kral konuşmasına devam etti. "Biz güçlüyüz. Kanımızda hem savaşın hem de büyünün gücü akıyor. Biz üstün ırkız, yenilemeyiz. Bizim önümüzde eğilecekler. Unutmayın Harekat , Birliktir, Güç ise Zafer. İlerleyin İblisler Justisar bizim""
Kükreyen iblis Güruhu kükreyerek, Gece elflerinin nizami çizgilerde durduğu hatta saldırdı. Elrohir ana komutada , Girofil ve Arfil sağ ve sol kanatlardaydılar. İblisler saldırınca, Gece elfleri kanatlardan yüklenerek rakiplerini baskı altına almaya çabalıyordu. Normal bir savaşta bu işe yarayabilirdi ama iblisler muazzam güçteydiler. Kanatlardan birine yüklenip orayı paramparça ettiler. Bu kanat sol kanattı yani Arfil"in kanadı.
Archiond kanlı kılıcıyla, Sol kanattaki Gece Elflerini biçiyordu. Kırmızı gözleri zevkten kısılmıştı. Hızlı ve akrobatik hareketle bir Gece elfinin kellesini uçurdu. Etrafta öldüreceği bir Gece Elfi ararken Birden sağında hızlı bir hareket hissetti ve oradan gelen darbeyi zorlukla durdurabildi. Biraz geriye sendeleyen Archiond, rakibine baktı.
Rakibi bir Gece Elfine göre uzun boylu ve kaslıydı. Koyu mor saçlarını kısa kesmişti. Menekşe mavisi gözleri kinle parlıyordu. Nerdeyse kendi boyu kadar olan uzun bir kılıç tutuyordu. Archiond rakibini görünce sırıttı ve Enli kılıcını kaldırdı.
"Arfil, bir İlk doğana meydan mı okuyorsun ?" dedi kalın pes sesiyle Archiond
Genç Prens kılıcını iki eliyle sağlama aldı. "Bana İbliskatili dediler Archiond. Kılıcım senin kanınla da sulanacak."
Archiond bir şey demeden kalın kılıcını savurdu. Arfil o uzun kılıcı kullanmasına rağmen çevikti darbeden kurtularak. Archiond"un baldırına kılıcıyla bir çizik attı. Archiond hızla tek ayağını yere vurdu havada takla atarak kılıcını rakibinin boğazına savurdu. Arfil bu meşhur hareketi biliyordu ve kenara çekildi. Ardından hızlı bir devinimle kılıcını iblisin karnına savurdu.
Archiond"un hamlesi başarısız olabilirdi fakat o kadarda aptal değildi. Havada yere düşerken kılıcın küt tarafına sert bir tekme savurdu. Kılıç, şaşıran Arfil"in elinden kurtuldu dönerek savaşın içinde kayboldu. Prens tam hançerini çekip Archiond"un üzerine atılacaktı ki arkadan gelen bir iblis baltasını onun böğrüne sapladı.
Arfil önce acı bir şekilde haykırdı. Ardından Son gücüyle hançeri ona saldıran iblisin gözüne sapladı. İblis acıyla uluyarak geriye düşerken, Arfil diz çöktü, balta hala böğründeydi ağzından hafifçe kan sızıyordu.Bu sırada Archiond gülümseyerek ayağa kalktı. "
"Seninde kafanı keseceğim Elrohir"in oğlu" dedi pes bir sesle hırlayarak kılıcını kaldırdı. "Yine de beni yere düşürebildiğin için çok şanslısın."
Kılıç hızlı bir savrulmayla indi. Arfil tam ölümü bekliyordu ki, kalın tek taraflı bir balta kılıcı engelledi. Archiond kılıcını geri çektiğinde gördüğü bir Gece Elfi değildi. Gördüğü iki buçuk metrelik dev bir barbardı. Archiond"un kırmızı gözleri irileşti, bu lanet İlk doğanı tanıyordu.
"Are" diye fısıldayabildi yalnızca.
Karşısında bir elinde koca bir çekiç diğer elinde ise kocaman bir balta bulunan Barbar haykırdı "Bakalım kendi dişine göre bir rakibe karşı ne yapacaksın Keskin Kılıç." dedikten sonra hızla baltasını İblis Kralın suratına savurdu.
İblis Söylenceleri ( Justisar)
İblis Söylenceleri ( Justisar)
Beş dakika süren savaşlar binlerce yıl süren efsaneler yaratır. O yüzden savaşta korkuyla değil tatmin hissi duyarak ölmelisin. O zaman arkandan ağlayacak insan kalmış olur.
"Lanetim ve kinim sizin üzerinizde olacak ve gittiğiniz her yerde gecenin karanlığını hissedeceksiniz."
Gece Kralı / İlk Yürüyen Elrohir
Justisar Günlükleri X. Kısım II. Bölüm
_İblis Söylenceleri_
İlk Savaş ( 19. Rcutan 1000 / 2. Ã?ağ )
Savrulan çelik balta Archiond"un son anda eğilince kafasına değil boynuzuna denk geldi. Are"nin gücü boynuzun on beş santimlik kısmını kesti attı. Archiond, şaşkınlıkla yerdeki boynuz parçasına bakarken Are"den bir saldırı daha geldi; sert çekiç savrularak İblis Kralın midesine indi. Archiond nefesi kesilerek,önüne doğru eğildi.
Are; "Aikroth" diye haykırarak iblisin kafasına son vuruşu iki elindeki silahlarla yapmaya hazırlandı.Ama bir iblisi yenmek o kadar kolay değildi. Archiond parmağını barbara uzatıp eğilirken tek bir söz söyledi. İblisin parmağından fırlayan bir mermi, barbarın karın boşluğunu deldi geçti. Are haykırarak geriye sendeledi ama düşmedi. Archiond doğrulduğunda gülümsüyordu.
"Bu kadar kolay olacağını düşünmemiştin değil mi Are." dedi İblis Kral, patlayan fırtınanın ilk yağmur damlaları üzerine düşerken saçlarını savurdu. Ardından yavaşça diz çöken barbara doğru ilerledi.. "Beni basit savaşçılar ya da büyünün asıl gücünden yoksun büyücülerle denk tutmadın değil mi İlk barbar. Gece elflerine büyü kullanmadığım , sanki seni yanıltmış. Beklide unuttun onlara bizim büyülerimizin işlemediğini, çünkü hiçbir mavi ırka kan büyüsü işlemez."
Are yalnızca gülümsedi. "Ben de hemen öleceğinden korkuyordum." Diyerek ayağa kalktı gözleri beyazlaşmış vücudunda yeşil bir aura belirmişti. Silahlarının biri kırmızı diğeri mavi bir şekilde parladı. Are iki tane kocaman silahını havada çevirmeye başladı. Havada bir şimşek patladı, yağmur sağanağa dönüştü.
"Bu savaşı kimse unutamayacak." dedi Archiond kılıcını elinde tutup mırıldanarak.
"Eğer yaşarlarsan." dedi Are balta ile çekicini elinde dengeleyerek.
İki tane ilk doğan, İlk büyük savaşta karşı karşıyaydılar. İkisi de uzun boylu, iri ve kaslıydılar. Archiond, Are"den bir baş boyu uzundu. Are yeşil, Archiond mor bir aura yayıyordu. İkisinin de yüzünde delice bir sırıtış, gözlerinde savaşın keskin bir ateşi vardı. Kadim silahları parlıyordu. Havadaki yağmur etraftaki savaşı silmişti. şimşekler ve yıldırımlar üç kişiyi aydınlatıyordu. Hala böğründe bir baltayla duran Arfil inanılmaz bir dayanıklılıkla savaşı izliyordu. Havada son bir yıldırım patladı ve iki rakip birbirlerine saldırdılar.
Kılıçlarını, Baltalarını, Ã?ekiçlerini, Büyülerini birbirilerine savurdular. Are"nin baltası bir çok kesiğe, Ã?ekici bir çok eziğe neden oldu. Archiond"un kan büyüleri Are"nin vücudunu zehir ve acıyla kapladı. Barbarın delice savaşı, Archiond"un kılıcı ile saldırmasını bırak, savunmasını bile zorluyordu. Archiond gücü büyüde buluyordu ama bu yorulmayan barbara karşı büyüleri tükeniyordu.
Son bir savuruştan kaçan Archiond kılıcıyla saldırdı. Are kılıcın karnına saplanmasına izin vererek, baltasını İblis Kralın böğrüne sapladı. Bir an silahlarını bir birine saplanmış halde yağmur altında öylece hareketsizce durdular.Ardından ikisi de diz çöküp, silahlarını bıraktılar. Archiond Are"nin omzunu sertçe kavradı. Barbarın dudaklarının arasından kan süzülüyordu. Archiond onu sarsarak;
"Neden Are ?" dedi boğuk bir sesle. "Neden bu işe karıştın ?"
"Ağabeyimize saldırdın Archiond, kardeşler birbirine saldırmaz." diye cevapladı. "Biz dokuzumuz kardeşiz. Ã?ocuklarımız birbirlerine saldırabilir ama biz bunu onlara teşvik etmemeliyiz."
"Dünyayı biz yönetebilirdik. Gücümüz var"" derken bilincini kaybetti. Are ise Arfil"e bakarak. "Özgünüm oğul geç kaldım" diyebildi ve ilk doğanda yere yığıldı, Arfil de öyle. Bu arada savaşan iblisler krallarının yere yığıldığını görünce hemen onun başına toplandılar. Bir iblis ona saldıran Barbarı öldürmek için kılıcını kaldırdı ama indirmeden göğsüne yediği bir şimşek topu onu geriye savurdu.
Sislerin arasından şimşeği savurmuş olan Gece Elfinin, Mavi pelerini rüzgardan savruluyor, Mor saçları uçuşuyordu. Elinde tuttuğu gümüş topuzlu asanın üzerinden dumanlar çıkarken , menekşe mavisi gözleri derin bir garez ile parlıyordu. Onu gören iri yarı iblisler, kaçacak yer aradılar, Yalnız kumandanlardan biri Archiond"u taşımak için hamle yaptı.
"Kralını al ve git" dedi Elrohir buz gibi bir sesle kumandana. "Bu gün yenildiniz, geri çekilin. Ama unutmayın lanetim ve kinim sizin üzerinizde olacak ve gittiğiniz her yerde gecenin karanlığını hissedeceksiniz""
Komutan Arcturos, Kırmızı gözlerini Elrohir"den ayırmadan kralını omzuna aldı ve hızla uzaklaştı. Elrohir ise diz çökerek önce Are"nin nabzını kontrol etti, derin bir nefes alarak, oğlunun yanına gitti. Oğlu nefes alıyordu ama artık son anlarını yaşamaktaydı.
"Baba" diye fısıldadı Arfil "Özgünüm, başarısız oldum. Yaralandım ölüyorum."
Elrohir, hiçbir şey söylemedi. Oğlunun elini tuttu sadece oğlunun ölümünü değil kendi gençliğinin de ölümünü görüyordu. Oğlu ona öyle çok benziyordu ki ona bakan gözleri kendi gözleriydi. "Oğlum" diyebildi zorlukla
"Baba, Elefirn"e onu sevdiğimi söyle ve anneme de, Kız kardeşime de." dedi mırıldanarak "Girofil sahi o nerede ?"
"Gelir." dedi Elrohir yavaşça oğluna " Dayan biraz ne olur ?"
"İkimizde gerçekçiyiz baba, ölüyorum işte. " dedi kan tükürerek. " Baba, senden son isteğim var. Bunu yaptığında huzura ereceğim şu denge bozucu ırkı yok et."
"Yapacağım. Onları bu düzlemden süreceğim." dedi Elrohir kararlılıkla başını havaya kaldırdı. "Ã?yle baba," diye seslendi Kedfith"e. "şimdi onu yanına al, iyi bak ona. Ben onun inayetini yerine getireceğim. O inayet yerine gelmeden ben de huzura ermeyeceğim."
Birden gök yüzündeki fırtına dindi, Güneş açtı. Elrohir oğluna tekrar baktığında oğlu ölmüştü. Yavaşça onun gözlerini kapadı, bir damla göz yaşı süzüldü gözünden ardından yavaşça ayağa kalktı. Geriye ordusuna doğru baktı. Geriden atıyla Girofil geliyordu. Elrohir bir süre sarı saçlı küçük oğlunun gelişini izledi, ve yerdeki büyük oğluna son kez baktı.
Girofil geldiğinde ağabeyinin cesedini gördü. şaşkınlıktan ve üzüntüden gözleri dolan prense, Elrohir sert bir sesle. "Kardeşinin cesedini buraya göm. Ardından benimle gel yapacak iş çok."
Gece Kralı / İlk Yürüyen Elrohir
Justisar Günlükleri X. Kısım II. Bölüm
_İblis Söylenceleri_
İlk Savaş ( 19. Rcutan 1000 / 2. Ã?ağ )
Savrulan çelik balta Archiond"un son anda eğilince kafasına değil boynuzuna denk geldi. Are"nin gücü boynuzun on beş santimlik kısmını kesti attı. Archiond, şaşkınlıkla yerdeki boynuz parçasına bakarken Are"den bir saldırı daha geldi; sert çekiç savrularak İblis Kralın midesine indi. Archiond nefesi kesilerek,önüne doğru eğildi.
Are; "Aikroth" diye haykırarak iblisin kafasına son vuruşu iki elindeki silahlarla yapmaya hazırlandı.Ama bir iblisi yenmek o kadar kolay değildi. Archiond parmağını barbara uzatıp eğilirken tek bir söz söyledi. İblisin parmağından fırlayan bir mermi, barbarın karın boşluğunu deldi geçti. Are haykırarak geriye sendeledi ama düşmedi. Archiond doğrulduğunda gülümsüyordu.
"Bu kadar kolay olacağını düşünmemiştin değil mi Are." dedi İblis Kral, patlayan fırtınanın ilk yağmur damlaları üzerine düşerken saçlarını savurdu. Ardından yavaşça diz çöken barbara doğru ilerledi.. "Beni basit savaşçılar ya da büyünün asıl gücünden yoksun büyücülerle denk tutmadın değil mi İlk barbar. Gece elflerine büyü kullanmadığım , sanki seni yanıltmış. Beklide unuttun onlara bizim büyülerimizin işlemediğini, çünkü hiçbir mavi ırka kan büyüsü işlemez."
Are yalnızca gülümsedi. "Ben de hemen öleceğinden korkuyordum." Diyerek ayağa kalktı gözleri beyazlaşmış vücudunda yeşil bir aura belirmişti. Silahlarının biri kırmızı diğeri mavi bir şekilde parladı. Are iki tane kocaman silahını havada çevirmeye başladı. Havada bir şimşek patladı, yağmur sağanağa dönüştü.
"Bu savaşı kimse unutamayacak." dedi Archiond kılıcını elinde tutup mırıldanarak.
"Eğer yaşarlarsan." dedi Are balta ile çekicini elinde dengeleyerek.
İki tane ilk doğan, İlk büyük savaşta karşı karşıyaydılar. İkisi de uzun boylu, iri ve kaslıydılar. Archiond, Are"den bir baş boyu uzundu. Are yeşil, Archiond mor bir aura yayıyordu. İkisinin de yüzünde delice bir sırıtış, gözlerinde savaşın keskin bir ateşi vardı. Kadim silahları parlıyordu. Havadaki yağmur etraftaki savaşı silmişti. şimşekler ve yıldırımlar üç kişiyi aydınlatıyordu. Hala böğründe bir baltayla duran Arfil inanılmaz bir dayanıklılıkla savaşı izliyordu. Havada son bir yıldırım patladı ve iki rakip birbirlerine saldırdılar.
Kılıçlarını, Baltalarını, Ã?ekiçlerini, Büyülerini birbirilerine savurdular. Are"nin baltası bir çok kesiğe, Ã?ekici bir çok eziğe neden oldu. Archiond"un kan büyüleri Are"nin vücudunu zehir ve acıyla kapladı. Barbarın delice savaşı, Archiond"un kılıcı ile saldırmasını bırak, savunmasını bile zorluyordu. Archiond gücü büyüde buluyordu ama bu yorulmayan barbara karşı büyüleri tükeniyordu.
Son bir savuruştan kaçan Archiond kılıcıyla saldırdı. Are kılıcın karnına saplanmasına izin vererek, baltasını İblis Kralın böğrüne sapladı. Bir an silahlarını bir birine saplanmış halde yağmur altında öylece hareketsizce durdular.Ardından ikisi de diz çöküp, silahlarını bıraktılar. Archiond Are"nin omzunu sertçe kavradı. Barbarın dudaklarının arasından kan süzülüyordu. Archiond onu sarsarak;
"Neden Are ?" dedi boğuk bir sesle. "Neden bu işe karıştın ?"
"Ağabeyimize saldırdın Archiond, kardeşler birbirine saldırmaz." diye cevapladı. "Biz dokuzumuz kardeşiz. Ã?ocuklarımız birbirlerine saldırabilir ama biz bunu onlara teşvik etmemeliyiz."
"Dünyayı biz yönetebilirdik. Gücümüz var"" derken bilincini kaybetti. Are ise Arfil"e bakarak. "Özgünüm oğul geç kaldım" diyebildi ve ilk doğanda yere yığıldı, Arfil de öyle. Bu arada savaşan iblisler krallarının yere yığıldığını görünce hemen onun başına toplandılar. Bir iblis ona saldıran Barbarı öldürmek için kılıcını kaldırdı ama indirmeden göğsüne yediği bir şimşek topu onu geriye savurdu.
Sislerin arasından şimşeği savurmuş olan Gece Elfinin, Mavi pelerini rüzgardan savruluyor, Mor saçları uçuşuyordu. Elinde tuttuğu gümüş topuzlu asanın üzerinden dumanlar çıkarken , menekşe mavisi gözleri derin bir garez ile parlıyordu. Onu gören iri yarı iblisler, kaçacak yer aradılar, Yalnız kumandanlardan biri Archiond"u taşımak için hamle yaptı.
"Kralını al ve git" dedi Elrohir buz gibi bir sesle kumandana. "Bu gün yenildiniz, geri çekilin. Ama unutmayın lanetim ve kinim sizin üzerinizde olacak ve gittiğiniz her yerde gecenin karanlığını hissedeceksiniz""
Komutan Arcturos, Kırmızı gözlerini Elrohir"den ayırmadan kralını omzuna aldı ve hızla uzaklaştı. Elrohir ise diz çökerek önce Are"nin nabzını kontrol etti, derin bir nefes alarak, oğlunun yanına gitti. Oğlu nefes alıyordu ama artık son anlarını yaşamaktaydı.
"Baba" diye fısıldadı Arfil "Özgünüm, başarısız oldum. Yaralandım ölüyorum."
Elrohir, hiçbir şey söylemedi. Oğlunun elini tuttu sadece oğlunun ölümünü değil kendi gençliğinin de ölümünü görüyordu. Oğlu ona öyle çok benziyordu ki ona bakan gözleri kendi gözleriydi. "Oğlum" diyebildi zorlukla
"Baba, Elefirn"e onu sevdiğimi söyle ve anneme de, Kız kardeşime de." dedi mırıldanarak "Girofil sahi o nerede ?"
"Gelir." dedi Elrohir yavaşça oğluna " Dayan biraz ne olur ?"
"İkimizde gerçekçiyiz baba, ölüyorum işte. " dedi kan tükürerek. " Baba, senden son isteğim var. Bunu yaptığında huzura ereceğim şu denge bozucu ırkı yok et."
"Yapacağım. Onları bu düzlemden süreceğim." dedi Elrohir kararlılıkla başını havaya kaldırdı. "Ã?yle baba," diye seslendi Kedfith"e. "şimdi onu yanına al, iyi bak ona. Ben onun inayetini yerine getireceğim. O inayet yerine gelmeden ben de huzura ermeyeceğim."
Birden gök yüzündeki fırtına dindi, Güneş açtı. Elrohir oğluna tekrar baktığında oğlu ölmüştü. Yavaşça onun gözlerini kapadı, bir damla göz yaşı süzüldü gözünden ardından yavaşça ayağa kalktı. Geriye ordusuna doğru baktı. Geriden atıyla Girofil geliyordu. Elrohir bir süre sarı saçlı küçük oğlunun gelişini izledi, ve yerdeki büyük oğluna son kez baktı.
Girofil geldiğinde ağabeyinin cesedini gördü. şaşkınlıktan ve üzüntüden gözleri dolan prense, Elrohir sert bir sesle. "Kardeşinin cesedini buraya göm. Ardından benimle gel yapacak iş çok."
Beş dakika süren savaşlar binlerce yıl süren efsaneler yaratır. O yüzden savaşta korkuyla değil tatmin hissi duyarak ölmelisin. O zaman arkandan ağlayacak insan kalmış olur.
"Başlangıçtaki Yirmi bir Ruhun anlaşması, denge üzerine kuruludur, Dengeyi bozan güçler ne kadar büyük olursa olsun, Benim yerim Dengenin safı olacaktır. Ã?ünkü bunun sonuçlarının ne olduğunu gördüm""
Ejderhan / Rüzgarbiçen / Ejder Efendisi
Asi Glaroth
Justisar Günlükleri XII. Kısım
İlk Yürüyenin Hatıraları
16. Muros 1112
2. Ã?ağ
Ejder Efendisi
Karlı bir patikadan geçiyorum, arkama baktığımda, Derin Rcuatan Vadisi önümde, ve kabarmaya başlayan suları fark edebiliyorum.Ama burda bulunmamın sebebi manzara izlemek değil. Amacım onu görmek, görmek ve destek beklemek. Bu kadim dünyaya ayak bastığım üç bin yıl boyunca, yardıma ihtiyacım olduğu tek zaman bu, hislerim tarif edilemez boyutta kızgın, şaşkın, üzüntülü.
En sevdiğim oğlum öleli daha 112 yıl geçmiş. Arfil"in acısı yüreğimde taze daha, kendi ölümümü gördüm sanki onun yüzünde, o acıyı unutamıyorum hala. Soluklanmak için durmuş, bayırın tepesine bakıyorum şimdi, zirveye pek bir şey kalmamış. Vücudum yorgun, dört gündür uyumadım, İblisleri güney hududunda tutmak çok güç, okçularımın okları azalıyor, Asuka, yardımı reddetti. Bu sefer gerçekten zor durumdayım.
Ayaklarım ağır ağır ilerliyor tepeye doğru, Bu kıtayı çok iyi biliyorum ama, Ejder Kıtası Kimmeriar Algerian"dan gelen bir Ejderha Efendisine karşı, bilgim denizde düşen yağmur damlaları kadar.
İlerliyorum, Büyük devasa çift kanatlı bir kapı var önümde, hava soğuk. Daha yüksekteki dağlardaki karlar, İkiz Güneş"in ışığıyla parlıyor. Beyaz atkımı boynuma doğru doluyorum, tenimle uyumsuzluğa yol açsa da eski tip bu atkı hoşuma gidiyor.
Başım dik her zamanki yürüşüyümle ilerliyorum.
Ã?ift kanatlı kapılar ben onların üzerine doğru yürüdükçe açılıyor. Rüzgarın atkımı uçuşturduğunu saçlarımı dağıttığını hissediyorum. Umursamıyorum bunları, kapıdan içeriye giriyorum.
"Gökyüzü, rüzgar şehri Shibben." Sözcükleri çıkıyor dudaklarımdan, bu ismi kayıp dünyaları araştıran bir dostumdan duyduğum aklıma geliyor. Efsaneler şehri, ejder şehri şimdi kapısındaydım. Duraksamam sadece bir an sürüyor ilerliyorum.
Havada uçan ejderhalar, önümdeki düz sokakta yürüyen bir sürü insan suretinde kişi var. Bir kırmızı halı üzerinde yürüyorum, insan suretindekiler bana yol açıyor. Bir sürü göz hissediyorum üzerimde. Genellikle ben kişileri kabul ederim, buna alışık değilim. Muhtemelen bir ikincisi olmayacak ama rahatsız hissediyorum kendimi.Gümüş topuzlu asamı daha sıkı kavrayarak bu kırmızı halının üzerinde ilerliyorum.
İlerde Halının bittiği yerde bir taht görüyorum altına benziyor. Eğer sıradan bir ölümlünün açgözlü isteklerine sahip olsaydım etkilenebilirdim bile ama bu bana etki etmiyor. Tahtın üzerinde kızıl cüppeli biri oturuyor, ama bu cüppe aldatmaca, cüppenin içinde özel yapım bir zırh olduğunu fark ediyorum ve ilerlemeye devam ediyorum.
Giderek yüz hatlarını seçmeye başlıyorum tahta ki adamın, sert çenesi ve onun üzerinde gülümseyen ince dudaklara sahip, gözleri kızıl kukuletasında kaybolmuş. Cüppesi güzel, kırmızı üzerine beyaz rünler, bu Rüzgar efendisine hoş bir hava vermiş. Etrafında kimi zırhlar kimi cüppeler içinde altı tane kişi var. Üçü kadın üçü erkek, denge hoş iyi kurulmuş.
Bu onun basit konseyi olmalı diye düşünüyorum. En baştaki, Ful zırhtan makine gibi duran ufak bir açıklıktan gözleri dışında hiçbir şey görünmeyen adam başını bana döndürüyor. Onun tam karşısındaki, yeşil saçlı uzun boylu dar kesim beyazlar giyinmiş kadında öyle. Onları umursamıyorum, benim umursadığım adam tam karşımda, iki adım attıktan sonra duruyorum.
Yaşlı ejder bana bakmak için, başını kaldırıyor. Gözlerinde derin bir siyahlık var dikkatli bakılınca bu bakışlarda ejderha seçmek zor görünmüyor. Gözlerimi ona dikiyorum, korkum yok buraya destek için geldim ama dilenmeye de niyetim yok. Ben bunları düşünüyorken, Ejderha efendisi konuşuyor.
"Buraya kadar, tek başına gelmek. Hele sizin gibi bir narin ırk için zor olsa gerek." diyor ve ardından zihnimi yokluyor. Beni küçümsüyor, ona zihnimin kapılarını sert bir şekilde kapıyorum. Gözlerimiz bir an çekiştikten sonra Ejderha efendisi gülümsüyor. "Yeteneklisin, en azından adını sorarak öğrenmem gerekecek."
O gülümseyince, bende gülümsüyorum. " Adım Elrohir, Gece Elflerinin Kralıyım.Ya senin adın ne rüzgar biçen ?" Sesim kendi kulağıma bile soğuk hissiz geliyor, güzel çünkü böyle olsun istiyorum.
Diğer kurmaylar ve etraftaki ejderhaların şaşkınlığa düştüğünü fark ediyorum. Hatta zırhlı adamın yanındaki iri yarı kızıl çember sakallı adam elini kılıcının kabzasına götürüyor. Ama yaşlı Ejderha, elini kaldırarak onu engelleyip ayağa kalkıyor yüzünde bir gülümseme görüyorum. Bu tehlikeli bir gülümseme olduğunu fark ediyorum ama umursamıyorum sadece tetikte bekliyorum.
"Böyle konuştuğuna göre iyi olmalısın buraya neden geldiğin önemli değil önemli olan buraya gelebilecek kadar iyi misin buna bir bakalım? İyiysen belki adımı öğrenebilirsin." diyor parmağının bir işaretiyle, daha demin ona bakan beyaz dar kesimli yeşil saçlı kadını öne çıkıyor.
Kadın benim önümde hafifçe selam vererek kendini tanıtıyor, "Ben Efendimizin 3 kuşak torunlarından Yeşil Ejderha, Eleyrin. Memnun oldum." diyor o bunları söylerken diğer insan suretindeki ejderhalar geri çekilerek bize boş bir alan bırakıyor. Bende dik dik bu kadına bakıyorum daha önce bir buz ejderhası dışında hiçbir ejderha ile savaşmışlığım yok, sanırım insan formunda savaşacağız.
Kenara geçen yaşlı ejderhaya bakıyorum, "İşler kızışırsa torununu öldürebilirim Rüzgarbiçen, demedi demezsin sonra." Bu sözlerim diğer ejderhaları şaşkına çeviriyor, karşımdaki yeşil saçlı kadın sırtındaki kılıcı çekerek hıza üzerime geliyor, sağ sol sapmalar yaparak beni şaşırtmaya çalışıyor.
Kılıcını görüyorum iki hamle sonra bana saplayacak tabi başarabilirse, özel koruyucu büyülerimi iki elime de yönlendiriyorum, asamı havaya fırlatırken m"Kedfith" diye haykırış çıkıyor dudaklarımdan. Kadın bunu umursamıyor kılıcı bana doğru gelirken, sola doğru geçip kılıcın keskin olan yanını iki elimle de tutuyorum.
Kadın bana şaşkın şaşkın bakarken dudaklarımdan büyümün sözcükleri dökülüyor. "İlkende vir Elkitil." Yere düşen asam birden şimşekle doluyor ve üzerimize düşmeye başlıyor, Büyü ikimize de hasar verecek, ama bana daha az Ona daha çok. Nitekim asa düşerken kadının büyüyen gözleri planlarımın doğru olduğunu gösteriyor"
O sırada asa yere tam ikimizin bulunduğu yerin ortasına saplanıyor. Bana gelen büyünün, çoğunu emiyorum , bana pek hasar vermiyor, ama kadın acı bir haykırışla beş metre öteye fırlıyor.
Kadın yerdeyken eski bir, iblis büyüsünü kadının üzerinde deniyorum, Sağ elimle iki rün çizdikten sonra işaret parmağı mı kadının boğazına tutuğumda, kadının boğazı ve benim elimde kırmızı büyü dokular beliriyor.
Ben kadını bu büyüyle boğazından havaya kaldırıyorum ve sıkmaya başlıyorum, acımasız bir teknik iblislerin çoğunun tekniği acımasızdır biliyorum ama bu kibirli yaratıklara bazı dersler vermek gerekiyor,Kadın boğulur gibi olunca onu Yaşlı ejderin ayaklarının dibine fırlatıyorum.
Kadın zorla nefes alarak ayağa kalkarken elini bana uzatıp ateş büyüsü yapıyor üzerime bir ateş topu gelirken, rakibimin arkasına ışınlanıyorum, o şaşkınlıkla bana bakıyor. Ben ise bitirici mermi büyüsünü yaparken yaşlı Ejder benim elimi tutuyor.
"Bu kadarı ona yeter Elrohir," diyor sert bir sesle, ona doğru soğuk gözlerle bakıyorum. Gözlerindeki saygıyı fark ediyorum, ama bu benim sinirlerimi yatıştırmıyor. Elimi sert bir şekilde onununkinden kurtarıyorum. Beni hakir görmenin bedelini ödetirdim onlara ama ne yazık ki şimdilik onlara ihtiyacım var.
"Ne istiyorsun, Gece Kralı Elrohir ? Glaroth bunu merak ediyor." diye soruyor yaşlı ejder bana doğru bakarken. Bende cevap olarak asamı yere vuruyorum. Karşıdaki büyük binanın beyaz duvarında görüntüler beliriyor. Görüntüde, Archiond"un savaşı, yemini ve öldürdüğü kişilerin görüntüleri, Are ile olan savaşını ekrana getiriyor.
"Bu asamın Tanrım tarafından verilmiş bir özel gücü, bu asa düşündüğüm kişilerin görüntülerini kaydeder. Bu yüzden her konuda bilgi sahibi olurum. Bu gördüğünüz İblis, Archiond, eğer bir şey yapmazsanız, sizi ve bizi yok edecek kardeşim""
"Pekala, pek kardeşine benzemiyor, daha farklı bir ırk gibi. "diyor Glaroth düşünceli bir sesle "Bu nasıl bir kardeşlik, Elrohir ?"
"Biz ilkdoğanız, Kimmeriar"da bu kavram var mı bilmiyorum fakat biz her ırkın temsilcisiyiz, fakatbazılarımız öldü." diyorum ve hepsinin yüzü gözümün önüne geliyor. Kardeşlerim, kimi ihanet etti, kimini sevdim, kiminle tartıştım ama Justisarın dokunuşunu onlarla paylaştığımı hatırlıyorum, sesim boğuklaşır gibi oluyor.
"Ã?ünkü bazı tanrılar, İlk doğanlarını peygamber gibi göstermek istediler, ölümlü yaptılar. Biz dokuz tane ilk doğanız. İki kardeşimiz öldü, biri kendi diyarının ormanlarında kayboldu. Diğeri Archiond ile savaşından sonra ağır yaralandı, kayıp. Ona karşı savaşmaya gönüllü dördümüz kaldık sadece."
Yaşlı Ejder hafifçe öksürüyor, diğer insan formundaki, şaşkın ejderler ejdere dönüşüp uçuyorlar etraf bir anlığına her renkten ejderle dolduktan sonra etrafta kimsecikler kalmıyor, Glaroth bir duvarda gözüken Archionda birde bana bakıyor, kukuletasını açıp, göğe doğru bakıyor uzun kızıl saçları omzunun üzerinde savruluyor, Glaroth sanki bir an birisiyle konuşuyormuş gibi duruyor bir an, Bu anı biliyorum, ben de bazen Yüce Kedfith ile böyle konuşabiliyordum.
Sonra Yaşlı Ejder bana bakıyor, gözlerinde müşfik bir tavır var o anda hissediyorum ki bu kişi benden daha yaşlı ve güçlü. Justisar kurulmadan önce var olmuş. O anda anlıyorum ki O da bir ilk doğan ama yurdundan ve kıtasından sürülmüş bir ilkdoğan, bana bakıyor, ve konuşmaya başlıyor.
"Elrohir, Bu Dünya varolmadan önce, yirmi bir tane, ruh vardı evrenin merkezinde kimi güçlü kimi güçsüz yirmi bir tane ruh, Birbirileriyle çatışmak istemiyorlardı, çünkü ruhları yok edilirse, bunun bir geri dönüşü olmazdı o yüzden, bu Galaksiyi oluşturdular, bin bir emekle, çabayla yoğurdular Bu sistemin merkezine de bir Gezegen, yani üzerinde yaşadığımız Fozkitiliar"ı kurudular.
Yirmi bir ruh Fozkitiliar"ı öncelikle tek bir kıta şeklide yaratıldı ama daha bitkiler ve toprağın dokusu yaratılırken tartışma oldu ve üçe bölündü ana kaya. Sonra üç tane kıta şeklinde tasarladı, biri büyük bir yıldız şeklindeki Kimmeriar, diğeri Yarım Ay şeklindeki Justisar, Ã?tekisi ise bir gezegen kadar yuvarlak hatlı Lidertiar, Bu şekilde tasarladıkları Fozkitiliar da güçler dengesinin bozulmaması için her bölgeye yedi tane ruh -sonra kendilerine tanrı diyeceklerdi- dağıttılar.
Bu yedi ruh kendi Diyarlarını inşa edecek, kendilerince en beğenilir olanı yapmaya çalışacaktı. Yönelimlerine göre dağıtıldılar, ve O diyarı yöneten tanrılardan bir baş, iki tanede yardımcı seçilmesi istendi çünkü Fozkitiliar"ın genel, halini kontrol etmek de gerekiyordu. Böylece her diyardan üç tane olmak üzere dokuz ana konsey yönetiyordu Fozkitiliar"ı. Dokuz tane yönelimin temsilcileri birlikte karar veriyorlardı. Bu uzun zamanlar böyle gitti, En son Kimmeriar "da Draken hakimiyeti başlayınca, diğer 6 tanrı bizim dünyadan sürüldüler. Ve O tanrılar arayış için diğer tanrılarla savaşacak kadar çıldırdılar, ve Fozkitilar"dan sürüldüler. Aralarında benim Tanrım Gorgorth"da vardı, o delilik zamanlarında ona ulaşamıyordum."
Bir an duraksıyor siyah gözleri eskilere doğru dalıyor, sözleri çok eski zamanları anlatmakta. Bu drakelerin çok kötülcül bir ırk olduğunu düşünmeye başlıyorum, aynı iblisler gibi, bu endişemi Yaşlı Ejdere söylüyorum
"Bu Drakeler de iblisler gibi kötülcül bir ırk mıydı ?" diye soruyorum merakla.
"Hayır," diyor acı acı gülümseyerek. Ardından devam ediyor "Drakeler, kertekele ırkıdır, alt ırk diye hep ezilmiştir, iyiliğin savunucularıdır, Her yerde bulunurlardı ve hizmetçi görevi görürlerdi . Her yerde bulunan kolları sayesinde isyan ettiler. Çok kayıp verdiler ama herkesi yenerek Tanrıları sürdüler. Kendi Tanrıları Drakelen Eşit ve adil bir düzen yaydılar her tarafa bütün yaratıkların eşit olduğu, savaşın olmadığı bir yere dönüştü yavaş yavaş kötülüğün anlamını unuttular, tabii iyiliğin anlamını da
Sonra, sürülen tanrılar birleşip bir ruh oldular, ve kalan iki dünyadan birine girdiler, nerede olduğunu araştırmak ve onu yok etmek için, büyük konseyden görevlendirildim. Bana, artık yedi kişi kalan konseydeki boş iki yerden birini teklif ettiler. Bende kabul ettim, en azından geçmişteki hataları hala düzeltebilirdim. Altı kirli ama çok güçlü ruhun, birleşmiş halinin gücü korkunçtur, ama bu düzlemde beden elde edemeden hiçbir şey yapamazlardı.
Justisar"a geleli henüz elli yıl oldu, Kral Elrohir." İç çekip gülüyor dudaklarında istekli bir gülümseme beliriyor. Bakışları hala duvarda görüntüleri olan Archiond"da " Sanırım, aradığım ele geçirilmiş bedeni buldum."
Birden dünya başıma yıkılıyor, Archiond"un eskiden böyle olmadığını çocukken gülümseyip oyunlar oynadığımızı. Are ile aralarında çok iyi dostlukların olduğunu hatırlıyorum. Derken bir fırtınalı günde bana yollanan mesajla allak bullak olduğum günü ve saldırılarını anımsıyorum ve konuşmalarını delice bir güç tutkusuyla Justisar"ı fetih etme duygusunu" şimdi her şey açıklanıyor, acıyla başımı önüme eğiyorum, yumruklarımı sıkıp duvardaki görüntüleri yok ediyorum.
Omzumdaki yavaş kavrayışı hissettiğimde duraksıyorum, Glaroth"un gözleriyle karşılaşıyorum. "Senin acılarını ben çok iyi biliyorum Elrohir. Ã?ünkü bende Kimmiriar"a ilk ayak basan kişiydim, Oluşturdum, diyarın ellerimin arasından kayıp gittiğini gördüm. Başlangıçtaki Yirmi bir Ruhun anlaşması, denge üzerine kuruludur, Dengeyi bozan güçler ne kadar büyük olursa olsun, Benim yerim Dengenin safı olacaktır. Ã?ünkü bunun sonuçlarının ne olduğunu gördüm""
Bu sözlerin bende bıraktığı acı intiba, yüreğime dokunuyor, o günde kadar ne ölümler görmüşüm ne ölümler göreceğim belki de. Ama bu sözün anlamını son nefesime kadar benliğimde, yaptıklarımda ve yapacaklarımda hissedeceğimi biliyorum"
Elrohir,
22. Muros 1112
Ejderhan / Rüzgarbiçen / Ejder Efendisi
Asi Glaroth
Justisar Günlükleri XII. Kısım
İlk Yürüyenin Hatıraları
16. Muros 1112
2. Ã?ağ
Ejder Efendisi
Karlı bir patikadan geçiyorum, arkama baktığımda, Derin Rcuatan Vadisi önümde, ve kabarmaya başlayan suları fark edebiliyorum.Ama burda bulunmamın sebebi manzara izlemek değil. Amacım onu görmek, görmek ve destek beklemek. Bu kadim dünyaya ayak bastığım üç bin yıl boyunca, yardıma ihtiyacım olduğu tek zaman bu, hislerim tarif edilemez boyutta kızgın, şaşkın, üzüntülü.
En sevdiğim oğlum öleli daha 112 yıl geçmiş. Arfil"in acısı yüreğimde taze daha, kendi ölümümü gördüm sanki onun yüzünde, o acıyı unutamıyorum hala. Soluklanmak için durmuş, bayırın tepesine bakıyorum şimdi, zirveye pek bir şey kalmamış. Vücudum yorgun, dört gündür uyumadım, İblisleri güney hududunda tutmak çok güç, okçularımın okları azalıyor, Asuka, yardımı reddetti. Bu sefer gerçekten zor durumdayım.
Ayaklarım ağır ağır ilerliyor tepeye doğru, Bu kıtayı çok iyi biliyorum ama, Ejder Kıtası Kimmeriar Algerian"dan gelen bir Ejderha Efendisine karşı, bilgim denizde düşen yağmur damlaları kadar.
İlerliyorum, Büyük devasa çift kanatlı bir kapı var önümde, hava soğuk. Daha yüksekteki dağlardaki karlar, İkiz Güneş"in ışığıyla parlıyor. Beyaz atkımı boynuma doğru doluyorum, tenimle uyumsuzluğa yol açsa da eski tip bu atkı hoşuma gidiyor.
Başım dik her zamanki yürüşüyümle ilerliyorum.
Ã?ift kanatlı kapılar ben onların üzerine doğru yürüdükçe açılıyor. Rüzgarın atkımı uçuşturduğunu saçlarımı dağıttığını hissediyorum. Umursamıyorum bunları, kapıdan içeriye giriyorum.
"Gökyüzü, rüzgar şehri Shibben." Sözcükleri çıkıyor dudaklarımdan, bu ismi kayıp dünyaları araştıran bir dostumdan duyduğum aklıma geliyor. Efsaneler şehri, ejder şehri şimdi kapısındaydım. Duraksamam sadece bir an sürüyor ilerliyorum.
Havada uçan ejderhalar, önümdeki düz sokakta yürüyen bir sürü insan suretinde kişi var. Bir kırmızı halı üzerinde yürüyorum, insan suretindekiler bana yol açıyor. Bir sürü göz hissediyorum üzerimde. Genellikle ben kişileri kabul ederim, buna alışık değilim. Muhtemelen bir ikincisi olmayacak ama rahatsız hissediyorum kendimi.Gümüş topuzlu asamı daha sıkı kavrayarak bu kırmızı halının üzerinde ilerliyorum.
İlerde Halının bittiği yerde bir taht görüyorum altına benziyor. Eğer sıradan bir ölümlünün açgözlü isteklerine sahip olsaydım etkilenebilirdim bile ama bu bana etki etmiyor. Tahtın üzerinde kızıl cüppeli biri oturuyor, ama bu cüppe aldatmaca, cüppenin içinde özel yapım bir zırh olduğunu fark ediyorum ve ilerlemeye devam ediyorum.
Giderek yüz hatlarını seçmeye başlıyorum tahta ki adamın, sert çenesi ve onun üzerinde gülümseyen ince dudaklara sahip, gözleri kızıl kukuletasında kaybolmuş. Cüppesi güzel, kırmızı üzerine beyaz rünler, bu Rüzgar efendisine hoş bir hava vermiş. Etrafında kimi zırhlar kimi cüppeler içinde altı tane kişi var. Üçü kadın üçü erkek, denge hoş iyi kurulmuş.
Bu onun basit konseyi olmalı diye düşünüyorum. En baştaki, Ful zırhtan makine gibi duran ufak bir açıklıktan gözleri dışında hiçbir şey görünmeyen adam başını bana döndürüyor. Onun tam karşısındaki, yeşil saçlı uzun boylu dar kesim beyazlar giyinmiş kadında öyle. Onları umursamıyorum, benim umursadığım adam tam karşımda, iki adım attıktan sonra duruyorum.
Yaşlı ejder bana bakmak için, başını kaldırıyor. Gözlerinde derin bir siyahlık var dikkatli bakılınca bu bakışlarda ejderha seçmek zor görünmüyor. Gözlerimi ona dikiyorum, korkum yok buraya destek için geldim ama dilenmeye de niyetim yok. Ben bunları düşünüyorken, Ejderha efendisi konuşuyor.
"Buraya kadar, tek başına gelmek. Hele sizin gibi bir narin ırk için zor olsa gerek." diyor ve ardından zihnimi yokluyor. Beni küçümsüyor, ona zihnimin kapılarını sert bir şekilde kapıyorum. Gözlerimiz bir an çekiştikten sonra Ejderha efendisi gülümsüyor. "Yeteneklisin, en azından adını sorarak öğrenmem gerekecek."
O gülümseyince, bende gülümsüyorum. " Adım Elrohir, Gece Elflerinin Kralıyım.Ya senin adın ne rüzgar biçen ?" Sesim kendi kulağıma bile soğuk hissiz geliyor, güzel çünkü böyle olsun istiyorum.
Diğer kurmaylar ve etraftaki ejderhaların şaşkınlığa düştüğünü fark ediyorum. Hatta zırhlı adamın yanındaki iri yarı kızıl çember sakallı adam elini kılıcının kabzasına götürüyor. Ama yaşlı Ejderha, elini kaldırarak onu engelleyip ayağa kalkıyor yüzünde bir gülümseme görüyorum. Bu tehlikeli bir gülümseme olduğunu fark ediyorum ama umursamıyorum sadece tetikte bekliyorum.
"Böyle konuştuğuna göre iyi olmalısın buraya neden geldiğin önemli değil önemli olan buraya gelebilecek kadar iyi misin buna bir bakalım? İyiysen belki adımı öğrenebilirsin." diyor parmağının bir işaretiyle, daha demin ona bakan beyaz dar kesimli yeşil saçlı kadını öne çıkıyor.
Kadın benim önümde hafifçe selam vererek kendini tanıtıyor, "Ben Efendimizin 3 kuşak torunlarından Yeşil Ejderha, Eleyrin. Memnun oldum." diyor o bunları söylerken diğer insan suretindeki ejderhalar geri çekilerek bize boş bir alan bırakıyor. Bende dik dik bu kadına bakıyorum daha önce bir buz ejderhası dışında hiçbir ejderha ile savaşmışlığım yok, sanırım insan formunda savaşacağız.
Kenara geçen yaşlı ejderhaya bakıyorum, "İşler kızışırsa torununu öldürebilirim Rüzgarbiçen, demedi demezsin sonra." Bu sözlerim diğer ejderhaları şaşkına çeviriyor, karşımdaki yeşil saçlı kadın sırtındaki kılıcı çekerek hıza üzerime geliyor, sağ sol sapmalar yaparak beni şaşırtmaya çalışıyor.
Kılıcını görüyorum iki hamle sonra bana saplayacak tabi başarabilirse, özel koruyucu büyülerimi iki elime de yönlendiriyorum, asamı havaya fırlatırken m"Kedfith" diye haykırış çıkıyor dudaklarımdan. Kadın bunu umursamıyor kılıcı bana doğru gelirken, sola doğru geçip kılıcın keskin olan yanını iki elimle de tutuyorum.
Kadın bana şaşkın şaşkın bakarken dudaklarımdan büyümün sözcükleri dökülüyor. "İlkende vir Elkitil." Yere düşen asam birden şimşekle doluyor ve üzerimize düşmeye başlıyor, Büyü ikimize de hasar verecek, ama bana daha az Ona daha çok. Nitekim asa düşerken kadının büyüyen gözleri planlarımın doğru olduğunu gösteriyor"
O sırada asa yere tam ikimizin bulunduğu yerin ortasına saplanıyor. Bana gelen büyünün, çoğunu emiyorum , bana pek hasar vermiyor, ama kadın acı bir haykırışla beş metre öteye fırlıyor.
Kadın yerdeyken eski bir, iblis büyüsünü kadının üzerinde deniyorum, Sağ elimle iki rün çizdikten sonra işaret parmağı mı kadının boğazına tutuğumda, kadının boğazı ve benim elimde kırmızı büyü dokular beliriyor.
Ben kadını bu büyüyle boğazından havaya kaldırıyorum ve sıkmaya başlıyorum, acımasız bir teknik iblislerin çoğunun tekniği acımasızdır biliyorum ama bu kibirli yaratıklara bazı dersler vermek gerekiyor,Kadın boğulur gibi olunca onu Yaşlı ejderin ayaklarının dibine fırlatıyorum.
Kadın zorla nefes alarak ayağa kalkarken elini bana uzatıp ateş büyüsü yapıyor üzerime bir ateş topu gelirken, rakibimin arkasına ışınlanıyorum, o şaşkınlıkla bana bakıyor. Ben ise bitirici mermi büyüsünü yaparken yaşlı Ejder benim elimi tutuyor.
"Bu kadarı ona yeter Elrohir," diyor sert bir sesle, ona doğru soğuk gözlerle bakıyorum. Gözlerindeki saygıyı fark ediyorum, ama bu benim sinirlerimi yatıştırmıyor. Elimi sert bir şekilde onununkinden kurtarıyorum. Beni hakir görmenin bedelini ödetirdim onlara ama ne yazık ki şimdilik onlara ihtiyacım var.
"Ne istiyorsun, Gece Kralı Elrohir ? Glaroth bunu merak ediyor." diye soruyor yaşlı ejder bana doğru bakarken. Bende cevap olarak asamı yere vuruyorum. Karşıdaki büyük binanın beyaz duvarında görüntüler beliriyor. Görüntüde, Archiond"un savaşı, yemini ve öldürdüğü kişilerin görüntüleri, Are ile olan savaşını ekrana getiriyor.
"Bu asamın Tanrım tarafından verilmiş bir özel gücü, bu asa düşündüğüm kişilerin görüntülerini kaydeder. Bu yüzden her konuda bilgi sahibi olurum. Bu gördüğünüz İblis, Archiond, eğer bir şey yapmazsanız, sizi ve bizi yok edecek kardeşim""
"Pekala, pek kardeşine benzemiyor, daha farklı bir ırk gibi. "diyor Glaroth düşünceli bir sesle "Bu nasıl bir kardeşlik, Elrohir ?"
"Biz ilkdoğanız, Kimmeriar"da bu kavram var mı bilmiyorum fakat biz her ırkın temsilcisiyiz, fakatbazılarımız öldü." diyorum ve hepsinin yüzü gözümün önüne geliyor. Kardeşlerim, kimi ihanet etti, kimini sevdim, kiminle tartıştım ama Justisarın dokunuşunu onlarla paylaştığımı hatırlıyorum, sesim boğuklaşır gibi oluyor.
"Ã?ünkü bazı tanrılar, İlk doğanlarını peygamber gibi göstermek istediler, ölümlü yaptılar. Biz dokuz tane ilk doğanız. İki kardeşimiz öldü, biri kendi diyarının ormanlarında kayboldu. Diğeri Archiond ile savaşından sonra ağır yaralandı, kayıp. Ona karşı savaşmaya gönüllü dördümüz kaldık sadece."
Yaşlı Ejder hafifçe öksürüyor, diğer insan formundaki, şaşkın ejderler ejdere dönüşüp uçuyorlar etraf bir anlığına her renkten ejderle dolduktan sonra etrafta kimsecikler kalmıyor, Glaroth bir duvarda gözüken Archionda birde bana bakıyor, kukuletasını açıp, göğe doğru bakıyor uzun kızıl saçları omzunun üzerinde savruluyor, Glaroth sanki bir an birisiyle konuşuyormuş gibi duruyor bir an, Bu anı biliyorum, ben de bazen Yüce Kedfith ile böyle konuşabiliyordum.
Sonra Yaşlı Ejder bana bakıyor, gözlerinde müşfik bir tavır var o anda hissediyorum ki bu kişi benden daha yaşlı ve güçlü. Justisar kurulmadan önce var olmuş. O anda anlıyorum ki O da bir ilk doğan ama yurdundan ve kıtasından sürülmüş bir ilkdoğan, bana bakıyor, ve konuşmaya başlıyor.
"Elrohir, Bu Dünya varolmadan önce, yirmi bir tane, ruh vardı evrenin merkezinde kimi güçlü kimi güçsüz yirmi bir tane ruh, Birbirileriyle çatışmak istemiyorlardı, çünkü ruhları yok edilirse, bunun bir geri dönüşü olmazdı o yüzden, bu Galaksiyi oluşturdular, bin bir emekle, çabayla yoğurdular Bu sistemin merkezine de bir Gezegen, yani üzerinde yaşadığımız Fozkitiliar"ı kurudular.
Yirmi bir ruh Fozkitiliar"ı öncelikle tek bir kıta şeklide yaratıldı ama daha bitkiler ve toprağın dokusu yaratılırken tartışma oldu ve üçe bölündü ana kaya. Sonra üç tane kıta şeklinde tasarladı, biri büyük bir yıldız şeklindeki Kimmeriar, diğeri Yarım Ay şeklindeki Justisar, Ã?tekisi ise bir gezegen kadar yuvarlak hatlı Lidertiar, Bu şekilde tasarladıkları Fozkitiliar da güçler dengesinin bozulmaması için her bölgeye yedi tane ruh -sonra kendilerine tanrı diyeceklerdi- dağıttılar.
Bu yedi ruh kendi Diyarlarını inşa edecek, kendilerince en beğenilir olanı yapmaya çalışacaktı. Yönelimlerine göre dağıtıldılar, ve O diyarı yöneten tanrılardan bir baş, iki tanede yardımcı seçilmesi istendi çünkü Fozkitiliar"ın genel, halini kontrol etmek de gerekiyordu. Böylece her diyardan üç tane olmak üzere dokuz ana konsey yönetiyordu Fozkitiliar"ı. Dokuz tane yönelimin temsilcileri birlikte karar veriyorlardı. Bu uzun zamanlar böyle gitti, En son Kimmeriar "da Draken hakimiyeti başlayınca, diğer 6 tanrı bizim dünyadan sürüldüler. Ve O tanrılar arayış için diğer tanrılarla savaşacak kadar çıldırdılar, ve Fozkitilar"dan sürüldüler. Aralarında benim Tanrım Gorgorth"da vardı, o delilik zamanlarında ona ulaşamıyordum."
Bir an duraksıyor siyah gözleri eskilere doğru dalıyor, sözleri çok eski zamanları anlatmakta. Bu drakelerin çok kötülcül bir ırk olduğunu düşünmeye başlıyorum, aynı iblisler gibi, bu endişemi Yaşlı Ejdere söylüyorum
"Bu Drakeler de iblisler gibi kötülcül bir ırk mıydı ?" diye soruyorum merakla.
"Hayır," diyor acı acı gülümseyerek. Ardından devam ediyor "Drakeler, kertekele ırkıdır, alt ırk diye hep ezilmiştir, iyiliğin savunucularıdır, Her yerde bulunurlardı ve hizmetçi görevi görürlerdi . Her yerde bulunan kolları sayesinde isyan ettiler. Çok kayıp verdiler ama herkesi yenerek Tanrıları sürdüler. Kendi Tanrıları Drakelen Eşit ve adil bir düzen yaydılar her tarafa bütün yaratıkların eşit olduğu, savaşın olmadığı bir yere dönüştü yavaş yavaş kötülüğün anlamını unuttular, tabii iyiliğin anlamını da
Sonra, sürülen tanrılar birleşip bir ruh oldular, ve kalan iki dünyadan birine girdiler, nerede olduğunu araştırmak ve onu yok etmek için, büyük konseyden görevlendirildim. Bana, artık yedi kişi kalan konseydeki boş iki yerden birini teklif ettiler. Bende kabul ettim, en azından geçmişteki hataları hala düzeltebilirdim. Altı kirli ama çok güçlü ruhun, birleşmiş halinin gücü korkunçtur, ama bu düzlemde beden elde edemeden hiçbir şey yapamazlardı.
Justisar"a geleli henüz elli yıl oldu, Kral Elrohir." İç çekip gülüyor dudaklarında istekli bir gülümseme beliriyor. Bakışları hala duvarda görüntüleri olan Archiond"da " Sanırım, aradığım ele geçirilmiş bedeni buldum."
Birden dünya başıma yıkılıyor, Archiond"un eskiden böyle olmadığını çocukken gülümseyip oyunlar oynadığımızı. Are ile aralarında çok iyi dostlukların olduğunu hatırlıyorum. Derken bir fırtınalı günde bana yollanan mesajla allak bullak olduğum günü ve saldırılarını anımsıyorum ve konuşmalarını delice bir güç tutkusuyla Justisar"ı fetih etme duygusunu" şimdi her şey açıklanıyor, acıyla başımı önüme eğiyorum, yumruklarımı sıkıp duvardaki görüntüleri yok ediyorum.
Omzumdaki yavaş kavrayışı hissettiğimde duraksıyorum, Glaroth"un gözleriyle karşılaşıyorum. "Senin acılarını ben çok iyi biliyorum Elrohir. Ã?ünkü bende Kimmiriar"a ilk ayak basan kişiydim, Oluşturdum, diyarın ellerimin arasından kayıp gittiğini gördüm. Başlangıçtaki Yirmi bir Ruhun anlaşması, denge üzerine kuruludur, Dengeyi bozan güçler ne kadar büyük olursa olsun, Benim yerim Dengenin safı olacaktır. Ã?ünkü bunun sonuçlarının ne olduğunu gördüm""
Bu sözlerin bende bıraktığı acı intiba, yüreğime dokunuyor, o günde kadar ne ölümler görmüşüm ne ölümler göreceğim belki de. Ama bu sözün anlamını son nefesime kadar benliğimde, yaptıklarımda ve yapacaklarımda hissedeceğimi biliyorum"
Elrohir,
22. Muros 1112
Beş dakika süren savaşlar binlerce yıl süren efsaneler yaratır. O yüzden savaşta korkuyla değil tatmin hissi duyarak ölmelisin. O zaman arkandan ağlayacak insan kalmış olur.
Who is online
Users browsing this forum: No registered users and 2 guests