şiirler&şarkı sözleri
-
fingolfin
- Seçilmiş Savaşçı
- Posts: 1636
- Joined: Thu Jan 08, 2004 10:00 am
- Location: İstanbul
- Contact:
-Yağmur Kaçağı-
elimden tut yoksa düşeceğim
yoksa bir bir yıldızlar düşecek
eğer şairsem beni tanırsan
yağmurdan korktuğumu bilirsen
gözlerim aklına gelirse
elimden tut yoksa düşeceğim
yağmur beni götürecek yoksa beni
geceleri bir çarpıntı duyarsan
telâş telâş yağmurdan kaçıyorum
sarayburnu'ndan geçiyorum
akşamsa eylül'se ıslanmışsam
beni görsen belki anlayamazsın
içlenir gizli gizli ağlarsın
eğer ben yalnızsam yanılmışsam
elimden tut yoksa düşeceğim
yağmur beni götürecek yoksa beni
Attila İLHAN
yoksa bir bir yıldızlar düşecek
eğer şairsem beni tanırsan
yağmurdan korktuğumu bilirsen
gözlerim aklına gelirse
elimden tut yoksa düşeceğim
yağmur beni götürecek yoksa beni
geceleri bir çarpıntı duyarsan
telâş telâş yağmurdan kaçıyorum
sarayburnu'ndan geçiyorum
akşamsa eylül'se ıslanmışsam
beni görsen belki anlayamazsın
içlenir gizli gizli ağlarsın
eğer ben yalnızsam yanılmışsam
elimden tut yoksa düşeceğim
yağmur beni götürecek yoksa beni
Attila İLHAN
Akıyordu su
gösterip aynasında söğüt ağaçlarını.
Salkımsöğütler yıkıyordu suda saçlarını!
Yanan yalın kılıçları çarparak söğütlere
koşuyordu kızıl atlılar güneşin battığı yere!
Birden
bire kuş gibi
vurulmuş gibi
kanadından
yaralı bir atlı yuvarlandı atından!
Bağırmadı,
gidenleri geri çağırmadı,
baktı yalnız dolu gözlerle
uzaklaşan atlıların parıldayan nallarına!
Ah ne yazık!
Ne yazık ki ona
dörtnal giden atların köpüklü boynuna bir daha yatmayacak,
beyaz orduların ardında kılıç oynatmayacak!
Nal sesleri sönüyor perde perde,
atlılar kayboluyor güneşin battığı yerde!
Atlılar atlılar kızıl atlılar
atları rüzgar kanatlılar!
Atları rüzgar kanat...
Atları rüzgar...
Atları...
At...
Rüzgar kanatlı atlılar gibi geçti hayat!
Akar suyun sesi dindi.
Gölgeler gölgelendi
renkler silindi.
Siyah örtüler indi
mavi gözlerine,
sarktı salkımsöğütler
sarı saçlarının
üzerine!
Ağlama salkımsöğüt
ağlama,
Kara suyun aynasında el bağlama!
el bağlama!
ağlama!
Nazım HİKMET
gösterip aynasında söğüt ağaçlarını.
Salkımsöğütler yıkıyordu suda saçlarını!
Yanan yalın kılıçları çarparak söğütlere
koşuyordu kızıl atlılar güneşin battığı yere!
Birden
bire kuş gibi
vurulmuş gibi
kanadından
yaralı bir atlı yuvarlandı atından!
Bağırmadı,
gidenleri geri çağırmadı,
baktı yalnız dolu gözlerle
uzaklaşan atlıların parıldayan nallarına!
Ah ne yazık!
Ne yazık ki ona
dörtnal giden atların köpüklü boynuna bir daha yatmayacak,
beyaz orduların ardında kılıç oynatmayacak!
Nal sesleri sönüyor perde perde,
atlılar kayboluyor güneşin battığı yerde!
Atlılar atlılar kızıl atlılar
atları rüzgar kanatlılar!
Atları rüzgar kanat...
Atları rüzgar...
Atları...
At...
Rüzgar kanatlı atlılar gibi geçti hayat!
Akar suyun sesi dindi.
Gölgeler gölgelendi
renkler silindi.
Siyah örtüler indi
mavi gözlerine,
sarktı salkımsöğütler
sarı saçlarının
üzerine!
Ağlama salkımsöğüt
ağlama,
Kara suyun aynasında el bağlama!
el bağlama!
ağlama!
Nazım HİKMET
yola devam...
...barış için
...barış için
- biluanders
- Kullanıcı

- Posts: 123
- Joined: Sun Jan 25, 2004 10:23 pm
- Location: istanbul
- Contact:
gece bahçelerinde
ışıldayıpta bazen
olgun meyva halinde
sallanırken yıldızlar
"elim yetişmez!" diye
görenin içi sızlar.
bu sızıyı içinde
sende duyduğun zaman
öyle kendi kendine
yum gözlerini bir an
düşer eteklerine
bir bir ahu yıldızlar;
sen istediğin zaman
senindir bu yıldızlar...
Cahit Sıtkı Tarancı
ışıldayıpta bazen
olgun meyva halinde
sallanırken yıldızlar
"elim yetişmez!" diye
görenin içi sızlar.
bu sızıyı içinde
sende duyduğun zaman
öyle kendi kendine
yum gözlerini bir an
düşer eteklerine
bir bir ahu yıldızlar;
sen istediğin zaman
senindir bu yıldızlar...
Cahit Sıtkı Tarancı
ne zaman içime biraz fazla baksam,yükseklik korkum depreşir....
ayhan inal
_____________________________________
İSTANBUL VE SEN
Eşsiz kulsun özellikte
Istanbul'sun güzellikte
O bir tane sen de bir tek
O pırlanta sen bir melek
Her halin bu kente benzer
Her vasfın bir semte benzer
Hisar gibi dimdik başın
Sütlüce'dir akça döşün
Saçların sanki Sarıyer
Endamın Sıraselviler
Gözlerinle Ã?amlıca'sın
Bakışınla Kanlıca'sın
Erenköy'dür dudakların
Laleli'dir yanakların
İnsan sevgin Gültepe'dir
Kartal halin Maltepe'dir
Güzelliğin Bebek gibi
Erişilmez dilek gibi
İlham vermiş şairlere
Sedef tenin Gümüşdere
Göze gelmen Nişantaşı
Hazinen Kapalıçarşı
Giyinişin tıpkı Moda
Nazedişin Büyükada
Ã?ınaraltı hoş sohbetin
Sarayburnu zarafetin
Hükmedişin Emirgân'dır
Kalp yakışın Ã?ırağan'dır
İnançların Eyüp Sultan
İnsanlığın Caddebostan
Taksim olmuş sende nimet
Cömertliğin Sultanahmet
Topkapı'dan çok dolusun
Yenilevent boyun bosun
Kız kulesi inceliğin
Beylerbeyi yüceliğin
Hayallerin Büyükdere
Seni yıkan Dolapdere
İş muhitin Yerebatan
Dostlukların Cankurtaran
Kabataş'tan ağır yükün
Gülhane'den hoştur kokun
Eserlerin Kağıthane
Fikirlerin Baruthane
Tecrübenle Ã?sküdar'sın
Bilgelikte Mühürdar'sın
Gayrettepe yılmazlığın
Harbiye'dir ölmezliğin
Bahariye körpe yaşın
Hamidiye saf akışın
Özelliğin daha çoktur
Istanbul'dan farkın yoktur
O dünyanın bir incisi
Sen güzeller birincisi
O kalpleri yakan şehir
Sen içimde akan nehir
O çağların düş diyarı
Sen gönlümünm bir tek yari
Dilerim hep böyle olun
Ne senin ne istanbulun
Değerine pay biçilmez
İkinizden vazgeçilmez
_____________________________________
İSTANBUL VE SEN
Eşsiz kulsun özellikte
Istanbul'sun güzellikte
O bir tane sen de bir tek
O pırlanta sen bir melek
Her halin bu kente benzer
Her vasfın bir semte benzer
Hisar gibi dimdik başın
Sütlüce'dir akça döşün
Saçların sanki Sarıyer
Endamın Sıraselviler
Gözlerinle Ã?amlıca'sın
Bakışınla Kanlıca'sın
Erenköy'dür dudakların
Laleli'dir yanakların
İnsan sevgin Gültepe'dir
Kartal halin Maltepe'dir
Güzelliğin Bebek gibi
Erişilmez dilek gibi
İlham vermiş şairlere
Sedef tenin Gümüşdere
Göze gelmen Nişantaşı
Hazinen Kapalıçarşı
Giyinişin tıpkı Moda
Nazedişin Büyükada
Ã?ınaraltı hoş sohbetin
Sarayburnu zarafetin
Hükmedişin Emirgân'dır
Kalp yakışın Ã?ırağan'dır
İnançların Eyüp Sultan
İnsanlığın Caddebostan
Taksim olmuş sende nimet
Cömertliğin Sultanahmet
Topkapı'dan çok dolusun
Yenilevent boyun bosun
Kız kulesi inceliğin
Beylerbeyi yüceliğin
Hayallerin Büyükdere
Seni yıkan Dolapdere
İş muhitin Yerebatan
Dostlukların Cankurtaran
Kabataş'tan ağır yükün
Gülhane'den hoştur kokun
Eserlerin Kağıthane
Fikirlerin Baruthane
Tecrübenle Ã?sküdar'sın
Bilgelikte Mühürdar'sın
Gayrettepe yılmazlığın
Harbiye'dir ölmezliğin
Bahariye körpe yaşın
Hamidiye saf akışın
Özelliğin daha çoktur
Istanbul'dan farkın yoktur
O dünyanın bir incisi
Sen güzeller birincisi
O kalpleri yakan şehir
Sen içimde akan nehir
O çağların düş diyarı
Sen gönlümünm bir tek yari
Dilerim hep böyle olun
Ne senin ne istanbulun
Değerine pay biçilmez
İkinizden vazgeçilmez
Last edited by scythe on Tue Apr 21, 2009 3:00 am, edited 1 time in total.
you are not alone ; so don't be afraid in the dark and cold m'thain d'streea
Ã?UKUR
Bilerek mi yanına almadın giderken
başının yastıkta
bıraktığı çukuru
Güveniyordum
oysa ben sevgimize
vapur iskelesi
ya da tren istasyonundaki
saatin doğruluğu kadar
Beni senin gibi
bir de annem terketmişti
ki göbeğimde durur
onun yokluğundan
bana kalan
çukuru
SUNAY AKIN
Bilerek mi yanına almadın giderken
başının yastıkta
bıraktığı çukuru
Güveniyordum
oysa ben sevgimize
vapur iskelesi
ya da tren istasyonundaki
saatin doğruluğu kadar
Beni senin gibi
bir de annem terketmişti
ki göbeğimde durur
onun yokluğundan
bana kalan
çukuru
SUNAY AKIN
yola devam...
...barış için
...barış için
-
fingolfin
- Seçilmiş Savaşçı
- Posts: 1636
- Joined: Thu Jan 08, 2004 10:00 am
- Location: İstanbul
- Contact:
- Hayaller ve Yıldızlara Dair-
Gece ağır , hava bulutsuzdu.
Ve koyu lacivert yaz göğünün üstünde
Yıldızlar her zamankinden parlaktılar.
Yıldızların altında ,
Yüksek bir apartımanın beşinci katında ,
Genç bir adam oturmaktaydı balkonda.
Habersizce kapıyı çalan eski bir dost gibi ,
Yosunlu yüzünde tuzlu bir gülümsemeyle ,
Serseri bir rüzgara binip geldi deniz kokusu.
Gece ağır , hava bulutsuzdu.
Ve koyu lacivert yaz göğünün üstünde
Yıldızlar her zamankinden uzaktılar.
Bu ağır yaz gecesinde
Serseri bir rüzgar ,
Yosunlu yüzü ve tuzlu tebessümüyle deniz kokusu ,
Nedense her zamanki hallerinden farklı olan yıldızlar ,
Ve geceye inat öten cırcırböcekleri hariç tüm tabiat uykudayken ;
Genç bir adam altmış mumluk bir ampülün ışığında ,
Yüksek bir apartımanın beşinci katında
Hayallerini içmekteydi.
Hayaller uzaktılar
Alabildiğine uzak.
Ve gerçeklik payları yok denecek kadar azdı.
Ama hayaldiler işte.
Ve yarısı boşalmış 70'likten çok
Bu uzak hayaller sarhoş ederdi adamı.
Geçmişin tozlu hatırlarında unutulmuş
Eski bir dost gibi geldi deniz kokusu.
Ve üstüne bindiği serseri rüzgar
Keskin bir ıslık taşımaktaydı ağzında.
Nedense bu ıslık , bu keskin ıslık
Sinirini bozdu genç adamın.
O haylaz deniz kokusunun
Yosunlu yüzündeki tuzlu gülümsemeyi
Bir yumrukta parçalamak ,
Serseri rüzgarı Maçka Yokuşuna kadar kovalamak
Ve kahrolası cırcırböceklerini teker teker öldürmek geldi içinden
Ve yıldızlar...
Her zamankinden uzak ,
Her zamankinden parlak
Ve her zamanki kadar bizim olan yıldızlar...
Oturduğu yerden yıldızlara baktı genç adam.
Gülümsedi.
''Eğer bir yerde , bilmediği bir yerde ,
Hiç görmemiş olduğu bir koyun...
Bir gülü yemişse... yoksa yemedi mi?''
Gülümsedi...
Hayır yemedi...
Durdu ;
Serseri rüzgarı ,
Haylaz deniz kokusunu
Ve kahrolası cırcırböceklerini unutup
Kahkaha atan yıldızlara bakarak
Durdu...
Ve 70'lik şişede boğarak hayallerini
Yepyeni hayaller kurdu.
fingolfin
Gece ağır , hava bulutsuzdu.
Ve koyu lacivert yaz göğünün üstünde
Yıldızlar her zamankinden parlaktılar.
Yıldızların altında ,
Yüksek bir apartımanın beşinci katında ,
Genç bir adam oturmaktaydı balkonda.
Habersizce kapıyı çalan eski bir dost gibi ,
Yosunlu yüzünde tuzlu bir gülümsemeyle ,
Serseri bir rüzgara binip geldi deniz kokusu.
Gece ağır , hava bulutsuzdu.
Ve koyu lacivert yaz göğünün üstünde
Yıldızlar her zamankinden uzaktılar.
Bu ağır yaz gecesinde
Serseri bir rüzgar ,
Yosunlu yüzü ve tuzlu tebessümüyle deniz kokusu ,
Nedense her zamanki hallerinden farklı olan yıldızlar ,
Ve geceye inat öten cırcırböcekleri hariç tüm tabiat uykudayken ;
Genç bir adam altmış mumluk bir ampülün ışığında ,
Yüksek bir apartımanın beşinci katında
Hayallerini içmekteydi.
Hayaller uzaktılar
Alabildiğine uzak.
Ve gerçeklik payları yok denecek kadar azdı.
Ama hayaldiler işte.
Ve yarısı boşalmış 70'likten çok
Bu uzak hayaller sarhoş ederdi adamı.
Geçmişin tozlu hatırlarında unutulmuş
Eski bir dost gibi geldi deniz kokusu.
Ve üstüne bindiği serseri rüzgar
Keskin bir ıslık taşımaktaydı ağzında.
Nedense bu ıslık , bu keskin ıslık
Sinirini bozdu genç adamın.
O haylaz deniz kokusunun
Yosunlu yüzündeki tuzlu gülümsemeyi
Bir yumrukta parçalamak ,
Serseri rüzgarı Maçka Yokuşuna kadar kovalamak
Ve kahrolası cırcırböceklerini teker teker öldürmek geldi içinden
Ve yıldızlar...
Her zamankinden uzak ,
Her zamankinden parlak
Ve her zamanki kadar bizim olan yıldızlar...
Oturduğu yerden yıldızlara baktı genç adam.
Gülümsedi.
''Eğer bir yerde , bilmediği bir yerde ,
Hiç görmemiş olduğu bir koyun...
Bir gülü yemişse... yoksa yemedi mi?''
Gülümsedi...
Hayır yemedi...
Durdu ;
Serseri rüzgarı ,
Haylaz deniz kokusunu
Ve kahrolası cırcırböceklerini unutup
Kahkaha atan yıldızlara bakarak
Durdu...
Ve 70'lik şişede boğarak hayallerini
Yepyeni hayaller kurdu.
fingolfin
Kral cesurdu ve öfkesiyle kudretli,
Gümüştendi parıldayan miğferi.
Ringil'di kadim kılıcının adı,
Kristallerle donanmıştı mavi kalkanı.
Gümüştendi parıldayan miğferi.
Ringil'di kadim kılıcının adı,
Kristallerle donanmıştı mavi kalkanı.
-
fingolfin
- Seçilmiş Savaşçı
- Posts: 1636
- Joined: Thu Jan 08, 2004 10:00 am
- Location: İstanbul
- Contact:
Dinleme Başını!
Karşı masadan çağırdılar, "buyrun" dediler
"Keyfim yok" dedim bağışlayın, "başımı dinleyeceğim biraz"
Sen misin diyen, bir curcunadır koptu
Ne kalabalık, ne kalabalıkmış yarab başım!
Bunca ayıp, bunca kayıp, bunca ölüm!
Attım kendimi dışarı, karıştım şarlo'nun yalnızlığına
Uçuyorum şimdi Barbaros Bulvarı'ndan aşağı
Üstümde insanlar, ne güzel, ve ayaklarımın aldında deniz!
Sana da söylüyorum hep, Teo,
Başını dinleyeceğine, al başını git uçmaya!
Can YÃ?CEL
"Keyfim yok" dedim bağışlayın, "başımı dinleyeceğim biraz"
Sen misin diyen, bir curcunadır koptu
Ne kalabalık, ne kalabalıkmış yarab başım!
Bunca ayıp, bunca kayıp, bunca ölüm!
Attım kendimi dışarı, karıştım şarlo'nun yalnızlığına
Uçuyorum şimdi Barbaros Bulvarı'ndan aşağı
Üstümde insanlar, ne güzel, ve ayaklarımın aldında deniz!
Sana da söylüyorum hep, Teo,
Başını dinleyeceğine, al başını git uçmaya!
Can YÃ?CEL
HER şEY SENDE GİZLİ
Yerin seni çektiği kadar ağırsın
Kanatların çırpındığı kadar hafif..
Kalbinin attığı kadar canlısın
Gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç...
Sevdiklerin kadar iyisin
Nefret ettiklerin kadar kötü..
Ne renk olursa olsun kaşın gözün
Karşındakinin gördüğüdür rengin..
Yaşadıklarını kar sayma:
Yaşadığın kadar yakınsın sonuna;
Ne kadar yaşarsan yaşa,
Sevdiğin kadardır ömrün..
Gülebildiğin kadar mutlusun
Özülme bil ki ağladığın kadar güleceksin
Sakın bitti sanma her şeyi,
Sevdiğin kadar sevileceksin.
Güneşin doğuşundadır doğanın sana verdiği değer
Ve karşındakine değer verdiğin kadar insansın
Bir gün yalan söyleyeceksen eğer
Bırak karşındaki sana güvendiği kadar inansın.
Ay ışığındadır sevgiliye duyulan hasret
Ve sevgiline hasret kaldığın kadar ona yakınsın
Unutma yagmurun yağdığı kadar ıslaksın
Güneşin seni ısıttığı kadar sıcak.
Kendini yalnız hissetiğin kadar yalnızsın
Ve güçlü hissettiğin kadar güçlü.
Kendini güzel hissettiğin kadar güzelsin..
İşte budur hayat!
İşte budur yaşamak bunu hatırladığın kadar yaşarsın
Bunu unuttuğunda aldığın her nefes kadar üşürsün
Ve karşındakini unuttuğun kadar çabuk unutulursun
Ã?içek sulandığı kadar güzeldir
Kuşlar ötebildiği kadar sevimli
Bebek ağladığı kadar bebektir
Ve herşeyi öğrendiğin kadar bilirsin bunu da öğren,
Sevdiğin kadar sevilirsin...
Can Yücel
Yerin seni çektiği kadar ağırsın
Kanatların çırpındığı kadar hafif..
Kalbinin attığı kadar canlısın
Gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç...
Sevdiklerin kadar iyisin
Nefret ettiklerin kadar kötü..
Ne renk olursa olsun kaşın gözün
Karşındakinin gördüğüdür rengin..
Yaşadıklarını kar sayma:
Yaşadığın kadar yakınsın sonuna;
Ne kadar yaşarsan yaşa,
Sevdiğin kadardır ömrün..
Gülebildiğin kadar mutlusun
Özülme bil ki ağladığın kadar güleceksin
Sakın bitti sanma her şeyi,
Sevdiğin kadar sevileceksin.
Güneşin doğuşundadır doğanın sana verdiği değer
Ve karşındakine değer verdiğin kadar insansın
Bir gün yalan söyleyeceksen eğer
Bırak karşındaki sana güvendiği kadar inansın.
Ay ışığındadır sevgiliye duyulan hasret
Ve sevgiline hasret kaldığın kadar ona yakınsın
Unutma yagmurun yağdığı kadar ıslaksın
Güneşin seni ısıttığı kadar sıcak.
Kendini yalnız hissetiğin kadar yalnızsın
Ve güçlü hissettiğin kadar güçlü.
Kendini güzel hissettiğin kadar güzelsin..
İşte budur hayat!
İşte budur yaşamak bunu hatırladığın kadar yaşarsın
Bunu unuttuğunda aldığın her nefes kadar üşürsün
Ve karşındakini unuttuğun kadar çabuk unutulursun
Ã?içek sulandığı kadar güzeldir
Kuşlar ötebildiği kadar sevimli
Bebek ağladığı kadar bebektir
Ve herşeyi öğrendiğin kadar bilirsin bunu da öğren,
Sevdiğin kadar sevilirsin...
Can Yücel
you are not alone ; so don't be afraid in the dark and cold m'thain d'streea
-
fingolfin
- Seçilmiş Savaşçı
- Posts: 1636
- Joined: Thu Jan 08, 2004 10:00 am
- Location: İstanbul
- Contact:
Ivellius'un imzasından geldi de aklıma, yazayım dedim...
Gil-galad was an elfen king
Of him the harpers sadly sing
The last whose realm was fair and free
Between the mountains and the sea
His sword was long, his lance was keen
His shining helm a far was seen
Countless stars of heavens field
Were mirrored in his silver shield
But long ago he rode away
And where he dwellt none can say
Far into darkness felt his star
In Mordor where the shadows are
(elimde yüzüklerin efendisi olmadığından kusurlarımı bağışlayın, hatırladığım kadarıyla orjinal çeviriye sadık kalıyorum)
Gil-galad bir elf kralıydı
Ozanlar hüzünle söyler olanları
Son Kral'dı o dağ ve deniz arasında
Hükmederdi adil ve özgür bir krallığa
Uzundu kılıcı, mızrağı sivri
Uzaklardan seçilirdi parlayan miğferi
Sayısız yıldız göklerin tarlasında
Oynaşırdı gümüş kalkanının aynasında
Fakat çok zaman önce gitti o
Kimse bilmez şimdi nerdedir
Yıldızı düştü karanlığa
Gölgeler içindeki Mordor'da
Gil-galad was an elfen king
Of him the harpers sadly sing
The last whose realm was fair and free
Between the mountains and the sea
His sword was long, his lance was keen
His shining helm a far was seen
Countless stars of heavens field
Were mirrored in his silver shield
But long ago he rode away
And where he dwellt none can say
Far into darkness felt his star
In Mordor where the shadows are
(elimde yüzüklerin efendisi olmadığından kusurlarımı bağışlayın, hatırladığım kadarıyla orjinal çeviriye sadık kalıyorum)
Gil-galad bir elf kralıydı
Ozanlar hüzünle söyler olanları
Son Kral'dı o dağ ve deniz arasında
Hükmederdi adil ve özgür bir krallığa
Uzundu kılıcı, mızrağı sivri
Uzaklardan seçilirdi parlayan miğferi
Sayısız yıldız göklerin tarlasında
Oynaşırdı gümüş kalkanının aynasında
Fakat çok zaman önce gitti o
Kimse bilmez şimdi nerdedir
Yıldızı düştü karanlığa
Gölgeler içindeki Mordor'da
KİM ÖZLERDİ AVUÃ? İÃ?LERİNİN TER KOKUSUNU
O kadar da önemli değildir bırakıp gitmeler,
arkalarında doldurulması mümkün olmayan boşluklar
bırakılmasaydı eğer.
Dayanılması o kadar da zor değildir,
büyük ayrılıklar bile, en güzel yerde başlatılsaydı eğer.
Utanılacak bir şey değildir ağlamak,
yürekten süzülüp geliyorsa gözyaşı eğer.
Yüz kızartıcı bir suç değildir hırsızlık,
çalınan birinin kalbiyse eğer.
Korkulacak bir yanı yoktur aşkların,
insan bütün derilerden soyunabilseydi eğer.
O kadar da yürek burkmazdı alışılmış bir ses,
hiçbir zaman duyulmasaydı eğer.
Daha çabuk unuturdu belki su sızdırmayan sarılmalar,
kara sevdayla sarıp sarmalanmasalardı eğer.
Belirsizliğe yelken açardı iri ela gözler zamanla,
öylesine delice bakmasalardı eğer.
Ã?abuk unutulurdu ıslak bir öpücüğün yakıcı tadı
belki de,
kalp, göğüs kafesine o kadar yüklenmeseydi eğer.
Yerini başka şeyler alabilirdi uzun gece
sohbetlerinin,
son sigara yudum yudum paylaşılmasaydı eğer.
Düşlere bile kar yağmazdı hiçbir zaman,
meydan savaşlarında korkular, aşkı ağır
yaralamasaydı eğer.
Su gibi akıp geçerdi hiç geçmeyecekmiş gibi duran zaman,
beklemeye değecek olan gelecekse sonunda eğer.
Rengi bile solardı düşlerdeki saçların zamanla,
tanımsız kokuları yastıklara yapışıp kalmasaydı eğer.
O büyük, o görkemli son, ölüm bile anlamını yitirirdi,
yaşanılası her şey yaşanmış olsaydı eğer.
O kadar da çekilmez olmazdı yalnızlıklar,
son umut ışığı da sönmemiş olsaydı eğer.
Bu kadar da ısıtmazdı belki de bahar güneşleri,
her kaybedişin ardından hayat yeniden başlamasaydı eğer.
Kahvaltıdan da önce sigaraya sarılmak şart olmazdı belki de,
dev bir özlem dalgası meydan okumasaydı eğer.
Anılarda kalırdı belki de zamanla ince bel,
namussuz çay bile ince belli bardaktan verilmeseydi eğer.
Uykusuzluklar yıkıp geçmezdi, kısacık kestirmelerin ardından,
dokunulası ipekten bir o kadar uzakta olmasaydı eğer.
Issız bir yuva bile cennete dönüşebilirdi belki de,
sıcak bir gülüşle ısıtılsaydı eğer.
Yoksul düşmezdi yıllanmış şarap tadındaki şiirler böylesine,
kulağına okunacak biri olsaydı eğer.
İnanmak mümkün olmazdı her aşkın bağrında bir
ayrılık gizlendiğine
belki de, kartvizitinde "onca ayrılığın birinci
dereceden failidir"
denmeseydi eğer.
Gerçekten boynunu bükmezdi papatyalar,
ihanetinden onlar da payını almasaydı eğer.
Issızlığa teslim olmazdı sahiller,
kendi belirsiz sahillerinde amaçsız gezintilerle
avunmaya kalkmamış olsaydın eğer.
Sen gittikten sonra yalnız kalacağım.
Yalnız kalmaktan korkmuyorum da, ya canım ellerini
tutmak isterse...
Evet Sevgili,
Kim özlerdi avuç içlerinin ter kokusunu, kim
uzanmak isterdi ince parmaklarına,
mazilerinde görkemli bir yaşanmışlığa tanıklık
etmiş olmasalardı eğer!!
Can Yücel
O kadar da önemli değildir bırakıp gitmeler,
arkalarında doldurulması mümkün olmayan boşluklar
bırakılmasaydı eğer.
Dayanılması o kadar da zor değildir,
büyük ayrılıklar bile, en güzel yerde başlatılsaydı eğer.
Utanılacak bir şey değildir ağlamak,
yürekten süzülüp geliyorsa gözyaşı eğer.
Yüz kızartıcı bir suç değildir hırsızlık,
çalınan birinin kalbiyse eğer.
Korkulacak bir yanı yoktur aşkların,
insan bütün derilerden soyunabilseydi eğer.
O kadar da yürek burkmazdı alışılmış bir ses,
hiçbir zaman duyulmasaydı eğer.
Daha çabuk unuturdu belki su sızdırmayan sarılmalar,
kara sevdayla sarıp sarmalanmasalardı eğer.
Belirsizliğe yelken açardı iri ela gözler zamanla,
öylesine delice bakmasalardı eğer.
Ã?abuk unutulurdu ıslak bir öpücüğün yakıcı tadı
belki de,
kalp, göğüs kafesine o kadar yüklenmeseydi eğer.
Yerini başka şeyler alabilirdi uzun gece
sohbetlerinin,
son sigara yudum yudum paylaşılmasaydı eğer.
Düşlere bile kar yağmazdı hiçbir zaman,
meydan savaşlarında korkular, aşkı ağır
yaralamasaydı eğer.
Su gibi akıp geçerdi hiç geçmeyecekmiş gibi duran zaman,
beklemeye değecek olan gelecekse sonunda eğer.
Rengi bile solardı düşlerdeki saçların zamanla,
tanımsız kokuları yastıklara yapışıp kalmasaydı eğer.
O büyük, o görkemli son, ölüm bile anlamını yitirirdi,
yaşanılası her şey yaşanmış olsaydı eğer.
O kadar da çekilmez olmazdı yalnızlıklar,
son umut ışığı da sönmemiş olsaydı eğer.
Bu kadar da ısıtmazdı belki de bahar güneşleri,
her kaybedişin ardından hayat yeniden başlamasaydı eğer.
Kahvaltıdan da önce sigaraya sarılmak şart olmazdı belki de,
dev bir özlem dalgası meydan okumasaydı eğer.
Anılarda kalırdı belki de zamanla ince bel,
namussuz çay bile ince belli bardaktan verilmeseydi eğer.
Uykusuzluklar yıkıp geçmezdi, kısacık kestirmelerin ardından,
dokunulası ipekten bir o kadar uzakta olmasaydı eğer.
Issız bir yuva bile cennete dönüşebilirdi belki de,
sıcak bir gülüşle ısıtılsaydı eğer.
Yoksul düşmezdi yıllanmış şarap tadındaki şiirler böylesine,
kulağına okunacak biri olsaydı eğer.
İnanmak mümkün olmazdı her aşkın bağrında bir
ayrılık gizlendiğine
belki de, kartvizitinde "onca ayrılığın birinci
dereceden failidir"
denmeseydi eğer.
Gerçekten boynunu bükmezdi papatyalar,
ihanetinden onlar da payını almasaydı eğer.
Issızlığa teslim olmazdı sahiller,
kendi belirsiz sahillerinde amaçsız gezintilerle
avunmaya kalkmamış olsaydın eğer.
Sen gittikten sonra yalnız kalacağım.
Yalnız kalmaktan korkmuyorum da, ya canım ellerini
tutmak isterse...
Evet Sevgili,
Kim özlerdi avuç içlerinin ter kokusunu, kim
uzanmak isterdi ince parmaklarına,
mazilerinde görkemli bir yaşanmışlığa tanıklık
etmiş olmasalardı eğer!!
Can Yücel
you are not alone ; so don't be afraid in the dark and cold m'thain d'streea
-
fingolfin
- Seçilmiş Savaşçı
- Posts: 1636
- Joined: Thu Jan 08, 2004 10:00 am
- Location: İstanbul
- Contact:
-Sardunyaya Ağıt-
İkindiyin saat beşte
Başgardiyan Rıza başta
Karalar bastı koğuşa
Ikindiyin saat beşte
Seyre durduk tantanayı
Tutuklayıp sardunyayı
Attılar dipkapalıya
İkindiyin saat beşte
Yataklık etmiş zaar
Suçu tevatür ve esrar
Elbet bir kızıllığı var
Ikindiyin saat beşte
Dirlik düzenlik kurtulur,
Müdür koltuğa kurulur
Ã?içek demire vurulur
İkindiyin saat beşte
Canların gözü yaşta,
Aklı idamlık yoldaşta,
Yeşil ölümle dalaşta
İkindiyin saat beşte
Can YÃ?CEL
-şiirin Yeni Türkü yorumu da pek güzeldir-
Başgardiyan Rıza başta
Karalar bastı koğuşa
Ikindiyin saat beşte
Seyre durduk tantanayı
Tutuklayıp sardunyayı
Attılar dipkapalıya
İkindiyin saat beşte
Yataklık etmiş zaar
Suçu tevatür ve esrar
Elbet bir kızıllığı var
Ikindiyin saat beşte
Dirlik düzenlik kurtulur,
Müdür koltuğa kurulur
Ã?içek demire vurulur
İkindiyin saat beşte
Canların gözü yaşta,
Aklı idamlık yoldaşta,
Yeşil ölümle dalaşta
İkindiyin saat beşte
Can YÃ?CEL
-şiirin Yeni Türkü yorumu da pek güzeldir-
Who is online
Users browsing this forum: No registered users and 2 guests