Yıldız Savaşları: Cumhuriyet'in Mirası!
Yıldız Savaşları: Cumhuriyet'in Mirası!
BAşLANGIÃ?LAR
Sirdar için en son gittiği gezegende gördüklerini unutmak zor olacaktı. Felaketi, acıyı ve ölümü bir arada gördüğü gezegende savaşın gerçeğini de iyice anlamıştı.
Sadece önemli şahıslar için kullanılan özel bir yolcu gemisiyle evrenin merkezindeki gezegen Coruscant"a dönüyordu. Bu özel uzay aracının güvenliğinde bile Cumhuriyet"in en önemli askerlerinden olan klonlar bile yer alıyordu.
şöyle bir göz attığında yolcular arasında siyasetçilerin, padavanların ve hatta bir kaç tane kendisi gibi usta jedi"ların olduğunu fark etmişti.
"Kim bilir onların hikayesi ne, Coruscant"a neden dönüyorlar?" diye düşünmüştü Usta Sirdar.
Yanında oturan genç padavanı Oheidon"a döndü: "Bu fırsatı bir daha bulamayabiliriz, sakin ortamı yakalamışken uyumak lazım."
Sirdar için en son gittiği gezegende gördüklerini unutmak zor olacaktı. Felaketi, acıyı ve ölümü bir arada gördüğü gezegende savaşın gerçeğini de iyice anlamıştı.
Sadece önemli şahıslar için kullanılan özel bir yolcu gemisiyle evrenin merkezindeki gezegen Coruscant"a dönüyordu. Bu özel uzay aracının güvenliğinde bile Cumhuriyet"in en önemli askerlerinden olan klonlar bile yer alıyordu.
şöyle bir göz attığında yolcular arasında siyasetçilerin, padavanların ve hatta bir kaç tane kendisi gibi usta jedi"ların olduğunu fark etmişti.
"Kim bilir onların hikayesi ne, Coruscant"a neden dönüyorlar?" diye düşünmüştü Usta Sirdar.
Yanında oturan genç padavanı Oheidon"a döndü: "Bu fırsatı bir daha bulamayabiliriz, sakin ortamı yakalamışken uyumak lazım."
"Evet usta, haklısın." dedi. Sanki boş gözlerle hiçliğe bakıyordu. Gözlerini kapadı. Savaşın getirdiklerini görmek onu epey etkilemişti. Herkesi koruyamayacaklarını anlamış, sadece ellerinden geldiği kadarını yapabileceklerini görmüştü, ki o da ona yeterli gelmiyordu.
Ben gelecek için hiç endişe duymadım.O yeterince hızlı geliyor zaten.
Albert Einstein
Albert Einstein
Sena;
Her zamanki iş gezilerinden birinden Coruscant'a doğup büyüdüğü yere dönüyordu. Babası öldüğünden beri gezegenler arası gezmekte kah bilgi toplamakta, kah propaganda yapmaktaydı. Cumhuriyetin içinde bulunduğu durumdan dolayı endişeliydi. Zaten babasının garip ölümünden beri paranoyaya varır derece şüpheci olmuştu. Yorgun olduğu halde uyuyamıyor, boş gözlerle karanlığa bakıyordu.
Her zamanki iş gezilerinden birinden Coruscant'a doğup büyüdüğü yere dönüyordu. Babası öldüğünden beri gezegenler arası gezmekte kah bilgi toplamakta, kah propaganda yapmaktaydı. Cumhuriyetin içinde bulunduğu durumdan dolayı endişeliydi. Zaten babasının garip ölümünden beri paranoyaya varır derece şüpheci olmuştu. Yorgun olduğu halde uyuyamıyor, boş gözlerle karanlığa bakıyordu.
-
Alenthas
- Forum Yöneticisi
- Posts: 2670
- Joined: Thu Oct 04, 2007 10:00 am
- Location: Innsmouth
- Contact:
Sev kaskı yerde, koltuğa oturmuş, dalgın dalgın silahını temizliyordu. Sonra silahı duvara dayadı. Bacak bacak üstüne götürdü ve kafasını geriye atıp derin iç çekti. Bir süre sonra ayağa kalkmış volta atıyordu. Koruma görevi yapacak adam değildi Sev. Burada olmaması gerekirdi, eskisi gibi savaş hattında öldürdüğü droidleri sayması gerekirdi. şimdi ise burada boş boş oturuyordu işte.
Kendisine babası kadar yakın gördüğü Gant Luss tarafından üstelik hiç de aşina olmadığı bir gezegende beş parasız, belindeki blasterı, pek bir övündüğü Pazaak destesi ve hemen her türlü hinliği yapmasını sağlayan tam teşekküllü küçük takım çantası dışında hiç bir varlığı olmadan terk edilen Jix Wade, Coruscant"a gitmek için önünde sadece iki yol olduğunu çok iyi biliyordu.
Ya risk alıp bu yabancı gezegende kendisine onurlu bir şekilde para kazandıracak bir iş bulacak ve kazandığı para sayesinde aklının hayalinin alamayacağı bir sefalet ve kelle koltukta bir yolculuk vaad eden bir konserve kutusunda yolcu olacaktı, ya da Pazaak oynayıp işini şansa bırakmayacaktı.
Böylece Jix besin zincirinin en altından başlayarak teker teker kantinaları dolaşmış, daha ikinci gününde ortalama bir yolculuk yapabilmesi için gerekli olan parayı kazandıysa da bununla yetinmeyip yüzü tanınana, önüne oturacak rakip bulunmayasıya kadar ortalığın tozunu alıp nihayet yolu buraya düşen bir diplomatın, kaybettiklerini son bir umut geri almak uğruna "Coruscant"a giden çok özel bir gemide" diyerekten masaya sürdüğü bir yolcu geçiş kartını da kırpınca volesini tamamlamıştı.
Esasında kazandığı kredilerle çok rahat, belki de çok daha güvenli bir yolculuk yapabilirdi ama böyle ucra gezegenlerde ücretler ederinden çok daha pahalı olurdu. Bu yüzden cimriliğinden midir, yoksa merakından mıdır bilinmez, diplomattan üttüğü geçiş kartı ile "çok özel gemiyi" seçmeye karar verdi. Parasını ise bu çok özel geminin çok özel yolcuları arasında sırıtmamak için üst baş almaya harcadı.
Nihayet hiç abartmadan, bir gezegenin senatörü gibi gözükecek kadar "mütevazi" ve pahalı şeyleri alıp üstüne geçirdikten sonra geminin yolcularının arasına katıldı.
Gemide gerçekten de çok önemli insanlar var gibiydi... Özellikle Jedi ustalarını ve onların Padawanlarını fark etmemek imkansızdı. Jedi"ları görünce eski günler gelmişti aklına ve bir an gemiden çıkıp başka bir gemi bulmayı geçirdi aklından, ama bundan daha güvenli bir gemi bulamayacağı da son derece açıktı. Klon askerleri de görmüştü, zaten galaksinin her tarafında mantar gibi pörtlemeye başlamışlardı. Hepsi birbirine benziyordu ama kişiliklerinin farklı olduğunu duymuştu bir arkadaşından. Karşısındaki asker derin bir iç çektiğinde Jix"in de sıkıntıdan içi burkuldu. Jedi"lar, askerler, politikacılar arasında bitmezdi bu yolculuk.
"Carbonite bloğuna gömseler bari.." diye kendi kendine söylenirken gözleri siyah saçlı beyaz tenli bir hatun yakaladı.
"Pazaak!! Yine yirmiyi gözünden vurdun oğlum Jix!" Duruşu dikleşmiş, ağzı kulaklarında, pek bir mutlu insan dişisine bakyordu.
Ya risk alıp bu yabancı gezegende kendisine onurlu bir şekilde para kazandıracak bir iş bulacak ve kazandığı para sayesinde aklının hayalinin alamayacağı bir sefalet ve kelle koltukta bir yolculuk vaad eden bir konserve kutusunda yolcu olacaktı, ya da Pazaak oynayıp işini şansa bırakmayacaktı.
Böylece Jix besin zincirinin en altından başlayarak teker teker kantinaları dolaşmış, daha ikinci gününde ortalama bir yolculuk yapabilmesi için gerekli olan parayı kazandıysa da bununla yetinmeyip yüzü tanınana, önüne oturacak rakip bulunmayasıya kadar ortalığın tozunu alıp nihayet yolu buraya düşen bir diplomatın, kaybettiklerini son bir umut geri almak uğruna "Coruscant"a giden çok özel bir gemide" diyerekten masaya sürdüğü bir yolcu geçiş kartını da kırpınca volesini tamamlamıştı.
Esasında kazandığı kredilerle çok rahat, belki de çok daha güvenli bir yolculuk yapabilirdi ama böyle ucra gezegenlerde ücretler ederinden çok daha pahalı olurdu. Bu yüzden cimriliğinden midir, yoksa merakından mıdır bilinmez, diplomattan üttüğü geçiş kartı ile "çok özel gemiyi" seçmeye karar verdi. Parasını ise bu çok özel geminin çok özel yolcuları arasında sırıtmamak için üst baş almaya harcadı.
Nihayet hiç abartmadan, bir gezegenin senatörü gibi gözükecek kadar "mütevazi" ve pahalı şeyleri alıp üstüne geçirdikten sonra geminin yolcularının arasına katıldı.
Gemide gerçekten de çok önemli insanlar var gibiydi... Özellikle Jedi ustalarını ve onların Padawanlarını fark etmemek imkansızdı. Jedi"ları görünce eski günler gelmişti aklına ve bir an gemiden çıkıp başka bir gemi bulmayı geçirdi aklından, ama bundan daha güvenli bir gemi bulamayacağı da son derece açıktı. Klon askerleri de görmüştü, zaten galaksinin her tarafında mantar gibi pörtlemeye başlamışlardı. Hepsi birbirine benziyordu ama kişiliklerinin farklı olduğunu duymuştu bir arkadaşından. Karşısındaki asker derin bir iç çektiğinde Jix"in de sıkıntıdan içi burkuldu. Jedi"lar, askerler, politikacılar arasında bitmezdi bu yolculuk.
"Carbonite bloğuna gömseler bari.." diye kendi kendine söylenirken gözleri siyah saçlı beyaz tenli bir hatun yakaladı.
"Pazaak!! Yine yirmiyi gözünden vurdun oğlum Jix!" Duruşu dikleşmiş, ağzı kulaklarında, pek bir mutlu insan dişisine bakyordu.
<div><strong>Çığlıkta henüz umut vardır, çığlık atmak güç ister. Tehlike, fısıltıdadır. Çünkü fısıltı bir tükenişin ifadesidir.</strong></div>
Coruscant gezegeninin her bir yeri binalarla istila edilmiş gibi görünürdü uzaydan bakıldığında. Boş bir arazi bırakılmamıştı. Evrenin merkezi sayılan bu gezegen şimdi en çalkantılı dönemini yaşıyordu. İlk defa bu kadar ziyaretçisi olmuştu, çünkü herkes bu savaşın gidişatını tartışmak üzere elçilerini gönderiyordu.
"Sonunda vardık." diye düşündü, içine bir rahatlama gelmişti. Nedense bir kuşku vardı yolculuk boyunca içinde Sirdar"ın.
şüpheleri haksız değildi aslında, uzay aracının aniden sarsılmaya başlaması sadece uyarıydı. Saldırıya mı uğruyorlardı yoksa bir arıza mı olmuştu anlaşılmıyordu. Ama yere sert bir şekilde inmek zorunda kalmışlardı. Atmosfere hızlıca inmek araçta ağır hasara yol açmıştı ve sert iniş yüzünden aracın büyük bir kısmı parçalanmıştı.
Merkezden uzakta bir yere inmişlerdi. Padavanı ile beraber araçtan herkes gibi indiler. Yaralanmadan kurtulmuş olsalar da çok az kişinin bu kazadan canlı çıkması yüzünden pek durumlarına sevinemiyorlardı.
"Sadece beş kişi mi kurtuldu yani?"
Ã?ncelikle şehrin bu güvensiz bölgesinden çıkmalılar ve yetkililere haber vermeleri gerekiyordu. Birileri kasıtlı mı saldırmıştı, hem de Coruscant"ta böylesine bir saldırı nasıl olabiliyordu?
Aralarında bir klon askeri olduğunu da fark etti ve padavanına diğerlerinin durumunu kontrol etmesini söyledi ve kendisi de klonun yanına yöneldi: "İyi misin, asker?"
"Sonunda vardık." diye düşündü, içine bir rahatlama gelmişti. Nedense bir kuşku vardı yolculuk boyunca içinde Sirdar"ın.
şüpheleri haksız değildi aslında, uzay aracının aniden sarsılmaya başlaması sadece uyarıydı. Saldırıya mı uğruyorlardı yoksa bir arıza mı olmuştu anlaşılmıyordu. Ama yere sert bir şekilde inmek zorunda kalmışlardı. Atmosfere hızlıca inmek araçta ağır hasara yol açmıştı ve sert iniş yüzünden aracın büyük bir kısmı parçalanmıştı.
Merkezden uzakta bir yere inmişlerdi. Padavanı ile beraber araçtan herkes gibi indiler. Yaralanmadan kurtulmuş olsalar da çok az kişinin bu kazadan canlı çıkması yüzünden pek durumlarına sevinemiyorlardı.
"Sadece beş kişi mi kurtuldu yani?"
Ã?ncelikle şehrin bu güvensiz bölgesinden çıkmalılar ve yetkililere haber vermeleri gerekiyordu. Birileri kasıtlı mı saldırmıştı, hem de Coruscant"ta böylesine bir saldırı nasıl olabiliyordu?
Aralarında bir klon askeri olduğunu da fark etti ve padavanına diğerlerinin durumunu kontrol etmesini söyledi ve kendisi de klonun yanına yöneldi: "İyi misin, asker?"
Bu inişe hem aşırmış hem de sinirlenmişti. Ölen insanlar görmüşler şimdi yine görüyorlardı. Beş kişinin canlı kalabilmesi sinirini daha da arttırmıştı. Gözlerini kapadı kendini sakinleştirdi. Ustasının söylediği gibi kurtulanları kontrol etmeye koyuldu.
Ã?nce gemiden sağ çıkan bayanın yanına gitti. İyi görünümlü siyah saçlı biriydi.Yanına gidip:
"İyi misiniz hanımefendi?" diye sormuş görünürde yarası var mı diye bakıyordu. Bu arada gemiden sağ çıkan diğer kişiye döndü. O da iyi giyimliydi. İlk bakışta ikiside politikacı görünüyordu. Adama bakıp durumunu sorarcasına:
"Bayım?" dedi.
Ã?nce gemiden sağ çıkan bayanın yanına gitti. İyi görünümlü siyah saçlı biriydi.Yanına gidip:
"İyi misiniz hanımefendi?" diye sormuş görünürde yarası var mı diye bakıyordu. Bu arada gemiden sağ çıkan diğer kişiye döndü. O da iyi giyimliydi. İlk bakışta ikiside politikacı görünüyordu. Adama bakıp durumunu sorarcasına:
"Bayım?" dedi.
Ben gelecek için hiç endişe duymadım.O yeterince hızlı geliyor zaten.
Albert Einstein
Albert Einstein
Jix kendisine geldiğinde hiç de zevkini yansıtmayan zengin işi kıyafetler içinde buldu kendini. Eli hemen Blaster'ına gitti ama neyse ki zincirinin ucunda, cüppesinin altında gözlerden uzak her zamanki yerinde, belindeki kılıfında duruyordu.
"Pazaak!" diye mırıldandı sonra. Ama neyse ki canından çok sevdiği destesi de cebindeydi. "Soyulmamışım demek!" diye düşündü, çünkü işini bilen hiç bir hırsız o desteyi almadıysa gerçek anlamda hırsız sayılamazdı. Ancak aptal veya iyi niyetli bir meslektaşının gözünde "acemi" olabilirdi.
Nihayet takım çantasının da olması gerektiği yerde, baldırına sardığı bir kemerin üzerinde -ki bu da zengin işi cüppenin altında kalıyordu - bulunca hiç bir eksiğinin olmadığını gördü.
Ancak çok geçmeden en büyük eksik kendisini gösterdi. Ã?rülmüş saç tutamından bir Padawan olduğunu anladığı genç bir Jedi başına dikilmiş, ona "Bayım" diye seslenmişti ve zavallı Jix bu Padawan'ı ve etrafındaki hemen her şeyi, ki buna tuhaf kıyafetleri de dahildi, hayatında ilk kez görüyordu.
Bir Padawan bana "Bayım" diyorsa henüz tutuklanmamışım demektir diye düşündü. Her ne kadar nerede olduğunu ve burada ne halt ettiğini bilmese de daha önce bu durumda çok bulunduğundan nasıl kırıtması gerektiğini de iyi biliyordu. Zaten mesleği bir nevi "doğaçlama" olan Jix için bunu da atlatmak zor olmayacaktı. Son hatırladığı şey bir diplomattan üttüğü yolcu geçiş kartıydı ve Jix'de oyunu bu karta oynadı.
"Ucuz atlattık." dedi ve ayağa kalktı.
Bu sırada hemen yanından, tanımadığı bir kadın sesi duydu. "Galiba iyiyim."
Jix yanına dönüp sesin geldiği yöne baktığında gözleri siyah saçlı, beyaz tenli bir hatun yakaladı.
"Pazaak! Yine yirmiyi gözünden vurdun oğlum Jix!" dedi kendi kendisine.
Ama sonra nedendir bilinmez, sanki bu anı daha önce yaşadığını hissetti.
"Pazaak!" diye mırıldandı sonra. Ama neyse ki canından çok sevdiği destesi de cebindeydi. "Soyulmamışım demek!" diye düşündü, çünkü işini bilen hiç bir hırsız o desteyi almadıysa gerçek anlamda hırsız sayılamazdı. Ancak aptal veya iyi niyetli bir meslektaşının gözünde "acemi" olabilirdi.
Nihayet takım çantasının da olması gerektiği yerde, baldırına sardığı bir kemerin üzerinde -ki bu da zengin işi cüppenin altında kalıyordu - bulunca hiç bir eksiğinin olmadığını gördü.
Ancak çok geçmeden en büyük eksik kendisini gösterdi. Ã?rülmüş saç tutamından bir Padawan olduğunu anladığı genç bir Jedi başına dikilmiş, ona "Bayım" diye seslenmişti ve zavallı Jix bu Padawan'ı ve etrafındaki hemen her şeyi, ki buna tuhaf kıyafetleri de dahildi, hayatında ilk kez görüyordu.
Bir Padawan bana "Bayım" diyorsa henüz tutuklanmamışım demektir diye düşündü. Her ne kadar nerede olduğunu ve burada ne halt ettiğini bilmese de daha önce bu durumda çok bulunduğundan nasıl kırıtması gerektiğini de iyi biliyordu. Zaten mesleği bir nevi "doğaçlama" olan Jix için bunu da atlatmak zor olmayacaktı. Son hatırladığı şey bir diplomattan üttüğü yolcu geçiş kartıydı ve Jix'de oyunu bu karta oynadı.
"Ucuz atlattık." dedi ve ayağa kalktı.
Bu sırada hemen yanından, tanımadığı bir kadın sesi duydu. "Galiba iyiyim."
Jix yanına dönüp sesin geldiği yöne baktığında gözleri siyah saçlı, beyaz tenli bir hatun yakaladı.
"Pazaak! Yine yirmiyi gözünden vurdun oğlum Jix!" dedi kendi kendisine.
Ama sonra nedendir bilinmez, sanki bu anı daha önce yaşadığını hissetti.
<div><strong>Çığlıkta henüz umut vardır, çığlık atmak güç ister. Tehlike, fısıltıdadır. Çünkü fısıltı bir tükenişin ifadesidir.</strong></div>
-
Alenthas
- Forum Yöneticisi
- Posts: 2670
- Joined: Thu Oct 04, 2007 10:00 am
- Location: Innsmouth
- Contact:
Yüzüstü yatarken ne kadar yorulmuş olduğunu fark etti. Oracıkta uzanıp biraz yatmak istedi, ama kendisini zorlayarak ayağa kalkmayı başardı. Geminin enkazından biraz uzağa fırlamıştı anlaşılan. Gemiyle arasında on metrelik bir mesafe vardı. Gemiye doğru yürüdü. O sırada dürbünlü tüfeğini kaybettiğini fark etti ve ses çıkarmadan ağzını küfür ediyormuş gibi hareket ettirdi.
Usta Sirdar'ın kendisine seslendiğini fark edince ona döndü.
"İyiyim efendim. Yalnızca silahımı kaybettim."
Kafasını çevirip düştüğü yere ve ötesini taradı ama hiç bir şey göremedi. "Neler olduğu hakkında bir fikrimiz var mı?"
Usta Sirdar'ın kendisine seslendiğini fark edince ona döndü.
"İyiyim efendim. Yalnızca silahımı kaybettim."
Kafasını çevirip düştüğü yere ve ötesini taradı ama hiç bir şey göremedi. "Neler olduğu hakkında bir fikrimiz var mı?"
"Saldırıya uğradık gibi görünüyor ama bu da kulağa çok saçma geliyor. Savaş zamanında olsak bile ayrılıkçılar bir gemiye Coruscant yakınlarda saldırmaya teşebbüs edemezler."
Sirdar böyle düşünüyordu. Bakımı geciktirilmiş, bu yüzden de gemi dönüş yolculuğunu kaldıramamış olmalıydı. Saldırıdan daha olasılığı yüksek görünüyordu bu durum.
"Herkes iyiyse en iyisi daha gündüzken yürümeye başlayalım. Buralar tekin bölgeler değil, birazdan yağmacılar buraya doluşmaya başlarlar. Hatta herhangi bir saldırıya karşı hazırlıklı olsak iyi olur."
Jedi kılıcını genelde pek kullanmazdı, daha çok hekim olarak tanınıyordu zaten. Yeşil rengine uygun yeşil bir ışın kılıcına sahipti.
Padavanına: "Birbirimize yakın duralım." dedi, sonra da: "Hatta herkes birbirine yakın dursa iyi olur." dedi.
"Herkes hazırsa gidelim mi?"
Sirdar böyle düşünüyordu. Bakımı geciktirilmiş, bu yüzden de gemi dönüş yolculuğunu kaldıramamış olmalıydı. Saldırıdan daha olasılığı yüksek görünüyordu bu durum.
"Herkes iyiyse en iyisi daha gündüzken yürümeye başlayalım. Buralar tekin bölgeler değil, birazdan yağmacılar buraya doluşmaya başlarlar. Hatta herhangi bir saldırıya karşı hazırlıklı olsak iyi olur."
Jedi kılıcını genelde pek kullanmazdı, daha çok hekim olarak tanınıyordu zaten. Yeşil rengine uygun yeşil bir ışın kılıcına sahipti.
Padavanına: "Birbirimize yakın duralım." dedi, sonra da: "Hatta herkes birbirine yakın dursa iyi olur." dedi.
"Herkes hazırsa gidelim mi?"
-
Alenthas
- Forum Yöneticisi
- Posts: 2670
- Joined: Thu Oct 04, 2007 10:00 am
- Location: Innsmouth
- Contact:
Sev "Ben ileriyi gözlerim." dedikten sonra belindeki tabancasını çıkarttı ve hafiften koşmaya başladı.
"Ölmek isteyeceğim en son yer burası olsa gerek."
RP Dışı: Tabanca dediğim side-arm anlamında...
"Ölmek isteyeceğim en son yer burası olsa gerek."
RP Dışı: Tabanca dediğim side-arm anlamında...
Last edited by Alenthas on Mon Sep 13, 2010 5:25 pm, edited 1 time in total.
Elini ışın kılıcına attı. Mavi gözleriyle uyum içindeydi. Kılıcı elinde kapalı tutarak ilerlemye başladı herkes gibi.
"Merak etme usta. Burada kalanlardan kimseye artık bir zarar gelemez." dedi. Kaşlarını çatarak. Sonra belirsiz bir şekilde yüz ifadesi yumuşadı. Bu sinirini kontrol altına aldığının belirtisiydi. Ustasına yakın duruyor diğer kişileride izliyordu.
"Merak etme usta. Burada kalanlardan kimseye artık bir zarar gelemez." dedi. Kaşlarını çatarak. Sonra belirsiz bir şekilde yüz ifadesi yumuşadı. Bu sinirini kontrol altına aldığının belirtisiydi. Ustasına yakın duruyor diğer kişileride izliyordu.
Ben gelecek için hiç endişe duymadım.O yeterince hızlı geliyor zaten.
Albert Einstein
Albert Einstein
Who is online
Users browsing this forum: No registered users and 1 guest


