Saf olan sakınır senden. Bilmez ki yüreğinde yer alan masumluğu. Söküp atarsan bil ki gölgeye düşersin, vicdanında tut onu ışığa dönesin. Ã?fkene yenilme yoksa ateşin arasında bulursun kendini. Söndürmek istersen onu bulur bir şekilde Su seni. Teslim et kendini doğaya, toprakta hisset gücünü. Tutamazsan içinde havaya saçıver, göklerde yankılansın.
BÃ?YÃ?CÃ?LER

BÃ?LÃ?M 1: BENLİK KAYGISI
"Kafamı karıştıran bir sürü şey var. Anlamdıramadığım, mantığımın kavrayamadığı, kimselere soramadığım. Ben neden Ben"im? Bu dünya üzerinde yaşamakta olan, yaşamış ve yaşayacak bir sürü insan var. Hepsinin farklı kişilikleri var. Kişilikler genetiksel olarak anne ve babadan gelen genlerin katkıları başta olmak üzere yetişme tarzımız ve küçüklüğümüzde yaşadığımız travmaların etkisiyle oluşuyorlar.
Benim sorduğum soru neden böyleyim değil, neden ben bu kişilikte bir insanın rolündeyim? Bu neye göre oluyor? Başka birisinin rolünü de üstlenemez miydim, başkası da aynı şekilde ben olamaz mıydı? Bu bana sinir sisteminin maksimum düzeyde gelişmesi sonucu meydana gelmiş olan gelişmiş bir beyin taşıyan insan zihninde bir şans neticesinde kendine yer bulan ruhumuzun bulunduğumuz bedene bağlanması gibi geliyor. Ruhum neden bu bedeni seçti? Gerçekten de seçti mi yoksa gönderildi mi buraya?
İrade sadece yanılsamadır diyenler de olur hem psikoloji alanında bilimsel çalışmalar sürdüren bilim adamlarının bir kısmı hem de biz farkında olmadan bizi yaratan bir varlığın istediği doğrultusunda hareket ediyoruz diye bir yanıt veren kendi inandığı dininde belli bir konuma yükselmiş din adamlarının bir kısmı.
Benim doğrularım ise iradenin ruha verilmiş bir karakter özelliği olduğunu ve biz bu insan bedenlerine hapsolmuş ruhlar olarak tek ya da çoğul bulunduğumuz evrenle ruhları var eden kim ya da kimlerse onların kendi yüce amaçlarına hizmet ediyor olduğumuzu söylüyor. Yine de tek olması çok olmasından daha iyidir. Hem taraf seçme zorunluluğu filan ruh karartır başka bir işe yaramaz."
Gökhan"ı anatomi laboratuvar kitapçığını eline aldığı günden beri vermiş olduğu bir karar vardı. Bu artık zorlayabileceği en son sınırdı. Bu zamana kadar her ne kadar hayallerinde çalışkan birisi olmayı istese de bir türlü tembelliğin etkisinden kurtulamamış ve liseye adım attığından beridir kötü notlar onu takip etmişti.
Ailesinin iyi bir yerde iş bulabilme olasılığını artırabilmesi için edebiyat ve tarih iyi olan dersleri olmasına rağmen sayısal bölümüne gitmesi için manevi baskı yapmıştı. Aslında ortalaması sebebiyle sayısal bölüme giremiyordu. Fizikten kalmıştı ve yazın bütünleme sınavına girmiş, onda da sınavdan düşük not almıştı. (Gökhan"a göre dört soruyu kesin olarak yapıp kırk puan almıştı, ama sonradan aslında on puan bile verilebilecek bir kağıt vermiş olduğundan şüphe durmaya başlamadı değildi.) Ama onun gibi ortalaması yüzünden sayısal bölüme girememiş olan bir öğrencinin o fizik sınavından geçmesi sonucu sayısal giriş için gerekli olan not ortalaması düşmüş ve Gökhan sayısal bölüme girebilmeyi başarmıştı. Hayırlısı neyse bir şekilde o oluyordu gerçekten de. Hayırlısı olan bu muydu, bir kaç yıl pişmanlık yaşayacak ama ardından kaderin yönlendirmesine şükreder hale gelecekti.
Hayatının en ezik ve kanser olup ölmek istemesine neden olacak kadar kötü geçen senesi lise ikiye gittiği yıldı. Fizik, kimya, matemetik, geometri, ya insan dördündende mi kalır? (Aslında beş, çünkü fiziğin bir de fizik uygulama adında sadece Gökhan"ın kalmış olduğu bir yan dersi daha vardı.)
Onu yaşama bağlayan tek bir şey olmuştu. O da millete okutmak için karakterlerin isimlerini okutacağı kişiyi cezbetmek amacıyla kurbanının ismiyle aynı yaptığı öyküleriydi. Aslında hayal gücü gerçekten de çok gelişmişti ve iyi kurgular da oluşturduğu oluyordu. Annesi orta okul yıllarında yazmış olduğu uzaylılarla eline aldıkları kutsal kılıçlarla savaşan iki aşık ergenin hikayesini anlatmış olduğu Cehennem Tacı adını verdiği öyküsünü kitap haline getirmişti. Sadece on kitap çıkartmışlardı, okuldan bir kaç arkadaşı ve akrabalarına dağıtmıştı tabi imzasını da ihmal etmeyerek.
Hatta kitabının tanıtımını yapabilmesi için okulda yapılan bir gösteride arkadaşının biri (lisede de aynı sınıfta olacaklardı, kader mi yönlendiriyor bazı şeyleri ne?) onu yanına çağırıp konuşma yapmasını sağlamıştı. Gökhan o zaman ne dediğini hiç bir zaman bilemeyecekti. Ağzından saçma sapan şeyler çıktığına emindi ama. Bu kitabı yazmamda bana yardım eden başta basım evi olmak üzere, arkadaşlarım, ailem, öğretmenlerim, sayın okul müdürümüz ve sayın valimize çok teşekkür ederim şeklinde bir cümle de kurmuş olabilirdi.
Lise üçte ise emindi, bir sene rahat takılmayı amaçlıyordu. Ne de olsa lisede hazırlık okumuştu. Bu nedenle üniversitede okumayacaktı. O boş senesini ona sayabilirdi. Ã?niversite sınavına elbette girecekti, o sene dersaneye de gidecekti. Ama planlaması şu şekildeydi: Gelecek sene evimize yakın olan dersaneye giderim, bir sene hem kafamı dinlemiş olurum, hem yol parası da olmayacağından aileme fazla yük de olmam bu sayede.
Lise üçte ilk giriş yaptığı ve bu boş geçen yılında da iyice içine girdiği hayatını büyük ölçüde etkileyen, hatta yaşaması için ona bahaneler sunan bir internet sitesi hayatında mihenk taşı olacaktı. Aslında ablası yazarlığını geliştirebilmesi için öykü yarışmaları arıyordu ve bu sitede bir öykü yarışması vardı. İlk kendisi o siteye üye oldu ve yarışma ile ilgili sorular sormuştu. Ama lise üçte sınav telaşıyla Gökhan yarışma ile ilgilenememişti, ardından ise o siteye kendisi üye olacaktı.
O sitenin adı Frpworld idi, frp adında Gökhan"ın bir türlü kurallarını öğrenemediği bir hobi üzerine kurulu idi site aslında ama Gökhan daha çok öykü yarışmaları sebebiyle sitenin Ocakbaşı Hikayeleri diye adlandırılmış olan bölümünde genelde vakit geçiriyordu. O sitede tanışmış olduğu kişiler ya büyük ölçüde ya da küçük dokunuşlarla hayatını etkilemeye hala devam ediyordu.
Bu benim son şansım, bu sefer kesin olmalı psikolojisi yüzünden ikinci kez girdiğinde sapsarı bir yüzle sınavın yapıldığı okula giriş yapmıştı. Ailesi endişelenmişti, zaten bu yüzden de minibüslerde sürünmesin diye taksiyle gitmişlerdi. Ama yine de midesinin bulanması engellenememişti. Gözetmen öğretmenin de saati bulunmadığından iki de bir Gökhan"a saati sorması (Gökhan her zaman kol saati, cüzdanı, öğrenci kartı ve cep telefonu kadrosuyla dolaşırdı) psikolojisine iyi yönde etkisi olmuyordu.
Biyoloji bölümü olmuştu sonuç olarak, sanırım mühendislik ya da mimarlık gibi alanları kazanmış olsaydı başta fizik ve teknik resim yüzünden zorlanacağından en doğru bölüme kader yine yönlendirmişti. Aslında içi hep biyoloji bölümü olacak diyordu, planları bozulmamıştı ve farkında olmasa da aslında birisi sanki nasıl mutlu olacaksa o şekilde her şeyin olması için uğraş veriyordu. En azından bu farkındalıkta o böyle düşünmeyi severdi, farkında değilmiş gibi yapmayı ihmal etmezdi ama.
Üçüncü sınıfta ise opsiyonlara ayrılmışlardı. Her ne kadar en iyi opsiyonlar Mikrobiyoloji ve Moleküler Biyoloji diye geçiyor olsa da moleküler biyoloji dersini ucu ucuna geçtiği için o opsiyonu hiç düşünmemiş ve en azından şansını denemek adında opsiyon seçme formunda mikrobiyolojiyi en üste yazmıştı. En büyük korkusu Botanik idi. Ã?ünkü o opsiyonda yer alan bir hocadan çok korkuyordu ve onun dersinden de kalmıştı zaten.
Zooloji dersler açısından en ağır opsiyon dense de onun planlarında bu opsiyon yer alıyordu, onu ikinci olarak yazmış olsa da kaderin onu o opsiyona yönlendireceğine emindi ve öyle de oldu.
Sanırım Gökhan"ı yeterince tanıdınız. Artık öyküye başlayabilirim herhalde, ama aklınızda Gökhan ile ilgili sorular olursa şayet yazar olarak tavsiyem yanıtını öğrendiğiniz zaman ömrünüze ömür, bilgi bankanıza sık kullanılacak bir veri katmayacağı sürece sorma girişiminde bulunmamanızdır.
Ama bir soruya yanıt vermem gerekiyor, kaldığımız yerden devam edebilmek için. Gökhan"ın anatomi laboratuvar kitapçığını eline aldığı zaman aldığı karar neydi? Çalışacaktı, kendini geliştirecekti ve son tren kaçmadan yakalayacaktı. Böylece böcekler arasında bir tanrı olabilirdi belki de.
Devam edecek...
