Wallace Greece

Ölülerin Bekçisi – Özgür Bir Adam*
Not= Bu hikaye Justisar Günlüklerinin bir parçası değildir. Nickoy Waldemer tarafından kaleme alınmamış, Walger Harwart tarafından, Bir kitabın içine yazılmış, yaşam hikayesi şeklinde bulunmuştur. Fakat hikaye Justisarda geçmektedir, yazanın Greece'in kendisi olduğu düşünülmektedir...
Artık, köhne harabeler yoktu, kalın sis, yıkık binalar, onlar… Onlar tamamen gitmişti. Başka bir yaşamda kalmıştı. şimdi yürüdüğü yol; eski yıpranmış çorak toprakların arasında belli belirsizdi. Üstünde parlayan güneş, unuttuğu zamanlardan bile daha sıcaktı. Yüzüne vuran, sıcak rüzgar pelerinini uçuruyordu. Uzun zamandır ilk kez terliyordu ve bundan dolayı gerçekten mutluydu.
Artık ölüler, huzur bulamamış ruhlar, onu ziyarete gelen güç hastası büyücüler, kendini güçlü sanan savaşçılar yoktu. Artık bir harabeye hapis olmak yoktu.
Sonunda Özgürdü. Özgür bir adam..
Greece, adı buydu. Uzun zamandır tek hatırladığı şey buydu. Wallace ya da Wallark Greece, eski bir isim, bu ismi hatırlayan çok az kişi sağdı hala, söylese bile etki etmezdi. Artık önemsiz biriydi bunu da arzuluyordu zaten. Bu yüzden eski odasından çok az şey alıp çıkmıştı. Ufak bir çanta pelerininin içinde, her zaman sevdiği ve tekrar tekrar okuduğu “Cesaretin Gölgesinde” adlı çok eski bir kitap, birkaç parça kağıt, biraz ip, iki büyük matara su, Bir Küçük Matara da kutsal “gümüş” su, ayrıca üç küçük hançeri vardı. Bunları fırlatmak için kullanıyordu ama asıl büyük hançerleri ayrı yerlerdeydi biri iç kemerliğe takılmıştı diğeri ise uzun sivri botunun içindeydi. Gerekmediği zaman asla çift hançerini kullanmaz tek hançerle dövüşürdü.
Yol güneye doğru kıvrılıyor gittikçe daha da çoraklaşan ve çöle dönüşen topraklara doğru gidiyordu. Arkasında, Yosun Tutmaz yamaçlar vardı oranın eteklerindeydi harabeleri, oraya gitmek istemiyordu ama güneydeki çöle de gitmek istemiyordu suyu yoktu. Evet, susuzluk gibi şeyler onu öldürmezdi ama zayıf düşürebilirdi. Evet, susuzluk onu öldürmezdi ama kalbine saplanan bir kılıç öldürebilirdi.
Elini çenesine götürdü, Tırtık tırtık uzamaya başlamış sakalını kaşıdı, ne yapmalıydı ? İçinde garip bir heyecan hissi uyandı. Bu garip bir histi sanki kaybolmuş gibiydi. İki bin yıl önce burası yeşillik bir alandı. şimdi ise nerdeyse çöle dönmüştü. İki bin yıl önce güçlü bir konumdaydı, ama ortalama bir savaşçıydı. şimdi ise konumu falan kalmamıştı ama artık güçlü bir adamdı. Tanrılar ona lanet de güç de bağışlamışlardı.
Sol tarafında ufak bir çıtırtı duydu. Sol ayağını hareket ettirerek, döndü. Ã?antasının içerisinden ufak bir hançer çekip çıkararak, fırlattı. Parmağının ucu hedefini gösteriyordu ve sağ ayağını hiç kımıldatmamıştı. Ufak bir vikleme duyuldu. Tavşan, diye düşündü. Önemli bir şey değil, yavaş yavaş ilerledi. Hançeri hayvanın boğazına saplanmıştı. Tam hançerini alacaktı ki duraksadı, yanlış olan bir şey vardı. Etrafına baktı kayalık ve çorak bir alandı, Tavşanın rengi ise beyaz, burada o kadar yol yürümüş canlıya rast gelmemişti. İblisler, buradaki bütün canlıların kökünü kazımıştı, Bu hayvan bir tuzaktı, basit ama ölümcül bir tuzak. Bir adım geriye çekildi.
O anda iki tane sicim gibi ip, tavşanın olduğu yere doğru savrulmuştu. İp Hançerini çıkarmadan biri bacaklarını diğeri de boynunu hedef alan iplerden yana doğru takla atarak kurtuldu. İki ip, iki kişiler miydi ? O sırada kayanın üzerinden üzerine doğru sıçrayan kel, ve yarı çıplak adamı gördüğünde yanıldığını anladı. Eline geniş bir topuz vardı, kalın kasları kabarmış bütün hiddetiyle on doğru saldırıyordu.
Bu adam için hançerini bile çekmeye değmezdi.
Kenara çekildiğinde tavşanın olduğu yere indirdi, dev adam topuzunu. Toprakta derin bir yarık açılmış tavşan nerdeyse posaya dönmüştü. Greece, geriye çok rahat çekilmişti. Dirseğini sertçe dev gibi barbarın karnına geçirdi. Barbar darbenin etkisiyle geriye doğru fırlayarak, silahını bıraktı. Ağzından, köpüklü kan fışkırmıştı. Üç kaburga kemiğini kırdım biri ciğerini deldi diye düşündü. Düşüncesi ona doğru gelen ince iplerle kesildi. Keskin gözleri kayaların arkasından ona ip atanları gösterdi. Hızlı bir sıçrayışla kayalardan kayalara atlayan Greece hançerini çekti, ipleri hançeri ile, kesmek için hançeri savurduğunda iplerin kesilmediğini diğer ipin elinde ince bir kesik açtığını fark etti.
Demek o iplere denk gelseydi iki ye bölünecekti. Artık Justisardaki adamlar dövüşmeyi öğrenmeye başlamışlardı. İplerden hızıyla sıyrıldı, iki adamın arasına sıçrayarak indi. Çok iyilerdi ama yakın dövüşte tamamen kusurluydular. Hançerinin iki seri darbesiyle ikisi de kan içinde yere yığıldılar. Cesetleri incelemek için, eğiliyordu ki başının üzerinden bir enerji dalgası geçti arkasındaki kayayı, parçaladı. Kayadan dökülen ufak toz ve taş parçacıkları, arasından kalkan Greece karşısında duran eli asalı yüzü peçeli surete öylece baktı.
Kahverengi kukuletasının altından kaşlarını çattı öğle güneşi gri gözbebekleri, olmayan gözünü aydınlattı. Derin ve içten gelen sesi öfke doluydu.
“Büyücülerden nefret ederim.”
* Ölülerin Bekçisi bir seridir, Wallace Greece ilk yazısı 2003 yılında Ölülerin Bekçisi adıyla yazılmıştır. Sonra seri altı bölüm halinde sürmüştür. Ayrıca Ölülerin Bekçisi Başlangıç adıyla Greece'in geçmişini anlatan hikayesi 2007 yılında yazılmıştır.