kımızı gömlek

Baştan aşağı kendi özgün hikayelerinizi yazmak için…
Post Reply
silverlance
Kullanıcı
Kullanıcı
Posts: 11
Joined: Sun Jul 13, 2003 10:00 am
Contact:

kımızı gömlek

Post by silverlance »

KIRMIZI GÃ?MLEK





Noyan"a itafen



...İş yerinde kimsenin morali iyi değildi zaten. Noyan"a o kadar ısrar etmeselerdi kesinlikle piknik fikrine uymazdı. Fakat Spor Eşyaları reyonundakiler evi dahil, neredeyse her yeri aramışlar, en sonunda Noyan"dan da bir "Olur" almışlardı. Eh son ekonomik krizlerden ve başlarında Demoklesin Kılıcı gibi devamlı sallanıp duran kovulma tehlikesinin yarattığı stresten de bir şekilde kurtulmak, rahatlamak zorundaydılar. Hem ayrıca Kadın İç Ã?amaşırı Reyonundaki kızlarda gelecekti. Tüm fikirler bu bölüm Noyan"nın sabahın köründe sırıtmasını bile sağlamıştı.
Yaz aylarında bile olsa sabahın altısı İzmir Karşıyaka da çok serin olur. Noyan boş sokaklarda biraz ürperip gerindi. Niye lanet piknikten daha iyi bir fikir bulamadıklarını yada arkadaşlarıyla evde bira içerek oyun oynamadığını düşündü. Her zamanki gibi kafasının bazen çalışmıyor olması gerçeği kabullenip o günde böyle bir güne de piknik teklifini kabul ettiğini düşünerek başını salladı.
Buluşma yerine geldiğinde evden çıkalı en azından yarim saat olmuştu. Güneş doğmak üzereydi gelenlerin çoğu şişmiş gözleriyle birkaç gevrek espriyi aralarında çevirerek gülüyorlardı. Sabah salaklığı olarak nitelendirdiği küçük grup salgını ve onu nerdeyse çileden çıkaracak birkaç sözden sonra kiraladıkları beyaz minibüs yola koyulmuştu.
Pencerenin yanı yerine koridora oturmalıydım diye düşündü. Hüseyin iri cüssesine rağmen seksüel eğilimleri karşı cinsten çok hemcinslerine yönelikti ve büyük bir şansızlıkla Noyan"ın yanına oturmuştu. Hüseyin"in davranışları tecavüz noktasına ulaşmadan önce ön taraflara kaçmak için bir fırsat bulmuş ve muhtemel bir namus cinayeti son anda önlenmişti. "Kıl payı yırttım" diye düşündü, "Aslında hoş çocuk ama..."kafasını sallayarak bu fikri uzaklaştırdı.
Piknik alanı seçen daha önce de buraya gelmiş olduğunu söyleyen Satış Servisi Sorumlusu Okan beydi. Hem denize yakın hem de ormanın neredeyse içindelerdi. "Tıpkı Karadeniz gibi" demişti. Noyan gülümsedi "tek farkla" diye düşündü; "Karadeniz"de Temmuz ayında bile sıcaklık öğlen 40 derecenin üzerine olmaz."
Sabah koşup denize girenler öğlene doğru piknik alanını ormana doğru kaydırmışlardı. Noyan'la Hüseyin zaman zaman köşe kapmaca oynuyorlardı. Bu Hüseyin'in sıkılıp Okan beye pas atmasıyla bitmişti.
Ali Noyan'ın mesai arkadaşıydı yemeklerin çoğunu o hazırlayacaktı. tam "yemek bir saat içinde hazır olur "demişti ki, bir el omzuna vurarak gümüş bir çan gibi çınladı. "Haydi beni yakala!" sesi o kadar sevinç doluydu ki Noyan'ın böyle şeyler hiç hoşuna gitmese de yüreği hafifledi. Kız tekrar onu ebeleyerek güldü ve koşarak ormanın derinliklerine doğru koşmaya başladı. Kısa boylu, çoğu dökülmüş saçlı genç adam sıkkınca iş arkadaşlarına baktı "Allahtan bizim çocuklar burada değil" diye düşündü. şüphesiz onlar için yılın repliği olacak ve bütün sene ona vurup "Noyan, haydi beni yakala!" diyeceklerdi. Bu korkunç bir düşünceydi ama iş arkadaşları arasındaki durumu da pek farklı değildi. Fark edenlerin çoğu genç adama sırıtıyordu. Gün öğlene yaklaşırken ve mangaldaki kömürün sesi ormana yayılırken gümüş ses tekrar çınladı.
"Haydi!"

"Onunla tanışalı ne kadar oldu ki? Bir buçuk hafta, belki de iki..." diye düşündü. tam zamanını hatırlayamadı, bu ona garip geldi. Arada sırada kafasının çalışmasından dert yansalar da genç adamın isim, yer, yüz ve olay gibi özellikli şeyler hakkında hafızası hep takdir edilmişti. Özellikle dişe dokunan güzellikte bir hatunsa hiç bir zaman unutmazdı. İşin kötüsü kızın hangi reyonda çalıştığını da hatırlayamıyordu. Bir an için ormanda yavaşladı. Evet onu hiç reyonlarda görmemişti! Ormanın seyrek gövdeli ağaçlarından oluşa kıyısında hafif bir tempo ile koşmaya başlamıştı. Ã?am yapraklarının yerdeki kalın tabakası sayesinde rahatlıkla kızın ayak izlerini takip ediyordu. Aradaki mesafeyi açmış olması olabilecek en kötü şeydi. Kız o aralar moda olan orman kamuflajı T-shirt ve pantolon giymişti. Ormanda o kıyafet ile onu bulmak zaten zordu. Ã?ğlen gün ışığının çamların arasında süzülmesi görüş alanını minimuma indiriyordu. Fazla koşmadığı için bu kadar spor onu yormuştu, göğsü ve midesi arsında sağ tarafına bastırıyordu. acı bir an için onun iki büklüm olmasına yol açıyordu. Fazla tuz yemediği için oldukça terlemişti, tam o sırada gözü önündeki bir çam ağacına takıldı. Yaşlı ağacın boyu yirmi metre kadar olmalıydı, çapı ise diğerleri gibi yarım metreden fazla olamazdı. Diğer ağaçlardan tek farklı gövdesinde iki sıra bir birine ve yere paralel delikler olmasıydı. Ağaca yaklaşarak deliklere baktı. Kurşun izleriydi bunu hemen anladı. Arka taraftan gelen ışığı görünce küfretti, ağacın arkasında deliklerin diğer tarafları oldukça büyük bir şekilde dışa doğru parçalanmıştı. Böyle düzün sayılan ve büyük hasar verecek bir, iki silah biliyordu, AK-47 yada G-3 olmalıydı. Biraz da olsa dinlenmişti, dedektifçilik oynamak acılarını unutturmuştu. Mermi izleri eski olmasına rağmen "Bağırmamaya dikkat etmeliyim" diye aklının bir kenarına yazdı. Fakat kızın bu konuda pek dikkatli olduğu söylenemezdi.
"Noyan!"
"Noyan buradayım!"
Derin bir çekip "Lanet ******!" diye küfretti dişlerinin arasından. "Sevişmek için neredeyse Yunanistan'a gidecek" Bu arada aşağı yukarı on beş dakikadır Güney'e doğru koşmuştu. Ormanın kaba bir hesapla bir buçuk, iki kilometre içine girmişlerdi.
"Noyan! canım!"
Tüm dikkatini kızın sesine verdi, onu tanıdığı akşamı hatırladı.
"Lanet olsun geç kaldım" dedi dışarı çıktığında uzaklaşan servis aracının ışıklarını görüyordu. Tam küfredecekti ki onu hissetti. ( Tam olarak buydu diye düşündü ormanda kızın sesine doğru yürürken onu ne gördü, ne de duydum. Oradaydı ve onu hissettim. ) Kırmızı gömleği ve siyah eteği ile orada duruyor ve garip bir biçimde gülümsüyordu. "İkimizde geç kaldık sanırım"dedi. Noyan'da gülümsedi, küfretme fikri artık pek cazip gelmiyordu. "Evet sanırım yürüyeceğiz." Yarım saatlik sıkı konuşmalı bir yürüyüşten sonra kızdan ayrıldığında birden ne konuştuklarını bile hatırlayamadığını fark etmişti. Kızla ilgili sadece ismi aklında kalmıştı, Seda. Neşe dolu bir çift yeşil göz, gümüş ve devamlı parlayarak dikkatini çeken bir kolye. "Ve kesinlikle güzel bir gülümseme." diye ekledi. Seda ara sokaklarda kaybolduktan sonra genç adam onu bir daha ancak piknik de görmüştü.
İlerideki mağarayı hafif hafif seçebiliyordu, bu onun içini daralttı. Burada çok fazla tanımlayamadığı bir his vardı. şu an nedenini bilmese de ormandan derhal çıkması gerektiğini biliyordu, hissediyordu.


Kıza ulaştığına uzun koşu nedeniyle oldukça terlemiş ve kızarmıştı. Kızsa kırmız renkli düğmelerini gayet davetkar bir biçimde mağaranın içindeki bir kayanın içindeki bir kayanın üzerinde oturuyordu. Noyan kızın gömleğini düşürdüğü sol omzunun hizasında ki krem renkli silueti fark etti. Kızın gözleri adam ona doğru yaklaşırken üzerinde oynaşıyordu. "Hoşlandın mı?" dedi kızın sesi oldukça hoş bir tona ayarlıydı. Fakat adam bir an için içinde garip bir huzursuzluk hissediyordu, bir şeyler tersti ve tersliği bulması an meselesiydi, tabi ki bulacaktı fakat sanki bir şey onun düşünmesini engelliyordu. Siluetin ne olduğunu anlayan genç adam emin olabilmek için neredeyse göleğini çıkartmış olan kızın yanından geçti. Kızın yüzündeki şaşkınlık ifadesini göz ucuyla algıladı ama aldırmadı. Genç adam mağaranın ilerleyen karanlığına doğru olan girişteki nesneye doğru eğildi. Etrafındaki toprağı düzgünce eşelerken alın kemiğinde düzdün deliğe rağmen fazla da hasar almamış olan kafatasının hemen altı kısmında sıkı sıkı poşeti açtı. Poşette kısa namlulu bir Browning tabanca duruyordu. Zamana karşı çok çok direnmiş olmasına şaşırmayan genç adam torbadaki dolu şarjörün yanındaki plastik nesnelerin gitarlarda ve diğer müzik aletlerinde nemlenmeye karşı kullanılan nem tabletleri olduğunu fark etti. Bu sayede silah uzun zaman burada kalabilmişti. Torbayı açarak silaha şarjörü yerleştirdiğinde ardından gelen ayak seslerini algıladı. Bu onu açıkça alarma geçirmişti. "Otomatik refleks" denilebilecek bir hareket ile silahı kurarak torbaları sakladı. Kenarlarını dışarı çıkardığı T-shirtü ve gömleği ile silahının görülmeyeceğinden emin olarak cebine silahını koydu.
Kalkarken torbaları kafatasının altında açılmış olan yerinde toprağın ve zamanın tüm yıpratıcılığına karşın kırmızı gömleği ve gümüş kolyeyi fark ettiğinde "çok geç" diye düşündü.
Okan beyden başından beri hoşlanmamıştı. şimdi elindeki 357 Magnum'la ve gömleğindeki kanla daha da itici görünüyordu. Aslında "itici" fikri ona eğlenceli bile gelmişti ama içinde bulunduğu durum gülmek için pek uygun sayılmazdı. Adam onları açıkça uyarmadığından ellerini ceplerinden çıkarmamanın karşısındakini şüphelendirmeyeceğini düşündü. Okan bey ise gayet sakindi. Anlında biriken ter damlacıkları ve hızla inip kalkan göğüs kafesi adamın harcadığı eforu gösteriyordu sarı gömleğinin sağ tarafı kan içindeydi. Noyan kanın adam ait olmadığına dair bire bin iddiaya girerdi. Gerçi adam elindeki silahla ve bulundurduğu tehditkar haliyle bile onu ilgilendirmiyordu. Genç adam sadece kıza bakmak istiyordu. Beyninde yankılananlar onu rahatsız ediyordu
Kırmızı gömlek...
Kız ormana girmeden önce farklı şeyler giyiyordu. Noyan şimdi şoka girmiş ve korkmaya başlamıştı. ( Gerçi daha sonra sorduklarında "ne korkacağım ya" demişti )
Okan hastalıklı bir sesle "Demek küçük sırrımı keşfettiniz." dedi. Sesinin hırıltılı ve sabırsızdı. "Sen ve senin fahişen. buraya gelebileceğinizden emindim ama beni şaşırttınız." Gömleğindeki kanı fark ederek onu yararsız bir şekilde temizlemeye çalıştı. "Lanet herif "dedi. "Hüseyin'e her zaman benden uzak durmasını söylemişimdir." Kendi kendine kıkırdayarak "Eh artık uzak durur" dedi, konuşmaktan çok kendi kendine eğleniyor gibiydi. Noyan adamın silahı unuttuğunu yada fark etmediğini anlayarak rahatladı. "Bunu" dedi, arkasında kala iskeleti göstererek "Sanırım bir bayan öyle değil mi? Sebebi neydi?" Okan sinirlenmişti. "O beni aldattı. O orospu beni aldattı! Neyim eksikti ki ha? Param vardı, çok para, İzmir'deki her ruhsatsız silah benim elimden geçerdi!" Noyan şansına küfretti. "Ulan bir kerede bana normal bir adam rastlasın anasını satayım!" diye düşünü. "Keşke daha önce tanışmış olsaydık Okan bey, çok iyi anlaşacağımıza eminim." Okan gülümseyerek "Neden seninle yada o lanet orospunla anlaşacakmışım ki?"
Kız Okan'ın cümlesiyle o kadar hiddetlendi ki Noyan kızın gereksizce bir aksiyona gireceğini, belki de adamın üzerine koşacağını düşündü ama kız sakinleşerek mağaraya ilke geldiğindeki şuh sesiyle ile konuştu" Bana o zamanlar böyle demezdin." İki adamda mağaranın soğumasını hisseti. Okan neredeyse arkasını dönmüş olduğu kıza gözlerini fal taşı gibi açarak döndü. Kızın yüzü saçları ve vücudu değişerek tamamen farklı bir şekle girdiğinde etrafında belli belirsiz bir bulut tabakası vardı. Kızın saçları Okan ona kendisini kaybetmiş bir şekilde yaklaşırken değişiyor ve sararıyordu. "O zamanlar bana bebeğim derdin" dedi. Okan'ın neredeyse kalp krizinden öleceğini düşündüğü sırada mağara girişinde arkadaşlarını gördü. dediklerini duyamıyordu sanki aralarında bir duvar vardı. Yine de onları gördüğünde rahatladı. Ancak artık Noyan'nın yeni bir problemi vardı; Okan'a doğrultacağı silahın ateş hattında sivillerde olacaktı. Bu normalde Noyan için büyük bir problem değildi. Ölecek olan bir kaç sivil onu asla rahatsız etmezdi. Zaten bir kaçının dünyada gayet gereksizce yer kapladığını düşünüyordu. Fakat insanlar böyle konularda garip bir şekilde her zaman onun garipseyerek fark ettiği bir hassasiyete sahipti. Bu yüzden ateş hattının yerini değiştirmeliydi. kızın konuşması ve hareketiyle Okan da sağ taraftan sola doğru hareket etti. Neredeyse iki metre kımıldayıp atış alanını güvene almıştı ki Okan şok durumundan çıktı. Artık aktif panikti. "Sen öldün!" diye haykırdı. Boğuk titreyen sesi mağarada yankılanıyordu. Okan geriye giderken silahın horozunu geriye çekti. bağırış, çığlıklar ve diğer gürültüler arasında genç adam sadece yarı çıldırmış adamın baş parmağındaki ufak hareketi görmüştü. Sağ cebindeki silahı hızla çekerek "At o silahı!" diye bağırdı. Bağırtısıyla Okan elindeki magnumu ateşledi. Gök gürültüsünü andıran metalik sesin kustuğu mermi kızın arkasındaki duvara gömüldüğünü gördü fark etti. Noyan kızın hiç bir tepki vermediğini görmüştü. Magnum mermisi onu duvara yapıştırırdı fakat mermiler sanki kıza değmiyordu. Kız tüm o kaosun içinde durgunluğun ve saflığın tapınağıydı. Okan'dan gözlerini ayırmadan. "sevgilimi bir makinalı tüfekle sırtından vurdun, öldü ve beni de tam başımdan vurdun ( fark etmeden eli başına gitti ) Okan, beni de öldürdün. Beni kaç kere daha öldürebileceğini düşündün ki?" Okan artık histeri krizine girmişti her yer ateş etmeye başladığında, üçüncü elde Noyan tüm şarjörü Okan'a boşalttı. İlk kurşun adamın Noyan'a doğru olan sol omzuna gelmişti. Merminin vücuda yaptığı hidrostatik tepkimeyle adam saat yönünün tersine doğru çeyrek bir dönüş yaparken ikinci kurşun sol göğsüne çarptı, böylece Okan'ın dönüşü hızlanmıştı. Diğer kurşunlar adaın göğüs kafesini paramparça etti.

Piknik alanında kimse konuşmuyordu. Okan hepsinden kıdemliydi ve hepsi onu öyle görmeseler bu olanlar inanmazlardı. Noyan ve arkadaşının ormana girmesinden sonra Okan birden sabırsızlanmaya ve huysulanmaya başlamıştı. Murat ve Hüseyin'le birlikte ormana, onları aramaya gitmişlerdi. Sonra Murat kuzeye dönmüş, Hüseyin ile Okan"da güneye doğru ilerlemişti. Mağaraya yaklaştıklarında Hüseyin Okan'a asılmıştı ama bunu pahalıya ödedi. Okan başına birdenbire çıkardığı silahla vurup onu bayıltmış, yola tek başına devam etmişti. Başındaki yarayla iyice sersemleyen Hüseyin geri dönerken Muratla karşılaşmıştı. İkisi piknik yerine dönüp diğerleriyle Okan'ı ve Noyan'ları aramaya koyulmuşlardı. Böylece herkes mağarada buluşmuştu.
Herkes gelecek olan servise ne söyleyeceklerini düşünüyorlardı. Hava kararmıştı, servis iki saat geç kalmıştı herkes gibi Noyan'da oldukça huzursuzdu. Hatta onlardan da huzursuzdu... Birisini öldürmüştü. Orada ki herkes bunu unutacakları konusunda kesinlikle ortak bir karara varmışlardı. Okan için yapılacak bir şey yoktu, Noyan'da muhtemelen hayatlarını kurtarmıştı. Onu adalete teslim etmenin bir anlamı yoktu. Fakat Noyan'ı rahatsız eden şey bu değildi. Konu o adamın vurduğunda neler hissettiği yada hissetmediği konusuydu. Adama karşı hiç bir şey hissetmemişti, sadece "mükemmeldi" diye düşündü. Arabanın sesini ilk duyan Murat oldu. "Geliyor" diyebildiği.
Sabah ki beyaz minibüs yerine mavi ve daha eski bir model geldiğinde herkes nefesini tutmuştu. Herkes farların ardındaki şoföre bakıyordu. şoför de değişikti. Kapı tıslayarak açıldı ve içeriye uzanan kafalara dolmuşçu sakince dönerek "Kusura bakmayın Ahmet ağabeyin arabası kaza yaptı. Sizi ben götüreceğim." Rahatlayan yüzlerle piknikten eve dönen grubun arasında hiç konuşma olmadı. Murat şoförün yanına oturdu. "Geçmiş olsun ağabey, ne olmuş Ahmet ağabeye" dedi. şoför kesinlikle inanmadığını belirten bir ses tonuyla "Ahmet'in önüne kırmızı gömlekli bir kız çıkmış, Ahmet'te ona çarpmamak için direksiyonu kırmış." Murat önce şaşırmıştı, farkında olmadan Noyan'a baktı ama onun dikkati dışarıdaydı. Hüseyin huzur aracasına başını Noyan'ın omzuna koyduğunda genç adam hiç bir tepki vermeden camdan dışarısının gecenin kapladığı ormanı seyrediyordu. "Sadece Mükemmeldi." diye düşünüyordu. Uzaklaşan arabanın ardından iki sevgilinin silueti sakince arabayı izliyordu.



SİLVERLANCE
hergün dönüp dolaşıp aynı çıkmazda bulmak kendini... kimseye anlatamamak. Anlaşılmayacağını bilerek susmak ve uzaklaşmak. Uzaktan tüm bir dünyanın kendi azametiyle akışını izlemek ve bu akışta
Post Reply

Who is online

Users browsing this forum: No registered users and 2 guests